PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Gözlem ve Tesbitlerim


darius
31-07-2006, 10:19
Arka BahÇe Forumu > Nadas Alanı > Dünya Hali > Gözlem-Tespit >



BİR MİLYON DOLARLIK MERCEDES'İ KIRMIZIYA BOYATAN TÜRK
En pahalı Mercedes'i boyattı

Gri rengiyle efsane haline gelen ve adı "Gümüş Ok"a çıkan 1 milyon dolarlık Mercedes SLR bir Türk müşteri isteyince kırmızıya boyandı. Bu pahalı otomobili bayrak kırmızıya boyatan Türk'ün adı sır gibi saklanıyor.


--------------------------------------------------------------------------------


Bir Türk, gümüş renkli efsane Mercedes'i kırmızıya boyattı

Gri rengiyle efsane haline gelen ve bu yüzden 'Gümüş Ok' olarak tanınan 1 milyon dolarlık SLR, bir Türk müşterisinin isteğiyle bayrak kırmızısına boyandı.

Mercedes-Benz'in efsanevi spor otomobili SLR'ın rengi bir Türk otomobilseverin isteği üzerine değiştirildi. Mercedes'e ilk uluslararası yarışı kazandıran efsane "Gümüş Ok"tan esinlenerek geliştirilen SLR, renk kataloğunda olmamasına rağmen Türk müşterisinin siparişi üzerine bayrak kırmızısına boyandı. Aslında Mercedes SLR modelininin ana rengi gri. Ancak, bunun yanı sıra siyah, lacivert ve yeşilin çeşitli tonlarından oluşan 13 renk seçeneği bulunuyor. Türk müşterinin siparişi üzerine üretilen kırmızı renkli SLR ise dünyada ilk olma özelliğine sahip olacak. Mercedes'in Almanya'daki merkezine sipariş veren Türk müşterinin ismi sır gibi saklanıyor. Ancak, yollarda kırmızı renkli bir Mercedes SLR görüldüğünde, efsanevi aracın rengini değiştirmeyi başaran bu Türk'ü tanıyacağız.

BOYASI KAZINMIŞ

Mercedes'e ilk uluslar arası yarışı kazandıran SLR'ın efsaneye dönüşmesinin nedenlerinden biri de rengiyle ilgili. Bu yüzden, bu aracın renginin bayrak kırmızına dönüşmesi büyük önem taşıyor. Daimler Benz'in ilk yarış aracının rengi beyazmış. Fakat ilk yarışta aracın ağırlığı 1.5 kg fazla çıkınca aracın boyasını kazımışlar ve hafifletmişler. Boyasız, metal alaşım rengindeki araç İtalya Brescia'daki ünlü yarışı kazanmış. Bunun uğur olduğuna karar verilmiş ve aracı bundan sonra hep gümüş renginde yapmışlar. Bir radyo kanalının yaptığı "Gümüş Ok" yakıştırması benimsenmiş ve bundan sonra SLR'a "Gümüş Ok" denilmiş.

KAPILAR YUKARI AÇILIYOR

Tasarım öğelerini Formula 1 ve efsanevi SLR spor otomobilinden alan Mercedes SLR, geleneğe uygun olarak yukarı doğru açılan kapılara sahip. Karbon elyafı ve alüminyumdan üretilen karoseri son derece hafif ve sağlam. Özel algılayıcılarla kontrol edilen ve seramik disklerin kullanıldığı fren sistemi durma mesafesini kısaltıyor.

SABAH



:kafasız:

darius
31-07-2006, 10:23
DÜŞÜK YAPAN SEDA SAYAN: BEBEK ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDECEK
Bebek çalışmalarına devam

Seda Sayan, sevgilisi Nihat Doğan ile gittiği Amerika tatilinden dönerken 3 haftalık bebeğini kaybetmenin acısını, Bodrum'da moral depolayarak atmaya çalışıyor.


--------------------------------------------------------------------------------



İkili, basın mensuplarına yakalanmamak için Bodrum'un tenha bir bölgesini seçti. Arkadaşlarının Kıyıkışlacık'ta bulunan Akarca Çiftliği'nde denize girip güneşlenen iki, bir anda gazetecileri karşılarında şaşırdı. Bu durum karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Sayan, önemli açıklamar yaptı. Bebeklerini kaybetmenin büyük üzüntüsünü yaşadıklarını belirten Sayan, "Hamile olduğumu bilmiyorduk. İkimiz de bebek çok istiyorduk. Bu yüzden kendime pek dikkat etmemiştim. Nihat benden daha fazla üzüldü. Ama bu bizi yıldırmayacak. Bebek çalışmaları devam edeceğiz" dedi.

Cenker TEZEL/HÜRRİYET


-search-.

darius
31-07-2006, 10:31
DOĞALGAZA ZAM KESİNLEŞTİ, ELEKTRİKTE TOP ERDOĞAN'DA
Doğalgaza zam bugün!

4 bakanın bugün yapacağı zirveden, doğalgaza yüzde 5-10 zammın çıkması kesin. Elektriğe zam yapılıp yapılmayacağına ise Başbakan Tayyip Erdoğan karar verecek.


--------------------------------------------------------------------------------

Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener başkanlığında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve Devlet Bakanı Ali Babacan'ın yapacağı zirveden, doğalgaza yüzde 5-10 aralığında bir zammın çıkması kesinleşti. Elektriğe, 3.5 yıl aradan sonra zam yapılıp yapılmayacağına ise Bakanlar Kurulu toplantısında Başbakan Tayyip Erdoğan karar verecek. Enerji sektörü, bugün 4 bakanın yapacağı zirveye odaklandı. Toplantıda, elektrik ve doğalgaz zammı ile otoprodüktörlerin talepleri değerlendirilecek. Toplantıda, bakanlar tarafından hazırlanacak paket, Bakanlar Kurulu'nda karara bağlanacak.

GÜLER'DEN BRİFİNG
Enerji Bakanı Güler, zirveye sektörün sorunları ve çözüm önerilerinin bulunduğu bir dosya ile gidecek. Güler, öncelikle enerji KİT'lerinin finansman yapısı hakkında bilgi verecek. Bakan Güler, BOTAŞ'ın, doğalgaz alım fiyatlarının kurlardaki artış ve maliyetler nedeniyle

yükseldiğini vurgulayacak. Güler, BOTAŞ'ın doğalgaza yaptığı zammı doğrudan devlete sattıkları alım garantili elektriğe yansıtan yap-işlet (Yİ), yap-işletdevret (YİD) santrallerinin, Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi'ni (TETAŞ) olumsuz etkilediğini kaydedecek. Güler, doğalgazın elektrik fiyatlarının aynı düzeyde tutulmasını zorlaştığını ifade edecek. Güler, otoprodüktörlerin üretimlerine devam etmesi için doğalgazda ÖTV, elektrikte TRT payı ve diğer paylarda düzenleme yapılmasının gerekliliğine dikkat çekecek.

BAKANLARA GİDECEK
4 bakan, daha sonra doğalgaza ve elektriğe yapılacak zammın toplumsal etkileri gibi temel konuların ışığında hazırlayacakları öneri paketini Bakanlar Kurulu'na sunacak. Doğalgaza en az yüzde 5-10 aralığında zam yapılmasına kesin gözüyle bakılırken, elektriğe, 3.5 yıl sonra zam yapılıp yapılmayacağına Başbakan Erdoğan'ın karar vereceği belirtildi.

En az yüzde 25 artmalı

ENERJİ, Maliye Bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve Hazine'nin geçen hafta yaptıkları toplantıda, doğalgaz alım fiyatının 250 dolardan 280 dolara çıktığı kaydedildi. BOTAŞ'ın, yıl sonuna kadar en az yüzde 25 zam yapması gerektiğini belirten yetkililer, "Müsteşarlar toplantısında, doğalgaza ağustos ayında zam yapılmasının gerekliliği teyit edildi" diyerek zammın kesinleştiğine işaret ettiler.


OLCAY AYDİLEK/SABAH


*sorry::

darius
31-07-2006, 15:36
GÜZEL ŞARKICI BEYONCE ÖPÜŞMEK İÇİN DERS ALDIĞINI AÇIKLADI!
Kitabına göre öpüşecek!

Seksi Şarkıcı Beyonce Knowles ilginç bir sırrını açıkladı. Beyonce, sevgilisiyle sıkıntı yaşadığı için öpüşme dersleri aldığını itiraf etti.
Beyonce Knowles, ilginç bir sırrını açıkladı. Seksi yıldız, uzun süreden beri birlikte olduğu sevgilisi Jay-Z ile öpüşürken sıkıntı yaşadığı için "öpüşmenin kuralları" ile ilgili ders almaya başladığını söyleyerek herkesi şaşırttı.


;:saskin

darius
31-07-2006, 15:39
'SİVİL ÖLDÜRMEK İSTEMİYORUM' DİYEN YÜZBAŞIYA HAPİS CEZASI

Yüzbaşı sivil öldürmeyi reddetti!
İsrail'de göreve çağrılan bir yedek subay, ''sivillere zarar veren operasyonlarda görev almak istemediği'' için 28 gün hapse mahkum edildi.

Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, 28 yaşındaki yüzbaşı
rütbeli Amir Paster, göreve çağrıldıktan sonra üssüne geldi ve
''Lübnan'da sivillere zarar veren operasyonlarda görev almak
istemiyorum'' dedi.

Bunun üzerine yargılanan subaya 28 gün hapis cezası verildi.

İsrail ordu sözcülüğü, subayı şiddetle kınadı ve askerlik görevini
reddetmenin çok ciddi bir suç olduğunu bildirdi.

Yapılan açıklamada, İsrail silahlı kuvvetlerinin şimdiye kadar
çok sayıda yedek askeri seferber ettiği ve katılım oranının çok yüksek
olduğu kaydedilirken, bir yedek subayın görevi reddetmesi ''münferit
bir vaka'' olarak nitelendirildi.

İsrail hükümeti, bir süre önce ordunun yedeklerle takviyesini
öngören bir karar almış, 15 bin dolayında yedek askerin göreve
çağrıldığı belirtilmişti.


:;ders

darius
31-07-2006, 15:43
SOSYETENİN ORTADOĞU SEYAHATİ SAVAŞ NEDENİYLE İPTAL EDİLDİ
Savaş, sosyetenin de planını bozdu

Sosyetenin tanınmış fertlerinin katılacağı, Kudüs'te dini mekânları ziyaret etme planı Ortadoğu'daki gerginliğin artması nedeniyle iptal edildi.

Nadire İçkale, aralarında Ceylan ve Demirören gibi sosyetenin tanınmış ailelerinin fertlerinin de bulunduğu 50 kişilik bir grupla, Kudüs'te dini mekânları ziyaret ekmeyi düşünüyordu. Ancak Ortadoğu'daki gerginliğin artması nedeniyle bu seyahat iptal edildi. Ziyaretin, Ortadoğu'daki gerginliğin ve Ramazan ayının bitiminden sonra düzenlemesine karar verildi. Esin Demirören konuyla ilgili olarak "Bazı arkadaşlarla Kudüs'e gitme kararı aldık. Ama karar aldıktan hemen sonra Ortadoğu'daki olaylar yaşanmaya başlandı. Biz de bu gergin ortamda gitmemeye karar verdik" dedi.

SABAH / ÇİĞDEM BAL


(..):

darius
31-07-2006, 15:45
'GEREKİRSE DENİZ AKKAYA'NIN DEĞERİ İÇİN BİLİRKİŞİ İSTERİM'
Akkaya için bilirkişi isteyecek

Eski İTO Başkanı Mehmet Yıldırım, Deniz Akkaya’nın kendisi aleyhine açtığı 100 bin YTL’lik tazminat davasına ’Deniz Akkaya ile 1 haftalık aşk için bir işadamı kaç para öderim’ belirlemek için mahkemeye bilirkişi çağırabileceğini söyledi.

ESKİ İTO Başkanı Mehmet Yıldırım, Deniz Akkaya ile mahkemelik durumunun sürdüğünü, son olarak magazin basınına Deniz Akkaya’nın ağzından yansıyan bilgilerin yanlış olduğunu söyledi. Ekonomi basını ile bir yemekte buluşan Yıldırım, "Son duruşmada hakim ’yeni kanuna göre aranızda anlaşabilirsiniz’ dedi. Akaya, ’basının önünde özür dilesin’ deyince ben de ’o kadar uzun boylu değil’ cevabını verdim. Eğer iş daha uzarsa bende (Deniz akkaya kaç para ediyor diye) bilirkişi isterim" dedi. Deniz Akkaya, bir röportajında "Bir işadamı bir haftalık aşk karşılığında bana 300 bin dolar teklif etti" demiş, Mehmet Yıldırım da "O kız değerini artırmak için yanlış taktik uyguluyor. İşadamı piyasa fiyatını bilir. Kimseye değerinden fazla vermez" demişti. Bunun üzerine Deniz Akkaya, Mehmet Yıldırım’ın aleyhine 100 bin YTL’lik tazminat davası açmıştı.

İTO’DA YÖNETİM DEĞİŞMEZ: Mehmet Yıldırım, geçen hafta İTO’da Ali Kopuz ile Bülent Barlak arasında patlak veren kavgayla ilgili olarak da "Bu kavga İTO tarihinde görülmemiş bir olay ve kurumu yıprattı. Ancak, bu kavgaya rağmen AKP iktidarı devam ettikçe İTO’da da mevcut yönetim değişmez. Kavga normal bir sonuç. Çünkü bu yönetim tavizlerle kurulmuştu. Ali Kopuz, Ferruh Gök, Bülent Barlak benim dönemimde de yönetim kurulundaydı. Bu 3 arkadaşa, önce ’Başkanvekili sen olacaksın’ diye söz verildi. Sonra da ’aranızda anlaşın birinizi başkanvekili yapacağız’ dediler. Beklentileri gerçekleşmemiş oldu ve kavga da bu yüzden çıktı" dedi.

ÇİVİ BİLE ÇAKMADILAR: İTO’nun mevcut yönetimini ’bir çivi bile çakamamakla’ suçlayan Yıldırım, "Görev yaptığım 15 yılda 5 okul, 1 kapalı spor salonu, ticaret odası binası, Formula 1 yaptık. Onlar ise miras yenmeye, kavga etmeye başladılar. Göreve geldiklerinden bu yana 11 kişilik yönetim kurulu olarak tam kadro toplanamadılar bile" diye konuştu.

Bernie alacağına bakar

Mehmet Yıldırım, Formula 1 yarışlarıyla ilgili görüşlerini de şöyle özetledi: "Ben görevi bıraktığımda kasada 15 milyon YTL vardı. Benden sonra ne oldu da harcama iki katına çıktı. Eğer bu projeyi tamamlamasaydık, Türkiye hem dünyaya rezil olacaktı hem de 38.5 milyon dolar zarara uğrayacaktı. Beni inşaat aşamasında yolsuzlukla suçlayanlara şimdi ben de diyorum ki ’peki madem ben o müteahhitle yolsuzluk yapmışım; peki yeni yönetim olarak siz neden aynı müteahhitle işe devam ettiniz?’. Türkiye’nin son 15 yılının en büyük projesi ne yazık ki şu anki yönetim tarafından zora sokuldu. Organizasyonu, başaramadılar. Sonra da ihaleye çıkardılar. Bernie Ecclestone ihaleye değil alacağı paraya bakar" dedi.


Sadi ÖZDEMİR/HÜRRİYET


:excited:

darius
31-07-2006, 15:50
SAKARYA'DA 10 GÜN ÖNCE AÇILAN DUBLE YOL ÇÖKTÜ!
10 günlük duble yol nasıl çöktü?

Adapazarı ile Karasu İlçesi arasında, ihalesi 1994 yılında yapılmasına rağmen 10 gün önce tamamlanarak açılan 50 kilometrelik duble yol, Ferizli-Limandere arasındaki bölümünde çökmeler meydana gelince trafiğe kapatıldı. Çökmelerin, bölgedeki toprağın balçık olmasından kaynaklandığı belirtildi

Karayolları 1'inci Bölge Müdürlüğü tarafından 1994 birim fiyatlarıyla 498 bin YTL'ye ihale edilen 50 kilometrelik duble yolun 20 kilometrelik Adapazarı- Ferizli arasındaki bölümü tamamlanıp hizmete açıldıktan sonra Ferizli-Limandere arasındaki 10 kilometrelik bölümü de 10 gün önce trafiğe açıldı.

Ancak yolun Sinanoğlu Beldesi yakınlarında yaklaşık 1 kilometrelik bölümünde araçlar geçmeye başlayınca çatlak ve çökmeler oluştu. Yaklaşık 10 santim büyüklüğündeki çatlaklar ve 30 santimlik çökmeler nedeniyle yol jandarma görevlileri tarafından tehlikeli olduğu gerekçesiyle trafiğe kapatıldı. Şu anda ulaşım eski yoldan sağlanıyor.

Çökmelerin yolun yapıldığı bölgedeki toprağın balçık olmasından kaynaklandığı belirtilirken, adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili, “Burada zeminin balçık olduğu biliniyordu. 10 metre kazıldığında balçık zemine rastlamak mümkün. Yolu buradan geçirmemeleri gerekiyordu. Ancak ısrarla balçık olan bölgede yol yapınca çökmeler oldu” dedi.

Yolun kontrolörlüğünü yapan Karayolları 17'nci Şube Şefliği'nde görevli inşaat mühendisi Ömer Kartal ise kapatılan yolun onarım çalışmaları yapıldıktan sonra tekrar trafiğe açılacağını söyledi.


DHA



:kirmizikart:

darius
31-07-2006, 15:53
KARL MARX TRABZON'DA DOĞSAYDI.... İŞTE O ESPRİLER
Karl Marx laz olsaydı!

Mizahçı ve senaryo yazarı Yılmaz Okumuş'un, “Karl Marx Trabzon'da doğsaydı” fikrinden yola çıkarak yazdığı “Laz Kapital” adlı kitabı, fıkra tadında yazılardan oluşuyor.


Gırgır, Nankör, Hıbır, Ustura ve Küstah gibi mizah dergileri ile İnce İnce Yasemince, Kaygısızlar, Baskül Alise ve Tatlı Kaçıklar gibi dizilerin senaryo yazarı olarak tanınan Yılmaz Okumuş, “Laz Kapital” kitabında, hayatın farklı alanlarından konuları, Karadeniz'in kendine özgü şivesi ve düşünce tarzıyla ele aldı. Okumuş, “Laz düşünür” olarak tasavvur ettiği “Laz Marx”ın yanı sıra, Küstah dergisindeki tipleme “Mustafa Kamil Zorti, Tonyalı Hoca ile asistanı Süleyman, Hakan Şükür, Mustafa Topaloğlu gibi ”otorite”lerin de “Laz Kapital” hakkındaki düşüncelerine veriyor.

-KİTAPTAN BAZI BÖLÜMLER-

Okumuş'un “Laz Kapital”inde, Karl Marx'ın metanın kullanım ve değişim değerine ilişkin tezleri mizahi dille şöyle anlatılıyor:
“Efendum meta iki yönlidur. Kullanum değeri ve değişum değeri vardur. Baluk Pazarinun orada bizum uşaklari bir araya toplayup buni örneklerle açuklamak istedum. Foter Osman'i koni mankeni yaptum. 'Ula Foter Osman, 20 kilo hamsin var tamam mi?' 'Tamam Laz Marks emice.' 'Şimdi buni 20 metre kumaşla değişturmek isteyisun...' Ula bu dingil tutturdi, “ben değişturmem, hamsimi kimseye vermem'. Ula eşşeğun önde gideni, haburaya size Laz Kapital'un can damari olan bir koniyi, değişum değerini açuklayacağum, bu tutturmiş 'değişturmem' diye. Bizum örnek yatti tabii. Keşke hamsi örneği vermeseydum.

Efendum tahmin edeceğunuz gibi metayla-metayi değişturmek içun 20 kilo hamsiyi sirtuna vurup çarşu pazar gezinmek berbat bir iştur. Haydi 20 kilo hamsiyi taşidun ya 20 tane beyuk kütüğün varsa. Ula kütüğü nasil taşiyacaksun? Kütüğün değişim değerini hayata geçurmek, Asteruks ve Hopdeduks dişindaki insan evladi içun imkansuzdur.

Uzatmiyayim, soninda bütün metalarun yerine geçecek ortak bir değişum değeri bulundi; para. Böylece o zamana kadar sirtinda 20 kilo hamsiyle, 40 kilo tuzla gezinmekte olan insanluk beyuk bir zahmetten kurtulmiştur. Bakunuz, bel ve sirt ağrilari, disk kaymasi paranun bulunmasindan sonra giderek azalmiştur. Ta ki hali saha denen lanet buluşa kadar.”

Yılmaz Okumuş, kitabın kısa sürede ikinci baskısını yapmasının, ”mizahın yadsınmaz gücünü ortaya koyduğunu” söyledi.


HÜRRİYET


:;kahkaha

darius
31-07-2006, 15:56
İŞTE İSTANBUL'DA BU GECEKİ PARTİ VE KONSERLER!
İstanbul'da bu gece



22.30 Olmeca Jaguar Party
Ünlü manken Şenay Akay, Kuruçeşme Sapphire'de "Olmeca Jaguar Party"de dans şovuyla tanıtım yapıyor.

21.00 - Goran Bregoviç konseri
Dünyaca ünlü sanatçı Goran Bregoviç, üç dinin müziklerini Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda buluşturuyor. Sanatçının konserine üç dinden müzisyenler de katılıyor.

22.30 - Aylin Aslım & Hayko Cepkin konseri
Genç sanatçı Aylin Aslım ve Hayko Cepkin, Shiny'de hayranlarının karşısına çıkıyor.



:ds:*

darius
03-08-2006, 12:02
CEM HAKKO SEVGİLİSİ RONIT GÜLCAN'LA GÖCEK'TE TATİLDE
Cem Hakko'nun Göcek kaçamağı

Cem Hakko ile uğruna 24 yıllık eşi Bettina Hakko'dan boşanmaya karar verdiği sevgilisi Ronit Gülcan, Göcek'teki tatilleri sırasında objektiflere yakalandı. Büyük aşk bu karelerle ilk kez gözler önüne serildi.

Üç çocuğunun annesi Bettina Hakko'dan boşanmak üzere mahkemeye başvurduğunu söyleyen Cem Hakko, ayrılığa sebep olarak gösterilen Ronit Gülcan'la Göcek'in Sarsala Koyu'na demirlediği Apremare adlı teknesinde baş başa tatil yapıyor.


Cem Hakko ile yaklaşık bir yıldır beraber olduğu Ronit Gülcan, birlikte ilk kez Şamdan Plus dergisinden Orhan Merdivan'ın objektifine yakalandı. Görüntülendiklerinden habersiz olan çift, gün boyunca sarmaş dolaştı. Denizden çıkarken birbirlerine öpücük veren, güneşten korumak için birbirlerinin sırtına güneş kremi süren çiftin yaşadıkları aşk, fotoğraf karelerine işte böyle yansıdı.


Not,Fotolar tarafımdan sansür edildi. :;ohohoh

darius
03-08-2006, 12:04
GÜL, W. POST'A YAZDI: ABD NEDEN BU KADAR ACIYA GÖZ YUMUYOR?
ABD acılara neden göz yumuyor?

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Lübnan’da devam eden trajedinin, ABD’nin özgürlük ve adalet konularındaki liderlik mirasına ilişkin dünyada sorular uyandırdığını ve Orta Doğu’nun demokratik dönüşümüne yönelik umutların da paramparça olmasına yol açtığını belirtti.

Gül, ABD’nin en önemli gazetelerinden The Washington Post’ta yayımlanan makalesinde, "Lübnan’da gözümüzün önünde gelişen ağır trajedi ve üç haftadır süren acılardan sonra uluslararası toplumun bunu hala sona erdirememesi, maalesef ABD’nin özgürlük ve adalet konularındaki gururlu mirasına ilişkin sorular uyandırıyor. Benim neslim, demokrasinin yüksek değerlerinin yanında duran bir ABD imajıyla büyüdü. Bu nazik, kibar ulus görüntüsü, Lübnan’daki olaylar gelişirken dünyanın her yerinde milyonlarca insanın bunu korkuyla izlediği bir ortamda donuklaşıyor" dedi.
Bugün Lübnan’daki yıkımın canlı görüntülerinin dünyada evlerin içinden izlendiğini ve Beyrut sokaklarını vuran her bombanın aslında her yerde insanların vicdanlarını da vurduğunu belirten Gül, şunları kaydetti:
"Dünyanın her yerinde aynı soru soruluyor: Tek başına bu trajediyi durdurma imkan ve kabiliyetine sahip olan dünyanın tek süper gücü, insanların bu kadar acı çekmesine neden göz yumuyor ve merhamet çağrılarını neden karşılıksız bırakıyor?" Gül, "Bizim, ABD ve diğer müttefiklerle binbir çabayla geliştirilmesine uğraştığımız Orta Doğu’nun demokratik dönüşümüne yönelik umutlar da bölge insanlarının yaşamları gibi paramparça oluyor" ifadesini kullandı.
Ortaya çıkan derin öfke duygusunun, sorumlu hükümetleri, halklarının haklı yere ortaya çıkan kızgınlıklarıyla başa çıkma gibi zorlu bir sınavla karşı karşıya bıraktığını ve bu ortamda radikallerin ve fanatiklerin, eylemlerini haklı göstermeye ve etkilerini genişletmeye çalıştığını belirten Gül, "Kimsenin buna izin vermeye hakkı var mı?" diye sordu.
Bu durumun, uygarlıklar arasında gereken diyalog ve anlayışa yardımcı olmadığını kaydeden Bakan Gül, bu enformasyon devrinde yüksek ahlaki değerleri korumanın her zamankinden daha gerekli olduğuna dikkat çekerek, "Kolektif vicdanımızın günlerdir bize yapmamızı söylediği şey için hepimizin harekete geçmesi gerekiyor" dedi.
Gül, "Asimetrik tehditlerle karşılaşıldığında güvenliğe ilişkin klasik kavramlarımızın sınırlı kaldığını Lübnan’da bir defa daha gördük. Gerçek şu ki orantısız ve ayırımsız güç kullanılması, zor durumları daha da zorlaştırırken, hiç kimsenin güvenliğini de artırmıyor" ifadesini kullandı.
Mevcut kriz için tek çözüm yolunun, Orta Doğu’da çıbanlaşan sorunların temeline ve bu çatışmanın kökenine inecek şekilde uluslararası toplumun kararlı şekilde eyleme geçmesi olduğunu belirten Gül, "Etkili olabilmesi için başkalarından uymaları istenen değerlere kendisi de uyan gerçek bir liderlik gerekiyor" dedi.


:confused:

darius
03-08-2006, 14:20
Galatasaray Kulübü, kozmetik sektöründe ''sarı-kırmızı'' adının kullanım hakkını Fonex firmasına kaptırdı.

Futbol Extra Dergisinin Ağustos ayı sayısında yer alan habere
göre, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un renklerinin kullanım haklarını
tescil ettirmesine karşın, Galatasaray'ın ''sarı-kırmızı'' adının
kullanım hakkını elinden kaçırdığı kaydedildi.

''Sarı-lacivert'' markasının tescilini Fenerbahçe Spor Ürünleri
Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin, ''bordo-mavi'' adının tescilini de
Trabzonspor Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş'nin elinde bulundurduğu
belirtilirken, ''sarı-kırmızı'' isminin kullanım hakkını kozmetik
sektöründe Fonex firmasının aldığı ifade edildi.


:kafasız:

darius
03-08-2006, 14:23
Hürriyet Gazetesi Yazarı Şükrü Kızılot'un köşe yazısı...

BAŞLIĞI okuyunca "IMF’nin müdahale etmediği bir evimiz kalmıştı. Şimdi sıra ona mı geldi?" diye tepki göstereceğinizi tahmin ediyorum.

Haklısınız.. IMF böyle, herşeye karışıyor.

"Asgari ücret yüksek düşürün" diyor. "Emekli aylıklarına vergi" öneriyor, "ücretlilere vergi iadesi uygulamasının 2007’den itibaren kaldırılmasını" istiyor.

IMF ,geçen hafta 1,9 milyar dolarlık kredi dilimini serbest bıraktı. Bunu yaparken de bazı kritik önlemler alınmasını istedi. Örneğin; sağlık harcamalarında 2,1 milyar YTL tasarruf, diğer bütçe ödeneklerinden 1,3 milyar YTL bloke edilmesi, TMO’ya Hazine desteği verilmemesi, 2006’da yüzde 6,5 faiz dışı fazla hedefi, büyüme, cari açık, özelleştirme ve daha birçok konularda kritik önlemler alınmasını istedi.

EV VE ARSA KISKACI

Son niyet mektubunda, vergilerle ilgili de bir dizi uyarı var. Mortgage kredi faizlerinin matrahtan indirilmemesi, KDV iadeleri, serbest meslek kazancı istisnasının daraltılması derken bir önerisi de gayrimenkul satışlarıyla ilgili...

IMF niyet mektubunda; ev, dükkan, büro, arsa ve arazi satışlarında, alıcı ve satıcının ödediği (halk arasında alım-satım vergisi diye bilinen) tapu harcının dışında, ayrıca gelir vergisi alınmasını da istiyor.

Mevcut sistemde, bir gayrimenkul iktisap (yani edinme) tarihinden itibaren dört yıl içinde elden çıkartılırsa, aradaki fark "değer artışı kazancı" olarak gelir vergisine tabi. Bu süre geçtikten sonra satılırsa gelir vergisi yok (Gelir Vergisi Kanunu Mükerrer Md. 80/6).

IMF son niyet mektubunda bu sürenin uzatılmasını, örneğin 8-9 yıla çıkartılmasını istiyor.

IMF’nin isteği doğrultusunda, yasa çıkarsa, vatandaş yandı!..

Başını sokmak için, borç harç küçük bir ev alabilen 5-6 yıl sonra da bunu satıp, biraz da borçlanıp biraz daha büyük ev alabilmek iyice zorlaşacak. Evini hastalık vb. ihtiyaç için satan bile gelir vergisi ödeyecek.

IMF’nin talimatı uyarınca çıkacak kanuna göre; 8-9 yıl sonra satılan ev nedeniyle, yüklü bir kazanç vergisi ödenecek. Ev, mortgage yoluyla ya da bir bölümü banka kredisi kullanmak suretiyle alınırsa, ödenen faizler, izleyen ay ve yıllarda vergi matrahından düşülemeyecek!..

Böyle olunca, ev almak da satmak da iyice zorlaşacak...

IMF VE TÜRKİYE GERÇEKLERİ

IMF’nin önerilerine ya da karşı çıktığı bazı konulara bakıyoruz. Türkiye ile ilgili tahminleri ya da önerilerinin, Türkiye gerçekleri ile bağdaşmadığını görüyoruz. İşte birkaç örnek;

- Vergi Barışı olayında, "Siz en fazla 750 trilyon lira toplayabilirsiniz" dediler. Sonuçta 4 katrilyon lira civarında para toplandı. IMF yüzde 10-15 değil ,yüzde 400 civarında yanıldı.

- Asgari ücret yüksek, indirilsin deniliyor. Oysa ülkemizde asgari ücret net 380 YTL, açlık sınırı 573 YTL. Yoksulluk sınırı da 1.868 YTL!.. Özetle ödenen asgari ücret yoksulluk sınırının bile altında... İşçi sendikaları da uyuyunca, IMF "asgari ücreti düşürün" diyebiliyor.

- Kayıtdışı almış başını gidiyor. Önce emeklilerde fiş ve fatura toplamayı kaldırttılar. Şimdi sıra ücretlilerde... Oysa, belge toplamak kayıt dışını önlemede çok önemli.

- Turizmde KDV yüzde 18’den 8’e indirilmek istenildi. IMF buna da karşı çıktı. Oysa, rakiplerimiz olan Avrupa ülkelerinde turizmdeki KDV oranı, genel KDV oranının üçte biri ya da yarısı kadar. Örneğin İsviçre’de 3.6, Portekiz’de 5, Fransa’da 5.5, Hollanda’da 6, İspanya’da 7, Yunanistan’da 8... Bizde ise 18. IMF bize "indirim olmaz" derken, rakip ülkeleri görmezlikten geliyor. Turizmin durumu ortada, ilk 6 ayda turizm gelirleri, geçen yılın gerisinde kaldı...

Özetle, IMF Türkiye’nin gerçeklerini, dışarıdan bizim kadar göremez. İnandığımız konularda, telkin edileni değil, doğru olanı yapmalıyız.


-search-.

darius
03-08-2006, 14:24
İRAN, 12 MİLYON VARİL DEPOLANMIŞ PETROL SATTI
İran, deniz altına depoladığı 12 milyon varil petrol sattı.

İran Offshore Petrol Şirketi İthalat ve İhracat Koordinasyon Başkanı Mahmut Baharvand, bir İran gazetesine yaptığı açıklamada, deniz altındaki sahalarda tankerlerle depolanan yaklaşık 12 milyon varil petrolü sattıklarını söyledi.

Gazete, petrolün büyük bir kısmının petrol devi Shell ve Hindistan tarafından satın alındığını bildirdi.

Şirketin üst düzey bir başka yetkilisi de İran'ın depolanmış petrolünün yaklaşık yarısını sattığını, diğer yarısının ise Ağustos ayında satılmasının beklendiğini ifade etti.

İran'ın depolanmış ham petrolünün kalitesinin oldukça düşük olduğunu belirten tüccarlar, bu miktardaki petrolün ciddi bir indirimle satılmış olabileceği yorumunda bulunuyor.

İran'ın deniz altına depoladığı yaklaşık 20 milyon varil petrol, dünyanın günlük petrol talebinin yaklaşık dörtte birini oluşturuyor.


:carate:

darius
04-08-2006, 14:53
CEM HAKKO SEVGİLİSİ RONIT GÜLCAN'LA GÖCEK'TE TATİLDE
Cem Hakko'nun Göcek kaçamağı

Cem Hakko ile uğruna 24 yıllık eşi Bettina Hakko'dan boşanmaya karar verdiği sevgilisi Ronit Gülcan, Göcek'teki tatilleri sırasında objektiflere yakalandı. Büyük aşk bu karelerle ilk kez gözler önüne serildi.

Üç çocuğunun annesi Bettina Hakko'dan boşanmak üzere mahkemeye başvurduğunu söyleyen Cem Hakko, ayrılığa sebep olarak gösterilen Ronit Gülcan'la Göcek'in Sarsala Koyu'na demirlediği Apremare adlı teknesinde baş başa tatil yapıyor.


Cem Hakko ile yaklaşık bir yıldır beraber olduğu Ronit Gülcan, birlikte ilk kez Şamdan Plus dergisinden Orhan Merdivan'ın objektifine yakalandı. Görüntülendiklerinden habersiz olan çift, gün boyunca sarmaş dolaştı. Denizden çıkarken birbirlerine öpücük veren, güneşten korumak için birbirlerinin sırtına güneş kremi süren çiftin yaşadıkları aşk, fotoğraf karelerine işte böyle yansıdı.


