PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Cepheleşme üzerine haberler


Mazhi
26-04-2006, 13:52
Bir köşede arşiv niyetine dursun da,sonradan döner döner bakarız "nasıl başlamıştı?" diye..

Mazhi
26-04-2006, 13:53
Sakız krizi bakanları birbirine düşürdü

ABDULLAH KARAKUŞ Ankara

AKP Fatsa İlçe Başkanı Veysel Dalcı'nın 23 Nisan törenlerinde Atatürk anıtına çelenk koyarken ağzında sakız olması nedeniyle tutuklanması AKP'de krize neden oldu.
Tutuklama nedeniyle Enerji Bakanı Hilmi Güler ile Adalet Bakanı Cemil Çiçek tartıştı. Ordu milletvekili olan Güler seçim bölgesindeki tutuklamayı Çiçek'e dünkü grup toplantısında şikayet ederek müdehale etmesini istedi.
Çiçek ise grup toplantısının basına açık bölümünün sonunda oturduğu yere gelerek şikayette bulunan Güler'e, "Yargıya müdehale edemem, ne yapabilirim ki. Bekleyip görelim" diye yanıt verdi. Güler ikna olmayıp ısrarlı olunca Çiçek etrafta kameralar olabileceğini söyleyerek, konunun kapatılmasını istedi. Bazı milletvekilleri de araya girerek Güler'i Çiçek'in yanından uzaklaştırdı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılmadığı önceki gece yapılan AKP MYK toplantısında da konu tartışıldı. Tutuklama kararına tepki gösteren yönetim, "sakız çiğnemek ayıp olabilir, ancak hukuki bir karşılığı yok" görüşünü savundu.

AKP'Lİ FATSA: İLÇE BAŞKANIMIZIN ARKASINDAYIZ

AK Parti Grup Başkanvekili ve Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, 23 Nisan kutlamaları sırasında Atatürk anıtına "sakız çiğneyerek çelenk bıraktığı" gerekçesiyle tutuklanan AK Parti Fatsa İlçe Başkanı Veysel Dalcı’nın "arkasında" olduklarını söyledi.
Fatsa, AK Parti Ordu Milletvekili Enver Yılmaz, AK Parti Ordu İl Başkanı Fatih Han Ünal ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, olaydan üzüntü duyduklarını söyledi.
Konunun yargıya intikal ettiğini kaydeden Fatsa, "Olayla ilgili hukuki süreç başladı. Yargıyı etkileyecek hiçbir açıklama yapmayacağız. İlçe başkanımızın arkasındayız; en kısa zamanda aramıza katılacağına ve görevine devam edeceğine inanıyoruz" dedi.
Milletvekili Enver Yılmaz da söz konusu iddianın hukuki boyutlarını parti olarak araştırdıklarını kaydetti.
Genel Merkezin gönderdiği parti müfettişi ve bazı milletvekilleriyle olayın hukuki boyutunu incelediklerini belirten Yılmaz, şöyle konuştu:
"Adli sürecin başlamış olduğu bir dosyaya müdahale etmek gibi bir irademiz yok. Ancak bu süreçle ilgili, partimize karşı yapılabilecek bir takım olumsuzluklara karşı da tüm arkadaşlarımızla birlikte en azından destek olmak mahiyetinde bugün buradayız. Yapılan davranışlara karşı hukuk platformunda arkadaşımızın yanında olduğumuzu ve hukukun vereceği karara da saygılı olacağımızı huzurlarınızda belirtmek istiyorum" diye konuştu.
Yılmaz, iddialar ve deliller dikkatli incelendiğinde, hukuki sürecin ilçe başkanı Dalcı lehinde yakın bir zamanda tamamlanacağını ümit ettiğini söyledi.

