PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Almanyadaki gözünüz


Mazhi
24-02-2006, 04:43
Bu köşede size Almanyadaki ve Avrupadaki gündem maddelerini orjinal kaynaklarıyla sunmaya çalışacağım.Arada bir gelişmelerle ilgili yorum yapmaya da gayret edeceğim.Umarım bir şekilde işe yarar.İşine gelen haberi 8 saat geç duyurup,işine geleni kıçından uydurabilen bazı yamyam haber ajanslarının elinden kurtulmanın tek yolunun başka bir kaynaktan gelen haberlerle harmanlayabilmek oldugunu düsünüyorum.

Mazhi
24-02-2006, 04:43
23. Februar 2006, Neue Zürcher Zeitung





Schwerer Anschlag auf die Goldene Moschee in Samarra
Zusammenstösse zwischen Schiiten und Sunniten im Irak

Ein Anschlag auf die Goldene Moschee in Samarra, eines der wichtigsten schiitischen Heiligtümer im Irak, hat die Spannungen zwischen Sunniten und Schiiten verstärkt. Der Anschlag löste Unruhen und Zusammenstösse aus. Präsident Talabani warnte vor einem Bürgerkrieg.



iro. Erbil, 22. Februar

Eine Bombenexplosion hat am Mittwoch in Samarra eines der wichtigsten Heiligtümer der Schiiten, die Goldene Moschee, teilweise zerstört. Nach Angaben eines Behördensprechers hatten Bewaffnete am frühen Mittwochmorgen die Wächter vor der Moschee überwältigt und dann zwei Sprengsätze angebracht. Von der Schwere der Explosion wurden die weithin sichtbare goldene Kuppel und Teile der Aussenmauer zerstört. Eine aufgebrachte Menschenmenge strömte daraufhin zum Heiligtum und forderte, dass es für die Täter keine Gnade geben dürfe. Landesweit protestierten Zehntausende von Schiiten gegen die Schandtat. Dabei griffen schiitische Milizionäre in mehreren Städten auch Moscheen und Parteigebäude der Sunniten an.

Ins Herz der Glaubenswelt gezielt
Wer immer die Täter waren, sie zielten ins Herz der schiitischen Glaubensvorstellung. In der Moschee befinden sich die Gräber von Ali al-Hadi und Hassan al-Askari, dem zehnten und elften Imam der Schiiten. Nach schiitischer Vorstellung entschwand hier auch Askaris Sohn Mohammed al-Mahdi, der zwölfte Imam, in die Verborgenheit. In der Erwartung der Gläubigen wird der Mahdi kurz vor der Apokalypse auf die Erde zurückkehren und die Erlösung bringen. Neben dem iranischen Präsidenten Ahmadinejad ist auch der irakische Prediger Muktada as-Sadr davon überzeugt, dass die Rückkehr des Mahdi bevorsteht.

Wenige Stunden nach dem Bombenanschlag in Samarra demonstrierten im Zentral- und Südirak Zehntausende von Schiiten gegen die Gewalttat. Viele trugen den Koran und irakische Flaggen bei sich und skandierten religiöse Slogans. In Najaf und Bagdad schlossen schiitische Kaufleute aus Protest ihre Geschäfte. Doch es blieb nicht beim friedlichen Protest. Vor allem im schiitischen Armenquartier Madinat as-Sadr im Nordosten von Bagdad drohten mit Kalaschnikows und mit Panzerfäusten bewaffnete Mahdi- Milizionäre mit Vergeltung. Nach Angaben von Tarik al-Hashimi von der sunnitischen Islamischen Partei griffen schiitische Kämpfer landesweit 29 sunnitische Moscheen an. Den schwersten Überfall gab es im Bagdader Stadtteil Beldiyat, der an Madinat as-Sadr angrenzt. Laut der Polizei beschossen 40 schiitische Kämpfer ein sunnitisches Gotteshaus. In Basra im Südirak attackierten aufgebrachte Schiiten mehrere sunnitische Moscheen mit Steinen. Vor der Vertretung der Islamischen Partei in der Stadt kam es zu einer Schiesserei zwischen schiitischen Angreifern und Wächtern.

Um Kämpfe zwischen Schiiten und Sunniten zu verhindern, entsandte die irakische Armeeführung mehrere hundert Soldaten in die sunnitischen Quartiere der Hauptstadt. Darüber hinaus marschierten amerikanische Truppen im sunnitischen Stadtteil Adhamiya auf, um Übergriffe von schiitischen Milizionären aus dem benachbarten Kadhimiya zu verhindern. In Kadhimiya waren am Montag mindestens 12 Personen bei einem Selbstmordanschlag getötet worden. Am Dienstagabend forderte ein ebenfalls gegen die Schiiten gerichteter Anschlag im Stadtteil Dora 22 Tote.

Irakische Politiker und Geistliche riefen die Schiiten und Sunniten nach dem schweren Anschlag von Samarra zur Besonnenheit auf. Der höchste schiitische Geistliche im Zweistromland, Grossayatollah Ali Sistani, erliess über seine Sprecher ein Verbot von Angriffen auf sunnitische Moscheen. Der irakische Regierungschef Ibrahim Jaafari ordnete eine dreitägige Staatstrauer an. Sprecher des sunnitischen Rats der Religionsgelehrten nannten die Tat ein Verbrechen und bezichtigten «böse Mächte», den Irak spalten zu wollen. In den Protest stimmten sunnitische Geistliche im ganzen Land ein.

Warnung vor Bürgerkrieg
Der Anschlag ist Öl ins Feuer der religiösen und ethnischen Konflikte im Zweistromland. So deutlich wie nie zuvor warnte Präsident Jalal Talabani, ein Kurde, am Mittwoch vor einem Bürgerkrieg. Ziel des Verbrechens sei es, Zwietracht zwischen die Religionsgemeinschaften zu säen, sagte Talabani. Diese Zwietracht ist freilich ohnehin schon gross. Der Bombenanschlag überschattet die extrem schwierigen Verhandlungen über die Regierungsbildung. Dabei riefen sowohl der amerikanische Botschafter in Bagdad, Zalmay Khalilzad, wie der britische Aussenminister Jack Straw in den vergangenen Tagen zur Bildung einer Regierung der nationalen Einheit auf. Insbesondere drangen sie auf eine Reorganisation des von schiitischen Milizen unterwanderten Innenministeriums.

Dass die Schiiten angesichts der jüngsten Gewaltserie das Sicherheitsressort aus der Hand geben, ist jedoch ziemlich unwahrscheinlich. Der Regierungssprecher Laith Kubba schloss am Mittwoch einen Abbruch der Gespräche nicht mehr aus. Der Anschlag bedeute das Ende für die Gespräche über eine Regierung der nationalen Einheit, sagte Kubba. Derweil brach Sadr eine Reise nach Libanon ab. Mit Besuchen in den Nachbarländern hat Sadr jüngst sein Profil auf internationalem Parkett zu schärfen versucht. Die irakischen Politiker müssen mehr als bisher ihre Fähigkeit zu Kompromissen beweisen, wollen sie nach dem Anschlag in Samarra das Abdriften in den Bürgerkrieg verhindern.

Mazhi
24-02-2006, 05:16
Şu anda yanıbaşımızda bir iç savaş patlamak üzere.Diyebilirsiniz ki "Amerika saldırdı bir şey olmadı da iç savaş olunca mı olacak?"..Amerika saldırdı saldırmasına da,ortada savaş denecek hiç bir şey olmadı..Şimdi ise Irakta Şii-Sünni gerginliği had safhada,Kürtler her zamankine oranla daha tedirgin,aynı zamanda İrandaki problemler de cabası.
Ve borsamız hala kulaklarını tıkamış,bıkmadan usanmadan yukarı koşuyor.Ne olursa olsun yarın öbürgün kesin kıvırabileceğine iyice inandırılmış küçük ve orta çaplı aktörler (kumarbaz ve semi kumarbazlar),şu aralar 5 kademe ordan 5 kademe burdan olmak üzere sürekli ödüllendiriliyorlar.Nereye baksak primlenmeler kol geziyor,ölü eşek diye dalga geçilen kağıtlar bile harbi delikanlı kılıklarında,Mteksin grafigi göreceksin,sanırsın Dohol grafiği.
Herşey bir yana endeksin bugünlerdeki tozpembe hali beni çok korkutuyor,tam bir lale devrindeyiz.Zamanında kuş gribini milli felaket haline getiren ajanslar şimdi yanıbaşımızda patlayacak savaşların utanmasalar sözünü bile etmeyecekler.Bugün milli kaynakları "47 yıl yat 3 yıl öde" ihaleleri şeklinde peşkeş çekilen,her kesiminde çekişmeler olan,uyuşmazlıklar olan,klişeler olan,şiddet eğilimleri içerisine girmiş,spor müsabakalarında sürekli küfür edilen,kız arkadaşlarımıza,kardeşlerimize laf atılan bir ülkede yaşıyorsak,Dünya tarafından hala her kategoride en dipte görülüp kendimizi Kurtlar Vadisiyle,Semra Hanımın rahmetli oğluyla,halkını şamaroğlanına çeviren başbakanının karizmasıyla (!) avutuyorsak,gençlerimiz ne dinledikleri müziğin,ne inandıkları politik görüşün,ne geçtikleri eğitimlerin altyapısını alamıyorlarsa,kendilerini sadece dar bir kalıba sokuyorlarsa,sanal alemde bir eBay,bir Google,bir Amazon olmayı bırak,itiraf.com u geçecek bir sayfa bile hazırlayamıyoruz.Bir avuç sermayeli bir fikir,bir bakıyorsun 2 tane IMKB satın alacak güce erişiyor.Devir böyle bir devir,para oradan oraya fahişe gibi gidip duruyor.Bizim ülkemizde ne oluyor?Aynı film bilmem kaçıncı kez oynuyor,paralar boşaltılıyor,huzursuzluklar örtbas ediliyor,birilerinin cebi açık seçik doldurulurken halk yine herseyde yanlışa yönlendiriliyor.
Sanatçılara "sansasyon şerefinizden önemlidir"
Taraftarlara "holiganizm camianıza destek olmaktan daha güzeldir"
Politikacıya "adam kayırmak,yolsuzluk yapmak,ucundan accuk almak caizdir"
Liselilere "Polat abiniz iyidir,babadır,racondur,onu sevin,o ABDyi titretmiştir"
mesajları veriliyor.
Borsacıya ise reçetesi çoktan yazılmış: "aman kardeş,sen al-sat yap,hatta her gün işlem yap,1 kademeye bile al ver,yeter ki aracı kurumu ve IMKByi zengin et,batık şirketlerin hisselerini de al,1e 20 katlasın,sonra bedelli üzerine bedelli kitlesin"
Dünyada değişen dengeler hakkında yeterince bilgilendiriliyor muyuz?
Araştırmaya,sorgulamaya teşvik ediliyor muyuz?
Yoksa kendimizi uyutmamız için bize verilen uyuşturucularla mı yetinmeliyiz?
Küfürlü futbol,löp etli magazin,tek kademelik borsa,özüne inmeden savunulan ideolojiler.Dünya değişiyor,Türkiyede ise dönem dönem aktörleri değişmek üzere hep ama hep aynı film oynuyor.
Sayın Master'ın da imzasında yer verdiği "bilgi üretimi" adına ne yapılıyor peki?Kocaman bir hiç.
Arada sırada parıldayan ufak fikirler,onlar da fikirlerini yabancılara satıp kendi köşelerine çekiliyorlar,memnun mesut Lale Devrinin tadını çıkarıyorlar lüks evlerinde,arabalarında,yatlarında,partilerinde.
Suyundan da koysunlar mı,koysunlar azıcık.

Ben diyorum ki bu ülke düzelmez,düzelemez.Lale Devrinin sona ermesi de yakındır.
Saatin 4ünde bu kadar yazılır,şimdi yatılır.

Mazhi
24-02-2006, 05:24
Topicin amacını anlatabildim umarım.
Bütün bu şartlarda hala "ha babam" zirve tırmalayan endekse güvenim yoktur.

Ama burada endeks değil haber konuşulacaktır.
Bir yanda Hamasla görüşen dışişleri bakanı,bir yanda dünyada süreklli enerji sorunu,bir yanda hükümetlerin kıymetli metallere göstermeye başladıkları ilgi,hemen dibimizdeki Şii-Sünni tansiyonu,halkını azarlayan başbakan,göstere göstere iç eden bir bakan,halka arzlar,özelleştirmeler,dövizdeki spekülatif baskı.

Bunlara ragmen endeks sürekli çıkıyorsa,artık her haberi iki kere değerlendirmek gerekiyor.Her haberin suyunu sıkmak gerekiyor,taa ki işe yarar bir şey çıkana kadar.

Mazhi
24-02-2006, 05:38
Jagd auf die Wölfe
von Ludwig Greven
Seit Tagen sorgt der türkische Film "Tal der Wölfe" für Erregung. Politiker von der CSU bis zu den Grünen fordern, den Action-Streifen abzusetzen, weil er antiwestlich und antisemitisch sei. Die, die nach Zensur rufen, sollten den Film anschauen - sie könnten einiges lernen.
ANZEIGE


Plakat des umstrittenen Films 'Tal der Wölfe'Nein, geklatscht hat an diesen Nachmittag keiner der rund drei Dutzend jungen und älteren Türken in einem Hamburger Kino. Die Polizeibeamten, die Bayerns Innenminister Günther Beckstein (CSU) in süddeutsche Lichtspielhäuser geschickt hatte, um islamistische Umtriebe und Jubelgesänge unter den fremdländischen Zuschauern zu observieren, hätten wenig zu beobachten gehabt.

Sie hätten einen mittelmäßigen Rambo-Film gesehen, wie sie häufig im Kino und im Fernsehen laufen - mit der kleinen, aber entscheidenden Irritation, dass die Guten in diesem Werk Türken und Araber sind und die Bösen Amerikaner. Im Übrigen ist es das alte Lied: Held gegen Schurke, Ehre gegen Schamlosigkeit, die Kräfte des Lichts gegen die Macht der Finsternis. Und natürlich siegt am Ende der Gute.

Es fließt reichlich Blut, Bomben explodieren, Unschuldige und Schuldige müssen dran glauben, ganz wie in normalen Action-Thrillern. Doch je länger der Film dauert, desto häufiger schieben sich im Kopf Bilder aus der Realität dazwischen und es drängt sich der Eindruck auf, dass das, was amerikanische Soldaten in dem Film im Irak anrichten, zumindest in Teilen dem entspricht, was sie im und nach dem Irakkrieg dort getan haben und noch heute tun: eine fröhliche Hochzeitsgesellschaft wird überfallen, die Gäste werden wahllos erschossen oder gefangen genommen; Menschen werden gedemütigt und misshandelt; die überlebenden Opfer steigern sich in ihrem Hass auf die Besatzungsmacht.


Abu Ghraib lässt grüßen



Vom australischen Sender SBS veröffentlichtes neues Folterbilder aus Abu GhraibVollends real wird der Film an einer Stelle, als im (fiktiven) Gefängnis Abu Ghraib Häftlinge von den Aufsehern, entkleidet, gefoltert und nackt zu menschlichen Pyramiden aufgeschichtet werden. Gerade erst hat man neue, echte Bilder solcher Misshandlungen in Abu Ghraib sehen können.

Natürlich ist der Film über Strecken ein plattes, zum Teil finsteres Machwerk: ein jüdischer Arzt entnimmt moslemischen Gefangenen bei lebendigem Leib Organe, die er in Kisten verpackt, die die Aufschrift Tel Aviv, London und New York tragen. Der finstere amerikanische Bösewicht namens Sam Marshall, der Menschen wahllos meucheln lässt und selber tötet, der Araber, Turkmenen und Kurden gegeneinander ausspielt und keine Moral zu kennen scheint außer der "pax americana", betet allabendlich zu seinem Jesus und glaubt, natürlich, an die Überlegenheit des Christentums.

Ihm gegenüber stehen ein edelmütiger arabischer Scheich, der die Verwundeten, Hungrigen und Waisen aufnimmt, Frieden predigt und bösen Terroristen, die gerade einen entführten amerikanischen Journalisten enthaupten wollen, das Schwert aus der Hand nimmt, sowie ein heldenhafter türkischer Rambo namens Polat. Der will die Ehre der verletzten türkischen und arabischen Seele wieder herstellen und das vergossene Blut rächen. Was ihm, natürlich, gelingt.


Heftige Kritik

In den türkischen Kinos ist der teuerste türkische Film aller Zeiten ein Riesenerfolg. Mehr als 2,5 Millionen Zuschauer haben ihn dort schon gesehen, die Hauptdarsteller und der Regisseur werden in den türkischen Medien gefeiert.

In Deutschland löst der Film heftige Proteste vor allem bei christsozialen und christdemokratischen Politikern, aber nicht nur dort aus. In seltener Einmütigkeit forderten CSU-Chef Edmund Stoiber, Grünen-Chef Reinhard Bütikofer und der Zentralrat der Juden, "Tal der Wölfe" abzusetzen; die CDU-geführte nordrhein-westfälische Landesregierung hat beantragt, den Film erst ab 18 Jahren freizugeben. Die Cinemaxx-Kette hat ihn bereits aus dem Programm genommen.


"Revanche für den Karikaturen-Streit

Es gibt aber auch mäßigende Stimmen, vor allem von solchen, die sich mit Filmen auskennen und "Tal der Wölfe" gesehen haben. So wertet der Filmexperte und Redakteur der Zeitschrift "film-dienst", Josef Lederle, die heftige Kritik als Revanche für den Karikaturen-Streit. "Der Film mag antiamerikanisch sein wie unsere Actionfilme antirussisch oder antiarabisch sind. Aber er ist nicht antizionistisch und nicht volksverhetzend", sagt Lederle. Bei dem Film handele sich um ein B-Movie nach gängigem Strickmuster - "für ein türkisches Publikum".

In der Tat geht es vor allem um türkisches, islamisches Ehrverständnis. Ausgangspunkt ist ein reales Ereignis im Nordirak, wo amerikanische Soldaten während des Kriegs Soldaten ihrer türkischen Verbündeten gefangen nahmen und ihre Ehre besudelten, in dem sie ihnen wie den Häftlingen von Guantanamo Säcke über den Kopf zogen.

Für einen westlichen Zuschauer mag das alles schwer verständlich sein. Doch wer eine Ahnung davon bekommen will, wie Araber und Türken auf die von ihnen so empfundene ständige Demütigung durch den Westen und die Amerikaner reagieren und wie sie dies "künstlerisch" auch in solchen Filmen verarbeiten, sollte sich "Tal der Wölfe" anschauen. Er könnte einiges lernen - so wie in den zahlreichen Vietnam-Filmen über das durch die Niederlage in Südostasien gedemütigte amerikanische Nationalgefühl.

Der deutsch-türkische Schriftsteller Feridun Zaimoglu hat denn auch eine Erklärung dafür, warum "Tal der Wölfe" unter türkischen Jugendlichen hier zu Lande soviel Zuspruch findet. Bisher seien in solchen Filmen stets die Araber die Finsterlinge gewesen, bei "Tal der Wölfe" sei es einmal umgekehrt: "Hier wird Vergeltung auf der Leinwand geübt."


ftd.de, 23.02.2006
© 2006 Financial Times Deutschland, © Illustration: maxximumfilm.com, AP

Mazhi
24-02-2006, 05:53
Yıllardır bize "düşünce özgürlüğü" diye dayatan AB,şimdi Kurtlar Vadisini sansürlemek amacıyla kolları sıvayıp,sonunda filmin basit bir "Rambo filmi" oldugu görüşüne varımışlar.Ama ne hikmetse sinema sinema gezip Alman karşıtı slogan atılacak mı diye nabız yokluyorlar."Karikatür krizine cevap mı?" diye paranoya yaşıyorlar,bir yandan ucuz Rambo filmi derken,öte yandan filmi Financial Times a konu ediyorlar,yani İslam-Hristiyan çatışması motifli hersey Almanyada son zamanlarda ilgi görmeye başladı.
Dinlerin birbirine olan hoşgörüsü gitgide tükeniyor,Ortadoguda,Amerikada,Türkiyede,Almanyada nerde olursanız olun,milliyetçi/muhafazakar/dini akımların güç kazanmaya başladığını görüyorsunuz.Başa gelenler hep daha radikal isimler haline geliyorlar.Bush Clintondan,Hamas Arafattan,Merkel Schröderden,Erdogan Ecevitten,Ahmedinecad da Rafsancaniden daha radikal isimler.Dünyanın her tarafında bir huzuruzluk var.Yaşadığım orta ölçekli Alman şehrinde bile müslümanlarla hristiyanlar arasındaki şiddet eğilimi gözle görülür şekilde arttı.Bugün 3 Türk 1 Almanı dövdü hemen 100 metre ötemde,dün Almanlar bir Arap sıkıştırmış tekmeliyorlardı,bu gelişmeler son 5 senede şahit olmadığım bir yerde üst üste bir kaç kez ceryan ediyor.
Din savaşları,mezhep savaşları,ganimet savaşları,ırk savaşları,dünya savaşları..İlk defa çekilen bir film değil ne de olsa,vardır bir kuralı.

Mazhi
24-02-2006, 16:04
Filipinler de gerilmiş,gerilmeyen yer kaldı mı dünyada?Radikalleşmeyen yer kaldı mı?

Mazhi
24-02-2006, 16:10
CNN de Aquino konuşuyor,eski başkandaki nezakete bak,şimdiki başkan Arroyonun yüzündeki katı ve duygusuz ifadeye bak.Dünya kimlere kalmış,Aquino ablam da hala kibarca istifa etmesini öneriyor.:;ders

bikmisbroker
24-02-2006, 18:04
.................................................. ................................
Yaşadığım orta ölçekli Alman şehrinde bile müslümanlarla hristiyanlar arasındaki şiddet eğilimi gözle görülür şekilde arttı.Bugün 3 Türk 1 Almanı dövdü hemen 100 metre ötemde,dün Almanlar bir Arap sıkıştırmış tekmeliyorlardı,bu gelişmeler son 5 senede şahit olmadığım bir yerde üst üste bir kaç kez ceryan ediyor.Din savaşları,mezhep savaşları,ganimet savaşları,ırk savaşları,dünya savaşları..İlk defa çekilen bir film değil ne de olsa,vardır bir kuralı.

Galiba dunya da Globallesme arttikca bunlar da artacak??
Bu gune kadar Globallesmeyi insanlik icin, Dunya icin iYi olarak degferlendirdik (sahsen ben oyle yorumladim ) hep ama, orada burada "globallesme karsiti" yuruyursler yapanlar HAKLI cikacak sanki?

Mazhi
24-02-2006, 18:24
Valla sayın hocam,bir insan için dünyadaki en önemli şey,kendisinin ve ailesinin can güvenliğidir.Bu insanlığın yaratılışından beri böyledir,kalanı insan icadıdır,fasafisodur,kimi zenginliğiyle can güvenliğini arttırır,kimi adrenalin ister,zenginleştikçe ölüme yaklaşır.Borsadan,tahsil hayatından,kadınlardan,sosyal faaliyetlerden bahsederken,belli bir can güvenliğine sahip olmamanın ne anlama geldiğinin farkında bile değiliz.Dünyada milyarlarca insan sefalet içinde yaşarken,azınlık bir grubun kendi finansman açıklarını kapatmak için tüm dünyanın huzurunu bozması kabul edilemez bir olaydır.Globalleşme kisvesi altında kendi bünyelerine davet ettikleri Müslüman toplumları şimdi düşman olarak görecek,aşağılanacak,alay edilecek toplumlar olarak görüyorlar.Dünya globalleştikçe dediğiniz gibi tansiyon da hep daha yükseğe çıkıyor.
Alman mercilerin Kurtlar Vadisi filminin oynadığı her salona gözlemci göndermesi doğru bir olay mıdır?
Hamas ile sıcak temaslar içinde bulunan bir hükümet,buram buram antisemitizm kokan bir film,organ çalan Yahudi doktor,Trabzonda öldürülen papaz;Türkiyemize bütün dünyanın bakış açısını ne yönde değiştirir?Gurbetçilerimizin başına ne gibi sorunlar açabilir?Bunlar üzerinde durulması lazım.Dün Pariste Faslıların yaptığını yarın Berlinde Türkler yaparsa (Alman polisi biraz fazla baskı uygularsa sokağa dökülecek Türk çok) olaylar Fransadakinden kötü sonuçlanabilir.
Konsolosluklarımızın bu yüzden gurbetçi vatandaşlarımıza yönelik sanatsal,sosyal,eğitimsel faaliyetlerini artırmaları şarttır.Bir insanın can güvenliği önemlidir,ve o güvenliği yurtdışında bulabilmesinin tek şartı ülkesinin sağladığı prestijdir,devletinden aldığı güçtür.
Türk Devleti bu prestiji sağlayamıyor.Öyle olunca yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın her konuda mağdur olma olasılığı artıyor.Türkiyenin imajının yurtdışından bakınca hep daha da düştüğünü üzülerek görüyorum.

Mazhi
24-02-2006, 18:34
Hükümetin imaj sarsıcı hareketlerine Papa katilini hapisten çıkarış hikayesini de eklesek fena olmayacak heralde.

alihoca
24-02-2006, 21:03
Güzel Dostlarım;

Sevgili KORHAN,Mazhi,TheSecret,
Dostlarımızla bir iki defa bir araya gelmiş biri olarak ve tamda yerini denk getirmiş iken bir iki şey yazıvereyim.

Vakti ile,nezih bir ortamda,gözleri kadar yüreği de ışıl ışıl,güzeller güzeli bir Dostun başlattığı organizasyonlar sürdürülmüş ve bir çok sanal dostla tanışma şerefine erişmiştim.

İşte bu toplantılarda;aldığı eğitim,terbiye ve asaletlerini yansıttıkları yazılarını okudukça içimiz ısınarak sevdiğimiz dostlarımızın;

Genç oldukları kadar boy,pos ve yakışıklılıklarını görünce sevincimiz arttı.Tabii ki artarkende,yaşı yarım yüzyıla yaklaşan çirkince biri olarak birazcık hasetlenip acık da kıskanmadık deseeem yalan olur.

Şimdilerde ise;sadece gençliği,yakışıklılığı ile kıskandırmakla kalmayıp,
Bu yaşta edindikleri bilgi birikimi,üslup ve yorumlama güçleri ile bizim gibi dinazorları çatlatmak üzere olduklarının bilinmesini isterim.


Ne mutlu onları yetiştiren Ana ve Babalara...

Mazhi
24-02-2006, 21:23
Hocam güzel göründüysek sizlerin huzuruna çıktığımızdan öyle görünmüşüzdür.İnsan bilginin,sıcaklığın,hoşgörünün olduğu yerde parıldar,onur verici iltifatlarınıza kendi adıma çok teşekkür ediyorum.
Bilinçli bir nesil yetişmesi gerekiyor ülkemizde hocam,maalesef bu bilinç bile engelleniyor,neden hep yanlışa alıştırılıyoruz?Neden derine inmeyi,sorgulamayı sevmiyoruz,klişelerden,boş vaatlerden,beş para etmez sataşmalardan hoşlanıyoruz?Neden yıllardır içimizde "çok büyük bir genç" potansiyel oldugunu konuşmamıza rağmen gerçek büyüme adına bir adım atamıyoruz?Neden gençlerimizi şiddete,küfüre,kötü alışkanlıklara,ezbere dayalı çalışmaya yönlendiriyoruz?Neden 80lerde iyice ayyuka çıkan "amaca giden her yol mübahtır" anlayışını üzerimizden atamıyoruz?Tekrar tekrar aynı filmi seyrediyoruz.Birşeyler değişmeli demek ki.:;dedektif

alihoca
24-02-2006, 21:35
Sevgili Mazhi;

Kimi zaman yılgınlığa düşüyor olsak da,

Bir şeylerin değişeceğine hatta değişmekte olduğuna,
Sizler gibi üstün değerlerle bezeli Genç Dostlarımızı gördükçe daha fazla inanıyorum.