Not,Fotolar tarafımdan sansür edildi. :;ohohoh



VAKKO %6 artıda...hisse de aşka geldi galiba

işte gözlem işte tesbit ;)

darius
04-08-2006, 16:22
İtalya'nın turistlik merkezi Riccione'de Müslüman ve baş örtülü kadın turistlerin yoğun isteği üzerine "tesettür plajı" açıldı.

Riccione Belediyesi turizm konseyi başkanı Loretta Villa, "Her türlü isteğe cevap verecek kadar uzun bir kumsalımız var. Eğer müşterilerimizin isteklerini yerine getiremezsek ayakta kalamayız" dedi.

Villa ayrıca bu bölümlerde sadece kadın çalışanların görev yapacağını da belirtti.

SABAH

:rolleyes:

darius
04-08-2006, 16:38
04.08.2006 16:14 - IRAN, PETROLUN VARIL FIYATININ 100 DOLARA CIKACAGINI ONGORUYOR

iran, petrolun varil fiyatinin 100 dolara cikacagini ongoruyor


dunyanin 4. buyuk petrol ureticisi
iran, gelecek kisham petrolun varil fiyatinin 100 dolari bulacagini
ongoruyor.
dogal gaz boru hattiprojesi uzerinde gorusmelerdebulunmak uzere
hindistan a gelen iran petrol bakan yardimcisi dr. nejad huseyinyan,
orta dogu da yasanan gerginlikler nedeniyle petrol fiyatlarinin
artmaya devam etmesini beklediklerini soyledi.
huseyinyan, nukleer programi nedeniyle batiyla yasanan gerginlik
nedeniyle iran in petrol ihracatini kesme ihtimalinin bulunmadigini da
soyledi.


bkz.15 no'lu gönderi ;)

darius
08-08-2006, 11:36
Galatasaray Kulübü, kozmetik sektöründe ''sarı-kırmızı'' adının kullanım hakkını Fonex firmasına kaptırdı.

Futbol Extra Dergisinin Ağustos ayı sayısında yer alan habere
göre, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un renklerinin kullanım haklarını
tescil ettirmesine karşın, Galatasaray'ın ''sarı-kırmızı'' adının
kullanım hakkını elinden kaçırdığı kaydedildi.

''Sarı-lacivert'' markasının tescilini Fenerbahçe Spor Ürünleri
Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin, ''bordo-mavi'' adının tescilini de
Trabzonspor Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş'nin elinde bulundurduğu
belirtilirken, ''sarı-kırmızı'' isminin kullanım hakkını kozmetik
sektöründe Fonex firmasının aldığı ifade edildi.


:kafasız:


Bu gözlem-tebitten sonraki iki işlem gününde %40 a varan düşüş yaşadı.

:carate:

darius
31-08-2006, 09:14
“Nükleer silahtan vazgeçmeyiz”

31 Ağustos, 2006 00:06:00 (TSİ)


Batı ile gerginlik tırmanırken, İran füze denemelerini ve tatbikatları hızlandırdı
İLGİLİ HABERLER
• Ahmedinecad Bush'a meydan okudu

• "Nükleer yakıt çalışmalarına devam"

• İran nükleer programda 'kararlı'

• İran'ın çözüm için ABD'den talepleri var

• ABD: "İran istihbaratımız zayıf"


Birleşmiş Milletler’in, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması için tanıdığı süre bugün doluyor.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Avrupa'ya, İran'a ambargo uygulama yoluna başvurmaması çağrısında bulunarak, 'böyle bir cezanın İran'ı nükleer silah programından vazgeçiremeyeceğini’ söyledi.

İran devlet televizyonunun haberine göre, Ahmedinecad, Tahran'a ziyarette bulunan İspanya eski Başbakanı Felipe Gonzales ile görüşmesinde, Avrupa'nın ABD'nin önerilerini yerine getirmemesi gerektiğini belirtti.

İran Cumhurbaşkanı ''ambargolar, İran ulusunu, ilerleme yolundaki yüce amaçlarına ulaşmaktan vazgeçiremez. Dolayısıyla Avrupa bağımsız olarak karar almalı ve sorunları müzakereler yoluyla çözmeli'' dedi.

ABD: “Tahran saatiyle sona erecek”

ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Bolton ise, İran'ın nükleer faaliyetlerini 31 ağustos itibariyle askıya almaması durumunda, BM'nin 1696 sayılı kararına uymamış sayılacağını belirtti.

Gazetecilerin İran'la ilgili soruları üzerine, ABD Büyükelçisi Bolton, daha önce de pek çok kez söylediği gibi, İran'ın 31 ağustos tarihini geçirmeden tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almasını beklediklerini kaydetti.

İran'a verilen sürenin Tahran saatiyle mi yoksa New York saatiyle mi dolacağının sorulması üzerine, Bolton, sürenin Tahran saatiyle geceyarısı sona ereceğini vurguladı.

Bolton, İran'ın bu karara uymaması halinde, BM'nin beş daimi üyesi ile Almanya'nın dışişleri bakanlarının, İran'a karşı yaptırım almak için BM'ye başvuracaklarını söyledi.

BM 31 ağustosa kadar zaman tanımıştı

BM Güvenlik Konseyi, İran'dan, nükleer yakıt çalışmalarını 31 ağustosa kadar durdurmasını istemiş, aksi takdirde yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunmuştu.

Batı, İran'ı, nükleer silah üretmeye çalışmakla suçluyor. İran ise nükleer çalışmalarının barışçıl olduğunu iddia ediyor.

Kesin bir cevap vermemekle birlikte Tahran'ın faaliyetlerine devam etme yolunu seçeceği tahmin ediliyor.

Bu durumda BM Güvenlik Konseyi üyeleri, İran'a ekonomik ve siyasi yaptırım uygulamayı görüşecek.

Bu arada, İran, askeri Zülfikar Darbesi Tatbikatı çerçevesinde füze denemelerini de sürdürüyor.

İran ordusu tahrip gücü yüksek ve uzun menzilli yeni bir füzeyi denemesi yaptı. Füzenin menzilinin kaç kilometre olduğu açıklanmadı.



:carate:

darius
31-08-2006, 09:16
İnternetten 'bedava' müzik


Universal Music tüm arşivini ücretsiz kullanıma açıyor


30 Ağustos, 2006 11:43:00 (TSİ)


Dağıtım ücretsiz gerçekleşecek
ABD müzik devi Universal, kendine bağlı tüm sanatçıların eserlerini internetten ücretsiz dağıtmaya karar verdi. Karar, başta Apple olmak üzere, birçok şirketin tepkisini çekti.

Universal, kararı "korsanlar da tüketicidir" prensibiyle aldı.

Müzikleri şimdilik sadece ABD'li ve Kanadalı internet kullanıcıları indirebilecek.

Universal arşivini 'Spiralfrog' adlı yeni bir şirket üzerinden açacak. Sanatçıların telif ücreti sorunuysa reklamla çözülecek.

Reklam geliri Universal, Spiralfrog ve sanatçılar arasında paylaştırılacak.

Dünya müzik piyasasının yüzde 25'ini elinde tutan Universal Music, 1 milyondan fazla eserin telif hakkına sahip.

Ancak bu gelişme, internet üzerinde ücretli müzik indirilmesini sağlayan, başta Apple olmak üzere birçok şirketi rahatsız etti.

Apple, bu piyasanın yüzde 70'ini elinde tutuyor ve kullanıcılardan ücret alıyor.


:;ohohoh

darius
31-08-2006, 09:19
Elektrik dağıtımında özelleştirme başlıyor

30 Ağustos, 2006 16:42:00 (TSİ)


Elektrik dağıtım bölgeleri için son teklif verme tarihi 15 aralık
Gonca Şenay / CNN TÜRK

Yaklaşık iki yıldır üzerinde çalışılan elektrik dağıtım bölgelerinin özelleştirmesi başlıyor. Özelleştirme İdaresi üç dağıtım bölgesinin özelleştirmesi için gazetelere ihale ilanı verdi.

Buna göre Özelleştirme İdaresi, yarın gazetelere vereceği ilanlarla, Ankara, İstanbul’un Anadolu yakası ve Sakarya elektik dağıtım şirketlerini ihaleye çıkaracak.

Elektrik dağıtım bölgeleri için son teklif verme tarihi 15 aralık olarak belirlendi.

Ankara, Kırıkkale, Zonguldak, Bartın, Karabük, Çankırı ve Kastamonu illerini kapsayan Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş., Sakarya, Bolu, Düzce ve Kocaeli illerini kapsayan Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş. ve İstanbul’un Anadolu yakası özelleştirilecek ilk elektrik dağıtım bölgeleri olacak.

Katılımcılar 4 eylül 2006 tarihinden itibaren 15 bin dolar karşılığında özelleştirme ihalesinden ihale şartnamesini satın alabilecek. İhale için geçici teminat tutarı ise 10 milyon dolar olarak belirlendi.

Doğan, Doğuş, Zorlu, Sabancı, Koç Alarko gibi Türkiye'nin dev holdinglerinin katılacağı ihalenin 2006 yılı içinde yapılması planlanıyor.

Sanayi yoğunluklu abonelerin yer aldığı Sakarya bölgesi ve elektrik tüketiminin en yoğun olduğu İstanbul ve Başkent bölgeleri yatırımcıların en çok ilgi gösterdiği bölgeler arasında yer alıyor. Özelleştirme İdaresi'nin diğer bölgeleri de gruplar halinde ihaleye çıkarması bekleniyor.

Elektrik özelleştirmesi kapsamında 20 dağıtım bölgesi bulunuyor.

Özelleştirme kapsamındaki bölgeler

Dicle, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Batman, Şırnak, Vangölü Bitlis, Hakkari, Muş, Van, Aras Ağrı, Erzincan, Erzurum, Kars, Bayburt, Ardahan, Iğdır, Çoruh Artvin, Giresun, Gümüşhane, Rize, Trabzon, Fırat Bingöl, Elazığ, Malatya, Tunceli, Çamlıbel Sivas, Tokat, Yozgat, Toroslar Adana, Mersin, Osmaniye, Hatay, Gaziantep, Kilis, Başkent Ankara, Kırıkkale, Çankırı, Kastamonu, Bartın, Zonguldak, Karabük, Sakarya Sakarya, Kocaeli, Düzce, Bolu, Akdeniz Antalya, Burdur, Isparta, Gediz İzmir, Manisa, Uludağ Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Yalova, Meram Konya, Kırşehir, Nevşehir, Aksaray, Karaman, Niğde, Ayedaş İstanbul ili Anadolu Yakası, Osmangazi Afyon, Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Uşak, Menderes Aydın, Denizli, Muğla, Göksu Adıyaman, Kahramanmaraş, Yeşilırmak Amasya, Çorum, Ordu, Samsun, Sinop, Trakya Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Boğaziçi İstanbul'un Avrupa yakası.


:;dedektif

darius
31-08-2006, 09:21
Bush döneminde ilk kez yoksul sayısı artmadı

29 Ağustos, 2006 21:17:00 (TSİ)


Bush, 'zenginleri kayıran ekonomi modeli' yürütmekle eleştiriliyor
ABD'de Başkan George Bush'un göreve başladığı 2000 yılından bu yana ilk kez, geçtiğimiz yıl yoksulların sayısı bir önceki yıla göre artış göstermedi.

ABD Sayım Bürosu’nun açıklamasında 2005 yılında yoksulluk içinde yaşayan ABD yurttaşlarının 37 milyon olduğu, bu rakamın 2004 yılındaki yoksul sayısı ile aynı olduğu belirtildi.

Bu rakamlar, yeterli sağlık bakımı, beslenme, barınma ve çocuk yetiştirme imkanlarından yoksun kişi ve aileler olarak tanımlanan yoksulların ABD nüfusunun yüzde 12.6'sının oluşturduğunu gösteriyor.

Muhalifleri tarafından 'zenginleri kayıran ekonomi politikaları yürütmek' ile suçlanan Bush'un başkanlığı sırasında, ABD'deki yoksulların sayısal ve oransal olarak, geçtiğimiz yıl istisna olmak üzere, her yıl bir öncekine göre yavaş ama düzenli bir artış gösterdiği kaydediliyor.


:confused:

darius
08-09-2006, 15:23
8 Eylül 2006
Petrol müjdesi

A.A.

TPAO Genel Müdürü Osman Saim Dinç, Suriye sınırında açılan 7 kuyuda petrol bulunduğunu belirterek, 10 kuyu daha açmayı programa aldıklarını bildirdi.

Batman TPAO Kristal Park'ta yapılan TPAO koordinasyon kurulu toplantısı sonrasında açıklama yapan Dinç, toplantının verimli geçtiğini ve önemli kararlar aldıklarını söyledi. Batman, Adıyaman ve Trakya Bölge Müdürlüklerinin yanı sıra genel müdürlükten daire başkanları ve uzmanların da katılımıyla 65 kişiyi bulan koordinasyon kurulunda, Türkiye'deki petrolün durumu ve yapılan teknik çalışmaları ele aldıklarını kaydeden Dinç, Silopi-Nusaybin arasındaki Suriye sınırında açtıkları 7 kuyuda da petrol bulunduğunu belirtti. Dinç, şu bilgileri verdi:

“Petrol bulunan kuyulardaki petrol üretimi diğer kuyuların üretiminin üzerindedir. Bölgede 8. kuyunun sondajına başladık. Sondaj yaptığımız yerlere Çamurlu ve Kozluca üretim sahalarımız yakın mesafede. Bu nedenle de altyapımız hazır. Petrol boru hatlarımız var. Petrol çıkar çıkmaz hemen bu borulara aktarıp üretime kazandırıyoruz. Aynı bölgede 10 kuyuyu daha programa aldık. Hemen hemen her ay 1 kuyu temposuyla gidiyoruz.”

“KARADENİZ HEYECAN VERİYOR”

Dinç, Karadeniz'de güzel ve heyecan verici çalışmaların yapıldığını belirtti. Kırklareli-Artvin arasında 2004 yılından itibaren yoğun arama programı başlattıklarını kaydeden Dinç, şöyle konuştu:

“Karadeniz'de çok güzel şeyler, heyecan verici şeyler gözüküyor. Onun üzerine yoğun bir emek ve büyük bütçelerle gidiyoruz. 2004 yılında Akçakoca açıklarında bir doğal gaz keşfi vardı, denizde... 2 yıldır çok hızlı şekilde onu üretime almaya çalıştık. Deniz tabanında 12-13 kuyu açtık. Bugünlerde üretim platformları kuruluyor. Birinin montajı bitti. 2'si önümüzdeki günlerde bitecek. Deniz tabanına boru hatları çekilecek. Akçakoca sahile depolama tesisi kuruyoruz. Gazı oraya alıp tozu, nemi ayıklanacak, ıslah edilecek. Islah edilecek gaz daha sonra boru hattıyla Düzce'den geçen BOTAŞ hattına verilecek. Onun da borularını döşeyip, bağlantısını yaptık. Kasım ayında, Karadeniz'in ilk ticari değeri olan gazını, BOTAŞ hattına bağlayıp ülke ekonomisine kazandıracağız.

HEDEF GÜNLÜK 100 BİN VARİL

Dinç, TPAO olarak Türkiye ve yurtdışındaki petrol üretiminden günlük 72 bin varil üretim gerçekleştirdiklerini belirtti.
İki yıl sonra günlük üretimi 100 bin varile çıkarmayı hedeflediklerini söyleyen Dinç, geçen sene 21 milyon varil petrol üretimi gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

Dinç, “TPAO'da son 15 yılda yurtiçi yatırım bütçesi yıllık ortalama 50 milyon dolar seviyesindeydi. Geçen sene 220 milyon dolar harcadık. Bu yılki bütçe 320 milyon dolar. Gelecek seneki bütçemiz ise 420 milyon dolar olacak ve 35 sondaj kuyusu açılacak. Daha da büyümek istiyoruz. Ulaşamadığımız yerlere ulaşmak istiyoruz.”

Dinç, Batman bölgesinde 2001 yılında 3 kuyuda sondaj yapılırken, 2002 yılında 4, 2003 yılında 6, 2004 yılında 15, 2005 yılında 19 kuyu, bu yıl ise 30 kuyu açtıklarını kaydeden Genel Müdür Dinç, gelecek yılki hedeflerinin ise 35 kuyu olduğunu sözlerine ekledi.


;)

darius
11-09-2006, 16:11
Ayıdan korkan 265 koyun uçurumdan atladı

A.A

Ağrı'nın Eleşkirt ilçesinde, önlerine çıkan ayıdan ürken koyunların uçurumdan atlaması sonucu 265 koyun telef oldu.

Iğdır'dan Eleşkirt ilçesinde bulunan Yukarı Kopuz Köyü Siyah Taş Yaylası'na gelen yaylacılar, koyunlarını yaylaya 3 kilometre uzaklıktaki boş arazide otlattıkları sırada gece saatlerinde bir ayının koyunları ürküttüğünü ve koyunların uçurumdan atladığını iddia ettiler.

Yaylacılar, 13 aileye ait 265 koyunun ayıdan ürkerek uçurumdan atlayıp telef olduğunu belirterek yetkililerden yardım isterken, koyunların telef olduğu araziye gelen kadınlar, saatlerce koyunların başında ağıtlar yakıp göz yaşı döktü.
Ayı vurma yasağı nedeniyle çaresiz kaldıklarını, bu nedenle de tüm varlıklarını yitirdiklerini vurgulayan yaylacılardan Musa Turan, konuyla ilgili Eleşkirt Kaymakamlığına dilekçe vereceklerini ve zararlarının karşılanmasını beklediklerini ifade etti.

Gece saatlerinde ortaya çıkan bir ayının koyunların üstüne doğru geldiğini ve ayıdan korkan koyunların uçurumdan atladığını belirten Turan, “Umutlarımızı bağladığımız her şeyimiz olan 265 koyunumuz telef oldu. Her şeyimizi kaybettik. Perişan durumdayız. Ne yapacağımızı bilmiyoruz” dedi.


*sorry::

darius
14-09-2006, 11:47
Ulusal Haber, Ekonomi 13.06.2006

Dolar 2.076 YTL olacak

DYP GİK Üyesi Ertan Uygun, son ekonomik gelişmeler üzerine doların 2.076`yı bulacağını belirten bir yazı yazdı.

Bugüne kadar söylediğim gibi baskı altında tutulan doların değeri ufak bir hareketle 1,550 bandına oturdu.
3,5 senedir dövize yapılan baskı yani yüksek faiz, sıcak parayı Türkiye`ye davet etti.
Bu da serbest piyasa işlemleri ile dalgalı kur namı altında para kazanmak istiyen yabancı fonları Türkiye`ye davet etti. Çok güzel paralar kazandılar. Ve Türk insanının kazancını aldılar ve gittiler.
Sebep olarak ta bizimkiler dünya konjonktürünü gösterdiler. Peki bu dünya konjonktüründe bugün ile nisan ayı arasında bir fark var mı?
Hiçbir değişiklik yok. 30 Nisan ile 10 Mayıs arasında hiçbir değişiklik yok. Her şey aynı iken neden bunlar gitti?
Böyle bir yüksek kurda yine gelecekler.
Dolar 1.550 - 1.560 arasına inecek. Temmuz - ağustos ayları bu minvalde geçecek. (Hükümet erken seçim kararı alşmazsa. Erken seçim kararında ise her şey tamamiyle değişir) Bunu bilen Başbakan, erken seçimin ülkeye ihanet olduğunu söylüyor. Ama biz politikamızı değiştirmediğimiz müddetçe bu seçim eninde sonunda olacak.
İşte o zaman başlık olarak attığım gibi doların değeri belki ilk ateşlemede değil ama 2. ateşlemede 2.200`ü bile bulur. Sonra yerine oturur.
Hükümet yetkililerinin ağzından duyduğumuz gibi bu bir devalüasyon değilmiş. Türk parası değer kaybetmemişmiş. O zaman petrol ve doğalgaz da neden zamlar arka arkaya geliyor, Tıpkı 2001 öncesi gibi!
Mayıs ayında gelmeyen sıcak paranın Haziran 15`inden sonra geleceğini tahmin ediyorum.
Dünyanın en iyi faizini veren ülkeyi, Türkiye cari açığını finanse etmek için kalıcı ve yatırım olarak gelen döviz yerine, bu sıcak para bu yıl böyle gelmeye devam ederse, ülkenin sonu karanlık olur.
Son döviz yükselmesinde bankalar 20 - 25 katrilyon, özel teşebbüs 8 - 10 milyar dolar kaybetti. Bu kaybettikleri parayı yine biz vatandaştan çıkaracaklar. Bu da bir zam dalgası getirecek.
Hep söyledik, hep hatırlattık. Dövize baskı yapmayın. Türk parasını değerli hale getirmeyin. Bu bir kabustu. Son 1 ayda olanlar, ne olacağının da işaretidir.
Eğer faizler yüzde 25`e çıkar, dolarda çok süratli şekilde değerini bulursa, bankaların , özel teşebbüsün ve yatırım fonlarının kaybedeceği parayı hesaplamak bile istemiyorum.
Allah ülkemi korusun.


:carate:

darius
14-09-2006, 11:53
ARTVİN'DE AYI İSYANI: DEVLET AYILARINA SAHİP ÇIKSIN
'Devlet, ayılarına sahip çıksın'

Artvin'de uygulanan av yasağı, ayı nüfusunu artırınca işler karıştı. Valiliğe dilekçe veren Yanıklı köyü sakinlerinden 56 yaşındaki Mikail Yılmaz, ayıların kendisine ait arı kovanları ve meyve ağaçlarına zarar verdiğini belirterek ikinci kez şikâyetçi oldu.

Av yasağı nedeniyle ayılara bir şey yapamadıklarını söyleyen Yılmaz, "Evimizin önündeki kovanları parçalıyor, bağımıza bahçemize zarar veriyor. Ama elimiz kolumuz bağlı, izlemek zorunda kalıyoruz. Devlet, ayılarına sahip çıkıp zararımızı karşılasın" dedi.

Konuyla ilgili şikâyetlerin artması nedeniyle açıklama yapan Artvin Vali Yardımcısı Necmi Akman, "Son yıllarda ayı popülasyonunun arttığını görüyoruz. Vatandaşın mağduriyetini mevcut yasalardan dolayı gideremediğimiz için konuyu Çevre Bakanlığı'na bildirdik" diye konuştu.

HAKAN AYDIN/MİLLİYET



*sorry::

darius
14-09-2006, 14:51
CARİ AÇIK VE TÜKETİM ÇILGINLIĞI 2001 KRİZİNİ HATIRLATIYOR
Lüks tüketimde ithalat rekoru!

Cari açığı 30, dış ticaret açığı 55 milyar dolara ulaşan Türkiye’de ithal tüketim sınır tanımıyor. Tüketim malı ithalatı, kriz öncesi harcama çılgınlığının üç katına çıktı

Yılık 30 milyar dolara ulaşan cari açık, 54 milyar dolara ulaşan ticaret açığı, piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, dünyaca ünlü yatırım bankaları ve IMF’nin kriz uyarıları Türk halkının lüks tüketim ateşine gem vuramıyor. Başını lüks otomobiller, cep telefonları ve pahalı televizyonlar gibi ürünlerin çektiği tüketim malı ithalatı büyük krizin arefesindeki harcama çılgınlığının yaşandığı 2000 yılının bile üç katına çıktı. 2006’nın ilk 7 ayında 9.4 milyar dolarlık tüketim malı ithal eden Türkiye rekor kırdı. Tüketim ithalatı yurtıdışında artan fiyatlar nedeniyle Türk ekonomisinin dengesini bozan hampetrol ve doğalgaz maliyetinin bile sadece 1.4 milyar dolar altında gerçekleşti.

OTOYA 2.5 MİLYAR $

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre, Türk halkının en sevdiği lüks malların başında ithal otomobiller geliyor. Bu yılın ilk 7 ayında Türk tüketicisi ithal binek otomobil için 2 milyar 545 milyar dolar harcadı. Aralarında Porsche, Ferrari, BMW, Mercedes gibi dünyaca ünlü markaların yer aldığı süper lüks otomobil ithalatında büyüme yüzde 54 gibi rekor bir seviyeye ulaştı.

Türk halkının bir başka tutkusu da dev plazma televizyonlar, son model cep telefonları, ankastre buzdolapları ve binlerce dolarlık saatlerin yer aldığı lüks dayanıklı tüketim malları. Svarowski taşlı TV’lerden, medya yıldızlarının kullandığı Vertu cep telefonları ve binlerce dolarlık İsviçre saatleri gibi süper lüks ürünler Türkiye’de satış rekorları kırıyor. Türkiye bu yılın ilk 7 ayında yurtdışından getirilen dayanıklı tüketim ürünlerine 1.4 milyar dolara yakın fatura ödedi. Bu yılın Ocak-Temmuz döneminde yarı dayanıklı tüketim mallarında 1.7, dayanıksız tüketim mallarında ise 2.1 milyar dolarlık dış alım yapıldı.

VATAN


:eek:

darius
14-09-2006, 15:49
GLOBAL KRİZ SEÇİM DÖNEMİNE DENK GELİRSE NE OLUR?
IMF piyasaları uyardı
Hürriyet Gazetesi yazarı Erdal Sağlam'ın köşe yazısı

Dalga, seçim dönemine denk gelirse

Dünkü gazetelere de yansıyan, IMF’nin küresel ekonomi görünüme ilişkin yorumları, piyasaları ister istemez tedirgin etti.

Raporda özetle, küresel ekonomideki olumlu görünümün devam ettiği belirtilmiş ama yavaşlama riskinin arttığı belirtilerek, bunun gelişmekte olan ülkelerde geçtiğimiz mayıs ayındakinden daha sert düzeltmelere yol açabileceği belirtilmiş.

IMF’nin Para ve Sermaye Piyasaları Bölümü Başkanı Jaime Caruana ise olumlu global ekonomik görünümün finansal istikrarı desteklediğini, piyasaların olası risklere karşı tedbir olarak ufak bir fiyatlandırma yaptığını kaydetmiş. Caruana, korkulan risklerin biri ya da birkaçının birarada gerçekleşmesi halinde ise finansal piyasalar ve global ekonomi üzerinde daha geniş etki yaratabilecek dalgalanmaların gelebileceğini, yani bu ufak ayarlamaların gelecek dalgayı önleyemeyeceğini söylemiş.

IMF Başkanı Rodrigo Rato da, bir Alman gazetesine yaptığı açıklamada ABD’nin giderek büyüyen dış ticaret açığının ve buna karşı petrol ihraç eden ülkelerin, Çin, Japonya ve Asya’daki gelişmekte olan ülkelerin ticaret fazlalarının artmasının oluşturduğu dengesizliğin küresel ekonomi için tehdit olduğunu kaydetmiş. Rato, OPEC konferansında yaptığı konuşmada da "Üç yıldan fazla süren güçlü büyümeden sonra, bugün küresel ekonominin kararsız bir döneme girdiğinin" altını çizmiş.

Kısacası; IMF dünya ekonomisi, özellikle de gelişmekte olan ülke ekonomileri için sert bir hareket bekliyor. Bu hareketin mayıs ayında yaşanan hareketle ilişkilendirilmesi, ve bunun çok ötesine gideceğinin söylenmesi de ilginç.

Bir hatırlayalım; mayıs ayındaki dalgalanmadan, bütün gelişmekte olan ülkeler etkilenmiş ama Türkiye, hepsinden fazla etkilenmiş ve yüklü miktarda sermaye çıkışı olmuştu.

Peki o zamandan bu yana ne değişti?

O dönemde Türkiye’nin daha fazla etkilenmesinin sebeplerinin başında cari işlemler açığı sayılmıştı. O zamandan bu yana cari açıkta bir düzelme olmadığını, açığın büyümeye devam ettiğini, düşen kurlarla birlikte ithalatın yeniden arttığını biliyoruz.

SİYASİ RİSK BÜYÜK

O dönemde daha fazla etkilenmemizin bir nedeni de Hükümetin Merkez Bankası atamalarına ilişkin tavrıydı. Atama için Cumhurbaşkanlığı ile zıtlaşma yaşanmış, kredibilitesi kanıtlanmış Başkan yerine ille de kendilerine yakın biri aranmış, atama uzun sürmüş ve piyasalar bu nedenle artı bir tedirginliğe girmişti.

Şimdi bir Başkan koltukta ve piyasalar, kendi başına bırakıldığı takdirde, bu Başkana güven duyma eğiliminde. Ama Hükümet özellikle de bazı Bakanlar, Başkanı rahat bırakmıyor. Hálá atama başta birçok işe karışıp, kendi dediklerini yaptırmak için uğraşıyorlar.

Yani o dönemden farklı olarak şimdi bir Başkan var ama Hükümetin bu tavrı sürdüğü müddetçe, kimse bu Başkanın da koltukta kalacağına garanti veremez. Üstüne üstlük bir toplantıda, o süreçte hata yapmadıklarında ısrar eden Devlet Bakanı Ali Babacan’a sormuş ve "yeniden böyle bir gereklilik doğarsa, aynı tavrı takınacağı" yanıtını almıştık. Peki, o zaman bizi etkilemeyen, yeni başka faktörler var mı?

Bizce siyasi riskler o döneme kıyasla çok daha büyük. Örneğin Mayıs ayındaki krize, biz önümüzdeki kasım, aralık aylarında denk gelseydik, belki zayiat çok daha büyük olabilirdi. Bir düşünsenize; mesela bu yılın sonunda, küresel ekonomide mayıstan çok daha büyük bir dalgalanmaya yakalanıyoruz.... Biz düşünmek istemiyoruz...

Bu büyük siyasi adım ise Cumhurbaşkanlığı seçimi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını zorlayacağı kesin. Bu zorlamanın dengeleri bozacağı, çatışmayı artıracağı da şimdiden belli. Umarız seçimlerle dünyadaki dalga aynı döneme denk gelmez.

Bunu önlemenin, daha doğrusu gelecek dalganın vereceği zararı azaltmanın yolu var mı?

Var ama zor: Önce siyasi uzlaşma, ardından ekonomiyi sağlam kılacak yeni tedbirler...

HÜRRİYET


:rolleyes:

darius
15-09-2006, 09:35
Papa’ya sert tepki

Papa 16.Benedikt’in, İslam’ı bir şiddet dini gibi gösterip Hz.Muhammed aleyhindeki sözleri aktarması İslam dünyasında tepki yarattı.

Bardakoğlu: Yaptığı küstahlık, derhal özür dilesin Almanya Müslümanları lideri: Asıl Kilisenin geçmişi kanlı.

PAPA 16. Benedikt’in, Müslümanlığı şiddet yanlısı bir din olarak niteleyen konuşması İslam dünyasından sert tepki gördü. Papa’nın memleketi Almanya’da yaptığı açıklamaları "küstahlık" olarak niteleyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, kendisini derhal özür dilemeye ve sözlerini geri almaya çağırdı. Papa’nın açıklamalarını "Hem Hıristiyanlık hem de dünya barışı adına fevkalade kaygı verici bir açıklama" olarak niteleyen Bardakoğlu, "Bu sözler eleştiri değildir. Bir dinin kutsalına, peygamberine, kitabına yönelik bir dil uzatma varsa artık bu küstahlıktır, düşmanca bir ifadedir ve din kavgasını körükleyen büyük bir talihsizliktir" dedi. Bardakoğlu, Papa’nın sözlerinin, haçlı seferleri zihniyetinin bir yansıması olduğu yorumunu yaptı.

Almanya Müslümanları Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mayzek de, "Kilise başkalarının aşırılıklarını eleştireceğine kendi kanlı geçmişine baksın: Müslümanlara karşı haçlı seferleri, Güney Amerika’daki kanlı din savaşları, Hitler rejimi, kutsal savaş ifadesini üreten Papa 2. Urban..." diye konuştu.

Papa 16. Benedikt’in, 28 Kasım-1 Aralık arasında Türkiye’ye yapacağı resmi ziyaretin tarihinde "şimdilik" bir değişiklik olmadığı bildirildi.

İslam dünyasından öfkeli mesajlar

İslam Konferansı Örgütü: "Vatikan, İslamiyet ve onun kurallarıyla ilgili gerçek tutumuna açıklık getirmelidir."

Fransa İslam Konseyi Başkanı Dalil Boubakeur: "Vatikan’ın, en kısa zamanda, bir vahiy dini olan İslam ile siyasal bir ideoloji olan İslamcılık arasındaki hattı vurgulayan bir açıklama yapmasını umuyoruz."

Mısır’daki Müslüman Kardeşler lideri Muhammed Mehdi Akif, Papa sözlerini geri almazsa, İslam ülkelerinin Vatikan’la ilişkilerini kesmesini önerdi ve "Papa’nın yangına körükle gitmesi, Batı’nın İslami olan her şeye düşman olduğu tezini güçlendirdi" dedi.

Hindistan polisi, Keşmir bölgesinde, Müslümanlar ayaklanır korkusuyla, Papa’nın konuşmasını manşet yapan gazeteleri topladı.

Tepkiler üzerine yazılı bir açıklama yapan Vatikan, Papa 16’ncı Benedict’in Müslümanları incitmek istemediğini, İslam’a saygılı olduğunu ama dinsel şiddete karşı olduğunu vurguladı.


:carate:

darius
15-09-2006, 09:44
Turkcell, Warner Bros ile içerik anlaşması imzaladı/ Turkcell-im servisi zenginleştirilecek
İSTANBUL - Turkcell, dünyanın en büyük eğlence şirketlerinden Warner Bros ile içerik anlaşması imzaladı.
Turkcell tarafından yapılan açıklamaya göre, Turkcell aboneleri Warner Bros'un Superman, Batman, Bugs Bunny, Harry Potter, Looney Tunes gibi markalarının içeriklerine Turkcell-im üzerinden ulaşabilecekler. Turkcell Katma Değerli Servislerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cenk Serdar, yaptığı açıklamada, Warner Bros gibi güçlü markalarla işbirliğinden mutluluk duyduklarını belirterek, müşterilerine geniş bir ürün ve hizmet yelpazesi sunmanın stratejik önceliklerinden biri olduğunu bildirdi.

Serdar, bu strateji doğrultusunda gerçekleştirilen anlaşmanın, yeni lanse ettikleri Turkcell-im'deki içerik servislerini daha zenginleştireceğini ifade etti.

Warner Bros Digital Distribution bünyesindeki Global Wireless firmasının Başkan Yardımcısı Billy Wright ise, Türkiye'de gelişmekte olan bir mobil piyasa bulunduğunu, Warner Bros olarak Superman, Batman, Bugs Bunny ve daha birçok sevilen ve ikonlaşmış kahramanın yer aldığı içeriklerle, Türkiye'de ilk kez Turkcell ile piyasaya girmelerinin kendilerine azami görünürlük sağlayacağı inancında olduğunu söyledi.

Yapılan anlaşma doğrultusunda Warner Bros, Turkcell'e, aralarında Superman Returns, Batman, Looney Tunes ve Hanna-Barbera gibi isimlerin de bulunduğu, kendisine ait popüler markalara ait oyunlar, zil sesleri, ekran koruyucular, alarmlar, mobil uygulamalar ve video klipler sağlayacak.