Mazhi
26-04-2006, 13:58
Erdoğan'dan AKP grubunda şifreli mesajlar
Egemenlik millete geçecek

Erdoğan, "Gelecekte egemenlik, duvarda değil millette olacak. Hiçbir zümrenin bu ülkeyi herkesten daha fazla sevme hakkı olduğunu kabul etmiyoruz" dedi

ANKARA Milliyet


TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın 23 Nisan özel oturumunda rejim konusundaki açıklamalarının yankıları sürerken, Başbakan Tayyip Erdoğan da tartışma yaratacak bir çıkış yaptı. Erdoğan, "Geleceğin milli egemenlik haftalarında bu ülkede milletin sesinden başka ses yankılanmayacak. O Türkiye'de egemenlik duvarda değil, milletin kendisinde olacak. O günün Türkiye'sinde hiç kimse konjonktürel gerekçelere dayanarak, aslında birbirinin tamamlayıcısı olan anayasal ilkeleri ötekilerin üstünde ve daha önemli saymayacak" dedi.
Erdoğan, dün AKP grup toplantısında ayakta uzun süren alkışlar eşliğinde özetle şu mesajları verdi:

BAHTIMIZ KARARTILAMAZ: Milletimizin değişim iradesini devre dışı bırakacak her türlü hesap milletin meclisinden mutlaka dönecektir. Türkiye'yi dar görüşlülüğün, menfaatçi siyasetlerin boyunduruğunda tutabileceklerine inananlar geçmişte olduğu gibi hayal kırıklığına mahkûmdurlar.
MİLLET DERS İSTEMİYOR: Biz Türkiye'yi geleceğin zirvelerine taşıyacak değişimden söz ediyoruz. Nedir o değişim? İnsanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. Hürriyetçi demokrasi ve hukuk düzeninin dışına çıkmamaktır.
Laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti olarak tanımlanan cumhuriyetimize bütün nitelikleri ile birlikte, birinin lehine diğerinden fedakârlık yapılabileceğini aklından geçirmeden sahip çıkmaktır. Eğer bunu iddia etme durumuna gelenler varsa bunlar bir defa Anayasa ile ters düşmektedir. Bunu da özellikle onlara hatırlatıyorum.
Bu, hiçbir zümre ve sınıfın, bu ülkeyi herkesten daha fazla sevme hakkına sahip olduğunu kabul etmemek, ülkeyi ve devleti Türk milletinin ortak değeri saymaktır. Kimse kalkıp da kendine bundan ayrı bir güç vehmetmesin.
Bu milletin her ferdi cumhurun ta kendisidir. Onlar demokratik, laik, sosyal hukuk devletini nasıl koruyacağını gayet iyi bilir. Özellikle birilerinden ders alma ihtiyacı yoktur. Yine Anayasa ifadesiyle hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanımamaktır.

ÇATIŞMAMAK İÇİN SUSTUK: Aşacağımız çok engel var. Çatışma ve kargaşaya imkân vererek ülkenin gelecek hedeflerini tehlikeye düşürmemek için konuşmak gereken yerde susmayı tercih ettiğimiz de olmuştur.
Bunların bize bir siyasi vebali olacaksa bu millet için onu ödemeye hazırız. Yeter ki sadece sesi gür çıktığı için konuşanlar bu milletin bahtını yeniden karartmasın.

LAFZI DEĞİL RUHU: O günün Türkiye'sinde hiç kimse konjonktürel gerekçelere dayanarak, aslında birbirinin tamamlayıcısı olan anayasal ilkeleri ötekilerin üstünde ve daha önemli saymayacak. Anayasa'mızda tarif edildiği şekliyle demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın lafzı da, ruhu da gayet iyi anlaşılmış olacak.
VEHİMLER ÜLKESİ: Milletimiz bilsin ki bugün Türkiye'yi yeniden bir vehimler ülkesi haline getirmek için çaba gösterenler son dönemde Türkiye'nin yakaladığı değişim ruhuna kastedenlerdir. Milletimiz bilsin ki bugün hukuka ve demokrasiye gölge düşürmeye yeltenenler egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu gerçeğini içine sindiremeyenlerdir.
MİLLET SETLERİ AŞACAK: Bu sözleri tarih zabıtlarına geçsin, bu milletin vicdanına kazınsın diye söylüyorum. Irmaklar denizlere doğru akarlar. Ama unutmayın, altını çiziyorum yatağında akarlar. Milletimiz de önüne çekilen bütün setleri aşarak, bir gün o engin sulara kendi yatağında akarak ulaşacaktır.

