PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Yaşanılmaz ülke Türkiye.


nedo
12-03-2007, 07:56
İddiaya göre, eniştesi Bahadır Keskin'in de içinde olduğu otomobili kullanan Akın Alabur ağır şekilde seyrediyordu. Doğan da yol isteyince, el kol hareketleriyle başlayan gerginlik tırmandı. Alabur ve Keskin, otomobili Doğan'ın aracının önüne çekerek durdu. Çıkan kavgada Bahadır Keskin bıçağını çekti. Ardından saldırganlar, İbrahim Doğan'ı denize atarak kaçtılar.

Doğan'ın eşi polis karakoluna yardım çağırmak için giderken, Soncay Doğan da çırpınan kardeşine yardım için soğuk denize atladı. Ağabeyini kolundan tutan Soncay Doğan bir süre akıntılarla boğuştu. Ancak gücü tükenince kendini bıraktı. Bu sırada olay yerinden geçen sporcu Ferit Can da iki kardeşi kurtarmak için suya atladı. Ancak onun çabaları da sonuç vermedi. Yaklaşık bir saat süren çabaların ardından İbrahim Doğan'ın cesedine ulaşıldı. Boğaz'a sürüklenen Soncay Doğan'ın cesedi ise sabah yeniden başlatılan arama çalışmaları sırasında bulundu.

Bu satırlar bugün alacağınız Milliyet Gazetesi'nden. Aynı şekilde şunlar da öyle;

Türkiye son bir ay içerisinde açık kanalizasyon çukuruna dördüncü kurbanını verdi. İstanbul'da Dilara Dumru (5), Kocaeli'nde Tuğçe Özbilgili (2), Ağrı'da da Cem Yıldız'ın (5) ardından dün de Adana'da Tayfun Kuzu (6) onarım için kazıldıktan sonra ağzı açık bırakılan kanalizasyon çukuruna düşerek hayatını kaybetti.

Gene bir haber sitesinde, son bir kaç yılda yaşları 8 ila 10 arasında değişen 100 kadar çocuğa tecavüz ettiği öğrenilen bir sapığın yakalandığını okudum dün. Ailelerin sadece 10'u şikayet etmiş polise.

Hergün yaklaşık 20 kadar tecavüz haberi düşüyormuş ajanslara ve bu, polise gidenlerin sadece %30'u imiş. Yani her gün 70 vaka polise başvuruyor. Bu yukarıdaki sapığın durumu baz alınırsa, polise başvuranlar da tecavüz edilenlerin %10 u. Yani ülkemizde günde ortalama 700 tecavüz vakası yaşanıyor.

Polislerimiz, polis olamayacak kadar şişman, yaşlı ve eğitimsiz. "Organize İşler" filminde dolandırılan aile deki anne, "Sadece biz masumlar polisten korkuyoruz nedense" diyor. Ne kadar anlamlı değil mi?

Mahkemelerimiz, tecavüzcüleri, katilleri aramıza salıyor. Davalar uzuyor, gerekli cezalar verilmiyor.

Psikologlara sorarsanız; Egomuz, Törelerimiz, Kültürümüz. Artık ne derlerse desinler, bu sorunların asıl temeli, "Kaybedecek birşeyleri olmayan insan" fazlası. Ertesi gün gideceği iyi getirisi olan bir işe sahip yada üniversitenin 3. senesinde mühendis olacak bir genç olmuyor bu olayların zanlıları.

"Gene de bunlar kötü yanları abartma" diyorsan eğer yazımı okurken. Bir de şu satırları oku;

Sene 2000, 16 yaşındayım, o gün olduğumuz öss denemesi'nin sorularını kontrol etmek için arkadaşımın evine gidiyorum. 3 kişi yolda göz göze geldiğim için beni çeviriyor. Hemen yakınlardaki tren yolunun yanına, çalılıklara götürüyorlar. "Bizim kızı senmi tavladın?" diyorlar, "Hayır" diyorum. Kısa boylu olan, en çok soruna yatkın olanlarına dönüyor: "Bu mu o, eminmisin?" diyor. "Evet evet bu" diyor o'da. "Hayır" diyorum "tanımıyorum hiç birinizi." Yarım saat süren tartışmanın ardından sigara veriyorlar. Sigar içiyoruz.

Çok geçmeden kısa boylu olan gümüş, üzerinde gül deseni olan bir silah çıkarıyor. "Bak olum, aranıyoruz zaten biz, söyle sensen" diyor bana. "Kaçarsan eğer sırtından vururum, 2 metre gidemezsin" diyor. Gayet soğukkanlıyım. Aslında o kadar ki ben bile şaşıyorum bu duruma. Bir yarım saat de psikolojik savaş veriyorum. En sonunda bir şekilde bırakmalarını sağlıyorum beni. Şans mı yaşıyor olmam bilemiyorum. Bu hatıra aklıma 10 kere ya geldi ya gelmedi şimdiye kadar. Eğer o çocuk silahı göüsüme tutarken tetiğe basmış olsa, şimdi burada olmayacaktım. Bu kadar ucuz mu insan hayatı?

Bunlar benim o seneki notlarımdan, KENDİ yaşadıklarım.

Gene geçen sene E-5 Kozyatağı üstünde sebebini anlamadan 90 model tanus'u ile iki maganda yolumu kesmeye çalıştı, camdan sopa ve döner bıçağı çıkardılar, küfürler ettiler dakikalarca sıkıştırdılar. Bu olay yaşanırken yanımda kız arkadaşım da vardı. Yavaşlayıp uzaklaşmalarını sağlamak için frenlerken arkamdaki ticari araç şöförü yürüsene diye bağırarak kornaya basıyordu. O anda içimdeki duyguları; Kin, Nefret ve Öfke kelimeleriyle yazıya dökebilirim ancak. 2 hafta kadar bu yaşadığım aklımdan çıkmadı. Duygularımı anlatmam mümkün değil. Evet belki yaşıyor olmam bu sefer de arabadan çıkmama bağlı?

1 hafta önce gece 2 de sinemadan gelirken eski model bir mercedes takıldı peşime. 4-5 sokak takip ettiler. En sonunda evimin yakınlarında ara sokağın birine park edip kontağı kapatarak saklandım. Göremediler ve bir iki tur atıp gittiler. Muhtemelen araçtaki 4 kişide sarhoştu.

Bunlar başıma gelenlerin bir kaçı. Yakınlarımın başına gelenler, haberlerde hergün gördüklerim... Gece 12'de bir avrupa ülkesinde metro'dan çıkıp otelinize yürürken, dilini bilmeseniz, sokakları tanımasanız da en ufak bir ürperti yaşamaz, korkmaz ken... Kendi doğduğunuz ülke onlarca senedir yaşadığınız şehir... Gündüz vakti... Sizin memleketiniz... Yaşanılmaz ülke Türkiye.

Emin
15-03-2007, 19:37
...Kendi doğduğunuz ülke onlarca senedir yaşadığınız şehir... Gündüz vakti... Sizin memleketiniz... Yaşanılmaz ülke Türkiye.

"Yaşanılmaz Ülke" dediğin bu topraklarda, her şeye rağmen, ısrarla ve inatla kuyruğu dik tutmaya özen göstererek, huzursuz da olsak, gerine gerine olmasa da, gerile gerile, ecelimiz gelene kadar yaşayacağız, Sayın nedo.

Lizzy
15-03-2007, 22:37
Yıllar önce,tüm gemileri yakıp başka br memlekete yerleştiğimde bir baktım ki iki ay sonra şöyle bir dörtlük karalamışım:Ey kıro,magandalar-Sizi bile özledim-Bilmiyorum ne zaman-Bitecek bu hasretim? Kısa süre içinde arkama bile bakmadan,içim sevinçten taşarak dönüp geldim.Ve yemin ettim,bir daha asla diye...
Şimdi delirsem de sıkça,kafamı taşa vurasım gelse de ve hatta bazan vursam da...Aferin bana,iyi ki gelmişim diyorum.Kendimi aldatmaysa bu,kabulümdür...
İşte ilk adımlarımı attığım sahil yolu.işte ilkokulum.Vapurla Boğazı geçerken ta uzaktan görülen doğduğum evin kırmızı çatısı.İşte sevgilimle ilk buluştuğum çay bahçesi.İşte aynı gün annemin bizi yakalayıp kulağımı çektiği otobüs durağı.İşte Bebek otobüs durağının karşısındaki yağmurdan saklandığım içi oyuk ağaç.İşte Osman bakkalın artık yenilenmiş dükkanı.Anılar ve mekanlar.Onlar yoksa hiçbirşey yok.Ben de yokum...

bikmisbroker
16-03-2007, 13:01
Bunlar başıma gelenlerin bir kaçı. Yakınlarımın başına gelenler, haberlerde hergün gördüklerim... Gece 12'de bir avrupa ülkesinde metro'dan çıkıp otelinize yürürken, dilini bilmeseniz, sokakları tanımasanız da en ufak bir ürperti yaşamaz, korkmaz ken... Kendi doğduğunuz ülke onlarca senedir yaşadığınız şehir... Gündüz vakti... Sizin memleketiniz... Yaşanılmaz ülke Türkiye.

Tuylerim diken diken oldu bu yazini okurken NEDO..
Hadi bizden gecti de, Turkiyeye gelmek icin can atan, arkadaslari ile bulusup gezmek icin Turkiyeye gelecegi gunleri iple ceken, 21 yaşindaki CANOş'um OGLUM var.

6 senedir (yukarda yazdigin) Turkiye şartlarindan/gerceklerinden UZAK yaşayan civanim var..

Ben ne yapacagim? Nasil koruyup kollayacagim bu genci, bu haydut sehirde?

MORALiMi bozdun, dibe vurdum..

ŞEN
16-03-2007, 15:17
En son geldiğinizde 4 kişi toplanmıştık hatırlarsan sevgili Babo. Siz bir anınızı anlatmıştınız restaurantta geçen. Bende size o bişeymi abi biz hergün neler yaşıyoruz demiştim.

Ben artık gazete okumuyorum. Televizyonda haber ve dizi seyretmiyorum. Trafikte ise mecburen bulunuyorum ama herhan flim kopabilir.

Sevgiler, Saygılar.

alihoca
16-03-2007, 16:01
Ülkemiz dikensiz gül bahçesi olsa ne güzel olurdu.
Hiç olmazsa elimizi kanatmadan, acıtmadan,
Gül görür, gül koklar, gül gibi yaşar giderdik...

bikmisbroker
16-03-2007, 17:05
gül gibi yaşar giderdik...