Başarılarınızın ise devamını diliyorum.

bikmisbroker
24-02-2006, 22:13
Hocam güzel göründüysek sizlerin huzuruna çıktığımızdan öyle görünmüşüzdür.İnsan bilginin,sıcaklığın,hoşgörünün olduğu yerde parıldar,onur verici iltifatlarınıza kendi adıma çok teşekkür ediyorum.
Bilinçli bir nesil yetişmesi gerekiyor ülkemizde hocam,maalesef bu bilinç bile engelleniyor,neden hep yanlışa alıştırılıyoruz?Neden derine inmeyi,sorgulamayı sevmiyoruz,klişelerden,boş vaatlerden,beş para etmez sataşmalardan hoşlanıyoruz?Neden yıllardır içimizde "çok büyük bir genç" potansiyel oldugunu konuşmamıza rağmen gerçek büyüme adına bir adım atamıyoruz?Neden gençlerimizi şiddete,küfüre,kötü alışkanlıklara,ezbere dayalı çalışmaya yönlendiriyoruz?Neden 80lerde iyice ayyuka çıkan "amaca giden her yol mübahtır" anlayışını üzerimizden atamıyoruz?Tekrar tekrar aynı filmi seyrediyoruz.Birşeyler değişmeli demek ki.:;dedektif

Seni bir kere daha tebrik ediyorum MAZHi..:;ders

horcan
24-02-2006, 22:18
Dostum Mazhi,hani üstteki bir yazındda endeksimiz tıkamış kulaklarını zirvede zirve yapıyor diyorsunya hani..Emin çölaşan bugün böyle yaklaşmış olaya .Paylaşmak istedim sizlerlede

Unuttular, görmüyorlar!


SEVGİLİ okuyucularım, bugün bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Eğer izliyorsanız biliyorsunuz, İstanbul Menkul Değerler Borsası rekorlar kırıyor! Borsa sürekli yükseliyor. Dünyanın hiçbir borsasında böyle bir "yükseliş" yok.

Geçtiğimiz yılbaşından bu yana, yani yaklaşık 50 gün içerisinde borsamız yüzde 16 yükseldi!

Korkunç güzel, inanılmaz bir hadise!

Dahası var: Borsamız 2005 yılında da yüzde 59 oranında yükselmişti.

Eğer bir ülkede borsa böylesine yükseliyorsa, rekor üzerine rekor kırıyorsa, o ülkenin hükümeti bunu haklı olarak kendi lehine kullanır. Halka seslenir:

"Ey ahali, durumu görüyorsunuz. Ekonomi iyiye gittikçe borsa yükseliyor. Bu yükseliş sağlıklı ekonominin göstergesidir."

Oysa bizde durum farklı. Borsa yükselmesine yükseliyor da, ekonomi iyiye gittiği için değil. Tam tersine, çeşitli alanlarda ciddi krizlerin eşiğindeyiz.

İstanbul borsasında yabancılar oyun oynuyor. Niçin? Türkiye'deki faizler dünyada en yüksek.

Yabancı, yurtdışından kara parasını, ak parasını getiriyor. Ayrıca çeşitli ülkelerde başıboş gezinen yüz milyarlarca dolar sıcak para var. Bunlar da Türkiye'ye akıyor.

Dövizler geliyor, Türk parasına çevriliyor. Sonra borsadan hisseler alınıyor.

Mekanizmayı size çok basit olarak aktarmaya çalışıyorum:

Türk parasının değeri yapay olarak yüksek olduğundan, alım yapan her yabancı kazançlı çıkıyor. Ya borsaya giriyor, ya da sattığımız kağıtların faizine.

Şimdi birkaç rakama daha bakalım. Borsada kayıtlı pek çok büyük şirketin hisse çoğunluğu şu anda yabancıların elinde. İki örnek vermekle yetineyim:

Türkcell halka açık hisselerinin yüzde 92'si.

İş Bankası halka açık hisselerinin yüzde 69'u.

Bu listeyi uzatmak mümkün. Peki borsadaki toplam hisselerin yüzde kaçı şu anda yabancıların elinde?

Yüzde 67'si!

***

Türkiye'de şu anda 50 milyar dolara yakın sıcak para var. Korkunç bir rakam. Bu paranın sahipleri geliyor, dövizini bozduruyor, borsaya ve faize giriyor.

Sonunda kazanıyor. Kazandıkça yeni sıcak para getiriyor.

Yeri ve zamanı gelince, parasını yeniden yurtdışına götürüyor. Ancak şu anda gelen para, gidene göre çok daha fazla.

Buna bir de özelleştirme adı altında satılan kamu kuruluşlarını, Telekom, Tüpraş gibi altın yumurtlayan tavuklardan gelen paraları ekleyin.

Ülkemiz şimdilik dövize boğuldu! Bu yüzden paramızın değeri -yapay olarak- yükseldi. Gerçekte değer kazanmayan bir para suni teneffüsle kazanmış gibi oldu!

Peki bunun sonucu nedir?

İthalat patladı, ihracat düştü. İthalatçı malını ucuza getiriyor, yerli üretim çöküyor, fabrikalar kapanıyor, işsizlik patlıyor. Kendi paramızla dışarıyı besliyoruz.

İhracatçı iç piyasada zaten satış yapamıyor, çünkü talep yok. Malını dışarıya satınca düşük kur yüzünden zarar ediyor ve işi bırakıyor.

Ama öbür yanda borsa coşmuş, rekor üzerine rekor kırıyor, yabancılar malı götürüyor.

Borsa mekanizması sadece iki gruba çalışıyor:

1- Türkiye'nin zenginleri ve para babaları.

2- Yabancılar.

Borsamız yükseldikçe onlar kazanıyor!

Fakat gelin görün ki, bu yükselme sağlıklı değil.

***

Evet, İstanbul Menkul Değerler Borsası'ndaki hisse senetleri 2005 yılında, yani geçen yıl ortalama yüzde 59 değer kazandı.

Bu yılbaşından bu yana ise yüzde 16.

Dünya rekorlarını bizim borsamız paramparça ediyor!

Peki ama böylesine "muhteşem" sonuçlar sonrasında hükümet nerede?

Bu yükseliş sağlıklı, sağlam ve tutarlı olsaydı, her gün haykıracaklardı:

"Ey vatandaş, ekonomi öyle iyi gidiyor ki, borsamız rekorlar kırıyor."

Oysa hükümet sessiz. Borsa sözcüğünü ağzına bile alamıyor!..

Çünkü yabancılar daha kazançlı başka bir yer bulup sıcak parayı Türkiye'den çekmeye başladığında neler olacağını, başımıza hangi ekonomik krizlerin bineceğini çok iyi biliyor.

Mazhi
24-02-2006, 22:56
Sektörlerdeki karlılıklar bir bir yavaşlamaya başladı.Tek kar arttıran sektörler bankalar ve emlakla ilgili olanlar,onların da karları alınan herşeyin krediyle alınmasından ileri geliyor.Ortada kazanılmış değil,kazanılması umulan bir para değiş tokuş ediliyor.Bu para bakalım gerçekten vatandaşın cebine girecek mi?

Vatandaşı kredi almaya o kadar alıştırmışlar ki,donunu 8 taksitle,evini 160 taksitle,cep telefonunu 12 MarsPuanla,Viagranı 550 taklayla ödeme devri,ev kredileri,araba kredileri,ticari krediler derken halk önündeki 5 sene boyunca eline geçecek her parayı bankaya yönlendirdi bile.

Bazı sektörler çoktan beyaz mendili salladılar.

Kimler mi?Tekstil ve turizm.

Bu sene iki sektörün de ayağı çukurda.

Hem kuş gribinin ülkemizle özdeşleşmesi(!),hem de Dünya Kupasının Almanyada olması turizm için büyük yara.

Tekstilcinin zaten uzun zamandır yüzü gülmüyor,fabrikalar birer birer ya iflas ediyor,ya yatırımları dışarı kaçırıyor.

Özelleştirmelerde "47 sene sonra ödemeye başlamak" gibi anormal unsurlar ortaya çıkıyor.Ülkenin bakanına kaçak villalar soruluyor,pastörize yumurta için yapılan KDV affı soruluyor,naylon faturalar soruluyor,bazıları cevap vermeye bile tenezzül etmiyor.

Çiftçi aç kalmış,ağzını açsa başbakan bizzat anasının hatrını soruyor.

Ülkenin telekomünikasyonu Araplara emanet edilmiş.

Bilişim sektörü desen tık yok.Cari fazla desen,ufukta yok.

Rekor kırmamızdan doğal ne olabilir ki?

Allah devletimizden razı olsun.

Allah hepimize nice tavanlar yaşatsın,amin!

bikmisbroker
25-02-2006, 04:14
Mazhi Kardesimizin dun (ya da onceki gun) itibari ile Almanyadaki Masterini bitirdigini ogrenmis bulunuyorum, kendisini tekrar tebrik eder, bundan sonraki yasantisinin da akedemik kariyeri kadar parlak ve basarili olmasini dilerim.:;ohohoh :;ohohoh
(Darisi OGLUM'un basina)

korhan
25-02-2006, 18:16
Sevgili Mazhi dostum, öğrenimini başarıyla tamamladığın için seni tebrik ve takdir ediyorum.

Bahsettiğin konuyla ilgili ben de düşüncelerimi eklemek istiyorum.
Günümüzün geleneksel ekonomistlerinin, bütün dünya borsalarının ve emtiaların neden aynı anda artıyor olduklarına getirdikleri açıklama, günümüzdeki aktüel ismi "global likidite" olan ve son yıllarda ortaya çıktığı sanılan, ama aslında yüzyıllardır devam eden para-kredi balonunun gaz kaçırmaya başladığını ve patlamayı tetikleyici unsurlar için altyapının hazır olmak üzere olduğunu düşünüyorum. Asırlık boyutta bir geri çekilmenin tetikleyici hareketi, endeksimiz belki de 100XXX bölgesini destek(!) yaparken vuku bulacaktır. Belki o an ben de, bu düşüncemin acaba çok mu ütopik olduğu konusunda bir tereddüt içinde olacağımdır, kimbilir.

Mazhi
02-03-2006, 03:02
Staatsstreich in der Türkei geplant?


Istanbul - An alles hatten die Verschwörer gedacht. Hatten Dossiers über führende Politiker angelegt, Waffen und Sprengstoff gesammelt, sogar einen Platz für Hinrichtungen hatten sie schon ausgesucht. Rechtsnationalistische Mitglieder der türkischen Sicherheitskräfte, darunter ein Soldat der Spezialtruppen, haben eine illegale Gruppe unter dem Namen „Organisation des nationalen Widerstandes“ gebildet, um gegen die gewählte Regierung vorzugehen. Der Plan flog auf. Es gehe aber nicht um gewöhnliche Kriminelle, warnte eine Zeitung Montag ihre Leser: Es gehe um einen Putschversuch. Der „tiefe Staat“, wie die Türken die illegalen Parallelstrukturen im Staatsapparat nennen, sei eine Gefahr für die Demokratie.

Dass es der Bande nicht nur ums Geld ging, zeigen die vielen Einzelheiten, die aus den Ermittlungen an die Öffentlichkeit dringen. So wurden bei den inzwischen zwölf verhafteten Verdächtigen zahlreiche CDs mit Beweismaterial gefunden. Auf einigen gibt der Armeehauptmann Nuri Bozkir von den Spezialtruppen der Armee Unterricht in „irregulärer Kriegführung“: Guerrillataktiken und Sabotage standen auf dem Programm. Andere CDs enthalten genaue Informationen über Brücken, Autobahnen, Tunnel und andere strategisch wichtige Einrichtungen. Auch Informationen über Parlamentsabgeordnete und Minister wurden gefunden, versehen mit dem Satz: „Diese Regierung muss weg.“ In Vernehmungen durch die Staatsanwaltschaft sagten Bandenmitglieder zudem aus, einen verlassenen Tunnelbau in Düzce im Nordwesten der Türkei als Platz für Hinrichtungen ausgesucht zu haben. Ob die Mitglieder der Organisation auf eigene Faust handelten, oder ob sie die Rückendeckung von Führungsleuten im Militär, im Geheimdienst oder in der Polizei besaßen, ist bisher unklar. Susanne Güsten

Mazhi
04-03-2006, 21:30
Tataristan havalanında Türk vekillere kötü muamele

Aralarında 20’ye yakın milletvekilinin bulunduğu Türk heyeti, Türk Hava Yolları’nın (THY) yeni hat açılışı için gittikleri Tataristan’ın başkenti Kazan’dan dönüşlerinde, havaalanında kötü muamele ile karşılaştı. VİP salonuna alınmayarak kargo bölümünde bekletilen milletvekilleri, kendilerine yönelik uygulamayı protesto etti.
Tataristan’ın başkenti Kazan’a yeni hat koyan THY açılış için aralarında 20 kadar milletvekili ile bir grup gazetecinin de bulunduğu yaklaşık 70 kişilik heyeti Kazan’a götürdü. Heyet Tataristan’a girerken havaalanında krallar gibi karşılandı.
Ancak heyeti dönüşte bir sürpriz bekliyordu.

VEKİLLERİ KARGODAN GÖNDERDİLER
Kazan’dan Türkiye’ye dönüş için Kazan Havalimanı’na gelen Türk heyeti burada kendilerine yönelik kötü muameleye tabi tutuldu. Bir süre terminal dışında bekletilen milletvekilleri, VİP salonuna alınmayı beklerken kargo bölümüne alındı.
Yaklaşık iki saat burada bekletilen milletvekilleri, sorunlarını anlatacak bir yetkili de bulamazken, kırmızı pasaport sahibi olmalarına karşın gördükleri kötü muameleye tepki gösterdiler. Milletvekillerinin çanta ve bavulları didik aranırken, bazı milletvekillerinin paltoları da çıkarıldı. Ayakkabıları çıkarılarak aranmak istenen bazı milletvekilleri bu durumu protesto ettiler.

TÜRKLÜĞE YAKIŞMAZ!
Kendilerine yapılan muamelenin Türk misafirperverliğine ve Türk-Tatar dostluğuna yakışmadığını söyleyen milletvekilleri, olayı alkışlayarak protesto ettiler.

"BİZE HAMAS MUAMELESİ YAPTILAR!" Heyettte bulunan Anavatan Partisi Genel Sekreteri Muharrem Doğan yaşadıkları ile ilgili ANKA’ya bilgi verirken, olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Yaşadıkları karşısında durumu anlatacak bir yetkili dahi bulamadıklarını anlatan Doğan, "Kimi kime şikayet edeceksiniz. Ben bu muameleyi bilerek yaptıklarını düşünüyorum. Ne yazık ki ülkemizin itibarının giderek düştüğünü gördüm" diye konuştu. Doğan, heyeti yolcu etmeye gelen Türk Konsolosluğu yetkililerinin tüm iyi niyetli çabalarına karşın kötü muamelenin sürdüğünü dile getirdi.
Doğan, Kazan’da yaşadıklarının kendisine Hamas’ın Türkiye ziyaretini anımsattığını ifade ederken de, "Hamas’a yapıylan muamele bize yapıldı. Hamas yetkilileri de Türkiye’ye gelişlerinde VİP’te karşılanmışlardı ancak tepkiler üzerine giderken kargo kapısından çıkarılmışlardı" diye konuştu.

"BÜYÜTMEYE GEREK YOK, THY’Yİ KISKANMIŞ OLABİLİRLER...!"
Heyette bulunan bir diğer isim olan CHP Kocaeli Milletvekili Salih Gün ise uçağın kötü hava koşulları nedeniyle iki saat geciktiğini, kendilerinin de erken havalimanına gittikleri için bu sorunlarla karşılaştıklarını anlattı. Tataristan yetkililerinin ve havaalanındaki görevlilerin daha bu işi kavrayamadıklarını kaydeden Gün, "Bir bardak suda fırtına koparmaya gerek yok" dedi. Gün, THY’nin oraya sefer başlatmasının Tataristan Havayolları tarafından kıskançlıkla karşılandığını, bu yüzden böyle bur muamele ile karşılaşmış olabileceklerini de söyledi.


Kaynak:Milliyet Gazetesi

Mazhi
08-03-2006, 15:23
Kısa zaman önce çevreme ve forumlara sürekli AKPnin attığı yanlış adımlar hakkında yakınıyordum.Gel gelelim şu anda Ak Parti tehlikeyi ensesinde hissedince geri adımlar atmaya başladı,güçlerini test etmiş ama henüz yeterli kıvama gelmediklerini de anlamış oldular.
Bu yanlış adımların sonucu olarak da 6000 puanlık bir düşüş gördük..
Önümüzdeki dönem ise,geri adımların dönemi olacaktır..Hükümet,önce kendi payına düşen görevi yapan Van Basavcısını,sonra da medyanın nefret kustugu Unakıtanı feda ederek bu kaos ortamından çıkmayı deneyecektir.
Hükümetin son aylardan çıkarması gereken ders,kabadayı tavrın işe yaramadığı olmalıdır.Ilımlı imajla geldikleri yönetimi agresif bir imaj yüzünden kaybedebilirler.İşadamlarıyla tehditkar,muhalefetle gayriciddi,vatandaşla edepsiz,orduyla düşmanca,cumhurbaşkanıyla kötü,Amerikayla dengesiz,Hamasla iyi diyaloglar kuran hükümete,yumuşak karnı olan finans piyasalarında sarı kart çıkmıştır.Bir dahaki sefere yeterli kıvama gelmeden aynı yola başvurursa kırmızı kartı görmesi hiç zor olmayacaktır.
Umarım başta Tayyip Erdoğan olmak üzere bütün Ak Parti birimleri,bu sarı karttan bir ders çıkarabilirler.Yoksa hem kendisi devrilir,hem ülkemiz büyük bir kaosa sürüklenir.Tayyip Erdogan hükümetinin takınacağı tavra göre IMKB ya büyük bir ralliye başlar (2.Lale Devri),ya da büyük bir kaosa sürüklenir.Kaosa sürüklemesi muhtemel bir başka tehdit de İrandır,yani sonuçta geleceğimizi belirleyecek olan,iki adet kolay gaza gelen Ex-Belediyebaşkanının iki ayrı olayda gaza gelip gelmemeleri.

Mazhi
08-03-2006, 15:26
Tcmb`nin Son Odemeler Dengesi Raporuna Gore 2005 Yilinda Merkez
Bankasi Rezervleri 17,8 Milyar Dolar Artis Gosterdi.
Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankasi (tcmb) 2005 Yili Odemeler Dengesi
Raporunu Yayinladi.
Raporun Ozet Bolumunde Su Goruslere Yer Veriliyor:
`2004 Yilindaki Yuksek Oranli Artislarin Ardindan, 2005 Yilinda
Ithalat Ve Ihracat Artis Oranlari Gerilemistir. Ozellikle Yilin
Ikinci Yarisindan Itibaren Ihracattaki Yillik Artis Oranlarinin
Belirgin Olarak Dustugu Ve Ithalat Buyume Oranlarinin Altinda
Gerceklestigi Goze Carpmaktadir.
Boylece, Odemeler Dengesi Tanimlamasi Cercevesinde 2004 Yilinda
23,9 Milyar Abd Dolari Olan Dis Ticaret Acigi, 2005 Yilinda 32,6
Milyar Abd Dolari Olmustur. Turizm Gelirlerinin Artmasi, Cari Acigin
Daha Da Buyumesini Sinirlamistir. Cari Islemler Acigi 2005 Yilinda,
22,9 Milyar Abd Dolarina Yukselmistir.
Sektorler Itibariyla Bakildiginda, Ithalat Artisina En Yuksek
Katkiyi Mineral Yakitlar Ve Yaglar Kalemini De Iceren Ara Mali
Ithalatinin Yaptigi Gorulmektedir. Diger Taraftan, Yilin Ikinci
Yarisinda Sermaye Ve Tuketim Mali Ithalatinda Da Toparlanma
Gorulmustur. Nitekim, 2005 Yilinin Ilk Yarisinda Bir Onceki Yilin
Ayni Donemine Gore, Sirasiyla, Yuzde 13,6 Ve Yuzde 2,7 Oraninda
Artan Sermaye Ve Tuketim Mali Ithalati, Yilin Ikinci Yarisinda,
Sirasiyla, Yuzde 18,7 Ve Yuzde 27,1 Oraninda Artmistir. Ihracatta
En Yuksek Paya Sahip Tekstil Ve Giyim Sektorleri Ihracatindaki
Artis, Toplam Ihracat Artisinin Altinda Olmakla Birlikte, Ocak-eylul
Donemi Itibariyla Devam Etmis, Ancak, Yilin Son Ceyreginde
Sektorlerin Ihracatinda Kayda Deger Bir Artis Gozlenmemistir. Yil
Genelindeki Tekstil Ve Giyim Sektoru Ihracat Artisi Yuzde 7,5
Seviyesinde Kalmistir.
2005 Yilinda, Gerek Ihracat, Gerekse Ithalatta Fiyat Etkisinin
Yuksek Oldugu Gorulmektedir.
Nitekim, Bir Onceki Yila Gore Ihracat Fiyatlari Yuzde 4,7 Ithalat
Fiyatlari Yuzde 7 Oraninda Artmistir. Fiyat Etkisinden
Arindirildiginda, Ihracattaki Ve Ithalattaki Reel Artisin, Sirasiyla,
Yuzde 8,1 Ve Yuzde 10,7 Oldugu Gorulmektedir. Soz Konusu Fiyat
Etkileri, Dis Ticaretteki Yuksek Paylarinin Da Etkisiyle, Ham
Petrol, Metal Esya Sanayi, Haberlesme Cihazlari Ve Gida Gibi
Sektorler Ticaretinde Daha Fazla Olmustur.
Rezerv Degisimleri (tcmb + Bankalar) Ile Imf Kredileri Haric
Tutuldugunda, 2005 Yilinda 44,3 Milyar Abd Dolari Sermaye Girisi
Olmustur. Bu Donemde Finansman Yapisinda Portfoy Yatirimlari, Ozel
Sektorun Ve Bankalarin Kullandigi Uzun Vadeli Krediler Ve Ticari
Krediler Belirleyici Olmustur. Ayrica, Dogrudan Yatirimlarda Onemli
Oranda Artis Gorulmustur. 2005 Yilinda Yurt Icine Yapilan Dogrudan
Yatirimlar 9,7 Milyar Abd Dolarina Ulasmistir. Soz Konusu Donemde,
Portfoy, Dogrudan Yatirimlar Ve Imf Kredileri Haric Tutuldugunda,
Net 13,4 Milyar Abd Dolari Uzun Vadeli, Net 8,6 Milyar Abd Dolari
Kisa Vadeli Sermaye Girisi Olmustur. Ayrica, Net Hata Ve Noksan
Kalemi 2 Milyar Abd Dolari Pozitif Bakiye Vermistir.
Yukaridaki Gelismeler Sonucunda, 2005 Yilinda Merkez Bankasi
Rezervleri 17,8 Milyar Abd Dolari, Bankalar Rezervi Ise 0,3 Milyar
Abd Dolari Artmistir.`

-matriks-
|

Mazhi
08-03-2006, 15:31
Yukarıdaki metni bir kere,iki kere,beş kere ard arda okuyun.Hükümetin gardının düşmüş olduğunun resmi ortaya çıkacaktır.Kemal Derviş arkasında baba gibi datalar olmasa böyle ortaya çıkıp bu açıklamayı yapar mıydı?Ortada kaos yaratacak rakamlar var,bazıları isterse farkına varılır,istemezlerse bir dönem daha keyiflere bakılır.
Acaba Tayyip Erdoğan'ın rasyonel bir insan olduğunu kabul edersek çözüm basit,ama Tayyip Erdoğan rasyonel bir insan mı?Bunu çözmek zor,çünkü başkaları tarafından kumanda edilen insanlar,rasyonellik sıkıntısı yaşamaya mahkum kalırlar.Aynı başkaları tarafından kumanda edilen ülkemizin 50 yıldan beri birbiri ardına attığı irrasyonel adımlar gibi:confused:

Mazhi
15-03-2006, 21:09
Özkök'ten Erdoğan'a: ''Bardak taştı''

ANKARA Milliyet

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Şemdinli iddianamesinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükünatı'ın da adının geçmesi üzerine biraraya geldiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "bardağın taştığı" mesajını verdi. Özkök'ün "Kendimizi savunmak zorunda kalırsak, bundan başta ekonomi ve AB süreci olmak üzere herkes zarar görür" ifadelerini kullandığı öne sürüldü.
NTV'nin haberine göre, geçen hafta yapılan görüşmede Özkök Erdoğan'a "Bu olay Silahlı Kuvvetler’in halkın gözündeki itibarını zedelemeye dönük bir girişimdir. Silahlı Kuvvetler'i savunmak, destek olmak ve sahip çıkmak sizin görevinizdir" dedi. Habere göre Özkök "Biz konuştuğumuzda, kendimizi savunmak zorunda kaldığımızda herkes bundan zarar görür. Borsa bile bundan zarar görüyor. TSK olarak en alt rütbelisinden, en üst rütbelisine kadar Yaşar Paşa'nın arkasındayız" diye konuştu.
Özkök, "Silahlı Kuvvetler’in komuta kademesinin ortak görüşü" olarak Erdoğan'dan bazı taleplerde bulunurken, savcılığın suçlamalarının TSK'nın toplum nezdindeki itibarını ve güvenilirliğini sarsmaya dönük bir girişim olduğunu vurguladı.
Yargıya müdahale etmek gibi bir niyetleri olmadığının altını çizen Özkök, başta iddianameyi hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya olmak üzere, "olayda kusuru olanların saptanması ve haklarında işlem yapılması"nı da istedi.


Kısa zaman önce çevreme ve forumlara sürekli AKPnin attığı yanlış adımlar hakkında yakınıyordum.Gel gelelim şu anda Ak Parti tehlikeyi ensesinde hissedince geri adımlar atmaya başladı,güçlerini test etmiş ama henüz yeterli kıvama gelmediklerini de anlamış oldular.
Bu yanlış adımların sonucu olarak da 6000 puanlık bir düşüş gördük..
Önümüzdeki dönem ise,geri adımların dönemi olacaktır..Hükümet,önce kendi payına düşen görevi yapan Van Basavcısını,sonra da medyanın nefret kustugu Unakıtanı feda ederek bu kaos ortamından çıkmayı deneyecektir.
Hükümetin son aylardan çıkarması gereken ders,kabadayı tavrın işe yaramadığı olmalıdır.Ilımlı imajla geldikleri yönetimi agresif bir imaj yüzünden kaybedebilirler.İşadamlarıyla tehditkar,muhalefetle gayriciddi,vatandaşla edepsiz,orduyla düşmanca,cumhurbaşkanıyla kötü,Amerikayla dengesiz,Hamasla iyi diyaloglar kuran hükümete,yumuşak karnı olan finans piyasalarında sarı kart çıkmıştır.Bir dahaki sefere yeterli kıvama gelmeden aynı yola başvurursa kırmızı kartı görmesi hiç zor olmayacaktır.
Umarım başta Tayyip Erdoğan olmak üzere bütün Ak Parti birimleri,bu sarı karttan bir ders çıkarabilirler.Yoksa hem kendisi devrilir,hem ülkemiz büyük bir kaosa sürüklenir.Tayyip Erdogan hükümetinin takınacağı tavra göre IMKB ya büyük bir ralliye başlar (2.Lale Devri),ya da büyük bir kaosa sürüklenir.Kaosa sürüklemesi muhtemel bir başka tehdit de İrandır,yani sonuçta geleceğimizi belirleyecek olan,iki adet kolay gaza gelen Ex-Belediyebaşkanının iki ayrı olayda gaza gelip gelmemeleri.