'Egemenlik duvarda kalmayacak'

Yaşayanlar görecek; bugün üstü örtülmeye çalışılan kimi gerçekler, Türkiye'nin gelecek 10 yılında, 30 yılında millet tarafından hep bir ağızdan söylenecek. O geleceğin milli egemenlik haftalarında bu ülkede milletin sesinden başka ses yankılanmayacak. O Türkiye'de cumhuriyeti korumak için demokrasiyi azaltmak değil, cumhuriyeti ve demokrasiyi birlikte korumak gerektiğini herkes hakkıyla kavramış olacak.
O Türkiye'de hiç kimse kürsülere çıkıp bu millete ne yapmaları gerektiğini dayatmayacak. O Türkiye'de devlet millet için var olacak. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olacak. Duvarda değil, milletin kendisinde olacak. (Bravo diye bağıran milletvekilleri uzun süre ayakta alkışladı).

HABER ANALİZ
Başbakan kime ne mesaj verdi?

Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP grubundaki konuşması, yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü başbakanlık görevinde yaptığı en önemli çıkışlardan biri olarak görülebilir. Erdoğan'ın bu konuşması muhtemelen uzun yıllar siyasi niyetlerinin okunması açısından önemli bir referans belgesi olarak görülecek. Bir anlamda "Demokrasi bizim için araçtır" şeklindeki sözleri gibi literatüre geçecek bir konuşma söz konusu.
Erdoğan'ın dünkü çıkışının şifreleri çözüldüğünde şu noktalar öne çıkıyor:

PEKİ EGEMENLİK KİMDE? Başbakan'ın "O Türkiye'de (...) egemenlik duvarda değil, kayıtsız şartsız milletin kendisinde olacak" sözleri, öncelikle TBMM mimarisi açısından bir anımsatmayı gerekli kılıyor. TBMM Genel Kurulu'nun Başkanlık Divanı'nın arkasında kalan "duvar"ında yazılı "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözlerinin altında "Kemal Atatürk" imzası yer alıyor. Bu sözler tersinden okunduğunda, bu aşamada Başbakan'ın egemenliğin milletin kendisinde olduğu kanaatini taşımadığına işaret ediyor.
'GİZLİ GÜNDEM'LE SUÇLANABİLİR: Bu ifade, TBMM ve Cumhuriyet'in kuruluş aşamaları ile izleyen dönemde siyasal mücadelenin dinsel ucunda savunulan "Hâkimiyet Allah'ındır" inanışı ve saltanat yanlılarına karşı demokratik yönelimin temel unsuru olarak 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarının tamamında "egemenliğin kaynağını" gösteren hüküm olarak yer aldı. Partisi ve kendisi zaman zaman "gizli gündemleri var" iddiasına hedef olan Erdoğan'ın sözleri bu açıdan da tartışma yaratabilecek.
ADRES YÜKSEK YARGI: Başbakan'ın konuşmasında dolaylı ifadelerle hedef aldığı en önemli adreslerin başında türbana vize vermeyen Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın geldiği söylenebilir.
DEĞİŞMEZ HÜKÜMLERİ Mİ HEDEF ALDI? Başbakan'ın "O günün Türkiye'sinde hiç kimse (...) anayasal ilkeleri birbirinin üstünde ve daha önemli saymayacak" sözleri de çok tartışılacak. Bu sözleri nedeniyle, Başbakan, Anayasa'nın, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet'in temel niteliklerini belirleyen ilk üç maddesinin "değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği"ne ilişkin hükmünü hedef aldığı eleştirisiyle karşılaşabilecek. Aynı eleştiri Devrim Yasaları konusunda da karşısına çıkabilecek.
ORDUYA VE KÖŞK'E MESAJ: Başbakan'ın, "Milletin her ferdi cumhurun ta kendisidir. Onlar da laik (...) devleti nasıl koruyacağını gayet iyi bilir" sözleri, ordu için "Cumhuriyet'i koruma ve kollama"yı görev olarak belirleyen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve askeri kesim ile Köşk'e gönderme olarak değerlendirilebilir.
ARINÇ'A YANIT: Erdoğan, "Çatışma ve kargaşaya imkân vererek ülkenin geleceğini tehlikeye düşürmemek için konuşmak gereken yerde susmayı tercih ettiğimiz de olmuştur. Bunların bir siyasi vebali olacaksa, onu ödemeye hazırız" sözleriyle, kendisini, türban ve imam-hatip düzenlemeleri konusunda "Meclis yerine kurumlar arasında mutabakat aramak"la suçlayan Arınç'a göndermede bulundu. Başbakan, kendisine rağmen TBMM Başkanı olan ve sert çıkışlarıyla parti tabanında sempati bulmasından hoşlanmadığı Arınç'la ilk kez açık bir "söylem rekabeti"ne soyunuyor. Bir başka anlatımla Erdoğan, Arınç'ın gerisinde kalmak istemediğini gösteriyor. Bu çıkış kulislerde 2007'deki cumhurbaşkanlığı seçimleriyle de ilişkilendirilebilir.

