Tam Sürüm Bilgini Göster : 2008 Eurovision
Baharın son günleriyle birlikte Eurovision denen vicdanlara azap ruhlara travma yarışmanın mevsimi geldi nihayet. “Aaa o yarışma hala var mı?” diye soracak forumdaşlara “maalesef” diye cevap verirken eurovisionun farkına varmayışlarını ne kadar kıskandığımı ifade etmek isterim.
Ben taa 1975’den beri, hadi daha spesifik olayım da durumun vehametini anlayın, Ali Rıza Binboğa’dan beri bu naneye saplanmış durumdayım. O tarihten bu yana geçen 33 sene zarfında ben büyüdüm, müziği sevdim, bir taraftan ortaçağ müziği, bir taraftan Bach, bir taraftan rock, diğer bir taraftan Zeybekler’le bu zevkim boyutlandı, derinleşti, en mütevazi halimle bile “benim bir müzik zevkim var” diyebileceğim hale geldi; fakat ne yaptıysam bu eurovision denen şizofreniden paçayı sıyıramadım. En sonunda bu durumu kişiliğimin bir arızası olarak kabul ettim.
Bundan bir kaç sene öncesine kadar her yıl bir eurovision yazısı yazıp eşe dosta gönderiyordum. Hazır, dedim, hayatımda bahçeye yazmaya değer bir şey yok, eski bir adeti yeniden canlandırmaya çalışayım.
Eurovision nedir?
Aslında ilginç bir hadisedir. Dış görünüş itibariyle biliyoruz işte ne olduğunu. Ülkeler şarkı çıkartır birer tane, onları yarıştırır. Bir müzik yarışması. Diyeceksiniz ki, hani zevkler ve renkler tartışılmıyordu, hani dünyanın bütün dillerinde buna dair atasözleri vardı? Sakatlık orada başlıyor zaten. Elmayla armudun, hanımeliyle leylağın yarışması bu. Birbiriyle yarışamayacağı bu kadar aşikar olan şeyleri yarıştırıyorsak buna ne anlam vermek icabeder?
Eurovision, orijinal olarak, ‘Avrupa’yı birleştirme’ dış görüntüsü altında avrupa halklarının binlerce yıldır sürdürdüğü didişmeye mücadeleye (afedersiniz) sidik yarışına yeni bir cephe ilave etmek amacıyla yola çıkmış bir hadise. Tıpkı Avrupa birliği gibi. Eskiden işler kolaydı. Misal, Almanya Fransa’ya gıcık mı kaptı? Hemen bir dünya savaşı açıverirdi. Eski çamlar bardak oldu maalesef, baktılar ki, savaş savaş bitmiyor işi sidik yarışına döktüler. Yok Avrupa futbol şampiyonası, şampiyon kulüpler kupası, işte kömür demir çelik ve diş fırçası birliği falan.
Avrupa’da üç adet ana kültür ekseni mevcut. Alman, Fransız, İngiliz. Batı, orta ve kuzey Avrupa’nın tamamına yakınını bu üç eksenin paylaştığını söyleyebiliriz. Portekiz hariç, onların daha homo sapiens olduklarının bilimsel olarak ispatlanması gerekiyor. Hadise bu üç kültür ekseni arasında geçiyor. Tabii ben şu anda tarihçe anlatıyorum. Çünkü günümüzde bu sidik yarışı sona erdi ve mücadeleyi yarışmada bile yer almayan Amerika kazandı. Bir de minör kültür eksenleri mevcut. Mesela İtalya. İtalyanlar çok takdir ettiğim bir harekette bulundular ve son olarak İstanbul’da yapılan yarışmaya ağır topları Toto Cutugno’yu gönderdikten sonra bela okuyup yarışmadan çekildiler. Ben çok yakında aynı hareketi başka bir kaç ülkeden daha bekliyorum.
Bugün eurovision’u doğu işgal etmiş durumda. Aslında bu işin rengi daha doğu olaya girmeden belli olmuştu. Yugoslavyayı parçalayıp seksen tane ülke çıkardılar (ki parçalanma arefesinde Yugoslavlara bir de eurovision birinciliği vermişlerdir – Yunanlı hediye veriyorsa dikkatli olmak lazım). Bu seksen ülkenin her birisi eurovisiona bir parça gönderdi. Yarışma bitip oylamaya geçildiğinde de her birisi komşuya oy yağdırdı.
Avrupa bundan gereken dersi alarak komple doğu blokunu parçaladı ve yarışmaya soktu. Sonra BBC’nin milli hazinesi Terry Wogan ağlamaya başladı: “Bizi niye sevmiyorlar, biz bir daha hiç eurovision kazanamayacak mıyız?” Üzgünüm, ne İngiltere, ne Fransa, ne de Almanya bir daha eurovision meurovision kazanamayacak.
Ha doğu bloku girdi de ne oldu. Kültürel bir renklilik mi geldi? Evet ya geldi. Macaristan blues söyledi. Polonya club olayına daldı. Dünyanın en güzel halk müziğine sahip Rusya kızıl meydanda Mc Donalds açılmasının onuncu yıldönümünü eurovisiona hip hop yollayarak kutladı.