:ds:*

darius
15-09-2006, 11:21
FAİZ YÜZDE 20.8'E FIRLADI, PETROL 59 DOLARA GERİLEDİ

Faiz yükseldi, petrol dibe vurdu

Faiz yüzde 21'den dönerken, borsa faiz ve dövizdeki hareketle düştü.
Yabancı bankaların bona satışıyla tedirgin olan borsa dün yüzde 0.78 kayıpla günü tamamladı. Global borsalarda önceki gün görülen yükselişlere paralel olarak artışa geçen borsanın önünü faizdeki yükseliş kesti. Sabah saatlerinde yüzde 20.3 ile işlem gören gösterge tahvilin faizi yabancıların piyasaya girmesi ile 21.1'e kadar yükseldi. Faizdeki yükselişle beraber dolar 1.48 YTL'ye kadar çıktı. Ancak gün sonuda doğru gelen tahvil satışları bu kez de faizleri yüzde 20.8'e kadar düşürdü. Yine de tüm bu dalgalanma esnasında faiz günü önceki güne oranla 0.5 puan artışla tamamladı. Dolar da 1.47 YTL'ye kadar gevşedi. Yaşanan hareket borsada kayba neden olurken, İMKB-100 endeksi 37 bin 478 puana kadar geriledi. 295 puanlık kayıp yaşanırken, işlem hacmi 1.4 milyar YTL'ye indi.

ALTIN VE PETROL DİBE VURDU

Bu arada emtia piyasalarındaki kayıplar dün de sürdü. Ortadoğu'da İsrail ile Lübnan arasındaki gerginliğin sona ermesi ve petrol fiyatlarında yaşanan düşüşle birlikte altın fiyatları da dibe vurdu. Altının onsu dün 588 dolara kadar gerilerken, ABD petrolünün varili 63 dolara düştü. Londra'da işlem gören Brent tipi petrol de 60 doların da altına inerek 59 dolara geriledi. Altın fiyatları, Ortadoğu'daki savaş senaryoları, İran ve ABD arasındaki gerginlikten kaynaklanan global tedirginlik, yükselen enerji maliyetleri, dolardaki düşüş, altın borsasına kısa vadeli spekülatif fonların ilgi göstermesi ve yetersiz üretim nedeniyle mayıs ayı ortalarında 730 dolara kadar çıkarak son 26 yılın zirvesini görmüştü.

SABAH


:wink2:

darius
18-09-2006, 09:09
Adam olmanın ölçüleri

Okay Gönensin-VATAN

İnsanın “adamlığa” erişmesinde önemli bir aşama da “ölçü bilmek”. “Ölçüsü kaçmış” insanların bulunduğu ve onların seslerinin yüksek çıktığı toplumlarda “ölçüyü” tekrar tutturmak zor oluyor, zaman alıyor.

Ölçü nedir?

* Konfüçyüs “kendini bilmek” ve “kendini ölçmek” için bir ölçü koyuyor:

“Saygıya değer birini görürsen onun gibi olmayı düşün. Eğer saygıya değmez birini görürsen, kendi içini gözden geçir.”

Ölçüyü bulabilmek için başkalarına bakabilmek, “kendine” bakabilmek ve aynaya bakabilmek gerekiyor.

Dostlarının kimler olduğu da, insanın kendisini ölçebilmesi için önemlidir. Konfüçyüs, “dostlar” için şöyle diyor:

“Faydalı olan üç çeşit dost, zararlı olan üç çeşit dost vardır. Dürüst insanlarla dostluk, dengeli insanlarla dostluk, tecrübeli insanlarla dostluk faydalıdır. Yüze gülücülerle dostluk, içten pazarlıklılarla dostluk, gevezelerle dostluk zararlıdır.”

* Konuşmasını bilmek de “adamlığın” en önemli göstergelerindendir. İnsanın konuşmasından nasıl biri olduğunu anlamak bazen mümkündür, bazen de değildir. Konfüçyüs “konuşma” hakkında şunu söylüyor:

“Kimin aklı varsa mutlaka iyi konuşur. Ama kim iyi konuşursa mutlaka akıllı değildir. Seçkin kişinin mutlaka cesareti vardır, ama her cesur olan seçkin kişi değildir.”

* “Büyükler”le konuşmanın “adabı”nı da şöyle anlatıyor: “Yaşlı bir efendinin yanında bulunulurken kaçınılması gereken üç kusur vardır:

O sana söz söylemeden konuşmak. Bu, terbiyesizliktir.

O sana söz söylediği zaman cevap vermemek. Bu, içten pazarlıklı olmaktır. Onun yüzünün ifadesine bakmadan konuşmak. Bu da körlüktür.”

* “Adamlık” olduğu zaman “ölçülülük” vardır. Konfüçyüs seçkin insanın, her durumda seçkin olabileceğini şöyle anlatıyor:

“İnsanların istedikleri zenginlik ve şereftir. Ama bunlardan birine hak etmeden sahip olunmuşsa, ona bağlanmamalıdır. Yoksulluk ve aşağılanma insanların nefret ettiği şeylerdir. Birinin başına, hak etmediği halde bunlar gelirse, kurtulmak için elinden gelen çabayı göstermelidir. Adamlıktan ayrılan bir seçkin artık seçkin olamaz. Seçkin kişi yemek yerken bile adamlıktan ayrılmaz. Öfke ve coşkunluk içinde bile, olduğu gibidir. Savaşta ve tehlikede yılmadan dayanır, çektiğini hissettirmez.”

* İnsan ilişkilerinde, toplum ilişkilerinde ölçülerin yerini ölçüsüzlük aldığı zaman, ölçüleri tekrar belirlemek, diğer insanlara “ölçü”nün ne olduğunu göstermek “adamlığını” kaybetmemiş olanlara düşer. Ortalıkta adamlıktan uzak çok fazla kişi olduğunda, ölçüsüzlükler birçoklarına gerçek ölçü gibi gelmeye başlar.

Konfüçyüs örnek veriyor:

“Yolsuz saygı dalkavukluk olur.

Yolsuz ihtiyat korkaklık olur.

Yolsuz cesaret isyan olur.

Yolsuz doğru sözlülük kabalık olur.”

* Konfüçyüs bir de şunu söylemiş:

“Yalnız en yüksekteki bilgelerle en aşağıdaki budalalar değişmez.”


:)

darius
18-09-2006, 09:10
Brezilya ve Hindistan yakınlaşıyor

Emilio San Pedro
BBC

Geleceğin ekonomik süpergüçleri olarak görülen Brezilya ve Hindistan, dün milyonlarca dolarlık ticaret anlaşmaları imzalayarak ikili işbirliğini pekiştirdi.

İki lider teknoloji ve alternatif enerjide işbirliği yapmak istiyor.

Anlaşmalar Hindistan Başbakanı Manmohan Sing'in, Brezilya'ya yaptığı ziyaretin ilk gününde imzalandı.

Anlaşmalar teknoloji ve alternatif enerji kaynaklarının geliştirilmesi konularında yoğunlaşıyor.

Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inacio Lula da Silva, işbirliklerini geliştirme çabalarının dünya ekonomisinde daha adil bir düzen vizyonlarının bir parçası olduğunu söyledi.

Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika da bugün üçlü bir zirve yapıyor.

Zirvenin amacı, dünyanın en büyük gelişmekte olan ekonomileri arasında yer alan bu üç ülkenin bağlarını güçlendirmek.

Övgüler

Hindistan Başbakanı Sing, evsahibi Lula da Silva'nın büyük bir devlet adamı ve gelişmekte olan ekonomilerin savunucusu olduğunu söyledi.

Brezilya Cumhurbaşkanı da iki ülke arasında 1999'da 400 milyon dolar olan ticaret hacminin, 2005'te 2 milyar doları aştığını hatırlattı.

Liderler şimdi bu rakamı da iki katına çıkarmak istiyor.

İki lider bugün Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Thabo Mbeki'nin de katılımıyla Hindistan-Brezilya-Güney Afrika Diyalog Forumu'nun ilk toplantısını yapacak.

Forum 2003 yılında işbirliği amacıyla kurulmuştu.

Toplantı, yeniden seçilme mücadelesi veren Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inacio Lula da Silva'ya, uluslararası sahnede ülkesine bir yer yapma vizyonunun peşini bırakmadığı mesajını seçmenlerine iletme şansı da veriyor.


:friends:-

darius
18-09-2006, 09:13
Otokar'dan Avrupa'ya özel otobüs

RADİKAL - İSTANBUL - Otokar, Avrupa için geliştirdiği dokuz metrelik yeni otobüs ailesinin ilk modelini ilk kez 21-28 Eylül arasında düzenlenecek IAA Hannover Hannover Ticari Araç Fuarı'nda vitrine çıkarıyor. Otokar, fuarda ayrıca Türkiye'de Sultan markasıyla bilinen serinin yeni bir modelini de Avrupalılarla buluşturuyor.
Dünyanın önde gelen otomotiv firmalarının katıldığı fuarda Otokar, iki yeni ürününü sergileyecek. Türkiye pazarında Sultan markası olarak bilinen küçük otobüs serisini yurtdışında Navigo markasıyla satışa sunan
Otokar, IAA 2006'da 31 kişilik küçük otobüsü Navigo 160SE'yi ilk kez sergileyecek. 160 beygir motoru, ön-arka disk frenleri, ABS, ASR özellikleri bulunan Navigo 160SE'te LCD ekran, DVD player gibi ekipmanlar da isteğe bağlı olarak sunuluyor.
Otokar, ayrıca Avrupa pazarı için geliştirdiği dokuz metrelik otobüs ailesinin ilk üyesini de fuar ziyaretçileriyle buluşturacak. Otokar araştırma ve geliştirme ekibi tarafından tasarlanan otobüs, geniş iç hacmi, ergonomik sürücü paneli ve yüksek bagaj kapasitesiyle ön plana çıkıyor. Otokar, fuarda 35 kişilik yolcu kapasiteli, ön ve arkada kapılı versiyonu sergilenen yeni otobüs serisinin Avrupa'daki satışına 2007'de başlamayı ve dokuz metrelik otobüs ailesini genişletmeyi hedefliyor.


:carate:

darius
18-09-2006, 10:54
Ayakları ıslanmasın diye kucağına almış
BELBİM Genel Müdürü Adnan Şahin'in, Hatice Ş.'yi kucağına almasına komik mazeretler sundu.

18.09.2006 02:51
Türbanlı eşi Nezahat ve türbansız sevgilisi Hatice Ş. ile birlikte basın toplantısı düzenleyen BELBİM A.Ş. Genel Müdürü Adnan Şahin, güldüren açıklamalar yaptı. Şahin, Hatice Ş.’yi kucağında gösteren fotoğraf için, Aile dostumdur. Antalya’da çaydan geçiriyordum dedi.

BELBİM A.Ş. Genel Müdürü Adnan Şahin, hakkındaki iddiaları eşi Nezahat Şahin ve sevgilisi Hatice Ş. ile birlikte yanıtladı. Şahin, iş akdi feshedilen bir kişinin aile ortamında çekilen fotoğrafları kişisel çıkarı için kullandığını belirterek, Burada başka mesajlar verilerek, BELBİM, belediye ve iktidar yıpratılmak isteniyor dedi. Şahin, Hatice Ş’yi kucağında gösteren fotoğrafa ise Kendisi aile dostumdur. Antalya’da çaydan geçiriyordum diye savunma getirdi. Dünya Ticaret Merkezi’nde bulunan BELBİM Genel Müdürlüğü’nde basının karşısına avukatıyla birlikte çıkan Şahin, güldüren açıklamalar yaptı. Şahin, sarmaş dolaş fotoğrafları yayımlanan Hatice Ş. ile yakın aile ilişkişi içinde olduklarını belirterek şunları söyledi:

DEĞİŞİK POZLAR VERDİK

BELBİM’in İngilizce-Türkçe kataloğu için bir ajansla anlaştık. Ajans da bize daha önce Kıbrıs Türk Deniz İşletmeciliği’nde çalışırken tanıdığım Kadir Usta’yı gönderdi. Antalya’da fuar gezerken Kadir Usta bizlerin bol bol fotoğraflarını çekti. Kadir Usta bizlere, ’Tatil yapmak istiyoruz ama paramız yok’ deyince onları, Hatice hanımı ve bazı arkadaşları, eşimle birlikte Alanya’daki yazlığımıza davet ettik. Orada da bol bol fotoğraflarımızı çekti. Ben bu işin uzmanıyım diye bizlere değişik pozlar verdirdi. Gazetede çıkan resim ise yazlığımızın yanındaki Dim Çayı’nda çekildi. Ben Hatice Hanım’ı karşıya geçirmek için kucağıma alınca çekildi. 3 yıldır tanıdığım ve ailece görüştüğümüz Hatice Hanım’la bir gönül ilişkim yok.

SAVMAK İÇİN ’EŞİM’ DEDİM

Şahin, çekilen fotoğrafların kendilerine verilmediğini, Ağustos’ta iş akdi feshedilen Kadir Usta’nın resimleri kişisel çıkarları için basına verdiğini iddia etti. Şahin, Hatice Ş.’yi eşi olarak tanıttığı iddialarına ise, Beni arayan gazeteci arkadaşın ısrarına son vermek için, başımdan savmak için söylemişimdir diye konuştu. Haberin, Karısı Türbanlı Sevgilisinin Başı Açık olarak kullanılmasını da eleştiren Şahin, Ben daha önce Kombassan’da da yöneticilik yaptım. Burada başka mesajlar verilerek önce BELBİM, sonra belediye sonra da iktidar yıpratılmak isteniyor. Bu iddiaları yapanları ispata davet ediyor, ispat edemezlerse müfteri ilan ediyorum dedi.

EŞİ: ADNAN BEY RAHATTIR

Şahin’in konuşmasının ardından Nezahat Şahin ve Hatice Ş. birlikte basın toplantısına katıldılar. Nezahat Şahin, fotoğraflar çekilirken kendisinin de Alanya’daki evde bulunduğunu belirterek, Hatice ile sırlarımızı paylaşırız. Gelir bende kalırdı. Biz evimizi dostlarımızla samimiysek sonuna kadar açarız. Ben daha dikkatliyimdir ama Adnan Bey bazen daha rahattır diye konuştu. Nezahat Şahin, gazetede ailevi problemleri var şeklinde çıkan açıklamanın yanlış olduğunu belirterek, Bizi aradıklarında Beşiktaş’ta alışverişteydik. ’Bizim şu an sorunlarımız var’ dedim, gürültüden yanlış anlaşılmış dedi.

Eşi yoktu misafiri vardı

BELBİM Genel Müdürü Adnan Şahin, sevgilisi Hatice Ş. ile fotoğraflarının çekildiği Antalya-Alanya tatilinde yanında eşi olduğunu söylüyor. Ancak, tatilin tanıkları Şahin’in eşi Nezahat Şahin’in Alanya’da olmadığını, eşiyle sık sık telefonda konuştuğunu anlatıyorlar.

İkisi uçakta yalnızdı

ŞAHİN’e yakın kaynakların verdiği bilgiye göre Hatice Ş. ve Adnan Şahin, Atlasjet’e ait bir uçakla 27 Nisan Perşembe 22.10’da Antalya’ya gittiler. Biletler, Şahin’in, Türkiye İş Bankası’ndaki hesabına ait 5406 **** 3026 **** no’lu kredi kartıyla satın alındı. BELBİM’in de katıldığı Antalya Kent’s Fuarları’nın açılışına katılan Şahin ve Hatice Ş. bir gün Dedeman Otel’de kaldı. İkili, daha sonra Şahin’in Alanya’daki evine gitti. Nişanlı bir çift de misafirleriydi. Dört kişi 30 Nisan Pazar günü otomobille İstanbul’a döndü.

Kardeş gibiyiz

Adnan Şahin’in eşiyle düzenlediği basın toplantısına katılan Hatice Ş. aralarındaki ilişkinin ağabey-kardeş düzeyinde olduğunu söyledi. Dim Çayı’nın kıyısında Adnan Şahin’in kucağında poz veren Hatice Ş., Kendini kullanılmış hissetmek hoş değil. Fotoğrafı çekeni Adnan Bey vasıtasıyla tanıyorum. Bizim başka görüntülerimiz de var. Ailece çekilmiş ama bunlar farklı amaçla kullanılmış dedi.

İngiliz olan ilk eşimin de başı açıktı

BELBİM A.Ş. Genel Müdürü Adnan Şahin, basın toplantısında eşi Nezahat Şahin’i sağına, Hatice Ş.’yi soluna aldı. Hürriyet’in sayfasını sık sık basın mensuplarına gösteren Şahin, Karısı türbanlı sevgilisinin başı açık nitelemesine, Benim İngiliz olan ilk eşimin de başı açıktı diye yanıt verdi.

Dim Çayı: Rakı balık, serinlik

ALANYA’nın doğusunda, Kestel Beldesi sınırlarında ve kent merkezine 6 kilometre uzaklıktaki Dim Çayı Piknik Alanı, Torosların eteklerinde doğup 60 kilometre uzaklıktaki Akdeniz’e dökülen Dim Çayı üzerinde bulunuyor. Suyu yaz kış soğuk olan Dim Çayı’nın üzerinde ağaçlarla çevrili piknik alanı, yerli- yabancı tatilcilerin büyük ilgisini çekiyor. Balık restoranların bulunduğu bölge, özellikle otantik yapısıyla cazibe merkezi konumunda. Rakı ve balık sofrası ile ün yapan Dim Çayı’ndaki sal restoranlar, üzeri ağaçlarla kaplı ve sakin olması nedeniyle de aşıkların uğrak yeri oluyor.

HÜRRİYET / Sefa ÖZKAYA


:p

darius
20-09-2006, 08:39
IMF: Hızlı büyüdünüz, dış şoklara dayanıklı oldunuz


IMF Başkanı Rodrigo de Rato, ekonomik büyüme konusunda Türkiye’nin çok iyi bir performans gösterdiğini, bu nedenle de IMF’nin desteğini hak ettiği belirtti. Rato, Türkiye’nin uyguladığı serbest kur politikası ve enflasyon hedefleme sisteminin, enflasyonun düşürülmesine katkıda bulunurken, dış şoklara karşı da dayanıklılık sağladığını vurguladı.


ULUSLARARASI Para Fonu (IMF) Başkanı Rodrigo de Rato, Türkiye’nin ekonomik büyüme performansının çok iyi durumda olduğunu söyledi. Rodrigo de Rato, Singapur’da Türkiye ekonomisindeki gelişmelere ilişkin sorulara verdiği yanıtta, Türkiye’nin hızlı bir büyüme kaydettiğini söyledi. Rato, dünya ekonomisi içinde de aktif olan Türkiye’nin uyguladığı makro ekonomik politikalar ile yapısal reformların, olumlu sonuçlar verdiğini ifade etti. Rodrigo de Rato, Türkiye’nin uyguladığı serbest kur politikası ve enflasyon hedefleme sisteminin, enflasyonun düşürülmesine katkıda bulunurken, dış şoklara karşı da dayanıklılık sağladığını vurguladı.

DÜNYA EKONOMİSİNDE AKTİF:

Rato, yapısal reformların sürdürülmesinin, ekonomik büyümenin kalıcı hale gelmesine, kırılganlıkların azalmasına, enflasyonunun düşmesine katkıda bulunacağını kaydetti. Sıkı para ve maliye politikası ile yapısal reformların sürdürülmesinin, yatırımcıların güvenini de artırarak, Türkiye’ye daha çok yatırım gelmesini sağlayacağını belirten Rato, Türkiye’nin uyguladığı doğru politikalar nedeniyle IMF’nin desteğini hak ettiğini vurguladı. Rato, kotaları arttırılan Türkiye ve diğer üç ülkenin, dünya ekonomisinde aktif olduklarını da vurguladı.

2009’DA EV SAHİBİ BİZİZ:

Bu arada, Devlet Bakanı Ali Babacan, IMF-Dünya Bankası’nın 2009 yılı ortak toplantısına İstanbul’un ev sahipliğinin onaylandığını bildirdi. Babacan, bu başarının sağlanması için Dubai’deki toplantının hemen ardından, IMF ve Dünya Bankası başkanlarıyla görüşerek kulis yaptıklarını kaydetti. Yoğun bir kulis çalışmasının sonuç verdiğini, bu süreçte ayrıca IMF ve Dünya Bankası yönetiminin de Türkiye’yi desteklediklerini ifade eden Babacan, "Bu destek, Türkiye’nin ekonomik performansının taçlandırılmasıdır" dedi. İstanbul’daki toplantının çok önemli olduğunun altını çizen Babacan, bu toplantıya binlerce katılımcı ve dünya ekonomisinde söz sahibi yetkililerin katılacağını belirten Babacan, IMF-Dünya Bankası’nın İstanbul’daki toplantısının, İstanbul’un finans merkezi olması vizyonlarının önemli bir parçası olacağını kaydetti. Önümüzdeki üç yıllık süreçte İstanbul toplantısı hazırlıklarının devam edeceğini vurgulayan Babacan, bu amaca yönelik Singapur’a, hazırlık çalışmasında yer alacak kurumlardan yetkililer getirdiklerini söyledi. (A.A.)

IMF’de gücümüz yüzde 23 arttı performansımız kanıtlandı

IMF, Türkiye, Güney Kore, Çin ve Meksika’nın da aralarında bulunduğu dört ülkenin kota payının artırılmasını içeren reform paketi yüzde 90.6 kabul oyu aldı. Kota payı artışı için 184 ülkenin toplam kotasının en az yüzde 85’inin onayı gerekiyordu. Türkiye’nin yüzde 0.46 olan kota payının yüzde 0.55’e çıkarılmasına Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Mısır itiraz ediyordu. Kota payının artmasıyla birlikte Türkiye’nin, IMF’nin kararlarında daha etkin bir rol oynarken, daha çok yardım almaya da imkan bulabilecek. Türkiye’nin IMF’deki kotasının artırılmasının, ekonomik performansın teyit edilmesi anlamına geldiğini söyleyen Babacan, Türkiye’nin IMF’deki oy gücünün yüzde 23 arttığını belirtti.

Macaristan ürküttü, ABD rahatlattı

GELİŞMEKTE olan ülkeler arasına giren Macaristan’daki protesto gösterileriyle tedirgin olan piyasalar, ABD’den gelen çekirdek enflasyon verileri ile toparlandı. Macaristan’da hükümet karşıtı gösterilerin artması başta Türkiye olmak üzere gelişmekte olan piyasalarda dün kısa süreli tedirginlik yarattı. Macaristan tedirginliği ile içerde dövize alım gelmesi, döviz ve faizi yükseltirken borsada satışların artmasına yolaçtı. Dolar, bankalararası piyasada öğleyin 1.47 YTL seviyesinin de üzerine çıktı. Bono faizleri de gösterge kağıtta yüzde 20.5 seyisini gördü. Macaristan tedirginliği İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda da dün kendini kısa süreli hissettirdi ve endeksi, ilk seansta artan satışlarla birara 38 bin puanın da altına indi. Piyasalar, öğleden sonra ABD’nin beklentilerin altında çıkan çekirdek enflasyon verileri ile biraz rahatladı. Olumlu ABD verisi ile dolar 1.47 YTL’nin altına inerken bono faizi de yüzde 20.2’ye geriledi. İMKB endeksi de toparlanarak 38 bin puanın üzerine çıktı ve günü yüzde 0.26 primle 38 bin 345 puandan tamamladı.

Dünyada büyüme doruğuna ulaşıyor, ticaret genişlemeli

IMF Başkanı Rodrigo Rato, son 30 yılın en sağlam performasını gösteren küresel ekonomik büyümenin artık doruğuna ulaşmakta olduğunu belirterek, ülkelerin genişleyen ticaretten yararlanabilmek için yeni pazarlar açılmasını sağlayacak müzakereleri canlandırmaları gerektiğini söyledi. Fon’un 184 üyesinin Singapur’da yaptığı toplantıda konuşan Rato, küresel ekonomik büyümenin karşısındaki en önemli tehditlerin petrol fiyatlarının daha da artması, küresel ekonomik dengesizlikler ve ticarette artan korumacılık olduğunu söyledi. "Küresel büyüme döngüsü doruğuna yaklaşmış olabilir" diyen Rato, yine de büyümenin giderek dengeye kavuştuğunu ve ABD ekonomisinde yavaşlamanın, Avrupa ve Japonya’daki toparlanmalar ve Çin ile Hindistan’ın güçlü performanslarıyla dengeleneceğini belirtti.


:confused:

darius
20-09-2006, 08:39
Tayland’da darbe

Tayland’ın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Sondhi, çoğunluğu Budist olan ülkede, geceyarısı darbesiyle iktidara el koydu. Ülkede sıkıyönetim ilan edildi, anayasa yürürlükten kaldırıldı. Başkent Bangkok’ta bunlar olurken, Tayland Başbakanı Thaksin, New York’taki BM Genel Kurulu’nda konuşmaya hazırlanıyordu.

GÜNEYDOĞU Asya’nın turistik cenneti Tayland, yerel saatle önceki gecenin ilk dakikalarında ordunun iktidara el koymasıyla sarsıldı. Önce tanklar, başkent Bangkok’taki başbakanlık binasını kuşattı, ardından ülkenin batısındaki Kanchanaburi’deki garnizonlardan destek kuvvetler başkente yığıldı. Devlete ait altı televizyon kanalıyla radyo istasyonlarında vatansever marşlar çalınmaya başladı.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Sondhi Boonyaratkalin’in imzaladığı bildiri kısa süre sonra halka duyuruldu. Bildiriye göre, Başbakan Thaksin Shinawatra görevden alındı, 60 yıldır tahtta olan Kral Bhumibol Adulyadej’e bağlı yeni bir düzen kurmak üzere ordu hükümetin tüm yetkilerini elinde topladı. Kral ile birlikte hareket edecek "İdari Reform Konseyi," sıkıyönetim ilan ederek 1997 tarihli anayasayı yürürlükten kaldırdı.

BAKANLAR TUTUKLANDI

Tayland Başbakanı Thaksin Shinawatra, darbe haberini aldığında New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaydı. Thaksin, ilk iş olarak Genelkurmay Başkanı Sondhi’nin görevden alındığını açıkladı.

Hükümet sözcüleri "Darbe başarısız olmuştur" açıklamasını yapsalar da, Bangkok yavaş yavaş ordunun eline geçti. Başbakan Thaksin, BM’de bugün yapacağı konuşmasını bir gün önceye aldı. Uzmanlar, orduda Thaksin’i destekleyen generallerin sessiz bir toplantı yaptığını, fakat kontrolün tamamen Sondhi’ye bağlı güçlerde olduğunu belirtiyor. Thaksin’e yakın olan başbakan yardımcısı ve bakanlar da tutuklandı.

MÜSLÜMAN ORGENERAL

Çoğunluğu Budist olan Tayland’ın ilk Müslüman kara kuvvetleri komutanı olan Sondhi’nin düzenlediği askeri darbenin arkasında, geçtiğimiz aylarda birçok yandaşının Başbakan Thaksin tarafından ordudan uzaklaştırılması yatıyor. Sondhi, daha önceki darbe girişimlerinin başarısızlığından ders alarak askerlerin kışladan çıkmasını yasakladı ve kamuoyuna, "Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı üzgünüz" mesajı yolladı. Direnişle karşılaşılmadan iktidarı ele geçirdiklerini açıklayan darbeci Orgeneral Sondhi, halka işbirliği çağrısında bulundu.

Darbenin ardından kralı ziyaret eden Sondhi, Tayland’ın anayasal monarşisine yakınlığıyla tanınıyordu. Adı yolsuzluk skandalları ve görevi suistimal ile anılan milyarder işadamı Başbakan Thaksin aleyhine binlerce Taylandlı, henüz birkaç gün önce gösteri yapmıştı.


:carate:

darius
20-09-2006, 08:41
AB hayır derse senaryosu!

Financial Times: Türkiye AB’ye alınmazsa İslamcılar güç kazanır, ordu darbe yapabilir

20.09.2006

İngiltere’de yayınlanan saygın ekonomi ve politika gazetesi Financial Times, “bazı batılı diplomatların” gözlemlerine dayanarak, Türkiye’nin AB’den ret yanıtı alması halinde iç politikanın daha radikal bir İslami çizgiye yönelebileceğini, böyle bir durumda da ordunun tekrar bir darbe yapabileceğini öne sürdü. Financial Times Dış Haberler Servisi’nin başyazarı Gideon Rachman’ın kaleme aldığı “Boğaz’ın Kıyısında Medeniyetler Çatışması” başlıklı yazıda, “Türkiye’nin AB başvurusunun başarıyla sonuçlanacağı garanti değil, ama başarısızlıkla sonuçlanacağının garantisi de yok” ifadeleri kullanıldı. Daha önce de Economist dergisinde yazan Rachman tartışma yaratan makalesinde şu ifadeleri kullandı:

AKP hükümeti genellikle ‘ılımlı İslamcı’ diye nitelendiriliyor. Bazı Batılı diplomatlar, Avrupa’dan gelecek bir ret yanıtı nedeniyle Türkiye’nin dış politikada Arap dünyasına dönmesinden, iç politikada da radikal İslami çizgiye gitmesinden endişe ediyor. İşte böyle bir durumda kendini laikliğin garantisi olarak gören ordu bir darbeye kalkışabilir.

Türkiye’nin istikrarsızlığı Avrupa için de tehlike taşıyor. AB liderleri için Türkiye’nin uzun vadede çekici bir AB ortağı haline geleceği şeklindeki görüşü de ortadan kaldırabilir. Bu tıpkı bir adama, ‘Nişanlın şu anda delirmenin eşiğinde. Onunla hemen evlen yoksa ruhen tamamen çöker’demeye benziyor. Tabi ki bu adam da nikah masasına geldiğinde tereddüt eder. Siyasi mantık uzun süreli bir nişanlılığa işaret ediyor.

TÜRKLER NE HİSSEDER?
Türkiye AB’ye hiç katılmasa bile, müzakereler Türkiye’yi daha özgür ve daha zengin hale getiren reformları körüklüyor. Peki 10 yıl süren bir müzakere sürecinin ardından üyelik başvuruları Fransa ve Avusturya’da yapılacak referandumlarla bloke edilirse Türk halkı ne hisseder?

Tabi ki ülkenin İslam’la olan ilişkisini belirleyecek olan, Brüksel’den gelecek dış baskılar değil, Türkiye içindeki derin sosyal güçler olacaktır. Avrupa yanlısı Türkler’in umutsuzluğa düşmesi için çok erken olması, AB yolunda iyi bir koz. Türkiye’nin başvurusunun başarıyla sonuçlanacağı garanti değil ancak Türkiye üyeliğin peşinden gitmenin çıkarına olduğunu düşündüğü sürece, görüşmeleri sürdürmek Avrupa’nın da çıkarına...


-search-.

darius
20-09-2006, 08:50
LIBERALS AND NATIONALISTS IN TURKEY FACE OFF AGAIN OVER FREEDOM OF SPEECH
Nicolas Birch 9/19/06

A prize-winning Turkish novelist is scheduled to stand trial September 21 on charges of belittling Turkishness. The case is the latest in a string of prosecutions pitting liberals against nationalists in this European Union candidate country.

Elif Shafak’s The Bastard of Istanbul has topped Turkish bestseller lists since it was published in March, winning critical praise for its portrait of the friendship between two girls, an Armenian-American and a Turk. But the work’s direct treatment of the mass murder of Ottoman Armenians in 1915 has also attracted the attention of Kemal Kerincsiz, the nationalist lawyer whose rise to prominence as an opponent of free speech has paralleled Turkey’s EU accession process. Kerincsiz has figured prominently in a number of high-profile free speech cases, including the prosecution last December of Orhan Pamuk, Turkey’s best-known author. [For background see the Eurasia Insight archive].

In Shafak’s case, Kerincsiz’s gripe is not with something she said, but with comments made by characters in her book. Sitting in his cramped central Istanbul law office, the soft-spoken Kerincsiz doesn’t take long to find one of the passages that offended him.

"I am the grandchild of genocide survivors who lost all their relatives at the hands of Turkish butchers in 1915," he reads, quoting Dikran Stamboulian, a minor Armenian character. "There’s plenty more where this came from," he adds. Turkey and Armenia have long disputed the tragic events of 1915, when over one million Armenians perished amid the upheaval of World War I. Armenians insist that the actions of Ottoman Turkish forces constituted genocide. Turkish leaders steadfastly deny this. [For additional information see the Eurasia Insight archive].

Shafak is being prosecuted under Article 301 of the Turkish Penal Code. Facing a possible sentence of three years if convicted, she is fully aware of the seriousness of her situation.
"Until recently, I took comfort in the fact that nobody had ever been convicted under [Article] 301," she said. "Then, in June, a higher court confirmed [the Turkish-Armenian journalist] Hrant Dink’s six-month suspended sentence. That’s terrible news for him, and it could constitute a precedent for me."

Shafak gave birth to her first child on September 16 and has yet to decide whether to attend her trial. "She wants to be there to defend herself against these ridiculous charges," her husband, Eyup Can, said on the phone from the Istanbul hospital where his wife is recovering from a caesarean section. "The doctors are opposed, and so am I, to be honest."

He hasn’t forgotten the scenes outside the Istanbul courthouse where Orhan Pamuk was tried last December. Nationalists smashed the novelist’s car windshield and attacked his supporters as the police looked on.

A similar welcome could be in store for Shafak. For weeks, a website belonging to Kerincsiz’s nationalist group has called on "patriots" to turn out in opposition to the "newly-chosen princess of capitulationist intellectuals."

"I oppose all violence," Kerincsiz said, "but if you call somebody’s grandfather a butcher, there is no telling what reactions will be."

"It’s an invitation to a lynching," ripostes newspaper editor Ismet Berkan, another victim of the nationalist lawyer’s attention. "Let’s hope the police are prepared."

If the language in the debate over Shafak’s novel is violent, it’s ultimately because this trial is symbolic of a much deeper struggle going on in Turkey. For nationalists like Kemal Kerincsiz, the clash of civilizations is real, and Turkey, a Muslim country, belongs with the East. What the European Union is trying to do, he claims, is "strip away our Muslim and Turkish identity."

Those like Shafak who support Turkey’s integration into Western economic and security structures, Kerincsiz says derisively, are "world citizens, half-Turks."

Though intended as an insult, Kerincsiz’s comment doesn’t seem to offend the Strasbourg-born Shafak, who has spent much of her life outside Turkey. Both in her life and her work, she is an enemy of easy categorizations. "My ideal is cosmopolitanism, refusing to belong to either side in this polarized world," she says in her perfect English. This attitude helped prompt her to agree to serve as a columnist for a religious newspaper, a move that generated considerable criticism.

"Too many people see the world in black and white, us and them. That’s wrong. Ambiguity, synthesis: these are the things that compose Turkish society, and that is not something to be ashamed of," Shafak said.

It remains to be seen which side will win the debate. Few take Kerincsiz’s claim as the voice of the Turkish people seriously – even the country’s ultra-nationalist political party has been put off by the violent actions of his supporters.

But nationalism has traditionally proven a powerful force in Turkish politics. And a growing sense among Turks that Brussels is just playing with Ankara over the accession issue has played into the hands of people like Kerincsiz.