Gül gibi yaşamayi bir kenara biraktik, ADAM gibi sokaga cikabilsek yeter sevgili Ali Hocam..

bikmisbroker
16-03-2007, 17:07
Yıllar önce,tüm gemileri yakıp başka br memlekete yerleştiğimde ...
Gemileri yakmak problem degil, unutulmayan, her zaman bellegimizde yasayacak olanlar ise LiMANLAR..
Bellegini, LiMANLARI da yok edebilirmisin??
Mumkun degil..

1 Tas corba, 1 kasik yemek ile heryerde karin doyar,
Bellegimdeki guzel ulkemde bu olaylar bana koyar,
Coluguma Cocuguma "Bak senin dogdugun bu guzel topraklar"
Diyemedikten sonra...
NEYE YARAR?? .. NEYE YARAR??

AnnE
16-03-2007, 21:23
Beni bekleme kaptan ;
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı
Kubbeli
Mavi bir liman
Beni o limana çıkaramazsın.



Yaşanılmaz ülke ha ...!!!
Nedo çocuk ; sen o ülkede yaşadın yaşıyorsun; kaybedeceklerinin, ulaşamayacaklarının, elinin altında olupta kullanmayı aklına getiremediklerinin değerini, kaybetmeden bilemezsin ay çocuk.

Anlaşılan kaçmak için kılıf arıyorsun .
Kaçanlara, kaçırılanlara sor onu.
Alacağın cevap eminim ki seni tatmin etmeyecek ve çekip gideceksin bu lanet olası şehirden.
Geride buraktığın sadece özleyeceklerin olacak .
Git Nedo.
Hoşça git.
Aklın burada kalmayacak ama aklından hiç çıkmayacak.
Hoş git.
Korkma seni kimse tutamaz.
Geride de senden başka seni çağıran olmayacak...
Bir de o bir daha yaşanılamaz anılar.

Lizzy
16-03-2007, 23:14
(Burası şiir alanı değil,biliyorum.ama gündeme çok iyi yakışacağını düşündüm.)



'Bir başka ülkeye,bir başka denize giderim'dedin,
Bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya,
Bir ceset gibi gömülü kalbim...
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem,nereye baksam,
Kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün
Boşuna bunca yılı tükettiğim ülkede...

Yeni bir ülke bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir...
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
Aynı mahallede kocayacaksın.
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp aynı şehre geleceksin sonunda,
Başka birşey umma...

Bineceğin gemi yok.
Çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada,bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir tüm yeryüzünde.

KAFAVİS

alihoca
17-03-2007, 04:10
Aziz NESİN'i diğer Yurtsever Aydınlardan ayıran bir küçük özelliği vardı.

Mahkemelerde süründü. Mapus damlarında yattı. Dövüldü. Taşlandı. Kovuldu. Darbeler oldu. Kelepçelendi götürüldü. Diri diri yakılanların arasında yakılmak istendi.

Ama tüm bunlara rağmen; yazıları, imza günleri, söylevleri, demeçleri ve neredeyse elliye yakın dile çevrilen kitapları ile müdadele etmekten hiiiç yılmadı.

Kaçmadı.
Madamların, şansölyelerin yamacına sığınıp Ülkesini karalamadı.

Şimdi,
Diyeceksiniz ki;

İyi hoş da,
O da milletine salak dedi.

Evet. Dedi.

Hatta bu dediği için kırılmadım da değil.

Ama sonuç da,
Milleti için onca mücadele verenin, acı çekenin, üretenin,
Milletinin her defasında aynı şapka sallayanlara oy verip seçtiğini görünce
O kadarcık sitem etmesi de hoş görülebilir. Dedim geçtim.


Gençliğe Hitabe konusuna hiç girmemek daha iyi olacak sanırım.

AnnE
17-03-2007, 08:27
Yahu Hocam ;

Şurda ne güzel, Nedo'ya da hafiften fırça ataraktan, bol duygu soslu memleket özlemi gideriyoruz, sen de kalktın gecenin bi yarısı bütün ''kaçkınları'' itin malum yerine soktun.

Ah be hocam ;

Şimdi burada özeleştiri felan yapacak halimiz yok ama hani bazılarımızın neden ''gittiğini'' de en başta sen iyi bilirsin be.

Şimdi Nedo çocuğun '' kaçma '' hazırlıkları için Bahçe'de kılıf aramaya başlamasıyla bilumum kaçkınlar ''damarları kabarmış '' bir ruh hali ile özlem şarkılarının empiüçlerini yandan çalmaya başlamış olaraktan efkar denizinde su üstünde durabilmeye çabalarken nerden çıktı ''yurtsever aydınlar ''.

Ay benim Hocam ;

Memleketten muhtelif nedenlerle uzak düşmüş olmak ya da sürülmüş olmak ya da kaçmış olmak, gittiğin yerde memleket için gülmeye, memleketin haline ağlamaya, memleket için dertlenmeye mani midir sanıyorsun.

Kimi ekmek peşinde , kimi sevda peşinde, kimi evlat peşinde, kimi yaşayabilmek için gitmişlerin, memleketten ayrı olduklarını düşünme be hoca.

Memlekette olup hatta memleketin sahibi olduğunu iddia edenlerin memleket insanını daha da salaklaştırmak için elinden geleni ardına komadığını, Nedo'ya hatırlattığın Hitabe'yi okurken hiç mi hiç ürpermediğini, memleketi memleket içinden hatta tepesinden satmanın daha kolay olduğunu bilmez misin.

Bilmez misin de biz garip kaçkınları, satmaya kaçanlarla bir kefede hissettiren yazılar yazarsın.

Şimdi sen bu yazılanlara alınırsın Allah bilir.
Alınma Hoca ;
Senin dediğinden anladığımın aslında senin demek istediğin olmadığını bilerek ve sadece başka yanlış anlaşılmalara bir açıklık getirmek için yazdım.Yazarken de rahatladım.Senin üstüne kusmayacağım da nerelere kusacağım Ay Hoca.

Master
17-03-2007, 10:48
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim...

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...

Nazım Hikmet

Minik Not : Bu memleket gibi Nedo da bizim Arka BahÇe nin bir Fidanıdır.....

nedo
17-03-2007, 13:12
Anne'cim, yanlış anlamışsınız. Ben kaçma düşüncesinde değilim. Bilemem LA de Paris de yada Münih de bir kaç sene kalmadan, oralarda yaşayıp yaşayamayacağımı. Bu, yaşanılacak, uyum sağlanacak şehir başka konu. Herşeyden önce AİLEM var burada. Ben ailemi bırakıp, kendi eğlencem, rahat yaşam koşullarım için gidemem buralardan, GİTMEM. Son derece ileri görüşlü olduğum kadar ESKİ KAFALIyımdır da. Gururda duyarım bu halimden. Neyse, dedim ya başka konu o konu.

Asıl anlatmak istediğim, bu ülkenin, İstanbul'un ne kadar yaşanmaz hale geldiği. Sn.Master, başlığı "Yaşadığımız ülke Türkiye" koysaydın demişti, doğru demiş anlıyorum ki şimdi. Eğer öyle koysaydım, konu sapmamış olacaktı.

Suç oranlarından bahsettim sadece...

Yaptığımız işe karşılık hakkımızın alınamamasından bahsetmedim.

Trafikte yaşadığımız stresden bahsetmedim.

Davarını satıp minübüs alan, beline silah takıp gezen ama milyon dolarları olan adamın, tübitak ödüllü babamdan daha rahat yaşam sürdüğünden bahsetmedim.

Arabamın arkasına her sabah parkeden arabalardan, otoparktan çıkmak için 20 dk beklememden, nasıl insanların bu kadar salak olduklarını düşünerek her hafta 2 saat dairelerin zillerine basarak geçirmek zorunda olduğumdan bahsetmedim.

Sahilde gece maçtan dönerken sahilde ışıklarda durduğumda camıma yanaşan fahişelerden bahsetmedim. Bu sebepdendir ki saat 9 da kız arkadaşlarımı almak için bostancı ışıklara gittiğimde, yanlarına araba yanaştığını, bu sapıklar yüzünden nası kötü hissettiklerinden bahsetmedim.

2 sokak ötemde uyuşturucu satarken gördüğüm liseli gençten bahsetmedim.

Daha 2 gün evvel müşteri kapmak için dolu yağarken çat diye yolun ortasında durup bize zincirleme yaptıran taksi şöföründen bahsetmedim. Sen napıyosun lan diye yakasından kaldırdığımda müşteriye "gelmiyormusunuz" dediğinden bahsetmedim.

Biliyorum ki Amerika dada var, Almanya dada manyağı, sapığı, stresli yaşamı. AMA BUKADAR MI? Yaşadığımız ülkeden bahsettim, kaçmak istediğimden değil.

Ha şimdi izninizle geleyim sizin değindiğiniz noktalara;

Ben doğuluyum Ali Hoca'm. Aslen anne ve baba tarafım ikiside anadoluğunun göbeğinden gelir. Türk derseniz damarımdaki kanın son damlasına kadar Türk'ümdür. Milliyetçiyimdir ve Milliyetçiliği iyi bilirim: Bu ülkede Milliyetçi yok denecek kadar az olduğunu bilecek kadar iyi bilirim. Gençliğe Hitabe demişsiniz. Onu da iyi bilirim. Bursa Nutkunuda bilirim. Günü gelince elinde T.C. ana yasası, sırtında ay yıldızlı bayrağı en önden gidecek olanın ben olduğumu, arkama baktığımda üç avuç insandan ötesi olmayacağınıda iyi bilirim.

Bunları söylemenin birşey ifade etmediğini de iyi bilirim.

Dün Mustafa Kemal özgeçmişini bitiridi editör arkadaşlarım. 25 sayfa kadar tuttu. Tahminen yazılmış en büyük Mustafa Kemal yaşamı oldu. Her ay 110 özgeçmiş yazıyor editörlerim. Türkçe dediğiniz zaman en geniş içeriği BEN sağlıyorum bu ülkeye. Ne milliyet gazetesi, ne Türk Dil kurumu. Her ay 1000 lerce paragraf Türkçe içerik ürettiğimi iyi bilirim.