Ama bunlar elbette yetmeyecekti, Avrupa müziğinin mezarına bir de mum dikmek gerektiği için, EBU jüri hadisesini ortadan kaldırdı ve televotinge geçti. Yani hepimiz jüri olduk. Bütün bunların neticesi olaran Eurovision bir şarkı yarışması olarak sona erdi, içinde şarkıya benzer birşeyler de olan bir çeşit sahne performans hareket gösterisine döndü. Bence on sene içinde eurovision olimpiyatlara yeni bir disiplin olarak dahil edilebilir kıvama gelecek.
Girizgah kısmını daha fazla uzatmayayım ve finalde yarışacak parçalara geçeyim. Bu arada final yarın akşam. Bu sene Belgrat, Sırbistan’da (Amerikalılar gibi yazayım da sizlerin de olaya adaptasyonunuz hızlansın) düzenleniyor yarışma. Geçen yıl sırplar, leş gibi bir parça olmasına karşın, avrupa’ya entegrasyon kontenjanından yarışmayı kazandılar. Yarın akşam yarışmayı seyredenler hiç yabancılık çekmeyip kendilerini mahmutpaşada (hatta daha da kötüsü, 2001 İstanbul eurovision finalinde) hissedecekler, çünkü Sırbistan’da satılabilir ne varsa hepsinin tadına bakacağız. Ayrıca sırplar bize ne kadar medeni ve harika insanlar olduklarını ve bizi ne kadar sevdiklerini anlatacaklar.
Cümleten iyi eğlenceler,
Ov benim için en önemli olayı unuttum. Takip edenler bilir, son senelerde rock tarzında parçalar da eurovision’da yer alıyor, hatta iki sene evvel ilk kez heavy metal(-imsi) bir parçayla Finliler bu yarışmayı kazanmışlardı. Bu yıl Avrupalı rockçıları hayal kırıklığına uğratacak çünkü fazla parça yok. Ama Türk rockçılar için kutsal bir eurovision olacak bu seneki.
Bundan bin sene önce biz Türkler Avrupa’dan akın eden haçlılara karşı islamın kalesi olduk. Bundan bin yıl sonra bu sene benim için en az o kadar kutsal bir olay gerçekleşiyor ve Türkler, yani Türkiye ve Azerbaycan, ırkdaşları Finlilerle birlikte rock müziğin sarsılmaz kalesi olacaklar eurovisionda. Hele bir Azeri parçası var ki ... Avrupa’nın ağzı açık ayran budalalarına mesajı şu: “We’re gonna rock your fuckin’socks off”
Go Azerbaycan
Türkiye
Ülkemizi son yıllarda çıkardığımiz en ciddi rock gruplarından olan Mor ve Ötesi temsil ediyor. Sağda solda rastladığım yorumlarda halkımızın kendi parçasını beğenmediği anlaşılıyor; aynı halkın çoğunun daha önce müzik dinlememiş olduğunu bildiğimden bu bilgi tek başına parçanın iyi veya kötü olduğu hakkında bir şey söylemiyor.
Öncelikle, bir, parça fena değil. İki, Mor ve Ötesi'nin yaptığı en iyi şarkı da değil. Üç, bu parça taa Şebnem Paker'in 'Dinle'sinden beri - ki o zamanlar diaspora oyları henüz yoktu, Almanya Fransa Hollanda falan bize banko 12 vermiyordu, ve Dinle tamamen bileğinin gücüyle 3.ncü olmuştu - Eurovision'a gönderdiğimiz en haysiyetli eser.
Parça'nın hiç bir kompleksi, iddiasi yok, iddiali olmaya da çalışmıyor, Mor ve Ötesi sadece kendi sound'larından bir kesit sunuyor, tıpkı ciddi bir rock grubunun yapması gerektiği gibi. Haliyle herhangi bir şeyde iddialı olmazsa veya iddialıymış gibi davranmazsa varolduğundan şüpheye düşecek ırkımın böyle bir tavrı anlaması ve onaylaması beklenemez.
Ne Sertab'in pompalanmış odunsu görgüsüzlüğünden, ne Gülseren denen facianın pespayeliğinden, ne Kenan Dogulu'nun kızların kıçına şaplak atan kendini bilmez şımarıklığından eser yok. Bu parça Eurovision bulvarında hemen köşede duran, üstünde kot ceket ağzında üçte ikisi içilmiş sigara, hafif dağınık saçlarıyla bulvarda gelip geçenleri seyreden, görmüş geçirmiş kızların şöyle bir göz süzdükleri 25'lik bir delikanlı.
Türkiye'yi temsil ediyor etmiyor babında, başka Türkleri bilmem ama bu parçanın ve bu grubun ve harikulade orijinallikte ve çirkinlikte (çirkinliğine bayıldım demek istiyorum) gulyabanilerin olduğu asağıdaki bu klibin bir Türk müziksever olarak beni temsil etmesinden gurur duydum.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24519&event=1470
Sıkı durun. Azerbaycan'ın ilk kez Eurovision'a katıldığını duyduğumda "hah" dedim, Gürcistan ve Ermenistan'dan sonra modernize edilmiş "le le le, le haaane" sırası Azerilere geldi dedim. Dedim, itiraf ediyorum, ve utanıyorum bundan, çünkü asağıda linkini verdiğim parçanın daha onuncu saniyesinde kanım dondu.
Eurovision'da her yıl bir olay olur. Geçen sene bir Huysuz Virjin varyasyonu olan Ukraynalı Verka Serduşka'nın komik şovu ve Bulgar Elitse ve Stoyan'ın sevmeyenlere bile trance'ı sevdirecek parçaları vardı. Bu yılın olayı Azeriler.