Mazhi
19-03-2006, 02:02
Iki gün icin Türkiyeye geldim,kısıtlı zaman icin burada oldugumdan foruma giremiyorum ama hepinize en derin sevgilerimi,saygılarımı sunuyorum.
Forumumuz öyle bir bagımlılık yapmış ki kısacık zamanda,bir hasreti sonlandırırken başka bir hasrete tutulduk *sorry::

Mazhi
20-03-2006, 18:50
AB dediler,siyasal islamı her gün biraz daha rahat kullandılar.
AB dediler,ordunun elini kolunu bağladılar.
AB dediler,kaç yıldır mücadele verdiğimiz Kıbrıs'ı sattılar.

Özelleştirme dediler,3+47 şeklinde peşkeş çektiler.
Özelleştirme dediler,stratejik öneme sahip kurumlarımızı yabancıya verdiler.

Ekonomik kalkınma dediler,torunlarının torunlarına yetecek kadar hüplettiler.
Ekonomik kalkınma dediler,tarımın ve sanayinin içine ettiler.
Ekonomik kalkınma dediler,ülkeyi rekor borçlanmaya sürdüler.

Demokrasi dediler,rektörleri içeri attılar.
Demokrasi dediler,sönmüş olan Türk-Kürt gerginliğini hortlattılar.

Halk aç,halk cahilleşiyor,halk şiddete yöneliyor.
Kadrolaşma,kendi cebini doldurma,Atatürkün miraslarını ona buna peşkeş çekme artık sınırları aştı.

Hükümet adı altında ülkenin altını oylum oylum oyan bir toplulukla karşı karşıyayız.Düşmanın istese yapamayacağı kötülüğü bunlar göstere göstere yapıyorlar.

Birilerinin bu işe el koyması kaçınılmaz oldu artık.Yoksa 4 sene önce ekmek arası döner için Cem Uzan'a yüzde 8 oy satan halk yarın öbürgün İslam Ordusuna da hayır demeyecek,iç savaşa da hayır demeyecek,3-4 milyar dolar kredi karşılığında kürdistan diye bir yer kurulmasına bile gıkını çıkarmayacak.Bu cehaletle hiç bir şeye imkansız dememek lazım.

Bu halk buna müstehak mıdır?Müstehaktır,o ayrı mesele.

alihoca
20-03-2006, 21:27
Sevgili Mazhi Dostum,

Bu Halk;
Yüzyıllarca diyebileceğim bir zaman diliminde;İran Seferlerinde,Avusturya Macaristan Seferlerinde,Arabistan Çöllerinde,Kuzey Afrika Seferlerinde kırılıp,ölmekten yorulmuş,
Hatta çoğu kez ölüsünü bile görmek ve gömmek nasip olmamışken,

Ordusu,örgütü,silahı,ilacı,yiyeceği,giyeceği yokken dahi,

Doğru ve güvenilir liderini bulduğun da,lideri tarafından sunulan değerleri kutsal belleyerek, esarete karşı özgürlüğü için Dünya Savaşı Galiplerini yenerek Yurdundan söküp atmasını bilen bir HALKTIR.

Yoktan var olmasını bilen bir HALKTIR.

Emperyalizme karşı kazandığı ilk bağımzızlık savaşı ile
Tüm Dünya'nın esir Uluslarına özgürlük meşalaesi olmayı başarabilen bir HALKTIR.

Doğru,güvenilen,vizyon sahibi lider vardı da, bu halk seçmedi ise,yoluna ölmedi ise haklısının derim.

Halkını sürekli hor görmeyip,ona canı pahasına güvenen, her darında yanı başında olan ve önünü meşale gibi aydınlatan,beyni kalemi prangasız,komplekssiz AYDINLARI vardı da,

Gösterilen doğru yol,aydınlık yerine, yanlış yolu mu, karanlığı mı seçti HALKIMIZ?

Bu soruların doğru cevaplarını bilen biri olduğundan zerrece kuşku duymadığımı ve siteminin sevgi kökenli olduğunu bilmeme rağmen,

Senden;

Dost ve sevgili bilip sırtında taşıdıkları tarafından, sırtı kara saplı hançerler ile yaralı olmasına rağmen, dört bin yıldır mucizeler yaratagelmiş HALKINI asla küçümsememeni, hor görmemeni istirham ediyorum.


Saygılarımla

Mazhi
21-03-2006, 14:52
Sayın Hocam,
İçimizdeki potansiyele,yüzyıllarca verdiğimiz mücadelelere hiç bir diyeceğim yok,kaldı ki Türk olmaktan büyük bir gurur duyuyorum.
Ama gelin görün ki,sizin de anlattığınız o profili hak etmeyecek davranışlar sergiliyoruz.Bize yakışmayan,TÜRK olmaya yakışmayan bir şekilde kendi ipimizi çekiyoruz.Zamanında karşısında Dünyayı titreten Türkler,şu anda kendi acı sonlarının hazırlanmasına alet ediliyorlar.Beni üzen,kahreden,böyle yazılar yazmaya sürükleyen bu.Yanlış anlaşılmış olmanın olasılığı bile beni inanamayacağınız kadar üzdü.

Sadece GÜNÜMÜZDE Türk Halkının,Türklüge yakışmayacak bir şekle girdiğini söylemek istedim.Hırsım da bundandır."Tarihimize layık olamıyoruz"a dikkat çekmeye çalışırken "bizden adam olmaz" şeklinde ifade ettiysem çok özür dilerim.*sorry::

AnnE
21-03-2006, 15:05
Sevgili Mazhi Dostum,

Gösterilen doğru yol,aydınlık yerine, yanlış yolu mu, karanlığı mı seçti HALKIMIZ



Evet.

AnnE
21-03-2006, 15:20
Bugünkü gazetelerden bir haber :

Hamburg'da bir Türk eşinin kafasıyla sokağa çıkıp sokakta yürüye yürüye gittiği benzincide teslim oldu.

Evet, günlük bir sapkınlık haberi.Bu da bu haberle ilgili bir okuyucu yorumu.(milliyet) :

muratturk 21 Mart 2006 / Sali
kim bilir ne yapti?
Burda bu olayi yorumlarken unutmayalim, insani bu dereceye zorlayan ne olabilir? Kim bilir kadin ne yapti ki adami bu careye zorladi. Cocuklarin onunde olmasi cok aci bence. Uygun bir yerde kesebilirdi cocuklar gormeden.

Gozlemci
21-03-2006, 15:48
Mazhi selam,

Asagidaki konu uzerine Almanya'da yasayan birisi olarak bilgilerini ve bakis acini merak ediyorum.

Almanya'da onca vatandasimiz olmasina ragmen, bizimkilerin Turkiye'nin uluslararasi cikarlari ile ilgili konularda pek sesi cikmaz. Isin acisi, bizimkilerim yuksek oy potansiyeline ragmen, Almanya'da son yillarda aleyhimize epeyce kararda alinmistir. Yurtdisinda Turk potansiyelini harekete gecirememe nedeni organizasyonluk ve bolunmusluktur-diye dusunuyorum-. Almanya'da senin gibi yuksek ogrenim gormus, Almancayi cok iyi konusabilen Turklerin varligi orgutlenme isine hiz kazandirdi mi? Kibris, sozde soykirim gibi sorunlarda Almanya'daki Turklerin yaptigi katkilar nedir? Son yillarda, Disisleri Bakanligi'nin yurtdisindaki Turkleri sivil toplum orgutu catisi altinda toplama calismalari Almanya'da basariya ulasti mi ya da bunun basariya ulasma sansi nedir?

Bilgilendirirsen sevinirim. Simdiden tesekkurler.

alihoca
21-03-2006, 20:42
Sayın Hocam,
İçimizdeki potansiyele,yüzyıllarca verdiğimiz mücadelelere hiç bir diyeceğim yok,kaldı ki Türk olmaktan büyük bir gurur duyuyorum.
Ama gelin görün ki,sizin de anlattığınız o profili hak etmeyecek davranışlar sergiliyoruz.Bize yakışmayan,TÜRK olmaya yakışmayan bir şekilde kendi ipimizi çekiyoruz.Zamanında karşısında Dünyayı titreten Türkler,şu anda kendi acı sonlarının hazırlanmasına alet ediliyorlar.Beni üzen,kahreden,böyle yazılar yazmaya sürükleyen bu.Yanlış anlaşılmış olmanın olasılığı bile beni inanamayacağınız kadar üzdü.

Sadece GÜNÜMÜZDE Türk Halkının,Türklüge yakışmayacak bir şekle girdiğini söylemek istedim.Hırsım da bundandır
Güzel Genç Dostum;

Serzenişinin yürekten olmadığından,
Seni ve yazdıklarını uzunca diyebileceğim bir zaman diliminde izleyen biri olarak zerrece kuşku duymadım inan.

Halkını hor görmeyecek bir asil insan olduğunu da biliyorum.Halkını layık olduğu başarılı konumlarda görememenin verdiği bir isyan duygusu ile anlık bir kızgınlık olduğunun da farkındayım.

Özellikle aklı,kalemi bağımlı veya halkına YABAN aydınlar tarafından yazılı ve görsel basında çokca kullanılarak dilimize (sanki bilinçle yerleştirilmeye çalışılan) yerleştirilen bir kavram haline gelmekte sanki.

Öyle ki ne kadar bilinçli olsakta kırgınlık ve kızgınlık anlarımızda hepimiz maalesef ki kullanır hale geldik-ki asıl korkum bundandır.Ama yine de Sana,bana ve bizlere düşen halkımızın büyüklük ve güzelliğini biribirimizi uyararak hatırlatmak ve kısa uzak tarihimizi aklımızdan geçiriverip halkımıza olan güvenimizi tazelemektir.

Üslubum biraz sert kaçmış ise, asıl Sen beni bağışla lütfen.

alihoca
21-03-2006, 21:05
Güzel AnnE'm,
Ciğerim AnnE'm;


Doğru, güvenilen, vizyon sahibi lider vardı da, bu halk seçmedi ise,yoluna ölmedi ise haklısının derim.

Halkını sürekli hor görmeyip, ona canı pahasına güvenen, her darında yanı başında olan ve önünü meşale gibi aydınlatan, beyni kalemi prangasız, komplekssiz AYDINLARI vardı da,

Gösterilen doğru yol,aydınlık yerine, yanlış yolu mu, karanlığı mı seçti HALKIMIZ?

Alıntı yaptığın ve EVET dediğin satırın üstündeki iki satırı görmemiş deseem,olmaz.İlla ki görmüşsündür.

Anlamamıştır deseem,olmaz.İllaki anlamışsındır.

Yok,
Sadece bir sonraki gönderinde ki gazete haberi kaynaklı EVET demiş iseen, istisnaların kaideyi bozmayacağını benden iyi bilirisin. Böylesi örneklerden, hemde en uygar Ülkelerden bin beterleri var deseem, onu da bilirsin.

Ne desem ki..

Mazhi
21-03-2006, 22:34
Mazhi selam,

Asagidaki konu uzerine Almanya'da yasayan birisi olarak bilgilerini ve bakis acini merak ediyorum.

Almanya'da onca vatandasimiz olmasina ragmen, bizimkilerin Turkiye'nin uluslararasi cikarlari ile ilgili konularda pek sesi cikmaz. Isin acisi, bizimkilerim yuksek oy potansiyeline ragmen, Almanya'da son yillarda aleyhimize epeyce kararda alinmistir. Yurtdisinda Turk potansiyelini harekete gecirememe nedeni organizasyonluk ve bolunmusluktur-diye dusunuyorum-. Almanya'da senin gibi yuksek ogrenim gormus, Almancayi cok iyi konusabilen Turklerin varligi orgutlenme isine hiz kazandirdi mi? Kibris, sozde soykirim gibi sorunlarda Almanya'daki Turklerin yaptigi katkilar nedir? Son yillarda, Disisleri Bakanligi'nin yurtdisindaki Turkleri sivil toplum orgutu catisi altinda toplama calismalari Almanya'da basariya ulasti mi ya da bunun basariya ulasma sansi nedir?

Bilgilendirirsen sevinirim. Simdiden tesekkurler.

Değerli dostum Sayın Gözlemci,
Sorularınızı yanıtlamak için bazı kaynaklara danışarak daha detaylı bilgiler edinmem gerekiyordu,bu yüzden gecikme için özür dilerim.Hem kendi gözlemlerim,hem de bugün bu tarz lobi işlerinin içinde sayılabilecek dostlarımdan edindiğim bilgilere göre sorunuzun cevabı çok kaygı verici bir mesele haline gelmiş bulunmakta.

DIŞ FAKTÖRLER

Öncelikle Almanyadaki Türklerin güçlenmesinin karşısındaki en büyük engelin bizzat Alman Hükümeti olduğunu belirteyim.Bu olay sadece Türklerle değil,bütün yabancılarla ilgilidir. Olayın pratik tarihçesi şöyle oluşmuştur:

-Almanya,İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan şiddetli ihtiyaç nedeniyle yurtdışından (çoğu işçi olmak üzere) milyonlarca yabancıya kucak açmıştır.

-Yabancıların ilk başta çektikleri en büyük sorun dil sorunu ve işçi statüsünde olmaları olmuştur.80ler ve 90lar boyunca işçi olmalarına karşın çok çok yüksek gelirler elde etmişlerdir.Ancak yabancılar,bu yüksek gelirleri tekrar Alman ekonomisine sokmak yerine yurtdışına çıkarma eğilimlerini sürekli olarak sürdürmüşlerdir.Bu durum,Alman Hükümetini çözüm arayışına yöneltmiş,Almanya da tıpkı A.B.D ve Fransa ne yapıyorsa onu yapmış ve bünyesindeki yabancılara gençlikten başlayarak ghetto-uyuşturucu-kumar-sokak hayatı-suç gibi unsurları şırınga etmeye başlamıştır.İstatistiksel veriler,bize yabancıların gelirlerdeki payının 90ların sonundan beri sürekli düştüğünü gösteriyor.Dolayısıyla yurtdışına çıkan para da,Alman ekonomisinde fazla bir yer teşkil etmiyor.

-Zamanında işçi oldukları için ve dil bilmedikleri için yüksek bir statü EDİNEMEYEN yabancıların çocukları,bugün aynı Tükiyedeki Türklerde olduğu gibi bir kültür erozyonu ve eğitim eksikliği yüzünden statülerini yükseltememektedirler.Bu zaten ghettocu anlayışın çıkış noktasıdır ve büyük ekonomiye hizmet eder.

Şimdi gençlerden bahsetmeye başlarken,ikinci problemimize geçelim:

İÇ FAKTÖRLER 1:GENÇLİK

Aynı Türkiyede büyük bir çoğunluğun mahkum tutulduğu cehalet ve varoş anlayışı gibi,Almanyada da yabancıların çoğu eğitim,dil,sosyal aktivite,entegrasyon açısından engellenmektedir.Almanyadaki Türk gençlerin üniversiteye gitme oranı çok düşüktür.Sadece Türklerde değil,Faslılar,Yugoslavlar,Polonyalılar gibi bir çok halkta baş gösteren bu sorunun özünde ghetto hayatı yatmaktadır.Gençler genel olarak uyuşturucu,bar hayatı,gangsterlik,iddia gibi bataklara sürüklenmektedir.Buraya kadar yaptığım tanımlar sanırım size oldukça tanıdık gelmiştir.Çünkü Almanların bize yaptığı sabotajı bizim devletimiz kendi vatandaşlarına yapıyor (veya yapılmasına alet oluyor).
Gençliğin tahsilden giderek uzaklaşması,daha doğrusu hiç bir zaman yakın durmaması iç faktör müdür dış faktör müdür bilemem ama,şunu çok iyi biliyorum ki Almanyada Çinliler harıl harıl çalışıp Çin'e faydalı olma amacı güderken Türkler kahvehane köşelerinde iddia kuponu doldurmaya,uyuşturucu kullanmaya,cep telefonunda lak lak yapmaya,discoda para harcamaya alıştırılmış durumdalar.Böylece hem düşük gelir seviyesi elde eden kesim olarak kalıyoruz,hem de parayı yurtdışına yani ülkemize sokamıyoruz.Bir önceki jenerasyonun hayatı Türkiyeye para aktarmakla,Türkiyedeki akrabaları,Türkiyedeki arazi sahiplerini,Türkiyeden gelen Kombassan'ı Jetpayı ıvırı zıvırı zengin etmekle geçti.Şimdiki jenerasyon ise parayı Almanyada tutuyor.Ne ile mi,günde 5-6 tane joint ile,tanesi 20 euroluk ütopik iddia (oddset) kuponlarıyla,aylık 300-400 euroluk telefon faturalarıyla..Yani boşa giden bir sürü para.Eskiden Jet Fadıl gibiler tarafından sömürülen vatandaşlarımız,şimdi resmen Alman Hükümetinin kurbanı haline geldiler.Şu anda Chorweiler/Köln veya Kreuzberg/Berlin gibi yerlere birer kere gitseniz durumun vehametini anlayabilirsiniz.Almanyadaki gençlerimiz maalesef amaçsızlık konusunda Türkiyedeki gençlerle başabaş gidiyorlar.Üstelik ellerinde Türkiyedekilere nazaran daha geniş imkanlar olmasına rağmen.
İşte tam burada yozlaştırma/cahilleştime politikasının nasıl işlediğini görebiliyoruz.Nasıl ki bizim gençliğimize televole kültürü aşılanıyor,ezberci eğitim aşılanıyor,şiddet aşılanıyor,holiganizm aşılanıyor,Almanyadaki gurbetçi gençlerimizin yıkımı da aynı bu şekilde hazırlanıyor.Bu aşamada gençleri bekleyen bir zorluk da,kafalarında Fethullah Hoca veya Metin Kaplan gibi insanları bu bataklara karşıt bir kurtuluş olarak görmeleri.Yani gençlerin kafası karışık.Siyasi istismar ve daha yaşlı nesilde kopukluk konularına bir sonraki gönderide değineyim,yazı çok uzadı.

Mazhi
21-03-2006, 23:02
İÇ FAKTÖRLER 2:BÖLÜNME VE VERİMSİZLİK SORUNU

Bu da bir üst jenerasyonun ufak çaplı bir analizi olacak.Tahmin edersiniz ki Dünyanın her yerinde olduğu gibi buradaki Türklerin yaşadığı en büyük sorun bölünmüşlük.Türkler hemen hemen her yerde bu dertten muzdariptir,ama Almanyadaki Türkler bu konuda bayağı aşmış durumdalar.Solcular ayrı yerde toplanır,Milli Görüşçüler ayrı yerde,Aleviler ayrı yerde,Ülkücüler ayrı yerde,Atatürkçüler ayrı yerde,ideoloji peşinde koşmayanlar ayrı yerde,Türk olmaktan utanan ve Alman yaşamına özenenler ayrı yerde,okuyan ayrı yerde,okumayan ayrı yerde,yani herkes parçalanmış durumda.
Gariptir ki bu grupların hemen hemen hepsinin yaptıkları tek şey lokallerinde buluşmak suretiyle çay içip,kumar oynayıp (en azından okey oyneyıp),kafa çekip,maç seyretmek.Ne bir sosyal aktivite,ne bir eğitici seminer,ne bir gezi,ne de bir beyin fırtınası.Bir tek bazı derneklerin futbol kulüpleri var,başka hiç bir aktivite yok.Siz ne kadar beyin fırtınası yapan,tartışarak doğruları arayan,araştıran bir grup kurmak isteseniz de,orası 2.gün okey,3.gün bira,4.gün dev perde derken verimlilik adına hiç bir şey çıkmayan bir kahvehaneye dönüyor.
Yani 30-50 yaş grubu da 15-30 yaş grubu gibi verimlilikten ve birlikten yoksun bir şekilde yaşıyor.Aynı şekilde kadınlarımız da her hangi bir derneği pirana hızıyla börek-çörek gününe veya kadınlar matinesine çevirmeye çok meraklılar.Yani nerede verimsiz işler,orada bizim insanımız.Bu yüzden artık konsolosluklardan da fazla bir şey beklememek gerekiyor.Eskiden sosyal aktiviteler,seminerler,toplantılar,tarihimizi tanıtan filmler sunuluyor muydu bilemiyorum ama şu anda ne konsoloslukların vatandaşa sunduğu olumlu bir hizmet var,ne de vatandaşlarımızın bu yönde bir talebi var.

Mazhi
24-03-2006, 17:03
İşte Milliyet gazetesinin 9 saat arayla yayına girdigi iki haber.Politikada buram buram sömürü kokan aylarda iyi gider:kafasız:.Geçmiş olsun diyelim


HABER1:Unakıtan'a 'ömür' bedduası

ANKARA Milliyet

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Tekel yasası görüşmelerinde ilginç bir bedduayla karşı karşıya kaldı. CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı, Unakıtan’a, "Ömrünüz, babalar gibi Tekel’i satmaya yetecek mi? Umarım yetmez" diye seslendi.
TBMM Genel Kurulu’nda, Tekel’in, 2006 yılı tütün alımına ilişkin yasa teklifinin görüşmeleri sırasında sözalan Gazalcı, 30 yıldır sürdürülen yanlış politikalarla, Türk tütüncülüğünün "öldürüldüğünü" ve ülke pazarının yabancılara teslim edildiğini vurguladı. Gazalcı, tütün işiyle uğraşan aile sayısının 583 binden 280 bine düştüğünü vurgularken, kar eden Adana Sigara Fabrikası’nın, özelleştirme kararı alınarak kapatıldığını söyledi.
Gazalcı, Unakıtan’a, "Ömrünüz, babalar gibi Tekel’i satmaya yetecek mi? Umarım satmaya yetmez" diye seslendi. Tartışmaların ardından kabul edilen yasada önerge ile değişiklik yapıldı ve TBMM Genel Kurulu’nda, Tekel’in 2005 ürün yılı için sözleşme imzalanan üreticilerle, o yıldaki sözleşme miktarlarını aşmamak koşuluyla 2006-2007 yılında alım-satım sözleşmesi imzalamasını öngören teklif, kabul edilerek yasalaştı. Önergeyle, yeni alımlarda 2005 yılı fiyatlarının geçerli olmasını düzenleyen hüküm değiştirilerek Tekel fiyat belirlemede serbest bırakıldı. Yasa ile Tekel'e, ihtiyaç fazlası idare stoku tütünleri, destekleme stoku tütünlerin satışında uygulanan şartlarla satması yetkisi tanındı. Teklif sahibi AKP Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu, kanunla, üreticilerin stopaj vergisinin yüzde 4’den yüzde 2’ye indirildiğini belirterek, "Bu kanunun kabul edilmesiyle, tütün üreticisinin cebine 13-14 milyon YTL koymuş olacağız" dedi.



HABER 2:Unakıtan'ın makam otosu şarampole düştü


Edirne’de, sel felaketinden zarar görenleri ziyaret etmek ve çeşitli açılış ve törenlere katılmak üzere bulunan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın 0018 plakalı makam aracı, Kırcasalih Beldesi yakınlarındaki Karaköprü mevkiinde şarampole düştü.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, İpsala ilçesinde sel baskınından zarar gören yerleri gören ve ilçede temaslarda bulunan Unakıtan, Edirne Valisi Nusret Miroğlu’nun makam aracıyla Kırcasalih beldesine hareket etti.
Unakıtan’ın makam aracına ise Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan ile koruma müdürü bindi.
Araç, Kırkcasalih yakınlarındaki Karaköprü mevkiinde kontrolden çıkarak, şarampole düştü.
Kazada yaralanan olmazken, araç çekici ile çıkartıldıktan sonra Edirne’ye getirilecek.
Maliye Bakanı Unakıtan’ın Edirne’de AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Önemli bir olay değil, araba hafif şarampole yuvarlandı.
Herhangi bir yaralı yok. Herhalde bize nazar değdi" diye konuştu.

buena vista
24-03-2006, 21:20
Değerli dostum Sayın Gözlemci,
Sorularınızı yanıtlamak için bazı kaynaklara danışarak daha detaylı bilgiler edinmem gerekiyordu,bu yüzden gecikme için özür dilerim.Hem kendi gözlemlerim,hem de bugün bu tarz lobi işlerinin içinde sayılabilecek dostlarımdan edindiğim bilgilere göre sorunuzun cevabı çok kaygı verici bir mesele haline gelmiş bulunmakta.

DIŞ FAKTÖRLER

Öncelikle Almanyadaki Türklerin güçlenmesinin karşısındaki en büyük engelin bizzat Alman Hükümeti olduğunu belirteyim.Bu olay sadece Türklerle değil,bütün yabancılarla ilgilidir. Olayın pratik tarihçesi şöyle oluşmuştur:

-Almanya,İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan şiddetli ihtiyaç nedeniyle yurtdışından (çoğu işçi olmak üzere) milyonlarca yabancıya kucak açmıştır.

-Yabancıların ilk başta çektikleri en büyük sorun dil sorunu ve işçi statüsünde olmaları olmuştur.80ler ve 90lar boyunca işçi olmalarına karşın çok çok yüksek gelirler elde etmişlerdir.Ancak yabancılar,bu yüksek gelirleri tekrar Alman ekonomisine sokmak yerine yurtdışına çıkarma eğilimlerini sürekli olarak sürdürmüşlerdir.Bu durum,Alman Hükümetini çözüm arayışına yöneltmiş,Almanya da tıpkı A.B.D ve Fransa ne yapıyorsa onu yapmış ve bünyesindeki yabancılara gençlikten başlayarak ghetto-uyuşturucu-kumar-sokak hayatı-suç gibi unsurları şırınga etmeye başlamıştır.İstatistiksel veriler,bize yabancıların gelirlerdeki payının 90ların sonundan beri sürekli düştüğünü gösteriyor.Dolayısıyla yurtdışına çıkan para da,Alman ekonomisinde fazla bir yer teşkil etmiyor.

-Zamanında işçi oldukları için ve dil bilmedikleri için yüksek bir statü EDİNEMEYEN yabancıların çocukları,bugün aynı Tükiyedeki Türklerde olduğu gibi bir kültür erozyonu ve eğitim eksikliği yüzünden statülerini yükseltememektedirler.Bu zaten ghettocu anlayışın çıkış noktasıdır ve büyük ekonomiye hizmet eder.

