Arka BahÇe Forumu  

Geri Dön   Arka BahÇe Forumu > Nadas Alanı > Müştemilat
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Kıssadan Hisse Hikayeler
Konudaki Cevap Sayısı
107
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
92107

Cevapla
 
Konu Seçenekleri Bu Konuda Ara Modları Göster
  #101  
Eski 16-09-2009, 11:56
Master - ait Avatar
Master Master bağlı değil
.
 
Üyelik Tarihi: Feb 2006
Bulunduğu Yer: Kalamış
Mesajlar/Teşekkür sayısı: 6.503/2289
5743 Mesaj ına 20922 Kere teşekkür edildi
Arrow Yani.....

İKİ ANEKDOT VE İKİ DERS

Zeka
Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.
Juan, "Yalnızca kum" diye yanıt verince polis, "Aç bakalım çantaları" der.
Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka bir şey bulamaz çantada! Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka bir şey yoktur! Polis, çantalarını Juan'a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.
Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan'ı gene durdurur, didik didik arar, bir şey bulamaz ve Juan'ı serbest bırakmak zorunda kalır.
Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder !
Bir gün emekli polis Meksika'da bir barda otururken Juan'ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;
-"Senin yıllardır bir şeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım, geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağına emin olabilirsin."
Juan gülümseyerek yanıtlar: "Motosiklet"

İlk ders:
DETAYLA BOĞUŞURKEN ÖZÜ KAÇIRMAYALIM

***

Esas Akıl
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
- Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor:
- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?
Adam:
- Ooo ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.
- Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.

İkinci ders:
SADECE BİZE SUNULANLARIN DIŞINDA ÇÖZUM BULMAKTIR AKIL.
__________________
''Gelişmekte olan bir ülke enflasyonu düşürebilir.. Yolsuzlukları azaltabilir.. Bütçelerde kısıntıya gidebilir.. Özelleştirme yapabilir..Ama yine de zenginleşemeyebilir! Çünkü bilgi değil,yalnızca mal üretiyordur." Juan Enriquez
Alıntı ile Cevapla
Master kullanıcısına teşekkür edenler
account (16-09-2009), ar_de_ (23-09-2009), janus (17-09-2009), meraklı (18-09-2009), neron (17-09-2009), su (02-11-2009)
  #102  
Eski 01-10-2009, 08:10
ahmetunalcam ahmetunalcam bağlı değil
.
 
Üyelik Tarihi: Nov 2008
Mesajlar/Teşekkür sayısı: 2/0
1 Mesaj ına 5 Kere teşekkür edildi
Tanımlı

Alıntı ile Cevapla
  #103  
Eski 01-10-2009, 11:48
ar_de_ - ait Avatar
ar_de_ ar_de_ bağlı değil
.
 
Üyelik Tarihi: Jan 2007
Mesajlar/Teşekkür sayısı: 133/1013
128 Mesaj ına 587 Kere teşekkür edildi
Tanımlı Herşey Verdiğin Anlamdan Ibaret .....

KÜÇÜK BİR TEBESSÜM

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.

Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.

Hemen bir not yazdı, yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.

Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.

Fakir adam öyle ama öyle minnettar oldu ki. İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titresen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı.

Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar. Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.

-ALINTI-


PENCERE

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadiın kocasına ´ Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor.´ demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş. Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış ´Bak´ demiş kocasına ´ çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?´

´Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim´ diye cevap vermiş kocası. Hayatta da böyle değil midir ? Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce zihin durumumuza bakmak ve ´iyi´ olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir ...