Elnur ve Samir diye iki oğlan 'Day After Day' adlı parçayı söylüyorlar. Oğlanlardan birisi şeytansı bir melek, öbürü meleksi bir şeytan. Hangisi hangisi bilmiyorum ama, bir defa melek olanı parçanın daha başında (10.uncu saniyesinde) Ugo Farrel'e nal toplatıyor. İiinanılmazz bir soprano. Bunun hemen ardından cayır cayır bir rock giriyor. Oğlanlar seyirciyle alakalarını kaybetmiş şekilde parçayı birbirlerine söylüyorlar, düet de değil, bir münakaşa, mücadele, ve parça sonunda şeytan ve melek birleşiyorlar.
Bunu okuyan değerli kampanyasever forumdaşları gönül rahatlığıyla Azerilere oy vermeye çağırabilirim, diasporadakiler de dahil. Bizim parçaya oy vermek çok da gerekli değil, sayın Trusty'nin bir zamanlar dediği gibi, 'Deli'nin zeki bakışı ve suna duruşu yeter.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24503&event=1468
Dediğim gibi bu yıl eurovisionda Rock kalesini Türk ve Fin-Ugur biraderliği müdafaa ediyor. Gerçi Finlilerin 'Missa Mihet bişey bişey' adlı parçası "ben İskandinav metal'ini temsil ediyom bilaaderrr" ayağına yatmış, bulvar üstünde bizim 'Deli'nin yanında kafa sallıyor. 'Deli' de napsın, Terasbeton'un kolundan kuşağından sarkan plastik haçlara ve zırva aksesuarlara bakıp bakıp "fessüphanallah" çekiyor.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24487&event=1468
Bazen bu Yunan gavurunu anlamakta zorluk çekiyorum. Zaman geliyor, bir şey yapıyorlar, "ah ulan" diyorum "keşke bizde de böyle bir şey yapan birileri çıksa" diye iç geçiriyorum. Sonra pat diye başka bir sey yapıyorlar, diyorum "Yuh yani, hakikaten Çorumlu bile yapmaz bu hareketi". Yunanistan parçasi Çorumlu'nun bile yapmayacakları kategorisinde (lafın gelişi tabiiki, Çorumluları severim, yakın arkadaşlarım var).
Sakın yanlış anlaşılmasın, bu senenin en büyük favorisi Yunanlılar, hatta sevdiğim bir tarz olmamasına rağmen gavurun hakkını teslim etmeliyim, bu parça puanları söke söke alacak. Peki ben neyi kınıyorum? 'Secret Combination' 2005'in şampiyonu, sokakta otobüste radyoda çalına çalına bize ezberletilmiş Helena Paparizu'nun 'My Number One' parçasında uygulanan formülü yüzsüzce copy paste etmiş. Farklılık babında, bu parça 'My Number One'dan en az iki gömlek daha iyi.
Hip Hop kepazeliğini takibetmeyi en son Britney Spears ve Kristina Agilera'da bıraktığım için Kalomira denen, günde sekiz saat şarkı söyleyip dans eder, sekiz saat seks yapar izlenimi uyandıran mahlukatın (Helena Paparizu'da bu oran 1'e 15 gibi duruyordu) tam olarak neyi taklit ettiğini anlamadım. Hatun her ne kadar "hip hop benim göbek adım" veya "ow mi gosh, biz Harlemde bunu şöyle yaparız" gibi dursa da o ineksi bakışlarıyla bu coğrafyayı paylaştığı Türk, Kürt, Bulgar, Ermeni kimseye kül yutturamaz.
'Secret Combination' 'My Number One'dan daha da sıkı bir dans parçası. Öncekinde arka planda kemençe vardı, bunda tam çözemedim ama galiba buzuki veya cura gibi bir alet var. 'My Number One'da melodi namına birşey yoktu bunda hatırı sayılır ölçüde var ve hedefe tam isabet ediyor. Zaten parça tamamen laboratuvar ortamında ve uzman psikolog ve sosyologlar gözetiminde el değmeden üretilmiş, naylon paketli ve rafyalı. Bilmem başka söze gerek var mı.
Ha taaabiiki parçanın final nakaratı öncesinde etnik kutnik geçişlerini yapmışlar, 'My Number One'da kemençeyle horon tepmişlerdi, bunda da cura ya da her ne zıkkım aletse o bir solo attırıyor.
Yunanlıların şampiyonluk yolundaki en büyük engeller, eurovisionun genel anlamda taklitlere prim tanımamakla meşhur olması ve bu sene hip hop ve Amerikan club tarzı parçaların fazlalığından ötürü bu tarza gidecek oyların haddinden fazla bölünecek olması.
'Secret Combination' son model jipiyle Eurovision bulvarını kasıp kavuran, esnafı sokağa döken ve en yakın club'la görgüsüz ultra zengin babasının malikanesi arasında mekik dokuyan bir dilber-i afet. Bizim 'Deli'miz bu kızı götürür mü, hiç şansı yok, ama üzülmek yersiz, 'Deli'nin bu taraklarda zaten bezi yok.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24488&event=1468
Sakat lafı bir süre önce ayıp olduğu için özürlü tabirini kullanmam gerekecek, 'Hallelujah' ve 'A-Ba-Ni-Bi' devirlerini mumla arayan İsrail'in, aslında çok hoş küçük bir şarkı olan parçasında ciddi özürler gördüm. Bunların en büyüğü parçayı icra eden Boaz'in kendisi. Bu kardeşimiz ansiklopedide Yahudi maddesinin yanına resmini koyabileceğimiz ölçüde yahudi bir yahudi, aynı zamanda Eurovision'un ilk travesti icracısı olan Dana International'in ameliyattan önceki hali. Yani Allah günah yazmasın, kardeşimiz biraz çirkin. Bunun bizdeki muadili Doğuş veya Galatasaraylı Sabri olabilir, ve Boaz'a rahatlıkla Gülhane şenliklerinde Müslüm Gürses konserinde jiletçi olarak rastlanabileceğini düşünüyorum.