"Turkey has been changing rapidly over the past five years, but it hasn’t yet reached the point of no return," says political analyst Umut Ozkirimli. "These are critical times."



Editor’s Note: Nicolas Birch specializes in Turkey, Iran and the Middle East.

Posted September 19, 2006 © Eurasianet
http://www.eurasianet.org


:cool:

darius
20-09-2006, 08:54
Paris Hilton comments on being called an “oversized human condom”

18.09.2006


In one of the recent interviews Paris Hilton was asked to comment on the posts sent by the visitors of her web site.

The posts were so unpleasant and abusive that the interviewer had to read them word for word.

One of the posts read as follows: “Paris is just an oversized human condom”. Other posts also were written in offensive language containing many insults.

While the interviewer was reading offensive phrases Paris was standing with a sad expression on her face, trying to imitate indifference.

Finally she said that such things really hurt her feelings. She also added that all such charges are baseless because she had only a few boyfriends and is not as promiscuous as most of her friends.

Today Paris Hilton is one of the most notorious celebrities. Not long ago she was arrested in Hollywood on suspicion of drunk driving.

Hilton, the 25-year-old heiress to the Hilton hotel and real estate dynasty, has achieved celebrity through saturation media coverage of her hard-partying lifestyle and a growing number of television appearances.

Her publicist Elliot Mintz, who picked up his client from the police station, said Hilton was affected more than usual by the one drink she had because it was "one drink on an empty stomach after a full day's work", news.com.au reports.

Paris Hilton has also reportedly been barred from a top New York celebrity hangout.

The socialite had been partying at the lavish Marquee club with friends before she tried to get into an event at Ian Schrager's Gramercy Park Hotel.

However, the host - whose guests included 'Pirates of the Caribbean' actor Orlando Bloom and Winona Ryder - reportedly told his security team not to let the 'House of Wax' actress in because "the likes of Paris Hilton and her ilk are not welcome here."

It's not the first time Paris has lucked out on the social scene recently, Life Style Extra says.

Source: agencies

Prepared by Alexander Timoshik
Pravda.ru



:ds:*

darius
20-09-2006, 08:56
W Hotels, Avrupa'ya ilk adımını İstanbul'dan attı

Starwood Grubu'nun butik otel zinciri W Hotels, Akaretler'deki Sıraevler'de 135 odalı otel açıyor. Vos, grubun diğer markalarıyla da Türkiye'ye gelmek istediğini söyledi.

Bünyesinde Sheraton Otelleri'nin sahibi olduğu Starwood Grubu'nun butik otel zinciri W Hotels, Avrupa'ya ilik adımını İstanbul'la attı. İstanbul Akaretler'deki Sıraevlerinde açılacak W İstanbul Oteli'nin tanıtım toplantısı dün yapıldı. Açılışta konuşan Akaretler Turizm Yatırımları Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Bilgili, İstanbul'un popülaritesinin sürekli arttığını belirtti. İmparatorluklara başkentlik yapan İstanbul'un zengin bir kültürel mirasa sahip olduğunu söyleyen Bilgili Sıraevlerin, sarayın önde gelen ağalarının lojmanı olmak üzere 1875'te tasarlandığını söyledi. Bilgili, buranın başlangıçta saray ağaları tarafından kullanılsa da 19. yüzyıl sonunda prestij alanına dönüştüğünü anlattı. Özellikle evlerin yol ayrım noktasında bulunan ünitesinin, sanat tarihinin önemli ismi olan Saray Ressamı Fausto Zonaro'nun konutu olarak ünlendiğini belirten Bilgili, Akaretler Sıraevleri için dünyanın en hızlı büyüyen otel markası W Hotels ile işbirliği yaptıklarını kaydetti. W İstanbul'un 135 oda, 270 yatak kapasiteli olacağını belirten Bilgili, mağazaların kiraya verileceğini, yurtdışından lüks markalarla görüşmeler yaptıklarını anlattı. Bilgili, Anadolu'da da oteller yapmak için çalışacaklarını söyledi. Starwood Grubu Avrupa, Afrika ve Orta Doğu Başkanı Roeland Vos da, grubun 95 ülkede 850 oteli bulunduğunu belirterek, İstanbul'un, bölgedeki en heyecan verici şehirlerden biri olduğunu söyledi. Vos, otelin Avrupa'da açacakları ilk otel olacağını kaydetti. Vos, grubun diğer markalarıyla da burada olmak istediklerini dile getirdi.


;)

darius
20-09-2006, 08:59
Yıkılmadım ayaktayım

Hasan AY-Selçuk YAŞAR / İSTANBUL

Görevden alınan BELBİM A.Ş Genel Müdürü Adnan Şahin, pazar günü düzenlediği basın toplantısına katılan gazetecilere cep telefonuyla "Yıkılmadım, ayaktayım" mesajı çekti. Şahin, önceki gün görevden alındıktan sonra saat 18.04’te çektiği mesajda şunları söyledi:

"Dostlarım üzülmesin, zira arsız-hırsız-uğursuz değilim. Rızk Allah’tandır ve yaşayan her kulun rızkını Mevlam garanti ediyor. Ve dimdik ayaktayım. Allah razı olsun sizden."

VEDALAŞTI

Şahin önceki akşam geç saatlerde BELBİM Genel Müdürlüğü’ne gelerek eşyalarını topladı. Yerine atanan Ahmet Kozakoğlu’nun ilk icraatı ise şirkette yaşananlarla ilgili konuşma yasağı oldu. Şahin, yeni genel müdüre görevinde başarılar dilerken, tüm çalışanlarla tek tek vedalaştı. Kapıdaki güvenlik görevlilerinin bile elini sıkıp, yanaklarından öpen Şahin’i BELBİM çalışanları dış kapıda uğurladılar. Genel Müdürlük döneminde kullandığı şirkete ait Volvo’yu park yerine bırakan Şahin, kendisine ait Renault Megane marka otomobille, saat 09.15’te şirketten ayrıldı.

HATİCE Ş. AYRILDI İDDİASI

Bu arada Şahin’in sevgilisi Hatice Ş.’nin 4 ay önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle eşinden boşandığı iddia edildi. Çifti tanıyanlar Hatice Ş,’nin tekstilci eşiyle 10 yıl önce evlendiğini, bir yıldır sorunlar yaşadıklarını anlattılar.


:p

darius
20-09-2006, 09:55
Trabzonlular'ın seks fıkrası isyanı..

Trabzon Valiliği tarafından hazırlanan tanıtım kitabındaki fıkra okuyanları hayrete düşürdü.

20.09.2006 08:52
Canalioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Trabzon'un her yönüyle tanıtılmasının çok önemli olduğunu ifade ederek, Bu amaçla yapılan çalışmalar amacına ulaşmalıdır. 2005 yılının Trabzon'u tanıtıcı kitabını biz hazırlamıştık. 2006 yılında yapılan yıllıktan haberim olmadı dedi.

Kitap hazırlanırken, belediyeden bir kişinin de çağrılması gerektiğini savunan Başkan Canalioğlu, şunları kaydetti:

Kitapta 2 tane fıkra varmış. Ben de basından öğrendim. Temel fıkralarında temel, üretkenliği, zekasını, hazır cevaplılığını ortaya koymaktadır. Böylesine müstehcen fıkranın kitapta yer alması beni derinden üzmüştür. Ulusal gazetede geçtiğimiz yıllarda yayınlanan bir fıkra yüzünden yürüyüş yapmıştık. Aynı şekilde bu fıkrayı hazırlayanları şiddetle kınıyorum. Öte yandan, vatandaşlar, Trabzon Valiliği tarafından hazırlanan kitapta yer alan Temel fıkrasına tepki gösterdi, fıkranın kitaptan çıkarılmasını istedi.

İşte o fıkra;


Temel ile Cemal çok sıkı arkadaş. Bir gün Temel, Cemal'in evinin önünden geçiyormuş. Hanımı da cam siliyormuş.

Temel: Cemal evde mi? demiş.

- Yok, demiş.

- Aç kapıyı ben celiyirum.


- Hes len. Sen beni o....pu mu zannettin!

- Para vereceğimi kim söyledi?


:eek:

darius
20-09-2006, 11:35
Güneydoğulu tekstilciler Çin Seddi'ni aştı...

Güneydoğulu ihracatçıların Çin'e ihracatı büyük bir ivmeyle artıyor.

Gelişmiş AB ülkeleri ve Amerika'nın yanı sıra Ortadoğu, Afrika, Türk Cumhuriyetleri, Asya ve Okyanus ülkeleri dahil 140'a yakın ülkeye dış satım başarısı gösteren Güneydoğulu ihracatçıların, özellikle tekstil ve hazır giyim başta olmak üzere birçok sektörde Türk işadamlarının korkulu rüyası haline gelen Çin'e satışı artarak sürüyor.
Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) verilerine göre, bölge illerinden Çin'e yapılan ihracat 2004 yılında 1 milyon 485 bin dolarken, 2005 yılında 2 milyon 250 bin dolara ve 2006 yılının Ocak-Ağustos döneminde 5 milyon 584 bin dolara çıktı.
Böylece, bölge illerinin Çin'e ihracatı 2005 yılında önceki yıla göre yüzde 51.52 artış gösterirken, 2006 yılının 8 aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 3 kattan fazla arttı.
Güneydoğu bölgesinden, Uzakdoğu'nun kaplanı Çin'e yapılan ihracatın miktarı küçük de olsa artış oranı dikkat çekiyor.
Çin'e, bu yılın Ocak-Ağustos döneminde gerçekleştirilen 5 milyon 584 bin dolarlık satımın 5 milyon 338 bin dolarlık kısmını ise tekstil ve konfeksiyon oluşturuyor. Diğer kalemler arasında kuru meyve ve mamulleri, hububat ve bakliyat ürünleri yer alıyor.

''ÇİN KORKUSU YENİLDİ''
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen başkanlığında işadamları heyetinin bu hafta başlayan ve 23 Eylül'e kadar sürecek Çin gezisine katılanlar arasında GAİB Başkanı Abdulkadir Çıkmaz da bulunuyor.
Çıkmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çin'in dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer aldığını ifade ederek, ''Bu pazar şimdiye kadar dezavantajsa da, Türkiye ve bölgemiz için avantaja çevrilebilir'' dedi.
Çin'in 1.3 milyar nüfusu bulunduğuna, tüketim hacminin büyük olduğuna işaret eden Çıkmaz, ''Dünyanın nerdeyse dörtte biri orda yaşıyor. Bu insanların her birine bir tişört giydirsek Türkiye'nin pamuğu yetmez. Çin hedef pazarlarımızdan biri. Hızla gelişen, yükselen bir pazar. Fırsatları iyi değerlendirmek lazım'' diye konuştu.
Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nejat Koçer de, Güneydoğu bölgesinden en fazla ihracat gerçekleştiren il olan Gaziantep'in ihraç pazarları ve ürün çeşitliliğinin hızla arttığına işaret ederek, Çin pazarında önümüzdeki 3-5 yılda daha iyi yerlere geleceklerini söyledi.
Koçer, sanayicilerin ''Çin tehdidi'' nedeniyle yaşadıkları korkuya işaret ederek, şunları söyledi:
''Rakamsal değeri çok küçük olmakla birlikte bölgeden Çin'e yapılan ihracat artış hızı çok önemli. Bu, başlangıç için önemli. Çin'e ihracat yapılamaz düşüncesi, psikolojik bir duvar gibi önümüzde duruyordu. Bu, duvar yıkıldı. Çin'e başta tekstil ve konfeksiyon olmak üzere birçok ürün gönderebiliriz.''


:excited:

darius
20-09-2006, 12:18
Papa: Yanlış anlaşıldım, Müslümanlara saygı duyuyorum

Papa 16. Benediktus, bugün Vatikan’daki genel kabul merasiminde yaptığı konuşmada, Almanya seyahatini değerlendirdi.
Papa, konuşması sırasında, İslam dünyasında tepkilere neden olan sözlerine de değindi. Papa, "Orta Çağ’da yapılmış bir konuşmadan yaptığım alıntı, yanlış anlaşılmaya neden oldu. Ama alıntıyı kendi düşüncem haline getirmediğim, polemiksel içeriğini paylaşmadığım da açıktır" dedi.
Papa, dinler arası diyaloğa büyük önem verdiğini belirterek, "Başta Müslümanlar olmak üzere diğer dinlerin bağlılarına büyük saygı duyuyorum" diye konuştu.


:cool:

darius
21-09-2006, 09:24
Bankalar dış borçlanmayı artırıyor

Bankacılık sektörü, en fazla Türkiye’nin etkilendiği dalgalanma sonrası uluslararası bankalardan kullandığı sendikasyon ve seküritizasyon kredilerini 3.4 milyar dolar artırarak temmuz sonunda 21.5 milyar dolara kadar çıkardı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) verilerine göre bu yıl nisan-temmuz döneminde bankaların sendikasyon kredileri 1 milyar 554 milyon dolar artarak 12 milyar 64 milyon dolara, seküritizasyon kredileri ise 1 milyar 865 milyon dolar artarak 9 milyar 467 milyon dolara kadar çıktı.
Sektörün sendikasyon ve seküritizasyon kredileri mayıs, haziran ve temmuz aylarında toplam 3 milyar 410 milyon dolar büyüyerek 21 milyar 1 milyon dolara yükseldi.
Bu gelişme özel sermayeli bankalardan kaynaklandı. Özel bankalar toplam sendikasyon ve seküritizasyon kredilerini mayıs-temmuz aylarını kapsayan üç aylık dönemde 3 milyar 494 milyon dolar artırarak 19 milyar 76 milyon dolara kadar çıkardılar. Kamu bankalarının kredileri ise 115 milyon dolarlık artışla 2 milyar 115 milyon dolara yükseldi. Türkiye’deki yabancı sermayeli bankalar sendikasyon ve seküritizasyon kredisi kullanmazken, kalkınma ve yatırım bankalarının borçları ise 540 milyon dolardan 340 milyon dolara indi.

YEDİ AYDA 6.3 MİLYAR DOLAR ARTTI
Sektörün sendikasyon ve seküritizasyon kredilerinde bu yılın ilk yedi aylık döneminde ise toplam 6 milyar 316 milyon dolarlık bir artış kaydedildi. Bu artışın da 3 milyar 888 milyon doları sendikasyon, 2 milyar 429 milyon doları ise seküritizasyon kredilerindeki büyümeden kaynaklandı. Bankaların sendikasyon kredisi borçları bu yıl başında 8 milyar 176 milyon dolar seküritizasyon kredileri 7 milyar 38 milyon dolar düzeyinde bulunuyordu.
Söz konusu kredilerde son bir yıllık dönemdeki artış ise 8 milyar 200 milyon dolara ulaştı. Bankalar, son bir yılda sendikasyon kredilerini 4 milyar 841 milyon dolar, seküritizasyon kredilerini ise 3 milyar 360 milyon dolarlık bir büyüme kaydetti.


:rolleyes:

darius
21-09-2006, 09:26
Jessica Simpson rahiple seks dalaşında


MİLLİYET İNTERNET ÖZEL

"Yüzleri solacak, göğüsleri sarkacak." Bu sözleri, Teksaslı bir rahip, ünlü kardeşler Jessica ve Ashley Simpson'a söyledi.
Kardeşlerin Amerikan standartlarının yanısıra Hristiyan standartlarını da yansıtmadığına dikkat çeken rahip Bob Harrington şunları söyledi: "Müziklerini dinletmek için seksi kullanıyorlar. Ektikleri kötü tohumları biçecekler. Yüzleri solacak, göğüsleri sarkacak." Avustralya'nın 'New Weekly' dergisine konuşan Bob Harrington adlı papaz Tanrı'ya olan inancının yerini para sevgisinin aldığını söyleyerek ikizlerin babasını da eleştiri yağmuruna tuttu. Rahip şöyle konuştu: "Kutsallığın yerini şevhet almış".

Jessica'nın hoş aksesuarları!

Geçtiğimiz günlerde 'geniş kıvrımları'nı çok güzel bulduğunu itiraf eden ve mükemmel göğüslere sahip olduğunun altını çizen Jessica şunları söylemişti: "Lise yıllarında göğüslerim bütün arkadaşlarımın göğüslerinden büyüktü. Onların çok belli olmasından korkardım. Şimdi ise kıyafetlerimin daha güzel durmasını sağladıklarını düşünüyorum ve onları bana ait çok hoş aksesuarlar olarak görüyorum".
Jessica'nın papazın ağır sözlerinden etkilenip etkilenmediği merak konusu.


:p

darius
22-09-2006, 08:31
Katsu: Dalgayı çabuk atlattınız reformlarınızın arkasındayız


Dünya Bankası’nın, aralarında Türkiye’nin bulunduğu bölgeden sorumlu başkan yardımcısı Shigeo Katsu, Türkiye ekonomisinin daha güçlü hale gelmesi nedeniyle, bahar aylarında ortaya çıkan dalgalanmayı çabuk atlattığını söyledi.

Shigeo Katsu, Dünya Bankası-IMF Yıllık Toplantıları için bulunduğu Singapur’da, Türkiye ekonomisine ilişkin soruları yanıtladı. Türkiye ekonomisinin 2001 ve öncesi döneme artık benzemediğinin altını çizen Katsu, son yıllarda, kamu maliyesi, bankacılık, sosyal güvenlik sistemi gibi alanlarda gerçekleştirilen yapısal reformların sonucu, Türkiye ekonomisinin daha güçlü bir hale geldiğini söyledi. Türkiye ekonomisinde yapısal bir dönüşümün sağlanması sonucunda, enflasyonun uzun yıllar sonra tek hanelere gerilediğini belirten Katsu, ekonomik büyümenin de güçlü bir şekilde devam ettiğini ifade etti.

RAYINA OTURUYOR:

Shigeo Katsu, bahar aylarındaki dalgalanmanın ardından rayından çıkan bazı ekonomik göstergelerin de yeniden rayına oturmaya başladığını söyledi. Türkiye’nin ekonomik programını aynı şekilde sürdürmesi ve yapısal reformlara da devam etmesi halinde, kırılganlığının azalacağını belirten Katsu, bu politika sonucunda, bundan sonra küresel ekonomide çıkabilecek dalgalanmalardan da daha az etkileneceğini kaydetti. Türkiye’nin ekonomideki yapısal dönüşümü, başarılı yapısal reformlarla kazandığına dikkati çeken Katsu, bunun kalıcı hale getirilebilmesi ve kırılganlıkların azaltılması için yapısal refromların devam ettirilmesinin önemine işaret etti. Türkiye’nin üçer yıllık Ülke Yardım Stratejisi (CAS) çerçevesinde Banka’dan mali ve teknik destek aldığını belirten Katsu, yeni CAS döneminin başlayacağı gelecek yıl bu yardımın devam edeceğini vurguladı. Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde yapısal reformlara ağırlık vereceğinin altını çizen Katsu, bu çerçevede, Türkiye’ye önümüzdeki yıllarda ağırlıklı olarak yapısal reform desteği sağlayacaklarını kaydetti.

YENİ ÜLKE DİREKTÖRÜ:

Bu arada görev süresi tamamlanmak üzere olan Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorkink’in yerine gelecek yeni ülke direktörü konusunda ise Katsu, yeni direktörün henüz kesinleşmediğini, ancak yakın zamanda bu kişinin belirleneceğini ifade etti. Öte yandan Katsu, Dünya Bankası-Türkiye ilişkileri çerçevesinde, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan’ın başarılı bir kişi olarak Türkiye ekonomisindeki olumlu gelişmelere katkıda bulunduğunu söyledi.


:kafasız:

darius
22-09-2006, 08:34
Terörü kimseye havale etmeyiz

Org. Büyükanıt "Ne demek PKK koordinatörlüğü. Türkiye terörle kendi silahlı kuvvetleriyle mücadele eder" dedi.

PKK koordinatörü' ifadesine karşı çıkan Büyükanıt, "Birileri çıkacak Türkiye ile PKK arasında pazarlık yapacak. Böyle bir şey mümkün değil. Türkiye, terör örgütüyle kendi silahlı kuvvetleri ile mücadele eder" şeklinde konuştu.

"PKK İLE MÜCADELEDE ÖZEL TEMSİLCİ"
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, son dönemlerde kamuoyuna da yansıyan tanımlamanın yanlış tercüme edildiğini söyledi. Büyükanıt "Milletimiz bunu yanlış anlıyor. Bunun doğru adı PKK ile mücadelede özel temsilcidir. İkisi çok farklı şeyler" dedi.

"BAŞKA FIRSAT VAR MI DEĞERLENDİRİYORUZ"
PKK ile mücadele kararlılığının artarak devam edeceğini belirten Genelkurmay Başkanı Büyükanıt şunları söyledi: "Terörle mücadelemizi kimseye havale etmeyiz. Ancak, terörle mücadelede başka fırsatlar var mı? Bunu da değerlendiriyoruz."



Büyükanıt: Ne demek PKK koordinatörü?

Genelkurmay Başkanı, "PKK koordinatörü" ifadesinin yanlış anlamalara neden olduğunu belirterek, "PKK ile pazarlık mümkün değil" dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, "PKK koordinatörü" ifadesine karşı çıkarak "Ne demek PKK koordinatörü. Birileri çıkacak Türkiye ile PKK arasında pazarlık yapacak. Böyle bir şey mümkün değil" dedi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, terörle mücadeledeki kararlılıklarının artarak devam ettiğini belirterek "Terörle mücadeleyi kimseye havale etmeyiz" dedi. Orgeneral Yaşar Büyük Anıt, Doğu ve Güneydoğu'ya yaptığı gezi kapsamında Erzincan'dan sonra dün de Malatya'ya geldi. Kuvvet Komutanları ile birlikte Vali Halil İbrahim Daşöz'ü makamında ziyaret eden Büyükanıt, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Büyükanıt, Malatya'da valilik binasına girerken, yağmurda ıslanan merdivenleri çıktığı esnada, ayağı kayarak düşme tehlikesi geçirdi. Paşa'ya korumaları müdahale ederek, düşmesini engelledi

"KİMSEYE HAVALE ETMEYİZ"
Türkiye'nin terör örgütü ile pazarlık yapmasının mümkün olmayacağını dile getiren Orgeneral Büyükanıt,PKK Koordinatörü deyiminin de yanlış tercüme edildiğini söyledi. Orgeneral Büyükanıt, Milletimiz bunu yanlış anlıyor. PKK koordinatörü diye bir deyim yok. Ne demek koordinatör? Birileri çıkacak Türkiye ile PKK arasında pazarlık yapacak. Böyle bir şey mümkün değil. Bunun doğru adı PKK ile mücadelede özel temsilci. İkisi çok farklı. Türkiye, terör örgütü ile kendi silahlı kuvvetleri ile mücadele eder. Terörle mücadeledeki kararlılığımızı artırarak devam ettireceğiz. Terörle mücadelemizi kimseye havale etmeyiz. Ancak, terörle mücadelede başka fırsatlar var mı? Bunu da değerlendiriyoruz" dedi. Malatyalılara selamlarını da ileten Büyükanıt, "Malatya askerle özdeşleşmiş bir ilimizdir" diye konuştu.
Tahir ÖZÇELİK / MALATYA / MERKEZ


:;ders

darius
22-09-2006, 08:37
Bir daha yapmam

Topbaş, 105 milyon dolarlık tünel inşaatını ihalesiz vermelerini “Tamamen siyasetçi acelesi” sözleriyle açıkladı, “Bundan sonraki ihaleler açık olacak” dedi


22.09.2006

Tünel inşaatı ihalesi Kamu İhale Kurumu tarafından “usulsüz” bulunarak, İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma açması istenmesi üzerine, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’tan, “Bir daha yapmam” açıklaması geldi.

Dolmabahçe-Piyalepaşa tüneli inşaatı, “deprem tehdidi var, iş acil” gerekçesiyle açık ihale yerine davet usulüyle 105 milyon dolara Kiska-Makyol ortaklığına verilmişti. Kamu İhale Kurumu, Vatan Gazetesinde çıkan haberleri dikkate alarak, inceleme başlattı ve “iş acil” gerekçesinin mevzuata uygun olmadığını vurgulayarak, “usulsüzlük” belirledi. Kurum, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma açmasını istedi.

ARTIK BÖYLE YAPMAYIZ
Konuyla ilgili görüştüğümüz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Bu ne telaş?” sorusuna şu karşılığı verdi: “32 noktada tünel yol projemiz var. Bu ilk ihalemizdi. Ulaşım sorununu çok acil çözmek istediğimiz için, güvendiğimiz firmaları çağırdık ve ihaleyi verdik. Siyasetçiler eski tabirle azul olurlar. Hemen neticeye gitmek isterler, o yüzden acele ederler. Madem İhale Kurumu kararında usulsüzlük olarak kabul edilmiş, bundan sonra böyle yapmayacağız. 32 tünelin yapımında açık ihaleyi tercih edeceğiz.” dedi.

Trafiği rahatlatmak için yüzeyden yol yapmanın mümkün olmadığını, tünel yollarla çözüme gitmek istediklerini anlatan Başkan Topbaş, insanlar nasıl güvendikleri kasap, manav ve marketten alışveriş yapıyorlarsa, kendilerinin de güvendikleri firmalarla çalışmak istediklerini belirtti.

FİRMALARI TANIMIYORUM
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, “İlk defa işe girişiyorsun, çok acil sorunu çözmek istiyorsun. Hiçbir hata yapılmasın diye uzman firmalarla çalışmak istiyorsun. Hızlı ve hatasız olsun diye davet usulüyle yapma yolunu seçtik. İstanbul Valisi Muammer Güler’den de olumlu görüş gelince, işe koyulduk” diye konuştu.

İstanbul’da 2000’i aşan şantiyede trafik sorununu çözmeye çalıştıklarını hatırlatan Topbaş, bazı müteahhitlerin geciktiklerini ifade etti. Topbaş, tünel inşaatı için firmaları kendilerinin seçmesini şöyle açıkladı: “Açık ihalede müteahhitler büyük kurumlarla geliyor. Biz de ihale yasası gereği en düşük fiyatı verene ihale ediyoruz. Nihayetinde müteahhitin cürmü kadar iş alıyorsunuz.” Topbaş, Dolmabahçe-Piyalepaşa ihalesinin iptal edilmesinin sözkonusu olmadığını da belirtti. Bundan sonra neler olacağını ise şöyle anlattı: “İçişleri Bakanlığı bu ihaleyle ilgili soruşturma yapacak. Çıkar ilişkisi, menfaat sağlama gibi durumlar olmuş mu, ona bakacak. Ben yüklenici firmaları tanımam. Bir tanesiyle bir yerde karşılaştım o kadar. Biz bütün işlerimizi açık ve şeffaf yapıyoruz. Bizim derdimiz ulaşıma acil çözüm bulmak. Bu ihale bize örnek olacak. Konunun boyutlarını göreceğiz. Bundan sonraki ihaleleri zorunlu olmadıkça açık ihaleyle vereceğiz. Bizim için dostluklar başkadır, alışveriş başkadır. ”

Başbakan da, ben de ikinci eşini bilmiyorduk
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Belbim Genel Müdürü Adnan Şahin’i, gazetelerde çıkan haberlerden sonra, amiri olarak kendisine gelip vermek yerine, basın toplantısı yaptığı için görevden aldığını söyledi. Topbaş, “Adnan Şahin’in açık, net, şeffaf olması lazımdı. Ben özel hayatıyla ilgili konuları gazetelerden öğrendim. Daha önce bilgim yoktu. İkinci eşini duysaydım yine orda tutmazdım. Çaydan geçme fotoğraflarını herkes gibi ben de inandırıcı bulmadım. İnsan çok yakınlarıyla bile böyle fotoğraflar çektirip aile albümüne koymaz” dedi

HABERLERE BİZ DE ŞAŞIRDIK

Topbaş, Başbakan’ın da kendisi gibi, Şahin’in ikinci eşinden habersiz olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Bundan iki ay önce, Şahin’in yakınlarına menfaat sağladığına ilişkin bazı bilgiler geldi: ”Park-Bahçeler Müdürlüğü’nden çiçekler alıp, olayda adı geçen hanımın kreşine dikti“ şeklinde. Başbakan ile karşılaştığımda, o da bu konudan bahsetti. Yoksa, Başbakan da ben de özel hayatını bilmiyorduk. Haberler çıkınca şaşırdık. Bize olanları anlatmalıydı, onun yerine gidip toplantı yaptı. Ben de hemen görevden alınması talimatını verdim.”

Haber: Alper URUŞ


:cool:

darius
22-09-2006, 08:47
Bush and His Public in a Disinformation Age

By CRAIG CRAWFORD
Published: September 22, 2006

The most original and thought-provoking insights in
“The Greatest Story Ever Sold: The Decline and Fall of Truth from 9/11 to Katrina,”
Frank Rich’s meticulously researched chronicle of the Bush administration’s exploits, come in his searing analysis of the role that the “new mediathon” has played in the demise of fact-driven public discourse.



In a lengthy examination of the jingoistic, pro-Pentagon reporting on the early days of the Iraq war, Mr. Rich notes that “about the only discouraging words to be found in the American mass media about America’s instant victory in Iraq was on a basic cable channel, Comedy Central.” Jon Stewart, the host of Comedy Central’s “Daily Show,” wins Mr. Rich’s praise for finding laughs by “taking the facts of a news story more seriously than real TV journalists did,” as when he called the list of United States allies the “Coalition of the Piddling” while conventional news media “mindlessly parroted” the Pentagon’s preferred tags, “coalition forces” or “Coalition of the Willing.” “What we do, I almost think, is adorable in its realism,” Mr. Rich quotes Mr. Stewart as saying. “It’s quaint.”

In his book Mr. Rich, an op-ed columnist for The New York Times and a liberal icon whose writings enthuse Bush bashers everywhere, indicts this presidency for a slew of public relations hat tricks he calls “fictional realities” designed to “accomplish a variety of ends, the most unambiguous of which was to amass power and hold on to it.” But while President Bush’s political gurus will likely quibble with certain items in Mr. Rich’s bill of particulars — notably, his “wag the dog” theory of the 2003 invasion of Iraq as mostly a scheme for Mr. Bush to run for re-election as a “vainglorious ‘war president’ ” — they have every reason to gloat in response to this recitation of their tactical maneuvers. After all, so much of what Mr. Rich details — and deplores — worked well for the Bush White House, at least in winning the short-term gains they were seeking in each of the episodes presented.

The truly cynical political operator, whether Republican or Democrat, could read this book as a manual for how to use deception, misinformation and propaganda to emasculate your enemies, subdue the news media and befuddle the public, and not as the call to arms for truth that Mr. Rich seeks to provide.

When he sets his jeweler’s eye upon the so-called Swift-boating of the 2004 Democratic presidential nominee John Kerry, for instance, future candidates for office get point-by-point instruction on how to turn a campaign liability into an asset: in this case how someone with no combat experience can successfully run on national security issues against someone who was actually shot on the battlefield.

Mr. Rich asserts that the Bush camp, “so brilliant at creating fictional stories for their own man,” managed to “create a fictional biography for Kerry” that offset the stories of his heroism as captain of a Swift boat in Vietnam, leaving the war hero “stripped of his medals — so that he would be on the same footing as a president whose Vietnam service consisted of sporadic participation in the Texas ‘Champagne unit’ stateside.”

The gambit of course worked. The president won re-election in 2004, thanks in no small measure to the seeding of doubts about one of Mr. Kerry’s major assets in that wartime campaign: his own combat record.

This book is destined to enjoy a healthy shelf life for anyone ever needing a reference or citation to the dates, names and places for the Bush presidency’s many triumphs in marketing itself and the war in Iraq. Mr. Rich’s criticism of the legitimacy of those achievements is harsh, which will please the president’s critics.

He writes in his introduction that the book is “not intended to be a harangue” against Mr. Bush. But he provides ample fodder for anti-Bush haranguers and a steady supply of personal put-downs, such as his claim that “the only really daring move in Bush’s entire adult life was to fire Bobby Valentine as manager of the Texas Rangers.” The occasional ad hominem asides — referring to Mr. Bush as a “glad-handing salesman,” a “spoiled brat” and a “rich kid who used his father’s connections to escape Vietnam” — will delight the Bush haters among Mr. Rich’s fan base, but tend to undermine the often eloquent conclusions that he draws from his own raw material.

That’s too bad. The reader could more willingly go along with Mr. Rich’s conclusions that Mr. Bush has “lost the public” and “lost the war of ideas” in the struggle against radical Islam if Mr. Rich’s disdain for the president as a person were less obvious, and if he occasionally gave Mr. Bush credit for some of his initiatives.

Of all those he skewers for contributing to the “decline and fall of truth” in the selling of the war in Iraq, Mr. Rich goes easiest on the American people, writing that they had “a better excuse than the smart guys within the Beltway” because “Americans always love a good story.” He says that after the Sept. 11, 2001, attacks on American soil it was “not all that easy to resist” an administration willing to sell a scary story “with brilliant stagecraft and relentless pacing.”

Still, Mr. Rich ends his book by urging Americans to reject the pervasive culture of blurred lines between truth and fiction, or to risk being “exploited by another master manipulator from either political party.” If the public does not heed Mr. Rich’s warnings, perhaps the news media will answer his call for coverage that more aggressively separates fiction from reality as a step toward a more truthful civic life.

Craig Crawford is a contributing editor and columnist for Congressional Quarterly; a news analyst for MSNBC, CNBC and “The Early Show” on CBS; and author of “Attack the Messenger: How Politicians Turn You Against the Media.”


:wink2:

darius
22-09-2006, 08:49
ABD, Chavez'in şovunu konuşuyor

Venezüella Devlet Başkanı'nın BM'de Bush'u şeytan diye tanımladığı konuşması, 190'ı aşkın ülkenin liderini ve diplomatları gülmekten kırıp geçirdi

SEMA EMİROĞLU New York


New York'taki BM Genel Kurulu'nun 61'inci dönem açılış toplantıları, Venezüella lideri Hugo Chavez'in ABD Başkanı George W. Bush'u "şeytan" ve "dünyanın diktatörü" olmakla suçlayan konuşmasıyla tam bir "şova" dönüştü.
190'ı aşkın ülkenin devlet ve hükümet başkanı ile dışişleri bakanına hitap etmek üzere Bush'tan bir gün sonra Genel Kurul kürsüsüne çıkan Chavez, ABD Başkanı'na atfen, "Dün şeytan buraya geldi. Evet, işte tam buraya geldi. Ve etraf hâlâ kükürt kokuyor, şu önünde konuştuğum masa bugün bile kükürt kokuyor" dedi.

