Tam Sürüm Bilgini Göster : aşk mı?hayat mı? (ikilemi!)
ben bi gencim...:wink2:
ve de aşk mı hayat mı ikilemine sıkışmış bi hayatım var... -search-.
sizce aşk mı hayat mı?????????-search-.
ben cevap vermek istemiyorum!!!:;sicakkahve
ama gençler bu iki seçenek arasında sıkıştırılıyor...:;hayir tek fikrim bu...:sarikart: :;hayir :;hayir :mad: :cry:
aşk hayatı
aşklı hayat
hayatlı aşk
hayatta aşk
hepsi olur......
bikmisbroker
28-08-2006, 21:14
Takma kafana sayin Merve,
Yeri gelir Ask, yeri gelir Hayat!!
Biri kapidan girince digeri kacacak delik arar.. :D:D
Bu ikilem kafanda varsa zaten hangisini seçsen mutsuz olacaksın.Hedefi olmayan bir gemi limana en uzak gemidir.
Seçimine bağlı olarak acaba diğerini seçseydim daha mutlu olurmuydum ikilemi hep beynini meşgul edecektir.Seçmek zor iştir.Hangisini seçersen seç artık öbürünün sana çok uzak olduğunu düşün.
Bence aşk baskın çıkmalı sevginin olmadığı yerde nerde nasıl kiminle yaşadığının değeri yoktur.
http://img352.imageshack.us/img352/2041/i20love20u5ga6di.jpg
Daha önce ve dahi sonra ,yaşanan herşey AŞK'ın yanında küçük bir ayrıntı olarak kalır...
İdeal Kadın(Biraz Uzun Okuyun Görün)
Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak,kımıl kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak.
Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek,hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.
Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek, Kadın dediğin ayıp nedir bilecek. Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her tartışmada
ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak...
Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi
olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe. Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin...
Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin. Kadın dediğin güzel olacak ama eli yündenden çok öte birşey. Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek,o hamura kendini katmasını da...
Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek ,başka sevgili edinmeyecek.
Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan
fasarya... Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir, olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak...
Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden,
tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak...
Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. Komplekslerini güzelliğiyle örtmeye çalışmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa...
Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle. Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de...
Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye
sevecek.
Parayla pulla, kariyerle,kimin ne dediğiyle ,sınırlamayacak.Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla...
Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana...
Öyle bir kadın işte...
Nerede oyle kadın yoktur deme...
Vardır vardııııııııır!..
Sende adam olacaksın seçmesini bileceksin!!!
Alintidir...
Öyle yani.Son derece sakıncasız,adaletli,pir-i pak,dizginsiz ve bilinçlice had aşılmış olmanın hazzıyla arzulanan bir istem.Yeter ki,O bunu haketmiş bir ademoğlu mu?Cevabı duyamadım,alüüü...
aşk mı?hayat mı?
biz para diyelim
Ne olur demeyelim.Biz duygularda ve hayal dünyamızda stabil kalalım.Nolur,nolur...
Aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur,yagmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava"
koşullarina dayanıklıdr.
Bazıları ise ummadıgınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk
yagmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.
Askları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tipki ayaginizda oldugu gibi yüreginizde NASIR olusabilir.
Dar gelen bir ayakkabiyi sadece tarzini begendiginiz için "zamanla
açilir" diyen saticiya inanarak alirsaniz, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" baslar.
Ruhunuzu daraltan bir ask içinde yalnizca fiziksel begeniye kapilip
"zamanla düzelir" diyenlere kanarsaniz, yine zamanla
içinizdeki olumlu duygularin "çarpildigini" görebilirsiniz.
Aşık olabileceginiz insan türü, tipki ayakkabilar kadar degisik
stillerde, farkli kalitelerde ve sayisiz "renktedir"....
Aski bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar, aynen "spor
ayakkabi" gibi dikkat çekici ve rahat kisileri bulurlar.
Tersine askta tutucu ve istikrarli olmayi benimseyenler "klasik ayakkabi" gibi muhafazakar çizgiler tasiyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabilar gibi sadece cinsellik ve eglence zevkleriyle
ateslenen asklar vardir.
"Bez" ayakkabilar gibi kisa ömürlü "tatil asklari" ise hemen herkesin
kisisel tarihinde mevcuttur.
"Marka" ayakkabi alir gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" asiklar görürsünüz.