'The Fire In Your Eyes' adlı parçanın ikinci özrü ise nakaratı. Ben parçayı ilk dinlediğimde bunu iki kişi yazmış olmalı diye düşündüm, çünkü ölçüler ayrı bir karakterde, nakarat ayrı. Sonra baktım Dana International bestelemiş, "hah tamam şimdi oldu" dedim. Ölçü kısımları ne kadar orijinal, özenli ve Ofra Hazavari bir güzelliğe sahipse, nakarat o kadar baştansavma. Zavallı Boaz'in sesi de yok, bir de ceza olsun diye ikinci ölçüyü ingilizce söyletmişler, bunlar da üçüncü ve dördüncü özürler.
Boulevard du Örovizyon'un içli magandası olan parça deniz tarafını mekan edinmiş, kolsuz tişörtüyle kaslarını sergileyip ne zaman malı götüreceğini merak ediyor. Tabii Eurovision'un sağı solu belli olmaz, Iahovah'dan umudunu kesmesin yahudi kardeşlerim.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24490&event=1468
Aklıma gelmişken, şu linke bakarsanız Eurovision'un gelmiş geçmiş en büyük skandalını dinleyerek bir tarihe şahitlik edebilirsiniz. Mükafat olarak üç adet güzel kızın göbeği var. Yarı finalde bu parça yuhalandı, ben ilk kez böyle şey gördüm. Estonya.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24493&event=1468
Ara sıra böyle tatlı, şeker şurup gibi küçük parçalar çıkıverir, oylamada da böcek gibi ezilir giderler. Bu konunun uzmanı Portekizliler olsa da bu sene Belçika böyle bir parça çıkardı. Parça aslında ilk ona aday gösteriliyordu, fakat daha yarı finalde ebediyete intikal etti. Neşeli ve tatlı bir parçaydı ve harika geri vokalleri vardı. Vokalist Soetkin Baptist'in kendini toplum içinde küçük düşüren davranışlarını gözardı edebilecekler için,
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24500&event=1468
Maria adli baltık somonu görünümündeki arkadaş 'Hold on to Be Strong' diye bir rythm'n'blues parça okuyor (yok hoş hatun Allah için). Zaten Norveç de Amerika'nın sarışın ve süt beyaz tenli zencilerini barındıran bir eyaleti olduğundan başka türlüsü beklenemezdi. Parça fena değil ve Norveç de favoriler arasında. Bir zamanlar Norveçliler Eurovision'un şamaroğlanıydılar. Yıllar boyu sıfır puan çekip 85'de bir anda şampiyon oluverdiler. Portekiz o zaman bu zaman Eurovision beslenme zincirinin ilk halkası olma bayrağını tek başına dalgalandırıyor.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24499&event=1468
Bilindiği üzere Norveç ve Polonya komşu oluyorlar. Yani iki güney Amerika eyaleti olarak, ve rythm'n'blues kültür alanına giriyorlar. 'For Life' adlı parçayı söyleyen, New Orleans'in bağrından kopup gelme Isis Gee (şaka maka anlayamadım ama gerçekten amerikalı da olabilir) adlı abla utanmadan bir de solaryuma girmiş yarışmadan evvel. Ayın 24'ünde kaç kişiyi zenci olduğuna ikna edecek merak ediyorum. 19 yaşında da Miss America yarışmasına girip miss kazulet seçilmiş. 'For Life' Norveç'in 'Hold on to Be Strong'uyla kanki ve Eurovision bulvarında club civarında takılıyorlar. 'Secret Combination'un olduğu ortamda bacak kompleksi olacağından uzun giyiyorlar.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24491&event=1468
Walla ne desem Sayın Ömmes abim ,bir geldiniz pir geldiniz.....
Klavyenize de gözlerinize de sağlık....
Hoşgelmişsiniz tekrar... Umarım daha sık okumak ve sebebiyle keyiflenmek uzun soluklu olur...
hoş kalınız :friends:-
Bulvarın dilencisi İrlanda idi bu sene. Hayır şaka değil, Avrupa'nın bir dönem göz bebeği olan ve hala şampiyonluk rekorunu elinde tutan İrlanda'nın yapmadığı şaklabanlık kalmadığı gibi ağzından da resmen şu kelimeler döküldü: "İrlanda, on iki puan". Uzun söze gerek yok, dilencilerin layık olduğu muameleyi gördü, yarı finalde acele defedildi.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24489&event=1468
Laka ve Mirela adlı tuhaf bir ikili arkalarında kuadroyla 'Pokusaj' diye bir şarkı söylüyorlar. İtiraf ediyorum ne yapmaya çalıştıklarını anlayamadım. Mirela Cindy Lauper ve artık internetten siparişi verilebilen naylon şişme kadınların karışımı bir arkadaş. Muhtemelen, kariyer hedefi altı sene içinde intihar etmek. Laka ise Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nde kaldırım kenarında tahayyül edebileceğimiz, kendisini "hayır ben yanlız değilim, aslında çok popülerim" yalanına ikna etmiş bir karakter.