Sanki 'stand up'

Chavez'in "şeytan" dedikten sonra eliyle göğsüne haç işareti çizip dua edercesine tavana bakması üzerine, salondaki bazı diplomatlardan kahkaha ve alkış sesleri geldi. ABD delegasyonu, Chavez'in konuşmasını boykot etti.
Podyuma çıkar çıkmaz, konuşmasına Amerikalı filozof ve dil bilimci Noam Chomsky'nin "Hegemonya mı, Hayatta Kalmak mı" adlı kitabını överek başlayan Chavez, kitabı havada sallayarak dinleyicilere gösterdi ve ABD'nin "emperyalist" politikalarını öğrenmesi için herkesin bu kitabı okumasını tavsiye etti.
Chavez, daha sonra yine Bush'a atfen, "Sayın dünya diktatörü, bundan sonraki günlerinizi kâbus içinde geçireceksiniz, çünkü bizler ayaklanıyoruz. Dünyanın geri kalanı olarak Amerikan emperyalizmine karşı çıkıyoruz" dedi. Chavez, daha sonra düzenlediği basın toplantısında ise, en çok üzüntü duyduğu şeylerden birinin, Chomsky ile ölümünden önce tanışamamak olduğunu söyledi (Chomsky 77 yaşında ve hâlâ yaşıyor).


:D

darius
22-09-2006, 08:52
Köyde altın çıktı, herkes ABD'ye tatile gitti

RECEP DEMİRCİ Erzincan DHA

Erzincan'ın İliç ilçesine 11 kilometre uzaklıktaki Çöpler köyünde ABD-Kanada ortaklığındaki bir şirketin 6 yıl önce bulduğu altın madeni sayesinde AKP'li milletvekilleri, siyasetçiler, muhtarlar, bürokratlar 10’ar günlük ABD gezine çıktı.
Keban Barajı yapımı sırasında toprakları su altında kalan Elazığlı Şafak aşiretinin 1968 yılında yerleştiği köydeki 55 hanede yaşayan 230 kişinin hayatı bir anda değişti. ABD-Kanada ortaklığı Anatolia Minerals adlı şirket, Erzincan’a 126 kilometre uzaklıktaki köyde 2000 yılında yaptığı sondaj sırasında altın madeni buldu. Daha önce manganez bulunan Maden mevkiinde 2 kilometrekarelik alanda yapılan 600 sondajda yaklaşık 63 ton altın rezervi olduğu tesbit edildi.

Önce Bergama ziyareti

Anatolia Minerals’ın Türkiye’deki faaliyetlerini yürüten Çukurdere Madencilik Saniyi Limited Şirketi, yöre halkınının bilinçlenmesi için önce köylülerden bir grubu Bergama’ya götürdü. Bergama gerçeğinin farkında olan şirket, halkın tepkisini önlemek için ardından bir de ABD gezisi düzenledi.
Çöpler, Sabırlı, Bağıştaş ve Dostal köylerinin muhtarları, Dernek Başkanı Bekir Çoban, MHP İlçe Başkanı Süleyman Duygun, AKP İlçe Başkanı Mustafa Gürbüz, CHP İlçe Başkanı Dursun Kerim Ayak, ANAP İlçe Başkanı Alaattin Bozik, İliç Belediye Başkanı DYP’li Ramazan Buran, İliç Kaymakamı Selami Kapankaya, Erzincan Valiliği Özel Kalem Müdürü Şafak Önder, İl Özel İdare Müdür Yardımcısı Saim Sezer’in ABD’nin Nevada eyaletiyle Chiago’da gezileri 15 Ekim 2005 günü başladı.
Temmuz 2006'da ABD’ye giden ikinci grubta AKP Erzincan milletvekilleri Tevhit Karakaya ve Talip Kaban, Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Aydın Yalvaç, Özel İdare Meclis Başkanı Rıdvan Aydemir (AKP), Mercan belediye Başkanı ve Erzincan Belediyeler Birlik Başkanı Osman Şeker (AKP), Erzincan Emniyet Müdürü Ahmet Çimen yer aldı. 17 Eylül 2006 günü ABD’ye giden son grupta da Erzincan Belediye Başkanı AKP’li Mehmet Buyruk, TEDAŞ Müessese Müdürü Mustafa Taşdemir, Doğu Gazetesi Sahibi Halil İbrahim Özdemir, Can TV sahiplerinden Şükrü Kösem yer aldı.

İşlemeye 2008'te başlayacak

Altın aramak için 1999’da ruhsat aldıklarını ifade eden Çukurdere Madencilik Saniyi Ltd. Şti. Başkan Yardımcısı İlhan Poyraz, fizibilite çalışmalarını yeni tamamladıklarını belirtti. Araştırma çalışmaları için 20 milyon dolar, fizibilite bedeli olarak da 125 milyon dolar harcayacaklarını anlatan İlhan Poyraz, 2008’te işletmeye başlamayı hedefledikleri tesislerde 350- 400 kişi çalışağını söyledi. Halktan gelen istek üzerine yöre halkını önce Bergama’ya, ardından altın işletme tesislerini görmeleri için ABD’ye götürdüklerini belirten Poyraz, gelen istekler doğrultusunda ABD gezilerinin ortaya çıktığını ve yararlı olduğunu bildirdi. İlhan Poyraz, “10’ar günlük geziler, 205 bin dolara maloldu. En azından teknolojinin çevreye zarar vermediğini gözleriyle gördüler. Başka ABD’ye gidecek grup yok'' dedi.


:excited:

darius
22-09-2006, 15:58
Hisarcıklıoğlu: Gerçek işsiz sayısı 5 milyonun üzerinde...

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ''Benim ülkeme yatırım yapan, iş sahası açan, ihracat yapan, ekonomik büyümemize katkı sağlayan sermaye hangi milliyete, hangi dine, hangi ırka ve hangi renge sahip olursa olsun kıymetlidir'' dedi.
Hisarcıklıoğlu, Hilton Kayseri Otelinde düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Seminerinde, Türkiye'nin tarihinin hiçbir döneminde kapalı bir toplum olmadığını söyledi.
Türkiye'nin her dönemde komşularıyla ve diğer devletlerle gerek siyasette, gerekse ticaret ve ekonominin her alanında iyi ilişkiler kurduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, geçen yüzyılın son çeyreğinde telaffuz edilmeye başlanan küreselleşme, dünya ile bütünleşme ve benzeri kavramların Türk toplumunun hiçte yabancı olmadığı kavramlar olduğunu kaydetti.
Hisarcıklıoğlu, mirasını devraldıkları Osmanlı Devleti'nin egemenliği altındaki topraklarda adı konmamış bile olsa bu kavramları dış ilişkilerinin temeline oturttuğunu belirtirken, şöyle devam etti:
''Türkiye Cumhuriyeti'nin ekonomik temellerinin atıldığı 1. Türkiye İktisat Kongresinde yabancı sermaye kavramı açık bir şekilde ifade edilmiştir. Kongrenin kabul ettiği misaki ve iktisadi esasların 9. maddesinde, yabancı sermaye ile ilişkili olarak şu ifadeler yer almıştır; 'Türkiye kendisine düşman olmayan milletlere daima dosttur, sermayesinin aleyhtarı değildir'. Aslında 82 yıl önce benimsenen bu ifade bir çoğumuzun bugün de benimseyebileceği temel bir stratejik tabirdir. Ne yazık ki aradan 82 yıl geçmesine rağmen bu ifadenin içinin doldurulmamış olması, herkesin dilediği yöne çekme gayreti, sığ ve temelsiz tartışmalar, bizi temel bir stratejiden yoksun bırakmıştır.
Bu yüzden maalesef tartışmalar iki uç noktada gidip gelmektedir. Bir kesim meseleye ideolojik gözlükle bakarak tamamen karşı çıkıyor, diğer kesim ise 'ne olursa olsun gel' mantığıyla hareket etmektedir. Oysa ki her türlü ekonomik, siyasal ve sosyal olayda olduğu gibi sadece siyah ve beyaz yoktur. Aslında gri tonların da varlığının bilincinde olmadan her şeye bir ideolojik gözlüğün arkasından bakmak ülke yararına değildir, ama neye malolursa olsun, denetimsiz ve başıboş bir yaklaşımda doğru değildir.'' Sermayenin renginin, ırkının, milliyetinin olmadığını her platformda dile getirdiklerine işaret eden Hisarcıklıoğlu, Türkiye'ye daha fazla yatırım gerektiğine dikkati çekti.
Hisarcıklıoğlu, bunu yerli ya da yabancı olmasının farketmeyeceğini ifade ederken, şunları anlattı:

''GERÇEK İŞSİZ SAYISI 5 MİLYONUN ÜZERİNDE''
''Ülkemizdeki gerçek işsiz sayısı 5 milyonun üzerinde. Resmi rakamlara göre ise 2,5 milyon civarında. Öte yandan her yıl 700 bin gencimiz istihdam piyasasına katılmakta, iş ve aş bulma çabasına girmektedir. Mevcutlar hariç sadece bu gençlerimizi istihdam etmek için en muhafazakar rakamla en az 40 milyar dolar gerekmektedir. Ne yazık ki son 80 yılda bir defa bile yıllık yatırım miktarı bu rakama ulaşmamıştır. Çünkü, hem tasarruf oranımız çok düşük, hem tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte geç kaldık, hem de teknoloji üretiminde gerilerdeyiz. Türkiye gibi tasarım açığı olan, kamu kaynakları sınırlı ve yüksek kamu borç stoku olan ülkelerde büyümenin ve istihdamın motoru dışardan gelecek olan doğrudan yatırımlar olmaktadır.'' Bugün dünyada çok ciddi bir tasarım fazlası olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bir ülke ne kadar dünyadan ve ekonomik kurallardan kopuksa yabancı sermaye o kadar fırsatçı ve geçici olacaktır. Sonuçta ülke hesabına atılacak eksilerin maliyeti de bir o kadar fazla olacaktır. O nedenle yabancı sermayenin tehlikesinden sözetmeden önce kendi yatırım ve iş ortamımızla ilgili eksikliklerimizle ilgilenmek bence daha uygun olur. Bu çerçevede benim ülkeme yatırım yapan, iş sahası açan, ihracat yapan, ekonomik büyümemize katkı sağlayan sermaye hangi milliyete, hangi dine, hangi ırka ve hangi renge sahip olursa olsun kıymetlidir. Meseleye ideolojik açıdan değil, pragmatik açıdan bakılmasını gerekli olduğunun altını çizmek istiyorum.''

''TEMEL ÖLÇÜT, ÜLKE YARARI OLMALI''
Hisarcıklıoğlu, yabancı sermaye yatırımı konusunda temel ölçütün ülke yararı olması gerektiğine işaret ederken, ''zira yabancı sermaye bir ölçü değildir ama sonuçta da babamızın oğlu değildir. Elbette yabancı sermayenin yatırım yaptığı ülkelere faydası vardır ama o da sonuçta kendi çıkarını ön planda tutacaktır. Bu yüzdün siz de ondan maksimum faydayı sağlamak ve onun çıkarını iyi yönetmek zorundasınız. Bu da onun değil bizim sorumluluğumuzdur'' diye konuştu.
Türkiye'nin temel eksikliğinin pek çok konuda özellikle de yabancı sermaye ve yatırımı teşvik gibi bir stratejisinin olmaması olduğunu savunan Hisarcıklıoğlu, bu nedenle Avrupa'daki televizyon pazarının elinde bulunduran Türkiye'nin yan sanayi kurulamadığı için yüzde 90'ının ithal girdiye bağlı olduğunu anlattı.
Hisarcıklıoğlu, dünyada ülkeler arasındaki mücadelede orduların değil şirketlerin ön plana çıktığını belirterek, şunları söyledi:
''Bakıyorum dünyanın ilk 100 firması arasında, üzülerek söylüyorum 1 Türk şirketini göremiyorum. Eğer Türkiye kendisine bu bölgede stratejik önem addediyorsa, 'bölgesel güç olacağım' diyorsa bunu ancak global ölçekte iş yapan, global ağırlığı olan şirketler aracılığıyla yapabilir. Aksi halde sadece Türkiye sınırlarında kalırsak büyük şirketler karşısında tutunamayız.
Bu noktada bir ödev de kendi şirketlerimize düşmektedir. Ne yazık ki şirketlerimizde birlikte iş yapma, ortaklık kurma veya birleşerek daha büyük güçlü bir şirket oluşturma kültürü yok. Dünyada küresel rekabet bir gerçeğe dönüşürken, şirketlerimizin kurumsallaşmadan, büyümeden ayakta kalması da mümkün değildir. Ülkemizdeki şirketlerin büyük bölümü aile şirketidir. Ancak, kurumsallaşamadıkları için yüzde 20'si büyümekte, kalanların ömrü ise en fazla 20 yıl olmaktadır. Kurumsallaşamazsak küçük balık olarak kalır ve büyük balıkların hedefi haline geliriz.'' Hisarcıklıoğlu, Türkiye için en doğru stratejinin yatırım ortamının hem yerli hem de yabancı sermaye açısından daha elverişle hale getirilmesi olduğunu, asıl korkulması gerekenin yabancı sermaye değil işsizlik olduğunu sözlerine ekledi.


:eek:

darius
25-09-2006, 11:05
Gazi Erçel HABERTÜRK TV'de
Merkez Bankası'nın eski Başkanı Gazi Erçel HABERTÜRK TV'de piyasadaki riskleri anlattı

25.09.2006 09:44
Yeni yayın döneminde yeniliklerle başlayan HABERTURK TV'nin günü karşılayan programı 'Uyandırma Servisi'nde Ercan İnan ve Beyza Güdücü'nün ilk konuğu Merkez Bankası'nın eski başkanı ve Vatan Gazetesi yazarı Gazi Erçel piyasalarla ilgili öngörülerini anlattı.

Gazi Erçel, Borsa'da cuma günü yaşanan dalgalanmanın ikinci dalga olarak süreceğini söyledi. Erçel, İkinci dalga biraz daha sürecek ve sert geçecek. Bizim ticari işlemler açığımız 30 milyar doları geçecek. Dış borcu da eklersiniz 60 milyar Dolar'a ihtiyacımız. var. Bu gerginlik yatışabilir ama sertlik devam edecek dedi.

Erçel, şöyle devam etti: Cari işlemler Açığı yüksek, ve kur değerlenmişse etki içteki karışıklık kadar olmuyor ama etkiyi alıyorsunuz. Daha önce bu kadar çok açık yoktu. Eskiden Merkez Bankası isteyene dövizini al git diyebiliyordu. Dışarıya olan kırılganlık daha azdı. İçeriyi toparladık şimdi de dışarıya olan kırılganlık arttı. Herkes diyor ki seçim var. Genel seçimlerde hükümet kim olacak? AKP devam edecek mi? Faizler 6.5'larda devam edecek mi? Bunları soruyor.

İş dış kırılganlığı yani cari işlemler açığı meselesini çözmeden bu kırılganlığı çözmemiz mümkün değil. Brezilya'ya baktığımızda onların imajı iyi. IMF borçları yok. Arjantin'e kimse bakmıyor.

ABD'de ise Merkez Bankası olaylara bakarken iki şeyi dikkate alıyor: Büyüme ve enflasyon. Bu ikili beraber dengeliyor. FED'in görevi işsizliği minimumda tutmak. sadece ABD Merkez Bankası'nın böyle bir görevi var.

PİYASALARIN GÖZÜ ABD'DE

Türkiye'de Borsa güne müralle başladı. İMKB Bileşik Endeksi birinci seansta, Cuma günü ikinci seans kapanışına göre 79,82 puan artarak 36.469,93 puan seviyesinde açıldı.



:cool:

darius
25-09-2006, 11:08
Prof.Dr Aydın Ayaydın
Sabah
Cari açık ne durumda?
25.09.2006 07:37

Dışa açık ekonomilerde en önemli kırılganlık göstergelerinden biri olan cari işlemler açığı, GSMH'nin yüzde 5'ini geçtiğinde ekonomistler tarafından tehlike sinyali olarak kabul edilir. Türkiye'de ise 2005 yılı itibariyle bu rakam yüzde 6.4 olarak gerçekleşti ve bu yıl için yüzde 7 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Diğer taraftan hükümet ise finansman tarafında bir sorun olmadığını ve bu nedenle açığın ülke açısından risk oluşturmadığı görüşünde. Bu köşenin yazarı ise hükümet kadar rahat olmamakla beraber yüzde 5'in üzerindeki cari işlemler açığının finansmanının uzun vadeli doğrudan yatırımlar ağırlıklı olarak fonlandığı sürece sorun yaratmayacağını düşünmektedir.

Dış ticaret verileri
2006 yılının ilk 7 ayında ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13 artarak 46.485 milyon dolar olarak gerçekleşirken, ithalat ise söz konusu dönemde yüzde 18.8 artarak 76.879 milyon dolara ulaştı. Yine bu dönemde dış ticaret açığı yüzde 29.1 artarak 30.394 milyon dolar oldu. Dış ticaret açığı 2004 ve 2005 yılları için sırasıyla 34,3 ve 43,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.
İthalatın alt gruplara göre dağılımına bakıldığında petrol ve diğer enerji ithalatının toplam ithalat içindeki payının yüzde 24'e ulaştığı görülüyor. Enerji faturasının toplam ithalat içindeki payının 2004 yılında sadece yüzde 18 olduğu, artan petrol ve doğalgaz fiyatlarına bağlı olarak 2005 yılında yüzde 23'e yükseldiği gözlemleniyor. Sadece bu rakam dahi enerjide dışa bağımlı olan Türkiye'nin dış ticaret açığının yaklaşık 10 milyar dolarlık kısmının artan enerji faturasından kaynaklandığını gösteriyor.
Yaptığım hesaplamalar petrol fiyatlarında 10 dolarlık bir artışın Türkiye ekonomisine 3.5 milyar dolar yük getirdiğini gösteriyor.
İkinci olarak, Türkiye 1990 öncesi yıllarda tekstil ve tarım ürünleri ağırlıklı ihracat yapısını motorlu taşıtlar, tekstil, elektrikli aletler, demir ve çelik, makine teçhizat ağırlıklı bir yapıya dönüştürdü. Bu dönüşümün sonucunda, Türkiye ihracatını artırmak amacıyla daha fazla ara malı ve hammadde ithal etmek durumunda kalıyor. 2006 yılında motorlu taşıt ihracatımız tekstil ihracat rakamımızı geçti.
İthalatımızda enerjinin payının son derce yüksek olması ve yüksek ara malı ithalatımız yapısal olarak ekonomimizde dönüşümler yapılmadıkça mevcut dış ticaret ve cari işlemler açığının kalacağını gösteriyor.

Potansiyel riskler
Sürekli cari işlemler açığı veren ekonomilerin en önemli sorunu bu açığın finansmanıyla ilgili olup, bu durum yerel para değeri üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşturabiliyor. Türkiye uzun yıllar cari işlemler açığını yüksek reel faiz ödeyerek finanse edebildi. Ancak 2006 yılında doğrudan sermaye yatırımlarında da çok ciddi artışlar yaşandı ve açığın finansmanı daha sağlıklı bir yapıya kavuştu.
Cari açığın doğrudan sermaye yatırımları ile karşılanması, derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'nin notunu artırma konusunda harekete geçmesine yetmedi. Bunun nedeni ise dünyada cari işlemler açığı veren ülkelerin sayısı azalmış olması ve Türkiye'nin mutlak rakam olarak en yüksek açık veren gelişmekte olan ülke ünvanını almış olmasıdır.
Özellikle gelişmekte olan piyasalardan para çıkışları söz konusu olduğunda cari işlemler açığı bu ölçüde yüksek olan Türkiye'nin finansal piyasalarının olumsuz etkilenmesi ise çok doğal.
Ancak son dönemde düşen petrol ve hammadde fiyatları nedeniyle satış gören Brezilya ve Rusya ile birlikte Türkiye'nin de satılmasının doğru bir yatırım anlayışı içermediğini düşünüyorum Bu iki ülkeyi olumsuz etkileyen enerji ve hammadde fiyatlarındaki düşüşler Türkiye'yi olumlu olarak etkiliyor.
Yabancı yatırımcıların bu ayırımı toz bulutu kalktıktan sonra daha doğru yapacağını düşünüyorum. Ancak Türkiye'yi yönetenlerin ekonomideki hassas dengeleri gözlemleyerek ilave siyasi risk yaratmamaları gerekiyor.


:carate:

darius
25-09-2006, 13:23
Dalganın sorumlusu Amaranth fonu çıktı

ABD ekonomisinin hızla soğuduğu endişelerinin yanı sıra gelişmekte olan ülkelerdeki risk tedirginliği Türkiye'deki piyasaları da etkiledi. Dolar son iki ayın, faiz de son üç ayın en yüksek seviyelerine ulaştı. İMKB-100 bir haftada yüzde 4.9 düştü. Türk Lirası yüzde 7 değer yitirerek, 1.43 YTL'den 1.53 YTL'ye fırladı. Gösterge bileşik faiz ise yüzde 22'ye dayandı.

Geçen hafta piyasalarda yaşanan bu dalgalanmaya başlıca neden olarak gelişmekte olan ülkelerden Brezilya, Rusya, Macaristan, Tayland, Güney Afrika, Ekvador ve Polonya'daki olaylar gösterildi. Hiç kuşkusuz piyasalarda yaşanan 2. dalgalanmada bu ülkelerdeki siyasi ve ekonomik gelişmelerin etkisi var. Ancak gelişmelere bakıldığında geçtiğimiz cuma günü yaşanan dalgalanımanın en önemli sorumlusu ABD'li Amaranth Adviser adlı hedge fon çıktı...

6 MİLYAR DOLAR ZARAR ETTİ

2000 yılında ABD'de kurulan Amaranth fonu emtia piyasalarında çok aktif bir fondu. Amaranth Advisors adlı dev hedge fon, doğal gaz piyasasındaki pozisyonundan 6 milyar dolar zarar ettiğini ve iflas edebileceğini açıkladı. 9 milyar dolarlık fonun birkaç gün içinde 6 milyar dolar zarar yazdığı söyleniyor. Uzmanlar, Amaranth olayını, 1988 yılından bu yana (LTCM skandalından beri) en büyük mali çöküş olayı olarak adlandırıyor. Fon, son günlerde altın, petrol, gaz ve diğer enerji ve emtia piyasalarından çıkış yaparak dünya çapına yayılan bir gerginliğe neden oldu. Piyasa oyuncuları, bu dev fonun piyasalardan çıkışının, diğer yatırımcıları da panik ettiğini ve pozisyon kapatıp çıkmalarına neden olduğunu belirtiyorlar.


Yatırımcılar üzerinde etkili

ABD'de geçen hafta yaşanan 'ABD ekonomisinin hızla soğuduğu' tartışması yatırımcıları tedirgin etmişti. Bunun yanında gelişmekte olan ülkelerde yaşanan politik gerginlikler de piyasaların tansiyonunu yükseltmişti. Ancak piyasa oyuncuları, yaşananların daha çok Amaranth gibi hedge fonların, yani riskli yatırımların fiyatlar düştüğünde nasıl kaçınacağına yönelik endişeler olduğunu söylüyorlar. Spekülatif hareket eden bu fonlar, her şey iyiye gittiğinde rahat davranıyor ve pozisyon büyütüyor. Fiyatlar düşerken de agresif davranan spekülatif yatırımcılar, piyasalarda panik havası estiriyor.

Dolayısıyla, bu tip fonların hareketleri diğer yatırımcılar üzerinde etki yaratıyor.

Sefer YÜKSEL /AKŞAM GAZETESİ


:rolleyes:

darius
25-09-2006, 13:24
Türkiye böyle cari açık görmedi

ANKARA Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, yaptığı açıklamada, son 4 yılda cari açık rakamının 76 milyar dolara ulaştığını belirterek, 'Türkiye, Türkiye olalı böyle cari açık görmedi'' ifadesini kullandı. Türkiye Cumhuriyeti'nin, kurulduğu 1923 yılından 2002 yılına kadar geçen sürede toplam 57 milyar dolar cari açık verdiğini kaydeden Aygün, 'Bu hükümet, diğer hükümetlerin 80 yılda yapamadığını 4 yılda yaptı, sayelerinde milletçe cari açık kabusları görmeye başladık'' görüşünü dile getirdi. Türkiye'nin 2003 yılında 8, 2004 yılında 15,6, 2005 yılında 22,8 milyar dolar cari açık verdiğini, bu yıl ocak-temmuz arasında 20,7 milyar dolar olan cari açık rakamının yıl sonuna dek 30 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini ifade eden Aygün, '2002 yılında 1,5 milyar dolar yıllık cari açık veren Türkiye'nin, artık bu rakamdan fazlasını aylık olarak verdiğini'' öne sürdü. 'Cari açığını tehlike habercisi olup olmadığını görmek için milli gelire oranına bakın'' diyen ATO Başkanı, cari açığın, Gayri Safi Milli Hasılaya (GSMH) oranının da yıllar boyunca büyüdüğünü kaydetti.


:eek:

darius
26-09-2006, 09:11
Türkiye 5 milyar euroluk otomotiv yatırımı kaçırdı

İşçilik maliyetlerinin yüzde 75 oranında artması, teşviklerin kaldırılması ve vergi yükü nedeniyle dev üreticiler, Türkiye yerine Doğu Avrupa’yı tercih etti. Son iki yılda 4.6 milyar euroluk yatırım kaçtı
26.09.2006
Türk otomotiv sektörü, bürokratik zorluklar, artan iş gücü maliyetleri ve vergi politikaları nedeniyle son iki yılda 5 milyar euroluk yatırımı kaybetti. Dünya devleri, AB’deki büyüme stratejileri içinde yeni yatırımlarını Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Romanya gibi ülkelere kaydırdı. Ford’un Fiesta Sedan üretimini Türkiye yerine Romanya’ya verecek olması ise moralleri bozdu.

Otomotivde ucuz işgücü kozunu kaybeden Türkiye, yeni yatırımları Doğu Avrupa ülkelerine kaptırıyor. Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Romanya gibi Doğu Avrupa ülkeleri, sağlanan teşvik ve yatırım indirimlerinin yanı sıra ucuz işçilik maliyetleriyle de ön plana çıktı. Örneğin, Türkiye’de bir işçinin üreticiye toplam yıllık maliyeti yaklaşık 12 bin 500 bin euroya ulaştı. Devlerin yeni gözdesi olan Doğu Avrupa’da ise yıllık işçilik maliyeti ortalama 3 bin 800 ile 6 bin euro arasında değişiyor. Türkiye’de 6 yıl önce işçi maliyetleri 7-7.5 bin euro seviyesindeydi.

EN PAHALISI ALMANYA
Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya gibi sektörün önde gelen oyuncularında ise maliyetler 2-3 katına kadar çıkıyor. AB’de bir çalışanın yıllık maliyeti 34 bin euroyu buluyor. İşte bu nedenle Avrupalılar üretimi kendi ülkeleri dışına taşıyor. Kia’nın Slovakya’daki 1.2 milyar dolarlık fabrikası, PSA Group (Peugeot-Citroen) ile Toyota’nın 1 milyar euroluk yatırımı ve Hyundai’nin 1.2 milyar euroluk yatırımı ile Romanya’ya giden Fiesta üretimi Türkiye’nin kısa dönemde kaçırdığı fırsatlar oldu. Bunların toplam miktarı da 4.6 milyar euroyu buldu.

Yükselen işgücü maliyetlerinin yanı sıra mevcut yatırımlara uygulanan yatırım indirimini üç yıl ile sınırlayan düzenleme, vergi politikalarının Doğu Avrupa ülkelerine göre daha katı olması ve bürokratik engeller yabancıların Türkiye’ye yatırım yapmaktan vazgeçmelerine yol açtı.

Vergi yükü yüzde 56
Türkiye’de işçi maliyetinin 12 bin 500 euro olmasında, vergi yükü de etkili. Ayda 1.040 euro maaş alan bir kişi için şirket 5 bin 440 euro vergi ile sigorta primi ödüyor. Maaştaki vergi yükü ise yüzde 56’yı buluyor.

Slovenya’da işe habersiz devam etmeme oranı Türkiye’nin 8 katı
Türk otomotiv sektörünün AB ülkelerine göre yatırım avantajları da bulunuyor. Haftalık çalışma saati 45 ve haftanın 6 günü 3 vardiya çalışılıyor. Bu süre Doğu Avrupa’da 40, AB’de ise 35 saat. Tabii sağlanan sosyal haklar işe devamsızlığı da minimum seviyeye indiriyor. Türkiye’de işe devam etmeme oranı yüzde 1, Polonya, Slovenya gibi ülkelerde yüzde 8. Son 40 yılda sektöre sadece 1 kez grev yaşandı. Servis, sosyal aktivite ve yemek gibi ihtiyaçlar Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da karşılanmıyor. Türkiye’nin en büyük avantaj yüksek iş gücü ve mühendislik kalitesi. Kurumlar vergisinin yüzde 30’dan 20’ye indirilmesi ve Ar-Ge teşvikleri avantajlı sağlayan diğer unsurlar.


:kafasız:

darius
26-09-2006, 09:16
Krueger: Dalga sizi ’kırmasın’ diye reformlarınızı sürdürün


Uluslararası Para Fonu (IMF) eski Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, Türkiye’nin, dünya ekonomisindeki ağırlığının arttığını belirterek, ancak dalgalanmalardan daha az etkilenmesi için son yıllarda uyguladığı başarılı reformları sürdürmesi gerektiğini kaydetti.

IMF eski Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, Singapur’daki IMF-Dünya Bankası yıllık toplantılarının ardından A.A muhabirinin sorularını yanıtladı. Küresel ekonomide yükselen piyasalarda, likiditeye bağlı olarak bundan önce bir dalgalanma olduğunu hatırlatan Krueger, "bundan sonra da dalgalanmalar olacaktır. Türkiye bu dalgalanmalardan daha az etkilenerek, kırılganlığını azaltmak için son yıllarda uyguladığı başarılı reformları sürdürmelidir" şeklinde konuştu.

TÜRKİYE’NİN AĞIRLIĞI ARTTI:

Türkiye’nin dünya ekonomisindeki ağırlığının arttığını ve bunun en somut sonucunun da IMF’nin, Türkiye’nin kotasını artırması olduğunu belirten Krueger, "Türkiye’nin IMF’deki kotasının artırılması, ekonomik büyüme oranının oldukça yeterli oranda gerçekleştiği ve Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payının ve ağırlığının arttığının onaylanmasıdır" dedi.


:D

darius
26-09-2006, 09:17
Her dalga bir sonrakini azdırabilir

Amerikan ekonomisi durgunluğa girerse, piyasaların dalgalanma olasılığı artabilir.

26.09.2006 08:28

İKİNCİ dalga edebiyatını bırakıp bundan böyle dışımızda gelişen beklentilerin bizde yarattığı dalgalara karşı nasıl bir tavır alacağımızı tartışmamız gerekiyor.

Çünkü, her dalga bir önceki dalgadaki gözlemlerle ekonomik birimlerin beklentilerini ve davranışlarını farklılaştırıyor.

Artık Amerika’da faizlerin artıp artmayacağını bir kenara bıraktık. Amerikan ekonomisinin hızlı bir durgunluğa girip girmeyeceğini tartışmaya başladık. Gerçekten de Amerikan ekonomisi hızlı bir durgunluğa girerse, tüm gelişmekte olan ülkeler için durum kötü demektir. Dalga üstüne dalga yeme olasılığımız giderek artmaktadır.

KARŞILIKLI TEST

Dalgalarla mücadele, dış yatırımcıların bizim piyasalarımızdan çıkmasını engellemeye yönelik değil, yerli ekonomik birimlerin Türk Lirası’nda kalmalarını sağlamaya odaklanmak zorundadır. Yerli ekonomik birimlerin davranışlarındaki radikal bir değişme küçümsenmeyecek zorluklar yaratır. Ortada ne enflasyon hedefi kalır ne de üretim. Önemli olan yerli ekonomik birimlerin sinirlerini bozmamaktır.

Dalgalarla mücadele sırasında faizlerin artması söz konusu olacaksa, faiz artışları yabancı yatırımcılara daha yüksek faiz verip içerde tutmayı özendirmek için olmayacaktır. Yabancılar çıkma kararı alırlarsa, biz ne yaparsak yapalım, çıkacaklardır. Önemli olan yerli yatırımcıların Türk Lirası’ndan çıkıp dövize yönelmelerini önleyebilmektir.

Yabancıların çıkmasıyla döviz kurları yükseliyorsa, döviz piyasasına yönelik müdahaleler yabancıların ucuz yollu çıkmalarına olanak vermek için değil, döviz kurlarının daha da yükseleceği beklentisine girebilecek yerli ekonomik birimlerin bu beklentilerine fren koymak içindir. Yerli ekonomik birimler eskiden olduğu gibi döviz büfelerinin iş hacimlerini artırırlarsa, dalgalarla mücadelede geç kalınmış olacaktır.

Mayıs ve haziran aylarında yaşanan dalgalanmayı ucuz atlattık sayılır. Dolar kurunun 1.30’lardan 1.70’lere tırmanmasını seyrettik. Ama, biraz geç de olsa, para piyasalarında kararlı görünen bir tutum takınarak piyasaları yatıştırabildik. Yaşananlardan parasal otorite de, ekonomik birimler de bir şeyler öğrendi.

Yeni dalgalarda, ekonomik birimler para otoritesinin yine geç kalıp kalmayacağını test edebilecektir. Dolayısıyla, para piyasalarında fiyatların tırmanması daha hızlı gerçekleşebilecektir. Buna karşılık, parasal otorite bundan böyle gerekli gördüğü müdahale için çok zaman harcamayabilecektir. Dolayısıyla, ileride yaşanacak dalgaların şiddeti bilinemese de, süresi kısalabilecektir.

IMF’NİN TUTUMU

Yaşanacak dalgaların şiddeti döviz rezervlerindeki değişmeyi belirleyen en önemli unsurlardan biri olacaktır. Döviz rezervlerinin düzeyini korumayı hedefleyen bir tutum ise küçük dalgaları dahi büyütebilecektir. Bu alanda Merkez Bankası’nın görüşleri kadar, IMF’nin de dalgalarla mücadelede alınması gereken tavırlar konusundaki tavsiyeleri önemlidir. Daha önceleri olduğu gibi, IMF dalgalı kur sistemini ders kitaplarındaki tanımıyla algılamaya devam ederse, sıkıntılar yaşamamız normal karşılanmalıdır.

Gelişmekte olan ülkelere karşı yabancı yatırımcıların alacağı tavırların sık değişmesiyle Türkiye gibi ülkeler sıkça dalgalanmalarla karşı karşıya kalacaksa, kur rejimi bu ülkelerde eskisinden daha çok tartışılacak demektir. Çünkü, her zamankinden daha fazla, enflasyon hedefi, döviz kurları düzeyi ve faizler arasında sıkışıp kalacağız.


Hürriyet


:ds:*

darius
26-09-2006, 09:19
1.5 yılda dört dalga daha gelebilir

Kanadalı ekonomist Stephen Poloz, önümüzdeki bir buçuk yıllık süreçte, mayıs-haziran aylarında yaşanan dalgalanmaya benzer 3-4 tane dalgalanmanın olacağını söyledi. Kanada İhracatı Geliştirme Derneği Başekonomisti Dr. Stephen Poloz, AKŞAM'a konuştu. Mayıs-haziranda yaşanan dalgalanmadan Türkiye'nin hak ettiğinden daha fazla zarar gördüğünü ifade eden Poloz, 'Geçen cuma yaşanan dalgalanmadan da en fazla Türkiye etkilendi. Bunun nedeni Türkiye'nin yüksek cari açığı' şeklinde konuştu. 'Ben Türkiye'nin cari açığını ekonomi açısından bir problem olarak görmüyorum' diyen Poloz şöyle devam etti: 'Yüksek cari açık spekülatörler için önemlidir. Spekülatörler ve sıcak paracı yatırımcılar ekonomiyi derinlemesine incelemezler. Onlar birkaç noktaya bakıyorlar sadece. Cari açık ve faizler gibi birkaç ana noktaya bakıp, bu göstergeler yüksekse çıkıyorlar ' şeklinde konuştu.