-ALINTI-


BAKIŞ AÇINIZDA FARKLILIKLAR OLUŞTURUN

Hayvanat bahçesindeki tek kangurunun, kapatıldığı yerden çıkıp, bahçede dolaştığını gören yetkililer, hemen bir önlem aldılar. Kangurunun zıplama yeteneği bildiklerinden, onun bulunduğu bölümün çevresindeki tel örgü duvarı iki metre daha yükselttiler.
Fakat sabah uyandıklarından, kangurunun yine dışarı çıktığını ve hayvanat bahçesindeki yollarda gezindiğini gördüler.
Yetkililer, aldıkları önlemin yetersiz olduğunu anladılar ve iki metre yükselttikleri tel örgülerin boyunu iki metre daha yükselttiler.
Fakat ertesi sabah, bu önlemin de yeterli olmadığını gördüler. Çünkü kanguru, kapatıldığı bölümden yine çıkmış, hayvanat bahçesinde yine özgürce dolaşıyordu.
Başka bir önlem düşünemeyen hayvanat bahçesi yetkilileri, çareyi yine tel örgülerin yüksekliğini artırmakta buldular. Kangurunun kaldığı bölümü çevreleyen tel örgülerin yüksekliğini bu kez on beş metreye çıkardılar.
Hayvanat bahçesinde kangurunun yanındaki bölümde kalan deve, komşusunun çevresindeki tel duvarın hemen her gece yükseltilmesi karşısında daha fazla dayanamadı ve sordu:
Kanguru kardeş, bu durumun sonu ne olacak böyle?
Senin bölümün çevresindeki tel örgünün boyunun yükseltilmesi ne zamana kadar sürecek dersin?
Kanguru bir yandan gülerken, bir yandan da deveyi yanıtladı:
Yetkililer bahçe kapısını geceleri kilitlemeyi öğreninceye dek!..

-ALINTI-


YAPTIKLARINIZIN FARKINA VARIN

Kimya hocası bir deney sırasında öğrencilerine ders vermek amacıyla, 'Hiç gözlem yapmıyorsunuz.Ezbere hareket ediyorsunuz.Yaptıklarınızın farkına varın ve ona göre hareket edin' dedikten sonra masanın üzerinde duran iğrenç kokulu sıvının içine parmağını daldırdı ve ağzına götürdü.Öğrencilerden de yaptıklarını aynen tekrar etmesini istedi.Öğrenciler,isteksiz bir şekilde ama karşı gelmemek için söyleneni yaptılar.Yapar yapmaz da hepsinin yüzlerinde acı dolu bir ifade belirdi.

Bunun üzerine öğretmen öğrencilerini yeniden uyardı:
'Bir daha söylüyorum:Gözlem yapmıyorsunuz.Eğer dikkatli bakmış olsaydınız,ağzıma götürdüğüm parmağın sıvıya batırdığım parmak olmadığını fark ederdiniz...'

-ALINTI-


ÖNYARGILAR GÖRÜŞÜMÜZÜ KAPATABİLİR

Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın vardı. Kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başladı.

Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmazdı. Her ne kadar vahşi bir hayvan olsa da, oldukça uysallaşmıştı. Gelincik kadını çok sevmişti.

Birkaç ay sonra, kadının çocuğu doğdu. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak oldukça zordu.

Günler geçti. Kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kaldı. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardı. Kadın, gelincik bebeğine zarar verir mi diye, aslında endişeliydi… Ama mecburdu. Aradan biraz zaman geçti ve anne eve geldi. Gelinciği ve kanlı ağzını gördü! Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırdı ve oracıkta öldürdü hayvanı. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyuldu. Anne odaya yöneldi…. Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış yılanı gördü.

KEN BLACHARD


BAKIMA MUHTAÇ BİRİ

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur: “Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman, yer ya da kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.”

Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler.

Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar. Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır...

Dr. Ruskin, Amerikan Tıp Birliği Dergisindeki makalesinde, gülünç bir yanlış anlamanın insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını anlatmaktadır.