Şimdi gençlerden bahsetmeye başlarken,ikinci problemimize geçelim:

İÇ FAKTÖRLER 1:GENÇLİK

Aynı Türkiyede büyük bir çoğunluğun mahkum tutulduğu cehalet ve varoş anlayışı gibi,Almanyada da yabancıların çoğu eğitim,dil,sosyal aktivite,entegrasyon açısından engellenmektedir.Almanyadaki Türk gençlerin üniversiteye gitme oranı çok düşüktür.Sadece Türklerde değil,Faslılar,Yugoslavlar,Polonyalılar gibi bir çok halkta baş gösteren bu sorunun özünde ghetto hayatı yatmaktadır.Gençler genel olarak uyuşturucu,bar hayatı,gangsterlik,iddia gibi bataklara sürüklenmektedir.Buraya kadar yaptığım tanımlar sanırım size oldukça tanıdık gelmiştir.Çünkü Almanların bize yaptığı sabotajı bizim devletimiz kendi vatandaşlarına yapıyor (veya yapılmasına alet oluyor).
Gençliğin tahsilden giderek uzaklaşması,daha doğrusu hiç bir zaman yakın durmaması iç faktör müdür dış faktör müdür bilemem ama,şunu çok iyi biliyorum ki Almanyada Çinliler harıl harıl çalışıp Çin'e faydalı olma amacı güderken Türkler kahvehane köşelerinde iddia kuponu doldurmaya,uyuşturucu kullanmaya,cep telefonunda lak lak yapmaya,discoda para harcamaya alıştırılmış durumdalar.Böylece hem düşük gelir seviyesi elde eden kesim olarak kalıyoruz,hem de parayı yurtdışına yani ülkemize sokamıyoruz.Bir önceki jenerasyonun hayatı Türkiyeye para aktarmakla,Türkiyedeki akrabaları,Türkiyedeki arazi sahiplerini,Türkiyeden gelen Kombassan'ı Jetpayı ıvırı zıvırı zengin etmekle geçti.Şimdiki jenerasyon ise parayı Almanyada tutuyor.Ne ile mi,günde 5-6 tane joint ile,tanesi 20 euroluk ütopik iddia (oddset) kuponlarıyla,aylık 300-400 euroluk telefon faturalarıyla..Yani boşa giden bir sürü para.Eskiden Jet Fadıl gibiler tarafından sömürülen vatandaşlarımız,şimdi resmen Alman Hükümetinin kurbanı haline geldiler.Şu anda Chorweiler/Köln veya Kreuzberg/Berlin gibi yerlere birer kere gitseniz durumun vehametini anlayabilirsiniz.Almanyadaki gençlerimiz maalesef amaçsızlık konusunda Türkiyedeki gençlerle başabaş gidiyorlar.Üstelik ellerinde Türkiyedekilere nazaran daha geniş imkanlar olmasına rağmen.
İşte tam burada yozlaştırma/cahilleştime politikasının nasıl işlediğini görebiliyoruz.Nasıl ki bizim gençliğimize televole kültürü aşılanıyor,ezberci eğitim aşılanıyor,şiddet aşılanıyor,holiganizm aşılanıyor,Almanyadaki gurbetçi gençlerimizin yıkımı da aynı bu şekilde hazırlanıyor.Bu aşamada gençleri bekleyen bir zorluk da,kafalarında Fethullah Hoca veya Metin Kaplan gibi insanları bu bataklara karşıt bir kurtuluş olarak görmeleri.Yani gençlerin kafası karışık.Siyasi istismar ve daha yaşlı nesilde kopukluk konularına bir sonraki gönderide değineyim,yazı çok uzadı.

Sevgili Mazhi,

Yazdiklarin istatistiki bilgiler ve gözlemlerin.Katiliyorum.Gercek payi oldukca fazla.Sakin yanlis anlama, amacim seni güc durumda birakmak,elestirmek,hele
üzmek..Öyle bir niyetim yok..Ancak, Almanya ekonomisinde biz Türkler``in
payi..Yaptigimiz islerin ekonomiye katkisi..Rakamlar su anda aklimda degil..
Milyar EURO lar...Avrupa``daki vatandaslarimizin gercek sayisini ne yazik ki
bilenimiz yok..Isvicre``deki yabancilarin alis-veris yaptiklari yerler Türk marketleri..Rakamlar ne yazik ki kayit disi..Ortada gercek rakamlar yok..
Ögrenebilecegin bir makam da yok bu bilgileri..Nedeni mi ??Konsolos ve
görevlilerini ,cesitli kutlamalarda bu adamlarin yaninda görebilirsin..Para onlardadir.Bizleri bu guruplar temsil eder..Ne yazik ki cogu da sakallidir bunlarin.
Benim burada yazamayacagim gercekler bu insanlari burada bile güclü duruma
getirmistir..!!
Mazhi..Almanya ne yapti,ne yapiyor kendi halkini uyutmak,uyusturmak icin..??
Hic düsündün mü? Bira..Ucuz bira yeterli mi sence?Futbol..!! Her devletin
vatandaslarini uyutmak,uyusturmak icin olan yöntemleri..(Bonn``da bir kursta
yasadiklarim bile yazi dizisi olur...Her anini not edersen zararli cikmazsin..)
Saglik ve sevgiyle hosca kal..

buena vista

alihoca
25-03-2006, 00:04
Sevgili Mazhi Dostumuz;

Bende Sevgili Buena VİSTA Dostumuzun yazdıklarından biraz cesaret alarak, Acı Vatan diye bellenen Almanya'da, devlet dediğimiz mekanizmadan hiç bir destek, koruma ve gözetme görmediği gibi bulduğu her fırsatta köstek olmasına rağmen, Almanya’da elde ettiği başarılara da bir değinmenizi rica edeceğim.

Çünkü 1960'lı yıllarda bu toplumun en eğitimsiz kesimlerinden alınarak burada kılıç kalkan ekibi ile orada Alman Bando takımları ile karşılanarak, Almanya’nın en ağır işlerinde en düşük ücretle çalışmak zorunda bırakıldığı gibi tamamen dilsiz ve sahipsiz kalan insanlarımızın bugün Alman Toplumunda adeta dişi tırnağı ile kazıyarak geldikleri noktanın biraz başarı örnekleri ile de taçlandırılmayı hak ettiğini düşünüyorum.

Biraz da; 12 Eylül Harekâtı ile teorisyen ve lider kesimleri adeta kosa ile biçilerek; öyle ya da böyle bir çok yol ve yöntem ile Ülkücülerin mafyalaştırma, Solun ise özellikle yurt dışına kaçıp kurtulabilenleri olarak yabancı entelijansiyanın etkinlik ve denetimi altına alma süreçleri yaşaması ile en azından kitleler üzerinde örgütsel etkinliklerini kaybettiklerini bir tespit olarak alabiliriz sanırım. Bu tespitin yurt dışı olarak geçerliliği olduğu gibi yurt içinde de geçerli olduğu da bir gerçektir.

Toplum içinde etkileme ve yönlendirme gücüne haiz; en diri en sağlam örgüt yapılanmaları diyebileceğimiz ülkücü-sol kesimin saf dışı bırakılması ile adeta bölücü ırkçı ve din sömürgeni tarikat örgütlenmelerinin önünün açılarak meydanı boş bulmalarının adeta sağlandığı da söylenebilir.

Özellikle Dini Siyasi Çıkar Aracı olan kesimler başta olmak üzere, pkk gibi bölücü örgüt ve yapılanlanmalarına; Almanya'nın Ortadoğu ve Dünya Siyasetinin bir gereği olarak başlarda verdiği büyük boyutlu desteği kattığımızda olayın vahameti bir anlamda görülecektir. Eğitimsizliğin yanı sıra gurbet kuşku ve korkusu ile savunmasız kalan işçilerimizin adeta özellikle rakipsiz kalan bölücü ve tarikat yapılanmalarının eline ve insafına kaldıklarını da ekleyebiliriz sanırım.

Yine özellikle sorun çözer değil, sorun yaratır anlayışı ile işleyip çalışan bir yapılanması ile büyükelçilik ve temsilciliklerimizin her zaman işçilerimize destekten ziyade köstekliği de bilinmekte iken, işçilerimizin gittikleri an ve pozisyondan, bugün Almanya'da elde ettikleri statünün başarısız olarak algılanması en azından o zor koşullar altında mücadele veren işçilerimize haksızlık olacağı gibi, en azından başarı ile örnekleri ile dengelemek gerekir gibime geliyor.


Saygılarımla

hakan
25-03-2006, 00:58
Sevgili genc Mazhi kardesimiz Avrupada ki türkler hakkinda bazi gözlem ve düsüncelerini aktarmis.

Arayipta tartisma ortami bulamadigim derin bir konu aslinda. Gecenin bu saatinde ancak vakit bulup topigin bir kismini okuybaildim.

Katildigim yerler, ayri durdugum yerler var. Vakit buldukca Isvicreden bazi gözlem ve düsüncelerimi aktaracagim.

Öncelikle 5-6 yil önceki bölünmüslük durumu pek kalmadi. Toplanilan yada bir araya gelinen kahvehaneler ( Mazhi lokaller seklinde bahsetmis aslinda ortak kültür kahvehaneler) artik herkesin her görüsten insanin biraraya geldigi, siyasetin artik pek revacta olmadigi yerler. Arada sirada hala eski dünya düzeninden kalma guruplarin propaganda yapmak amaciyla brösür filan türünde kagitlar dagitmaya kalkissada pek ragbet edilmedigi görülmekte.

Konu biraz derin ve hala küller sogumadi ama soguyacaktir. insanlar artik dünya isleriyle ugrasmakta.

Mazhi bilemiyorum kac yildir almanyada ama ben 6 yillik Avrupa tecrübelerimle büyk degisim oldugunu görebiliyorum. Bu degisim borsamizada ayni oranda yansidi desem gercekci olur.

Bu arada avrupada yayginlasan Islam düsmanligi son zamanda dikkat cekmekte. Asil aktüel mesele bu günlerde müslüman ve Türk düsmanliginin baslamasi ve artarak devam etmesi. Bu konuyla ilgili Isvicre hükümetininde bazi tavirlari cok dikkat cekmekte.

Ayrintilari sonraya birakarak bugün Blick gazetesinde gördügüm ama gazete elimde olmadigi icin ayrintilarini okuyamadigim bir basligi eklemek istiyorum.

http://is.blick.ch/img/gen/q/A/HBqABE8U_Pxgen_r_180xA.gif

Müslüman ögrenciler icin bugüne kadar uygulanmakta olan domuz eti olmayan sosis ve yiyecek uygulamsinin olmayacagi türünde bir ana baslik.....***

Mazhi
25-03-2006, 18:38
DIE TÜRKEN IN DEUTSCHLAND WERDEN IMMER AERMER

Waehrend Deutschland, eines der reichsten Laender der Welt, den Rekord in Exporteinnahmen keinem anderen überlaesst, gibt es Sorgen bezüglich der Armutstendenz im Inland. Der von der deutschen Regierung ausgearbeitete “Armutsbericht” legte dar, dass jeder dritte Deutsche Angst habe, von heute auf morgen verarmen zu können. Dagegen zeigte der Bericht des Zentrums für Türkei-Studien, dass die Lage der Türken in Deutschland durchschnittlich schlechter sei als die anderer Immigranten. Jeder dritte Türke in Deutschland lebt unter der Armutsgrenze. Der Direktor des Zentrums, Faruk Şen, sagte: “Eine strukturelle Wandlung in der Wirtschaft betrifft meistens die Türken. Bei der Arbeitslosigkeit unter den Auslaendern stehen die Türken an erster Stelle. Das monatliche Prokopfeinkommen der Deutschen betraegt 1207 Euro und das der Türken 491 Euro”. (Cumhuriyet)


Sayın Ali Hocam,

Yukardaki yazının ufak bir tercümesini yapacak olursak,Almanyada bir Almanın aylık geliri Türkün aylık gelirini üçe katlamıştır.Üstelik Türkler büyük bir işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalmışlardır.Yapılan incelemeler,her 3 Türkten birinin açlık sınırında (bu tabii ki Türkiyede anladığımız açlık sınırı değil) yaşamaktadır.Ben böyle bir tabloda başarıdan bahsetmeye korkarım.

İstersek tabii ki üniversitelerde harıl harıl çalışıp araştırma görevlisi olan,veya ticarete atılıp başarılı olarak hem Almanyaya hem Türkiyeye katma değer sağlayan gurbetçi dostlarımızdan bahsedebiliriz.Konferanslarla panellerle vatandaşlarımızı bilgilendirmek için kendini paralayan tek tük bireylerimize yoğunlaşıp mutlu olma yolunu deneyebiliriz.Tabi ki Alman Ekonomisinde ne kadar büyük bir güç oluşturduğumuzu anlatıp, "bak buradaki parayı bir çeksek Alman ekonomisi göçer" gibi fikirler öne sürebiliriz.Ama bunları yaparsak buradaki 3 milyon insan hakkında yanıltıcı bir fikir vermiş oluruz.Evet,3 milyon insanın burada belli bir rolü var,ama bu rol git gide önemini yitirmeye başladı.

Bir Almanın geliri,Türkün gelirini üçe katlamışsa,uyuşturucu kullanımında Türk gençler ilk sıralara tırmanmışsa,enformasyon teknolojisi ile (IT) alakalı bölümler okuyan Türklerin sayısı git gide düşüyorsa,Oddset-Sportwetten Gera gibi iddia kurumları cirolarının büyük bölümünü Türklerden elde ediyorsa,Türk medyası bile Avrupadaki vatandaşlarına günde 12 saat "zayıflatıcı krem","saç dökülmesini engelleyen krem","asabiyeti gideren krem" pazarlamaya uğraşıyor,ne Türk coğrafyası,ne Türk tarihi,ne de Türk sanatı hakkında en ufak katkıda bulunmuyorsa,tek tük düzenlenen yardım gecelerine Zülfü Livaneli,Yavuz Bingöl,Sezen Aksu gibi sanatçılar yerine İsmail YK,Tarık Mengüç,Ankaralı Turgut gibi isimler getirilerek prim yapılmaya çalışılıyorsa,Stefan Raab denen talk showcu bizim megastarımız olarak bilinen Tarkanı Türk Mahallesine götürüp,masaya yanaşan bir Türk bayan hakkında "sarımsak mı kokuyor?" diye alay ediyorsa,izin verin de 23 yaşındaki bir vatandaş "aza tamah edip mutlu olayım" demek yerine "neden daha zengin,daha güçlü olamıyoruz?" diye öfkelenip,olayı bu açıdan ele alsın.

Bu milletin parası öyle ya da böyle sürekli Almanyanın dışına çıkmıştır.Bunun adı ister Kombassan olsun,ister akrabalar olsun,ister Türkiyeye yatırılan gayrimenkul paraları olsun.Bu yüzden de Almanlar,Türklerin gelişmelerini engelleyecek ghetto kültürünü her şeyiyle uygulayıp gelir dağılımı dengesini şu andaki 3:1 oranına kadar çekmişlerdir.

Almanyada önümüzdeki 20 sene içinde 15-30 yaş arası kesim 3 milyon kişi kadar azalacaktır.İyice daralan bu pastada Türklere kremayı mı,yoksa kuru milföy hamurunu mu vermek isteyecekleri hususunda hepimizin hemfikir olduğundan yola çıkarak,şu zamana kadar süregelmiş başarısızlığı kabullenmemiz,ve önümüzdeki zaman dilimi için çözüm arayışlarına yönelmemiz gerekmektedir.

Unutmayalım ki Almanyadaki vatandaşlarımızdan gelecek olan paranın sürekli azalması,Türkiye Ekonomisinde de olumsuz etkiler yapacaktır.O yüzden bu çözüm arayışlarına katılmak sadece Almanyada veya diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlarımıza değil,Türkiyedeki vatandaşlarımıza da düşer.Nedir çözüm arayışı?Buradaki insanlarımızı kültüre yöneltmek,eğitime yöneltmek,Alman Kültürü ile Türk Kültürünü doğru şekilde harmanlayıp gençlerimize doğru dürüst bir yol haritası sunmak.Bunları sunamazsanız gençler boş geçen vakitlerini yanlış yollarda doldururlar,ve şu anda bile üzülerek baktığımız bu 3:1 oranı,hiç bir müdahale yapılmazsa git gide yaşlanan ve sosyal devlet sistemi git gide çökmeye yüz tutan bu ülkede 5:1 lere kadar geriler."Bütün Türkler parasını çekip gitse Almanya çöker" ütopyasıyla 40 senedir göğüs kabartma yoluna giden insanlarımız biraz da "İşsizlik yardımı,çocuk yardımı gibi musluklardan su akmamaya başladığında Türklerin hali ne olur?" diye düşünmeye başlasalar iyi ederler,Alman Ekonomisinde çalan bu tehlike çanları en çok Türklerin canını yakacaktır.

Vatandaşlarımıza haksızlık etmememiz gerektiği yönündeki kaygınızı anlamakla beraber,oluşan bazı tehlikelere de dilim döndüğünce dikkat çekmeye çalıştım hocam.Umarım aynı şeyleri tekrar etmemişimdir.

Not:Sürekli Almanya kelimesini kullanmamın nedeni diger ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızı görmezden gelmem değil,diğer ülkelerde olup bitenden haberim olmamasıdır.Hoşgörünüze sığınarak belirtmek isterim.

Mazhi
25-03-2006, 20:08
Ayrintilari sonraya birakarak bugün Blick gazetesinde gördügüm ama gazete elimde olmadigi icin ayrintilarini okuyamadigim bir basligi eklemek istiyorum.

http://is.blick.ch/img/gen/q/A/HBqABE8U_Pxgen_r_180xA.gif

Müslüman ögrenciler icin bugüne kadar uygulanmakta olan domuz eti olmayan sosis ve yiyecek uygulamsinin olmayacagi türünde bir ana baslik.....***

Sayın dostum Berg,
İlgili haberin başlığı biraz yanıltıcı olmuş,bu haberin sosis veya domuz etiyle herhangi bir alakası olmadığını düşünüyorum,"Extrawurst" sözü Almancada "ayrıcalık" anlamı taşıyan bir kelimedir.Kapaktan gördüğüm kadarıyla,haberin çıkış noktasının müslüman öğrencilerin yüzme derslerinden muaf tutulması ile alakalı olduğunu tahmin ediyorum.
Türk Düşmanlığı ve İslam Düşmanlığı konulu fikirlerinize ise yürekten katılıyorum.Peki bize düşen nedir? Bu nefretin herhangi bir aksiyona dönüşmesine engel olacak kadar güçlenebilmektir.Geliri alt seviyede kalmış,gençliği hedefsiz kalmış,ülkede söz sahibi olacak nesiller yetiştiremeyen bir halk ister bileğine,ister yüreğine inansın,başarılı olamaz.Uzun yıllardır kendi iç politikalarını rayına sokamamış bir Türkiye Cumhuriyetinin,yurtdışındaki vatandaşlarına gelecekte ne vereceği de meçhuldür.O yüzden yurtdışındaki vatandaşlarımız kendiliğinden bir bilinçlenme hareketi oluşturmadıkları sürece ne Avrupa Hükümetleri ellerinden tutar,ne Türk Hükümeti.
Saygılarımla.

alihoca
25-03-2006, 20:16
Sevgili Mazhi,
Genç Dostum;

Cevabi yazın için teşekkürlerimi kabul et.

Saygı ile.

Mazhi
25-03-2006, 21:31
Değerli dostumun söylediklerine katılmakla beraber "birilerini uyutmaya çalışmak" ile "uyumaya meyilli olmak" gibi iki ayrı kavramın hassas dengelerine de değinmek istiyorum.Almanlar,bira kültürü yüzyıllardan beri süregelen bir halktır,(aynı zamanda Hollanda,Belçika ve Çek Cumhuriyeti gibi civar ülkelerde de olduğu gibi) bira üretiminde önemli bir rol oynamakta ve bu sektörden bayağı yüklü para kazanmaktadır.Bu kadar biranın üretildiği bir yerde fiyatların ucuz,tüketimin de çok olması doğal görülmelidir.Şahsen ben -herhalde üç buçuk sene boyunca barda çalışmış olmanın da verdiği bir bıkkınlıktan olacak-,içkiye uzun zamandır elimi sürmüyorum.Ancak şunu da söylemeliyim ki Almanlar her şeyi dozunda tüketmeyi iyi başaran bir millet.İş olduğu zaman bir tane birasını muhakkak içer,haftasonu da çatlayana kadar bira içip şarkı söyler ama birayla hayatı kararan Alman yok gibidir.Üstelik bira tüketimi için bir insanın cebinden çıksa çıksa kaç euro çıkar ayda?Futbol dediğiniz de Cumartesi 15.30da başlar,yorumları ve analizleriyle en geç 21.00da insanların hayatından çekilmiş olur.Kimse haftada yedi gün takımı için kafa patlatmaz,hakem eleştirmenlerini tek yürek olmuş şekilde dinlemez,her haftasonu 10 tane iddia kuponu yatırmaz.
Yani uyutma vardır,suni amaçlar sunma vardır ama bu uyutmalar ne ceplerine aşırı bir zarar verir,ne de onları hayattan koparıp abuk bir aleme sürer.Ülkemizde hemen hemen borsayla ilgisi olan herkes 8 saat ekran başında dururken,onlar haftada bir kez bakıverirler.Biz Erman Hocayla Şansalla Televoleyle zaman geçirirken onların televizyonlarında saç tarağı hakkında bile belgesel vermek ihmal edilmez.Biz İslamcı-Atatürkçü,sağcı-solcu,Galatasaraylı-Fenerbahçeli diye birbirimize kin kusmakla oyalanırken,onlar bu konularda hiç cepheleşmeye gitmezler.Olayın Almanyadaki Türk-Türkiyedeki Türk noktası zaten yanılsamadan başka bir şey değil,Türklerin önüne sunulanlar ile Türklerin bu sunulanlardan çıkardıkları gelişim maalesef onlarca senedir mekan tanımadan büyük benzerlikler gösteriyor.Belki doğru amaçlar gösterilse durum çok farklı olurdu şu anda.



Sevgili Mazhi,

Yazdiklarin istatistiki bilgiler ve gözlemlerin.Katiliyorum.Gercek payi oldukca fazla.Sakin yanlis anlama, amacim seni güc durumda birakmak,elestirmek,hele
üzmek..Öyle bir niyetim yok..Ancak, Almanya ekonomisinde biz Türkler``in
payi..Yaptigimiz islerin ekonomiye katkisi..Rakamlar su anda aklimda degil..
Milyar EURO lar...Avrupa``daki vatandaslarimizin gercek sayisini ne yazik ki
bilenimiz yok..Isvicre``deki yabancilarin alis-veris yaptiklari yerler Türk marketleri..Rakamlar ne yazik ki kayit disi..Ortada gercek rakamlar yok..
Ögrenebilecegin bir makam da yok bu bilgileri..Nedeni mi ??Konsolos ve
görevlilerini ,cesitli kutlamalarda bu adamlarin yaninda görebilirsin..Para onlardadir.Bizleri bu guruplar temsil eder..Ne yazik ki cogu da sakallidir bunlarin.
Benim burada yazamayacagim gercekler bu insanlari burada bile güclü duruma
getirmistir..!!
Mazhi..Almanya ne yapti,ne yapiyor kendi halkini uyutmak,uyusturmak icin..??
Hic düsündün mü? Bira..Ucuz bira yeterli mi sence?Futbol..!! Her devletin
vatandaslarini uyutmak,uyusturmak icin olan yöntemleri..(Bonn``da bir kursta
yasadiklarim bile yazi dizisi olur...Her anini not edersen zararli cikmazsin..)
Saglik ve sevgiyle hosca kal..

buena vista

buena vista
25-03-2006, 22:00
Değerli dostumun söylediklerine katılmakla beraber "birilerini uyutmaya çalışmak" ile "uyumaya meyilli olmak" gibi iki ayrı kavramın hassas dengelerine de değinmek istiyorum.Almanlar,bira kültürü yüzyıllardan beri süregelen bir halktır,(aynı zamanda Hollanda,Belçika ve Çek Cumhuriyeti gibi civar ülkelerde de olduğu gibi) bira üretiminde önemli bir rol oynamakta ve bu sektörden bayağı yüklü para kazanmaktadır.Bu kadar biranın üretildiği bir yerde fiyatların ucuz,tüketimin de çok olması doğal görülmelidir.Şahsen ben -herhalde üç buçuk sene boyunca barda çalışmış olmanın da verdiği bir bıkkınlıktan olacak-,içkiye uzun zamandır elimi sürmüyorum.Ancak şunu da söylemeliyim ki Almanlar her şeyi dozunda tüketmeyi iyi başaran bir millet.İş olduğu zaman bir tane birasını muhakkak içer,haftasonu da çatlayana kadar bira içip şarkı söyler ama birayla hayatı kararan Alman yok gibidir.Üstelik bira tüketimi için bir insanın cebinden çıksa çıksa kaç euro çıkar ayda?Futbol dediğiniz de Cumartesi 15.30da başlar,yorumları ve analizleriyle en geç 21.00da insanların hayatından çekilmiş olur.Kimse haftada yedi gün takımı için kafa patlatmaz,hakem eleştirmenlerini tek yürek olmuş şekilde dinlemez,her haftasonu 10 tane iddia kuponu yatırmaz.
Yani uyutma vardır,suni amaçlar sunma vardır ama bu uyutmalar ne ceplerine aşırı bir zarar verir,ne de onları hayattan koparıp abuk bir aleme sürer.Ülkemizde hemen hemen borsayla ilgisi olan herkes 8 saat ekran başında dururken,onlar haftada bir kez bakıverirler.Biz Erman Hocayla Şansalla Televoleyle zaman geçirirken onların televizyonlarında saç tarağı hakkında bile belgesel vermek ihmal edilmez.Biz İslamcı-Atatürkçü,sağcı-solcu,Galatasaraylı-Fenerbahçeli diye birbirimize kin kusmakla oyalanırken,onlar bu konularda hiç cepheleşmeye gitmezler.Olayın Almanyadaki Türk-Türkiyedeki Türk noktası zaten yanılsamadan başka bir şey değil,Türklerin önüne sunulanlar ile Türklerin bu sunulanlardan çıkardıkları gelişim maalesef onlarca senedir mekan tanımadan büyük benzerlikler gösteriyor.Belki doğru amaçlar gösterilse durum çok farklı olurdu şu anda.

Sevgili genc dostum,

Yanitin icin tesekkür ederim.Dün aksam cala kalem bir seyler karaladim.Aslinda konu cok derin ve genis..Firsat buldukca gözlemlerimi ve konu ile ilgili düsüncelerimi buraya aktarmaya calisacagim.Sanirim güzel bir tarisma ortami olusur.Yazdiklarina katiliyorum,tamamina..Acaba,asil sorun bizlerden mi kaynaklaniyor..?
Saglik ve sevgiyle..

buena vista

hakan
26-03-2006, 11:47
Sayın dostum Berg,
İlgili haberin başlığı biraz yanıltıcı olmuş,bu haberin sosis veya domuz etiyle herhangi bir alakası olmadığını düşünüyorum,"Extrawurst" sözü Almancada "ayrıcalık" anlamı taşıyan bir kelimedir.Kapaktan gördüğüm kadarıyla,haberin çıkış noktasının müslüman öğrencilerin yüzme derslerinden muaf tutulması ile alakalı olduğunu tahmin ediyorum.



Sevgili Mazhi baslikta yaniltici bir durum yok. Haberin icerigine ulasamadim ama son dönemde Türklere karsi belirgin bir antipati olustugunu farkedebiliyorum. Buna ilave olarak gizli gizli devam eden hristiyan müslüman catismasi Avrupada bazi cevrelerin kurcalamasiyla gitgide degisik boyutlara ulasiyor.

Baslik verdigim gazete Isvicrenin ciddi gazetelerinden degil daha cok magazinel haberler yapan bir gazete ama gündemide gösteriyor bu arada.

Extra wurst sözünün anlami sözlüksel degil. ézel uygulama anlamida kullanilmis.