Endonezya'dan geldiler

Fotoğraf: MUSTAFA İSTEMİ

AKP grup toplantısında konuşan Erdoğan'ın sert mimikleri dikkat çekti. Erdoğan, milletvekili sıralarına oturan, büyük bir afet yaşayan Endonezya'nın Banda Ace bölgesinden gelen küçük çocukları sevdi. Çocuklar Erdoğan'a, Endonezya'ya geldiği zaman birlikte çektirdikleri fotoğrafı hediye ederek çiçek verdi. Bu arada toplantıya dinleyici olarak katılan yaklaşık
15 türbanlı kadın, Erdoğan'ın konuşmasını ayakta alkışladı.

Mazhi
26-04-2006, 14:13
Türkiye'nin son 3 yıllık gündemi

CHP İstanbul Milletvekili Bülent Tanla, son 3 yıla ait 11 bin 900 gazete başlığını tarayarak yaptıkları araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’yi dış olayların yönlendirdiğini, AK Parti hükümetinin ülkeyi gerdiğini ve Hükümet’in 3 yıllık gündeminde halkın bulunmadığını söyledi.
Tanla, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, TBMM arşivinde, 2003-2005 yıllarında 156 haftadaki 11 gazetenin manşetlerini tarayarak
yaptıkları araştırmanın sonuçlarını açıkladı.
Toplam 11 bin 900 haber başlığı incelediklerini belirten Tanla, Türkiye’nin 35 hafta Irak Savaşı ve Türkiye, 26 hafta AB-Türkiye ilişkileri, 23 hafta da Kıbrıs sorununu konuştuğunu kaydetti.
Bülent Tanla, 21 hafta yolsuzluklar ve ihaleler, 18 hafta PKK ve terör, 16 hafta ABD krizi ve ilişkileri, 13 hafta türban, imam-hatip ve Kur’an kursu ile Uzanlar sorunu, 10 hafta YÖK Yasası ve gerilimi, 8 hafta mafya ve çeteler, 7 hafta AK Parti-Türk Silahlı Kuvvetleri ve MGK gerginlikleri, 1’er hafta da diğer konuların tartışıldığını anlattı.
Bu araştırma sonuçlarına göre, son 3 yılın 100 haftasında Irak, AB, Kıbrıs ve ABD konuşulduğunu ifade eden Tanla, "Bu da gösteriyor ki Türkiye, uluslararası değişim ve gelişmelerin tam ortasında yer alıyor. Dış gelişmelerden çok etkileniyor. Bu ilişkiler ve gelişmeler Türkiye’yi yönlendiriyor ve yönetiyor" diye konuştu.