ALLEN KLEIN


BAKIŞ AÇISI

Vincenzo yine bir ödül kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş.Ardından klubüne uğramış, eşyalarını toplayıp otoparktaki arabasının yanına doğru yürümüş.O sırada yanına bir kadın yaklaşmış.Vincenzo´yu kutladıktan sonra ona küçük bir bebeğini olduğunu,bebeğin çok hastalandığını ve hastane masraflarını karşılayamadığını onun her gün biraz daha ölüme yaklaştığını anlatmış, bir çırpıda.Kadının anlattıkları Vincenzo´yu çok etkilemiş.Hemen çek defterini çıkarmış ve turnuvadan kazandığı paranın bir bölümünü yazıp imzalamış.Çeki kadına uzatmış. O sırada kadına "umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın" demiş.Ertesi hafta Vincenzo klupte öğle yemeğini yerken Golf derneği´nin birüyesi yanına yaklaşmış ve "otoparktaki çocuklar, geçen hafta siz turnuvayı kazandığınız gün bir kadının yanınıza yaklaştığını ve sizinle konuştuğunu söylediler" demiş."Evet" demiş Vincenzo, "bunun nesi garip ?"."Garip değil tabi ki" demiş adam," ama size bir haberim var o kadın bir sahtekarmış.Sizin gibi zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyip para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış." Vincenzo şaşkınlıkla " yani ölümü beklenen bir bebek yok mu ?" demiş."Yok" demiş adam."İşte bu hafta duyduğum en iyi haber" demiş Vincenzo. İşte buna bakış açısı farkı diyoruz. Kimi parasını kaybettiğine üzülür ama kimi de Vincenzo gibi ölümü bekleyen bir bebek olmamasına sevinir.Aynı pencereden dışarı bakan iki kişiden biri sokaktaki çamuru, diğeri gökyüzündeki yıldızları görebilir.Seçim bizlere aittir.

-ALINTI-


DUYGUSAL VE ZİHİNSEL KELİMELER

Bir söz senin içine işlediği zaman, zihninde farklı bir iklime, farklı bir yaklaşıma, farklı bir vizyona neden olur. Aynı şeye başka bir isimle hitap et, ve göreceksin: Bir şey hemen değişir.

Duygusal kelimeler var ve zihinsel kelimeler var. Zihinsel kelimeleri gitgide bırak. Daha ve daha da çok duygusal kelimeleri kullan. Politik kelimeler var ve dinî kelimeler var. Politik kelimeleri bırak.

Hemen çatışma yaratan sözler var. Sen onları söylediğin an, münakaşa olur. Öyleyse asla mantıksal, tartışmacı dili kullanma. Sevginin, şefkatin, aşkın dilini kullan; böylece münakaşa olmaz.

Eğer kişi bu yönde farkında olmaya başlarsa, olağanüstü bir değişimin meydana geldiğine tanık olur. Eğer kişi yaşamda biraz dikkatli olursa, birçok ıstırap önlenebilir. Bilinçsizce kullanılan tek bir kelime uzun bir mutsuzluk zinciri yaratabilir.

Ufacık bir değişim, sadece çok küçük bir dönüş ve o, birçok fark yaratır. Kişi çok dikkatli olmalı ve mutlaka gerekli olduğu zaman kelimeleri kullanmalıdır. Bulaşık kelimelerden kaçın. Taze, tartışmaya yol açmayan, tartışmacı değil ama doğrudan senin duygularının ifadesi olan kelimeleri kullan.

kişi bir kelime uzmanına dönüşebilirse, kişinin bütün hayatı tümüyle farklı olacaktır. Eğer ki bir söz ıstırap, kızgınlık, çatışma, ya da tartışmaya neden oluyorsa, bırak onu. Onu taşımanın ne anlamı var? Onu daha iyi bir şeyle değiştir.

En iyisi sessizliktir. Sonraki en iyiler ise şarkı söylemek, şiir, aşktır.

OSHO
Alıntı ile Cevapla
ar_de_ kullanıcısına teşekkür edenler
account (01-10-2009), dentist (01-10-2009), Gozlemci (02-10-2009), Master (01-10-2009), neron (18-01-2010), su (02-11-2009)
  #104  
Eski 07-10-2009, 11:06
Master - ait Avatar
Master Master bağlı değil
.
 