Okullarda ve yapilan yatili gezilerde müslümanlarin domuz eti iceren yiyecekleri yememelerinden dolayi onlara özel yemekler cikar. Arti yüzme derslerine bazi müslüman kiz ögrenciler katilmak istemezler ve onlara ayricalik taninir. Simdi birden bire artik müslümanlara ayri yemek cikmiycak isteyen yer istemeyen ac kalir ve yüzme derslerinede katilmak zorunlu olacak dendigi zaman olay bence cok büyür.

Saygilar

bikmisbroker
26-03-2006, 17:31
Değerli dostumun söylediklerine katılmakla beraber "birilerini uyutmaya çalışmak" ile "uyumaya meyilli olmak" gibi iki ayrı kavramın hassas dengelerine de değinmek istiyorum.Almanlar,bira kültürü yüzyıllardan beri süregelen bir halktır,(aynı zamanda Hollanda,Belçika ve Çek Cumhuriyeti gibi civar ülkelerde de olduğu gibi) bira üretiminde önemli bir rol oynamakta ve bu sektörden bayağı yüklü para kazanmaktadır.Bu kadar biranın üretildiği bir yerde fiyatların ucuz,tüketimin de çok olması doğal görülmelidir.Şahsen ben -herhalde üç buçuk sene boyunca barda çalışmış olmanın da verdiği bir bıkkınlıktan olacak-,içkiye uzun zamandır elimi sürmüyorum.Ancak şunu da söylemeliyim ki Almanlar her şeyi dozunda tüketmeyi iyi başaran bir millet.İş olduğu zaman bir tane birasını muhakkak içer,haftasonu da çatlayana kadar bira içip şarkı söyler ama birayla hayatı kararan Alman yok gibidir.Üstelik bira tüketimi için bir insanın cebinden çıksa çıksa kaç euro çıkar ayda?Futbol dediğiniz de Cumartesi 15.30da başlar,yorumları ve analizleriyle en geç 21.00da insanların hayatından çekilmiş olur.Kimse haftada yedi gün takımı için kafa patlatmaz,hakem eleştirmenlerini tek yürek olmuş şekilde dinlemez,her haftasonu 10 tane iddia kuponu yatırmaz.
Yani uyutma vardır,suni amaçlar sunma vardır ama bu uyutmalar ne ceplerine aşırı bir zarar verir,ne de onları hayattan koparıp abuk bir aleme sürer.Ülkemizde hemen hemen borsayla ilgisi olan herkes 8 saat ekran başında dururken,onlar haftada bir kez bakıverirler.Biz Erman Hocayla Şansalla Televoleyle zaman geçirirken onların televizyonlarında saç tarağı hakkında bile belgesel vermek ihmal edilmez.Biz İslamcı-Atatürkçü,sağcı-solcu,Galatasaraylı-Fenerbahçeli diye birbirimize kin kusmakla oyalanırken,onlar bu konularda hiç cepheleşmeye gitmezler.Olayın Almanyadaki Türk-Türkiyedeki Türk noktası zaten yanılsamadan başka bir şey değil,Türklerin önüne sunulanlar ile Türklerin bu sunulanlardan çıkardıkları gelişim maalesef onlarca senedir mekan tanımadan büyük benzerlikler gösteriyor.Belki doğru amaçlar gösterilse durum çok farklı olurdu şu anda.

Sevgili Mazhi,

Yazilarini okumak bende tiryakilik yapmaya basladi haberin ola..
Keyf ile yeni yazilarini bekliyor, zevk ve heyecan ile de okuyorum..
Sevgi ve saygilarimla,

Bikmisbroker

buena vista
26-03-2006, 20:31
Avrupa`ya akin eden ilk kusaklar aslinda bizleri yanlis tanitmadilar. Öyle bir calismanin icinde de olmadilar.Neysek onu temsil etmeye calistilar.
Bu arada, gittikleri ülkelere sorunlarini da beraberlerinde tasidilar..Buralara çalismaya giden vatandaslarimizin sayilari arttikca sorunlari ayni oranda fazlalasti.Ve zamanla içinden
çikilmaz boyutlara ulasti..Kendilerini “misafir isçi” olarak gördüklerinden içlerine kapandilar.
Karadenizliler, Erzurumlular, Ankaralilar vb. seklinde guruplar olustu..Bunlara yesil sermaye
yi ve öteki siyasi cekismeleri de ekledigimizde, sorunlari daha da artti..
Sorun üretmekte cok hünerli olan vatandaslarimiz ne yazik ki ayni titizligi problemleri cözmede gösteremediler..Iki binli rakamlardan, yine resmi rakamlara gore 2,8 milyon gibi büyük bir topluluga ulastik Almanya`da..
Diger taraftan Belcika,Fransa,Hollanda,Ingiltere gibi ülkelere giden misafir iscilerimizin sayisi da büyük artis göstermisti.
Problemler cözülmedikce,üst üste yigildikca icinden cikilmaz bir hal aliyor zamanla..Ortaya cikan gercekleri de kabullenmekte zorlaniyoruz..

Bu arada,Milliyet gazetesi arsivinden, „ Almanya`da Türkler entegre olmuyor.“baslikli
Hursit Günes``e ait bir köse yazisi buldum..Gercege yakin rakamlar ve detayli bilgiler var.
Ilgilenenler icin faydasi olur sanirim..
………….

Almanya'da Türkler entegre olmuyor


Almanya'da resmi rakamlara göre 2,8 milyon Türk var. Ancak bunun sadece 35 bini üniversite öğrencisi. Yani Türkiye'den gelen öğrenciler de dahil, göçmen nüfusun sadece yüzde 1,3'ü üniversiteye gidiyor. Kısacası, göçmen nüfus içinde eğitim düzeyi çok geri. Eğitim düzeyinin bu denli düşük olması, kültürel entegrasyonun da sınırlı kalmasına neden oluyor.
Öte yandan, Avrupa'da tahminen 94 bin işadamı var. Bu, toplam Türk nüfusu içinde yüzde 7,2 ediyor. Türkiye Araştırmalar Merkezi TAM'ın tahminine göre 2015'te bu sayı 160 bine, yani nüfusun yüzde 11-12'sine çıkacak. Ancak dünkü yazımızda belirttiğimiz gibi, bu işadamlarının çoğu esnaf düzeyinde ve çoğunlukla Türklere hizmet veriyor. Almanya'daki 65 bin işletmenin 50 bini şahıs şirketi. Gerçi 2015'te AB içinde Türkler 87 milyar euroluk bir gelir yaratacak, neredeyse 1 milyon kişiyi istihdam edecek ve belki daha iyi bir noktada olunacak. Ama şu anda Türklerin ekonomideki entegrasyonu hâlâ çok gerilerde.
Almanya'daki işadamlarının yüzde 26'sı lokantacı, yüzde 23'ü hizmet sektöründe, yüzde 35'i ticarette, gerisi de diğer her türlü işte. İşletmelerin yüzde 52'sinde 3 kişiden az kişi çalışıyor; yani aile işletmesi. Yüzde 40'ı da 4-9 kişi istihdam ediyor. 10 kişiden fazla çalıştıran işyeri sadece yüzde 8,2. İşletmelerin yüzde 70'e yakını yılda 500 bin eurodan az ciro yapıyor. Yine yüzde 90'dan fazlası 200 bin eurodan az bir yatırımla kurulmuş.
1960'lı yılların sonlarına doğru göçen Türklerin bir kısmı bugün emekli. Şu anda Almanya'da tam 215 bin emekli Türk var. Her dört göçmenden biri vatandaşlık hakkını elde etmiş. Ama siyasette yeterince aktif değiller. Türkler seçmen olarak da, seçilen olarak da çok gerideler.
Türkler ya entegre olacak, ya da ayrışacak. Almanlar entegrasyon arayışında. Türkler ise kendi benliklerini korumak için direniyor. İslamın bu konuda çok önemli bir rolü var. Cezayirliler de İslam sayesinde Fransızlarla entegre olmamıştı. Oysa Hıristiyan göçmenler bir iki kuşak sonra neredeyse tamamıyla entegre olabiliyor. Bununla beraber AB içinde 15 milyon Müslümanın olması çok önemli. Bunlar Avrupa içinde entegre olmadan nasıl yaşayacak? Nitekim, gerginlikler artıyor. Geçen yıl Lahey'de İslama hakaret eden Theo van Gogh'un Fas kökenli bir göçmen tarafından öldürülmesiyle (özellikle Almanya'da Mölln ve Solingen'de) ırkçı gelişmelerin yoğunlaştığı gözleniyor.
TAM'ın yaptığı son araştırmaya göre Almanya'da yaşayan Türklerin yüzde 32'si geri dönüş planı yapıyor. Oysa beş yıl önce geri dönüş eğilimi yüzde 22 kadardı. Bu artışta üç önemli etmen var. Birincisi, Türkler arasındaki aşırı işsizlik (yüzde 31). İkincisi, dışlanmışlık duygusunun giderek artması. Özellikle İslama karşıtlığın tırmanması. Ve nihayet, Türkiye'deki gelişmelerin giderek umut vermesi.
Geçen hafta TAM'ın davetiyle Almanya'daki Türklerin sorunlarını incelemek son derece yararlı oldu. TAM'ın elinde gerçekten çok değerli veriler var. Bizim vardığımız sonuç ise; AB içinde 3,9 milyon Türk (fiilen 17'nci üye olabilir) Türkiye'nin AB'ye üyeliğini kolaylaştırmıyor, aksine uzatıyor. Çünkü entegre olmamış, aksine ayrışmışlar. Bu da Avrupa'yı ürkütüyor.

hgunes@milliyet.com.tr

Mazhi
03-04-2006, 03:54
Sevgili dostlarım,özel nedenler dolayısıyla bir süredir yazı yazamadım,sadece forumdaki yazıların bir kısmını okuyabilecek vakit bulabildim,hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.Ülkemizin git gide kaos ortamına girmesini üzülerek ama maalesef şaşırmayarak izlemeye devam ediyorum.Zaten bu yüzden de yazıp iç karartmaya devam edeceğime,sadece okumak daha çok işime geliyor.Sevgi&Saygı-Mazhi:friends:-

salacak
06-04-2006, 00:25
Almanya'da 'Vicdan Testi'ne Tepki
"Alman siyasetçilerde yabancılara ilgisizlik ve bilgi eksikliği var."


TÜM HABERLER
Almanya'da vicdan ve vatandaşlık testi ile ilgili yaşanan gelişmeler sonrasında bazı siyasetçilerin göçmenlere yönelik politikaları, ülkedeki Türk toplumunun tepkisini çekiyor.
Avrupalı Türk Demokratlar Birliği Genel Başkanı Fevzi Cebe, Alman siyasetçilerin yabancılara karşı ilgisiz olduğunu söyledi.

Fevzi Cebe, beraberindeki heyetle başkent Berlin'de Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer ve Türk-Alman Parlamenterler Dostluk Grubu Başkanı Thomas Kossendey ile görüştü.

Görüşme sonrasında TRT'ye konuşan Cebe, Alman siyasilerinin Türk toplumuna bakışının yanlış olduğunu belirterek, Almanya'daki Türk toplumunun eğitim, uyum gibi bazı sorunlar karşısında "günah keçisi" olarak görülemeyeceğini söyledi.

Cebe, şöyle devam etti:
"Kendimizi Alman siyasilerine mekik diplomasisi ile daha iyi anlatmamız lazım. Alman toplumu bizi iyi algılamamış olabilir. Alman siyasileri bu noktada halen Türkiye ve Türklere bakmak istedikleri gibi bakmaktalar. Önümüzdeki haftalar ve aylar bugüne kadar yapmış olduğumuz faaliyetlerin ne derecede kabul göreceğini, takdir göreceğini gösterecektir"

Fevzi Cebe, Berlin'deki temasları sırasında, Alman siyasetçilere Türk toplumunun sorunlarını ileterek bazı önerilerde bulunduklarını kaydetti.

salacak
06-04-2006, 00:44
Bundan tam iki ay evvel .
Türkiyemizin bir ilinin SSK il müdürlündeyim.
Yurtdisindan gelen emekli Basvurularini almak üzre Bir müdürlük
Basvuruyorum. Emekli olmak icin
Masanin üstü Bombos..

Bu gün yine o ilde SSK müdürlügündeyim.
Dosyamin Takipi icin
Masanin Üstü Dosyalarla Dolu
Neden Diyorum
AKIN AKIN Geri dönüs var diyor..Müdüre Hanim.
Artik Basa cikamiyorum Diyor...Bunalimdayim Diyor..

Gidenler geri geliyor.
Haklari Milyarlarca EURO

Para oluk gibi Akiyor Türkiye ye

Parayi Kaybeden Avrupali ülkeler

bugün yarin gitmeyin diye yalvarabilirler.
Paralari öderlerse sayet
Bu Paralarin karsiligi varmi diyerek sormak gerek.

Parami basiyorsunuz misali

Birde buna üstlük geri dönen ailelerin Cocuklarinin Avrupalilara olan öfkesi

ya Bu insanlar ;

Türkiyede Turist olan Avrupalilara
Dittiri gidin Buradan derlerse .

ne olacak.

2008 yilina kadar Avrupadan Türkiyemize en az 800 000 insaninimizin geri dönecegini Tahmin ediyorum.

ortalama Sosyal Haklarinin Tutarlari ise

800 000 x 30 000 EURO = 24 000 000 000 Euro eder

Yabanci Paranin deger kazanmasi Hayal gibi.

Bazilarinininda bu mebla agzini sulandiriyor

Hayirdir insallah.

:kirmizikart:

buena vista
07-04-2006, 22:49
Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı'nın ''Avrupalı Türkler'in Gayrimenkul Alma Eğilimleri'' konulu araştırmasına göre, Avrupa'da yaşayan Türklerin 255 bininin, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde gayrimenkulü (konut) bulunuyor.

TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlediği basın toplantısında, Avrupa'da Türkler'in en yoğun
yaşadığı ülke olan Almanya'nın, gayrimenkul edinme noktasında da öncü rolü oynadığını söyledi.

Almanya'da 2006 yılı itibariyle 203 bin konut sahibi Türk hanesinin sahip olduğunu belirten Şen, bu ülkede Türkler'in sahip olduğu emlakların toplam değerinin 32,5 milyar Avro'yu bulduğunu bildirdi.

TAM'ın Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarının konut alma eğilimlerini ölçtüğü araştırmanın ilk kez 1996 yılında yapıldığını ve o zaman sadece 54 bin Türk hanesinin ev sahibi olduğunun ortaya çıktığını belirten Şen, bugün bunun 3,7 kat arttığını kaydetti.

Almanya'daki Türkler'e bakıldığında ev ve daire sahibi olan hanelerin oranının yüzde 29,4 seviyesinde olduğunu ortaya çıkaran
araştırma ayrıca, Türkler'in çok önemli bir bölümünün halen kiracı olduğunu ortaya koydu.

AVRUPA'DA 255 BİN KONUT

Şen, 2006 yılı başı itibariyle AB sınırları içinde yaşan 4 milyonu aşkın Türk kökenli göçmenin 255 bininin konut sahibi olduğunu söyledi.

Bu verilerin Türkler'in Avrupa'da kalıcı olduklarını, tüketim, tasarruf ve yatırım alışkanlıklarındaki değişimin açık bir göstergesi
olduğunu ifade eden Şen, eskiden Türkiye'ye yönelik olan yatırım ve tasarruf alışkanlıklarının özellikle son yıllarda değiştiğini ve
ileride 3. kuşağın da yetişmesiyle, bu ülkelerde yapılacak sabit yatırımların hız kazanmasının beklendiğini sözlerine ekledi.


(AA)

Mazhi
09-04-2006, 03:35
Taksim'de rehin alma eylemi kimsenin canı yanmadan sona erdi

Taksim’de bir restoranda rehin alma eylemi gerçekleştiren asker firarisi 2 kişi, polis ekiplerince ikna edildikten sonra gözaltına alındı.
Alınan bilgiye göre, fast food restoranına giren ve üzerlerinde "Türkiye" yazısı ve ay-yıldız olan kırmızı-beyaz tişört bulunan 2 kişi, içerideki müşterilerden birini silah tehdidiyle rehin aldı.
Rehinenin kafasına silah dayayan eylemcilerden biri, restoranın üst katında bir süre rehineyle birlikte dolaştı.
Daha sonra rehineyi bırakarak restoranın teras bölümüne çıkan 2 eylemciden biri, silahı kafasına dayayarak, dışarıdaki vatandaşlara, "Şehit olmak istiyorum" diye bağırdı.
Olayın bildirilmesi üzerine bölgeye gelen polis ekipleri, güvenlik önlemi aldı. Sivil ekipler, restoranın terasına çıkarak, eylemcilerden biriyle bir süre konuştu.
Polisler tarafından ikna edildikten sonra eylemlerine son veren 2 kişi, gözaltına alınarak polis otomobiliyle götürüldü.
Olay yerine gelen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, gazetecilere yaptığı açıklamada, eylemi gerçekleştiren 2 kişinin asker firarisi olduğunu söyledi.
Cerrah, "Güneydoğu’daki olaylardan çok etkilendikleri için böyle bir eylem yapmışlar" dedi.


Erzincan'da izinsiz gösteri yapan grupla vatandaş arasında arbede...
Erzincan’da, F Tipi cezaevlerini protesto etmek için oturma eylemi yapan bir grup ile vatandaşlar arasında arbede yaşandı.
Alınan bilgiye göre, bir grup, F Tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla Vakıflar İşhanı önünde oturma eylemi yaptı.
Ellerinde pankartlarla slogan atan grup üyeleri, polisin uyarısına rağmen dağılmamakta ısrar etti.
Bu sırada protesto eylemine tepki gösteren bir grup vatandaşla göstericiler arasında arbede yaşandı. İki grup arasındaki kavga, polisin müdahalesiyle önlenebildi.
Arbedenin ardından göstericilerden 4’ü gözaltına alınırken, grubun diğer üyeleri dağıldı.





13:55 08 Nisan 2006 / Cumartesi



Elazığ'da komutana uzaktan kumandalı mayınla tuzak: 2 şehit

Şahismail GEZİCİ/ ELAZIĞ,(DHA)

ELAZIĞ Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Ergülmez, yardımcısı Yarbay Alim Yılmaz ile birlikte karakolları denetlemeye giderken Arıcak İlçesi’ne bağlı Erimli Beldesi'nde PKK'nın mayınlı saldırısına uğradı. Araç konvoyu geçerken yola döşenen mayının uzaktan kumandayla patlatılması sonucu, Yarbay Alim Yılmaz ile araç sürücüsü er şehit oldu. Albay Ergülmez ve koruması ise yaralandı.
Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Ergülmez, beraberinde Yarbay Alim Yılmaz ile birlikte bugün Arıcak İlçesi’ne bağlı Erimli Beldesi'ndeki askeri karakolları denetlemek istedi. Askeri araç konvoyu Arıcak ilçesine 20 kilometre uzaklıktaki Erimli Beldesi Bileç Mahallesi yakınlarındaki yol ayrımından saat 13.00 sıralarında geçerken, PKK’lı teröristler yola döşedikleri mayını uzaktan kumandayla patlattılar. Patlama sonucu araç içerisinde bulunan Albay Ali Ergülmez, Yarbay Alim Yılmaz ve bir koruma yaralandı. Araç sürücüsü İstanbullu er Sinan Gümüştaş ise olay yerinde şehit oldu.
Yaralı Albay Ergülmez ve Yarbay Yılmaz ile koruması önce karayoluyla Kovancılar İlçesi'ne kaldırılarak ilk tedavileri yapıldıktan sonra helikopterle Elazığ Askeri hastanesine kaldırıldı. Ancak tüm müdahalelere rağmen Yarbay Yılmaz kurtarılamayarak şehit oldu. 2 askerin tedavisi ise sürüyor. Elazığ Valisi Muammer Muşmal da askeri hastaneye gelerek yaralıları ziyaret edip yetkililerden bilgi aldı. 8'inci Kolordu Komutanı Korgeneral Nusret Taşdeler de patlama bölgesine gitti.
Bölgede saldırının ardından geniş çaplı operasyon başlatıldı.

BABANIN İSYANI

Şehit Yarbay Alim Yılmaz'ın Muğla'da yaşayan babası Mehmet Yılmaz, PKK'ya öfkesini, devlete kırgınlığını şöyle ifade etti:
“Ben 35 yıl askerlik yaptım. Şu anda tekrar elbiseyi giymek isterim. Ben de emekli uzman çavuşum. Devletimize yazıklar olsun. PKK'nın önüne geçemediler. Apo'yu besliyorlar hala. Devlet PKK'ya karşı polise sapan taşı vermiş. Yazıklar olsun devlete. Elbiseyi giyeceğim ve 6 ayda PKK'nın kökünü kazıyacağım.''

YARALILARIN DURUMU İYİ

Elazığ’da mayın patlaması sonucu şehit olanların İl Jandarma Komutan Yardımcısı Yarbay Alim Yılmaz ile araç şoförü Er Sinan Gümüştaş olduğu bildirildi.
Elazığ Valisi Muammer Muşmal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İl Jandarma Komutanı Albay Ali Ergülmez’in 2 gündür Arıcak ilçesinde bulunduğunu söyledi.
Erimli beldesinde yaptığı çalışmanın ardından Albay Ergülmez ile Komutan Yardımcısı Yarbay Alim Yılmaz’ın araçla ilçeye dönüş yolundayken teröristlerce daha önce yola döşenen mayının patladığını belirten Vali Muşmal, patlamada aracın şoförlüğünü yapan Jandarma Er Sinan Gümüştaş’ın olay yerinde, yarbay Alim Yılmaz’ın da helikopterle Elazığ’a getirilirken yolda hayatını kaybettiğini bildirdi.
Saldırıda yaralanan Albay Ergülmez ile koruması Uzman Çavuş Erkut Kaya’nın helikopterle Elazığ Asker Hastanesi’ne getirildiğini ifade eden Vali Muşmal, şunları kaydetti:
"Saldırının olduğu bölgede sınırlarımız dışında bulunan bir grup, sınırlarımız içine girerek eylem yapıyor. Her iki yaralımızın da hayati tehlikeleri yok. Teröre içte ve dışta destek verenler inşallah akıllarını başlarına alırlar. Terörle bir yere gidilmez." Vali Muşmal, şehit olan Jandarma Yarbay Yılmaz ile er Gümüştaş’ın yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar ve geçmiş olsun dileğinde bulundu.

BELEDİYE BAŞKANI SÜLEYMANOĞLU: SALDIRIYI NEFRETLE KINIYORUZ

Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu, Arıcak ilçesinde bir yarbay ile bir erin şehit olmasına neden olan patlamayı, şiddet ve nefretle kınadıklarını bildirdi.
Selmanoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, Erimli beldesi yakınlarında İl Jandarma Komutanı Albay Ali Ergülmez’in de bulunduğu araca yapılan mayınlı saldırının kendilerini yürekten yaraladığını kaydetti.
Yıllardır iç ve dış kaynaklı terör örgütleriyle mücadele vermiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve vatansever Elazığlıların, bir avuç vatan ve millet düşmanı tarafından gerçekleştirilen bu terörist hareketlere dün olduğu gibi bugün de en etkili cevabı vereceğini ifade eden Selmanoğlu, şunları belirtti:
"Türkiye’nin, toprak bütünlüğü, devletin bekası, vatandaşların can ve mal güvenliği uğruna her türlü önlemi almak için çalışan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin değerli mensuplarının böylesi bir saldırıya uğramalarını şiddet ve nefretle kınıyoruz.
Menfur saldırı sonucunda, yaralanan askerlerimize acil şifalar, şehit olan jandarma yarbay ile ere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, yakınlarına ve tüm TSK mensuplarına başsağlığı dilerim."

ŞEHİT ER SİNAN GÜMÜŞTAŞ’IN EVİNDE BÜYÜK ÜZÜNTÜ

Elazığ’da mayın patlaması sonucu şehit olan Jandarma Er Sinan Gümüştaş’ın Üsküdar’daki evinde büyük üzüntü yaşandı.
İcadiye Mahallesi’nde oturan Gümüştaş ailesine acı haberi, 1. Ordu Komutanlığı’ndan gelen bir yüzbaşı bildirdi. Yüzbaşı ile birlikte polis memurları ve sağlık ekibi de eve geldi.
Oğullarının şehit olduğu haberini alan Gümüştaş ailesi büyük üzüntü yaşarken, şehit Jandarma Er Gümüştaş’ın kız kardeşi, ağabeyiyle bu sabah telefonla görüştüğünü belirterek, acı olaya inanmak istemedi.
Haberin duyulmasının ardından Gümüştaş ailesinin akrabaları eve akın etti.
7 aylık asker olan Sinan Gümüştaş’ın, senelik iznini evinde geçirdiği ve geçen Pazar günü iznini tamamlayarak birliğine döndüğü öğrenildi.
Sinan Gümüştaş’ın cenazesinin pazartesi günü toprağa verileceği belirtildi.

Gelişmeleri izliyoruz

Mazhi
09-04-2006, 03:42
Şehit babasından Büyükanıt'a teşekkür
'Paşa, gönlümüzü doldurdu'

ÖNDER YILMAZ Haymana

Gabar'da şehit düşen ve Haymana'nın Oyaca köyünde toprağa verilen onbaşı Mükremin Başaran'ın ailesi, cenaze törenine katılan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt için, "Koca paşa sarıldığında içimiz ferahladı" dedi.
Baba Vedat Başaran, Büyükanıt'la ilgili duygularını şöyle anlattı: "Paşamız, şehirli - köylü demeden bizi kucakladı. Bir paşanın, fakir ailesinin yanına gelmesi ne mutlu. Allah devlete zeval vermesin, orduya kuvvet versin. Paşa, gönlümüzü doldurdu. Allah yolunu açsın. Büyükanıt Paşa'yı severiz, babamızdır. Biz de onun evlatlarıyız. Canımızı vermeye hazırız. Büyükanıt'a, orduya güveniyoruz. Paşamız bizi gururlandırdı."
'Ciğerim yanıyor' diyen anne Meryem Başaran ise elini öpen Büyükanıt için, "Geldi, koca paşa acımızı paylaştı. Allah orduya zeval vermesin" diye konuştu. Büyükanıt'ın kendisine, "Gurur duydum. Şehit annesisiniz, her türlü ihtiyacınızda haber verin, yeter" dediğini söyleyen Başaran, kendisine bir Türk bayrağı emanet ettiğini de kaydetti.