"ÇÖZÜM, İLERLEME VE GELİŞME YOK"
Bülent Tanla, bu yabancı gündemin, Türkiye’yi ana gündem konularından uzaklaştırdığını ve AK Parti’nin olumsuz uygulamalarını "dış politika yorganının altına gizlemesine yaradığını" kaydetti.
İktidarın izlediği politikaların gerginlik yarattığını iddia eden Tanla, Türkiye’nin 3 yıllık gündemini oluşturan konuların hiçbirinde çözüm, ilerleme ve olumlu bir gelişme yaşanmadığına işaret etti.
CHP’li Tanla, son 3 yılın gündeminde orta sıralarda yer alan PKK ve terör konusunun, Hükümet’in izlediği yanlış politikalar ve duyarsızlığı sonucunda son günlerde ilk sıraya çıktığını savundu.
Tanla, bir soru üzerine, yaşanan gelişmeler ve değişimlerin Türkiye’nin gündemini yönlendirebildiğine işaret ederek, "Bugüne bakarak, iç siyasetteki gelişmelerin ülkeyi daha da gerginleştirebileceğini söyleyebilirim" dedi.
Bu gerginlikleri sezip ona göre tedbirler alınması gerektiğine dikkati çeken Tanla, yaşanan gerginliklerden marjinal grupların yararlanabileceğini düşündüğünü kaydetti. Tanla, "Bu gerginliklerin ana nedeni; azınlığa bağlı baskıcı siyasi iktidarın, parçalı çoğunluğa karşı izlediği politikaların sonucudur" diye konuştu.

Mazhi
27-04-2006, 01:35
Miting gibi İslami giyim defilesi

İslami giyim üzerine çalışan bir firma olan Tekbir Giyim’in ilkbahar-yaz kreasyonu defilesini 4 bin 800 kişinin izleyeceği bildirildi.
Tekbir Giyim’den yapılan açıklamada, "Osmanlıdan günümüze yansıyan bayan giyim kültürünün Tekbir Giyim Tasarım farkıyla 2006 ilkbahar-yaz koleksiyonu defilesini 4,800 kişi izleyecektir" denildi.

SEMAZEN DE VAR

İstanbul My Showland’da Pazar günü gerçekleşecek etkinlik öncesi bir kokteyl verilecek. 19.30’da semazen gösterisi yapılacak, defile 20.00’de başlayacak. Defileye Tuğba Özay, Didem Taslan, Tanya, Liza Hopa, İlknur Soydaş, Meral Kaplan, Fatoş Kabasakal, Aslı Masalcı’nın da aralarında bulunduğu 21 mankenin katılacağı bildirildi.

Mazhi
27-04-2006, 04:03
Kitapla 'suç' işlendi

Selçuk İmam Hatip Lisesi öğretmeni Kocaer'in yazdığı ve Günışığı Derneği'nce İstanbul'da 500 bin adet dağıtılan, "Sevgili Peygamberimizden Öğütler" adlı kitapçıkta Yahudi düşmanlığı yapılması tepki çekti