Parça aslında çok hoş başlıyor, ve ekibin en güzel tarafı olan geri kuadro sayesinde olgun bir açılış sergiliyor. Sonra bir anda Laka, pinokyo taklidi yapar vaziyette, yanılmıyorsam bir sepetten fırlıyor. Yani çok da kafa yormak istemiyorum, onlar da bizim bir din kardeşimiz deyip bahsi kapatıyorum.
Ha bulvarda nereye konur bilemedim, yanmayan sokak lambası olabilir.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24492&event=1468
Ben bu parçanın yarı final performansını izleyince "senin bu yaptığını Çorumlu yapmaz" özdeyişini "senin bu yaptığını Korintli yapmaz" olarak değiştirmek istiyorum. Gerçekten de Yunanistan'a onca bok attıktan sonra hepsini geri alıyor, hatta bir kısmını yalıyorum.
Sirusho adlı hatun Helena Paparizu'nun reenkarne olmuş hali (biraz daha güzeli). Bu kardeşimizin Ermenistan yaylalarında ve dahi diasporada mahsus aranıp bulundugu o kadar açık ki. Kiyafeti? Amerikali olsam oh mi gosh demem icabederdi, Helena'nın 2005'deki kıyafetinin tıpkısı, sadece rengi gri. Grup? Helenanın grubu, üç kişilik olanı. Sahne düzeni, kamera hareketleri, koreografi? Aaayyyynı. Ben Eurovision'da böyle terbiyesizlik inanin hatırlamıyorum. Etnisite kutnisite? Ah-hah hiç olmaz mi? Gel gör ki kemençe yok, hay Allah, eminim zamanında Trabzon'a bir kaç Ermeni aile yerleştirmediklerine bin pişmandırlar. Ama ne gam, onun yerine duduklar zurnalar davullar, yalelliler, ve daha neler neler. Kaza eseri şampiyon olursa Helena bunlara dava açmalı, ödül parasını son kuruşuna kadar alır. Parçanın adı 'Qele, Qele'.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24502&event=1468
Portekiz'in şarkısı 'Senhora Do Mar': 'Denizlerin Kadını'ymış. Allah beni affetsin; hakikaten parça başlar başlamaz sahnede gözler, bilimsel olarak Scyphozoa diye tanımlanan, şimdilerde ekolojik dengenin bozulmasıyla okyanuslarda dört metreye varan büyüklükte örnekleri ortaya çıkmış, suratının beklenmedik bir yerinde beklenmedik şekil ve büyüklükte açılan ağzıyla, Vania Fernandes adında bir deniz canlısını görüyor. Yani bu kadar iyi isim konur. Öte yandan, Portekiz'in değişeceginden ümidi kesmiş, Fado denen naneyi kendilerinden başka dinleyen olmadığını 40 senedir öğrenemeyecek kadar zeka özürlü olduklarına karar vermişken, parçanın kalitesi beni şaşırttı. Yanlış anlaşılmasın, şarkı kötü. Ama en kötü şarkı bile Fado'dan kat be kat iyi olduğu için, önümüzdeki günlerde bir Portekizliyi bile eğitmenin mümkün olduğuna inanarak insanlığa inancımı tazeleyebilirim.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24508&event=1470
Parçayı ilk dinlemeye başladım, suya düşen damlalar gibi bir piyano ve kadifeden bir ses, dedim işte bu lanet olasıca yarışmayı ben böyle parçaların yüzü suyu hürmetine seviyorum. Fevkalade melodik bir yapısı olan, yumuşak bir aksam üstünü andıran parça, ilk ölçü biter bitmez bir yılana dönüşüp deri değiştirdi. Bir cadı çıkıp bağırmaya başladı. Tam "hop nooluyolan?" derken çatırdayan tema spin ata ata başlangıç temasına dönme gayretleri içine girdi. Parça kadife sesli adamla cadının uzlaşma çabalarını anlatıyor bana göre. Sonunda sanirim bir orta noktada buluştular, dedim yazık oldu oğlana. Sonuç olarak bu parça güzel, ve şampiyonluk yolunda büyük favoriler arasında yer alıyor.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24495&event=1468
Şu dünyada ironiye ne örnekler verilmez ki. Şimdi ciddi bir soru: iki adet halk düşünün. Bu halklardan bir tanesi dünyanın en güzel müziğini üretmiş. Öteki halk ise tarih boyu bir müziğe dahi sahip olmamış. Hangi halk diğerinin müziğini taklid eder? Zeka özürlü çocukların eğitim gördüğü okulda bile bu sorunun cevabının en az %90 oranında "ikinci halk birinciyi taklid eder" seklinde olacağından emin olabiliriz sanırım. Heyhat ironi.