EKONOMİ YAVAŞLAYACAK

Geçen üç yıl boyunca dünya ekonomisinin beklentilerin üzerinde büyüdüğünün altını çizen Poloz, 'Ekonominin çok uzun süre bu şekilde devam etmesi mümkün değil. ABD'de konut piyasasındaki balon geçen hafta patladı. Rakamlar gösterdi ki, ABD ekonomisi beklentilerden de hızlı soğuyacak. Bu da dünyada domino etkisi yaratacak. 2 yıl boyunca dünya ekonomisi yavaşlayacak' şeklinde konuştu.

DALGALAR KRİZE DÖNÜŞMEZ

'Mayıs ve haziran ayındaki gelişmeler, yavaşlamanın finansal piyasalar üzerindeki etkisinin ilk habercileriydi' diyen Poloz şöyle devam etti: 'Gelecek 12-18 ayda bu dalgalanmalardan üç-dört tane daha olacağını tahmin ediyorum. Ancak, bunların krize dönüşeceğini söylemiyorum. Dünyayı büyük bir problem beklemiyor ancak son gelişmeler daha gerçekçi büyüme oranlarına dönüş demek.'

BÜYÜME % 5'İ GEÇMEZ

YaŞanan dalgalanmaların, Türkiye'ye ilişkin büyüme beklentilerini aşağı çektiğini ileri süren Poloz, Türkiye'nin bu yıl beklendiği gibi yüzde 6'larda değil, yüzde 4.6 seviyelerinde büyüyeceğini iddia etti. Türkiye'nin önümüzdeki yıl da yüzde 5'in altında bir büyüme gerçekleştireceğini belirten Poloz, bunun enflasyonu dizginlemek açısından olumlu olacağını söyledi.


Dalgadan etkilenmemek için reformları sürdürün

UluslararasI Para Fonu (IMF) eski Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, Türkiye'nin, dünya ekonomisindeki ağırlığının arttığını belirterek, dalgalanmalardan daha az etkilenmesi için reformları sürdürmesi gerektiğini söyledi. Anne Krueger, Singapur'daki IMF-Dünya Bankası yıllık toplantılarının ardından yaptığı açıklamada küresel ekonomide yükselen piyasalarda, likiditeye bağlı olarak bundan önce bir dalgalanma olduğunu hatırlattı.

TÜRKİYE İÇİN EN İYİSİ DALGALI KUR

Krueger, 'Bundan sonra da dalgalanmalar olacaktır. Türkiye bu dalgalanmalardan daha az etkilenerek, kırılganlığını azaltmak için son yıllarda uyguladığı başarılı reformları sürdürmelidir'' şeklinde konuştu. Dalgalanmalara karşı uygulanan döviz kuru politikasının önemli bir araç olduğunun altını çizen Krueger, bu çerçevede, Türkiye'nin uyguladığı dalgalı kur politikasının, Türkiye'ye en uygun döviz kuru rejimi olduğunu ifade etti. Türkiye'nin, dalgalı kur politikasını sürdürmesinin önemine de dikkati çeken Krueger, diğer döviz kuru rejimlerinin dalgalı kur rejimi kadar Türkiye'ye yardım edemeyeceğini belirtti. Krueger, 'Dalgalı kur politikası, Türkiye'de şokları emdi borçları azalttı ve enflasyonu düşürdü' dedi.

John Lipsky göreve başladı

ANNE Krueger'in yerine IMF Birinci Başkan Yardımcılığı görevine John Lipsky getirildi. Lipsky ise 1 Eylül 2006 tarihinde görevine resmen başladı. IMF Başkan Yardımcılığı'na atanan John Lipsky, daha önce, yatırım bankası JP Morgan'ın başkan yardımcılığı görevini yürütüyordu.

Sefer YÜKSEL/AKŞAM


:rolleyes:

darius
26-09-2006, 09:22
Uzayda temizliğin zorlukları...

Uzaya çıkan ilk kadın turist unvanını kazanan Amerikalı Anuşeh Ensari, yerçekimsiz ortamda temizlenmenin zorluklarını internet günlüğünde anlatıyor.
İran asıllı Ensari, Uluslararası Uzay İstasyonunda (UUİ) tuttuğu günlüğü internete aktarıyor. 18 eylülde Rus Soyuz aracıyla uzaya giden Ensari'nin günlüğünü internette binlerce kişi okuyor. Şimdiye kadar yaklaşık 2 bin kişi de, Ensari'nin anlattıklarıyla ilgili çeşitli yorumlar yaptı.
Ensari, günlüğünde ''Dostlar, itiraf etmeliyim ki, uzay boşluğunda temizlenmek zor zanaatmış...!'' diye yazıyor.
''Nice insanın merak ettiği, fakat kimseye soramadığı'' uzayda temizlik konusuna ayrıntılı şekilde değinen Ensari, şöyle yazıyor: ''Burada sular şırıl şırıl akmıyor. Herkesin ıslak ve kuru kağıt havluları var. Bunlar kullanılıyor. Günde ortalama günde bir adet ıslak, iki adet kuru havlu kullanıyoruz. Dişlerimizi fırçaladıktan sonra tükürmüyor, yutuyoruz...'' Herkesin bir temizlik seti olduğunu belirten Ensari, kendisinin kullandığı setin, sağlık sorunları yüzünden uzay yolculuğu programından son anda çıkarılan erkek Japon turisti Daisuke Enomoto için tahsis edilen set olduğunu, dolayısıyla sette tıraş bıçağı ve bol tıraş köpüğü de bulunduğunu anlatıyor.
Ensari saçlarını nasıl yıkadığını da şöyle tarif ediyor: ''Su güğümünü alıp başımın üstünde usulca kocaman bir su topu oluşturuyorum. Sonra toz şampuan kullanarak çok yavaş ve yumuşak hareketlerle saçlarımı yıkıyorum. Ani ve sert hareket yaparsanız, su topu paramparça olup her yere dağılıverir...'' Uzay turistinin anlattığına göre, UUİ'de kullanılan bütün sular tekrar tekrar kullanılıyor. Islanan her şey ve bu arada terli giysiler dahi kurutuluyor ve buharlaşan su tekrar toplanıyor. Ensari, Rus kozmonotlardan birinin bir gün kendisine şöyle dediğini yazdı günlüğüne: ''Burada herkes kardeşten öte; zira birbirimizin terini içiyoruz.''


:eek:

darius
26-09-2006, 09:23
Petrol fren tutmuyor
Petrol fiyatları dün 59.32 dolarla son 6 ayın dibine inerken düşüşün devam etmesi bekleniyor. Dolarda çıkış olmazsa bu hafta benzine indirim gelebilir

26.09.2006

ABD ekonomisindeki soğuma beklentileri ve İran’ın nükleer programı konusunda gerginliği azaltıcı açıklamalar yapması petrol fiyatlarının son 6 ayın en düşük seviyesi olan 59.32 dolara inmesine neden oldu.

Son 1.5 ayda yüzde 25 gerileyen petrol fiyatları Türkiye gibi petrol ithalatçısı ülkeler için de umut oldu. Çünkü 2005 yılında enerji fiyatlarındaki artış Türkiye’nin cari işlemler açığını 7 milyar dolar kadar büyütmüştü.

Uzmanlar 60 doların altına gerileyen petrol fiyatlarındaki düşüşün kısa vadede süreceğini ve 55 dolar seviyelerinin altına inilebileceğini tahmin ediyor.

Benzinde indirim YOLDA
Öte yandan, dolar kurunda bu hafta içinde ciddi bir yükseliş olmaması duru munda motorin ve benzin fiyatlarında haftasonuna doğru yeni bir indirimin daha gelmesi bekleniyor. Büyük petrol tüketicileri konumundaki Almanya, ABD ve Japonya’da artan stoklar, kasırga sezonunun sonuna gelinmesi ve Nijerya’da petrol rafinerilerine yapılan saldırıların azalması da petrol fiyatlarındaki düşüşte etkili oluyor.

Ayrıca petrol fiyatlarındaki düşüşten olumsuz etkilenen dünyanın ikinci en büyük petrol ihracatçısı olan Rusya’da hükümet ekonominin petrol fiyatlarındaki düşüşe dayanabilme sınırının 37 dolar olduğunu açıkladı.


:excited:

darius
26-09-2006, 09:24
Paris Hilton ve Lindsay Lohan sevgili yüzünden birbirine girdi!

MİLLİYET İNTERNET ÖZEL

Skandallar kraliçesi Paris Hilton geçtiğimiz gece yine ortalığı karıştırdı.
Pam Anderson, Courtney Love, Jeremy Piven ve Dave Navarro gibi Hollywood'un renkli simalarını evinde toplayarak büyük bir parti veren Hilton misafirlerinin önünde güzel yıldız Linsay Lohan'la kavga etmeye başladı.
Hilton'un Lohan'ın erkek arkadaşı Harry Morton'la birlikte olduğuna dair çıkan haberlerin hepsinin yalan olduğunu söylediği ardından Lohan-Hilton arasında bir ağız dalaşı başladığı bildirildi. Partide bulunan ünlüler ev sahiplerinin bu davranışı karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Hilton'un menejeri ise o gece Hilton-Lohan arasında hiçbir tartışma yaşanmadığını, aksine iki ünlünün gece boyunca sohbet ettiklerini belirtti.


:p

darius
26-09-2006, 09:45
Barroso: Genişleme dursun

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Romanya ve Bulgaristan'ın da Avrupa Birliği'ne üye olmalarının ardından birliğin genişleme sürecinin durması gerektiğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu yarın Türkiye raporunu ele alacak

Barroso, birlikte anayasa sorunuyla ilgilenilmeden yeni bir genişlemeye gitmenin akıllıca olmayacağını söyledi; "birliğin yeni üyeleri özümseme kapasitesinin bir sınırı var" diye konuştu.

Barroso'nun bu sözleri halen aday statüsünde olan Türkiye ve Hırvatistan'ın üyeliği hakkında soru işaretleri yarattı.

Avrupa parlamentosunda yarın Türkiye raporunu görüşecek.

Bağlayıcı özelliği olmayan, tavsiye niteliğindeki raporda Türkiye'den, reform süreci; özellikle ifade özgürlüğü, dini haklar ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının bağımsızlığı ve reformların uygulanmasının hızlandırılması isteniyor; Türk Ceza Kanunu'nda 216, 277, 288, 301, 305 ve 318'inci maddelerin değiştirilmesi çağrısında bulunuluyor.

Ermenistan ile sınır kapısının açılması ve Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması da raporda dile getirilen talepler arasında...

Bulgaristan ve Romanya raporu

Yarın ayrıca Avrupa Komisyonu da Bulgaristan ve Romanya'nın Birliğe üyeliğinin 2008'e ertelenmemesi, 1 Ocak 2007'de başlatılması tavsiyesinde bulunacak.

Komisyonun hazırladığı raporda, her iki ülkenin de üyelik yolunda önemli ilerlemeler kaydettiği belirtiliyor, ancak üyeliğin ardından reformlarda ilerleme görülmediği takdirde bazı yaptırımların uygulanabileceğinden söz ediliyor.

Raporda, yolsuzluk ve organize suç, özellikle Bulgaristan açısından başlıca endişe kaynaklarından biri olarak görülüyor.

Gıda malzemelerinin güvenliği hakkındaki standartlar ve tarım teşvikleri için ödeme kurumlarının tesisi konularında da kaygı duyuluyor.

Romanya'da aralarında ülkenin eski başbakanın da olduğu önde gelen siyasetçiler, gümrük yetkilileri, yargıçlar, hatta eski genelkurmay başkanı hakkında yolsuzluk davaları açılmıştı. Şimdi, Romanya'da yolsuzlukla mücadele ve yargı reformu alanlarında kaydedilen bu ilerlemenin tersine dönmeyeceğine inanılıyor.

Bulgaristan'da da siyasetçiler, yetkililer ve yargı mensupları hakkında soruşturmalar açıldı ancak bu kadar net ilerlemeler kaydedilmiş değil. Ayrıca geçtiğimiz yıllarda işlenen yaklaşık 200 mafya tarzı cinayet de aydınlatılamadı.

Raporda Bulgaristan'ın altı, Romanya'nın ise dört başlık üzerine ilerleme kaydetmemesi halinde alınan yargı kararlarının, arama emirlerinin birlik içinde tanınmaması gibi tedbirlerle karşılaşacakları belirtiliyor.

Ayrıca Bulgaristan'ın hava güvenliği standartlarını yakalayamaması halinde, Avrupa Birliği havacılık pazarına girmesinin de sınırlandırılabileceği belirtiliyor.


:cool:

darius
27-09-2006, 08:36
’Rekabet Ligi’nde 12 basamak sıçradık, ’gelişenler’i geçtik

Dünya Ekonomik Forumu’nun 125 ülkeyi kapsayan Küresel Rekabet Endeksi’ne göre, Türkiye 12 basamak birden yükselerek 59’uncu sırada yer aldı. Türkiye böylece AB sürecindeki Romanya ve Bulgaristan’ı geride bıraktı. İsviçre, Finlandiya ve İsveç ilk sıraları alırken, ABD birincilikten 6’ncılığa geriledi.

DÜNYA Ekonomik Forumu tarafından her yıl geleneksel olarak yayımlanan Küresel Rekabet Endeksi sıralamasında Türkiye atağa kalktı. Geçen yıl 117 ülke arasında 71’inci olan Türkiye bu yıl 125 ülke arasında 12 basamak yükselerek 59’uncu oldu. Türkiye, bu sonuçla hem Avrupa Birlği (AB) aday ülkelerini, hem de gelişen pazar ülkelerini geride bıraktı.

AB ADAYLARINI GEÇTİ:

Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan "Küresel Rekabet Raporu 2006-2007" isimli rapora göre, 125 ülke arasında sırasıyla Çin, Maritus, Kazakistan, Panama ve Meksika’nın ardından 4.14 endeks ile 59’uncu olurken, Türkiye’yi Jameika, El Salvador, Rusya izledi. Türkiye ayrıca, AB üyelik sürecindeki ülkelerden Romanya ve Bulgaristan’ın da önünde yer aldı. Romanya 67’nci sıradan 72’nciliğe, Bulgaristan ise 61’inci sıradan 72’nciliğe geriledi. Türkiye ayrıca gelişen piyasa ekonomileri arasında yer alan Brezilya, Arjantin’i de geride bıraktı. Brezilya 57’ncilikten 66’ncılığa, Arjantin ise 54’üncü sıradan 69’unculuğa düştü. Bu sonuç, "Türkiye’nin AB ile işbirliği bağlamında yaptığı reformların meyvelerini topladığı" şeklinde değerlendirildi.

İSVİÇRE İLK SIRADA:

Endekse göre, dünyanın rekabet gücü en yüksek ekonomi İsviçre olurken bu ülkeyi, Finlandiya ve İsveç izledi. Listenin ilk 10’unu oluşturan diğer ülkeler Danimarka, Singapur, ABD, Japonya, Almanya, Hollanda ve İngiltere olarak sıralandı. Ancak geçen yıl dünya rekabet endeksi sıralamasında birinci konumda olan ABD, sıralamada 1’incilikten 6’ncılığa gerileyerek en keskin düşüş yapan ülke oldu.Küresel Rekabet sıralamasında 125 ülke arasında en alt sıralarda Çad, Burundi ve Angola yer aldı.

11 BİN KİŞİLİK ANKET:

Sıralamalar, kamuya açık kesin verilerin kombinasyonu ve Yönetici Görüş Anketi’nin sonuçları esas alınarak oluşturuldu. Anket, raporun kapsadığı ülkelerde Dünya Ekonomik Forumu ve forumun partner kurumlar ağının (Türkiye’de TÜSİAD-Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu) işbirliğiyle yürütülen, kapsamlı bir soru yelpazesinden oluştu. Bu yıl, dünya genelinde rekor sayıda 125 ülkeden 11 bini aşkın iş dünyası lideri ile anket yapıldı. Anket soruları, bir ekonominin iş ortamını etkileyen ve kalıcı ekonomik kalkınmanın kritik belirleyicileri olan geniş bir faktörler yelpazesini kapsamayı amaçladı. Forum, politika oluşturma ve reformlar için kilit alanların belirlenmesini mümkün kıldı.

İş Rekabet Endeksi’nde Türkiye 46’ncı oldu

RAPOR çerçevesinde hazırlanan İş Rekabet Endeksi sıralamasında Türkiye, Kuveyt, Kıbrıs Rum Kesimi’nin ardından 46’ncı oldu. Türkiye bu konumuyla sıralamada Yunanistan, Polonya, Brezilya, Çin ve Rusya gibi ülkeleri geride bıraktı. İş Rekabet Endeksi alt kalemleri sıralamasında Türkiye, Ulusal İş Ortamının Kalitesi sıralamasında yine 46’ncı, Şirket Operasyonu ve Strateji sıralamasında 41’inci sırada yer aldı.

Büyüyen ülkelerde güçlü yöneticilere ihtiyaç var

25 uluslararası şirket tarafından lider yetiştirme hedefiyle hayata geçirilen European School of Management and Technology’nin (ESMT) Kurucu Başkanı Prof. Derek Abell, Türkiye gibi hızlı büyüyen ülkelerin üstün vasıflı güçlü liderlere daha fazla ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. ESMT’nin kurucu üyeleri arasında Allianz, BMW, Bosch, DaimlerChrysler, Deutsche Bank, Deutsche Telekom, Lufthansa, MAN, McKinsey&Company, Siemens gibi uluslararası dev şirketler yer alıyor. Prof. Abell, Merkezi Berlin’de bulunan ESMT tarafından İstanbul’da düzenlenen "Küresel Dünya Piyasalarında Türk Yöneticilerin Konumu ve Rekabet Üstünlüğü için Gerekenler" konulu toplantıda konuştu.


:D

darius
27-09-2006, 08:38
Türkiye, IMF’ye 11.6 milyar doları 2010’a kadar ödeyecek



Uluslararası Para Fonu’na (IMF) en borçlu ülke konumunda bulunan Türkiye’nin 2010 yılı sonuna kadar, bu kuruma 12.6 milyar dolar geri ödenmesi gerektiği belirlendi.

Bu yılı, ekim ve kasım aylarındaki 2.1 milyar dolarlık geri ödemeyle tamamlayacak olan Türkiye 2007 yılında ise 5.6 milyar dolarlık bir ödeme yapacak.

YENİ KREDİ ALINIRSA

IMF’nin verilerine göre Türkiye bu yıl ağustos sonu itibariyle IMF’ye toplam 11 milyar 631 milyon dolar borcu bulunuyor. Bu borç için Türkiye’nin 2010 yılına kadar yapması gereken faiz ödemesi ise 1 milyar dolar olarak hesaplandı. Ancak bu tutar Mayıs 2008’e kadar süresi bulunan mevcut stand-by anlaşması kapsamında bundan sonra kullanılacak yeni kredi dilimleriyle değişebilecek. Türkiye yaklaşık 10 milyar dolarlık bir kredi içeren son stand-by kapsamında şimdiye kadar yaklaşık 4.3 milyar dolarlık kredi kullandı ve Mayıs 2008’e kadar 5.5 milyar dolara yakın yeni kredi kullanma şansı da bulunuyor.

2.1 MİLYAR DOLARLIK ÖDEME

Türkiye bu yıl şimdiye kadar IMF’ye toplam 6 milyar dolarlık bir geri ödeme yaptı. Ekimde 418 milyon, kasımda da 1.7 milyar dolar olmak üzere toplam 2.1 milyar dolarlık geri ödemeyle bu yılki ödemeler de tamamlanacak. Türkiye bu yıl toplam 8.1 milyar dolarlık bir geri ödeme gerçekleştirmiş olacak. Türkiye 2000 yılıyla birlikte başlayan süreçte IMF’ye yıllık bazda ikinci en yüksek geri ödemesini bu yıl yapmış olacak. Türkiye IMF’ye 2001 yılında 1.6 milyar, 2002 yılında 7 milyar, 2003 yılında 2.6 milyar, 2004 yılında 5.6 milyar ve geçen yıl da 8.7 milyar dolarlık ödeme yapmıştı. 2001-2005 yıllarını kapsayan beş yıllık dönemde toplam 25.5 milyar dolarlık anapara ve faiz ödemesi yapan Türkiye’nin bu yılki ödemeleriyle birlikte son altı yıllık geri ödemeleri ise 33.6 milyar dolara ulaşacak. IMF’nin verilerine göre bu yılı geride bıraktıktan sonra Türkiye, IMF’ye geri ödemeler konusunda nispeten daha rahat bir sürece girecek. 2005 ve 2006 yıllarını 8 milyar doların üzerinde bir ödemeyle tamamlayan Türkiye’yi 2007 yılında ise 5.6 milyar dolarlık bir ödeme bekliyor.

Stand-by 2008’de bitiyor, ödemeler 2 yıl daha sürecek

TÜRKİYE, mevcut stand-by anlaşmasının tamamlanacağı 2008 yılında ise IMF’ye toplam 2.1 milyar dolarlık ödeme gerçekleştirecek. 2008 yılında da temmuz ayı hariç tüm aylar Türkiye IMF’ye 63 milyon dolarla 232 milyon dolar arasında değişen tutarlarda ödeme yapacak. 2009 yılında da 2.1 milyar dolarlık bir geri ödeme yapılması gerektiği belirlendi. Mevcut borç durumuna göre 2009 yılında da nisan hariç Türkiye tüm aylar IMF’ye ödeme yapacak.


:cool:

darius
27-09-2006, 08:40
Enerjide Zorlu rüzgarı

Kısa bir süre önce Denizbank'ı Dexia'ya satarak finans sektöründen çekilen Zorlu Holding, enerji sektörüne yoğunlaşıyor. Doğalgaz dağıtımı, Trakya'da doğalgaz arama çalışmalarının ardından Zorlu Enerji, rüzgar santralı kurmak ve işletmek üzere yeni bir işbirliğine imza attı.

ŞİRKET SATIN ALACAK

Zorlu Enerji, Germania Wind Park GMBH ve Ezse Elektrik güçlerini birleştirerek Türkiye'de 7 adet rüzgar santralı projesi üzerine görüşme kararı aldı. Konu ile ilgili yapılan açıklamada temmuz ayında Pakistan'da başlatılan rüzgar enerji santralı çalışmalarından sonra Türkiye'ye de bu alanda en büyük yatırımı yapmak üzere harekete geçildiği aktarıldı. Zorlu Enerji Elektrik Üretim A.Ş'nin, Türkiye'nin değişik yerlerinde rüzgar enerji santralı lisanslarına sahip EZSE Elektrik Üretim Ltd. Şti.'nin yüzde 100 hissesini satın almak üzere görüşmelere başladığı duyurulan açıklamada, halen Germania Wind Park ve Winvest Finanzierung GMBH'nin sahibi olduğu EZSE'nin 1999 yılından bu yana faaliyet gösterdiği, şirketin 7 adet rüzgar enerjisi elektrik üretim lisansına sahip olduğu belirtildi. Babadağ, Türbe, Samandağ, Hereke, Meydan, Kabaklar ve Bergama bölgelerindeki projelerin toplam büyüklüğünün 285 MW'a ulaştığı aktarılan açıklamada, bu değerin, Türkiye'nin mevcut rüzgar enerjisi kurulu gücünün 5 katına yakın olduğu bildirildi. Söz konusu projelerin ilkinin 8-10 ay içinde, tümününse 2008'de tamamlanması hedefleniyor. Zorlu Grubu, halen 1500 MW'ın üzerinde enerji santralı projesi yürütüyor.


Benzin fiyatları düşüyor

YILBAŞINDAN ağustos ayına kadar yüzde 19.8 zam gören benzin fiyatları, o tarihten bu yana yaşanan 6 indirimle birlikte yüzde 11.4 ucuzladı. Petrol fiyatlarında artışın yanı sıra mayıs, haziran ve temmuz ayında kurlardaki yükselişin etkisiyle, benzin fiyatları artış trendine girdi.

1 Ağustos tarihinde en tepe nokta olan 3.08 YTL görülürken, 8 Ağustos tarihinden itibaren akaryakıt fiyatlarında düşüş başladı. Bu tarihten itibaren yapılan 6 indirimle benzin fiyatları 2.73 YTL'ye geriledi. İstanbul'da istasyonlarda ağustos ayı başında 3.09 YTL'den satılan 95 oktan akaryakıt 21 Eylül'de 2.74'ten satıldı.

Samsun-Ceyhan'a yeni ortak

SHELL, Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı projesinin geliştirilmesi çalışmasına katılım olanağının incelenmesi için Çalık Enerji ve Eni ile bir anlaşma imzaladı. Shell'den yapılan açıklamada, projenin amacının, İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki yoğun tanker trafiğine alternatif oluşturacak, uygun ve elverişli bir güzergahın belirlenmesi olduğu belirtildi. Açıklamada, söz konusu by-pass projesinin, Boğazlar'da oluşan yoğun tanker trafiğini azaltacağı ve giderek artması beklenen Rusya ile Hazar bölgesinden Karadeniz'e hampetrol sevkiyatı için sürdürülebilir nitelikte bir ihracat koridoru işlevi göreceği kaydedildi.


:carate:

darius
27-09-2006, 08:42
Enflasyondaki olumlu görünümle faizler değişmedi

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) piyasaların beklentisi doğrultusunda kısa vadeli faiz oranlarını değiştirmedi. Enflasyon görünümündeki kısmi iyileşmenin devam etmesiyle Merkez Bankası borç alma faizi yüzde 17.50, borç verme faizi ise yüzde 19.50'de bırakıldı. PPK toplantısı sonrası yapılan açıklamada, 'Kurul önümüzdeki aylarda kısa vadeli faizlerin Merkez Bankası borçlanma faizi düzeyinde oluşacağını öngörmektedir' denildi.

KARARLI DURUŞ

Geçen hafta cuma gününden bu yana kur ve faizdeki yükseliş eğiliminin devam etmesiyle gösterge bileşik faiz bugün yüzde 22.16 ile son üç ayın yeni zirvesini gördü. MB'nin en son temmuz ayında yaptığı 25 baz puanlık faiz artırımı sonrasında faizleri aynı bırakması nedeniyle gecelik fonlama maliyeti yüzde 19.12 seviyesini koruyor. Açıklamada, Merkez Bankası'nın haziran ayı içinde aldığı tedbirler ve süregelen kararlı duruşu sonrasında enflasyon beklentilerinde gözlenen iyileşmenin eylülde devam ettiği belirtildi.

ENFLASYON BEKLENTİSİ

Enerji, işlenmemiş gıda, alkollü içecekler-tütün ve altın gibi kalemlerdeki fiyat artışlarının son dönemde yavaşlamasının yıllık enflasyon rakamlarına olumlu olarak yansıdığı belirtilen açıklamada, 'Ancak, orta vadeli enflasyon beklentilerinin henüz hedeflerle uyumlu düzeylere ulaşmış olmaması ve emtia fiyatları, uluslararası likidite koşullarına ilişkin belirsizliklerin devam etmesi, orta vadeli perspektifte ihtiyatlı olma gereğini de beraberinde getirmektedir' denildi. Açıklamada, orta vadeli enflasyon görünümünü olumsuz yönde etkileyecek gelişmelerin gözlenmesi halinde, ek parasal sıkılaştırmaya gitmekten kaçınmayacağının da altı çizildi.


:;ders

darius
27-09-2006, 08:44
Türkiye raporu bugün oylanıyor

Avrupa Parlamentosu, Türkiye Raportörü Eurlings'in hazırladığı raporu oylayacak. Eurlings, raporunu 'katı, ancak adil' diye değerlendirerek TCK'nın 301'inci maddesinin değişmesini arzu ettiğini belirtti

STRASBOURG Milliyet


Avrupa Parlamentosu, Hollandalı Hıristiyan Demokrat parlamenter Camiel Eurlings'in hazırladığı Türkiye raporunu dün Strasbourg'da ele almasının ardından bugün oylayacak.
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Camiel Eurlings, dün genel kurulda yaptığı konuşmada raporunu, "katı, ancak adil" olarak değerlendirdi. Türkiye'deki reform sürecinin yavaşladığını iddia eden Eurlings, bundan üzüntü duyduklarını söyledi. Eurlings, özellikle ifade özgürlüğünün güvence altına alınması için Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesinin değiştirilmesini arzu ettiklerini kaydetti. Türkiye'nin Ankara anlaşmasının gereklerini yerine getirmesini arzu ettiklerini belirten Eurlings, Ermeni soykırımı iddialarının tanınmasının AB üyeliği için kriter olarak getirilmesini arzu etmediğini sözlerine ekledi. PKK terörünü de şiddetle kınadıklarını belirten Eurlings, şiddetin hiçbir şekilde haklı görülemeyeceğini ifade etti.

Bir 'U dönüşü' daha
Türkiye raporuna "Ermeni soykırımı"nın üyelik için ön şart olarak eklenmesini sağlayan Belçikalı Parlamenter Veronique de Keyser'in, bu ifadeleri içeren paragrafın silinmesini talep eden bir önerge vermesinin ardından benzer bir "U dönüşü" de Pontus ve Süryanilerle ilgili olarak yaşandı. Bu ifadeleri Ermeni paragrafına eklettiren ve "soykırım" algılaması yaratan Yunan Milletvekili Giorgos Dimitrakopulos da önerisini çekti. Verdiği başka bir önergenin geçme şansı ise düşük.
Türkiye raporunun tartışıldığı oturumda, katılım düzeyinin düşüklüğü dikkat çekti. 732 üyeli AP'de en sakin Türkiye tartışmalarından biri yaşandı.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan, Türkiye karşıtlığıyla tanınan Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok'la Brüksel'de Finli bir caz grubunun konserinde bir araya geldi. Mercan, "Caz sever misiniz?" sorusuna, "Sevmek zorunda kaldık" cevabını verdi.

Sofya ve Bükreş'e AB'den yeşil ışık

Avrupa Birliği Komisyonu, Romanya ve Bulgaristan'ın 2007 başından itibaren Birliğe üye olması konusunda yeşil ışık yaktı. Ancak bu yeşil ışık üyelik sürecinde diğer adaylara oranla çok daha fazla sıkıntı çeken ve üyelikleri 2004'te gerçekleşemeyen bu iki ülkenin sorunlarının bittiği anlamı çıkmıyor. AB liderlerinin de Komisyon'un görüşü doğrultusunda bu iki ülkenin üyeliğinin 2007 başından itibaren geçerli olmasına ilişkin kararı onaylamaları bekleniyor.


:cool:

darius
27-09-2006, 08:46
İhaleye talep az olunca faiz arttı

EKONOMİ SERVİSİ

Hazine'nin dün düzenlediği ihalelere beklentilerin altında talep gelince, ikinci el bono faizleri yüzde 22.15 ile son üç ayın en yüksek değerine çıktı. Hazine'nin dünkü 13 ay (406 gün) vadeli iskontolu tahvil ihalesinde, bileşik faiz yüzde 21.79, 5 yıl (1575 gün) vadeli sabit kuponlu tahvil ihalesinde ise yüzde 20.80 oldu.
Hazine'nin 13 ay vadeli tahvil ihalesine nominal 2 milyar 957.3 milyon YTL teklif gelirken, net 1 milyar 44.8 milyon YTL'lik satış yapıldı. Hazine'nin 5 yıl (1575 gün) vadeli sabit kuponlu tahvil ihalesinde ise nominal 724.6 milyon YTL teklif gelirken, net ise 234.2 milyon YTL'lik satış yapıldı.
Hazine dün her iki ihalede, piyasa yapıcı bankalar ve kamu kuruluşlarına yapılan net 1 milyar 763.5 milyon YTL'lik satışla birlikte, toplam 3 milyar 42.5 milyon YTL net borçlanmaya gitti. Hazine'nin 13 ay vadeli ihalesinde satılan kâğıtların geri ödemesi 7 Kasım 2007'de, 5 yıl vadeli sabit kuponlu tahvil ihalesinde satılan kâğıtların geri ödemesi de 19 Ocak 2011'de yapılacak.

Dalganın yükü 14 milyon YTL
Uzmanlar, geçen cuma yaşanan dalgalanmanın ardından faizlerin 1.4 puan yükseldiğini, bunun, dünkü ihaleye yansımasıyla Hazine'nin yükünü 14 milyon YTL artırdığını kaydettiler.
Hazine'nin dünkü ihalelerinden sonra dolar bankalararası piyasada 1.5350'ye kadar yükselirken, akşam saatlerinde 1.5210'a indi. Borsa ise günü yüzde 0.96'lık artışla 36.432 puandan kapattı. Öte yandan ABD'de tüketici güven endeksinin beklentilerin üzerinde artması Avrupa borsalarının yüzde 1'in üzerinde prim yapmasına neden oldu


-search-.

darius
27-09-2006, 08:49
Bardağı taşırdı!

Önce “PKK’yı ikna ettim, ateşkes ilan edecek” dedi. Dün de Türkiye’ye tehdit savurdu: “Irak’ın içişlerine karışırsan, ben de senin ülkeni karıştırırım.” Irak Devlet Başkanı Talabani’nin bu sözleri Ankara’yı kızdırdı: “Talabani Cumhurbaşkanı olduğunu unuttu, ama Kürtlüğünü unutmadı”


27.09.2006


Dışişleri Bakanlığı, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’nin New York’ta son iki gündür yaptığı açıklamaların “bardağı taşırdığı” görüşünde. Türk diplomatlar, Talabani’nin çıkışlarını “Talabani Cumhurbaşkanlığı’nı unuttu, ama Kürt’lüğünü unutmadı” olarak yorumladılar.

Talabani, önceki gün Newsweek dergisine PKK ile yaptığı pazarlıkları “PKK’yı ikna ettim, ateşkes ilan edecek” diye lanse etmiş, dün bir radyoya yaptığı açıklamada Irak’ın komşularını “Irak’ın içişlerine karışmakla” suçlamıştı. Irak Devlet Başkanı, dün de ABD’nin kamu radyosu NPR’a konuştu. Radyo konuşmasında bir de “tehdit” savurdu: “Eğer Türkiye, İran ve Suriye gibi komşu ülkeler Irak’ın içişlerine karışırsa, Irak da bu ülkelerdeki muhalif grupları destekleyerek bu ülkelerde sorun çıkmasını sağlama yoluna gidebilir” dedi. Dışişleri’nden üst düzey bir yetkili, Türkiye’ye karşı “PKK kozunu” açıkça silah olarak kullanan Talabani’nin “hâlâ kendini Kuzey Irak’taki Kürt aşiret reisi sandığını” söyledi. Talabani’nin Türkiye’yi, “Suriye ve İran ile aynı kefeye koymasını” da “kabul edilemez” olarak nitelendiren Dışişleri yetkilisi, “İşgal altındaki Irak, kendi içişlerini bir türlü halledemiyor. Bunun faturasını da komşularına çıkarıyor. Bu tavır için sadece ‘komik’ nitelendirmesini kullanabilirim” dedi.