Kati plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantik süzgecinden geçirip "ise yarar" biçimde yasamak isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrica ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafi"olup evine sayisiz
çesitte ayakkabilar yigan insanlarin ayni zamanda "degisik" türde asklara da zaafi oldugu söylenir.
Evet ask "ayakkabidir".
Aynen ayakkabiniza bakim yapmayip "hor" kullandigıniz zaman kolayca eskittiginiz gibi, askiniza da dikkatli davranmayip özen göstermediginiz zaman kisa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasil ki "delik" bir ayakkabiyi tamir ettirdiginizde yalnizca "bir
miktar" ömrünü uzatmis olursaniz; "delik" bir aski onarmaya kalkistiginizda da "asla eskisi gibi olmayacaktir"!
CAN YÜCEL
Ne de güzel söylemiş ve burada yayınlama zahmetine girmişsiniz sevgili flz. Çoookkk teşekkürler size. evet aşk ve ayakkabı, insan ve model, kullanılabirlilik veya gösteriş, ucuz veya pahalı hayatlarımızda hep bir yerlerde tercihlerimiz oluyor. Tercihler insanları ne kadar mutlu ediyor peki...isyan etmediğimiz , memnun olmadığımız günlerimizin çoğunluğuna bakarsak sanırım yaşadığımız hayattan memnuniyet katsayımız, yaşam hızımızın kariyer ivmesiyle kesiştiğinde ortaya çıkan yaşamsal kuvvetimiz oluyor diyebilir miyiz bir anlamda...Ya da kütle ve hacimden girersek havanın olmayan kütlesiyle kapladığı hacmin orantısının suyun kaldırma kuvveti ve yaptığı basınca eşitleyebilir miyiz?
Kendi isteklerimizi gercek istemlerimizden ayıran yüksek egomuz, tatminsizlik duygusuyla birleştiğinde hep hayal kırıklığı ve acı tasımaz mı...
Yine de dendiğine göre aşk güzel ama sevmek -gercekten sevmek cok daha güzellll...............Doyasıya yutasıya ve ölesiye...İnsan kendi hayatından vaz gecebilir mi ölüme 3 sn kala biraz daha yaşamak için yalvarmaz mı....
Ben mi...HAYIRRRR...:;sihirbaz
ben bunları çoktaaannn aştım...ve hatta kendimi bile aştım ama sayın tecrübe sahiplerine ayıp olmasın diye fazla abartmıyorum;)
hörmet bizden efeeemmm...:friends:-
Sayın Meraklı'nın aşma yeteneğini kıskandım galiba.Azimle aşamayanlar grubunda kalmaya kararlı biri olarak diyorum ki,bu meselenin fizikle,kimyayla,egolarla,bedellerle,acabalarla tartışılabilecek kadar ne çok fazla karmaşası var,ne de çok fazla basitliği...O yerini,yurdunu bilir.Haddini de bilir aslında da,insan olarak algılarımız bu dengeleri anlamak için aciz kalıyor.Sadece varsayımlarla gidiyoruz düşe kalka.E,bence iyi de yapıyoruz...
Sonsöz yakışır bu yazıya be...
Bence yaşam iki gerçekten oluşmakta:Biri aşk,biri ölüm.
Aşmamanızı hararetle önerir ve hatta dilerim.
Aşık ol...Aşkı yakala...ya da hala aşkı bekleeeeee:indifferent:
buena vista
13-03-2007, 20:10
Aşık ol...Aşkı yakala...ya da hala aşkı bekleeeeee:indifferent:
Ya da ilerlemis yasina ragmen pesinden kostur !.. Vaktin varsa..Ya tutarsa gibi.. :ds:*
ya tutarsa....:;ohohoh
vakit bitmez bitirmedikce...zaman geçmez boşa harcamadıkca..dengi bulunur sen dengini hissedince....
Yahuuuuuu aşk varmışşşşşşşş yaaaaa:indifferent:
E,herhalde yani...
Biz de onu söylüyoruz senelerdir.Artık sesim kısıldı valla billa...