Sayın Büyükanıt Paşamıza saygılarımı sunuyor,şehit düşen tüm askerlerimize Tanrıdan rahmet diliyorum.Ülkemizin bir an önce huzura kavuşması için dua ediyorum.12 Eylül öncesi dönemin ruh halini yaşım gereği görmemiş olsam da,o zamanki şartların bugün tekrar önümüze ısıtılıp koyulmaya başlandığını görebiliyorum.Paşamız bazı müdahaleleri yapmak zorunda bırakılıyor.Türkiyeyi çok sıcak aylar bekliyor.Umarım Türkiye eksenli kaos teorilerimde yanılırım.Saygılar,Mazhi

Mazhi
09-04-2006, 03:54
Playboy'a çifte isyan

Endonezya'daki 'tesettürlü' Playboy kimseye yaranamadı: Okurlar 'kazıklandık' derken, Playboy adını bile 'ahlakdışı' sayan İslamcılar dergiye savaş açtı

DIŞ HABERLER SERVİSİ

Dünyanın en kalabalık İslam ülkesi Endonezya'da dün ilk sayısı piyasaya çıkan Playboy dergisi, İslami hassasiyeti gözetip, çıplak göğüslere ve kalçalara sayfalarında yer vermeyince kimseyi memnun edemedi.
Ahlaka aykırı sayılmak için "Playboy" adının bile yettiğini düşünen İslamcı örgütler, 'edepli' içeriğine rağmen dergiyi protesto etmeyi sürdürdüler; dergide gerçek çıplak kadın bulamayan okurlar ise hayal kırıklığına uğradılar. Nüfusunun yüzde 85'i Müslüman olan Endonezya'nın ilk Playboy'undaki en açık pozlarda bile modeller iç çamaşırlı ve sutyenli. Ancak derginin "yumuşatılmış" olması da İslamcıların tepkisini engellemedi.
İslamcı lider Yusuf Hasyim, derginin yayımlanmasının "ahlaki terörizm" olduğunu söyledi. İslam Koruyucuları Cephesi (FPI) adlı örgütün sözcüsü Muhammed Allavi Osman, "Dergiyi satmaya devam ederlerse fiziksel eylemlere başvuracağız" dedi.
FPI lideri Muhammed Rizieq Shihab, "Derginin adı bile 'kadınlarla oynaşmayı seven erkek' anlamına geliyor" derken, örgüt üyesi Tubagus Muhammed Sıddık da, "Dergide hiç kadın resmi olmasa bile isminden dolayı protesto ederdik" diye konuştu.

'Çıplak kadın yok!'
Playboy'u alanlar ise, dergi umdukları gibi açık olmadığı için 'kazıklandık' dediler. Cakarta'da yayın yapan 68H adlı radyo istasyonunu arayan bir okur, "Asıl içinde çıplaklık olmayan bir Playboy okumak günahtır" derken, bir başkası da, "Bu bir skandal! Dergide hiç çıplak kadın yok. Kazıklandık!" diye konuştu

Mazhi
15-04-2006, 17:56
Times gazetesinden Türkiye'ye övgü

Türkiye’den izlenen tam güneş tutulmasının yurt dışındaki yankıları sürüyor. İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Times, Türkiye’nin Akdeniz sahillerine ve tutulma organizasyonuna övgüler yağdırdı.
Times gazetesinin yazarlarından Anjana Ahuja, eşi ve küçük kızı ile birlikte Türkiye’de izlediği güneş tutulmasını İngilizler’e anlattı. Daha önce dünyanın farklı yerlerinde iki kez güneş tutulmasını izlemeye çalıştıklarını ancak havanın kapalı olması nedeniyle izleyemediklerini belirten Ahuja, bu kez bu fırsatı kaçırmak istemediklerini ve Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına geldiklerini yazdı.
Ahuja, Belek’te hem tutulmayı izlediklerini hem de oldukça iyi kalitedeki tatil sitelerini, Mavi Bayraklı plajları ve antik şehirleri gördüklerini belirtti.
Belek’in oldukça iyi bir turizm merkezi olduğunu aktaran Ahuja, kaldıkları otelde mevsimden dolayı bazı havuz ve restoranların hala açılmadığını bu yüzden Mayıs’tan sonra tekrar Türkiye’yi ziyaret etmenin daha da eğlenceli olacağını ifade etti.

"TÜRKİYE’DE PARA HARCAMAK ÇOK ZOR"
"Herşey dahil" bir otelde kaldıklarını belirten Anjana Ahuja, Türkiye’deki bu otellerde şampanyanın ve a la carte restoranların ücretsiz olduğu ve bu imkanlarla neredeyse hiç para harcanmadığını yazdı.
Türkiye’de pide, baklava ve şarapların çok iyi olduğunu yazan Ahuja, otellerin Ruslar, Almanlar ve Hollandalılar ile dolu olduğunu ancak sadece bir İngiliz çift ile karşılaştıklarını belirtti.

YİNE TANITIM SORUNU
İngiltere’ye döndüklerinde arkadaşlarına Türkiye’de yaşadıklarını anlattıklarını belirten yazar, arkadaşlarının güneş tutulmasının Türkiye’den izlenebildiğini bilmediklerini, bilselerdi kendilerinin de geleceğini söylediklerini aktardı. Ahuja, "Arkadaşlarım eğer gelseydi bu ülkenin misafirperver insanlarını, lezzetli yemeklerini, etkileyici kültürünü, muhteşem plajlarını ve iyi kalitedeki pahalı olmayan otellerini görecekti" dedi.
Oldukça geniş yer tutan yazıda Güneş tutulması anını da anlatan Ahuja, tutulmanın unutulmaz olduğunu, tutulma bittiğinde adeta rüyadan gerçek hayata döndüklerini belirtti.


Not:Bugün Paristen yeni döndüm,adamlar kelimenin tam anlamıyla gelen turistin "suyunu sıkıyorlar",kendimi Almanyaya zor attım.Tarihi kültürü verimli kullanmak dedikleri bu oluyor heralde,attığım her adımda tonla para harcamak zorunda kaldım!
Adamların metro durakları pis,havaalanları kullanışsız ve eski,çalışanları kaba,en pahalı alışveriş merkezlerinin yürüyen merdiveni hoplata zıplata kusturuyor nerdeyse,ama adamlar "para harcatmayı" o kadar iyi biliyor ki,tek kelime İngilizce öğrenme zahmetine katlanmadan,tek bir damla misafirperverlik göstermeden,tek bir titizlik veya yenileme çabasına girişmeden bu kadar fazla turist düdükleyebilmek nasıl oluyor,şaşırdım kaldım.Esas bunun kursunu alalım Fransızlardan,köşeyi döneriz.Adam 1900 yılında yaptığı kuleyi millete tarihi kültür diye kakalarken,her tarafta Japonun Almanın Çinlinin parası Fransanın kaba,cimri ve dil bilmeyen esnafına akarken,sen All İnclusive otellerle işin hammallığını yapmaya devam et.Fransadaki turist bir fincan çaya 8 euro verirken senin evinde şampanyayı bile bedavaya içsin,sen de kara kara kar/zarar hesabıyla uğraş.(..):

Mazhi
28-04-2006, 05:11
Teröristi anınca 15 ay hapis yedi

MADRİD AAİspanya'da Bask bölgesinin bağımsızlığı için silahlı mücadele veren ayrılıkçı terör örgütü ETA ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle yasadışı ilan edilerek kapatılan Batasuna Partisi'nin lideri Arnaldo Otegi, bir ETA militanının anısına düzenlenen gösteriye katılarak "terörizmi yüceltmek" suçundan 15 ay hapis ve 7 yıl 3 ay ev hapsi cezasına çarptırıldı.
Ulusal Mahkeme'nin açıklamasında Otegi'nin, ETA'nın 1978'de Fransa'da ölen tarihi liderlerinden Jose Miguel Benarain anısına 21 Aralık 2003'te düzenlenen bir törene katılmasından dolayı cezalandırıldığı belirtildi. Otegi'nin temyize gitme hakkı bulunduğu için hemen cezaevine girmeyeceği bildirildi.
Otegi, geçen ekim ayında "Kral Juan Carlos'a hakaret" suçundan 1 yıl hapis cezasına çarptırılmış, bu cezası başka bir ceza almama koşuluyla dondurulmuştu. Adli makamlar, Otegi'nin aldığı son ceza sonrasında cezaevine girebileceğini belirttiler

Mazhi
28-04-2006, 05:14
ABD Kongresi'nden AB'ye soykırım mesajı

ABD Kongresi üyeleri Ankara'ya Ermeni soykırımı iddiasını tanıması için çağrı yaparken, bir Kongre üyesi "AB üyeliğine soykırım şartı" çağrısı yapan mektubu imzaya açtıklarını duyurdu

Yasemin Çongar - Washington

ABD Kongresi üyelerinden Ankara'ya, Ermeni soykırımı iddiasını tanıması ve 1915'te yaşananlar nedeniyle Ermenilerden özür dilemesi çağrısı geldi. Kongre üyeleri, Avrupa Birliği'nin (AB) soykırım tezini kabullenmeyi, Türkiye'ye üyelik şartı olarak dayatmasını isteyen bir mektup kampanyası başlattıklarını da bildirdi.
ABD Temsilciler Meclisi çatısı altında, Ermeni derneklerinin girişimiyle düzenlenen "Soykırımı Anma" toplantısında, 29 Temsilciler Meclisi üyesi ile 3 senatör konuşma yaparak soykırım tezine sahip çıktı ve Türkiye'yi ağır bir dille eleştirdi.
Senatör Robert Menendez, "ABD yönetimi Ermeni soykırımını resmen tanımalıdır. Türkiye'nin müttefikimiz olduğunu iddia edenler şunu bilmeli ki, belki Türkiye müttefik olsa bile, hiçbir müttefik bize yalan politikası dayatmamalı" dedi. Senatör Paul Sarbanes ise soykırım iddiasını tanıyan Avrupa ülkelerini tek tek saydı ve "Başka ülkeler gerçeği konuşabiliyorsa, bizim ülkemiz de konuşabilmeli" diyerek, Amerikan Dışişleri'nin "soykırım" tezini resmen benimsemesini istedi.

'Üyelik şartı olsun'
Temsilciler Meclisi'nden Sue Kelley, "AB, Türkiye'yi üye yapmadan önce soykırımı tanımasını istemeli. Türkiye ve Ermenistan bu sorunu aşıp dost olabilir. Ama (Ankara) özür dilemeden olmaz" derken, temsilci Carolyn Maloney, "AB üyeliğine soykırım şartı" çağrısı yapan bir mektubu Brüksel'e iletilmek üzere imzaya açtıklarını duyurdu.
Temsilciler Meclisi üyesi Steve Rothman, Darfur'da yaşananların Osmanlı'nın Ermenilere yaptıklarına benzediğini savundu. Temsilci Donald Paine de, "Ermenilere karşı soykırım suçunun hesabı verilseydi, belki Naziler Holocaust yapamazdı; Kamboçya, Rwanda, Darfur soykırımları da önlenirdi" dedi.
1915 olaylarını İstanbul ve Doğu Anadolu'da çocukken yaşamış, yaşları 100'e yakın 4 kişi de toplantıya "onur konuğu" olarak katıldı. Toplantıda Ermeni kökenli Amerikalı müzisyenlerden oluşan Grammy ödüllü rock grubu "System of a Down"a da, "halkı bilinçlendirdikleri için" özel ödül verildi.

Türkiye'yi Arap ülkesi sanıyor

Toplantıya katılan Cumhuriyetçi Partili Indiana temsilcisi Michael Sodrel, Türkiye'yi "ılımlı Arap ülkesi" diye nitelendirerek gaf yaptı. Sodrel, Ermeni soykırımının ABD'de resmen tanınması için önemli bir fırsat yakalandığını, zira Washington'ın Türkiye'den Ortadoğu'da beklediği yardımı alamadığını belirtti. ABD'nin, "Türkiye gibi ılımlı Arap ülkelerinden" beklentisi olduğunu belirten Sodrel, "Ama bize yardım etmediler. Dolayısıyla artık ellerinde eskisi kadar çok koz yok. Bu da soykırımı tanımak için olağanüstü bir fırsat yaratıyor" dedi.

Ermeniler Bush'a kızdı

ABD'de Ermeni lobisi, Başkan George W. Bush'un bu yılki 24 Nisan açıklamasında da "soykırım" ifadesini kullanmamasından dolayı hayal kırıklığına uğradıklarını bildirdi.
Radikal Ermeni kuruluşlarını bir araya getiren Amerika Ermeni Ulusal Komitesi'nin (ANCA) yazılı açıklamasında, "200'ü aşkın Kongre üyesinin, konuya ahlaki açıklık getirmesi yönündeki çağrısına karşılık Başkan Bush, yine sözünü tutmayarak, 24 Nisan açıklamasında Ermeni soykırımını soykırım olarak tanımlamadı" denildi.
Bir başka Ermeni kuruluşu olan Amerikan Ermeni Asamblesi'nin (AAA) Yönetim Kurulu Başkanı Hirair Hovnaniyan da açıklamasında, "Halkımızın imha edilmesine yönelik teşebbüsün Bush tarafından soykırım olarak anılmamasından dolayı derin hayal kırıklığı duyduk" dedi.

Notumuzu da ekleyelim: Ülkemiz hem kültürel açıdan,hem finansal açıdan,hem de politik açıdan uyuşturucu iğneler enjekte edilmiş bir hastaya benziyor.Birisi gelmiş Televole denen şırıngayı saplayarak en az 1 milyon yüksek potansiyelli bir jenerasyonu beraberinde süpürmüş,birisi gelmiş Kurtlar Vadisini saplayarak lise bahçelerini savaş alanına çevirmiş,biri gelmiş Gelin-Kaynanayı saplamış,evhanımlarımızı hipnotize etmiş,biri gelmiş cari borcu pompaladıkça pompalıyor,biri devletin hangi malına elini atsa 50 yıl ödemeli satıp satıp sırıtıyor,biri kolaya,biri tavuga,biri motosiklete el atıp buradaki bütün rakipleri yeni yasalarla pasifize ediyor,biri türban meselesi açıyor,biri 23 Nisanda kara çarşaf giydirdiği kızları geçide katıyor,biri geliyor Türkiye ile pkk nın arasına dinamit koyuyor,biri geliyor Cumhurbaşkanı ile Başbakanı,Genelkurmay ile Başbakanı horozlanmaya zorluyor(!),Genelkurmay240000 askeri sınıra çekerken,biri geliyor soykırımı tanıyın diyor,koz-maça-elalmaz gibi sözlerle benim ülkemden bahsediyor.Bu nasıl bir iştir kardeşim,ne basınım ilkeli,ne hükümetim iyi niyetli,ne halkım iyi yönetimi hak edecek kadar bir bütün halinde davranabiliyor.Yurtiçinde,yurtdışında Türk'ü uyutmaya,ensesine vurup lokmasını almaya devam."Kozumuz yokmuş,soykırımı tanımamız için büyük fırsatmış."Sağol,bir de tatlı verelim Kemalabi Sofrasından?

Mazhi
28-04-2006, 05:47
Kürt devleti!-Hasan Cemal


Yıl 1975, yer Çankaya Köşkü. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fuat Bayramoğlu'nu, Hukuk Başdanışmanı Fahri Çoker'i ve Basın Sözcüsü Ali Baransel'i yanına çağırır.
Toplantı Güneydoğu'yla ilgilidir.
Bölgede sıkıyönetim vardır.
Korutürk, ileride bir Kürt devletinin Ortadoğu'da kurulabileceğinden söz eder. Irak'ın kuzeyinde, Kerkük'ü de içine alan coğrafyanın akla geldiğini belirtir. Bu topraklarda kurulacak bir Kürt devletinin başta Amerika olmak üzere İngiltere ve Fransa'nın da desteğini göreceğini söyler.
Bu senaryonun gerçekleşmesinin Türkiye için büyük bir tehlike doğuracağını, bu çerçevede Türkiye'den de toprak istenebileceğini anlatır.
Ve sözü siyasetçilere getirir:
"Siyasi partilerin, oy avcılığı uğruna bu hayati tehlikeyi bir türlü görmek istememelerine doğrusu akıl erdiremiyorum."
Korutürk, bu arada CHP lideri Ecevit'i eleştirir ve "Belki önümüzdeki yıllarda Güneydoğu'da yaşayan Kürt vatandaşlarımızı kandıracaklar, ayaklandıracaklar, ellerine silah verip çatışmalara itecekler" diyerek noktayı koyar... (*)
1975'ten 2006'ya.
Aradan geçen 31 yıl.
Ve devleti âlinin değişmeyen kaygısı:
Kürt devleti!
Ve bir başka değişmeyen:
Dış mihraklar!
Son çeyrek yüzyılın gelişmeleri, bir yerde, Cumhurbaşkanı Korutürk'ün öngördüğü gibi gerçekleşti. Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin oluşumu 1990'ların başından beri yaşanıyor. Güneydoğu'da da 1980'lerden bu yana sönmeyen bir yangın var.
Peki neden öyle?
Sadece dış mihrakların mı?
Siyasetçilerin oy avcılığı olmasa, dış mihraklar parmaklarını sokmasalar, hiçbir şey olmayacak mıydı? Dış mihraklar varsa, Türkiye'nin oyun plânı neydi?
Bu soruların gerçek yanıtları uzun yıllar Ankara'nın ilgi alanı dışında kaldı. Soruna fazlasıyla tek boyutlu yaklaşıldı. Çözümün sopa politikası ile mümkün olduğu yanılgısı ağır bastı.
Yıllar böyle geçti.
Ankara düşünmedi, düşünemedi.
Yıllar yılı Kürt yok dedi Ankara. Sonra Kürt var ama Kürt sorunu yok dedi. Sorunun adını bile koyamadı. Bir elde silah, bu sorunun çözüleceği yanılgısına kendini kaptırdı.
Ama artık öyle değil.
Olayların mantığı ve yaşanan acılar, soruna farklı pencerelerden bakılmasını da sağlamış durumda. Genç kuşaklar artık sorunu tarif edebiliyorlar, çok boyutlu olarak tartışabiliyorlar.
Bunlardan biri, Mustafa Akyol.
Daha 34 yaşında. Bir siyaset bilimci olarak ilk kitabında şu satırlar var:
"Bugün gelinen noktada artık Kürt sorununu, uzun süre söylendiği gibi 'dış mihraklar'ın kumpaslarına indirgemek pek mümkün değildir. Bu sorunu kışkırtan 'dış mihraklar' elbette vardır; ama onlar sorunun kaynağı değildir. Sorun, şu ya da bu 'dış mihrak' olduğu için değil, Kürtler var olduğu için vardır."
Kürtleri, Kürt kimliğini yadsıyarak bugün artık bir yerlere gidilemeyeceğini, sorunun demokrasi ve hukuk devleti çatısı altında ve de üniter devlet çerçevesinde çözülebileceğini, bu açıdan Avrupa Birliği'nin önemini anlatan, genç bir aydının soruna olgun katkısı niteliğinde bir kitap yazmış Mustafa Akyol...
Güneydoğu'nun kızıştığı, yıllar öncesinin 'sıcak takip'inin yeniden gündeme getirildiği bir dönemde Kürt sorununu tarihsel bir bakış açısı ve değişik boyutlarıyla anlamak isteyenlere tavsiye edilir. (**)
_______________________________
* Sevgili Ali Baransel'in keyifle okunan Bıçak Sırtında, Çankaya Köşkü Yılları isimli kitabından, Remzi Kitabevi, s. 72-73.
** Mustafa Akyol, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, Doğan Kitap.

h.cemal@milliyet.com.tr

Mazhi
28-04-2006, 06:01
'Ağlıyorum, lütfen müdahale edin'

Cumhurbaşkanı Sezer'e gönderdiği mektupta Türkiye'deki hayvan hakları ihlallerine dikkat çeken Fransız sanatçı Bardot, "Türkiye'yi medeni bir ülke yapmak için harekete geçin" dedi

ANKARA Milliyet

Fransız sinema sanatçısı ve hayvan hakları savunucusu Brigitte Bardot, Ankara'nın Kutludüğün beldesinde 12 Mart'ta ortaya çıkan sokak köpeklerinin toplu olarak öldürülmesi olayına tepki gösterdi. Bardot, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e bir mektup yazarak, Türkiye'deki hayvan hakları ihlallerine müdahale etmesini istedi.
Sanatçının isteği üzerine mektubu kamuoyuna açıklayan Doğa ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞÇEV) Sözcüsü Yasemin Atalay Duru, Bardot'nun, televizyonlarda köpek ölümleri ve atlara yönelik uygulamaları gördükten sonra kendileriyle temasa geçtiğini kaydetti.

'Dehşet verici'
Mektubunda, Türkiye'de hayvanlara yönelik davranış konusunda kendisine ulaşan bilgilerin "dehşet verici" olduğunu dile getiren Bardot, "Türkiye'de hayvanların sıkıntıları sonsuz gibi görünüyor" diye sitem etti.
Sezer'e, "Sayın Cumhurbaşkanı, bu tür aşağılık, ilkel davranışlar bilhassa AB'ye girmeye yönelen bir ülkede kesinlikle tolere edilemez" diye hitap eden Bardot, şunları kaydetti:
"Türkiye'de yakın zamanda kabul edilen Hayvanları Koruma Kanunu'nun reforme edilmesi mecburi ve acildir. Birçok hukuki boşluk var ve bu boşluklar Türk hayvan savunucularının görevlerini yerine getirmelerini engellemektedir."

'Eylemi destekleyeceğim'
Hayvanlara yönelik şiddeti protesto etmek üzere 12 Mayıs'ta Ankara Abdi İpekçi Parkı'nda düzenlenecek etkinliğe destek vereceğini belirten Bardot, mektubuna şöyle devam etti:
"En önemlisi sizin de desteğinizi eksik etmemenizdir. Herhangi bir serum hazırlamak için kötü davranılan, bağlanan, yerlerde kesilen atların üzerinde yapılan deneylerin acımasızlığını gördüm... Bu görüntüler yüreğimi sızlattı ve hâlâ öfkeden, umutsuzluktan, güçsüzlükten ağlıyorum. Size yalvarıyorum Sayın Cumhurbaşkanı, çağrıma ilgisiz kalmayın ve Türkiye'yi acı çeken varlıklara karşı medeni, insani bir ülke yapmak için harekete geçin."
Bardot mektubunu, "Sayın Cumhurbaşkanı, müdahalenizi bekliyorum ve sonsuz saygıma inanmanızı temenni ediyorum" diye bitirdi.

Mazhi
28-04-2006, 18:59
Bu topicte "dışardan edinilen Türkiye izlenimi" hakkında yazılar koyup durmaya çalışıyorum,neden imajımızın üzerinde bu kadar durduğumu,ufak bir grafik eşliğinde anlatmak istiyorum.Bol cilalı ekonomimizin nasıl yönlendirildiğini,nasıl ve kimler tarafından manipule edildiğini,çıkıp Türkiye hakkında atan tutanların hangi piyasalardan mamalandıklarını bir nebze anlatabilecek bir grafik.

Türkiyenin iyiden iyiye adam yerine koyulmamasını ve bunun ekonomiye yansıttığı sarsıcı etkiyi bugün görmezden gelebiliriz,ama yarın öbürgün bu imaj sarsıntısı ekonomimizi tamamen çökertirse hiç süpriz olmaz.Üstelik elindeki bütün değerleri satmış,vergileri indirmiş bir devlet varken,bir sonraki çöküşün ayağa kalkması bile olmayabilir.Dün Türkiye hakkında "ellerinde kozları kalmamış,Ermeni Soykırımını tanımaları için iyi fırsat olur" denilince aklıma geldi de(..):

http://img.photobucket.com/albums/v226/mazhi82/euroitibar.gif

bikmisbroker
29-04-2006, 21:04
Nerede Shu TRUSTY denen nam teres??
"KANADADAKi BURNUNUZ" diye bir baslik acsada biz de nacizane gorus ve dusuncelerimizi yazsak?
ADI var KENDi YOK!!
Yeri geldimi MANGALda et birakmaz?? (Yoksa KüL birakmazmiydi?? EMiNiM ONU DA BIRAKMAZ YA!!)

(Kusura bakma Mazhicim, senin bu idealist yazilarini gordukce TRUSTY aklima geliyor, o da kendi capinda ve Kanada acisindan katkilarda bulunabilir diye dusunuyorum...)

hakan
30-04-2006, 10:50
Bir fıkra geldi aklıma aslında tam olarak metni hatırlamasamda eminim birçoğumuz biliyoruzdur bu fıkrayı. (..):

İki Alman Almanyanın bir şehrinde dolaşırken bir Türk restorantına rastlarlar. Merak edip içeri girerler, yemeklerini yerler bu arada meraktan bir türk içkisi içmek için Rakı sipariş ederler.

Muhabbet ilerler bir süre sonra

Ne olacak bu Almanyanın hali diye memleket meselelerini tartışmaya başlarlar.

Konunun topikle ne ilgisi varsa birden aklıma geldi.:confused:

bikmisbroker
04-05-2006, 18:28
AH BU ÇILGIN TÜRKLER


Almanyanın büyük bir kentinde üniversite tahsili yapıyordum.

Okul arkadaşım müllerin teşvik ve teklifiyle bir Pazar günü kilise de

papazın vaazını dinlemeye gittim.

Kilise doluydu.Ben papaz efendiyi İncilden pasajlar
okuyacak oradaki insanlara kendi dinlerinden
bahsedecek zannediyordum.Halbuki vaaz Türk düşmanlığı
ile başladı.Türk düşmanlığı ile sona erdi.Papaz
Türkleri barbar ,canavar hatta yamyam olarak takdim ediyordu.

Ben orada Türkler hakkında söylenenlerin hepsini
zikredecek değilim.Ancak vaaz bittikten sonra papazla
aramızda geçen konuşmayı olduğu gibi aktarıyorum.:

-Papaz efendi ben bir Türküm.Sizi dini bilgilerden
bahseder zannıyla vaazınızı dinledim.Halbuki siz
sadece Türkler aleyhinde propaganda yaptınız.Hatta
cemaati tahrik ettiniz.Ben din adamlarını yapıcı
olgun, hoşgörü sahibi bilirdim.Yanılmışı sizi bu
duruma sevk eden sebep nedir?

-Kiliseler birliği böyle istiyor...

-Biz Almanları dost kabul eden bir milletiz.Yoksa bu
davranışınız bizim Müslüman olmamızdan kaynaklanan bir
korku düşmanlığı mıdır?

-Evet öyle diyebilirim.

-Amma Araplar da Müslüman, İranlılar ve daha başka
Müslüman milletler de var, neden onlar hakkında tek
kelime etmediniz?

-Müslüman olsalar da ne Araplar, ne İranlılar,ne de
başka milletler, Türklerle kıyaslanamaz. Geçmişe
dönersek Avrupa'yı, daha da önemlisi Hıristiyanlığı
tehdit eden Müslüman Türkler olmuştur. Araplarla
aramızda görülecek bir hesap yoktur.şimdi de
zararlarının dokunacağına ihtimal vermeyiz. Hatta biz
onlardan faydalanırız. Amma Türkler öyle mi?
İslamiyet'i dünyanın dört bir yanına yaymak Türklerin
ana gayesidir.



Türk milleti büyüdüğü zaman eski fütuhatçılığına yine başlayacaktır.

Bunu her Avrupa bilir ve kendisini hazırlıklı tutar.

Siz "Araplar" dediniz:

Araplar ve başka Müslüman milletlerin
insanları Avrupa'ya Türklerden 20 yıl önce işçi,
mülteci olarak geldiler. Avrupa'da Arapların açmış
olduğu bir tek camii göremezsiniz. Ya siz öylemisiniz?
Türkler girdikleri her şehirde , kasabada semt camii açtılar.

Önceleri kiralık binalarda camii açarken şimdi
mülkiyetini de almaya başladılar. Gelecek için
endişemiz sadece Türklerdir. Şu an silahla olmasada
inançlarınızla,kültürünüzle Avrupa'yı istilaya başladınız.

Avrupalı bunları görmek ve engellemek mecburiyetindedir.

Şu yazı idrak sahiplerine kafi malumat mevcuttur.

Uzun söze gerek yok!...

Dış düşmanlardan misaller verdik,içtekileri size bıraktık.

Mazhi
09-05-2006, 13:24
Bu topicte "dışardan edinilen Türkiye izlenimi" hakkında yazılar koyup durmaya çalışıyorum,neden imajımızın üzerinde bu kadar durduğumu,ufak bir grafik eşliğinde anlatmak istiyorum.Bol cilalı ekonomimizin nasıl yönlendirildiğini,nasıl ve kimler tarafından manipule edildiğini,çıkıp Türkiye hakkında atan tutanların hangi piyasalardan mamalandıklarını bir nebze anlatabilecek bir grafik.