SÖZCÜ TAN MESAJI VERDİ
Ankara’nın Talabani’nin tavrına karşılık benimsediği politika ise, Irak’taki politikacılarla, özellikle de Kürt kökenli olanlarla, Irak halkını “birbirinden ayırmak” olarak netleşti. Bu politikanın ilk işaretini de dün Dışişleri Sözcüsü Namık Tan Talabani’nin sözlerine karşılık yaptığı açıklama ile verdi.

Haber: Zeynep GÜRCANLI


:kafasız:

darius
27-09-2006, 08:51
Çömez, ’Kürdistan’ haritasını indirtti

Türk milletvekilleri, ilk gün kırmızı pasaporta vurulan ‘Kürdistan Bölgesi’ damgasına şaşırmıştı. Dün Kerkük’e varan heyetin önüne çıkan ilk engel mayınlar oldu. Yol, 1 saatte temizlendi. Ancak bu kez de Kerkük Meclis binasının duvarında asılı harita onları bekliyordu, Çömez’in tepkisi sert oldu


27.09.2006


CHP Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren ile AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Kerkük’ün statüsüyle ilgili sorunları incelemek üzere gittikleri Kuzey Irak’ta dün de temaslarını sürdürdü. Havayoluyla Erbil’e varan heyetin dünkü durağı Kerkük’tü. Sabahın erken saatlerinde GMS marka Amerikan yapımı jip’lerle Erbil’den Kerkük’e doğru yola çıktık. 80 kilometrelik yolda ilerlerken Kerkük’ün petrol rafinerilerinin bacalarından ateşler göğe yükseliyordu. Fonda Madonna çalıyordu. Birden çevremizdeki herkes arabalarından indi.

DİKKAT, MAYIN VAR!
Kerkük’le yapılan telefon görüşmelerinin ardından yola şüpheli bir paket bırakıldığı duyumunu aldık. 1 saatlik bekleyişin ardından yol açıldı.

Kerkük’te önce Irak Milli Türkmen Partisi Başkanı Cemal Şan ziyaret edildi, ardından Kerkük Valisi Abdurrahman Mustafa... Daha sonra Diren ve Çömez Kerkük İl Meclis Başkanı’nı Rizgar Ali’nin odasındaydı. Turhan Çömez, duvarda asılı bulunan, Türkiye’nin parçalanmış bir şekilde gösterildiği haritaya dikkat çekti. Çömez, Rizgar Ali’yi haritanın başına davet etti ve “İsterseniz duvarınızdaki haritayı beraber inceleyelim” dedi.

Bu sırada odada buz gibi bir hava esti. Çömez ve Diren, Kerkük Meclis Başkanı Rizgar Ali’yi yanlarına alarak haritanın başına geçtiler. Turhan Çömez duvara asılı haritayı tutarak “Şu haritayı bir yerinden indirelim de öyle inceleyelim” diyerek haritayı asılı olduğu duvardan indirip Rizgar Ali’ye haritanın ne anlama geldiğini sordu. Çömez’le Rizgar Ali arasında şu gerilimli konuşma geçti:

Çömez: Bu harita ne anlam taşıyor?

Rizgar Ali: Harita İngiliz Kraliyet Arşivi’nden alındı. Celal Talabani bu haritayı İngiltere’den getirdi. Bu haritada Türkiye’nin güneydoğusu ve Kerkük’ü de içine alacak şekilde olan bölge Kürdistan olarak gösteriliyor. Doğu Anadolu Karadeniz’e kadar Ermenistan, Ankara’nın batısı ise Türk bölgesi olarak gösteriliyor. Bu harita İngilizlerin çizdiği bir harita.

Çömez: İngilizlerin çizdiği harita doğru bir harita değil. Ortadoğu’yu nasıl kafalarına göre böldülerse bu haritayı da kafalarına göre çizmişler. Zaten Ortadoğu’nun başına ne geldiyse İngilizler sayesinde geldi.

Rizgar Ali 1839’a ait bir Osmanlı haritasını Diren ve Çömez’e göstererek her iki haritanın da yüzde 90 benzerlik gösterdiğini ve İngiliz arşivlerinde olduğunu söyledi. Çömez ise Rizgar Ali’ye “Ben size Türkiye’de daha güzel haritalar gösterebilirim. Ama burası resmi bir daire burada hayali haritaların yeri olmamalı. Duvarlarınıza gerçek haritalar asmalısınız” diyerek söz düellosuna son verdi.


:)



Türk milletvekilleri Rizgar Ali’nin odasından ayrılırken bir görevli, Çömez’in yerinden çıkarttığı haritayı yeniden yerine astı.


:kafasız:

darius
27-09-2006, 08:54
Doğa'dan Pınar'a sert eleştiriler

Gazeteci Şenay Düdek ile Müge Anlı'nın sunduğu, Kanal D'nin ilgiyle izlenen sabah programı "Dobra Dobra"ya konuk olan Doğa Bekleriz, konu Pınar Altuğ'a gelince ünlü oyuncu hakkında söylemediğini bırakmadı.


Son dönemde Pınar Altuğ'a yönelttiği eleştirileriyle dikkat çeken Bekleriz, aslında Pınar Altuğ'la polemiğe girmek gibi bir derdi olmadığını belirterek, "Pınar, hep çok iyi konuşuyor ama konuştuklarıyla yaptıkları birbirini tutmuyor. Ben böyle kirli manşetlerin altına ismimi koyup reklam yapmak istemem, buna ihtiyacım da yok. Ayrıca Pınar kimsenin arkasından konuşmam diyormuş, evet kimsenin arkasından konuşmuyor, sadece kocalarının arkasından iş çeviriyor, sevgililerini pencereden atıyor" dedi.


:p

darius
27-09-2006, 08:59
AKBANK 16.Caz festivali 4-14 Ekim 2006

Şehir... Her gün yeniden doğan ritimler ve sesler.
Kalabalık caddelerde yürürken, yokuşlarda durup nefes alırken, bir şilep geçerken ya da sakin sakin, açık kalmış pencereden... Daha biri bitmeden, diğerini yakalayıp yoluna devam eden sesler. Hepsi, ayrı bir masal anlatıyor bize. Her biri çok anlamlı ve bir o kadar da farklı...

İşte caz’a bağlılığımız biraz da bu farklılıklarda gizli... Her an yeni sesleri soluyor şehir. Kapıları açık; yepyeni seslere ve yaşamlara, sayısız ziyaretçilere her zaman yeri var.

Farklılıklar bizi zenginleştiriyor çünkü... Şehrin sesi, başka şehirlerin farklı ritimleriyle karışıp daha da yükseliyor.

İstanbul’un çok sesliliğinden doğan ve dünyanın ritmiyle karışıp büyüyen Akbank Caz Festivali bu yıl 16. kez şehre ses veriyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da, ünlü konukların sahne alacağı, tarihi ve bugünü yaşatan mekanlarda, farklı öyküler anlatan o büyülü seslerin peşine düşüyor.

Akbank 16.Caz Festivali, büyük müzik adamı Arif Mardin’e ithaf edilmiştir.


:;ohohoh

darius
27-09-2006, 10:25
Barroso: Genişleme dursun

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Romanya ve Bulgaristan'ın da Avrupa Birliği'ne üye olmalarının ardından birliğin genişleme sürecinin durması gerektiğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu yarın Türkiye raporunu ele alacak

Barroso, birlikte anayasa sorunuyla ilgilenilmeden yeni bir genişlemeye gitmenin akıllıca olmayacağını söyledi; "birliğin yeni üyeleri özümseme kapasitesinin bir sınırı var" diye konuştu.

Barroso'nun bu sözleri halen aday statüsünde olan Türkiye ve Hırvatistan'ın üyeliği hakkında soru işaretleri yarattı.

Avrupa parlamentosunda yarın Türkiye raporunu görüşecek.

Bağlayıcı özelliği olmayan, tavsiye niteliğindeki raporda Türkiye'den, reform süreci; özellikle ifade özgürlüğü, dini haklar ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının bağımsızlığı ve reformların uygulanmasının hızlandırılması isteniyor; Türk Ceza Kanunu'nda 216, 277, 288, 301, 305 ve 318'inci maddelerin değiştirilmesi çağrısında bulunuluyor.

Ermenistan ile sınır kapısının açılması ve Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması da raporda dile getirilen talepler arasında...

Bulgaristan ve Romanya raporu

Yarın ayrıca Avrupa Komisyonu da Bulgaristan ve Romanya'nın Birliğe üyeliğinin 2008'e ertelenmemesi, 1 Ocak 2007'de başlatılması tavsiyesinde bulunacak.

Komisyonun hazırladığı raporda, her iki ülkenin de üyelik yolunda önemli ilerlemeler kaydettiği belirtiliyor, ancak üyeliğin ardından reformlarda ilerleme görülmediği takdirde bazı yaptırımların uygulanabileceğinden söz ediliyor.

Raporda, yolsuzluk ve organize suç, özellikle Bulgaristan açısından başlıca endişe kaynaklarından biri olarak görülüyor.

Gıda malzemelerinin güvenliği hakkındaki standartlar ve tarım teşvikleri için ödeme kurumlarının tesisi konularında da kaygı duyuluyor.

Romanya'da aralarında ülkenin eski başbakanın da olduğu önde gelen siyasetçiler, gümrük yetkilileri, yargıçlar, hatta eski genelkurmay başkanı hakkında yolsuzluk davaları açılmıştı. Şimdi, Romanya'da yolsuzlukla mücadele ve yargı reformu alanlarında kaydedilen bu ilerlemenin tersine dönmeyeceğine inanılıyor.

Bulgaristan'da da siyasetçiler, yetkililer ve yargı mensupları hakkında soruşturmalar açıldı ancak bu kadar net ilerlemeler kaydedilmiş değil. Ayrıca geçtiğimiz yıllarda işlenen yaklaşık 200 mafya tarzı cinayet de aydınlatılamadı.

Raporda Bulgaristan'ın altı, Romanya'nın ise dört başlık üzerine ilerleme kaydetmemesi halinde alınan yargı kararlarının, arama emirlerinin birlik içinde tanınmaması gibi tedbirlerle karşılaşacakları belirtiliyor.

Ayrıca Bulgaristan'ın hava güvenliği standartlarını yakalayamaması halinde, Avrupa Birliği havacılık pazarına girmesinin de sınırlandırılabileceği belirtiliyor.


:cool:


Barroso:''Genişlemenin durdurulması diye bir şey yok''

Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso Avrupa Parlamentosu AP genel kurulu'nda bir parlamenterin genişlemenin durdurulması ile ilgili bir sorusunu Barroso şöyle yanıtladı:

''Genişlemenin durdurulması diye bir şey yok. Genişleme ile ilgili takvim olduğu gibi devam edecek. Ben sadece AB'de yapısal reformların gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizdim. Tekrar ediyorum başta Konsey ve Komisyon olmak üzere diğer AB kurumlarının tek bir reformla yenilenmesi düzenlenmesi gerekiyor. Biz genişlemeyi istiyoruz ama bu güçlenmeden olmaz. Genişleme ve güçlenme aynı süreç. Genişlemeyi isteyip reformları kabul etmeyenler ise yanılacaklardır.''


ABHaber 26.09.2006 Strasbourg



Dünkü ikon işe yaramış anlaşılan...;)


:p

darius
17-10-2006, 10:32
Banyolu duşlu mağazaya akın


İstanbul'da açılan Harvey Nichols mağazası sosyetenin akınına uğradı. Dört gün içinde 3 bin adet ürün satıldı. İstanbul Kanyon'daki mağazada özel müşteriler için 5 özel oda bulunuyor. Bu odalarda müşteri kıyafet seçerken yemek yiyebiliyor, saçını yaptırabiliyor, duşunu alabiliyor.



Duşlu mağazada 4 günde 3 bin ürün satıldı

24 bin dolarlık çanta bile satılan Harvey Nichols'ta dört günde 3 bin ürün satıldı. Ciro ise gizli tutuluyor.

Kralların mağazası Harvey Nichols İstanbul'da açılalı sadece 4 gün oldu, şimdiden satılan ürün sayısı 3 bin adet. Peki ne kadar para kazanıldı? Israrlara rağmen Harvey Nichols yönetimi ciroyu vermekten kaçındı. Dünyaca ünlü pek çok markayı İstanbul'a getiren Harvey Nichols'un bir özelliği de kişiye özel alışveriş hizmeti vermesi. Zamanı kısıtlı kişilere, özellikle iş dünyasına yönelik yapılan "Personal Shopping- Kişiye özel satış" uygulaması için şimdiden bütün randevular alınmış durumda.

İSTERSEN GİR DUŞ YAP
Peki "kişiye özel alışveriş" ne demek? Bundan yararlanmak isteyene özel randevu veriliyor. Bu saatte müşteriyi özel satış elemanları karşılıyor ve özel bir bölüme götürüyor. Bu özel bölüm, son derece şıkdöşenmiş durumda. Rahat koltuklar, duşlar ve yemek servisi bile yapılabilecek bir masa var. Mağazada kadınlar için 3, erkekler için 2 adet özel bölüm bulunuyor. Müşteri bir taraftan alışverişini yaparken bir taraftan da istediği restorandan ısmarlanmış yemeğini yiyebiliyor. Üstelik bu hizmet için yapılan alışverişin dışında hiçbir ek ücret ödenmiyor. Bu özel bölümde duş, ayrıca bir kuaför ve makyaj elemanı da var. Mağaza yöneticileri bunlara neden ihtiyaç duyulduğunu şöyle anlatıyor: "Gece kıyafetlerini mağazadan satın alan müşteriler, bunu satış elemanları yardımıyla giymek istiyor. İsteyen müşterimiz önce duş alıyor ardından saç baş yaptırıyor, gece kıyafetini giyip, buradan doğruca katılacağı partiye gidebiliyor."

BALÇİÇEK PAMİR-SABAH



:cool:

darius
20-10-2006, 12:13
Dış mihrakların yeni oyunu! ŞAKA-HABER
Şişli'deki bir dürümcünün reklam broşüründen harfi harfine aktarılmıştır...

20.10.2006 11:06

Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir.

Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve büyük Türk ırkını Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir.

İcabı halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabı reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi?

İç yağının, kuyruk yağlarının, anamızın Vita yağının kolestrol yaptığı palavradır.
Kolestrol, kebapları yedikten sonra iki şişe soda içerek ayarlanabilecek bir gaz durumudur. Sakın bu oyuna düşmeyin.

Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adı altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk subuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, sunta kılıklı diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir.

Ayrıca kör olası dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yiğitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye birşey yoktur. Bu sözde mutfak, acaip zerzevat ile acaip mahlukatın, wog adı verilen bir tencerede yarı pişmiş yarı çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır. Sakın kanmayın, sakın yemeyin. Helal değildir!

Unutmayın su uyur, düşman uyumaz!


:excited:

darius
26-10-2006, 09:25
ABD'de 'hacker'lar sanal ortamda yatırımcı çarptı

ABD'nin sadece internette çalışan en büyük iki aracı kurumunun sistemine giren 'hacker'lar, müşteri hesaplarıyla oynayarak 22 milyon $'lık vurgun yaptı.

ABD'li Soruşturma Bürosu FBI ile Sermaye Piyasası Kurumu SEC bilgisayar korsanlarının (hacker) internette faaliyet gösteren aracı kurumların sistemlerine girerek toplam 22 milyon dolarlık vurgun yapmasıyla ilgili soruşturma başlattı. ABD basınında yer alan haberlere göre korsanlar, ülkenin en büyük iki internet aracı kurumu olan Ameritrade ile E-Trade'in sistemlerine girdi. Korsanlar, iki şirketin müşterilerinin hesap bilgilerine ulaştı. Bu hesaplardan hisse alıp satan korsanlar, kazancı da kendi banka hesaplarına aktardı. Böylelikle Ameritrade üzerinden 4 milyon dolar ve E-Trade üzerinden de 18 milyon dolar kazandılar. Maddi kaybın şirketlerde değil de, müşterilerde oluşmasına rağmen hesapların dolandırıcılığa karşı sigortalanması nedeniyle Ameritrade ve E-Trade paraları ödeyeceklerini açıkladı. Ameritrade'in Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Randy MacDonald, yaşadıkları sorunla sektör genelinde sıkça karşılaşıldığını söyledi.FBI ile işbirliği yaptıklarını açıklayan MacDonald, gerekli tedbirleri aldıklarını söyledi. E-Trade CEO'su Mitchell Caplan da müşterilerini sürekli hesapların güvenliği için ne yapmaları gerektiğiyle ilgili bilgilendirdiklerini ve yazılım üreticileriyle daha güvenli sistem programları geliştirmek için çalıştıklarını söyledi.

DOĞU AVRUPA KAYNAKLI
Müşteri hesapları üzerinden borsada alım satan yapan korsanların kimliği belirlenemedi. Ancak yapılan açıklamalarda işlemlerin Doğu Avrupa'dan yapıldığının belirlendiği bildirildi. Uzmanlar, özellikle kablosuz ortamdan veya internet kafe gibi yerlerden hesaplara girildiğinde bilgilerin çalındığı uyarısında bulundu. SEC ise FBI gibi emniyetten sorumlu kurumlarla, internet üzerinden borsada işlem yapma imkanı veren aracı kurumları dün Washington'da toplantıya çağırdı. Alınacak önlemlerin tartışılacağı toplantı öncesinde yapılan açıklamada aracı kurumların müşterilerinin hesaplarına sızma yoluyla, işlem yapmanın giderek arttığına dikkat çekildi.


:carate:

darius
26-10-2006, 09:26
26 Ekim 2006

Yatırım bankaları Türkiye’ye koşuyor

Doğan ERDOĞAN

Yatırım bankacılığı ve kurumsal finansman devleri Türkiye’de ofis açma ve şirket satın alma yarışına girdi. CAIB/Unicredit Araştırma Direktörü Simon Quijano-Evans, "Türkiye’nin eski Comecon ülkelerinin aksine açık bir kapitalist geri plana sahip olması yabancı yatırımcıların işini kolaylaştırıyor" dedi.

AKBANK ve diğer Türk bankalarına gösterilen büyük ilgi, yabancı finans kuruluşlarının aklını "yatırım bankacılığı" ve "kurumsal finansman" da çeliyor. Batılı yatırım bankaları son dönemde Türkiye’de ofis açma ve şirket satın alma fırsatlarını daha fazla kovalamaya başladı. Dev şirketler Türkiye’deki iş gücünü artırmak için yeni ekipler kuruyor ve satın almalar gerçekleştiriyorlar. Uluslararası yatırım bankası Lehman Brothers, ay başında Türkiye’de ofis açma kararının ilk adımı olarak Uzay Kozak’ı Türkiye’den sorumlu Genel Müdür yaptı. Geçen ay Barclays Capital, Murat Talayhan’ı Türkiye’deki yatırım bankacılığının başına getirdi. Deutsche Bank, nisanda daha 1994’te kurulan Bender Securities’i satın aldı.

ORTAKLIK TRENDİ HIZLANDI: Morgan Stanley, şubat ayında AM Amstelland’ı satın alarak Türk gayrimenkul pazarına girdi. Hollandalı AM Amstelland, Türk alışveriş merkezi geliştirme şirketi MDC Turkmall’ın yüzde 40’ına sahip. Morgan Stanley ayrıca Finansbank’ın son satışında satıcı tarafında danışmanlığını yapmıştı. Temmuzda da Oyak Grubu, Oyak Bank için ortaklık dahil ’tüm alternatiflerin daha kurumsal ortamda’ değerlendirilmesi amacıyla yatırım bankası Morgan Stanley’e yetki vermişti. Merrill Lynch’in bir Türk yatırım şirketini satın alma sürecinin son aşamalarında olduğu iddia ediliyor. 11 Eylül saldırısında çalışanlarının büyük bölümünü kaybeden Cantor Fitzgerald’ın bile arayış içinde olduğu konuşuluyor.

KAPİTALİST GERİ PLAN: CAIB/Unicredit Group Araştırma Direktörü Simon Quijano-Evans, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, Türkiye’nin şu ana kadar AB’nin müzakere yaptığı en büyük aday olduğunu belirterek, bunun güçlü nüfus dinamikleriyle birleşince yatırımcılara çok çekici bir potansiyel müşteri pazarı sağladığını söyledi. Evans, Türkiye’nin AB’ye üye olan ya da olacak eski komünist ortak pazar ülkelerinin (Comecon) aksine açık bir kapitalist geri plana sahip olduğunu belirterek, "Türkiye’nin pazar yönelimli sistemi yabancı yatırımcıların diğer AB’ye girmesi muhtemel diğer ülkelere ulaşmada güçlü bir rekabet avantajı sağlıyor" dedi. Evans şöyle devam etti: "Yatırımcılar bir ülkeye yatırım kararı alırken, o ülkenin büyüme potansiyeline, yatırım potansiyelinin geri dönüşüne, stratejik pozisyonuna ve diğer olumlu pozitiflere bakarlar. Türkiye bu anlamda birçok önemli faktöre sahip" dedi. Bankalar yurtdışındaki kurumsal müşterilerini takip ediyorlar. Bu nedenle yabancı bankalar Türkiye’deki konumlarını güçlendirmek istiyorlar. Örneğin Orta ve Doğu Avrupa’da yabancı sahipli yerli banka varlıkları 1996’daki yüzde 20 seviyesinden 2005’te yüzde 70’e yükseldi" dedi.

Yatırım bankaları Türkiye’de neler yaptı

Lehman Brothers, Uzay Kozak’ı Türkiye’den sorumlu CEO atadı.

Barclays Capital, Murat Talayhan’ı yatırım bankacılığının başına getirdi.

Deutsche Bank, Bender Menkul Değerler’in kalan hisselerini de satın aldı.

Morgan Stanley, şubatta AM Amstelland’ı satın alarak Türk gayrimenkul pazarına girdi. Morgan Stanley ayrıca Finansbank’ın satışında satıcı danışmanlığını yapmıştı.

Merrill Lynch’in bir Türk yatırım şirketini satın alma sürecinin son aşamalarında olduğu iddia ediliyor.

ABD’li Cantor Fitzgerald’ın da arayış içinde olduğu konuşuluyor.


:ds:*

darius
08-11-2006, 11:49
Avrupa Birliği

8 Kasım 2006
Financial Times: AB raporu büyük krizin temelleri olabilir

İhsan DÖRTKARDEŞ, (DHA)

Avrupa Komisyonu'nun Türkiye hakkındaki ilerleme raporunu açıklamasından hemen önce geniş bir yoruma yer veren Financial Times gazetesi, rapor ile birlikte büyük bir krizin temellerinin atılabileceğini yazdı.

Gazetede yer alan "Çıkmaz sokak mı? Türkiye'nin Batı'ya uzun yolculuğu neden tehlikede?" başlıklı haber-analizde, ilerleme raporuyla Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin askıya alınmasına yol açabilecek büyük bir krizin temellerinin atılabileceği öne sürüldü. Avrupa ve Türk kamuoylarının birbirinden giderek soğuması nedeniyle bu krizin öncekilerden farklı olduğunu savunan Financial Times, rapor ile ilgili olası gelişmelere ilişkin şunları yazdı:

"Bütün gelişmeler, Kıbrıs konusundaki anlaşmazlıkların çözümünün Aralık ayı ortasındaki Avrupa Birliği doruğuna kalacağını gösteriyor. Türkiye ile üyelik müzakerelerinin tümüyle askıya alınması kararı hala pek olası görünmüyor. Fakat, Avrupa Birliği yetkilileri iki olasılıktan kaygılı. Ankara'nın limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmama tutumuna karşı, Avrupa Birliği'nin ortak bir tutum belirleyemedi. Bu durumda her şey boşlukta kalacak ve görüşmeler teknik olarak askıda kalacak. İkinci kaygı yaratan olasılık da, eğer Avrupa Birliği fazla talepkar davranırsa, Türkiye'nin bir aşamada görüşmelerden çekilmesi olacaktır. Brüksel'deki diplomatlar, iki tarafın da görüşmelerin tıkanmasından son anda kaçınacağı beklentisinde."

LA TIMES: REFORM SÜRECİ DURAKLADI

ABD'nin önde gelen gazetelerinden Los Angeles Times gazetesi ise Türkiye'de reform sürecinin durakladığını, Batı karşıtı milliyetçi düşüncelerle muhafazakar İslam'ın giderek güç kazandığını ileri sürerek, şunları yazdı:
“Öyle görünüyor ki, Türkiye'nin AB üyeliği süreci resmen askıya alınmasa da muhtemelen 1 yıl boyunca dondurulacak. Diplomatik kaynaklar bu kadar uzun bir süreden sonra üyelik sürecinin yeniden canlandırılmasının zorluğuna dikkat çekiyor. Bunun sonucu sadece Ankara için değil, Washington ve Batı için de kötü olacaktır. Böyle bir gelişme, Türkiye'nin Batı ile İslam dünyası arasında köprü olma işlevini sona erdirecek ve iki farklı medeniyet arasındaki ilişkiler daha da gerginleşecektir."

Washington Times muhabiri Andrew Borowiec de ilerleme raporunun açıklanmasıyla birlikte Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir sıkıntı yaşanacağını ileri sürdü. Gazete, sorunlara bağlı olarak Türkiye'nin, AB üyeliği yerine Müslüman dünyası ve Arap komşularıyla yakınlaşmaya yönelmesinden endişe ederken, şöyle devam etti:

"Bu gelişmeler, kamuoyu yoklamalarında Türk halkının Avrupa Birliği üyeliğine verdiği desteğin azaldığı bir döneme denk geliyor. Ancak AB üyeliği Erdoğan hükümetinin temel amaçlarından biri olmayı sürdürüyor. AB üyeliğini destekleyen Türk ordusu ise, dünyanın siyasi açıdan en hassas bölgelerinden birinde bulunan böylesine büyük bir ülkenin yönetilmesinde askerlerin de etkili olması gerektiğini savunuyor. Ancak Avrupalı yetkililer, orduyu, Müslüman Türkiye'nin Hıristiyan Avrupa Birliğine girmesinde önemli bir engel olarak görüyor."


:cool:

darius
01-12-2006, 13:04
Keriz operasyonu pahalıya patladı

Haklarında 5-15 yıl hapis istenen Lio Yağ’ın ortakları Ragıp Arsan ve Şevket Aksoy’un Akmerkez’deki iki dairesi icradan satışa çıktı

01.12.2006 11:37

Borsadaki ’Keriz silkeleme’ operasyonu çerçevesinde haklarında 5-15 yıl hapis istemiyle dava açılan Lio Yağ’ın ortakları Ragıp Arsan ve Agah Şevket Aksoy, bankalara olan borçlarını ödeyemeyince Türkiye’nin en popüler residence’ı Akmerkez’deki daireleri icradan satışa çıktı. Arsan ve Aksoy’a ait daierelerin satışında başlangıç fiyatı 1.5’er milyon YTL olarak belirlendi. Daireleri alanlar, Ayça Dinçkök, Ebru Gündeş, Seda Sayan ve Ersun Yanal’ın da aralarında olduğu birçok ünlüyle kapı komşusu olacak. Kendisi oturmak istemezse ayda 7 bin dolarlık kira gelirine kavuşacak.

Akmerkez tarihinde bir ilk olacak icradan satışın açık artırması 16 Ocak’ta 2007’de İstanbul 10. İcra Müdürlüğü’nde yapılacak. Alıcı çıkmazsa ihale 26 Ocak’ta tekrarlanacak.

MALİ KRİZİ ATLATAMADI
2000’li yılların başına kadar sektöründe Türkiye’nin ihracat şampiyonu olan ve iç pazarda önemli bir yer edinen Lio Yağ, krizin ardından düştüğü mali sıkıntılardan kurtulamamıştı. Bankalara olan kredi borçlarını kapatmakta zorlanan şirketin olumsuz performansı son olarak büyük ortakları, Ragıp Arsan ve Agah Şevket Aksoy’un borsadaki manipülasyon operasoyuna karışmasıyla gündeme geldi. Alacaklarını tahsil edemeyen bankalar çareyi, SPK tarafından yapılan suç duyurusunun ardından haklarında açılan davada hapis cezası istemiyle yargılanan Arsan ve Aksoy’un Akmerkez’deki dairelerine haciz koydurup icradan satışa çıkartmakta buldu.

Satışa çıkarılacak Ragıp Arsan’a ait daire Akmerkez’in 6’ncı katında. Brüt 238, net 194 metrekare kullanım alanı olan dairenin tüm mobilyaları İtalya’dan getirildi. Beyaz eşyaları eksiksiz olan dairede otel konforu bulunuyor. Agah Şevket Aksoy’a ait daire de benzer özellikler taşıyor. Akmerkez’de boş dairelerin aylık kirası 4 bin dolardan başlarken, dairenin mobilyalı ve manzaralı olması durumunda bu tutar 7 bin dolara kadar çıkabiliyor.

VATAN / Tebernüş KİREÇÇİ



:;ohohoh

dohol
03-02-2007, 12:11
Aşağıdaki araştırma bir tespit olduğu için buraya aktarıyorum isterseniz ilgili bölüme taşıyabilirsiniz...:excited:


İngilizler : 25 dakika sevişiyorlar..
ama hızlanan bir tempoyla işi sert bir şekilde sonuçlandırıyorlar..

Fransızlar :2 saat sevişiyorlar..
bunun ilk 1 saat 15 dakikalık bölümü ön sevişme ve çeşitli aşk oyunlarından ibaret..
çiftler arasında romantizme büyük önem veriliyor...

Türkler : 'de ise bu süre 3 saat 5 dakika..
3 saat dil döktükten sonra hatun ikna olursa...
5 dakikada allah ne verdiyse

AnnE
03-02-2007, 20:43
benimde DOHOL un gözlem ve tespitleri ile alakalı birkaç gözlem ve tespitim oldu :

1. muhterem Dohol 'un bu yazıyı gözleyip tespit ederek yazdığını sanmıyorum.
Tamam TC vatandaşları ile alakalı olanı gözlenmiş ve tespit edilmiş olabilir.Ama ya diğerleri ?

2. İngiliz kardeşimizin artan ivmesi , o kadar birayı içtikten sonra '' bitse de kurtulsak , lakin bitmiyo lamn ..'' feveranına dayanmaktadır diye düşünürüm.

3. Fransız kardeşimizin (2 saat) -( 1 saat 15 dakka ) = 45 dakka boyunca yaptığı ifade edilen şeyin tıbbi sonuçları vahimdir.Şöyle ki ;

3.1. Ya 45 dakka içinde kan dolaşımı tuhaflaştığı için beyne yeterince kan pompalanamayıp , bu kardeşimiz 45 dakkanın sonunda hebele hübele diye ortalıkta dolanmaya başlar.Ve tedavisi yoktur.

3.2. Ya da bu faaliyet içindeki ikinci kişi ( biz ona kısaca dişi diyoruz ) o 45 dakka içinde ne olup bittiğini sanal olarak yaşamaktadır ki muhtemelen tozu fazla kaçırmıştır.

4. Bunları kafaya takmak Arka bahçe yaş ortalamasındaki insanlar için tamamen gereksiz olup, daha faydalı işlerle uğraşmaları ruh sağlıkları için önerilmektedir.

5. En mühim nokta şudur ki ; '' Ah be Dohol , Caponları da yazsaydın da öğünecek birşey bulmuş olarak rahat uyusaydık..''

Buddha
03-02-2007, 22:09
Okuyunca aklıma geldi.
Haydar DÜMEN.
Ben gözlemedim.
Okudum.
Tesbit ettim.

Konu HAYDAR la ilgili,
Yorumda DÜMEN var...

darius
05-02-2007, 09:47
Muhterem dohol'un aparma bir Gözlem-Tesbiti üzerine ,
bilimum Rulet'çilerin de iştiraki ile ,topik bayağı bi cafcaflı olmuş...
lakin topiği açan kişi olarak, , muhterem dohol va akabindeki gözlem-tesbitlerin;
farklı orijinli Erkeklerin performansı ile ilgili olduğunu aşikarane tesbit etmiş bulunmaktayım...
ve 4.maddeye de binaen ,naçizane biraz daha malumat vermem gerektiğini hissettim..

Mevzu Erkeklerin performansından ziyade,değişik orijinli Kadınların performansı nedir e gelirsek şudurki ;
ALAMAN(Germany) kadınların dışındaki diğer tüm memleket ve ırkların Hatunları hep aynıdır...
bizzahtihine gözlemlenmiş ve dahi yerlerinde tesbit edilmiştir...

Arz ederim.


:cool:

AnnE
05-02-2007, 13:05
oooo vundebaaa...

dohol
26-03-2007, 17:09
Türkçe'nin Üstünlükleri
Türkçe diğer dillerden üstün bir dil olduğu tarışılmaz bir gerçekken nedense bunu kendimize dahi inandırmanın güçlüklerini yaşıyoruz. Yüzyıllardır bu kadar hor görülmesine rağmen hala ayakta durabiliyorsa bu durum en başta dilimizin ne kadar güçlü olduğunu göstermez mi? Bir gün Türkçenin üstünlüklerini arkadaşlarımla konuşurken içlerinden biri "Türkçe bizim kendi dilimiz onu savunmak ve korumak için üstün olması gerekmez" demişti. Evet çok haklı üstün olmasa da sahip çıkmamız gerekirdi çünkü bizim dilimiz. İşte size tesbit edebildiğimiz kadarıyla Türkçenin üstünlüklerini anlatan bir kaç madde..





1-Önce insan: Dünyadaki yaygın dillerin bir çoğunda insan ile eşya arasında fark yoktur, cinsiyet ayırımı vardır. Oysa Türkçemizde bütün insanlar eşittir ve diğer doğa varlıklarından farklıdır. Örnek olarak şu cumleye bakın "İnek ve yavrusu otluyor." Benzeri bir cümlede özne insan olduğunda şu şekil oluşacaktır "Anne ve çocuğu yemek yiyorlar." Bu iki cümle birbirlerine çok benziyor fakat dikkat ederseniz yüklemin sonunda lar takısı sadece insanlar sözkonusu olduğunda ekleniyor. Bir dilin insana önem vermesi ve cinsiyet ayrımı yapmadan her insanı eşit kabul etmesi üstün bir özellik değil de nedir. En azından bu özellik sayesinde sözlerinde üçüncü tekil şahıs geçen bütün şarkılar ve türküler hem kadınlar hem de erkekler tarafından rahatlıkla söylenebilmektedir.





2-Kelime türetme yeteneği: Eklemeli dillerin en güzel özelliklerinden biri kelime üretme imkanlarının çok geniş olmasıdır. Kökten kelime türetildiği gibi türetilmiş kelimelere yeniden ekleme yapma imkanı bulunmaktadır.