Hollandalı milyoner yazara mail atıp, sizinle röpörtaj yapmak istiyoruz dediğimde telefonla bana dönüp "Elbette mutluluk duyarım" dediğini iyi bilirim. Kıçı kırık gazete yazarımızla, futbolcumuzla röpörtaj yapmak için kaç ay uğraştığımı iyi bilirim. Kameramla, fotoğrafçımla beni kafelerde bekletip gelmeyen devlet sanatçımızı iyi bilirim.

Ne yapmaya çalıştığımı, nereye geleceğimi iyi bilirim. Bu ülkeden kaçmak isteyen insanın bu emeği bu ülkeye harcamayacağınıda siz iyi bilirsiniz.

Nesin'e kırılmışsınız. Neden merak ettim? Yanlış söylemiş %60 demiş 70 demiş derseniz evet haklısınız. Yanlış söylemiş, az söylemiş. Çok az söylemiş.

Benim hiçbir umudum yok bu ülkeden. Benimkisi eğlence sadece, benimkisi at yarışı gözleri kapalı. Annem anladı onu okuyunca bu masalı...

alihoca
17-03-2007, 13:28
Nesin'e kırılmışsınız. Neden merak ettim? Yanlış söylemiş %60 demiş 70 demiş derseniz evet haklısınız. Yanlış söylemiş, az söylemiş. Çok az söylemiş.
Aziz NESİN'e söyleyemediğimi, soramadığımı,
Sana sorayım o zaman.

Bir milletin %70 aptal olmamasını sağlayanlar kimlerdir?

dohol
17-03-2007, 13:41
Alihoca çok güzel sormuş , nedeni bırakıp sonuca kitlenip kalıyoruz....ki saptamaya katılmıyor ve bu tür saptamaları yapanları üzülerek izliyorum o da ayrı konu..

Aziz Nesin'in verdiği yüzde ve aptallık konusunda yazı yazanlar ve hatta yuzdeyi az görüp artıranların içindede kendini bu büyük yüzdedeki aptalların arasına koyan pek olmaz nedense; ha bazen bende dahil diye yazarak aklınca fazlaca akıllılar var o da ayrı konu.

Sonuç olarak konuyla belki pek alakası olmayan bir sonuç olacak ama öncelikle hepimiz empati yapabilmeyi başarmalı sonra nedenlerden ve olaylardan sonuç çıkarmalıyız.

Varmı yapabilen?

nedo
17-03-2007, 13:56
Tabi ki çok doğru söylemiş Ali hocam. Bu suçları işleyen anasının karnından katil, sokakta aylak aylak gezen genç ise aptalmı doğuyor? Elbette hayır.

Elbette kim olduklarını çok iyi biliyoruz asıl sorumluların. Şunuda çok iyi biliyorum. Bu ailede değil, o adamı karısının önünde denize atan magandaların ailesinde doğmuş, büyümüş olsam, belki o maganda ben olacaktım.

Ama bunlar, gerçeklerimizi değiştirmiyor ne yazık ki.Türkiye'nin çok büyük, ama çoook büyük bir eğitim sorunu var. Buda kaybedecek hiçbirşeyi olmayan insanları getiriyor beraberinde. Bizlere de yaşanılmazlığı getiriyor.

alihoca
17-03-2007, 14:06
Elbette kim olduklarını çok iyi biliyoruz asıl sorumluların.

Hayır, hayır.
Böyle geçiştirmeyelim dilersen.

Bildiklerimizi, bildiğimizi sandıklarımızı daha doğrusu ezberimizi, masallarımızı tekrar bir gözden geçirelim.

Asıl sorumlular kimdir?

AnnE
17-03-2007, 14:28
Bu milletin %20 si aptal değildir.




mi deseydi acaba toprağı bol olasıca ?

alihoca
17-03-2007, 15:19
Nesin'e kırılmışsınız. Neden merak ettim? Yanlış söylemiş %60 demiş 70 demiş derseniz evet haklısınız. Yanlış söylemiş, az söylemiş. Çok az söylemiş.
Aziz NESİN'e söyleyemediğimi, soramadığımı,
Sana sorayım o zaman.

Bir milletin %70 aptal olmamasını sağlayanlar kimlerdir?
Elbette kim olduklarını çok iyi biliyoruz asıl sorumluların.
Hayır, hayır.
Böyle geçiştirmeyelim dilersen.

Bildiklerimizi, bildiğimizi sandıklarımızı daha doğrusu ezberimizi, masallarımızı tekrar bir gözden geçirelim.

Asıl sorumlular kimdir?
Amacımın;
Ego-mego, laf sokuşturma-geçirme, kırmak-üzmek, 1-0 Galip-mağlup, tatmin filan da olmadığını açık yüreklilikle belirteyim.

Bildin-bilemedin gibi gereksiz sınava çekilmelerin olmadığı veya hep ben bilirim egolarından arınmış, velhasıl türlü komplekslerini aşmışların toplandığı bir dost meclisinde karşılıklı söyleşmek, dahası dertleşmek olarak yaklaştığıma inanmanızı dileyerek,

Soruya biraz daha açıklık(tekillik) getireyim dilerseniz.

Toplumsal kesimlerden,
Türk Milletinin %60-70'inin aptal olmasının SORUMLUSU kimdir.

flz
17-03-2007, 16:24
Memleket denince...benim aklıma sadece hasret gelir, hasret...
nedenler niçinler silinir...sadece...hasret..
Canımdan çıkardığım canı orda bırakmak....yaşlar içime akarken, gülermiş gibi yapmak...ulaşabileceğim kadar yakın, dokunamıyacağım kadar uzakta olmak...
Herşey silinir, herşey ...nedenler, niçinler...ister akıllı olsun ister aptal..dokunmak isterim, sadece dokunmak...bazen su olup akmak....

ve sadece bu şiir..


Gökte bulut yok, söğütler yağmurlu,
Tuna' ya rastladım,
Akıyor çamurlu çamurlu
Heyyy...Hikmet'in oğlu Hikmet'in oğlu
Tuna' nın suyu olaydın
Karaorman'dan geleydin
Karadeniz' e döküleydin
Mavileşeydin mavileşeydin
Geçeydin Boğaziçi'nden
Başında İstanbul havası
Çarpaydın Kadıköy İskelesi' ne
Çarpaydın çırpınaydın
Vapura binerken
Memet' le anası....

Nazım HİKMET

Lizzy
17-03-2007, 17:02
Okudum yazıları.Amanin ne güzel,konu dört nala gidiyor,yazayım şuraya birşeyler diyordum ki,onu duydum.Duymaz olaydım...
Az önce falan nokta filan FM lerden birinde aynen ve de yeminle cırtlak bir hanımkız şu reklamı seslendirmiştir:
YAŞAMIN DETAYLARINI YAKALAMAK İSTEYENLER..diye başladı.Ohh,hadi yakalayalım bari derken şöyle devam etti:
-KAMİL USTA'NIN ÇİĞ KÖFTE SALONU AÇILMIŞTIR.Adres:Falan cad.filan sok.....
Yüzümü hiçbir ifade ikonu sembolize edemezdi.Öyleee kaldım.
Aziz Nesin ustama saygılarımla.Nurlar içinde yatsın diyorum.Gidip biraz detay yakalasam mı???

buena vista
17-03-2007, 19:17
Amacımın;
Ego-mego, laf sokuşturma-geçirme, kırmak-üzmek, 1-0 Galip-mağlup, tatmin filan da olmadığını açık yüreklilikle belirteyim.

Bildin-bilemedin gibi gereksiz sınava çekilmelerin olmadığı veya hep ben bilirim egolarından arınmış, velhasıl türlü komplekslerini aşmışların toplandığı bir dost meclisinde karşılıklı söyleşmek, dahası dertleşmek olarak yaklaştığıma inanmanızı dileyerek,

Soruya biraz daha açıklık(tekillik) getireyim dilerseniz.

Toplumsal kesimlerden,
Türk Milletinin %60-70'inin aptal olmasının SORUMLUSU kimdir.

Sn Ali hocam,

O sorumlu ben degilim!
Ancak, toplumun her kademesindeki bireyler görevlerini yerine getirselerdi;
Yapimi 125 yil süren bir limanin neden bitirilmedigini sorsalardi,
Kamu ihalelerinde yapilan yolsuzluklara gözlerini kapatmasalardi,
Cumhuriyetimiz kuruldugundan bu yana Hazine`den bos yere geçinenlere hesap sorsalardi,
Satin aldigi arabaya yüzde 61,6 ile yüzde 117 arasinda neden vergi ödedigini (AB de % 20) sorgulasaydi,
Makam arabasi konusunda biraz ince düsünebilseydi,
Ne olurdu ?
…….
Kisaca..
Ödedigi verginin nerelere harcanmis oldugunu merak etseydi,
Iyi olmaz miydi ?
Bizler de o zaman rahmetlinin yüzde hesabi ile ugrasmazdik benim güzel hocam..

Süvari
17-03-2007, 22:10
İstanbul'da Olmak - Emel Müftüoğlu

Yayılmışız dünyanın dört bir yanına
Kimisi ta Kopenhag'da kimisi Paris
Bedenimiz orda burda dolanır amma
Çok hemde çok uzak yerde kalbimiz

Bir allı turna olsam karlı dağları aşsam
Varsam bizim ellere kendi göğümde uçsam

Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım
Püfür püfür bir vapurun yan tarafında
Köprüde balık ekmek yemek
Dolmuşa hadi gidelim demek
Ver elini yeni kapı ver elini bebek tarabya
Şu anda oralarda olmak vardı ya
Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım
Boğazda köhne bir iskelenin yamacında
Tabakta kavun peynir kadehte buz gibi rakı
Dilinde yarı acı yarı tatlı bir şarkı
Şu anda İstanbul'da olmak vardı
Benim derdim dermanım
Bilen yok

Yayılmışız dünyanın dört köşesine
Kiminin adresi Sidney kiminin Hamburg
Yaşamaya dört elle sarılmışız da
Yine de gözlerim dolu yüreğim buruk
Başımı hiç bir zaman eğmedim amma
Yine de yüreğim yara içimde boşluk
Minnacık tohum olsam savrulsam dönümlerce
Kış biter bahar gelir açılsam yüzbinlerce
Açılsam milyonlarca

Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım
Püfür püfür bir vapurun yan tarafında
Şu anda İstanbul'da olmak vardı anasını satayım
Yeni cami de mısır atmak kuşlara
Köprüde balık ekmek yemek dolmuşa çek dostum demek
Ver elini Kadıköy ver elini Kalamış Moda
Şu anda oralarda olmak vardı ya

Şimdi İstanbul'da
Şu anda İstanbul'da
Ah İstanbul'da

Sabret gönül bir gün olur
Bu hasret biter
Çekilen acılar canım
Gün olur geçer

alihoca
17-03-2007, 22:32
Sevgili Buena vista;

Sorumluluk duyup yanıtladığın için ne kadar teşekkür etsem azdır inan.