Sayın Lizzy,,
Ben de hala yooookkkkkk....:indifferent:
Nasıl bişidir...yenir mi içilir mi
yoksa kaya tuzunda bekletilip de turşusu yapılır nohuttu mercimek di yanına yenir mi...
bu aşk denen naneyi tareyağında mı gevşetmeli yoksa zeytinyağa salıp da bekletmeli....ben bu işi annamadım:kafasız:
Pek sayın meraklı.Bence pek güzel anlamışsınız.Anlamayan böyle anlatamazdı.Geçmişler olsun...
aşkı boşver paraya bak....kim aşk önemli diyorsa onun parası yok demektir.:kafasız:
Helal olsun deyecem de...ne paralılar tanıyorum...servetlerini hiçe sayan ama.....adı aşk mı ,bilemem....nihayetinde yaşları 60 ın üstüydü, kızlar ise daha 24 ü doldurmamış:**:
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image001.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image002.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image003.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image004.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image005.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image006.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image007.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image008.gif
devamı var....
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image009.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image010.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image011.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image012.gif
http://i170.photobucket.com/albums/u273/dohol/clip_image013.jpg
Evlilik bir piyangodur.
Kimine büyük ikramiye çıkar,
Kimine amorti bile çıkmaz, bazen de bileti kaybederiz..
Sözümüz kaybedenler üzerine.
Bir ERKEK durup dururken yalnız kalmaz, ya kadın neşeli birşekilde gider ya da siz gönderirsiniz..
Bazen ne erkek gider ne kadın kovalar, ama bir giden vardır ki ERKEK yalnız kalır.
Bazen yalnızlık bir kader olur, kadere rıza gösterecek kadar zayıfsanız, yalnızlık kaçınılmazdır.
Bazen de bir ERKEK önemli fikir ayrılıklarından dolayı yalnız kalabilir.
Kimi de dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olur.
Kimi aşk oyunlarında bir denge kurulamamasından yalnız kalır.
Her ne hal ise ERKEK bir kere yalnız ERKEK oldu mu davetkar bir çiçektir. Sinekler, böcekler, arılar, eşekarıları tüm haşerat üşüşür.
Yalnız ERKEK artık yitirdiği biletin yerine, ya yeni bir bilet bulup mutluluk katarına yetişebilmek için cesur deneylere girecek, istemeden evetler diyecek, ya da sütten ağzı yanmışlığın ürküntüsü ile her “hayır deyişinde milyonlarca “evet” i feda edecektir.
Bir ERKEK, ya babaevine sığınıp delikanlılık günlerinden daha sıkıcı bir hayata razı olacak, ya da daha çok para kazanıp, dağıtacak, yalnızlığını derinlerde bir yerlerde yaşayacaktır.
Yalnızlık adildir. Cinsiyet ayrımı yapmaz. Kadına da erkeğe de eşit davranır. Oldukça sadıktır. Gelir ve kalır. Hayatınızın bir parçasıdır.
Adil olmayan paradır. Cinsiyet ayrımı yapar. Kadına farklı erkeğe farklı davranır. Hiç sadık değildir. Gelir. Bazen de geldiği gibi gidiverir.
Şifalar dileyebilirsiniz...:)
Sayın flz;
Genel olarak yazı tarzınızı ve tavrınızı beğenmekle beraber son yazınızda size katılmıyorum , bir ustteki karikatürleri aslında eğlence amaçla koymama rağmen aslında bir çok (malesef diyorum burda) gerçeği içinde barındırmaktadır. Hangileri derseniz uzunca bir tartışma konusudur.
Kadın yazılarını erkek yazıları ile değişince pek uymamış gibi geldi bana ama esas konu bence o değil , esas konu şu ki paranın erkeğe farklı kadına farklı davranma konusudur. Bu konuda haklısınız gerçekten ama aynı şeyleri düşündüğümüz konusunda şüphelerim var....
Konuyu kafamdakileri yazarak kadın-erkek tartışmasına dönüştürmek istemiyorum.
Saygılarımla.
...... karikatürleri aslında eğlence amaçla koymama rağmen aslında bir çok (malesef diyorum burda) gerçeği içinde barındırmaktadır. ... esas konu şu ki paranın erkeğe farklı kadına farklı davranma konusudur...........
Sayın dohol, "al işte benden de bu kadar" diyecekken elimden almışsınız..neyse...
Para...Mali iktidar, mal- mülk vsvs........Sözde kaliteli yaşam- kaliteli yaşamdan anlasılan her ne ise; iyi şarap bol bahşiş, son model arabalar, memleket dışındaki adalarda yerli kızlarla tatil, ya da fransız bavyerasındaki bilumum yerler ya da ya dasında mayamivays tadındaki kumsal maceralarında yaşananları Türkiyem ortamındaki bar-lokal-kulüp tarzı nev-i parasına münhasır yerlerde bulunan ve bulunmuşların yaşamları....