Dima Bilan falan çıkartacağına keşke Rusya direk Justin Timberlake'e pasaport verseydi de onu çıkartsaydı. Gerçi 'Believe'in finallerde oy alacağına şüphe yok. Özellikle de ex-rusya cumhuriyetlerindeki yeni yetişen ağzı açık ayran budalası kızlar eminim oy yağdıracaklardır. Aman bana ne canım, naparlarsa yapsınlar. Ben sadece karıncayiyen suratlı patenciye üçlü rötlisbergeri ihmal etmesine rağmen helalinden bir 5.9 veriyorum.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24504&event=1468
Yunanistanın ardından iki numaralı favori durumundaki Isveç'e haşa kem söz söyleyemem. Tipik İsveç tarzı bir dans parçası 'Hero' ve eminim daha şimdiden İngiltere listelerine girmiştir. İcracı Charlotte Perrelli 99 senesinde yarışmayı kazanmıştı; 34 yaşında, fevkalade güçlü bir sesi ve maaşallah zebani gibi vücudu var. "Ah nerde o eski eurovisionlar" deyip duran Terry Wogan eminim bayılmıştır bu şarkıya.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24518&event=1470
Fransa
Azerbaycan'la birlikte bu yılın ikinci büyük sahne olayını yanılmıyorsam Fransızlar hazırlıyor. Sebastien Tellier bir deli Fransız. Yetmişli yilların hippie'lerini taklit eden dış görünüşü orijinalleri kadar sevimli ve komik olmasa da, 'Divine' adli parçasına çektiği mikrofonların ordan oraya uçtuğu klip epey eğlenceli. Tarz olarak allmusic.com "oda popu" demiş, ben pek birşey anlamadım, bana sorarsanız funk, be-bop, beach boys karışımi antika bir tarzı var abinin.
Söylemeye gerek yok aslında ama, Fransa da bu yıl finalde yarışan ülkelerin %80'i gibi bir ABD eyaletine dönmüş vaziyette. Üstelik ingilizce şarkı söylemeyi sanki eskisi kadar dramatik de bulmadıkları izlenimini aldım. Aferim Fransa'ya, bu da zaten onların asıl derdinin ingilizceyle degil ingiltereyle olduğunu ispatlıyor. Parça baştan sona ingilizce sözlü ilk Fransız eurovision şarkısı.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=23991&event=1469
Almanya
Deneye deneye denek taşı olmuş Almanlar bu sene de kızlar grubu deniyor. No Angels dört tane uzun bacaklı kızcağız, 'Disappear' adlı sarkılarını icra edecekler. Bu sene Eurovisiondaki uzun bacakları birbirine eklesen Belgrad'dan Priştineye yol olur. Artık manası da kalmadi. Parça nasil? Bence Almanlar mezarında takla üstüne takla attırdıkları Johann Sebastian Bach'ı artık olimpiyatlara gönderip jimnastik dalında yarıştırabilirler.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=23992&event=1469
İngiltere
İngilizler bu sene büyük oynuyorlar. Plakları milyonlar satan Andy Abraham'ı 'Even If' adlı bir rythm'n'blues parçayla (süpriz) Belgrada yolladılar.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=23995&event=1469
İspanya
Neyle alay ettikleri bile belli değil. Bu parça örovizyonda final yapıyorsa seneye benim renonun kornasını yarışmaya sokmalı.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=23994&event=1469
Bu sene bir dilenci de Gürcüler. Yanlız irlanda delikanlı gibi ortaya çıkıp "istiyom" derken Gürcülerin planı daha haince. Ama (yani görme özürlü) bir icracı olan Diana Gurtskaya'yı gönderip sempati oyu toplamayı amaçlıyorlar. Fevkalade dandik bir parça olan 'Peace Will Come'a en iyi niyetli halimle bile şans tanıyamıyorum. Öte yandan bu hain oyuna alet olan Diana, bu tip ortamlarda alışık olmadığımız doğallığıyla eurovision bulvarına Kafkas dağlarından esen serin ve tatlı bir meltem olacak.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24521&event=1470
Geçen yıl "Türkiye'yi Ukrayna'yı halletik, bir de şunları Avrupa'ya entegre edelim" kontenjanından yarışmayı kazanan Sırbistan anladığım kadarıyla dünyayı fethettiğini herkesin sirp olmak için siraya girdiğini falan düşünüyor. Gerçi Jelena Tomaşeviç'in 'Oro' adli şarkısını beğendim, ama melodik yapı itibariyle etnik unsurları bulunan şarkıları beğenirim, hele ki böyle özenli hazırlanmış iseler, dolayısıyla yanlıyım. Ancak Sırplar birazcık abartmışlar gibi geldi. Olabilir, bu sene başları epey dumanlıydı. Onlar da oylamada günlerini görürler akılları başlarına gelir. Elma şekerinden bir küçük parça Sırplarınki. Pek şansı olacağını düşünmüyorum.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=23993&event=1469
Arnavutluk: Olta Boka isim özürlü olması haricinde çok cici bir Arnavut kızı. Arnavutların en büyük avantajları etnik tarzlarını bu tip okazyonlarda kullanamamaları. Bu vesileyle son icadettiğim Arnavut esprisini de paylaşayım: Amerikaya Afrika'dan değil de Arnavutluktan köle taşınsaydı bugün dünya müzik endüstrisinde ne gibi bir farklılık yaratırdı? Cevap: hiç bir farkı olmazdı. Şaka bir yana Arnavut halk sarkıları dinlenecek nane değil, adamların homo sapiens olduğundan şüpheye düşebilirsiniz. Bu şarkı ... eeeh işte diyeyim, kişilik sahibi bir parça.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24517&event=1470