Türkiyenin iyiden iyiye adam yerine koyulmamasını ve bunun ekonomiye yansıttığı sarsıcı etkiyi bugün görmezden gelebiliriz,ama yarın öbürgün bu imaj sarsıntısı ekonomimizi tamamen çökertirse hiç süpriz olmaz.Üstelik elindeki bütün değerleri satmış,vergileri indirmiş bir devlet varken,bir sonraki çöküşün ayağa kalkması bile olmayabilir.Dün Türkiye hakkında "ellerinde kozları kalmamış,Ermeni Soykırımını tanımaları için iyi fırsat olur" denilince aklıma geldi de(..):

http://img.photobucket.com/albums/v226/mazhi82/euroitibar.gif

Soykırım yamyamları eşliğinde,o günden beri hiç düşmeyen EURYTL 1.70:;hayir

Mazhi
11-05-2006, 21:09
Coca Cola ve Bank Asya arzları başarıyla(!) tamamlandıktan sonra borsanın,dövizin,halkın ve hükümetin ne hale geleceğini çok merak ediyorum.Şu anda vatandaşı korkutmamak adına herşey yapılıyor..Euro ve dolar çılgın bir hal alırken nedense gazetelerde hepimizin görmeye alışık olduğu "dövizin ateşi çıktı" haberlerinden eser yok,borsa suni bir şekilde yatayda tutuluyor...Pkk tehdidi var,yanıbaşımızda savaş tehdidi var,irtica tehdidi var,erken seçim tehdidi var,borçlanma tehdidi var,global resesyon tehdidi var,soykırım yamyamları var,kuzey ırak yamyamları var,halk arasında cepheleşme var,bıçaklama var,dayak var ama nedense borsa yatayda,halk uykuda,Tayyip Erdoğan halı saha maçında..Şimdiden uyarımı yapayım,önce babalar yerini alır,sonra halk babayı alır,hep böyle oldu ve hep böyle olacak..Kaosa hazır olmayanın canı 2000dekinden daha acı yanacak.Amacım 15000 endeksten beri felaket tellallığı yapanlar gibi "ben dedim oldu" oyunu oynamak değil,15000 endeksten 48000 endekse kadar bu tarz yazıları hiç yazmadım bile,ilk uyarılar 48000 endekste geldi,o gün bu gündür tehlike çanları git gide şiddetlenerek çalıyor.Türkiyeyi kara günlerin beklediği gerçeğine kendi çapımda dikkat çekmek istiyorum..Umarım haksız çıkarım...:cry:

Mazhi
11-05-2006, 21:15
Bu arada bu topici Türkiyeyi ve Türkleri ilgilendiren herşeye Almanyadan,yani dışardan atılan bir bakış açısıyla değerlendirebilmek için açmıştım.Daha sonra topicin yönü "Almanyadaki Türkler" temasına kaymaya başladı..Eğer konunun sapmasından ötürü "yaw adam Almanyadaki Türklerden bahsediyordu,ne alakası var şimdi euronun,borsanın?" diyecek dostlarım çıkarsa diye,şimdiden yanlış anlamayı önlemek istedim..Bu topic Türkleri tehdit eden herşeyi sorgulamak için açılmıştır ve benim topicim değil hepimizin topicidir..Sizden ricam da yorumlarınızı,öngörülerinizi esirgememenizdir..Hepinize kucak dolusu sevgiler..

Mazhi
11-05-2006, 21:41
1 sene boyunca euro grafiği alçalan takoz çizdi...
Yani baskı altına alındı...
Büyük cepler paraya para katarken,halk fakirleşti..
Çiftçi "anamız ağlıyor" diye feryat etti,başbakan "ananı al git burdan" diye azarladı...
Özelleştirmeler yapıldı,stratejik önem taşıyan firmalar yabancıya peşkeş çekildi...
Maliyenin başına oturan adamın yolsuzlukları ortaya çıktı,özelleştirmelerdeki usülsüzlüklere feryat edildi,maliye bakanı "babalar gibi satarım" diye kıvırdı...
İhracatçı ağladı,ekonomistler sürekli dikkat çekti,ekonomi dünyasında efsane olmuş Mundell-Fleming teorisinin mucitleri bile ayağımıza gelip uyardı,ekonomi bakanımız sırıtarak "cari açık ve kurda sorunumuz yok" diye savsakladı...
Ve sonunda beklenen şiddet,beklenen sömürü,beklenen taviz ortamı ortaya çıktı...
Sağcı solcuyla,dinci laikle,fenerli galatasaraylıyla kıyasıya çekişmeye başladı,yolun ortasında birbirini bıçaklayanlar,10 kişi 1 kişinin üzerine dalıp ağzını burnunu kıranlar mantar gibi türedi...
En çok izlenen film,din ve milliyetçilik sömürüsünün doruğa çıktığı Kurtlar Vadisi oldu...
En çok konuşulan politikacı,dini ve milliyetçiliği limitsiz sömüren Tayyip Erdoğan oldu...
Başbakan,cumhurbaşkanı,genelkurmay,yargı inanılmaz bir şekilde birbirlerine dalaşıp durmaya başladılar...
Cepheleşme tırmandı,İran tehdidi can sıktı,ülkemizi bölmeye yönelik sesler daha gür çıkmaya başladı,borç gırtlağa kadar geldi...Borç demişken,borç ve taviz boyutunda Osmanlının 1800lü yılların sonundaki "hasta adam" durumundan en ufak farkımız kalmadı..Cari açık yükseldikçe Kürt Meselesi için taviz isteyenler,Ermeni Soykırımı için taviz isteyenler,Türban meselesi için taviz isteyenler,Kıbrıs için taviz isteyenler arttı da arttı...Amerikanın ordu kurmayları ülkemizden çıkmaz oldular,ne için taviz istedikleri soru işareti olarak kaldı...Eskiden tutunacak bir tekstilimiz,bir turizmimiz vardı,ikisinden de eser kalmadı..Tutunacak son mallarımızı da yok pahasına sattı Kemal Abimiz..Bütün bunlar sırasında euro sıkıştı da sıkıştı,bastırıldı da bastırıldı...Halk yeniden YTL propagandasıyla uyutuldu..

Ve gün geldi,alçalan takoz kırıldı...Medyada hala kelimesi geçmeyen döviz taaruzu başladı...Öte yandan iki büyük halka arz için mevcut hisselerin 50 katı talep geldi...KY sınıfından kime sorsan "Bank Asya mı alsam?Coca Cola mı alsam?" diye papatya falı açıyor...Herkes bu kadar YTL delisiyken,borsa tutkunuyken,bu euroları kim neden alıyor peki?Forum açıldığı günden beri ısrarla bahsettiğim Lale Devrinin sonu bağıra bağıra geldi..Gerisi Allah Kerim...Umarım haftalardır kafanızı neden "cepheleşme,irtica, borç,savaş,toplumsal cinnet,yamyamlar ve kurtlar vadisi" diye ütülediğimi azıcık olsun anlatabilmişimdir..Yoksa bana ne Kurtlar Vadisinden,ülkenin kendisi Kurtlar Vadisi olmuş..
Şimdilik ufak bir ara veriyorum,zira Türk yatırımcısı "borsa düşecek" diyenden pek haz etmez(..): ..Dediğim gibi,haksız çıkmayı ümit ediyorum..Hepinize sevgiler..:friends:-

Mazhi
12-05-2006, 11:00
Milliyet Online'da ilk defa manşet haberi:

"Piyasalarda sabah paniği!Dolar ve faiz yılın en yüksek seviyesine çıktı,borsa hızla düştü!"

Türkçe meali:Arzımız hayırlı bir şekilde sonlandığına göre artık gözlerimizi açabiliriz.

Gören Euro ve Dolar ilk defa bugün çıkmaya başladı sanacak..Babalar yerini aldı,sıra halkın babayı almasına geldi demek...

Mazhi
22-05-2006, 14:59
Sektörlerdeki karlılıklar bir bir yavaşlamaya başladı.Tek kar arttıran sektörler bankalar ve emlakla ilgili olanlar,onların da karları alınan herşeyin krediyle alınmasından ileri geliyor.Ortada kazanılmış değil,kazanılması umulan bir para değiş tokuş ediliyor.Bu para bakalım gerçekten vatandaşın cebine girecek mi?

Vatandaşı kredi almaya o kadar alıştırmışlar ki,donunu 8 taksitle,evini 160 taksitle,cep telefonunu 12 MarsPuanla,Viagranı 550 taklayla ödeme devri,ev kredileri,araba kredileri,ticari krediler derken halk önündeki 5 sene boyunca eline geçecek her parayı bankaya yönlendirdi bile.

Bazı sektörler çoktan beyaz mendili salladılar.

Kimler mi?Tekstil ve turizm.

Bu sene iki sektörün de ayağı çukurda.

Hem kuş gribinin ülkemizle özdeşleşmesi(!),hem de Dünya Kupasının Almanyada olması turizm için büyük yara.

Tekstilcinin zaten uzun zamandır yüzü gülmüyor,fabrikalar birer birer ya iflas ediyor,ya yatırımları dışarı kaçırıyor.

Özelleştirmelerde "47 sene sonra ödemeye başlamak" gibi anormal unsurlar ortaya çıkıyor.Ülkenin bakanına kaçak villalar soruluyor,pastörize yumurta için yapılan KDV affı soruluyor,naylon faturalar soruluyor,bazıları cevap vermeye bile tenezzül etmiyor.

Çiftçi aç kalmış,ağzını açsa başbakan bizzat anasının hatrını soruyor.

Ülkenin telekomünikasyonu Araplara emanet edilmiş.

Bilişim sektörü desen tık yok.Cari fazla desen,ufukta yok.

Rekor kırmamızdan doğal ne olabilir ki?

Allah devletimizden razı olsun.

Allah hepimize nice tavanlar yaşatsın,amin!

O günden bu güne endeksin euro bazında değer kaybı yüzde 35...Demek ki balonlar er ya da geç sönüyormuş...Tabi bu eğer sönmüş haliyse;)

Mazhi
02-06-2006, 04:57
Dünya bastırıyor Türkiye değişiyor
Hürriyet 7 Haziran 2001
Sadi ÖZDEMİR

Boyner Holding Murahhas Üyesi Cem Boyner, ‘‘Büyük değişimler ya halk hareketiyle, ya askeri darbe ile olur. Ya da yurt dışındaki ortaklarınızdan gelen çok ağır baskılarla. Türkiye'de değişimi dünya zorluyor. Bizim iyi olmamız halinde iyi olacak ülkeler bastırıyor, Türkiye değişiyor’’ dedi.

Boyner Holding Murahhas Üyesi Cem Boyner, Türkiye’de müthiş bir değişim yaşandığını ve birileri istese de istemese de Türkiye'nin adeta yeniden kurulduğunu düşünüyor. Boyner'e göre yeni IMF programı, Türkiye'yi hem Maastriht hem de Kopenhag kriterlerine uyduracak. Böylece Türkiye 1. lige çıkacak ve küreselleşme sisteminde yerini alacak. New York Times'ın ünlü dış politika yazarı Thomas Friedman'ın Lexus ve Zeytin Ağacı adlı eserini ‘‘Küreselleşmenin Geleceği’’ adıyla Türkçeye de kazandıran Cem Boyner’le Türkiye ve küreselleşmeyi konuştuk.

Sizin gözünüzden nasıl bir Türkiye görünüyor?

- Bugün aslında hálá krizin ertesi günü. Bu yüzden arada gelen şokları daha hafif atlatmamız lazım. Türkiye bu ekonomik krizi atlatacak. Herkes yaralarını saracak. Program senenin ikinci yarısından sonra beklediğimiz gibi iyi sonuçlar verirse 2002'den itibaren yepyeni ve geri dönüşü olmayan bir sürece girmiş oluruz. Maastriht, Kopenhag ve IMF programını yanyana koyduğunuz zaman ortaya çıkıyor ki yeni bir Türkiye kuruluyor. O kadar müthiş birşey oluyor ki bunu iyimserlik ve heyecanla karşılamalıyız. O kadar müthiş bir Türkiye kuruluyor ki 2 sene sonra inanamayacağız. Çünkü Türkiye hep gelip sıkışmıştı. Çıkamıyordu o delikten. Çıkarken kafası gözü yarıldı. Bu krizin tekrarı olmayacak.

Türkiye'nin bu değişimi küreselleşmeye çok bağlanıyor. Küreselleşmenin etkisini siz nasıl tarif edersiniz?

- Thomas Friedman (ekonomiler büyürken siyaset küçülüyor) diyor. Çok önemli tesbit. Paranın, malın teknolojinin serbest hareketi bütün duvarları yıktı. Duvarlar varmış gibi mücadele ettiğimiz zaman, Türkiye'ye para girecekse girmez. Teknoloji girecekse girmez. Şimdi dünyanın birinci liginin standartları kendi ülkenizde gerçekleştirmek zorundasınız. Dünyada hangi ülke var ki demokrasi iyi ekonomik durumu kötü olsun.

HALK DESTEKLİYOR

Türkiye'deki değişimi hangi güç gerçekleştiriyor?

- Büyük değişimler ya halk hareketiyle, ya askeri darbe ile olur. Ya da yurt dışındaki ortaklarınızdan gelen çok ağır baskılarla.. Bu yüzden Friedman da ‘‘Globalisation ile Revolution’’u birleştirdi ve ‘‘Globalotion’’ dedi. Dış dünyadan size yatırım yapmış şirketler, sizinle ilgili yatırımlar yapmış, sizinle barışık olan, sizin iyi olmanız halinde iyi olacak, hasta olmanız halinde kendisine zarar gelecek ülkeler var. Çüzüm listesinden problem listesine geçtiğiniz zaman başlarına dert olacağınız ülkeler sizi değişime zorluyor. Türkiye'de yaşanan da bu.. İşin ilginç tarafı bu değişim, buna karşı direnen siyasetçinin eliyle yapılıyor. Kısacası Türkiye'de dış dünya kaynaklı bir değişim hareketi var ve halkın da buna çok hızla sahip çıktığını düşünüyorum.

Direnişler oluyor, bunlar desteğin zayıf olduğunu göstermiyor mu?

- Toplumun tüm kesimleri bedel ödeme sırası kendilerine geldiği zaman reaksiyon gösterecek. Bu Ankara'yı da siyaseti de etkileyecek. Bankacılık reformu, kamu bankalarının kapatılması-özelleştirilmesi.. Bunun Türkiye üzerindeki olumlu etkisi bir devrim kadar etkili olacak. Halk bunu isteseydi, bunu yapacak siyasetçiyi iş başına getirseydi.. Çok tatlı, keyifli yapılırdı. Bunu yapamadık.. O yüzden dünyanın başına dert olmamız ölçüsünde dünyanın ciddi bir zorlaması ile biz bu değişimi şu anda gerçekleştirmek durumundayız.

ÖLMEDEN CENNET İSTİYORLAR

Suçlu ve sorumlu sadece siyasetçiler mi?


- Kamu bankalarında bir tarafta vatandaş var, bir tarafta da siyasetçi. Ve tabii ki herkes ölmeden cennete gitmek istiyor. Türkiye'de bir sosyal kontrat vardı. 35 milyon seçmen 6 milyon vergi mükellefi olan bir kontrat. Ben siyasetçiyi seçerim, ama hesap sormam. Kamu bankalarından beslenirim onlar beni idare eder. Bu arada kamu bankaları biraz soyulur ben de onu idare ederim. Şimdi bu sosyal kontrat dünyada karşımıza çıkan çok daha kabadayı global bir sosyal kontrat ile kafa kafaya tokuştu. Herkes tek kulağı tek gözü kapalı dolaşıyor. Niye? İyi gidiyor çünkü.. Ee gitmedi. Bir yere kadar geldi taşımıyor artık. Fakir kaldık. Dünya bizi başına bela görmekten sıkıldı. Türkiye'yi çözüm listesinin bir parçası olarak görmek istiyor. Dünyayı etkilemeye başladık. Bir bakanın ağzından çıkan sözlerin piyasaları allak bullak etmesi çok normal mi? Demek ki fitil çok kısaldı.


Bundan sonra Türkiye'de iktidar nasıl oluşacak?


- Artık hükümet etmenin şekli de değişti. Şimdi para basmak, vergi salmak IMF ile programa, Maastriht kriterlerine kilitlenmiş durumda. Hak hukuk ve yasalar için Kopenhag Kriterleri çerçeveyi çizmiş. O zaman Türkiye'de hükümet olmak; programı ve acil durumları kazasız belasız yönetmekten başka birşey değil. 3-4 ay bu değişimin kavgaları sürecek. Sinirlerimize hakim olmalıyız. Artık bulunduğumuz yerden ya dünyanın birinci ligine gideriz ya da gerçek bir üçüncü dünya ülkesi oluruz.. Yenisini istemiyorum derse Ankara, eskisi gibi olayım diye bir şansı yok artık. Eskisinden bin beter olmayı kabul etmek zorunda. Bu yüzden bu geri dönüşü zorlayacak bir siyasi cesaret olacağını da düşünmüyorum. Diyelim ki siyaset konuştu, konuştu olmadı. Bu defa MGK, Kopenhag kriterlerini baştan yaptıracak.

Derviş neden solcu bilmem

Kemal Derviş'in IMF ve Dünya Bankası referansı merkez sol fikirleriyle ya da siyaset planları ile çelişmiyor mu?


- Aslında Kemal Derviş sol müktesabatıyla ilgili hatırlatmaları neden yapıyor onu açıkçası ben anlayamadım. Çünkü ne sol, ne de sağ satar artık. Vatandaş, (ben Almanya, İngiltere kadar müreffeh olmak istiyorum. Çocuklarımın oralardaki okullar kalitesinde okullarda okumasını istiyorum) diye düşünüyor. Referans budur. Yoksa sol ya da sağ değil. Türkiye sadece iyi yönetici arıyor. Önemli olan bugünkü önümüze konan, bizim istediğimiz, bizim alıp benimsediğimiz ekler yaptığımız, bizim yol haritamız dediğimiz haritanın gösterdiği şekilde arabayı sürecek idareciler.


Yabancılar asrın soygununu yapacak

Türk şirketleri değişimin, küreselleşmenin neresinde, ne yapabilir?

- Herkes sadece kendi iyi bildiği işi yapacak. Her alanda herkesle işbirliğine girecek. Duvarlar arkasında yönetilen, korunan bir bahçenin küçük küçük parseller halinde kullanılması dönemi artık bitti. Türkiye pazarı bizden sorulurmuş gibi yaşamımızı sürdürmek mümkün değil. Bu kriz olmasaydı, bu çok güzel gidiyordu. Bu krizle birlikte toparlanamazsak asrın soygununa tanık olacağız. Türkiye'nin birikimlerinin 3 kuruşa yabancılar tarafından satın alındığı bir dönem yaşarız. Krizin Türkiye önüne koyduğu en ciddi tehdit budur. Çok önemli tercihler konuluyor iş aleminin önüne, hangi noktada olmak gerektiğine dair.

Ciddi kan kaybettik

Kriz sonrası özel söktörün durumunu nasıl analiz ediyorsunuz?

- Hiç hesap etmediği yaralar aldı. Çok ciddi kan kaybına uğradı. Ve herkes şu anda yarasını sarıyor. Aslında bu değişim programının toplumun değişik kesimlerinden bu kadar destek görmesinin altında yatan da Ankara'yı önemsiz hale getirme çabası. Ekonomik kayıplar ekonomik nedenlerden olmalı, siyasi nedenlerden değil. Bu kriz atlatılacak ama bu kriz atlatıldığında bir daha olmaması için de herşey yapılmış olacak.

Siyasette benim misyonum kalmadı

Siyasete dönecek misiniz?

- Siyaset yapmamak için her türlü gerekçem var. Yaptığım işi seviyorum. Ufku çok geniş. Siyasete girdiğimde Türkiye'nin nereye gitmesi gerektiğiyle ilgili bir misyonum vardı. Artık öyle bir misyona ihtiyaç yok. Çünkü Türkiye'nin nereye gideceği belirlendi. Türkiye şimdi o değişim sürecinin içinde. Geriye kala kala uygulama kaldı. Uygulama için de bana ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. O açıdan siyasetle ilgili hiçbir talebim, planım yok.

Mazhi
02-06-2006, 13:47
Türkiye Cumhuriyeti'nin Berlin Büyükelçisi yuhalandı.



Hem de Başbakan'ın konuşma yaptığı bir toplantıda.



Başbakan, devlet yönetme gelenekleri ile bağdaşmayacak şekilde, kalabalığın ortasında, anlamadan, dinlemeden başbakanı olduğu ülkenin büyükelçisini sorgulamaya kalktı.



Başbakan'ı desteklediğini sanan, yuhalamaya hazır kitle bu fırsatı kullandı. Olayı izleyen günlerde yuhalatan da, yuhalanan da bu olayı ''yok'' saydı.



Oysa olay, ülkenin itibarının çiğnenmesiydi, yok sayılamazdı.



Demokratik çağdaş devlet geleneğine sahip ülkelerde görülmesi olanaksız bir olay yaşandı, ama olmamış gibi yapıldı.



Ne diyelim?



En iyisi, uysa da uymasa da, üniversite hocalarımdan birinin anlattığı bir deneyi anlatalım. (Hocamın adını hatırlayamadığım için kaynak gösteremiyorum.)



***



İşsizliğin ve umutsuzluğun kol gezdiği bir ülkede, işsizler, insan davranışları konusunda deneysel araştırmalar yapan bilimsel bir kuruluşun ilanıyla heyecanlanmışlar. İlanda; ''Kırk günde kırk bin dolar kazanmak istiyorsanız ve sağlıklıysanız bize başvurun'' denilmekteymiş.



Binlerce insan ilanda gösterilen adrese koşmuş. Kurum yetkilileri başvuran insanları ayrıntılı sağlık muayenelerinden geçirmişler ve sonunda seksen kişiyi ayırmışlar.



Seksen sağlıklı insan bir salonda toplanmış. Kurum yetkilileri; ''Sizler insan davranışları üzerinde yapılacak olan bir deneyde denek olmak üzere seçildiniz. Deney kırk gün sürecek. Bu kırk günün sonunda sizlere net kırk bin dolar ödenecek. Yapılacak iş çok basit. Biz sizleri kura ile kırkınız mahkûm, kırkınız da gardiyan olmak üzere ayıracağız. Mahkûmlar mahkûm giysisi giydirilerek hücreye konulacak, gardiyanlar da gardiyan giysileri giyerek hücrelerin önünde nöbet bekleyecek. Biz de yirmi dört saat boyunca sizlerin davranışlarını kameralardan izleyeceğiz. Ancak sakın unutmayın, ne mahkûmlar gerçek mahkûm ne de gardiyanlar gerçek gardiyan'' diyerek projeyi ve işi adaylara açıklamış.



Adaylar sevinç çığlıkları ile işi kabul etmişler. Kuralar çekilmiş. Kırk aday mahkûm giysileri giyerek hücrelere girmiş, kırk aday da gardiyan giysileri giyerek ellerinde copları ile kapılara dikilmişler.



***



Deneyin ilk günlerinde bir terslik saptanmamış. Mahkûmlar ve gardiyanlar birbirini tanıma çabası içerisinde sohbet etmişler. Beşinci günden sonra gardiyanların daha fazla konuştukları, mahkûmların ise daha çok dinleyici konumuna çekildikleri gözlenmiş.



Dokuzuncu günden sonra mahkûmlardan bazılarının içe döndükleri, sadece gardiyanların sordukları sorulara yanıtlar verdikleri ve sessizleştikleri görülmüş.



Mahkûmlardaki ezikliğe karşılık bazı gardiyanların daha buyurgan oldukları, söylediklerini mahkûmlara kabul ettirmek için tehditlere başladıkları görülmüş.



Bu aşamada deneyi yönetenler denekleri yeniden uyarma gereğini duymuşlar. Deneklere; ''Saçmalamayın, ne mahkûmlar gerçek mahkûm ne de gardiyanlar gerçek gardiyan, sizler bir ay sonra normal yaşama dönecek özgür insanlarsınız'' demişler.



Deneyin on ikinci gününde, bazı gardiyanların mahkûmlara, konuşurken hazırola geçme, her sabah kalkıp tıraş olma, yataklarını düzeltme gibi kurallar koydukları, uymayanlara da yaptırımlar uygulamaya başladıkları görülmüş.



Bazı mahkûmlar ise tamamen içlerine kapanıp, köşelerine sinip şizofrenik davranışlar sergilemeye başlamışlar.



On altıncı günde bazı gardiyanların mahkûmlara saldırmaya, işkence yapmaya kalkıştıkları görülmüş.



Bunun üzerine, deneyin mahkûmlarda büyük travmalar yaratması ve silinemeyecek izler bırakmasından korkulmuş ve deneye son verilmiş.



Bu deney, özellikle eğitimsiz ve kendisine güveni oluşmamış insanların konumlarının gereği sandıkları davranışları abartarak sergileme eğiliminde oldukları sonucunu ortaya koymuş.



Ancak demokrasiyi özümsemiş, hak ve özgürlüklere saygılı insanlarda, çağdaş ve insani yaklaşımlar konumlarla değişemez.



Onur ise savunularak korunur.

Mazhi
02-06-2006, 15:11
Adalet ve Kalkınma Partisi Ümit Zileli (Cumhuriyet, 01.06.2006)


Adı PJD ...

Bu rumuz size bir şey çağrıştırmayabilir, Türkçe karşılığı şöyle:

- Adalet ve Kalkınma Partisi!..

Faslı şeriatçıların 1967 yılında kurdukları parti, 1999 yılında adını Adalet ve Kalkınma Partisi olarak değiştirdi.. Bünyesinde ağırlıklı olarak her renkten şeriatçı grupları barındıran AKP, 2002 yılındaki seçimlerde büyük bir atak yaparak oylarını tam üç kat arttırdı ve ülkenin üçüncü büyük partisi konumuna geldi... Anketlere göre gelecek yıl yapılacak seçimlerde iktidara gelmesine kesin gözüyle bakılıyor. Siyaset bilimciler, iktidarda bulunan Sosyalist Halk Birliği''ndeki yıpranma ile merkez sağ ve soldaki bölünmelerin AKP''ye büyük avantaj sağladığı konusunda birleşiyor...

Fas''ın AKP''sinin çok açıkça, gayet net biçimde dile getirdiği amacı ise şöyle:

- Yeşil devrim!..

Henüz iktidarda değiller ancak bu hiç önem arz etmiyor; AKP son yıllarda rejimi adım adım değiştirme hedefini başarıyla gerçekleştiriyor!.. Beş yıl önce nüfusunun yüzde 98''i Müslüman olan bu ülkenin sokaklarında türban takan kadın parmakla gösterilecek kadar azınlıktayken, bugün her üç kadından biri türban takıyor. Başı açık olanlar partililer tarafından ''''sert ikna'''' yöntemleri kullanılarak takmaya zorlanıyor. Erkeklerin durumu da pek farklı değil; sinemaya gidenler, kültür ve sanat faaliyetleri düzenleyenler dinsizlikle suçlanıyor!.. AKP''li şeriatçıların bir sloganı da şöyle:

- Ülkedeki her bara karşı 10 cami açacağız!..