Sonuçta tercihler, yaşananların siyahını ya da beyazını getirir...
:;hayir
Şu Arka BahÇe hakikaten çok tuhaf bir yer.
Bir şeyler yazmak yeterince zorken yazılanları da anlamak çin işkencesinden beter.
Bakın şu başlığa bir şey yazaayım diye ne zaman niyetlendiysem nafile beceremedim.
Beceremedim çünkü anlamadım.
Başlık 'Aşk mı, Hayat mı?' diyor. Önce sözlüğe bir göz atıp anlamlarına bi göz attım. Acaba bunlar birbirinden farklı kavramlar mı ki diye. Yok. Biribirlerinden bağımsız olsa birini seçip, yazıp kurtulacaktım olmadı.
Aşka inanıyor musunuz?
Aşksız bir hayat Sizin için ne anlam ifade eder?
İlişkileriniz de hangi duygu veya kavrama öncelik verirsiniz?
İlişkilerinizin olmazsa olmazı nedir?
Aşk Sizin için ne kadar gereklidir?
Filan gibi sorular olsa neyse bizde bir iki şey -o da belki- yazabilirdik.
Hayatın yaşamın az çok bir zorunluluk olduğunu düşündüğümüzde aşk sanki kimi insanların inandığı ve ulaşabildiği bir lüks gibi görünebilir. Hoş ulaştığı ve sahiplendiği zamanlar çoğunlukla farklı sonuçlar ürettiği de söyleniyor.
Uzatmadan, konuyu çözemediğim gerçeğini kabullenerek, çözebilen ve yazabilen arkadaşları hafiften kıskandığımı berlirterek çekileyim.
Şu Arka BahÇe hakikaten çok tuhaf bir yer.
Bir şeyler yazmak yeterince zorken yazılanları da anlamak çin işkencesinden beter.
Bakın şu başlığa bir şey yazaayım diye ne zaman niyetlendiysem nafile beceremedim.
Beceremedim çünkü anlamadım.
Becermez gomaz ol!
Anlamaz gomaz ol!
Yani boyun posun devrilsin desem olmaz. Boyun yok ki devrilsin misali...
Hani beceremedinse yazma!
Anlamadıysan sor.
Ya da anlayabildiğin kadarını yaz. Değil mi ama.
Yazdığım bu mesajdan sonra konuyu konuşmak isteyen insanların konuşma isteklerinin içine etmiştim. Ki yazmadığım zamanlar da bile 'Hay Senin yazdığına yazacağına'' diye sinkaf eyledim durdum billahi.
aşk sanki kimi insanların inandığı ve ulaşabildiği bir lüks gibi görünebilir. Hoş ulaştığı ve sahiplendiği zamanlar çoğunlukla farklı sonuçlar ürettiği de söyleniyor.
Aslında aşk hakkında samimi itiraflarımı içeren bu kısmı daha açacak bir yazı ile konuyu genişletmeliydim diye söylenmedim desem yalan olur.
Ama sonuç olarak sohbetin içine ettiğim için ne kadar gecikmiş olursa olsun;
Özürlerimi sunuyorum.
Aman Sevgili Ali Hocam Aşk konusu bu devirde 4 Tane ile yaşanıyor, tarifi ve detayları haliyle sohbeti aşmıştır,o nedenledir ki kimse ilişemedi bile..bir tane olanla 4 tanesi olan bir olurmu ;) ...Zor konu oldu .... Diğer Çok zorluklarla beraber...
Lâkin senin gönlünün ve kaleminin sunumunu okumak bu zor günlerde Keyif sunacağından asla şüphem yok...Lütfen...
aşka dair gayet düz fikirlerimi yazmaya hazırlanıyordum ki, Hoca konuya girmek üzere peşreve yeniden başlamış.
Bize beklemek düşer.
Geciktirme Hoca.
Ayy güzel hocam,
Muhterem validanım peşrev derken aklıma Bülent Ersoy un icra ettiği, icra ederken rakı kadehini çember edip fondiplediği, Uşşak makamının Semahat Özdenses bestesiyle
“ Akşam oldu hüzünlendim ben yine
Hasret kaldım gözlerinin rengine,
Gel mehtabım gel sevdiğim gel yine
Hasret kaldım gözlerinin rengine “ diye diye zihnimde çağıldamaya başladı.