Hırvatistan: 'Romanca' diye bir şarkı söyleyecekler. Grupta 75'lik bir dede var, ki sanırım seyirciye epey bir fırça atacak. Yarı finalde herkes önüne bakıyordu. Parça melodik yapı itibariyle daha önce 80 bin kere tekrar bestelenmiş sıradan bir şarkı. Ancak ritmik yapısı epey orijinal, doğrusu şansı olabilir gibime geliyor.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24505&event=1470
Danimarka: Simon Matthew Sicilya köylü kıyafetiyle Danimarka adına yarışıp 'All Night Long' isimli Amerikan şarkısını icra edecek. Globalleşmenin gözünü sevmeyeyim de neyin gözünü seveyim? Sağlam parça, sağlam vokal.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24506&event=1470
İzlanda: Finlandiya dışında bu yıl bütün Kuzey Avrupa Amerikaya taşınmış. İzlandalılar epeyce iddialı. Sahnede yok yok. Bu senenin en güzel uzun bacaklılarından birisi, Björk'ün erkek ve sarışın versiyonu denebilecek bir adet ansiklopedik izlandalı, bir adet zıpçıktı, ve bir adet kıçı başı yerli yerinde eurovision parçası.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24512&event=1470
Letonya: Soğuk bir şaka olabilir sadece.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24514&event=1470
Ukrayna: Bu Amerikan eyaletini de uzunbacakgillerden Ani Lorak temsil ediyor, ve bacımız bir Türkle evliymiş. 'Shady Lady' de 'My Number One' çizgisini takip ediyor. Gerçi Ermenistan ve Yunanistan gibi terbiyesizce kopyalamamış. Geçen yılın fenomeni Verka Serduşka da Ani'yi desteklemek amacıyla Belgrad'daymış. Politik manada Ukraynanın modası geçmis olsa da, bu parçanın şansı olabilir diye düşünüyorum.
http://www.eurovision.tv/event/artistdetail?song=24509&event=1470
Tutmayacağını peşinen garanti etmekle beraber (politik rüzgarın esip esmeyeceği, eserse ne taraftan esecegi belli olmaz), kendi beğenilerimle olası komşu ve diaspora oylarını içine kattığım tahmini puantaj tablom şu şekilde.
12 Yunanistan
10 Azerbaycan (yürü be!!)
8 İsveç
7 Romanya
6 Rusya
5 Türkiye
4 Norveç
3 Sırbistan
2 Ukrayna
1 İzlanda
Hayırlısı bakalım. Tekrardan iyi eğlenceler :) ve sevgiler,
Yahu Ömmes ;
Ne bu şiddet bu celal. Duyanlarda buralarda olmadıgın yıllardır bu yazıları hazırladıgını zannedecek, ama parcaları dinleyeli 2 gün oldu.
Nerdeyse yirmi yıl sonra bana Örovizyon seyrettirecen ya , pes yani.
Azerbaycan twelve point.
Sevgili AnnE, yapacak daha iyi bir işin yoksa otur seyret. Yani aklıma gelmiyor şimdi, hangi iş eurovision seyretmekten daha kötü olabilir ... ama eminim vardır. Yine de Hayrünnisa Gül gibi bir first lady'ye sahip olmanın yarattığından daha kuvvetli bir travmaya sebebiyet vermez insan ruhunda diye düşünüyorum.
Putin gitti Rusya'ya eurovision verdiler. Yaşasın artık ruslar da medeniyetlerinin süper bir medeniyet olduğuna dair tasdikname almış hissedebilir, bizim Bülend Özveren gibi bir ülkeden bahsederken konuya örovizyon birinciliği var mı yok mu (yani insan mı değil mi) noktasından girebilirler.
Depresif ve fabrikasyon bir oylama sonucunda kamçatka tapiri suratlı buz patencisi yanında iki minibüs şöförüyle ruslara birinciliği kazandırdılar ve aslında sırf bu konuyu başlattım, bir de kapanış yapmalıyım diye yazıyorum, dolayısiyle zorlama yazmaktansa fazla uzatmayıp madde madde yazacağım.
- Etnik enstrümanlar, davullar, şeritli kıyafetlerden eurovision’un yeni modası milli sporcular oldu korkarım. Demiştim, 10 sene içinde eurovision yeni bir olimpik disiplin haline gelecek. Tanıyan varsa lütfen birileri TRT genel müdürüne yalvarsın da, seneye kırkpınar başpehlivanını göndermeyelim.
- Oylamaların zaten suyu çıkmıştı ama bu seneki gibi korkunç olduğunu hatırlamıyorum. Birinci gelen şarkı sonuncu şarkıdan daha kalitesiz. Buna ek olarak neredeyse bütün ülkeler delirmiş gibi ermeni yalakalığı yaptılar. Ciğeri beş para etmez şarkıları Avrupa’daki bütün kalelerimizi yıktı. Galiba iki üç sene içinde Ermenistan’a bir birincilik gidecek. Ancak oylamada iki adet harika enstantane de oldu. İrlanda öyle bir puan verdi ki, adeta alay ettiler, en kötü şarkılara en yüksek puanları dağıttılar. Çok çok takdir ettim. İkinci enstantane sarhoş taklidi yapan İsveçli spikerdi. Bülend Özveren olayın komikliğine adapte olamadı ama ben bayağı eğlendim.