Üyelik Tarihi: Feb 2006
Bulunduğu Yer: Kalamış
Mesajlar/Teşekkür sayısı: 6.503/2289
5743 Mesaj ına 20922 Kere teşekkür edildi
Arrow Eskidenmiş...günümüzde yok artık...

BÜYÜK İSKENDER, FELSEFENİN DUAYENİ SAYILAN ARISTO' YA BİR MEKTUP YAZAR.

''ZAPTETTİĞİM TOPRAKLARDAKİ İNSANLARI TAHAKKÜMÜM ALTINDA TUTABİLMEK İÇİN NELER YAPMALIYIM ''
DIYE GÖRÜŞÜNÜ SORAR;

1- ÜLKENİN İLERİ GELEN İNSANLARINI SÜRGÜNE Mİ GÖNDEREYİM?

2- ÜLKENİN İLERİ GELEN İNSANLARINI HAPSE Mİ ATAYIM ?

3- ÜLKENİN İLERİ GELEN İNSANLARINI KILIÇTAN MI GEÇİREYİM?

ARİSTO' NUN CEVABI :

1- SÜRGÜNDE TOPLANIP SANA KARŞI BAŞKALDIRIRLAR,

2- HAPİSHANELER MİLİTAN YUVASI OLUR, KONTROLDEN ÇIKAR,

3- ONLARDAN SONRAKİ KUŞAK İNTİKAM HIRSIYLA BÜYÜR, TAHTINI SALLAR.

ÇÖZÜM OLARAK ŞU NASİHATI VERİR:

''İNSANLARIN ARASINA NİFAK TOHUMLARI EKECEKSİN,
BİRBİRLERİYLE SAVAŞINCA HAKEM OLARAK KENDİNİ KABUL ETTİRECEKSİN,
AMA ANLAŞMAYA GİDEN BÜTÜN YOLLARI TIKAYACAKSIN. ''

Minik Tşk : email ile gönderip sunmama katkıda bulunan paylaşımcı dostluğa...
__________________
''Gelişmekte olan bir ülke enflasyonu düşürebilir.. Yolsuzlukları azaltabilir.. Bütçelerde kısıntıya gidebilir.. Özelleştirme yapabilir..Ama yine de zenginleşemeyebilir! Çünkü bilgi değil,yalnızca mal üretiyordur." Juan Enriquez
Alıntı ile Cevapla
Master kullanıcısına teşekkür edenler
account (07-10-2009), ar_de_ (07-10-2009), buena vista (07-10-2009), janus (07-10-2009), neron (08-10-2009), su (08-10-2009)
  #105  
Eski 22-10-2009, 14:12
ar_de_ - ait Avatar
ar_de_ ar_de_ bağlı değil
.
 
Üyelik Tarihi: Jan 2007
Mesajlar/Teşekkür sayısı: 133/1013
128 Mesaj ına 587 Kere teşekkür edildi
Tanımlı görüş açısı ...

( netten ... anlamlı ... )


Gülümseyerek “Erkekler çok komik” dedi. Bunun kabahat mi, yoksa övme mi belirttiğini anlamadığım için, “Gerçekten doğru” diye cevap verdim.

- Kocam tam bir Othello! Bazen onunla evlendiğime üzülüyorum.

Anlamayarak baktım. “Açıklamandan…” diye söze başlayacak oldum. “Haa, senin duymadığını unutmuşum” diye sözüne devam etti:

- Üç hafta kadar önce kocamla alandan geçip eve yürüyordum. Bana çok yakışan siyah bir şapkam vardı ve yürümekten yanaklarım pembeleşmişti. Bir ışığın altından geçerken, esmer bir adam bana baktı ve aniden kocamı kolundan tuttu. “Ateşinizi verebilir misiniz?” dedi. Alexander kolunu çekti, eğildi ve şimşek gibi bir hızla yerden aldığı tuğla ile adamın kafasına vurdu. Adam yere yığıldı. Korkunç bir şey!

- Kocanı ansızın ne gibi bir şey öyle kıskanç yaptı?