Hiç bir suçlama anlamı içermeden dertleşmek babında yazayım. Soruyu toplumsal kesimler anlamında tekil haline getirsem de, dikkat edersen savunma refleksimizi durduramıyoruz. Hemen ilk yazdığımız şey 'sorumlu ben' değilim demek oluyor.

Piyongonun Nedo'ya veya Sana çıktığını filan da düşünme lütfen. Bunu Sevgili Nedo ve ben, Sen o, bu şu yani hepimiz yapıyoruz. Ve deyim yerinde ise bizden başka herkes otomatikman suçlu ya da suçlu adayı oluveriyor.

Cevaba dönecek olursak;
Senin verdiğin cevapta da görüleceği gibi vergi daireleri, belediye, vali, kaymakam, emniyet güçleri, okullar vs vs ile gibi örgütleri ile

DEVLETİ sorumlu ve suçlu koltuğuna oturtmuş oluyoruz. Tali bir kaç suçlu daha yazanlar olsa da ilan edilen baş suçlu her daim devlettir.

Bunu sadece bir tespit olarak saptamış olalım.
İşte burada devlet denilen kavram ve mekanizmayı anlayabilmemiz için tanımı, amacı, işleyişi gibi sorulara da doğru cevaplar bulmamız gerekir.

Demokrasinin halk tarafından, halk için ve halk yararına işleyişinden sorumlu mekanizmadır gibi süslü söylemleri bir kenara bırakıp;

En basitinden ve kaba söylemi ile ‘devleti egemen sınıfların (baskı aracı demeyelim de) yönetsel aracıdır’ şeklinde tanımlarsam itiraz eden olmaz sanırım.

Bu tanımdan yola çıkarak 1920’lerin Türkiye’sinde kurulan Demokratik Cumhuriyetin kurmuş olduğu devlet örgütünün sahipleri yani egemen sınıfları kimlerdir?

Türkiye Büyük Millet Meclisine yansıyan manzaradan yola çıkarak yapacağımız bir küçük araştırma sonrasında, yapı ve karakterleri farklılık gösterse de ister batı ister doğu da buna verilebilecek yegane cevap büyük toprak sahipleridir.

Şıh, şeyh gibi dinsel payelerle donanan Doğu’nun Ağalık düzeninin iki bin yıla varan bir kesintisiz hâkimiyetini tespit ve teslim etmek gerekir.

Batı da ise farklı işleyişe sahip olmakla beraber büyük toprak sahiplerini aynı egemen sınıf olarak belirleyebiliriz. Anlaşılır bir örnek olarak Adnan Menderesin batılı bir büyük toprak sahibi konumu gösterilebilir.

Özellikle birinci meclise baktığımızda milleti temsil eden ikinci (egemen olan) bir toplum kesimi, hocalar yani dinsel otoriteler olduğunu da eklemek yararlı olabilir.

Mustafa Kemal faktörünü tamamen dışlayarak;
Tam da burada bir başka soru sorarak, tespit yapmamız gerekir.

1920 li yıllarda Türkiye’de Meclise yansıyan bu manzara,
Ortaçağın toplum ilişkilerini belirleyen üretim biçimi olan FEODALİZMDEN başka bir görüntü arz ediyor mu?

Bir burjuva sınıfı ve ona bağlı bir küçük burjuva aydın kesimi, bir sanayi kesimi ve ona bağlı olarak gelişmiş olan sanayi kent toplumu ve yine ona bağlı olarak gelişen sivil toplum örgütlenmeleri vs vs gözünüze çarpıyor mu?

Peki,
Feodal egemenlerin sanayi devrimini yarattığı ve bir toplumsal dönüşüm olan AYDINLANMA ÇAĞINI başlatıp sürdürdükleri Dünya’da hangi Ülkenin siyasi tarihinde görülmüştür? Var mıdır böyle bir örnek?

Peki,
Dinsel kökenli egemenlerin AYDINLANMA ÇAĞINI başlatıp sürdürdükleri Dünya’da hangi Ülkenin siyasi tarihinde görülebilmiştir?

Uzatmadan diyelim ki,
Türk Milletinin %60-70'inin aptal olmasının sorumlusunu FEODALİTE olarak bulduk saptadık.

Peki,
Ağaları yaşamaları yani düzenlerini sürdürebilmek adına asli görevlerinin gereğini yapmalarını suç olarak görmek mümkün müdür? Buna hayali ve ütopik beklentiler dışında bir anlamı olamıyacağı ve yaşamın gerçekleri ile örtüşmeyeceği için hayır diyebiliriz sanırım.

Yani Ağaların sınıfsal çıkarlarına hizmet ettiği için ve kendi egemenliklerini sürdürebilmelerinin yolunun Türk Milletinin %60-70'nin aptal olmasından geçtiği için bundan SORUMLU tutulamazlar.

Peki,
Sorumlu kimdir o zaman?


Bu aşama da bırakıp, havayı biraz yumuşatmak adına bir anı öykü anlatayım dilerseniz.

Nurlara yatası Aziz Nesin'in bir söyleşisinde;
Babası tarafından okutulmayan ablası ile bir konuda tartıştıklarını,
Bu tartışmanın bir yerinde de ablasına düşüncesini anlatamadığı için,

- Aptal cahilin tekisin!

Gibisinden azarladığını,
Ablasının ise gözleri dolu dolu;

-Babam okula gönderip okuttu da kaçtım mı?
-Sen öğrettin de eline mi vurdum?

Dediğini aktaran öğretmene ,
Aziz NESİN'in gülerek

- Haklısın. Anladım.
Ama ben en azından çalışıp çabalıyorum.

Diye cevap vermesi üzerine, öğretmenin burada benim gündeme getirdiğim soruyu hiç sormamayı tercih ettiği rivayet olunur.

meraklı
17-03-2007, 23:54
AliHocam “bildiklerimizi, bildiğimiz sandıklarımızı, daha doğrusu ezberimizi,masallarımızı tekrar gözden geçirelim” demiş……

Ve Sn Süvarinin ekleyerek içimi dağladığı ve yine Nazım Hikmetlerle boğulduğum an buan…Aziz Nesin in gercekçi bakışının dobra akışındaki yalınlığını fazla irdelemeden sadece okuruz…ya da okudum…

Ben suçluyum…

Yaşadığım ülkede verdiğim tepkilerin yetersizliğini gördüğüm halde üzerine gitmediğim için,
Doymaya çalıştığım bu ülkede üretime katkıda bulunamadığım için,

Çalıştığım bu ülkede emek verdiğim hizmete karsılık alamadığım için,

Diploma şartının aciz çıplaklığını yaşarken diplomasızların da emek vererek aslında üretim yaptığını görmeyi reddedenlere karşı çıkarken yeterince güçlü olamadığım için,

Sevgili ülkemdeki aile içi eğitimin ve öğretimin yeterli gelmesi konusunda ısrarcı olamadığım ve yeterli tepkiyi ortaya koyamadığım için,

Sözel tartışmalarda, karsımdaki kişi-lerin at gözlüklerini çıkartmayı başaramadığım için,

Toplu hareketlere katılmanın aslında hiçbir işe yaradığını düşünmediğim için,

Yaşadığım bu düzensizliklerle dolu Türkiyem de sözde mevcut düzeni uygulayamadığım için,
Trafikteki magandaları ve hayatımıza bir sekilde kast edenleri ortadan kaldıramadığım için,
Çocuğuma bile düşüncelerimi anlatamayıp onun bu sözde gelişmiş teknoloji kurbanı olmasını engelleyemediğim için,

Çocukken ağaç tepelerinde buyuyen ben, çocuğuma kırları sevdiremediğim için,

Börtü böceğin de bir canlı olup yaşama hakkı olduğunu, düşen ağaç yaprakları gibi bizim de zamanımız dolduğunda yaşamın içinden alınacağını öğretemediğim için,

Sadece parasal kudretten sebeb kişilerin üstümüzde hak iddialarını kaldıramadığım için,

AB nin sadece abece den başka birsey olmadığını hala kanıtlayamadığım için,

Tarım kökenli yurdumda tarımın ölümünü izlediğim için,

Sadece dubleks-trpleks villalar, tatil köyleri için yakılan ormanlara sahip çıkamadığım için,

Devlet yönetiminde hala denemekten bıkmadığımız bilinenlere oynadığım için,

Saygı paylaşımının azaldığı toplumumuzda sevginin yok olmuş olduğunu dehşetle fark ettiğim halde ben de bu akıntıya kapıldığım için,



BEN SUÇLUYUM……(..):

meraklı
18-03-2007, 00:12
Hasretten dem vuruldu, eskiye ,yeniye, masala, fıkraya ,cocuğa, yurda duyulan özlemmmmm….

Nereden nereye geldik. Çiçek çiçek yurdumun taşı toprağı altın olan İstanbul umda ve dahi anadolumun doğusunda ve batısında, yaşamış yaşayan ve yaşamakta olanların, belli bir miyadı olup da zihinlerindeki birkaç kırpık hatırayı yaşatmayı bırak, hatırlamaktan korkar hale geldiği memleketimde hala hasret kalmak….

Sizler yaban illerde hasretlik çekersiniz çok mu…..

Yanında olan evladına dahi erişememek mi hasretlik…uçan martısının özgürlüğüne mi…vapurlardan çıkan isli dumanlarının bile bir ara yok olmak tehlikesini yaşayıp o nostaljiyi de kaybetme korkusuyla denizlerin hırçınlığının bile sebebtir diye trafiğin karmaşasının bitmesine mi…

Nazım a mı, aşık Veysel e mi …..

İçimizdeki kabaran sevginin akışamadığı ortamlara mı kişilere mi….

Özlüyorum…kendimi özlüyorum…çocukluğumu , buyuduğum evin bahcesini özlüyorum. Yaşadığım oyunları, okuduğum Kemalettin Tuğcu ları özlüyorum. Çaresizlikten çıkan acılı hayat öykülerindeki zengin başarıyı ve mutluluğu özlüyorum…..Sadece özlüyorum

Özlemlerden uzak, hasretliklerin tez elden bitmesi dileğiyle....

