![]() |
|
#711
|
||||
|
||||
|
Gecen haftasonu katkat dağların güneyden gelip batıya doğru köşelendiği, pusların arkasındaki yerlere gittim.Baharın '' gelmek üzereyim '' demesiyle, o dağların her katı yeşilin başka tonuna bürünmeye başlamış. En tepeler hala sert beyaz; bir altı erimeye yüz tutmuş, onun altı bozarmış, ama aşağı doğru sonraki katlarda yeşilden yeşil beğen.
Gündüz ve akşam olanlar hep anlattığım şeyler, nihayeti bol votka ile bağlanan anılar. O bol votkadan sonra, gece yarısına doğru odamda dağların taze yeşil havasıyla ciğerlerime detox yapmak üzre balkona çıktım. Detox esnasında balkondaki ücüncü sigaramı yakarken, batının çok uzaklarından ışık kırpışmaları ve birtakım sesler gelmeye başladı. Işıklar ve sesler süratle yaklaşıp parlamalar ve gürültülere döndü. Parlamalarla sesler arasındaki aralık gittikce azaldı, artan rüzgarla elimdeki sigaranın ucu sürekli kırmızı görünmeye başladı. Buralarda kiremit yok ; çatılar düz kaplama. Düşmeye başlayan iri yağmur damlalarının sesleri, parlamalarla gürültüler arasındaki sesler aynı anda oluşmaya başlarken sıklaştı. Şimşeklerle aydınlanan gökyüzüne bakınca, beyazdan siyahın her tonuna bulutların, ters dönmüş bir kazanda kaynayan su gibi birbirlerini ezmek için çılgınca mücadele ettiklerini, her alta girenin bir diğerini şimşeklerle boğarken, her tarafı yıldırımlarla talan ettiklerini keyifli bir ürperti ile görüyordum. Birden, yağmurun sesi değişti, ortalık gürültüden geçilmez oldu ; balkonun sundurmasının önünde adeta bi buzlu cam peydahlandı, önce bulanıklaşan manzara buzlu camın ardında kayboldu, sadece şimşeklerin buzlu cam ardındaki sık parıltıları kaldı önümde. Hiç görmediğim ve sesinin bu kadar yüksek olabileceğini hayal edemiyeceğim dolu yağışı bir on dakika kadar sürdü, artık balkonun arka tarafından gelmeye başlaya şimşek parlamaları ve bu parlamalardan çok sonra gelmeye başlayan gökgürültüleri ile yerini sakin bir yağmura bırakarak çekti gitti. Her yeri kaplayan beyaz buz tabakası süratle eridi, azalarak biten yağmurla beraber akıp gitti. Son sigaramı söndürüp yattım. Sabah kahvaltı sonrası, bizim Elekber ile aksamki dolu ve fırtına üzerine konuştuk. Etraf köylerde bir cok yeri telef etmiş dolu. Elekber ellili yaşlarda, her türlü teknik iş elinden gelen, az konuşup çok koşan biri. '' Buralarda, genç fidan göremiyoruz artık '' dedi. ''Her baharda ve sonbaharda gelen dolular, bütün fidanları kırıp götürür. Sadece, dağlarda, eski büyük ağaçların koruması altındaki fidanlar yaşar.'' '' Ben, kırk yaşıma kadar dolu nedir bilmezdim'' dedi '' o zamandan kalmadır bu ovada gördüğün bütün meyva ağaçları'' ''Nasıl ya '' dedim, iklim değişti de dolu mu geldi birdenbire buralara ? '' evet '' dedi ; batıda, uzaktaki dağları gösterdi. '' O dağları görüyormusun aNNe ? Orada bir katyuşa üssü vardı