Omuzlarını silkti. “Söyledim ya, erkekler komik.”

“Hoşça kal” deyip çıktım, köşede kocasıyla karşılaştım. “Merhaba” dedim; “İnsanların kafalarını kırmaya başladığını duydum.”

Gülmeye başladı.

- Anlaşıldı, karımla konuştun. Çok şanslıydım. O tuğla hemen elime geldi. Yoksa bir düşün: Cebimde bin beş yüz ruble vardı ve karım elmas küpelerini takmıştı.

- Seni soymak istediğini mi zannettin?

- Karanlık bir köşede adamın biri sana yanaşıyor. Daha ne beklersin?

Şaşkın şaşkın odadan ayrıldım ve yürümeye devam ettim. “Sana bugün yetişmek imkansız” diye bir ses duyup döndüm baktım ve üç haftadır görmediğim bir arkadaşımı gördüm:

- Aman Tanrım! Senin başına ne geldi?

Hafifçe gülümsedi.

- Birtakım delilerin başıboş dolandığından haberin var mı? Üç hafta önce biri bana saldırdı. Hastaneden bugün çıktım.

Ani bir ilgiyle sordum:

- Üç hafta önce mi? Alanda mı duruyordun?

- Evet. Çok saçma bir şey. Alanda oturuyordum. Canım çok sigara içmek istiyordu. Kibrit yok. On dakika filan sonra bir bey, yanında yaşlı bir kadınla sigara içerek geliyordu. Yanına gittim, koluna dokundum ve en kibar tavrımla, “Ateşinizi verebilir misiniz?” diye sordum. Sonra ne olduğunu düşünebiliyor musun? Deli yere eğildi, bir şeyi kaptı, bir dakika sonra ben kafam kanar halde, kendinden geçmiş, yerde yatıyordum. Herhalde gazetede okudun?

Ona baktım ve içtenlikle sordum:

- Gerçekten bir deliyle karşılaştığına inanıyor musun?

- Eminim.

Bir saat sonra kent gazetesinin eski sayılarını merakla karıştırıyordum. En sonunda aradığımı buldum, kaza sütununda kısa bir not:

İçkinin etkisi altında

Dün sabah, alanın bekçileri, bir bankın üzerinde kimliğinden iyi bir aileden olduğu anlaşılan bir genç adam bulmuştur. Aşırı içkili olmanın sonucunda, yere düşüp kafasını yakınındaki tuğlaya vurarak yaralandığına inanılmaktadır. Haşarı gencin ana-babasının üzüntüsü derin olmalı.

A. AVERCHENKO
Alıntı ile Cevapla
ar_de_ kullanıcısına teşekkür edenler
buena vista (22-10-2009), dentist (22-10-2009), janus (22-10-2009), Master (22-10-2009), meraklı (23-10-2009), neron (22-10-2009), su (02-11-2009)
  #106  
Eski 27-10-2009, 17:38
dohol dohol bağlı değil
.
 
Üyelik Tarihi: Oct 2006
Mesajlar/Teşekkür sayısı: 187/292
172 Mesaj ına 739 Kere teşekkür edildi
Tanımlı Öküzler

Bertolt Brecht ve SARI ÖKÜZ

Hani bize Koyun dediler ya....

Ormanın birinde...

Aslanlar toplanmış.

"Yahu" demişler, "Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader....

Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük...

Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor,

ee balık yakalayacak halimiz de yok...

N'aapsak?"

Bir tanesi "En iyisi, ÖKÜZLERE SALDIRALIM" demiş,

"iri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!"

Olur mu? Olur.

Hücum!

Ama evdeki hesap çarşıya uymamış;

Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer...

Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.

Aslanlar aç bilaç.

N'aapsak, n'aapsak?

"Tilkiye danışalım" demişler.

Tilki "kolay" demiş,

"beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..."

Kabul etmişler.

Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş,

"saygıdeğer öküzler" demiş,

"aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar... Ama

Şu aranızdaki SARI ÖKÜZ var ya, sarı öküz, İŞTE SORUN O...

Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, VERİN ŞU SARI ÖKÜZÜ,

KURTULUN KARDEŞİM, HUZUR İÇİNDE YAŞAYIN!"

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış,

"BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN"

mantığıyla, verivermişler sarı öküzü...

Aslanlar da afiyetle yemiş.

Bir gün, iki gün....

Tilki gene gelmiş.

"Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş ve

eklemiş: "Ama şu BENEKLİ ÖKÜZ var ya, benekli öküz,

o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, VERİN, KURTULUN!"

Öküz heyeti düşünmüş,

"OTLAĞIN SELAMETİ İÇİN"

teslim etmiş benekli öküzü..

Üç gün, dört gün...

Tilki gene gelmiş.

KUYRUĞU UZUN OLANI...

BURNU BEYAZ OLANI...

TOMBUL OLANI...

Tek tek alıp, gitmiş.

Otlak seyrelmiş.

Aslanlar semirmiş.

Bir gün... Tilki gelmemiş!

Gerek kalmamış çünkü.

Direkt Aslan gelmiş.

"Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin" demiş.

Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler,

"KEŞKE SARI ÖKÜZÜ VERMESEYDİK" demiş ama İŞ İŞTEN GEÇMİŞ.
*
İşte böyle çocuklar...

Öküzlük böyle bir şeydir.

Bu hikaye sebebiyle, dünyaca ünlü Alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht aklıma geldi...

Bir şiirinde aynen şunları yazmıştı:

“NAZİLER ÖNCE KOMÜNİSTLERİ TUTUKLADILAR; KOMÜNİST DEĞİLİM DİYE SES ÇIKARMADIM.

SONRA YAHUDİLER’İ TUTUKLADILAR, YAHUDİ DEĞİLİM DEDİM, SESİMİ ÇIKARMADIM.

SOSYAL DEMOKRATLARI TUTUKLADILAR, SAVUNMAK BANA MI KALDI DEDİM, SESİMİ ÇIKARMADIM.

SIRA BANA GELDİĞİNDE ETRAFTA TUTUKLANMAMA SES ÇIKARACAK KİMSE KALMAMIŞTI!”
Alıntı ile Cevapla
dohol kullanıcısına teşekkür edenler
account (28-10-2009), ar_de_ (29-10-2009), coser (27-10-2009), hazan (27-10-2009), Master (27-10-2009), neron (28-10-2009), Süvari (27-10-2009)
  #107  
Eski 29-10-2009, 12:38
AnnE - ait Avatar
AnnE AnnE bağlı değil
.
 
Üyelik Tarihi: Feb 2006
Bulunduğu Yer: Suriçi
Mesajlar/Teşekkür sayısı: 606/518
524 Mesaj ına 3114 Kere teşekkür edildi
Tanımlı kimlerin hangi cagda yasadıgı hakkında