- Falanca ülkeye yazık oldu diyeceğim ama, o kadar çoklar ki. Şöyle söyleyeyim, Yunan gavuruna bile yazık oldu. Ahh Azerbaycan …
- Elnur ve Samir … kalbimde daima ayrı bir yerleri olacak. Ayrıca Elnur (hala bilemiyorum hangisi hangisi, melek olan dediğim) Dream Thater’a vokalist olursa şaşırmam.
- Bizim çocuklar çok onurluydu. Bütün o komşuyu gör, ermenileri gör, rusları gör hay huyu içinde zamanında Sertab’a bile puan vermemiş ülkelerden puan söktüler.
Ve böylece bir örovizyon daha geride kaldı, ömrümü yiyerek. Seneye Moskova heralde. Aslında şu Medvedev dalgacı Mahmutun teki çıksa da önümüzdeki seneki yarışmayı şöyle otantik bir yere aldırtsa. Novosibirsk mesela, hatta Yakutsk. Bakalım orada ne ızdıraplar bekliyor beni. Son olarak, bu yıl yarışmaya katılan ABD eyaletlerinin diyeceği gibi,
“Thank you for watching”
2008 Eurovision
Belqradda “Avroviziya-2008” mahnı müsabiqəsi başa çatmışdır.
AzərTAc xəbər verir ki, müsabiqədə Azərbaycanı təmsil edən Elnur Hüseynov-Samir Cavadzadə dueti “Day after day” mahnısı ilə finala adlayan 25 ölkənin iştirakçısı arasında 8-ci olmuşdur.
Azərbaycan təmsilçiləri final mərhələsində 20-ci nömrə altında çıxış edirdilər. Azərbaycana ən çox xal verən Türkiyə və Macarıstan (12 xal) olmuşlar. Bundan əlavə, Ukrayna (10 xal), Rusiya (10 xal), Çexiya (10 xal), Makedoniya (8 xal), Belarus (8 xal), Moldova (8 xal), Belçika (7 xal), Andorra (7xal), Polşa (7 xal), Litva (7 xal), Latviya (4 xal), Yunanıstan (3 xal), Bolqarıstan (3 xal), İsrail (3 xal), Rumıniya (2 xal), Niderland (2 xal), Sloveniya (1 xal) və Almaniyanın (1 xal) Azərbaycana verdiyi səslər Elnur Hüseynov və Samir Cavadzadə duetinin yekun nəticəsinə təsir göstərmişdir.
Birinci yeri isə Rusiya müğənnisi Dima Bilan tutmuşdur. Ukrayna təmsilçsi Anya Lorak ikinci, Yunanıstan ifaçısı Kalomira isə üçüncü olmuşdur. Beləliklə, gələn il “Avrovziya” müsabiqəsi Rusiyada təşkil ediləcəkdir
Bakı vaxtı ilə gecə saat 00:00-da Avropa ölkələrinin diqqəti balkanların ən böyük salonu sayılan Belqrad arenasına yönəldi . Avroviziya mahnı müsabiqəsinin finalçıları dünyanın 300 milyona yaxın tamaşaçısı qarşısında sonuncu dəfə çıxış etdilər. 52 illik tarixə malik Avroviziya yarışmasının qran-pri mükafatı uğrunda ilk dəfə mübarizəyə qoşulan Azərbaycanı təmsil edən Elnur Hüseynov və Samir Cavadzadə dueti səhnəyə sayca iyirminci çıxdılar. Rok, opera və muğamın sintezindən ibarət "Day after day" mahnısına hazırlanan xeyir və şərin əbədi qarşıdurmasından bəhs edən mini tamaşa ilə iblis və mələk simasında tamaşaçı qarşısına çıxan azərbaycanlı cütlüyün əsas rəqibləri Rusiya, Yunanıstan, Ukrayna və Ermənistan təmsilçiləri hesab olunurdular.
Elə gözlənilən kimi də oldu. Dünyanın müxtəlif ölkələrindən göndərilən səslərin əksəriyyəti məhz Dima Bilana göndərildi və o 272 xalla "Avroviziya-2008"-in qalibi seçildi.
Beləliklə Avroviziyanın növbəti ev sahibi Rusiya olacaq.
İkinci yerdə Ukrayna, üçüncü yerdə isə Yunanıstan qərarlaşdı. Azərbaycana göndərilən səslərə gəldikdə isə ölkəmizi təmsil edənlərə ən yüksək səs qonşu Türkiyədən və təəccüblü də olsa Macarıstandan verdilər. Əlbəttə ki, Azərbaycan da bunu əvəzsiz buraxmadı və Türkiyəyə yeganə 12 xalı məhz elə Azərbaycan verdi. Elnur Hüseynov və Samir Cavadzadə duetinə 10 xal Rusiyadan, Ukraynadan, Moldovadan, Çexiyadan, 8 xal isə Makedoniyadan gəldi. Belçika və Polşada yaşayanlar isə Azərbaycana 7 səs göndərdilər.
Azərbaycan ilk dəfə olaraq bu müsabiqəyə qatılsa da, bir çox ölkələri geridə qoydu. Qeyd edək ki, Belqrad müsabiqəsinin təşkilatçıları bir neçə rekorda imza atıb: bu dəfə keçirilən "Avroviziya"da ilk dəfədir ki, 43 ölkə iştirak edir və bu festivalın 18 min qonağı oldu. Müqayisə üçün deyək ki, 2007-ci ildə keçirilən yarışmanı 15 min tamaşaçı izləyib.
Telif Hakları vBulletin v3.5.4 © 2000-2008, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden :
.