eski zamanda. Bu dev yağmur bulutları o dağın tepesinde oluşmaya başlar, rüzgarı arkasına alarak buraya gelir herzaman. İşte o üste bir de meteoroloji birimi vardı. Oluşan bulutları gözler, hava katmanlarının sıcaklıklarını ve bulutların yoğunluğuna göre dolu yağma ihtimalini hesaplarsa, katyuşa taburuna talimat verir, bulutlara katyuşaları yağdırırlardı. Böylece, o yükseklikteki hava sıcaklığı bir süre değişir, bulutlarında yoğunluğu buna bağlı değişir, dolu yağmaz olurdu. Bu şekilde buraya gelse gelse yoğun yağmurlar gelir bu da sadece buradaki tarımı coştururdu. Bilmedim kırklı yaşlarıma kadar dolu nedir. Sonra öğrendim, bütün ahaliye nasıl bir felaket piyangosu getirdiğini.'' Katyuşa; sevdiğim kadın isimlerinden. Ekaterina'nın kısaltmalarından. Katya'da denir, Katinka'da denir; ama en güzel söylenesi olan Katyuşa. O aradaki U bizim U gibi değil, söylemesi hoş bir U. Tek başına U'da değil aslı YU ; ama başka bir YU. Katyuşa'daki o hoş YU. Bu katyuşa adını, füzelerde Stalin zamanında kullanmışlardı. İkinci savaşta, Alman askerleri, bu füzelere '' Stalin'in orgu '' derlermiş, üzerlerine ölüm getirirken çıkardığı o ıslık sesi için. İyi yapmışlar, Katyuşa adı, ölümle bir arada hiç hoş değil. Ama dolu getiren bulutu öldürüp bereket yağmurlarına dönüştürmek de pek yakışmış. |
|
#712
|
||||
|
||||
|
45 yaşından küçüklarin okuması yasaktır
Yasaktır çünkü onlara hiçbirşey ifade etmez. Dün sigarayı bırakmaya değil zira bırakamam ama günde 70 tanelere çıktığımı farkedince azaltmaya karar verdim. dün 3 tane, bugün 2 tane içmişken, akşam kendimi vokta içerken sigara içmemeye alıştırmaya çalışıyordum ki ; bir yandan da televizyonu zaplıyordum ; birden TRT1 'de Salim Dündan çıktı karşıma. 45 yaşının üstündekiler, bindokuzyüzyetmişlerin başlarına bu şarkıyı beğenmişlerdi. Neye göre beğendiklerini kendileri de bilemediler. Ama anlaşılan o ki, bugünlerde duyunca , dudaklarında kiminde acı, kiminde tatlı bir gülümseme biriktirmek için beğenmişler. Şarkıyı, hiç beklenmez bir anda duyunca, ister istemez birkaç sigarayı peşpeşe yakıvermişim; vokta ile sigara içmemeye çalışma testini erteleme pahasına. Umurumda değil ; pek iyi yapmışım. Dudağımdaki seğirmenin, gözümdeki nemin ne olduğu çok daha umurumda. Harmanım ben harmanım Kırk satırlık fermanım Yok dizinde dermanım Eyletmen beni Söyletmen beni Ağlatman beni Aynalar aynalar İster anam darılsın İster babam darılsın Vuran elim kırılsın Eyletmen beni Söyletmen beni Ağlatman beni Aynalar aynalar Hüznüm sizde görünür Saçım beyaz örülür Yaşarken de ölünür Söyletmen beni Ağlatman beni Aynalar aynalar Yüzümde hep çizgiler İçimde hep ezgiler Uçup gitti seneler Eyletmen beni Söyletmen beni Ağlatman beni Aynalar aynalar |
| AnnE kullanıcısına teşekkür edenler | ||
|
#713
|
||||
|
||||
|
Memleket iyiden iyiye enteresanlaştı.