7,3 Milyar Isik Yili Sonra, Einstein'in

-7,3 Milyar Isik Yili Sonra, Einstein'in
Teorisi Hala Gecerli

Ankara (a.a) - 29.10.2009 - Amerikali Astronomlar, Nasa'nin Fermi Gama
Isini Uzay Teleskobuyla Yapilan Olcumlerin, Albert Einstein'in Uzay-zaman Yapisi
Konusundaki Teorisinin Hala Gecerli Oldugunu Ortaya Koydugunu Belirttiler.
Uzay Teleskobunun Ilk Yilinda Yaptiklari Gozlemleri Nature Dergisinde
Yayimladiklari Makalede Anlatan Bilim Adamlari, Uzayin En Uzak Noktalarinin Ustun
Cozunurluk Ve Hassasiyetiyle Haritasini Cikaran Fermi'nin Bu Sure Zarfinda Isigin
En Yuksek Enerjiye Sahip Bicimi Olan Binden Fazla Somut Gama Isini Kaynagi
Belirledigini Kaydettiler.
Evren Simdiki Yasinin Ortalarinda Iken Bir Yildizin Patlamasindan Dogan
Degisik Enerjilere Ve Dalga Boylarina Sahip Gama Isinlari Arasindaki Hizi Olcen
Bilim Adamlari, 7,3 Milyar Isik Yili Seyahatten Sonra Bu Isinlarin Hepsinin De
Fermi Uzay Teleskobunun Tespit Cihazlarina Saniyenin Onda Dokuzu Surede
Geldiklerini Belirlediler.
206 Astronomun Ortak Calismasinda, Gama Isinlarinin Hizinin Olcmenin
Modern Fizigin Ilkelerini Test Icin Hala En Onemli Saptamalardan Birisi Oldugu
Belirtilerek, Bu Olcumlerin Einstein'in 1905'te Acikladigi Gorelilik Teorisinin,
Isik Hizi Sabittir Ve Rengi, Enerjisi, Yonu Veya Sizin Nasil Hareket
Ettiginizden Bagimsizdir Ilkesini Dogrular Nitelikte Oldugu Kaydedildi.
Stanford Universitesinden Peter F. Michelson, Calismanin, Einstein'in
Hala Hakli Oldugunu Dogruladigina Ve Siddetli Enerjinin Isik Hizinda Degisiklige
Yol Acacagini One Suren Yeni Gorelilik Teorilerini Ortadan Kaldirdigina Dikkat
Cekti.
(int-bur-sp)
11:54 29/10/09

--aa--
Alıntı ile Cevapla
AnnE kullanıcısına teşekkür edenler
ar_de_ (30-10-2009), hazan (09-11-2009), Master (29-10-2009), neron (30-10-2009), Ramo (30-10-2009)
  #108  
Eski 16-01-2010, 22:42
meraklı - ait Avatar
meraklı meraklı bağlı değil
.
 
Üyelik Tarihi: Dec 2006
Bulunduğu Yer: Koşuyolu
Mesajlar/Teşekkür sayısı: 287/1518
250 Mesaj ına 1039 Kere teşekkür edildi
Thumbs up

BARDAĞI YERE BIRAKIN

Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı

Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu :

"Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?"

'50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'

..diye öğrenciler yanıtladı.

"Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem," dedi profösör, "ama, benim sorum şu ki :

"Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"

'Hiçbir şey' ...diye yanıtladı öğrenciler.

"Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?" diye sordu profesör bu kez.

"Kolunuz ağrımaya başlardı efendim" diye öğrencilerden biri yanıtladı

"Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?"

"Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!"... tüm öğrenciler çeşitli yorumlar
yaptı ve gülüştüler

"Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?" diye sordu profesör.
"Hayır.." diye yanıtladı herkes

Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?"

Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.

"Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?"diye tekrar profesör sordu.

"Bardağı bırakın düşsün!" diye öğrencilerden biri yanıt verdi.

"Kesinlikle!" dedi, profesör.

"Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar.

Daha uzun düşünün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.


Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,
Fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!

Bu yüzden bugün ofisten ayrıldığınızda, Sevdiklerinize şunu hatırlatın :

'Bardağı yere bırakın bugün!'




Alıntı
__________________
meraklı: üzerine vazife olmayanla ilgilenen.. Herşeye burnunu sokan..."merak ediniz, öğreniniz ki yeni ufuklarda başarı sizin olsun."
Alıntı ile Cevapla
meraklı kullanıcısına teşekkür edenler
account (17-01-2010), ar_de_ (19-01-2010), buena vista (17-01-2010), coser (18-01-2010), dentist (17-01-2010), Master (17-01-2010), neron (18-01-2010)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş arama yap
Modları Göster

Yetkileriniz
Yeni konu açabilirsinizdeğil
Yanıt gönderebilirsiniz değil
Eklenti gönderebilirsiniz değil
Mesaj düzenleyebilirsiniz değil

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:21 .


Telif Hakları vBulletin v3.5.4 © 2000-2018, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme ve Tasarım : Arka & Bahce