3-Türkçede kelimelere vurgu sayesinde anlatım gücü çeşitliliği sağlanabilir. Örneğin "Onu buradan atmalıyım". Cümlesinde her kelimeye ayrı ayrı vurgu yapalım, göreceğiz ki hangi kelimeyi vurgularsak o unsura daha fazla dikkat çekmiş oluyoruz. Kimi buradan atmalısın? Sorusuna yanıt "Onu buradan atmalyım". Onu nereden atmalısın sorusuna yanıt; Onu buradan atmalıyım. Onu ne yapmalısın sorusuna yanıt; Onu buradan atmalıyım.





4- Gizli sözcük zenginliği: Türkçede genelde kullanılmayan bir çok gizli kelime vardır. Genelde kullanılmayan kelimeler dilin parçası sayılır mı hiç diyeceksiniz. Başka dillerde sayılmayabilir ama Türkçede sayılmalıdır. Eğer bir kişi bu gizli kelimeyi kullanacak olursa karşıdaki de bunu anlayacak olursa nede sayılmasın. Sözcük köklerini ve isim yapan ekleri terketmediğimiz sürece gizli kelimeler de bizi terketmez, her an kullanılmayı beklerler. Türkçenin binlerce yıl ayakta kalabilmesinin sırrı da belki burda yatmaktadır. Türkçede atıl bekleyen kelimeler o kadar çoktur ki bazı dillerin kelime sayısından bile fazladır. Gizli olan ve olmayan kelimelere örnek verelim; Ver kökünden vergi türetilmiştir günümüzde kullanılmaktadır yani gizli bir kelime değildir, oysa al kökünden algı kullanılmamaktadır, "dilenci insanlardan algı topluyordu" cümlesi sizce ne manaya geldiği az çok anlaşılmıyor mu algı= sadaka değil mi?. Duy kökünden duygu, gör kökünden görgü kullanılmaktadır, dur kökünden durgu ise kullanılmamaktadır. "Trafik durgusuna yakalandım" gibi bir cümle kurduğumuzda (ilk defa kullanıldığı için tuhaf gelebilir) bu cümlenin de ne manaya geldiğini anlayabiliriz. Gizli kelimelerim sayısı sadece köklerle sınırlı değil, bir ekle yetinmeyip ikinci ve üçüncü eklemeler yaparak aynı kelime üzerinde kelime türetme olasılık sayısını arttırmak mümkündür. Durguluk, durguç, durgucuk vs.





5- Kelime haznesi konusunda gizli kelimelerin katkısından yukarıda bahsetmiştik. Bir de kelime haznesini artıran fakat bir çoğu sözlüklerimizde yer almayan Türkçenin cümle içindeki geçici kelimeleri vardır. "Sigarasında bir kaç içimlik yer kalmıştı" cümlesindeki içimlik kelimesinde olduğu gibi.



6- Türkçede kelimeler cümle içinde çok değişik yerde kullanılabilir. Cümledeki yerine bağlı olarak farklı bir anlam kazanan cümle aynı kelimelerle değişik ifadeler sağlamaktadır . "Gökteki yıldız parlıyordu" ile "Yıldız gökte parlıyordu" aynı anlamı taşımaz. Bu şekilde kullanımlar Türkçede çok yaygındır. Bir çok dilde ise kelimelerin yerini değiştirmek hem kolay değildir hem de değiştirilse bile anlamda farklılık meydana gelmez.



7-Türkçe kendini ispat etmiş en eski diller arasındadır. Doğal şartlara uyum gösteremeyen canlı türleri yok olmaktadır. Türkçe terkedilmeye çalışılmış (osmanlıcada olduğu gibi) fakat kendini toparlayıp yeniden canlanmıştır. Günümüzde Türkçe kadar köklerine bağlı bir dil çok azdır. Avrupa dillerinin geçmişi 400-500 yıllıktır. Belki 200 yıl sonraki dünya yüzeyinde birbirini anlamayan fakat ingilizce konuşan değişik halklar olacaktır çünkü bu gün dahi ingilizce çok yerde farklılaşmaktadır. Zaten latince aynı akibete uğrayarak çatallaşmış fransızca, almanca, ingilzce dilleri meydana gelmişti. Türkçe yine köklerine bağlı olarak ayakta durabilecetir ( yeter ki terkedilmesin). Binlerce yıl geçmesine rağmen dünyadaki Türkçe konuşan insanların dilleri latin dillerindeki örnekteki gibi ayrı diller olarak değil farklı lehçeler olarak kabul edilmektedir.



8- Türkçe olduğu gibi yazılan-yazılabilen bir dildir. Bir sesi ifade ederken tek bir harf kullanılmaktadır. Bu açılardan okuma yazma öğrenimi, proğramlama dili (henüz ciddi bir çalışma yok), bilimsel isimlendirmelerde (çok az kullanılsa da) üstünlük taşımaktadır.





9-Ses uyumu: Ünlü ünsüz uyumu, kelime sonlarına gelen eklerden sonra bazı harflerin yumuşaması gibi özellikler Türkçenin ses olarak kulağa hoş gelen bir dil olmasına sebep olmaktadır. Üstelik insan doğasına en uygun sesleri barındırmaktadır. Bazı kasıtlı yanlış dayatmaların aksine Türkçe şarkı, şiir ve edebiyat için en uygun dildir.

dohol
19-04-2007, 23:45
Mangal :

Bu aktivite esnasında, bir erkeğin gerçek mutfak hünerine tanıklık ederiz. Bir erkek, mangal başına geçmek için gönüllü olduğunda, aşağıda detaylandırılan bir seri olay yaşanır:

ERKEK

1. Erkek mangalı ve mangal kömürünü çıkartır.


KADIN

2. Kadın ızgarayı temizler.
3. Kadın bakkala gider.
4. Kadın kasaba gider.
5. Kadın fırına gider.
6. Kadın salatayı ve sebzeleri hazırlar.
7. Kadın pişirilecek etleri hazırlar.
8. Kadın, etleri bir tepsi üzerine, gerekli malzemeler, baharatlar, vs ile dizer.

9. Kadın temiz ızgarayı ve hazırladığı tepsiyi, mangalın başında elinde birasıyla dikilen adama getirir.

ERKEK

10. Adam etleri ızgaranın üzerine yerleştirir.

KADIN

11. Kadın içeri geçip, masayı hazırlar.

12. Kadın sebzelerin pişmesini kontrol eder.
13. Kadın tatlıyı hazırlar.
14. Kadın tekrar dışarı çıkar ve kocasına etin yanmakta olduğunu haber verir.

ERKEK

15. Adam çok pişmiş eti ızgaradan alır ve kadına verir.


KADIN

16. Kadın tabakları çıkartır, masaya dizer.

ERKEK

17. Adam içkileri doldurur.

KADIN

18. Kadın masayı toplar, kahve hazırlamaya gider.
19. Kadın kahve ve tatlı ikram eder.
20. Yemekten sonra, kadın masayı toplar.
21. Kadın gider bulaşıkları yıkar, mutfağı toparlar.

ERKEK

22. Adam mangalı olduğu yerde bırakır, çünkü içinde hala yanan kömürler vardır.
23. Adam karısına bugün mutfak işi yapmamaktan dolayı mutlu olup olmadığını sorar.
24. Karısının şaşkın bakışları karşısında, kadınları mutlu etmenin imkansız olduğu kararına varır.

dohol
10-05-2007, 11:36
Forum yöneticilerinin hoşgörüsü ile ve sadece bilgilendirme amacı ile aşağıdaki resmi koyuyorum foruma.

Başkada bir amacım yok.:wink2:

Maksat dostlarımıza azda olsa yardımcı olabilmek.

Mesajım kaldırılırsa üzülmem ve şimdiden özür dilerim.

411

dohol

dohol
29-05-2007, 22:17
Kadınlar arasındaki rekabetin detayları

*
Kadınlar aslında rekabet etmezler, doğada rekabet eden, ikili mücadeleye önem veren erkektir. Erkekler mücadelenin olduğu oyunlar üretirler; futbol, basketbol, güreş, boks gibi. Bu sporları sever, izlerler. Oyun partisi yapıp birbirleriyle kapışırlar. Kadınlarsa birbirlerini yok etmeye çalışır. "Tek" olmak için savaşırlar.

*
Normal bir erkek bir ortama girdiğinde oradaki kadınlara bakar, en güzeli hangisi, kim yalnız, kim eğlenceli, bakar hesabını yapar. Bir kadın bir ortama girdiğinde yine oradaki kadınlara bakar. O da hesabını "Benden güzel var mı, sorun yaratacak olan var mı, saçları nasıl, ne giymişler, hangisini nasıl elerim" diye yapar. Bir şekilde oradaki kadınlarla savaşır, oradaki ilgiyi kendi üzerine çekmek için alternatif yollar dener.

*
Kadınlar, kadınlar için giyinir, bakım yaptırır, kuaföre gider, süslenirler. Kadınlar için alışveriş yaparlar. Böylelikle diğerlerinden üstün, farklı, dikkat çekici olabilirler.

*
"Gözleriyle süzmek" eyleminin olduğu yerde mutlaka bir kadın vardır. Bu deyim kadınlarındır. Amacı bir erkek bulmak olan kadın, bir çift gördüğünde, bir - iki saniye kadar erkeğe, ondan provizyon alabilirse, 10 saniye kadar yanındaki kadına bakar.

*
Terminatör 2 nasıl bir şeye baktığı zaman baktığı şeyle ilgili hesaplamalar yapılıp, ekranında ortalama bir bilgi beliriyorsa, kadınlar da böyledir. Süzdüğü şeyin ortalama bir bilgisini 10 saniyede edinir ve işlemcileri hemen o kadını alt etmenin listesini oluşturur.

*
İş dünyasında olan kadınlar, kadın yöneticiden hoşlanmazlar. Kadın yöneticiler de onlardan hoşlanmaz. Birbirleriyle dayanışma içinde olacaklarına, birbirlerine dünyayı dar etmeye çalışırlar. Bir erkekten emir alan bir kadın bunu fazla sorgulamazken kadın amirden emir alan bir kadın nefretle dolar. Ayrıca erkek patronu kandırmak, nabzına göre şerbet vermek kolaydır, ama bir kadın bir kadını bu şekilde idare edemez. Yemezler.

*
Dedikoduyu kadınlar icat etmiştir. Bir kadının sadece buzdolabına veya astığı çamaşırlara bakarak dakikalarca konuşabilir, "Şunu var, bunu var, rüküşmüş, pek süslüymüş, zevkliymiş, yemek yapmayı bilmiyor" gibi yargılara varıp bunu fm bandından yayınlarlar.

*
Küçüklüğünü babasıyla çok yakın geçirmiş ve sonra uzaklaşmış, veya geçmişte babasıyla sorunlar yaşamış kadınların ilişkide babayı araması veya bir babadan sıkılıp başka babayı istemesi çok görülen bir hastalıktır. Tedavi gerektirir.

*
Bir erkeği bir kadından ayırarak onu elde eden çoğu kadın vicdanen suçlu hissetmez ya da bundan rahatsız olmaz. Bir zafer kazanmış, tercih edilmiş, o erkeğe sahip olmuş hisseder. Bu, bir psikiyatristin yardımına ihtiyacı var demektir.

*
Kadınlarla anlaşamadığını, daha çok erkek arkadaşı olduğunu, erkeklerle daha iyi iletişim kurduğunu söyleyen kadınlar tehlikelidir. Bahanesi ne olursa olsun normal olan bu değildir. Birçok erkeğin arkadaşı olduğundan dolayı özel hisseden, naz yapabilen, baş tacı edilen kadın, egosunu daha rahat besleyebileceği için bunu seçiyordur. Ne de olsa diğer kadınlar, erkeklerin ona hissettirdiklerinin yanına bile yaklaşamazlar.

*
Kadın her zaman ilişkiye bir "öteki kadın'ın gireceği endişesi taşır. Annesi, kızı, akrabası bile kendisine rakip olabilir onun gözünde. Dostlar, arkadaşlar daha da büyük tehlikedir. Bu durum çoğu zaman kadınlar arası anlaşmazlıkların sebebidir.

*
Kadınlar Çinliler'in bile yapamadığını, orgazmın taklidini yapmışlardır. Ne nedenle olursa olsun, orgazmı bile taklit eden kadınların, neyi ne için yaptıklarını anlamak her yiğidin harcı değildir.

*
"Öteki kadın" kadının içindedir. Aslında böyle birisi olmasa bile, kadın, "o kadın'la yarışmaya devam eder.


KADINLAR BİR BAŞKA KADIN TARAFINDAN SEÇİLMİŞ BİB ERKEĞİ ELDE ETMEK İÇİN NEDEN ÇABA HARCAR?


*
Bir başkasının erkeğini hedefleyen kadının karşısına, bekâr bir Brad Pitt bile çıksa göremez. Çünkü o bekâr Brad Pitt'i değil, Angelina Jolie'nin sevgilisini istemektedir. Kadını, "seçilmiş erkeğe" mıknatıs gibi çeken şey nedir? Kolaycılık mı, tüketim toplumunun yarattığı açlık mı, yoksa zafer peşinde koşma arzusu mu?

Her şey merakla başlıyor; "Bu kadın bu erkekte ne buluyor acaba?" sorusu anahtar cümle... Yakışıklı olup olmadığı, ekonomik durumu, hal ve tavırları inceleniyor. Sonunda içten içe "Bu kadın bu adamda bir şey buluyorsa bu adamın mutlaka başka bir özelliği vardır" diye düşünüyor.

Yalnız erkek kadına her zaman cazip gelmiyor. Evli ya da bir başkasmm sevgilisi olması, erkeği kadının gözünde daha çekici kılıyor. Hele ki söz konusu olan güzel veya başarılı bir kadının eşiyse... Aynı erkek yalnız olsa, değersiz görüp geçebilecek kadınlar, erkek başka bir kadınla olduğunda o erkeğin ilgisini çekmek için müthiş çaba sarfedebiliyorlar.

Sonra dikkat çekme denemeleri başlıyor; eğer erkekten olumlu sinyal alınırsa diğer aşamalara geçiliyor. Yok eğer adam eşine sadık çıkar reseptörlerini kapatırsa kadın bir süre sonra o erkeğe "sümüklü" deyip geçiyor ve "tercih edilmiş erkek" algılayıcılarını açık bırakarak yoluna devam ediyor.

Bazı kadınlar neden burunlarının dibindeki yalnız ve aşka açık bir erkeği değil de, evli, hatta çocuklu erkeği daha çekici buluyor?

Psikologlara göre en önemli neden gizli rekabet duygusu. Kadınlar rekabeti daha çocukluklarında, anneleriyle yarışarak öğreniyor. Freudian düşünceye göre ilk üç yaşta kız çocuğunun arzu nesnesi anne, üç yaş sonrasında ve özellikle ergenlikte de baba oluyor. O yaşlardaki her kız çocuğu annesiyle yarışıp babasını elde etme çabası gösteriyor. Freud, kadınların sağlıklı ilişkiler kurabilmesi için daha çocukluk döneminde babalarını "kazanmamaları" gerektiğini belirtiyor. O dönemde gelişimi engelleyecek bazı olaylar, gelecekte kadınların başkasma ait erkekleri elde etme isteği duymalarına yol açıyor. Örneğin, anne babası ayrılmış, velayeti babaya verilmiş bir kız çocuğu, babasına "eş olabilmeyi" arzulayabiliyor. Bu arzu gelecekteki ilişkilerine de yansıyor.

Araştırmalara göre bu, dünyada çok sık rastlanan bir durum, tabii ki bu genelleme bazı bölgelerle ilgili değil, kadınlarla ilgili. Dolayısıyla Türkiye'deki kadınlar da bu genellemeye dahil. Çevresindeki diğer kadınların sevgilileri veya eşleri, "öteki kadın"lara daha çekici geliyor. İşte bir araştırmanın çarpıcı sonucu: "Birlikteliklerin yüzde 20'sinde kad ın erkeği bir başka kadının elinden almış. Evli kadınların yüzde 11'i de eşlerini başkasından çalmış. "Uluslararası Cinsellik Betimleme Projesi" adı verilen bu proje kapsamında 60 ülkede yaklaşık 17 bin kişi ile görüşülerek yapılan araştırmaya göre, pek çok kişi bir ömür boyu sürebilecek ilişkilerini,mutlu olabileceklerim düşündükleri kişiler için bitirebiliyor.Ya da bir diğer kadını mutlu edebildiğini kanıtlamış erkekle olabilmek için!

dohol
31-05-2007, 19:59
Yapabilen haber versin.:**:

>> Masanızda otururken, bir taraftan sag ayagınızı yerden kaldırıp saat
>> yönünde çemberler çizerken, diğer yandan sag elinizle "6" cizmeyi
>> deneyin.
>> Aşagıda çevirmekte olduğunuz ayagınız saatin tersi yönünde dönmeye
>> başlar.....
>> ve buna karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yok...

dohol
04-06-2007, 11:37
AZAR AZARDA OLSA OKUYUN İLGİNÇ ŞEYLER VAR..

Bir erkegin ölmeden önce yaparsa "Yaşadım be, dolu dolu yaşadım" diyecegi 170 atraksiyon...
1. Istifa edin.
2. Ates edin.
3. Bir dönem yalniz yasayin.
4. En az bir kere nereye gittiginizi bilmeden yola çikin.
5. Zenci bir kadinla sevisin.
6. Mümkünse bütün irklardan kadinlarla sevisin.
7. Jim Beam Black için.
8. Her konuda sevgilinizden iyi olun.
9. Mecburiyetten sicak bira için.
10. Rock grubu kurun, grubun solisti olun.
11. Iyice simarip grubu dagitin, daha sonra da "ben olmasam onlar birer hiç"diye açiklama yapin.
12. Asik olun.
13. Terk edilin.
14. Aldatin.
15. Son sevgilinizin yeni erkek arkadasina verin kötegi gitsin.
16. Iki ya da daha fazla kadinla birden sevisin.
17. Mizah sitesi yapin.
18. Bir Chopper ile uzun bir yolculuga çikin
19. Eski bir Amerikan arabasi edinin.
20. Uçak tuvaletinde sevisin.
21. Kankalarla evde bira içip, maç izleyin.
22. Blues Brothers'i True Romance'i, Godfather'i, Reservoir Dogs'i, Untouchables'i seyredin.
23. Soygun plani yapin.
24. Gecenin bir yarisi sarhos halde sokaklarda sarki söyleyerek evin yolunu bulmaya çalisin.
25. Alkol komasina girin (sonra kahramanca çikin).
26. Ralliye katilin.
27. Birkaç gün uykusuz, bir gün de aç dolasin.
28. Kisin denize girin.
29. Sevgilinize yemek yapin.
30. Bir arkadasinizla Rio'ya, tek basiniza Londra'ya, sevgilinizle Paris'e gidin.
32. Rafting yapin.
33. Porsche kullanin, motor sesini dinleyin.
34. Gitar çalmayi ögrenin. (Birkaç akor bassaniz hatun indirmeye yeter.)
35. En sevdiginiz film yildiziyla ayni kafede kahve için.
36. Yamaç parasütü yapin.
37. Balik tutun, anlatirken boyunu besle çarpin.
38. Çocuk sahibi olun.
39. Issiz bir koyda yaninizda bir hatunla çirilçiplak denize girin.
40. Las Vegas'da kumar oynayin.
41. Balonla gezin.
42. One night stand olayina girin.
43. Su yataginda sevisin.
44. Bir kitap yazin.
45. Jakuzide stres atin.
46. Bungee Jumping yapin.
47. Internet'te bir porno sitesine üye olun.
48. Evde çilgin bir parti düzenleyin. Komsular polis çagirsin.
49. Akdeniz sahili boyunca yatla gezin.
50. Güzel bir kadina masaj yaptirin
51. Alpler'de kayak yapin.
52. Bir bebegin altini degistirin.
53. Safariye katilin ama hiç ates etmeyin.
54. Patronun sekreteriyle patronun odasinda sevisin. Ama ikinci defa denemeyin.
55. Jet-ski kullanin.
56. Çiplaklar kampina gidin.
57. Pervaneli uçak uçurmayi ögrenin.
58. Çok yüksek miktarlarda borç isteyin. Alirsaniz hemen geri vermeyin.
59. Okyanusta yüzün.
60. Bir hayat kurtarin.
61. Bir final maçina çikin.
62. Kankaya sürpriz dogum günü partisi düzenleyin. Pastadan hatun çiksin.
63. Ertesi gün öyle bir pasta yaptirdiginiz için hava atin.
64. Hamama gidip kese yaptirin.
65. Bardan hatun çikarin.
66. Tek basiniza tatile gidip piyasaya girin.
67. Ata binin.
68. Odun kirin.
69. Saglam bir konsere gidin ve herkesin yaptigi tespitlerin disina çikarak marjinal takilin.
70. Iç çamasiri defilesi izleyin ama cool durun.
71. Spor bir araba alin.
72. Tavuk yakalayin.
73. Hiç durmadan bir saat öpüsün.
74. Tir parketmeye çalisin, baskalari kornaya yüklenirken sikinti çekiyormussunuz havasi yapin.
75. Herhangi bir dalda ödül alin.
76. Bir kez olsun sopa yeyin.
77. Bir spor dalinin allame-i cihani olun.
78. Bilardo masasinda sevisin.
79. Dünyanin yedi harikasini görün.
80. Köpek besleyin.
81. Pahali bir geneleve gidin.
82. Ava çikin.
83. Strip poker oynayin.
84. Mum isiginda yemek yiyin.
85. Maça gidip tezahürat yapin, ama ertesi gün sesiniz kisilsin.
86. Tutunamayanlar'I okuyun.
87. Sokak kavgasina karisin.
88. Pantalonun içine don giymeyin.
89. Geyik programlarindan birini arayip canli yayinda programin ne kadar boktan oldugunu söyleyin.
90. Valideyle pederin masraflarini üstlenin.
91. Bir süre sonsuz ruh dinginligine ulasmaya çalisiyor ayagiyla budist rahibi kivaminda takilip bu yolla da hatun götürün.
92. Futbol muhabbetlerinde anlatabilmek için en az bir rövesata, birkaç da "gelisine çaktim agbi!" golü atmisliginiz olsun.
93. Orta sahadan basket atin.
94. Bir yerlerinizi kirin ve alçiya imza attirin.
95. Bir gece boyunca seks yapip sabah ise hiç uyumadan gidin.
96. Ilik gibi bir hatunla bara gidip, onun yaninda baska bir kiza sarkin.
97. Uzun süredir baglamaya çalistiginiz tabiat harikasi yaratigin yüzüne telefon kapatin, daha sonra da telefonlarina çikmayin.
98. Wembley'de maç izleyin.
99. Amerikan futbolunun kurallarini ögrenin.
100. Bukowski okuyun.
101. Dövme yaptirin.
102. Dusta oral seks olayina girin.
103. Birayi siseden için.
104. Yatak odanizin tavanini aynayla kaplatin.
105. Bir ay televizyonu fisten çekin.
106. Everest harici bir daga tirmanin. (Sonradan kitap yazmamak kaydiyla)
107. Lüzumsuz bir dil ögrenin (Mesela Hollandaca)
108. Bir kahramaniniz olsun.
109. Kahramaninizla tanisin.
110. Birinin kahramani olun.
111. Otobüsle Edirne'den Kars'a gidin, indiginizde kiçiniz agriyorsa bir de otobüs soförünü düsünün.
112. Yuhalanin.
113. Borsaya girin, bes para etmez bir kagit alin ve sonra bu hatayi bir daha tekrarlamayin.
114. Saçinizi boyayin.
115. Saç kesiminizi degistirin ama asla uzatip küt kestirmeyin.
116. Sakal birakin.
117. Çok uzak ve kimsenin bilmedigi bir yere gidin ve orada bir ay kalin (Böylece o sakalla sizi kimse görmez).
118. Bir siir yazin.
119. Dügme dikin.
120. Bir hafta boyunca tika basa yiyin, o kadar sismanlayin ki telefon kulübesine sigmayin ve bu durumu kafaniza takmayin.
121. Vücudunuzu hiç olmadigi kadar forma sokun.
122. Cumartesi gecesi barmenlik yapin.
123. Istanbul'da taksi soförlügü yapin.
124. Bir hafta hiç konusmayin.
125. Arkanizda bir eser birakin.
126. Para ödeyerek biriyle sevisin.
127. Sevistiginiz birinden para alin.
128. Yataginizin altina porno dergi saklayin.
129. Altilida bütün esekleri yazin.
130. Orhan Pamuk, Yasar Kemal ve Hakki Devrim'le Scrabble oynayin, yenilirseniz mizitin.
131. Bir partideki en seksi hatuna asilin (Gerçekten en seksisine, her zaman oldugu gibi idare eder olana degil).
132. Birini karsidan karsiya geçirin.
133. Ajda Pekkan'in gerçekten porno çevirip çevirmedigini ögrenin ve bu sirri mezara götürün.
134. Sabaha kadar PLAYSTATION oynayin.
135. Evlenin.
136. Tito Puente'yi izleyin.
137. Rüyalarinizin evine tasinin.
138. Bir modelle çikin.
139. Yalan söyleyip paçayi kurtarabileceginiz bir yerde dogruyu söyleyin.
140. Babanizi en iyi yaptigi iste geçin.
141. Sarhos olup dagitin ve arkadaslarinizi ayirdedin.
142. Bir arsiviniz olsun.
143. Bir kez olsun disçiye dogru anda gidin.
144. Yabanci bir kadinla yatin, sonra da arkadasiyla... (Ayni anda olursa çok daha iyi olur)
145. Alete tükenmezle kurukafa çizip, sonra da sevgilinize "Bak, zamaninda babam beni mastürbasyon yaparken yakalayinca, basti yumrugu" esprisi yapin...
146. Bir halta yaramayan bir konuda, mesela egzotik lahanalar üzerine uzmanlasin. Ama bunu kendinize saklayin.
147. Bir barda yabanci biriyle bilek güresi yapin ve kazanin.
148. Boks maçina gidin.
149. Kankanizin dügününde konusma yapin.
150. En az bir kere televizyona çikin sonra da kendinizi izleyin.
151. HIV testi yaptirin (Negatif çikin).
152. Meslek degistirin.
153. Poker oynayin.
154. En büyük yanlisi yaptiginiz kisiyi bulun ve özür dileyin.
155. Sarabi geri yollayin (kötüyse tabii).
156. Bir dilenciye on milyon verin.
157. Yaniniza fotograf makinesi almadan tatile çikin.
158. Komsunun bahçesine dalin.
159. Bir kokteyli yapmayi ögrenin.
160. Orgazm numarasi yapin.
161. Bir tost makinesi tamir edin.
162. Antrenörlük yapin.
163. Yenisini bulmadan bir hatunu terk edin.
164. Takim elbise diktirin.
165. Kuslarin, agaçlarin, çiçeklerin, böceklerin, cografi sekillerin ve gök cisimlerinin isimlerini ögrenin, çocuklariniza da ögretin.
166. Cennet cehennem ihtimalini gözden geçirerek insanlara iyi davranmaya baslayin.
167. Karin tokluguna çalisin.
168. Sabah gülümseyerek uyanin.
169. Bir dergide okudunuz diye bütün bunlari ille de yapmaya kalkmayin.
170. Ve olur ya listeyi tamamlarsaniz hepsini tekrar yapin.

janus
29-07-2007, 22:52
Binlerce yıldır Dünya üzerinde birlikte yaşadığı canlıların dilini çözemeyen, köpeğin çıkardığı sese havlama, kedininkine miyavlama deyip geçen insanoğlunun, filmlerde uzaylılarla bakıştıktan sonra mucizevi bir şekilde aynı dilden konuşup kaynaşmasını anlayamıyorum. :;dedektif

janus
30-07-2007, 10:57
Cumartesi günü TRT2'de yayınlanan bir programda Küresel Isınma sorununa çözümler anlatılıyordu.

Bilim adamları üşenmeden okyanuslardaki dalgaları incelemişler. Dalgaların her yükselişinde hava ile çarpışmasından dolayı su taneciklerinin gökyüzüne yükseldiğini ve havadaki nem oranının arttığını tespit etmişler.

Bu bulgudan yola çıkarak, rüzgar enerjisi ile çalışan ve deniz suyunu gökyüzüne püskürten gemilerle Küresel Isınmaya bir çare bulabileceklerini söylüyorlar. İnsan oğlunun mühalesi dışında herşeyiyle doğal döngü üzerine kurulmuş bir çözüm.

Yine aynı akşam TV'lerimizde susuzluk çözümüne öneri olarak Havadaki nemden su üreten cihazların satışı ile ilgili reklam-haberler vardı.

Başka diyecek bir şey bulamıyorum. :(

dohol
07-02-2008, 00:21
Kadınlardan seven var mıdır bilmem ama erkeklerin arasında bulaşık yıkamaktan hoşlanan olduğunu sanmıyorum. Hatta öyle ki bulaşıkları bulaşık makinesine yerleştirmekten bile, pek hoşlanmayan bir çok hemcinsimi tanıyorum. Ben de, o makineyi boşaltmaktan nefret ederim mesela. Çok nadir olarak, biraz da meditasyon amacıyla sanıyorum, makineye sığmayacak bir tencereyi yıkarken dalıp da tabak, bardak ve diğer muhteviyatı yıkamışlığım vardır ama onlar zaten bilinçsiz anlardı. Lakin ister sevelim ister sevmeyelim eninde sonunda yeri geldiğinde bulaşık yıkamak zorunda kalıyoruz. İşte ben de bu konudaki deneyimlerimi hemcinslerimle paylaşmak istedim.


Bulaşık yıkarken ilk dikkat edilmesi gereken husus bulaşığın nerede yıkanacağıdır. Bizler de bu konuda çoğunluğa uyup mutfağı kullanmalıyız. Evet banyo yaparken arada tabaklar falan da çıkıyor ama çok sağlıklı değil. Özellikle bekar evlerinde...


Bulaşığın temel unsuru sıcak su ve deterjandır. Bu suyu akar değil de durur halde tutmak için bir tas ya da lavabonun tıkacını kullanmamız yeterli oluyor. (Küvet demedim farkındaysanız.) Suyu elimizin dayanabildiği kadar sıcak yapmamız yağların kendiliğinden çözülmesi için elzemdir. Suyu doldururken bir miktar deterjanı da tasa ya da lavaboya damlatmamız kolay yoldan köpüklü bir sıvı elde etmemiz için de ayrıca önerilir. Eğer detarjanınız 5 kullanımda bitiyorsa deterjan miktarını ondabiri kadar azaltabilirsiniz. Bu, inanılmaz bir şekilde, nedeni aylardır bulunamayan ishalinizi de kesecektir.


Mevcut bulaşıkların tercihen çok kirliden az kirliye doğru yıkanması, bir tas ya da lavabo suyun yetmesi için ayrıca önerilir. Ben genellikle önce çatal bıçakları, sonra bardakları, sonra servis elemanları ve diğer kapları ve en son olarak da tencereleri yıkarım. Sizler kendi zevkinize ya da mantığınıza göre istediğinizi yıkayabilrsiniz. Ama kesinlikle ve kesinlikle çoraplarınızı bu sıralamaya dahil etmeyin. Zaten bulaşık deterjanı çok sert yapıyor çorap ve çamaşırları. Öhm.. Neyse....


Burada biraz fizikten bahsetmek isterim. Blindiği üzere bir sıvıya atılan katı bir madde kendisiyle aynı miktarda su taşırmaktadır. Eğer siz bu katı maddeyi bir de yüksekten bırıkıyorsanız, bu taşma eylemi sıçrama şeklinde cereyan edip hedef olarak da yüzünüzü tercih edecektir. Bu sebeple bulaşık önlüğü ( su geçirmez olanlarından önerilir) kullanmanız tavsiyesinde bulunacağım. Acemiliği atana kadar ek olarak yüzücü gözlüğü ve bonesi de kullanabilirsiniz.


Deterjanlı sıcak suyun içerisine koyduğunuz bulaşıkların bir süre çözülmesini beklerseniz temizleme işlemi daha kolay oluyor. Bu bekleme süresinden sonra reklamlarda görüp de beğendiğiniz o temizlik bezleri ya da süngerlerinden birisiyle yıkamaya başlayabilirsiniz. Eğer o ayrıntıyı atladıysanız bir elbezi de kullanabilirsiniz. (Çorap olmaz.)


Biraz da tecrübeyle öğrenilmiş püf noktalarına değinmek isterim :


1. Tabakların sadece bir yüzünde yemek yiyor olsak da yine de her iki yüzünün de yıkanması gerektiğini söylüyorlar.

2. Bardakların dibine dudaklarımız değmiyor ama yine de yıkamak lazımmış.

3. Sabunlu bezi bardağın içine sokarken gözlerinizi ve ağzınızı kapatın.

4. Çatal, bıçak ve kaşıkları tek tek yıkamak gerekiyor.

5. Yıkanan bulaşıkları durulamadan önce biriktirecek bir yeri önceden ayarlayın. ( Durulamak : Deterjanla yıkanmış bulaşığın, deterjanının akarsuyla giderilmesi işlemi.)

6. Daha önceden desenli olmayan tabak ve bardaklar, yıkadıktan sonra desenlendiyse yıkanmamışlar demektir.

7. 6. maddedeki durum yemeğin tadını değiştirmiyorsa çok da önemli değildir.

8. Sabun köpükleriyle oynamaya dalarsanız su soğur.

9. Teflon, yıkanarak çıkması gereken bir sey degildir. Bu ürünleri biraz dikkatli ve hassas süngerlerle yıkayın.


Evet, bu noktalara dikkat ederseniz bulaşıklarınız gayet rahat bir şekilde yıkanır, ortalık batmaz ve siz de kuruduktan sonra tertemiz eşyalara sahip olursunuz.


Bulaşığın sonunda genellikle üstümüzdeki ve altımızdaki kıyafetleri de değiştirmemiz gerekir.


Ve eğer tavandan da bir şey damlamıyorsa mükemmel bir iş başardınız demektir.

account
01-05-2008, 12:43
:kirmizikart: ARKADAŞLAR MÜJDE.....
CEP TELEFONUMA DEVAMLI SAÇMA SAPAN SAATLERDE GELEN BAR, BANKA, BELEDİYE VS. MESAJLARINDAN TURKCELL MÜŞTERİ HİZMETLERİ İLE YAPTIĞIM UZUUUUUN BİR TELEFON KONUŞMASI SONUCU KURTULMA YOLUNU ÖĞRENDİM.GELEN MESAJI 2780 'E ILETIRSENIZ ARTIK O SERVİSTEN MESAJ GELMİYOR.....

AYNI DERTTEN MUZDARİPLERE DUYURULUR

account
09-05-2008, 09:58
> AVEA, TURKCELL VE VODAFON KULLANANLAR
>
> Telefonunuzdan hemen ##002# yi tuşlayın ve
arayın. Ekranınıza aktarma
> iptal diye bir yazı gelecek. Böylece bugüne kadar
sizden para kırpan!!
> yönlendirmeyi kaldırmış oluyorsunuz. Bu işlemi
yapmadığınız
> müddetçe, size ulaşamayan herkesten bir kontör
düşülüyor...:;ohohoh