Sevgi, sağlık, uyum, saygı topluluğunun büyümesi temennisiyle kalın sağlıcakla......:friends:-

alihoca
18-03-2007, 02:58
Devamında,

Şimdi de heep ideal olarak örnek verdiğimiz Avrupa’nın bugünlere nasıl ulaştığına bir göz atalım.

Ortaçağ Avrupa’sında Monark Kral, Feodal Beyler ve Kilise’den üçlünün oluşturup sürdürdüğü toprağa bağlı -yarı feodal üretim biçimi olan- köy toplumunu değiştirmeye ve üretim ve toplum(siyasi yapısını) ilişkilerini tamamen değiştirmekle kalmayıp Kral, Feodalite ve Kilise üçlüsünün egemenliklerine son veren sınıf kimdir?

Buna da kısaca coğrafi keşiflerle zenginleşen(sermaye birikimi) Burjuva Sınıfı diyelim. Sömürgelerden akan her türlü zenginlik ve ucuz değil bedavadan ucuz köle-emek gücünü kattığımızda ulaşılan sermaye birikiminin yani biriken paranın yaptırım gücünün hangi boyut ve patlamalara yol açacağının altını çizmekte yarar var.

Peki,
Bu güç toplumdaki egemenler arasında saygın bir yer ve amaçladığı daha çok kar için; üretim biçimini ve ona bağlı olan siyasi yapılanmayı(yarı feodal yapı) değiştirmesine yetmiş midir?

Burada da nüfusun büyük bir kısmının köylerde derebeylerin yönetiminde serf(yarı köle) durumunda,
Kalan üretimin ise çırak kalfa usta sistemi ile çalışan birkaç kişilik atölyeler şeklinde olduğunu hatırlamalıyız.

Yerel derebeyler ile bu sistemden beslenen monark krallar ile kilisenin, Burjuvazinin daha çok üretim, kar ve güç için; atölyelerin birleştirilerek günümüz fabrikalarına dönüşmelerine ve gereken nüfusun köyden şehirlere akıtılmasına ve kontrolleri dolayısı ile hakimiyetleri dışına çıkışına kendi istekleri ile rıza göstermediklerini ekleyerek devam edelim.

Ticari burjuvanın yanı sıra haçlı seferlerini bile finanse edebilen faizcilere(ki ortaçağ kilisesinin faize haram dediğini hatırlatalım) tüm ortaçağ boyunca toplumun en hor görülen kesimleri olarak bakıldığını tespit ettiğimizde ise;

Verilen mücadelenin ulaştığı kanlı süreçler mutlaka ama mutlaka öğrenilmesi ve anlaşılması gereken öncelikler olarak karşımıza çıkacaktır.

Parasal gücü eline geçiren burjuvazinin sayısal azlığını düşündüğümüz de; bu aşamada ortaya çıkan sorunun, toplumsal-kitlesel bir destek ihtiyacı olduğudur.

Bunu da yaklaşık yüz elli yıl önce Marks'ın ''İnsanların varlığını belirleyen, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır.'' Söylemi ile bağlayarak, halk yığınlarını harekete geçirecek olan aydınlardır diyerek tespit edelim. Böylece Avrupa’nın bugünlerini yaratıcısı olan burjuvazi ve aydınlar olduğunu da saptadık diyelim.

Rönesans, reform, aydınlama, sanayi devrimi ve bunun gereği yani doğal sonucu olan; monarşi, kilise ve derebeylik düzeni olan feodalizmin yıkılıp yerine adına cumhuriyet ve demokrasi dedikleri ve yaklaşık dört yüz yıla dayanan anlı, şanlı ve kanlı süreçleri göz önünde bulundurarak,

1920’lerin değil 2007 Türkiye’si, Avrupa’nın yukarıda özetin özeti olarak sunduğum evre ve aşamalardan hangisindedir?
Ülkemizde kimlerin ne yapması, nasıl yapması gerekmektedir?

Sorularına bulacağımız cevapların,
Ülkemiz ve Ulusumuzun gerçeklerini bilmemiz, anlamamız adına bize yol gösterici ve yararlı olacağını,

En azından Ülke ve Ulusumuz gerçekleri ile bağdaşmayan, hayali beklentiler sonucunda yaşayacağımız düş kırkılıkları ile, kırgınlıklar, küskünlük ve kızgınlıklara kapılmayacağımız söylenebilir sanırım.

halo
18-03-2007, 09:15
Benim dedem 8 yıl bu ülke için savaşmış, bana büyük bir manevi miras bırakmıştır.

Ben ne yaptım, dedemin yıllarca savaştığı bu ülkeden kaçtım. Ben savaşamadım. Yenildim.

Bu yüzden ne kadar üzüldüğümü bilemezsiniz.

Lizzy
19-03-2007, 00:30
Bir kez olsun affedin.Atilla İlhan'ın çok sevdiğim İstanbul ağrısı'nın son iki bölümü:

Ulan yine sen kazandın İstanbul
Sen kazandın,ben yenildim.
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim.
Ölsem,yalnız kalsam,cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam,tenhalarda çarpılsam,
Hiçbir gün,hiçbir postacı kapımı çalmasa,
Yanılmıyorsam,
sen yine eski İstanbul'san...
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde gezegen gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir.

Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylül'ünde birader Mirc ve ben
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık.
Sana taptık ulan
Unuttun mu?
Sana taptık...

nedo
19-03-2007, 15:34
Amacımın;
Ego-mego, laf sokuşturma-geçirme, kırmak-üzmek, 1-0 Galip-mağlup, tatmin filan da olmadığını açık yüreklilikle belirteyim.

Bildin-bilemedin gibi gereksiz sınava çekilmelerin olmadığı veya hep ben bilirim egolarından arınmış, velhasıl türlü komplekslerini aşmışların toplandığı bir dost meclisinde karşılıklı söyleşmek, dahası dertleşmek olarak yaklaştığıma inanmanızı dileyerek,

Soruya biraz daha açıklık(tekillik) getireyim dilerseniz.

Toplumsal kesimlerden,
Türk Milletinin %60-70'inin aptal olmasının SORUMLUSU kimdir.

Ben sorunun hali hazırda tek cevabının bağımsızlık olduğunun altını çizeyim Ali Hoca'm. Adım adım da anlatayım ne demek istediğimi.

Mustafa Kemal'imiz ne demişti hatırlayalım;

Türkiye halkı, yüzyıllardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve istiklali, yaşamanın gereği olarak düşünmüş bir milletin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.

Şuranın altını çizelim "...yaşayamaz ve yaşamayacaktır." Mustafa Kemal yanılmışmıdır bunları söylerken? Hayır. O'nun kastı açıktır: "bağımsızlığınızdan ödün vermemelisiniz!" demek istemiştir. "Yanılmışmıdır?" diyorum çünkü bağımsız, hür bir Cumhuriyet değildir Türkiye Cumhuriyeti.

Bu gerçeği bilmeyenimiz kalmadı. Biz, başta ABD olmak üzere bir kaç büyük devletin kolayca çekip çevirdiği ülkeden öte değiliz.

Sınırsız doğal kaynağımız, genç insanımız var ama kullanamıyoruz. Halkın, kafası iki gıdım çalışan bireyleri oy verecek tek bir lider bulamıyor. Sebebi de çok açık. Amacı T.C. yi ileri götürmek olan, vatanına milletine çalışmak için aday olmuş bir tek allahın kulu yok aralarında.

İş böyle olunca bi kaç basamak değil, bi kaç kat aşağı iniyoruz sn.hocam. Ne oluyor? Amacımız ileri gitmekten çıkıyor, insanları kullanmaya dönüyor. Ülkeyi kalkındırmak? Halka daha iyi yaşam sunmak? Geçelim bunları. Adamlarımızı dolduralım devlet dairelerine, ihaleler verelim, analarını da alıp gitsin arkamızda olmayanlar...

Bağımsız değiliz hocam biz bağımsız... Liderimiz yok, olmadı son 50 senedir. Olacak gibide durmuyor. Nasıl bir nesil yetişmesini bekliyorsunuz bu şartlarda? Ot çekmiş uçmuş somyada uzanan zenci gibiyiz.

meraklı
19-03-2007, 18:21
Ah Sn Nedo,

Mustafa Kemal'imiz demiş demesine de "yaşayamaz ve yaşamayacaktır" ve bizler neredeyse sömürge misali kalakalmışsak ortada semerciyi değiştirmekten ziyade artık eşeklikten kurtulmak için dua etmeliyiz- adım atmalı ve çabalamalıyız..

Kellerini saklayıp "saçlarımı şimşir tarakla tararım" diyen takkecilere hiç mi karşı
parti kuran olmadı...Oldu da biz mi el üstünde tuttuk...İşte şekil 1a - Rahmetli
İsmail Cem, şekil 2a Cem Boyner......:;dedektif

Neyse sözüm meclisten dışarı, kendine güvenen, önce vatanım diyen, aç olursa uyuyamam,yalan olursa yaşayamam, toprağım bölünemez- ki bu arada almanlara ait ve fransızlara ait güneyde ve güney batı sahillerinde küçük iken büyümekte olan köyler(!) gelişti- diyebilecek bir baba yiğit, bir helal süt emmiş var mı....varsa arkasında değil yanında duralım ve kalalım...

Bu arada Sn.Alihocam bu güzel yazılarınızı ve vermiş olduğunuz ara gazlarının devamı temennisiyle bizleri bu güzel keyiften ayırmayacağınızı umuyorum...

Her daim umut ve sevgiyle kalın................ :friends:-

Lizzy
19-03-2007, 18:44
Tam bozgun yedim okuyup hepinizi.İki aspirin aldım.Az sonra girerim normale.Ya ben aranıza en son katılanlardan biriyim değil mi?Biraz hatırım olsun mu?Olsun.Tüm bunları bırakıp,başka coğrafya parçaları aramayıp,şurayı nasıl'Yaşanılacak ülke'moduna getirebiliriz diye kafa patlatsak,sanki...
Ne bileyim,daha mı hayırlı olacak???

nedo
20-03-2007, 13:37
Dün akşam ufak bi çocuğu kaçırdılar kapımızın önünden. 20 dk aradım arabayla bende. 10-15 kişi aradık bulamadık çocuğu. İşim vardı ayrıldım. N'ldu bilmiyorum.

2 saat önce akrabamız aradı, evine hırsız girmiş. Amcamı aradım ilgilensin diye. İşim vardı gidemedim ondada N'lmuş öğreniriz akşam.