İSTANBUL Milliyet

Selçuk İmam Hatip Lisesi öğretmeni Abdullah Feyzi Kocaer tarafından yazılan ve Günışığı Derneği'nce İstanbul'da resmi izinle kurulan standlarda 500 bin adet dağıtılan, "Sevgili Peygamberimizden Öğütler" adlı kitapçıktaki Yahudi düşmanlığı yapan ifadeler tepki çekti.
Türk Musevi Cemaati lideri Silvio Ovadio, "Kitabın içinde kötü yorum var. Tekrar etmesini istemiyoruz" derken, İstanbul Müftülüğü kitaptaki ifadeleri kınayan bir açıklama yaptı.
Kutlu Doğum Haftası nedeniyle 8 - 16 Nisan günleri arasında İstanbul'daki 27 ayrı noktada ilçe belediyelerinin izniyle kurulan standlarda dağıtılan kitapçığın 126. ve 127. sayfalarında Hz. Muhammed'e atfen şöyle bir hadis yer alıyor: "Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz, sonunda arkasında Yahudi gizlenen taş dile gelir ve 'Ey Müslüman, işte Yahudi arkamdadır, onu öldür' der."

Yazarın yorumu
Kitabın yazarı Kocaer de, hadisle ilgili olarak, "Yahudiler yeryüzünde fesat ve fitne çıkardıklarından dolayı Müslümanlar tarafından yeryüzünden silinecektir" yorumunda bulunuyor.

Kınadı
İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, yayımladığı bir bildiride kitabın Diyanet İşleri Başkanlığı ve bağlı kurumlarla ilgisinin olmadığını belirtti. Kitaptaki beyanlardan büyük üzüntü duyduğunu ve kınadığını ifede eden Çağrıcı, şunları kaydetti:
"Ulu Peygamberimizin, bir milleti suçlayan hatta bütün gelecek nesilleri mahkûm eden böyle bir söz söylemesi mümkün değildir. Hadis metni kritiği ilkelerine göre sahih görülmeyen bir rivayete dayanarak Yahudileri düşman ve hedef ilan etmek, Yahudilik kadar İslama karşı da işlenmiş bir suçtur."
Türk Musevi Cemaati lideri Silvio Ovadio, şunları söyledi:
"Böyle bir kitap dağıtımından belediyeyi ve başka bir kurumu suçlamıyoruz. 260 sayfalık bir kitabı dağıtmadan önce okuma imkânı yok.
Resmi mercilerle görüşüldü. İstanbul Müftülüğü üzüntüsünü dile getirdiler. Diyanet İşleri Başkanı'yla da görüştük. O da üzüntülerini dile getirdi."
Ovadio, yasal takip için müracaatta bulunmadıklarını söyledi.

'Buhari'den derlemedir'

2002'de kurulan Günışığı Eğitim Kültür ve Yardım Derneği, kendisini "gönüllü yardım kuruluşu" olarak isimlendiriyor. Dernek Organizatörü Veli Karataş, "Bu hadis var mı, yok mu konusundaki yaklaşımlar ilmi bir mesele. Hadisin kabul edilip edilmeyeceği ayrıca tartışılır. Kitapçık Buhari'den derlemedir. O yazar da kitabı Buhari'den derleme olarak ortaya koymuştur" dedi.

Mazhi
27-04-2006, 04:06
Gülen: İrtica yaygarası dinsizliğin maskesidir

Adını taşıyan internet sitesinde Gülen'e atfen yayımlanan konuşmada, "Yıllardır fuhuş, edepsizlik peşinde koşanlar ilerici addediliyor" denildi