Lafınızın üzerine söz, sözünüzün üzerine de göz konmaz…
Ellerinizden hörmetle öper, Muhterem validanım düz fikirlerini yazıp da içimdeki hayat aşkımı lolipop etmeden en kısa zamanda yazılarınızı beklerim…
:friends:-
İçimizde uhde kalacağına bi özür dileyip kurtulalım dediydik ama ‘Biri vurur diğeri kan çanağı tutar’’ gibi girizgâhları görünce özür dilediğime de pişman olacağım gibi bir hisse kapılmaya başladım. Her yazdığı edebi metin olan birinin de kalkıp düz yazı filan deyişi heç hayra alamet değil derken de tüylerim diken diken olmaya başladı nedense.
Şimdi baktım da aslında bir önceki mesajın koyulaştırdığımız kısımda özeti dediğim düşüncelerimi hakkaten iyi özetlediğimi fark ettim. Hatta aferin deyip kendimi bile kutladım.
Yalnız özür dilerken zıçıp batırmışız. Güya çok bilir gibi ‘’ bu kısmı daha açacak bir yazı ile konuyu genişletmeliydim’’ demişim ya, son mesajları görünce halt ettiğimizi anlayıp ‘’anan acına otursun’’ gibisinden ilendim durdum kendi kendime.
Özür dile geç değil mi canım. Bi paragraf için sayfalar dolusu yazıp arka bahçenin leydi is centılmınlarına gavur eziyeti eden biri olarak, bin yılın başında sayfalar dolusu yazıyı özetleyen affilli bi cümle kurmuşsun otur keyfini sür. Yetmezse konu komşuya göster havanı at yahu.
Konu desen Dan Brown’un kasesi gibi şifreli, neresinden ve ne yöne çekersen sünebilecek kadar lastik gibi bir meret. Bak şimdi de, çıkıp ‘’hangi kase ne kasesi?’’ deyip burnumdan getirmeyin lütfen. Gidin Dan Brown’un eserlerini okuyun birinin bir yerlerinde kase filan arıyorlardı galibam.
Eh, başlangıç kısmında görüldüğü ve az çok anlaşıldığı üzere sonumuzu pek hayırlı görmüyorum. Şimdi neden sonum yerine neden sonumuz kelimesini yazdığımı ise konuyu şöyle bir iki bir şey yazıp tatlıya bağlayamazsam başınıza gelebileceklere işaret buyurmak manasındadır bilesiniz.
Velhasıl yarım yüzyıla evrilen yaşamımızda birçok konuda tutunamayanlardan olduğumuz için, aşk ve ilahi mutluluk gibi konularda da bilmiş becermiş yapmış yakıştırmış gibi ahkâm kesmemizi beklemediğinizi umuyorum.
Her neyse, sevgi, aşk, arkadaşlık ve dost kelimeleri bir tanım içinde açıklanmaya çalışıldığında çok yadırganmayan veya eş anlamlı olarak kullandığımızda çok da aykırı görülmeyen kelime ya da kavramlardır diye başlasak doğru olur sanırım. Diğer taraftan ne kadar benzerlik olsa da biri birinden küçük, büyük farklılıkları da içinde sakladıkları da bir gerçektir.
Birazcık masumiyet de çağrıştıran ‘sevgi’ sözcüğü kullanıldığı yer, kişi ve nesneler dikkate alındığında, tekil değil de çoğul bir özellik arz eder. Hatta anneye babaya, elbiseye ayakkabıya, eniğe enciğe ‘’ seviyorum’’ söyleyişlerine bakılırsa, sınırsızlık içerdiği ve özgürlük taşıdığı da söylenebilir. Hani benzetmek gibi olmasın ama, Sizi; ayakkabısı neyse de eniğini sevdiği gibi mi seviyor bilemeyebilirsiniz.
Bak şimdi anneye duyulan sevgi ile kediye duyulan sevgi aynı değil demeye kalkacak olanlara, farkını yaz öyleyse derim; o zaman bi aşk kelimesine bulaştığı yetmezmiş gibi yanına bi sevgi, o da yetmezmiş gibi eş, dost, arkadaş ekleyen benim gibi kül yutmuşa çevrilirsiniz karışmam ona göre.