Eve uğradım antremana gitmeden önce 20 dk. Annem geldi eve şimdi, panik stres içinde, anlattıklarını aynen anlatıyorum;

"Kartal'dan minübüse bindik. 1 km arayla 2 genç bindi. İlk binen parayı uzatmak için kalktı sonradan binen yerine oturdu. İlk binen geri geldi, orası benim dedi. Bunlar tartışmaya başlayınca bi kadın durdurun minübüsü inmek istiyorum dedi. O inince bende indim. Çocuklar yaka paça indiler minübüsten, ne olduğunu anlayamadan yarım metre yanımda 3-4 silah sesi duydum. Biri diğerini baldırından, diz kapağından vurmuş. Yere düşmüş çocuk. Ambulans çağırdık, kaçtı vuran. Geldim eve şimdi."

Hadi ben antremana kaçar.

Master
20-03-2007, 13:40
svg Nedo Kurşunmu döktürse ??

alihoca
20-03-2007, 15:59
Yaşlılık zor zenaat,
Adamın aklına ilgili ilgisiz şeyler geliveriyor.

Yazsan olmaz. Yazmasan hiiiç olmaz.
Neyse hoş görünüze güverenek anlatalım da içimizde kalmasın.

Sene bilmem kaç...

Yer; Japonyanın uzaak bir köyü.

Köylüler yoksul , köylülür cahil. Üstüne üstlük başlarına da bir bela tebelleş olmuş ki sormayın gitsin. Köye bir it uğrusuz sürüsü dadanmış ki anlatılır işkence değil billahi.

Öyle ki, Köylerinin başına musallat olan hırsız, haydut ve canilerin azıcık olan pirinçlerine, sakilerine ve çekik gözlü ayva tüylü dilberlerine ve dahi canlarına verdikleri zararlardan, artık illallah demişler.

Doğduğu ve yaşadığı toprakları terk etmeyip kalanlar;
Bu durumdan, umut, beklenti sürekli şikayet ve mızmızlanma ile bu sorunlardan kurtulamayacaklarını anlayınca, köyün ihtiyar heyetini toplayarak çare aramaya başlarlar.

En sonunda köylerini korumak için usta bir samuray kiralamaya karar verirler.
Gel velâkin paraları o kadar azdır ki,
En kahraman silahşörların ücretini ödemeye yeterli değildir.

Ne yapsın garipler,
Birazcık elden ayaktan düşmüş de olsa bir zamanların usta samurayı olan Sambei ile onun işsiz güçsüz arkadaşlarına umut bağlamak zorunda kalırlar.

Ne var ki,
Haydut ve cani sürüsü sayıca çok ve silahlıdır ki,
Yedi silahşörların onca uğruya karşı başarılı olup köyü kurtarabilmeleri zordur.

Onlarda emekli Usta Samuray Sambei’nin önerisi ile orağı, çekici, yabası ile uğrulara karşı savaşa hazırlanırlar. Talimler yaparlar. Uğruların köye saldıracağı zamanda gittikçe yaklaşmaktadır. Kalan kısacık zaman diliminde savunma ve saldırı taktikleri üstüne öğrenebildikleri ile yetinmek zorunda kalmışlardır.

Gün gelip uğru sürüsünün köye saldırısında ise,
Yedi Samuray ile birlikte acemice ama kahramanca savaşırlar. Hatta köylünün çoğu bu savaşta şehit olur.
Ama zor da olsa, kanlı da olsa en sonunda köylerini uğru saldırısından korumayı ve başarırılar. Uğruların birçoğunu öldürmüşlerdir. Canını zor kurtarabilenler ise arkalarına bile bakmadan kaçmışlardır.

Hatta bir daha mı tövbe! Dedikleri söylenir.

Eh, zaferlerini de yedi gün yedi gece, güle eğlene, yiyip içip eğlenerek kutladıklarını söylemeye bilmem gerek var mı?

AnnE
20-03-2007, 17:02
üç gin ortadan kaybolduk , mevzu arap şeysine ( saçı saçı ) dönmüş.

Birileri memlekette ne kadar pohtan olaylar olduğunu hoş örneklerle anlatıyor , birileri de , bunlar heryerde olur, takma kafaya şeklinde anlaşılacak tepkiler veriyor.

1. Evet, doğrudur ; bu memleket, gerek kültür yozlaştırmacılığından, gerek eğitimin çağdışına süratle sapmasından, gerek gelir dağılımının acaipliğinden ,yaşanmaz hale gelmiştir.( aslını düşünen özel mesaj atsın.)

2.gelecekten umudun sürekli azaldığı toplumlarda bu böyledir.

3. AB kapısında bekleyen bütün ülkelerde gelecek umudu arttığı için '' yaşanmaz hale getiren '' olaylar süratle azalmaktadır.

4. Biz de en başta '' milliyetçi'' avantacıların manuplasyonları ile bu umut da köreltildiği için ''umutsuz vakalar'' artmaktadır.

5. Geleceği geçmişte arayarak hep arkasına bakarak yürüyen toplumların ilk önüne gelen açık rogardan bok yoluna gitmeleri kaçınılmazdır.

6. İnsanı sevmenin ''kıllanılan '' bir davranış olduğu ülkede başka birşey beklenmez.

7. Bu ülkede geriye bakarak yürümenin erdemlerinden bahsedildikçe daha çoook rogar kapağı çalınacaktır.

8. Bu ülkeden başka ülkede vallahi de yaşanmaz yahu.

nedo
20-03-2007, 22:50
svg Nedo Kurşunmu döktürse ??
Öyle sn.üstad. Anne'm ne güzel açıklamış. Öyle işte. Ben bu ülkenin taşını toprağını seviyorum. Havasını suyunu, türkülerini, ozanlarını... Kurtuluş savaşındaki şehitlerimizle gazilerimizle gurur duyuyorum. O bayrağın arkasındaki anlama tapıyorum. Özellikle eski istanbullu yaşlılara tapıyorum ben be, o vurgulu, tertemiz Türkçelerine, saygılarına.. Az kaldılar ne yazık..

Ama gel görki sevmiyorum insanını arkadaş... Sevmiyorum. Bir else koca ülke bir parmak kalıyor adam olan onundan..

Ama öyle işte. Senle de olmuyor Türkiyem, sensizde...

nedo
20-03-2007, 22:59
Ne kadar abartıyor bu nedo böyle..

İstanbul'da son günlerde sık sık meydana gelen şiddet olaylarına bir yenisi daha eklendi. Metro istasyonuna gelen 3 kişi bilet parası ödememek için turnikelerden atlayınca kendilerini uyaran metro güvenlik görevlisinin boğazını bıçakla kesti. Biletsiz giren şahısları uyarmaya çalışan güvenlik görevlisinin boğazından bıçaklanma anı güvenlik kameraları tarafından saniye saniye görüntülendi.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=17986&cat=200&dt=2007/03/20

alihoca
21-03-2007, 00:19
Tarihi, siyasi, dini tartışmalara girmenin çok zor hatta berbat bir şey olduğunu, siyasi tartışmalara girmenin insanı itici ve sevimsiz kılabildiğini, insanı ego sorunları ile boğuşmak zorunda bırakabildiğini, sanal alemde yedi sekiz yıl bu konulara giriftar olup yaşamış biri olarak;

Siyasi tartışmalara hiiç bulaşmadan, bıyıkaltı bilir gülüşlerle tartışmaları sanal sessiz köşelerden izlemenin çook keyifli, rahatlığını sürmek varken dilini tutamamakla halt ettik gibi ya neyse…

...

Konumuza dönecek olursam;

Önceki iki mesajımda her daim örnek verdiğimiz gelişmiş ülkelerin yaşanacak ülke haline gelebilmesinde başrol alan toplum kesimlerini-sorumluları yazarken, dolaylı da olsa yaşanılacak Ülke olabilmek için olması gerekenlerin ipuçlarını –aklımca- vermeye çalışmıştım.

Becerememişim demek ki...

Bir arkadaşımızın söylediği gibi nedenleri bilmeden sonuçları yargılamaya başladığımız da, istemeden de olsa kendi ağzımızla söylediğimiz, birilerinin elli yıldır yaptığı karşı devrim çalışmalarına bizzat iştirak eylemiş oluruz. Bunu yapmakla kalmayıp bu yaptığımızı da demokratlık sanmaya başlarız.

Nedenleri bilmek dedim ya aslında nedenleri bilmek de sorunu çözmeye yeterli değildir. Aslolan nasılı yani çareyi yani çözümü bulmamıza yaracak fikirler üretmektir. Bunu da, dilek ve temennilere yer vermeden, konuyu kavram karmaşaları ile boğmadan, uygulanabilir ve hayata geçirilebilir projelere dönüştürerek yapmamız gerekir.

Bakın örnek olsun diye vereyim.
Türk Milletinin %60-70'inin aptal olmasının SORUMLUSU kimdir. Sorusuna cevap olarak ‘bağımsızlık’ vermişiz. Bağımsız değiliz de ondan diyerek açıklamışız.

Siyasi anlamda bağımsızlığın tanımına baktığımız zaman Türkiye Cumhuriyetinin bağımsız bir devlet olduğunu rahatça söyleyebiliriz. En kısa yoldan söylenmesi gereken şey, cevabın yanlış olduğudur. Diğer taraftan siyasi bir kavram olan bağımsızlığın kalıcı olabilmesi için ekonomik bağımsızlığın sağlanması gerekir. Ekonomik bağımsızlık ise öncelikle uygulanabilir bir ekonomik kalkınma modeline karar vermekle başlar. Sonrasında ise seçeceğimiz ekonomik modelin olmazsa olmazları olan kurallarını -ne kadar acıtıcı olsa da- kararlı bir şekilde uygulamakla sürdürülür.

Peki demokrasi demokrasi diye konuşup durduğumuz siyasi sistemi yaratan ekonomik üretim ilişkilerinden haberdar mıyız?
Nedir, ne değildir, nasıl kurulur ve inşa edilir?

Sorularına bulacağımız doğru cevapları kabullenebileceğimizden bile doğrusu şüpheliyim.

İkinci olarak sınırsız kaynak konusunda söylenebilecek tek şey sınırsız kaynaklarımız olmadığı gerçeğidir. Bordur, petroldür diye başlamayalım lütfen, otuz yıldır bu masalı anlatanların en başında gelenlerin, şimdi iktidarda olduğunu da bilin lütfen. Söyledikleri masalın en küçük kıymeti harbiyesi olmuş olsaydı. 393 sayısına ulaşmış bir iktidarın sokaklardan petrol akıtması gerekirdi.