***

Henüz iktidara gelmeden rejimi değiştireceğini ilan eden AKP''nin önde gelen yetkilileri için en büyük hedef, kötülüklerin kaynağı olarak niteledikleri, 1999 yılında Fas Kralı 6. Muhammed tarafından çıkarılan bir yasa...

- Kadın Hakları Yasası!..

Şimdi Fas''ta neler olduğunu çarpıcı biçimde anlatan şu örneklere göz atalım:

- Prof. Sukayna: Üniversitede göreve başladığımda yalnızca bir öğretmen türban takıyordu. Bugün ise durum tersine döndü... Küçük tacizlerin ve baskıların birikmesiyle kendinizi bir anda dışlanmış bulursunuz. Örneğin önce kısa kollu gömleğiniz veya ruj sürmeniz konusunda uyarırlar. Dolabıma üç kez başörtüsü bıraktılar.

- Gazeteci Hasan Zeruki: Aşırı İslamcılar okullarda öğrencilerin beyinlerini yıkıyor. Sevmedikleri her şeyi yasaklıyorlar. Sinemaları, kültürel faaliyetleri, kadınların havuza gitmesini... 5 yıl önce bu ülke böyle değildi. Sessiz ve derinden yapılan bu baskı yüzünden birçok kişi ülkeyi terk ediyor, özellikle de kadınlar...

- Memur Saadia: Ben çalışan bir kadınım. Türban takmıyorum, çünkü çağdaş tarzda giyinmeyi seviyorum. Geçen hafta bir grup genç bana bıçak çekip türban takmamı istedi, çok korktum... Ülkem yakında İslamcı militanların üssü haline dönüşecek...

- Öğrenci Emine Maadi: Sessiz ve hissettirmeden şeriat amaçlarına ulaşmak için yoksul, hasta, işsiz, öğrenci gibi kesimlere iyilik meleği gibi yaklaşıyorlar... Militan gibi çalışan dinciler üniversite öğrencilerine çok cazip olanaklar sunarak gençleri kendi saflarına çekmeye çalışıyorlar. Gezilere götürüyor, özel parasız dersler veriyorlar. Amaç bizi kendi davalarının bir parçası haline getirmek...

- Adını saklayan bir memur: Hasta, dul, işsiz, yetim gibi kesimlere cömertçe yardım ediyorlar. Yoksulların cenaze törenlerini düzenliyor, hatta ziyafet günleri tertipleyip et ve yemek dağıtıyorlar...

Ne kadar tanıdık geliyor, değil mi?!..

Le Monde gazetesinin bu araştırması da yeterli gelmediyse AKP Genel Sekreteri Saadine Osmani ''nin Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır ''a verdiği demeci okuyun:

- Seçimi kazandığımızda ABD bize ''ikinci Hamas'' olarak bakarsa onlara ''Hamas değil, Türkiye''deki AKP''yiz'' diyeceğiz. Hamas''ı değil, Türkiye''nin AKP''sini referans alıyoruz...

Ben de aynen öyle düşünmüştüm!!!


e posta: umitzileli@gmail.com

Mazhi
10-06-2006, 18:41
Seks patladı, biz altında kaldık


Geçen ay Abant'ta bir mühendis, kiraladığı Ceylan adlı kısrağa tecavüz ederken yakalandı.
At sahibinin takibi sonucu iş üstünde yakalanan mühendis, "hayvana cinsel istismar" suçlamasıyla gözaltına alındı
Bolu Hayvanları Koruma Derneği üyeleri, Ceylan'ı ziyaret edip şeker verdiler, "insanlık adına" özür dilediler, satılmasını engellediler.
Dernek üyesi bir kadın olay yerinde, "Utanıyorum atın gözlerine bakmaya" diye başlayan bir şiir okudu.
Aynı gün Sakarya Hendek'in bir köyünde, ahırdaki ineğin arkasında yakalanan 17'lik bir genç, jandarmaya teslim edildi.
N'oluyoruz?
***
Van'ın Muradiye ilçesinde bir hayat kadınını il il dolaştırıp pazarlayan 5 kişi, bisiklet turuna çıkmış iki İsviçreli turisti görünce çullandı. Adamı ağaca bağlayıp gözünün önünde sevgilisine tecavüz ettiler.
Atabey Çetesi'nin lideri denilen Yüzbaşı, ortağının bombaları sakladıkları Ankara Eryaman'daki eve "karı kız getirmesi" yüzünden aralarında anlaşmazlık çıktığını açıkladı.
Türkiye'nin, insan kaçakçılığında önde gittiği, Rusya ve Ukrayna'dan gelen genç kızların hayat kadını olarak zorla çalıştırıldığı açıklandı.
N'oluyoruz?
***
Prof. Teksen Çamlıbel, Günaydın'a Türkiye'de seks yaşının hepten düştüğünü, 18 yaş ve altında kürtaj patlaması yaşandığını açıkladı.
Haydar Dümen'e Kars'ın bir köyünden yazan 25 yaşındaki kız "Kız arkadaşlarımla takma penislerle birbirimizi tatmin ediyoruz. Biz eşcinsel miyiz" diye soruyordu.
Geçen ay bir yüzbaşı, gerdek gecesi "Başarısız oldu" diye tabancasıyla canına kıydı.
Sahi n'oluyoruz?
***
Olan şu:
Cinsellik, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar ön planda; ekranda, filmde, klipte, defilede, dizide hep başrolde...
Henüz vücudu, zihni cinselliğe hazırlanmamış ilkokul öğrencileri, tuvalette cep kamerasıyla birbirlerini dikizliyor.
Seks endüstrisi, etki alanını köylere kadar yayıyor.
Elden ele gezen porno VCD'lerde kadınlar istekli, erkekler yağız.
Paparazzi mankenleri rahat, işveli...
Oysa hayat öyle değil.
Magazin programlarındaki sunumun aksine hayat, mühendis bile olsan, dağda bir kısrak dışında seçenek sunmuyor.
Pornoda kocasının önünde başkalarıyla zevkle sevişen yabancı kadına gerçek hayatta bunu yapanlar tecavüzcü diye linç ediliyor.
Evlenince VCD'deki performansı tutturamamak, erkekte derin bir yenilgi psikolojisi yaratıyor.
Ve biz 3. sayfa haberlerinden öğreniyoruz, buz dağının altında ne acılar yaşandığını...
***
Evet, seks patladı, ama toplum, hazırlıksız yakalandı.
Bilinçlenme, teşhirin hızına yetişemedi.
Eğitim gecikti.
Cinsellik, cehaletin elinde kaldı.
Suni penisler köye, kameralı telefonlar okul tuvaletine kadar girdi, kürtaj yaşı 18'in altına indi, ama devlet, yıllar yılı öğrenciye gebelikten, prezervatiften söz etmeye çekindi.
Nihayet cinsel eğitime karar verdiğinde, öğrenciler, öğretmenlerinden daha çok şey biliyordu.
***
Baskı, olup bitenlerin çaresi değil, nedeni...
O yüzden çözümü, seksi dizileri engellemekte, attan özür dilemekte, tecavüzcüyü linç etmekte filan değil, yaygın ve cesur bir cinsellik eğitiminde, kitlesel bir cinsel aydınlanma devriminde aramalıyız.

Mazhi
13-06-2006, 16:02
Plaka okusam da suçlanırdım
Tayyip Erdoğan hapis cezası almasına neden olan şiiri okuduğuna pişman olmadığını söyledi

Arife AVCU - İSTANBUL

9 Ekim 1998



10 aylık hapis cezasıyla siyasi yasaklı olan ve başkanlık koltuğunu erken bırakmaya hazırlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan, "zorunlu izin" dediği hapis cezasını çektikten sonra iş hayatına atılacak.
Eski işi gıda toptancılığına devam edeceğini ve belediyedeki danışmanlarıyla başta siyasi, ekonomi, ticari danışmanlık olmak üzere çeşitli konularda araştırma ve projeler üreteceği yeni bir işe atılacağını kaydeden Erdoğan cezaevindeki 4 ayını dava sürecini, anılarını yazarak ve okuyarak geçireceğini kaydetti. Erdoğan, İstanbul'a 4.5 yıl boyunca büyük bir aşkla hizmet ettiğini ama "zorunlu izne" çıktığını söyleyerek "hakkınızı helal edin" dedi.
Milliyet'in sorularını yanıtlayan Erdoğan, hapis kararına şaşırmadığını kendisini iki duruma da hazırladığını söyledi. Siyasi hayatını bitiren şiiri okumaktan pişman olmadığını, şiirde barış ve kardeşlik çağrısı yaptığını kaydeden Erdoğan, cezalandırılmasının gerçek sebebinin şiir okuması olmadığını öne sürerek şöyle dedi:
"Geçenlerde törene katılan bir vatandaşın elinde pankart vardı `şiir değil, plaka oku' diye. Gerçekten de birileri benim belediye başkanı olmamı hazmedemedi. Şiir değil araba plakası da okusam, yine ceza verecek bir şeyler bulunurdu. Benim babamı fırıncı sanıyorlarmış. Oysa babam kaptandı. Gururla nerede doğduğumu nasıl bir okul hayatı yaşadığımı anlatıyorum. Kasımpaşa'da yetişmiş, imam hatibi bitirmiş birinin belediye başkanı olmasını kabul edemediler. Ama fırıncının oğlu da olsam, kaptanın oğlu da olsam milletime hizmetten vazgeçmem. Kimse siyasi hayatımı biteremeyecek. Şimdilik ara veriyorum. Bu şarkı burada bitmez demiştim."


'Cezaevinde okuyacağım'

Cezaevindeki günlerini son çıkan kitapları okuyarak ve gelecekle ilgili projeler yapmakla geçireceğini kaydeden Erdoğan, dava ve anılarını da kitap haline getireceğini söyledi. Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracağını ve mahkemeyi kazanırsa manevi tazminat davası açabileceğini de vurgulayarak, bütün hukuk yollarını kullanacağını söyledi.
Erdoğan, cezaevinden çıktıktan sonra kardeşi ve ortağıyla yürüttüğü toptan gıda pazarlama işini sürdüreceğini ama siyasi çalışmalara da devam edeceğini söyledi. Erdoğan şöyle konuştu:
"Siyasi çalışmaya altyapı oluşturacak bir çalışmanın hazırlığı içindeyim. Türkiye'nin ekonomik, sosyal, siyasi, eğitim sorunlarıyla ilgili danışmanlık şirketi kurmayı düşünüyorum. Çok çeşitli konularda örneğin, kamuoyu araştırma, paket programlar hazırlama gibi bu işin içinde pratiğini yaşamış biri olarak bunu teoriye dökecek bir iş olacak. 16 yaşından beri pratiğini yaşadım. Bu benim için çok ciddi bir altyapı, kopmak kolay değil. Ülkeme, milletime hizmet vermeyi düşünüyorum."


http://www.milliyet.com.tr/1998/10/09/index.html

Mazhi
13-06-2006, 16:19
8 sene önce hedefleri gıda işi,danışmanlık işi yapmak olan bir tüccar...

...Şansı yaver gidince,doğru yerlerden azıcık destekler gelince tezgahını "yeni siyasal parti" ve "hükümet" isimleri altında açabilme fırsatı yakalamış....

...8 sene sonra hem köşeyi dönmüş bir tüccar,hem başbakan,hem de Türkiyede en çok konuşulan insan...

Köşeyi dönmek ne kelime,kral hayatı yaşar olmuş...

Şahsi galeyanlarıyla ülkeyi her hafta başka bir galeyana sürüklemesi bile,onun için bir gurur kaynağı haline gelmiş....

.....ama bilmediği bir şey var....

Burası politika,bu iş toptan gıdaya benzemez...

Büyükelçi yuhalatacak kadar da büyümesine izin vermezler..Ya tez vakitte ılımlı haline döner,nabza göre şerbet vermeye devam eder,ya da.....:kirmizikart:

Mazhi
15-06-2006, 13:58
CAN DÜNDAR - CUKURUN DIBINDE

Kibri, vicdanından büyük Mehmet Ali Erbil'in...
Merhameti, kabiliyetinden az...
Üzerine sahte bir rahmet gibi yağan sahne ışıkları gözünü öyle kör etmiş, insafını öyle köreltmiş ki, maskotunun tumanını taammüden indirip onu donsuz, uluorta rüsva ettikten sonra kıkırdayarak, "Yakaladı mı kamera?" diye sorabildi.
"İş kazasıdır; canlı yayın cilvesi" diye omuz silkebildi.
Bir nedamet emaresini bile sadık Hilmi'sinden, seyircisinden esirgedi.
Belki de bu vurdumduymazlıktır, onu gösteri dünyasının kral tahtına oturtan, devirdiği çamların üstünden gamsız atlatan, "Oldu bir kere, bir sonraki işe bakalım" diye rahatlatan...
Yoksa sızlayan bir yürek, servete boğulsa da, kendi yarattığı trajediye kolay katlanamaz.
Merhamet ile mülkiyet kolay uzlaşamaz.
***
Yoksulluk her erdemi yer.
Ama görünen o ki varsıllık da erdem kâsesinden besleniyor.
İnsan paranın sahtesini yaptığı gibi, para da insanın sahtesini yapıyor.
Ama öyledir diye, son skandalı da hafızamıza gömmemeliyiz; tersine bu rezaletten Erbil'in çıkaramadığı dersi söküp çıkarmalıyız.
Evet, bu bir "yol kazası"dır.
Susurluk da sistemin yol kazasıydı. Ve o kaza birikmiş cümle cerahati döktü ortaya...
Gevrek kahkahalar eşliğinde aşağı çekilen o pantolonun altından çırılçıplak sergilenen de artık miyadını doldurmuş ve bu topluma pahalıya mal olmuş bir yayıncılık zihniyetidir; ki Erbil'in seviyesinden başlar, onu istihdam edip şişirenlere dek tırmanır. Her gece hem vah vahlayan hem alkışlayan seyirci kitlesinin hayranlığından beslenip tekrarlanır.
***
İnce hicivle yola çıkıp kaba saba soytarılığa dönüşmüş bir eğlence düşkünlüğünün bataklığındayız artık...
Pespayelik çukurunun dibindeyiz.
Öyle bir mezbaha ki kurulan; kurban edilenlerin cellatları da kurban...
Cellat, çaresizliğin son kertesinde kendisine hayranlık duyan fukaraya, sakata, naçara takla attırıp nafile yalvartarak eğlenirken, onun celladı da onun taklalarını izleyip eğleniyor.
Ama unutmayın:
"Yoksulların gözleri" bu hunharlığı izliyor.
Elbet bir gün yol, kazaya doyacak.
Ve muhtemelen o gün indirilen, sizin pantolonunuz olacak.

Mazhi
19-08-2006, 20:32
Muhtar Nalbantoğlu: Beni şüpheli yaptılar!

AHU COŞKUN İstanbul

Polislerin darp ettiği Gümüşsuyu Mahallesi Muhtarı Çiğdem Nalbantoğlu dün avukatı aracılığıyla Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi'ne verdiği dilekçede kendisine 'icrai rezalet çıkarmak' suçundan verilen 50 YTL para cezasına itiraz etti. Nalbantoğlu, "Karakola şikâyetçi olarak gittim, şüpheli olarak çıktım" dedi.
Konuya ilişkin Mor Çatı Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi'nde açıklama yapan Nalbantoğlu ve avukatı Erdal Doğan'a, mor çatı gönüllüleri ve Lambda Dayanışma Derneği de destek verdi.
Yaşadığı şok nedeniyle uykusuzluk yaşayan, ani panik ve kâbuslar gördüğü için psikolojik tedavi gören Nalbantoğlu, şunları söyledi: "Kimseye muhtarım seni sürdüreceğim demedim, hakaret bile etmedim. İfademi şüpheli olarak aldılar. Alay ettiler. Yeni ilçe emniyet müdürü, 'Ne biçim muhtar, bunu sevk edin kaymakama, attırın böyle pislikleri' dedi. Beni vatandaşlar seçti dedim. O da 'seni seçenlerin anasını...' dedi."

Mazhi
31-08-2006, 03:17
30 Ağustos törenlerinde olay! Pankart açan grup linçten kurtarıldı


Vatan Caddesi’ndeki 30 Ağustos Zafer Bayramı töreni sırasında, slogan atan ve pankart açan gruba polis müdahale etti.
Protokol tribününün yaklaşık 30 metre ilerisinde, askeri birliklerin tören geçişi yaptığı sırada yola çıkan biri kadın 4 kişi, slogan atmaya başladı.
"İsrail askeri olmayacağız" şeklinde pankart da açan gruba, polis müdahale etti.
Polisin gözaltına aldığı bu kişilere, törenleri izleyen vatandaşlar da tepki gösterdi.
Töreni izleyen vatandaşlar, bölücü terör örgütü lehine pankart açıldığını düşünerek gruba tekme tokat saldırdı.
Töreni izlemeye gelen vatandaşlar, “Şehitler ölmez vatan bölünmez" :;cadikazani sloganı atarak, göstericileri linç etmek istedi. Bunun üzerine biber gazı kullanarak kalabalığı dağıtan polis, daha sonra 4 göstericiyi gözaltına aldı. Göstericilerin peşini bırakmayan kalabalık, yolun karşısına geçerek, 4 kişiyi tekrar linç etmek istedi. Polisin güçlükle gözaltına aldığı dört kişi yaralı olarak Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü

4 KİŞİ GÖZALTINDA, GÖSTERİCİLER ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ

İstanbul İl Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah gazetecilerin sorusu üzerine, biri kadın 4 kişinin gözaltına alındığını, bu kişilerin üniversite öğrencisi olduklarını söyledi.
Cerrah, gösterinin başlaması üzerine vatandaşların bu kişilere müdahale ettiğini, polisin de vatandaştan korumak amacıyla göstericileri aldığını belirterek, emniyet müdürlüğünde sorgulamanın başladığını bildirdi.
Celalettin Cerrah, bir soru üzerine, bu kişilerin üniversite öğrencisi olduğunu, terör örgütünden olmadığını vurguladı.

Törende canlı bomba alarmı

Onur SAĞSÖZ-Kürşat TERCANLI / DHA

Bu arada, Zafer Bayramı’nın 84’üncü yıldönümü Erzurum’da sıkı güvenlik önlemleri altında kutlandı. Tören alanında bir canlı bombanın eylem yapacağı ihbarını alan polis alarma geçti. Gözaltına alınan çarşaflı bir kadın, üst araması ve kimlik kontrolünün ardından serbest bırakıldı.
Erzurum'daki törenler bugün saat 09.00’da Havuzbaşı’ndaki Atatürk Heykeli'ne çelenklerin konulmasıyla başladı. Keskin nişancılardan oluşan Özel Harekat Timlerinin çatılarda görev aldığı tören boyunca asayiş ekipleri, çevrede adeta kuş uçurtmadı. Vali Celalettin Güvenç, 9’uncu Kolordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek ve Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Ahmet Küçükler’in halkın bayramını kutlamasıyla başlayan törene, AKP Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz, Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, 4’üncü Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Baki Erdoğan, daire müdürleri ve vatandaşlar katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri adına bir konuşma yapan Kurmay Yüzbaşı Erdal Yağcı, Türk Milleti’nin şan, şeref ve zaferlerle dolu olan bir tarihe sahip olduğunu vurguladı. Atatürk’ün Erzurum ve Sivas Kongreleri’nden sonra Türk Milleti’nin büyük desteğiyle yurdu düşmanlardan temizlediğini kaydeden Kurmay Yüzbaşı Yağcı, “Türk milleti, ordusu için o dönemlerde maddi manevi desteğini esirgememiştir. O dönemlerde Türk Hava Kuvvetleri’ne 4 uçak satın alan, ayrıca iki uçak parası veren Erzurumlu işadamı Nafiz Kotan, vatanseverleğin en önemli örneklerinden biridir. Öyle bir millete sahibiz ki, düğün havası içinde vatan savunmasına gönderdiği evlatlarının, şehit haberini alınca ‘vatan sağolsun’ diyebiliyorlar'' diye konuştu.

ŞÜPHELENİLEN ÇARŞAFLI KADIN ARANDI

Hastaneler Caddesi’ndeki törenler piyade ve zırhlı birliklerin geçişiyle son bulurken, gökyüzünde süzülen F-16’lar törene renk kattı. Bu arada tören alanında çarşaflı bir kadının bombalı eylem yapacağı ihbarı üzerine alarma geçen polis, tören alanına 200 metre uzaklıktaki kentin en işlek caddesi olan Cumhuriyet Caddesi’nde şüphe üzerine çarşaflı bir kadını gözaltına aldı. Üst araması bir kadın polis memuru tarafından yapılan çarşaflı kadın, bir şey bulunmayınca kimlik kontrolünden sonra serbest bırakıldı.

Mazhi
01-09-2006, 02:38
Celaleddin Cerrah Bey, "İsrail askeri olmayacağız" dediği için linç girişimine maruz kalan gençlerin vukuatına şu yorumu getirmiş:

EMNİYET MÜDÜRÜ: GÜZEL BİR TEPKİ
İstanbul Valisi Muammer Güler, "Bu törenin coşkusu dışında hiçbir olayın önemi yoktur" derken, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, eylemi yapanların terör örgütüyle bağlantılarının olmadığını belirterek şöyle dedi: "Bu tipteki kişilere-search-. tepki var. Vatandaş pankartı açtırmamış. Vatandaşımız gerekli tepkiyi gösterdi. Güzel bir tepki vatandaşımızın tepkisi."

Emniyet Müdürü bile çekinmeden böyle faşist bir açıklama yapıyorsa(..): .......

Mazhi
08-09-2006, 13:06
Doğulu işçilere linç girişimi

Zafer TOKUŞ- Ergün AYAZ/SAKARYA, (DHA)

SAKARYA'nın Akyazı İlçesi'nde Diyarbakırlı oldukları bildirilen 4 fındık işçisinin, çay bahçesinde tartıştıkları bir genci dövmesi ilçede gerginliğe neden oldu. Galeyane gelen ilçe halkı polisin gözaltına aldığı 4 zanlıyı linç etmek amacıyla İlçe Emniyet müdürlüğü önünde toplandı.
Akyazı'ya fındık bahçelerinde çalışmak üzere Diyarbakır'dan geldikleri bildirilen 4 kişi, saat 22.00 sıralarında ilçe merkezinde oturdukları çay bahçesinde henüz belirlenemeyen nedenle, bir gençle tartıştı. Kısa süre sonra 4 kişi tartıştıkları genci, diğer müşterilerin müdahalesine rağmen feci şekilde dövdü. İhbar üzerine olay yerine gelen polis, zanlıları yakalarken, dövülen genç ise hastaneye götürüldü.

KÜRTÇE SLOGAN SÖYLENTİSİ HALKI AYAKLANDIRDI

Saldırganlar, polis tarafından İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne götürülerek gözaltına alındı. Bu arada bazı zanlıların PKK ve bölücü başı Abdullah Öcalan lehine Kürtçe slogan attıkları söylentisi üzerine ilçede öfke çığ gibi büyüdü. Toplanan halk Emniyet Müdürlüğü'ne giderek zanlıların kendilerini verilmesini istedi. Kısa sürede sayıları yaklaşık bin 500'e ulaşan öfkeli kalabalık, PKK ve Öcalan aleyhine sloganlar atarak, zanlıları linç etmek için Emniyet Müdürlüğü'ne girmek istedi.
Polis öfkeli kalabalığı havaya ateş açarak durdurmaya çalıştı. Yaşanan arbede sırasında hafif yaralananlar olurken, linç girişimi ise polisin çabası sonucu önlendi.

İLÇEYE TAKVİYE BİRLİKLER SEVKEDİLDİ

Olaylardan kısa süre sonra Sakarya Valisi Nuri Okutan ile Sakarya Emniyet Müdürü Mustafa Aydın, Akyazı İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne geldi. Gerginlik nedeniyle Sakarya Emniyet Müdürlüğü ile İlçe Jandarma Komutanlığı'ndan takviye güvenlik güçleri Emniyet Müdürlüğü'ne gelerek bina çevresinde önlem aldı.
Bu arada bir grup Doğu kökenli vatandaşın Kürtçe slogan attığı söylentileri üzerine ilçeye bağlı köylerden de vatandaşlar Emniyet Müdürlüğü'ne gelerek kalabalığa karıştı. Sayıları hızla artan öfkeli kalabalık, “Hainleri bize verin. Cezasını biz verelim'' diye slogan attı. Gergin bekleyiş sürerken esnaf olan ve aynı zamanda yerel gazetede köşe yazarlığı yapan ilçede sözü geçen Zihni Açma, halkı sakin olmaya çağırarak dağılmalarını istedi. Ancak öfkeli kalabalığı ikna edemedi.

4 SAATLİK GERGİNLİK SONA ERDİ

Akyıza'da Diyarbakırlı 4 kişinin saat 22.00 sıralarında ilçe halkından bir kişiyi dövmesiyle başlayan gerginlik, 4 saat sürdü. Gözaltına alınan 4 zanlıyı linç etmek için toplanan öfkeli kalabalık, Emniyet Müdürü Mustafa Aydın tarafından ikna edildi. İlçe Emniyet Müdürlüğü önündeki kalabalığın saat 02.00 sıralarında dağılmasıyla ilçede yaşam normale döndü.

ZANLILAR POLİS YELEĞİ İLE ÇIKARILDI

Akyızı'da tartıştıkları genci dövdükten sonra halk tarafından linç edilmek istenen Diyarbakırlı 4 kişi, kalabalık dağıldıktan sonra İlçe Emniyet Müdürlüğü'nden polis yeleği giydirilerek Sakarya Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Gergin geçen 4 saatin ardından evlerine dağılan vatandaşların bazılarının evlerin pencere ve balkonlarına Türk bayrakları asmaları da dikkat çekti.


Not: Celaleddin Cerrah Beyefendiye haber versek zevkten kaç köşe olur acaba?

Mazhi
06-10-2006, 17:37
Cumhurbaşkanı Sezer'den Babacan'a 'iftar' tepkisi

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye’de temaslarda bulunan Almanya Başbakanı Angela Merkel’i Çankaya Köşkünde kabul etti. Geceye Cumhurbaşkanı Sezer'in Babacan'a yaptığı çıkış damgasını vurdu.
Görgü tarnıklarına göre Cumhurbaşkanı Sezer, Merkel'i kabulünde Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın "Şansölyenin İstanbul'da katılacağı iftar programı var, biraz acele eder misiniz?" ricasına "Olur mu öyle şey, daha konuşacaklarımız var" diye tepki gösterdi.
Masanın başında yer alan Babacan, "Sayın Cumhurbaşkanım, uçak bekliyor. İstanbul'da herkes bizi iftara bekliyor" diye ısrar edince, Sezer son sözü söyledi: "Bunu daha sonra konuşacağız" Merkel ile görüşmesinde Sezer, Almanya'nın geçmişte Türkiye'nin üyeliği için verdiği desteği anımsatarak beklentisinin, "Bu desteğin aynı şekilde devam etmesi" olduğunu dile getirdi. Merkel de, "Biz verdiğimiz sözün arkasındayız" dedi.

Milliyet Gazetesinden bir yorum: Bu olay son günlerdeki laiklik tartışmalarına örnek gösterilecek bir durum. Siz Devlet işlerinize dini vecibelerinizi alet ederseniz Cumhurbaşkanı'na kısa kes iftara yetişeceğiz demek noktasına gelirsiniz.
Ayrıca yorum yapmaya gerek bırakmıyor.

selchuk
23-12-2006, 19:23
Mazhi nerelerdesin?

Bir ses ver, mail attım cevap gelmedi.umarım bir sorun yoktur.