Rızkı için ıssız dağlarda sürüsünü otlatan garip çobanım için çomara, şeher kalabalıklarında yalnızlık çeken hanfendiler için finoya arkadaş denildiği düşünüldüğünde bu kelimenin de ‘genelleme’’ içerdiği pekâlâ söylenebilir. Bunu seyahat-yol arkadaşlığından tutarak, sıra sınıf, asker arkadaşlığı gibi örneklerin yanısıra cinsiyet ayrım ve ayrımcılığı ihtiva etmeyecek şekilde verilecek benzer örneklerle ise bu kelimenin de içerdiği sınırsızlık görülecektir.
Ha, burada da çomar ile fino farklı işlev görüyorlar diye hiç muzırlık yapmaya kalkmayın. Finonun taklalar filan attığını söyledikleri için öğrendik çok şükür. Diğer özellik ve güzellikleri varsa da bilmem ve garışmam netekim.
‘Dost veya Dostluk’ konusuna gelince benim çok tuttuğum, çocukluk yıllarımdan başlayarak kurmaya, yaşatmaya ve daha zoru olarak kalıcı kılmaya çabaladığım yer yer kutsiyet atfettiğim bir kavramdır. ‘Kaç tane buldun?’, ‘Buldun da başın göğe mi erdi?’ gibisinden çomak sokmaya kalkmayın sakın. Bu kavramda çokluk pek bi matah değildir çünkü. Hatta çokluğun bu kavramın anlamını bile zedeleyeceğinden korkarım diyebilirim.
Dostluk kavramı, sevgi ve arkadaş kavramlarına nazaran, aradaki bağların daha yakın ve daha bi sıkı olduğu ilişkilere vurgu yapar. Bir otobüs yolculuğunda kolayca kuruluveren veya askerlik bitiminde bir iki arama görüşme sonrası derken anılardaki yerini alıveren özellikleri ile arkadaş kavramı en azından süre olarak bile dostluk kavramında ayrışır.
Eh! özürse diledik.
Sevgi, arkadaş dost derken iyi kötü konuyu tekrar açtık.
Aşk meşk gibi zor konularındaki katkılarınızı ve sohbetin devamını dileyip şimdilik çekilelim.
Aşk mı Hayat mı İkilemini kurcalarken;
Aşk, bir hastalıktır.. tutku ve hırsın, sahip olma değeriyle çarpılıp sevmenin karşıtı köşede biçimlenmiş şeklidir (bu bana göre tabii ki…)
Desteklersin veya kösteklersin...Hiç bi halt yapamadın muhalefet olur sürekli isyan edersin. Neyse....
Aşk; yaşanır mı yaşanmaz mı, bi işe yarar mı yaramaz mı tartışılır. Ve hatta yenir mi içilir mi, yoksa tuza bulanır bekletilir mi...
Durum böyleyken öyle olma hallerinin gereksiz çift çizgi zamanlarını bırakalım ,bakalım özlem nedir, özlemek, özlenmek, özlenebilmeyi sağlamak, sağlayabildiğini sanmak ve özlerken özlüyor olduğunun özlemsel duygu ve kelimelerini seçiyor olabilme katsayılarını sayısız tartışma zeminlerinde kurcalamaya çalışalım...
Ben aşka inanmam (öncelikle bir açıklama gireyim) o halde ne halt etmeye aşkla ilgili yzaıyorum; çünkü, aşk bir tutsaklık- insan egosunun yarattığı ya da beslediği diyelim- hırsının bir başkası üzerindeki hallenmesidir. Ben sevgiye inanırım; sevgi yüzeysel olabilir, karşılıksız olabilir, derin olabilir, umularla dolu olabilir, hesapsal olabilir ya da inanca bağlı olabilir.
Yüzeysel sevgi: Bir insana , hayvana, eşyaya ,yaşamımızı kolaylaştıran ya da bir şekilde bizi yalnız bırakmayana duyduğumuz ilgidir- derim ben. Sahiplenmek ya da sahiplenmemek tercihimizle ilgilidir. İnsandır; hoşlanmışlığımızı tebessüm ederek ya da sohbet ederek - bir adım ileri gidelim hediyeler alarak - bizi zorlamayacak sekilde karşımızdakının yaşamını kolaylaştırmak adına yaptığımız hareketlerle ölçülür
Hayvandır; Okşarız, arada besleriz - eğer evimiz ve kesemiz uygunsa eve alır bakarız- gezeriz ve hatta sarılır yatarız.