Ayrıca benim de bu yazımda kullandığım, son elli yıldır Ülkeyi bu hale getirenler argümanına gelecek olursam; Herhangi bir karşı devrim sürecinde karşı devrimcileri, görevlerini yaptıkları için suçlamanın çok da doğru olduğu söylenemez sanırım.

Düşünün ‘Siz isterseniz halifeliği bile getirirsiniz’ diyenleri, ‘Ben İstanbul’un imamıyım’ diyenleri hangi mantıkla suçluyoruz?

En başa dönecek olursam,
Öncelikle nedenleri doğru saptamalıyız.
Sonrasında ise yapılacak olan ürettiğimiz-üreteceğimiz çözümleri konuşmaktır..

Aksi halde her zaman yeni versiyon bir Atatürk bekleyip durmanın, mehdi beklemekten pek bi farkı olmadığını artık anlamalıyız.

Konuya bu açıdan yaklaşınca,
Siyaseti konuşmanın kolay, yazmanın zor,
Şikâyet etmenin, sızlanmanın kolay, nedenleri tespit etmenin ve çözüm üretmenin zor olduğu görülecektir.


İş bu nedenledir ki;
Önümüzde ki seçimlerde ‘CHP’nin iktidara gelmesinin’ Türkiye Cumhuriyetinin yakın geleceği için en büyük tehdit ve tehlike olduğu gibi bir iddiam olduğunu söyleyebilirim.

meraklı
21-03-2007, 12:06
..................
Anayasal kuruluş Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargı tarafından secilen -yedek üyeler dahil- 10 üyesi dün hem basın toıplantısı yaptı hemde yazılı açıklama ile rezaleti kamuoyu gündemine taşıdı..............

Bakan ve müsteşarının toplantıya katılmayarak kendi adaylarının seçilmeyeceğini anladıklarından dolayı engelleme arzularına rağmen yapılan açıklamada en kısa zamanda seçimin yapılacağı bildirildi.

Türk Yargı tarihinde ilkkez, yüksek yargı organlarının temsilcileri böyle bir açıklama yaparak ve böyle bir bildiri yayınlayarak, hukuk ve adaletle oynamaya kalkışan iktidarı kamuoyuna şikayet etmek zorunda kaldılar.

Yazılı acıklamada şu ağır sözler yer aldı:

"Bu durum yargı bağımsızlığına karsı bir duruş, Yüksek Kurul'un faaliyetlerini engelleme, Yargıya müdahale niteliği arz etmektedir... Bu konuda sorumlular hakkında yasal gereğinin yapılması açısından tutanak düzenlenmiştir."
...................

Hürriyet, bugün
E.Çölaşan

Mini Yorum: milletvekillerinin hala dokunulmazlığı var:mad:

meraklı
21-03-2007, 12:22
Türk gencii, devrimlerin ve Cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük ve en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, "bu memleketin polisi vardır,jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Hemen müdahale edecektir..Elle, taşla, sopa ve silahl; nesi varsa kendi eserini koruyacaktır.

Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, " Polis henüz devrim ve Cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek "Demek adliyeyi de düzeltmek, rejime göre düzenlemek gerek !"...

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla itirazlarını yapmakla beraber; bana ,başkana ve Meclis telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını ve tahliyesini istemeyecektir. Diyecek ki: "Ben inanc
ve kanaatimin gereğini yaptım.Müdahale ve eylemimde haklıyım. Eğer ben buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir"

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!!.....


Mini Yorum: Ve sevgili Nedo'nun yazdığı günceler...:carate:

Mazhi
06-06-2007, 19:51
Bir spor forumundan tanıdığım değerli büyüğüm Sayın Kaan Ark'ın şu güzel yazısını koymak istiyorum müsadenizle..

PANDORA'NIN SANDIGI

22 Temmuz secimleri yaklasiyor, aday listeleri aciklandi.Liderlerin sultasinda listeler yapildi.Anti demokratik yontemlerle, "milletin vekilleri" yine keci gibi siralandi parti baskanlarinin ve de bir iki MYK uyesinin cobanliginda.

Secimde baraj yine %10, halk kendi secim bolgesinden secime giren adaya degil, partiye oy verecek.Isimler buyuk sehirlerde onemli degil, nasilsa oylar partiye gidecek.Kucuk sehirlerde ise oncelik asiret reislerinde,az da olsa bazi kucuk sehirlerde isimlere oy atilabilir ama dedik ya az da olsa.

Partiler listelerine gostermelik kadin adaylar, kasaba tuccarlari, esnaf odalari uyelerini gurescileri ala dursun, genc nesil yine disarida.

Hep ayni isimler, hep ayni soylemler, hep ayni komik propagandalar, hep ayni subjektiflikte kamu oyu yoklamalari.

Iktidar kim olursa, olsun hep ayni uc asagi-bes yukari.Parti programlarinda ayni seyler yaziyor sonra parti programlarinda yazan hep ayni seyler icraatta unutuluyor.

Ne olacak bu Turkiye`nin hali muhabbetleri ayni, demokratik hak ve ozgurlukler hep ayni, sosyal sorunlar ayni, dis politikasizlik ayni, issizlik hep ayni, ekonomik ucurum degismiyor en zenginler ve digerleri arasinda.

Hep ayni gerilme veya kirdirma noktalari, laik-antilaik, sagci-solcu, Alevi-Sunni, Turk-Kurt, Fenerli-Besiktasli, vs....

Demokrasi yok, egitim yok, sosyal haklar yok, hukuk yok, adalet yok, milli sermaye yok, vatandaslik bilinci yok, insanin degeri yok ama hep secim var.Sandik var halk son sozu orada soyler derler ama halk sandikta kendine gosterilene oy veriyor, kendi gosterdigine degil.

Bizler buna parlementer demokratik sistem diyoruz cozumun hep burada olacagini dusunyoruz.Halbu ki sorunun ta kendisi bize cozum diye dusundurulen sey.

Bu ulkede siradan vatandasin ne secme, ne secilme hakki yoktur oysa, var diyen beri gelsin.

Ha bir sey daha var bu yoklarin arasinda daha dun 8 gencecik "Mehmet" daha dustu topraga hain bir pusuda,

Turkiye`nin gencecik kani akiyor hergun, hergun yine ana-babalar en kiymetlilerini topraga veriyor, cocuklar babalarina, gec kizlar sevdiklerine kefen sariyorlar 30 yildir.

Adi secim, kendisi bir tiyatro olan sistemde kim gelirse gelsin degisen birsey cok fazla olmayacak, degisim icin; sistemin degismesi lazim "halka ragmen" degil, halk icin kurgulanmali yeni sistem ve bunu ancak halkin kendi yapabilir, sistemden beslenenler degil.

23 Temmuz sabahi yeni umutlarla uyanmayacak Turkiye, eski dertleri ile yola devam edecek kim kazanirsa kazansin.

Yeni umutlarla uyanmanin yolu keske sadece secim sandigi olabilseydi.

Kaan ARK

selchuk
07-06-2007, 08:34
İşlerimi Özbekistan'a taşımam sebebiyle yılın büyük bir bölümünü Taşkent'te geçiriyorum.Bürokratik işler esnasında gerek deneyimsiz bir ülke olması, gerek bizlerin burada yabancı statüsünde bulunmasından dolayı zaman zaman sıkıntılar yaşıyor bazen de ufak ufak isyan ediyoruz.

Peki Türkiye'mde durum farklı mı ? Kesinlikler hayır!

20 sene evvelki filmlerde gördüğümüz devlet dairelerindeki mesai sırasında örgü ören memurların görüntülerinin bir benzerine geçtiğimiz hafta İstanbul Valiliğinde şahit oldum.Apostil işlemleri için gittiğim Valilikte 5 kişinin çalıştığı büyükçe bir odada bir memur sabahın saat 10'unda 'off öldüm bittim' diye inlerken bir başka memur dün almış olduğu kot pantalonu ve kot montu torbasından çıkartıp mesai arkadaşında gösterip üzerinde bir denemesini ve arzu ederse ona da alabileceklerini söylerken deneyen arkadaş bir başka arkadaşına 'aa bak bu kot likralıymış sana da alalım' diye sesleniyordu.Tabi bu arada bizim işlemimizi yapan kadında göz ucuyla onları seyrediyor 'tabi olur bakarız' diyordu.Ben ve yanımdaki beyefendi evraklarımızın tasdiki için beklerken odaya giren odacı bir hanım bizim memurla bir doktor sohbetine başladılar.1,5 - 2 dk süreyle bu sohbet hiç kesilmeden devam ederken tabi ki bizim evrakların imza ve mühürlenmesi durdu.Sohbetin gitgide uzadığını gören yanımdaki beyefendi hanımdan imzalara devam etmesini 1 saat içerisinde elindeki evrakların konsolosluğa teslim edilmesi gerektiğini söyledi.Kadın ters ters bakarak 'neden böyle konuşuyorsunuz?Asıl siz böyle konuşarak işleri uzatıyorsunuz' diye pişkin pişkin cevap verdi.Ben de adamı doğrulayarak 'gün içinde insanlar dışarıda nasıl bir mücadelede hiç fikriniz var mı?Nerelerden nerelere gidiyorlar bu trafikte , hadi şunları imzalayında gidelim buradan' dememden sonra film koptu.Arkadaki kot pantolon alan memur salyalar saçarak bağırıp çağırmaya , bizim memur terbiyesiz beyanatlarda bulunmaya başladı.Bizde bağırığ çağırıp odayı terkettik. Sinirden yerimde duramaz olmuştum.Şikayet etmek istediğimde danışmadaki bey hiç istifini bozmadan arkadaşlarını kollarcasına önündeki gazeteden kafasını kaldırmadan gidin dışarıda dilekçe yazın dedi!

İstanbul'da son 2 günüm olmasına ve yapacağım bir dünya iş olması sebebiyle elim kolum bağlı bir şey yapamadım.Ülkemizin neden istenilen seviyeye gelmemesinde herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım.Bazen nerede hakkımız olan yaşamı yaşayabileceğimizi düşünüyorum.Cahil, terbiye yoksunu insanlar yaşam hakkımızı resmen gasp ediyor.

serdarkus
14-08-2007, 11:10
"Hacıhüsrev hapse girdi, kapkaç bitti

Kapkaç ve hırsızlık olayları yüzünden yakın zamana kadar 'yaşanmaz hale geldi' denilen İstanbul, bu dertten kurtulmak üzere. Kapkaç olayları geçen yıla göre yüzde 52 azaldı. Emniyet, sevindirici rakamları iki faktöre bağlıyor.
14 Ağustos 2007 10:53

Mutlu Özay'ın haberi

İstanbul'da 2006'nın ilk altı ayında kayıtlara geçen bin 295 kapkaç olayı bu yıl 628'e indi. Yankesicilikte ise düşüş oranı yüzde 41. Emniyet, sevindirici rakamları iki faktöre bağlıyor.