Umut öğütme aparatı CHP ve bu aparatın şube reisleri, hiç umulmayacak şekilde kaabiliyetsiz ustabaşını azlederek, hiç de alışık olmadığımız şekil şemaldeki bir adamı başkan yapmaya karar verdiler. Demek ki, bizim gibi, umutlarını tüketmemeye azimli nesillleri insanları bir müddet daha yeşilimtrak ümitlerle idare edecek. Türk siyasi hayatının alışıldık hotzotcu liderlerine hiç uymayan birine sevimli bakmak şahsen hiç bana uymasa da ; bakacağız artık. E madem bu memlekette yukarıdan aşagı iktidar olmaya kalksan liberaller bozuluyor ; aşagıdan yukarı iktidar olmaya kalksan halk bozuluyor ; o zaman bireysel olarak bozulmamış birilerine umut bağlamak da pek fena fikir olmasa gerek. ( Tabii ki abartmamak lazım canım ) Ha bu arada bir bahçe dostu ile az evvel konuşurken, Baykal ne olacak diye düşündük, ve kendisi için en iyisinin Rodos'a il başkanı olması olacağı konusunda hemfikir kaldık. Rodos'a nasıl gidilecegini de en iyi kendisi biliyor zaten. Hem orada belki onun ne dedigini ve ne yapmak istedigini anlayan birilerini bulabilir belki. |
| AnnE kullanıcısına teşekkür edenler | ||
account (18-05-2010), ar_de_ (27-05-2010), Baybora (22-05-2010), coser (18-05-2010), DENİZ (31-05-2010), Emin (31-05-2010), hazan (19-05-2010), janus (19-05-2010), Master (18-05-2010), neron (19-05-2010), nomeames (18-05-2010), PINAR (18-05-2010), Ramo (18-05-2010), su (25-05-2010), Süvari (18-05-2010) | ||
|
#714
|
||||
|
||||
|
Yahu ahali ;
Valla ben bu memleketi anlayamıyorum. Adamın biri kalkıyor, milyonlarca kişinin gözünün içine baka baka kalpazan başbakan diyor ; kimsenin gıkı çıkmıyor. Ama aynı başbakana '' Recep Bey '' dedi diye, seviyesizlikle suçlanıyor. Yahu memlekette kalpazanlık mı kötü birşey, Bey olmak mı ? Biri bana anlatsın, çoktandır uzak kaldım memleketin şeyide değişmiş. Kader notu ; Yine yukarıda adı geçen memlekette, bildiğim kadarı ile intihar etmek yasaktır ve intihata teşvik etmek de suctur. Madencilik denen mesleğin de kaderinde ölüm olduğuna göre, bu mesleği secmek direkt intihara meyletmek, bu meslekte adam calıştırmak, meslek örgütü kurmak , falan da intihara teşviktir. Savcılar göreve , maden işletmeleri, sendikaları, odaları da Silivri'ye lutfen. |
|
#715
|
||||
|
||||
|
Bir zamanlar el-fetih vardı ; anti-emperyalizmin bayragı. Liderinin resmi Che'nin, Deniz'in yanında dalgalanırdı. Cengiz Çandar bile, Türkiye'de anti-emperyalist Milli Demokratik Devrim'in öncü gerilla eğitimini almaya Filistin'e giderdi. Türkiye'de öncü savaşının pek bi öncüsü olabilmek için.