Eşyadır; bir ev, araba, elbise, ayakkabı-çanta, kitap-kalem, şapka ve sair şekilde çoğaltabildiğimiz maddeler -yani aslında gelgeç şeyler- sevgimiz, o eşyaya sahip olduğumuz ve o eşyaya sahip olana kadar yaşadığımız sıkıntıların hikayesinden kalanlarla ilgilidir ( daha iyisini kolaylıkla elde ettiğimizde zaten hükmü kalmaz)..
Yaşamımızı kolaylaştıran ya da bir şekilde bizi yalnız bırakmayandır; Paradır, sağlıktır, bedensel kudrettir, ruhsal inançtır, Yaptırabilme gücüdür, çevrendekileri kontrol edebilme ve yönlendirebilme güdündür, Kullanabildiğin ya da rolünü rahatça oynayabilmek üzere yarattığın karakteri yaşatabilme gücün ve kararlılığındır....
Karşılıksız sevgi; Var olduğuna inanmıyorum..
Umularla dolu ve derin sevgi; Bunu özellikle birlikte almak istedim. Ana-babamızın bebekken verdiği ilgi ve şefkatin, kendi stil ve yaşamlarının eksikliklerini yine kendi kanlarından gelmiş yeni can üzerinde yaşatabilme arzusunun izdüşümüdür.. Yani karşılıksız sevgi tanımlarında yer alan bu örnekleme aslında biraz eşelenince hiç de karşılıksız olmadığı ortaya çıkmış oluyor. Neden ? bebekler kendi istekleriyle mi doğuyorlar ?? Efenim Umuyorlar ki yaşlandıklarında bakalım, yalnızlıklarını giderelim, soyları kanları sürsün vs vs. Derin sevgi nerede mi... burada tabii ki.. derinden seviyorlar, canlarını n bir parçasıyız. gözlerinin nuruyuz. Hissederler sıkıntılarımızı, yardım edebilmek için kendilerini parçalarlar, üzülürler ellerinden bir sey gelmediğini gördüklerinde- evet derinden severler, sessizce ve kararlıca.....
Bide kadın ve erkek arasındaki cinsel-duygusal derin sevgiler vardır. Kimileri bunu "fazlaca hoşlanmışlık" olarak değerlendirir, kimileri "aşk" olarak, kimileri ise "gercekten seviyorum" diye anlatır duygusunu- ifadesinde samimi bir itiraf vardır. Aşk olarak değerlendirenler, tutkularının heyecan katsayıları azaldığında , partnerinin ya da karşısındaki ilgili nin aslında ilk ilgi duyulan kişi olmadığı yönünde belirgin işaretler veren, aa böyle birimiydin tarzındaki sorularla karşılaşmasına neden olur. Fazlaca hoşlanmışlıkla devinen kişi, aslında kendince seviyordur, kaptırmak ve kendini bu ilişkide harcatmak niyetinde değildir. Yani dizginlerine sahip cıkmak ister. Ama sevgisinin boyutu gün geçtikçe buyur -ne kadar isyan ya da reddetse de.. veeeeee gercekten seviyorum culara gelelim; cok enteresandır. Samimidirler. seviyorlardır. Fazla umuları ve zorlukları yoktur. Beklentileri olabilecek boyutları aşmaz. Ne verirsen kabul tarzındaki yaklasımları bazan sinir bozsa da ehven ve dingin tarzları, karşıdaki kişi için oldukça huzur duyurucu, sevgi açlığını çoktan almış, egosunun tatmin sınırlarını gevsetmiş, bedensel hazzın en üst noktalarında gezinmeyi yeniden kesfetmiş, sorumlulukların altına girmeden sahiplenmenin verdiği eda ile çok mutludur.
Hal böyleyken, Aşk mı Hayat mı sorusunda hemen şu parantezi açmak isterim..
Hayat insandır…..İnsan duygudur…. Duygu ego dur…. Zaten insan da egoisttir.. O halde hayat, egoisttir…. Ne hayatı aşksız yaşayabilirsin Ne de aşkı hayatın dışında bulabilirsin… Böyle bir ikilemi yaşıyorsan şayet, ya hayatı yaşamamışsındır, ya da yaşadığını sandığın hayat seni sarmamıştır …..
Eh artık gelin kızın gusuruna bakılmaz… bildiği anladığı bu, yazmaya çalıştığını yazabildiyse ne mutlu ona… Ukalalık ettiyse affola…..Kalınız efenim sağlıcakla…
:friends:-
Telif Hakları vBulletin v3.5.4 © 2000-2009, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden :
.