Birincisi, tanıtımını İçişleri Bakanı Osman Güneş ve Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal'ın yaptığı 'Güven Timleri ve Yıldırım Ekipleri' projesi. İkincisi ise daha ilginç. Kamuoyunda 'Hacıhüsrev çetesi' olarak bilinen örgütün elebaşıları hapse atılınca, kapkaç neredeyse sıfıra indi. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin geçen ay İstanbul'daki Hacıhüsrev Mahallesi'ne yaptığı 'Demir Yumruk' operasyonu kapsamında 250 kişi gözaltına alınmış, 100'ü adliyeye sevk edilmişti. Hakim karşısına çıkarılan zanlıların 29'u kapkaç çetesi kurmak iddiasıyla tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Söz konusu operasyonun ardından İstanbul'da kapkaç ve yankesicilik olayları adeta bıçak gibi kesildi. Polis kayıtlarına 'havalimanı takipli kapkaç' olarak geçen olay, operasyondan sonra hiç yaşanmadı.

Yurtdışından gelen vatandaşları havalimanından gidecekleri adrese kadar takip ederek, yardım etmek bahanesiyle işlenen kapkaç suçuna 'Demir Yumruk' indi. Tanıtımını İçişleri Bakanı Osman Güneş ve Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal'ın yaptığı 'Güven Timleri ve Yıldırım Ekipleri' projesi başarıya ulaştı. İstanbul, Ankara İzmir gibi büyükşehirlerde etkin görev yapan Güven Timleri sayesinde suç oranları yarı yarıya azaldı. Gasp, hırsızlık, dolandırıcılık yankesicilik ve kapkaç gibi asayiş suçlarına karşı daha etkin mücadele etmek için kurulan ekiplerde görev yapan kadın ve erkek polisler, çiçekçi, işportacı, ayakkabı boyacısı, moto-kurye, hatta sokakta yatıp kalkan şarapçı kılığına girerek suçu önlemek için çalışıyor. Timlerin sokağa inmesinden sonra istatistiki veriler elde edilen başarıyı ortaya koydu. İstanbul'da 2006 yılının ilk altı ayında bin 295 kapkaç olayı meydana gelirken 2007 yılında bu rakam yüzde 52'lik bir azalma gösterdi ve kayıtlara 628 olay girdi. Yankesicilikte de benzer bir sonuç ortaya çıktı. 2006 yılının ilk 6 ayında 4 bin 696 olay yaşanırken 2007'de rakam 2 bin 754 olarak gerçekleşti.

Zaman "

meraklı
14-08-2007, 20:12
Kapkaç olayları %52 azalmış...Sebebi çetebaşlarının ve üyelerinin çoğunluğunun yakalanmış olmasıymış...

Acep Sözlerinde durmayıp vatandaşın hayallerini çarpan, ekonomiden çalan, siyaseti kapanlar için de bir tim kurulabilir mi ki...??? :kafasız:

Hani sadece bir düşünce....Olur a :wink2:

:friends:-

serdarkus
17-08-2007, 09:21
"Evde hırsızı vurmak meşru müdafa

Yartıay dün emsal bir karar imza attı. Benzer davalara örnek teşkil edecek olan karar, eve giren veya girmek üzereyken görülen hırsızları öldürmeye ceza verilemeyeceğini belirtiyor.
17 Ağustos 2007 08:45

Öznur Berber'in haberi

İstanbul Üsküdar’da, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Mustafa Kandil, Erhan Dinçer’i (18) 2003 yılında hırsızlık amacıyla oğlu Ertuğrul Kandil’in evine girerken tüfeğiyle vurarak öldürdü. 3 ay 13 gün cezaevinde kalan Kandil, ikinci duruşmada cezaya gerek olmadığı sonucuna varılarak beraat etti. Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Kandil’in “Hırsızı kaçarken arkadan ateş ederek vurduğuna” dikkat çekip, “Ağır tahrik altında kasten adam öldürmek” suçundan 8 yıldan 12 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istemişti. Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülen davada, Savcı İskender Görgülü, Yargıtay’ın ceza verilmesi yönündeki kararına uyulmamasını istemiş, mütaalasında şunları söylemişti:

HIRSIZDA SİLAH YOKTU

“Sanık, gece köpeklerin havlamaya başlaması üzerine av tüfeğini alarak evin çatısına çıkmış ve burada balkona çıkmaya çalışan hırsızlarla karşılaşmıştır. Hırsızlardan birinin elinde parlayan bir cisim olduğunu görünce bunun tabanca olabileceği endişesiyle kendi korumak amacıyla ateş etmiştir. Ölen şahsın üzerinde ve yakınında silah bulunamamakla birlikte yanındaki arkadaşı tarafından alınmış olması makul bir ihtimaldir. Sanık hakkında yeni TCK’nın 27- 2 maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi gerekir. Kanun koyucu, meşru müdafaa sınırlarını oldukta geniş tutmuştur.”

Mahkeme Heyeti de Görgülü’nün mütalaasına uyarak bir önceki beraat kararında direnerek, Yargıtay’ın itirazını kabul etmedi. Dosyayı tekrar inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 5237 sayılı kanunun 27/2 maddesindeki, “Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez” maddesi uyarınca ceza tedbirine yer olmadığına kanaat getirdi, beraat kararını onadı.

KARAR EMSAL OLACAK

Benzer davalara örnek teşkil edecek olan bu karar, eve giren veya girmek üzereyken görülen hırsızları öldürmeye ceza verilmeyeceği anlamına geliyor. Ev veya iş yeri sahipleri bu kararla rahat bir nefes alırken, hırsızların ise suçu işlemeden önce birkez daha düşünmesi gerekecek.

(Akşam)"

serdarkus
12-09-2007, 13:10
"Tecavüzcüye 'yarım kaldı' indirimi

Bıçak tehdidiyle 11 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz etmek üzereyken yakalanan eski Yüzbaşı Bülent Altın'ı yargılayan mahkeme bu gerekçe ile cezada indirime gitti.
12 Eylül 2007 12:45

Daha önce 15 yıl hapse mahkûm olan Altın'ın cezası, suçu gerçekleştirmek üzereyken yakalandığı ve tecavüz eylemi teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle 3 yıl 9 aya düşürüldü. Karara büyük tepki gösteren küçük kızın ailesi ise temyize gitmeye karar verdi.

Bakırköy Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davanın karar duruşmasına katılan tutuklu sanık Bülent Altın, son savunmasında, suçu işlemek üzereyken kendisini yakalayan tanığı ve ifadesini alan polisleri suçladı. Sorgulanmasının yapıldığı karakolun sürgün yeri olduğunu ve askerî mahkemede yargılanması gerektiğini ifade ederek, beraatini istedi. Mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, küçük kızın ikamet ettiği apartmana girdiği sırada Altın'ın bisikletle arkasından yaklaştığı, bıçak kullanarak, 'sesini çıkarırsan boğazını keserim' tehditleriyle suçu işlemek üzere iken tanık O.B. tarafından yakalandığının tespit edildiğini açıkladı. Olayın ardından 12 yaşından küçük Y.A.'nın ruh ve beden sağlığının bozulduğuna dair Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporları da dikkate alan savcı, delilleri sıralayıp sanığın cezalandırılmasını talep etti.

Mahkeme heyeti, eski Yüzbaşı Bülent Altın'ı 12 yaşından küçük Y.A.'ya yönelik cinsel istismar suçunu işlediği için 8 yıl hapis cezasına çarptırdı, ardından yasalar çerçevesinde ceza artırım maddelerini uyguladı. Altın'ın suçu işlerken küçük kıza karşı cebir kullanarak bıçakla tehdit ettiği için cezasının yarı oranında artırılarak 12 yıl hapse yükseltilmesi öngörüldü. Heyet, mağdure çocuğun ruh sağlığının bozulduğunun da sabit olduğunu dikkate alarak cezayı 15 yıl hapse yükseltti. Mahkeme son olarak 'eylemi gerçekleştirmek üzereyken yakalanması' sebebiyle suçun teşebbüs aşamasında kaldığına hükmederek sanığın 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmasını kararlaştırdı. Mağdure kızın ve ailesinin avukatı Mehmet Demir, kararın kendilerini rahatsız ettiğini açıkladı. Demir, kararın Yargıtay'da bozulabileceğini düşünüyor.

Küçük kızın okulu değiştiriliyor

Yaşadıklarının ardından ruh sağlığı bozulan ve psikolojik destek gören Y.A.'nın doktor tavsiyesiyle okulu değiştiriliyor. Farklı bir ortamda eğitimine devam etmesinin psikolojisini düzeltmesinde yardımcı olacağı belirtiliyor. Küçük Y.A. duruşmalar sebebiyle konu açıldığında sinirleri bozuluyor.
...."

Ramo
12-09-2007, 13:41
Bu utanç olayı kendi bebelerinin başına gelmiş olsaydı,Bu kararı veren cübbeli zatı muhteremler;
"yarım kalmış canım "diyerek cezada indirime giderlermiydi?
Bu yavrucağımıza müebbet bozuk bir ruh hali ve incinen,yaralanan yaşama donuk bakan bir ceza kesen sapık ruhlu şahısın cezasını indirirken.Bu küçük yavrucağın cektiği sıkıntalarada bir iskonto düşünmüşlerdir,sanırım.
Adelet nasıl,alda et türünden bir karar olmuş güzel bir örneği.

meraklı
13-09-2007, 15:44
Anayasamız sözde sivilleşip , siviller gibi sivrildiğinde ve boşluklarından doğan ceza kaçışları çoğaldığında tabiiki mahkeme hükümleri de etkilenecektir.

Bu sadece yansıyan kısmı, dilerim yansımayan kısımları daha büyük üzüntü ve ayıplar getirmesin..

Yarım kaldı ,diyerek daha azılı ve insallıktan çıkmışlar koruma altına bu şekilde alınmasın......

..........................:;hayir