Sonra kanser oldu El-Fetih lideri , karısının Fransa'daki milyonları döküldü ortalığa. İsrailliler yahudi olduklarından önce USA'nın ortadoğou karakol askerleri olarak anılırdı. Filistinlilerin müslümanlığı değil, anti-emperyalist mücadelesi kutsanırdı. El-Fetih liderinin kanser olma sürecinde, Filistin ızdırabı da kanser oldu. Çakma sosyalist bolkun yıkılması sürecinde, anti-emperyalizm, yerini dinler savaşına bırakmaya başladı. Filistin halkının vatan mücadelesi, mezhep ve cemaat çatışmaları içinde bırakın topraklarını korumaya, tamamen topraksız, iki küçük toplama kampından oluşan bir toprak parcacığına sıkışmalarına sebep oldu. Bu küçücük toplama kampını andıran toprakta bile El-Fetih ci olmak, anti-empreyalist kökten gelmez, Polonya'daki yahudinin gördügü muameleye maruz kalmanın gerekcesi oldu. O kücücük kalan topraklardaki Universitelere, annesi babası el-Fetihci olan gencler alınmamaya başlandı. Filistin'in elinde kalabilen ( bırakılan ) küçücük toprak parcasında yönetimi elinde tutan '' islamcılar'' o küçücük iktidarları uğruna, kendinden olmayan filistinlilere de İsrailli muamelesi yapmaya başladı. İsrail askeri onları öldürürken, onlar ''kendileri kadar müslüman olmayan'' dahili muhaliflerini öldürmeyi yeğledi. Bir zamanlar milli olan Filistin mücadelesi , bir din savaşı oluverdi. Ama din öyle birşey ki, iktidarı elinde tutanların dini algılayışı, digerlerinin dini algılayış ve yaşayışına denk düşmüyorsa o ikincileri de düşman safında görmeye teşne idi. Başta müslümanların laik bir ülkesindeki ulusal kurtuluş savaşı, islamcıların mezhepsel iktidar savaşına dönüverdi. Kimse, Filistin'in öz topraklarının 90% inin yokoluverdigini hatırlamaz oldu. Akılda kalan, küçücükleştirilmiş topraklardaki mezhep savaşının İsrail'in yok etme taktiklerine elverdiğini göremez oldu. O hale geldi ki bu küçücükleşmiş efsane halkın hali, dünyanın dört bir yanından gemilerle gelen '' insani yardım '' gönüllülerinin eline tutuşturulan '' bir el-fetih'ciye lazım olan ilac torbasını bile'' gemiye alamadılar. Gelinen noktada, toplumları yok etme yöntemlerinin pratik olarak yaşayarak ögrenmiş olan İsrail, '' pekiyi '' ile mezun olduğu bu dersin pratiğini acımasızca uygularken, emperyal cıkarlarını '' demokrasi'' pecesi ile süsleyerek '' yine ne halt yedi bizim yaramazlar'' dan öte tepki veremeyen batı , doğuya doğru fırlattıkları bu pecenin oraya burka olarak düşmesinden hala hiç mi hiç rahatsızlık duymuyor. Ve hala birileri, doğal bir sürec olarak yükselen doğunun, islami modellerle önünün kesilmesinin emperyalizmin en büyük silahı olduğunu göremiyor , demokrat bir tercih olarak burkalarını giymeye hazırlanırken. |
|
#716
|
||||
|
||||
|
Muhohoo hoooooo ahali !!!
Brezilya'yı duyunca bir kısmınızın aklına Karnaval, diger kısmınızın aklına Dünya kupası üzerine ahkam kesecegim geldi di mi !!! Yok, yok ben sadece bitakım mukayeselerde bulunmak istiyorum ; * İki ülkenin kadınları da göbek atma hünerleri ile meşhurdur. * iki ülkenin de escinsellerinin toplam nüfusa oranı eşittir. * Brezilyalıların %99'u, Turklerin %75 i Iran'ı haritada bir defada gösteremezler. * Türklerin %75 i Bagdat ile Tahran'ı birbirine karıştırır, Brezilyalılar'ın %99'u oraların nereler olduğunu bilmez. * Türklerin %90'ı Iran nufusunun %40 ının Azeri olduğunu bilmez. Brezilyalıların %99'u Iranlıları da Türkleri de arap zanneder. * Her iki ülkede de futbol maçından sonra ( hatta sırasında ) adam öldürüldügü sıkca görülen bir vakadır. * Her iki ülkede de tribun yakılması sıradandır. Ama Brezilya da kendini iki dakka şampiyon zannettikten sonra tribün yakıldıgı henüz görülmemiştir. * Brezilya'nın Iran la arası ucakla 20 saattir. Türkiye'nin Iran'la arası marası yoktur. Arada bir sınır cizgisi vardır. * Iran'la herhangi bir ulke savaşa girerse, Brezilya gazetelerinde ücüncü sayfada yer alır. Türkiye'de peşpeşe özel baskı yapılır. * Iran'la herhangi bir ülke savaşa girerse, Brezilya'da karnaval devam eder. Türkiye'de cocuklarımız ölür. * Her iki ülkede nufusun % 100 ü , Filistiinlileri ARAP zanneder. * Brezilya basbakanı Brezilya sendika hareketinin öncüsü bir solcudur. Turkiye Basbakanı, '' lupletmeci vakıf '' hareketinin öncüsü bir yolcudur. Yazının izinsiz olarak alınması kopyalanması veya kaynak gösterilmeden başka bir site veya televizyonda sözel veya görsel olarak yayınlanması durumunda forum yönetimi hukuki yollara başvuracaktır... Edit by Admin |
|
#717
|
||||
|
||||
|
Sayın forum moderatorü ;
Yukarıdaki mukayese tablosunu yazmamdan 22 dakka sonra cienbisie televizyonunda Mahfi Eğilmez tarafından aynı mukayesenin yapıldıgını, bir forum okurunun ihbarı neticesinde duymuş bulunmaktayım. Forumda yazılanlar her ne kadar bir yatırım tavsiyesi olmamakla beraber, yazıların telif hakları müelliflerine aittir. Kopyalanması, yapıştırılması, aparılması , koparılması halinde, müellif haklarının kanuni tescili hakkında forum yönetiminin amelliye içinde olmasını arzularız. |
|
#718
|
||||
|
||||
|
Bizim burada doner yemek muhim bir aktivitedir. Sehrin icinde hos sayilabilecek bir yerde, ekseriyetle buradaki Turk nufusun 'takildigi' bir kafeterya vardir. Cumartesileri doner yapilir buada. Her ne kadar bilinen doner kalitesi ile iliskisi cok uzak olsa da cok onemlidir cumartesi oglenleri bu doneri beklemek.
Oglen isten cikip tamgaz gittim, donere yetismeye. Kafeteryanin bahcesindeki televizyonlarda entivi acik. Sondakika sekiz olu ondort yarali. Yine mi lamn diye tuhaflasirken, onu gordum bir masada tek basina yanaklari alal, kafasi terlemis, gozleri islak kirmizi. Selam verdim, otuayim mi dedim, o nerye baktigi bilinmez gozleri ile kimse bilmez nerelerdeyken otur tabi AnnE dedi. Hayirdir dedim, keyifsizsin? Nasil olmayayim AnnE dedi, benimoglan mektebi bitiriyor bir yila kadar ve hemen askere gitmek istiyor . Otuz yildir bu haberleri mac izler gibi izledik, insan problemi sira kendi evladina gelirken anliyor. Biliyorsun AnnE dedi, ben istanbullluyum, elli yildir tirnagimla kazidim, cocuklarimi utandrmamak, eksik gostermemek icin. Memleketi encok seven benmisim gibi hissetmeye calistim. Ana memleket sevmedi beni, ben ona verbilecegimi vermeye calisiken o koydu beni bir santrifuje, bir yandan suyume sikarken oteye daha oteye hep oteye buralara kadar savurdu beni. Takmamaya calistim, benimle olani benimle calisani elimden geldigince eksik koymayaya ugrastim. Memleketin derdini dert ettikce memleket ustume geldi, kalkmadi ustumden, ezdi lime lime etti. Yarin babalar gunu AnnE; okudun mu Bekir Coskun u bugun AnnE beni yazmis. Televizyona bak AnnE sira sana giyor diyor. Nerelerden gectim bir ben bilirim AnnE lakin hic bu kadar korkmadim AnnE . O konusmaya devam ederken hicbirsey diyemeden ve en onemlisi donerimi de yemeden cektim gittim. Doner onemli bir nimet, gidin beyti ye gelik e hic olmadi bereker donere, halk donere yiyin benim icin bir doner. |
|
#719
|
||||
|
||||
|
Yukardaki ve buradaki imla hatalari icin ozur dilerim. Telefondan ayak ustu yazdim.
Afiyet olsun. |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|