İSTANBUL Milliyet

Nur cemaatinin önde gelen ismi Fethullah Gülen, adını taşıyan internet sitesinde kendisine atfen yayımlanan bir konuşmada, "irtica" konusunda ağır ifadeler kullandı. Gülen, "İrtica küfrün takiyesidir; gericilik yaygaraları dinsizliğin maskesidir" dedi. ABD'de bulunan Gülen'e atfen verilen konuşmanın metni www.m-fgulen.org, www.herkul.org ve www.haber7.com adreslerinde yer aldı.
"Bu çağın en sinsi takiyecileri" başlıklı metinde şu ifadeler kullanıldı:
"Yıllardır fuhuş, edepsizlik ve soysuzlaşma peşinde koşanların hoşgörülmesi ve ilerici addedilmesine rağmen, kendi değerlerine ve dinine bağlılığını ifade eden insanlara 'mürteci', 'fundamentalist' damgası vuruldu.
Günümüzde takiyenin katmerlisi yapılmaktadır. Camideki Müslümana müslim yerine mürteci diyen, İslamı ve bazı emirlerini fundamentalizm, gericilik şeklinde karalamak isteyenler bu çağın sinsi takiyecileridir. İrtica küfrün takiyesidir; gericilik yaygaraları dinsizliğin ve ilhadın (İslama, Kuran'ın kurallarına karşı gelme) maskesidir."
Gülen şöyle devam etti: "İrtica yerine İslamiyet dedikleri zaman, camiden çıkan herkesin zafer işareti yaparak, 'Ben de Müslümanım' demesinden korkuyorlar. Akla hayale gelmez entrikalarla dini, dindarı baskı altında tutmaya çalışıyorlar."

Savcıdan beraate ret
Bu arada, Ankara Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci, Gülen hakkında yasadışı örgüt kurduğu iddiasıyla açılan davanın yeniden görüldüğü duruşmada, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Demirci, Gülen'in beraat yönündeki başvurusunun reddini istedi. Duruşma 5 Mayıs'a ertelendi.

Mazhi
27-04-2006, 12:03
Kadınlara stadyum izni İran'ı karıştırdı

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın kadınların stadyumlara girmesine izin vermesi, ülkede din adamları ve aşırı muhafazakarların tepkisine yol açtı.
İran basınında yer alan haberlere göre, Ahmedinejad'ın kadınların stadyumlara girebileceğine ilişkin talimatına bazı vatandaşlar, milletvekilleri ve din adamları tepki gösterdi.
Ülkenin dini merkezi Kum kentindeki bazı Ayetullahlar da Ahmedinejad'a tepki gösterenler arasında yer alırken, din adamları, Ahmedinejad'ın kararına ilişkin sorulara, ''Şeriata göre bir kadının erkeğin çıplak vücuduna bakması, zevk için olmasa da haramdır'' fetvasını verdi.
Kadınların stadyumlara girmesi kararına tepki gösterenler arasında Ahmedinejad'ın taklid-i mercii (bağlı bulunduğu Ayetullah) olduğu iddia edilen Ayetullah Muhammed Taki Mesbah Yezdi de yer alırken, Kum'daki büyük Ayetullah Muhammed Fazıl Lenkarani, Büyük Ayetullah Makaram Şirazi, Ayetullah Safi Gulpaygani ve Ayetullah Mirza Cevad Tebrizi de ''kadın ve erkeklerin stadyumlarda bir araya gelmelerinin şeriata aykırı olduğunu'' öne sürdü.
Bu Ayetullahlar, cumhurbaşkanına böyle kararları almadan önce din adamlarıyla görüşmesini de tavsiye etti.

'KARAR GÖZDEN GEÇİRİLSİN'
Ahmedinejad'ın icraatlarını destekleyen aşırı muhafazakar Keyhan gazetesinin genel yayın yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari de Ahmedinejad'ı bu konuda ''aceleci davranmakla'' suçladı.
Kadınların stadyumlara girmesi kararının bütün reformcu gazeteler tarafından desteklendiğine işaret eden Şeriatmedari, ''Reformistlerin desteği Ahmedinejad'ın kararının doğru olmadığını gösteriyor, kararını gözden geçirsin'' dedi.
Ahmedinejad'ın kararına bazı milletvekillerinden de tepki geldi.
Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın verdiği bir kararın ilk kez din adamlarının tepkisine neden olduğuna dikkat çekiliyor. Bu arada, tepkiler üzerine açıklama yapan cumhurbaşkanının spordan sorumlu yardımcısı Muhammed Ali Abadi de kadınların aile olarak stadyumlara girebileceklerini, bekar kadınların stadyumlara girmesine izin verilmeyeceğini söyleyerek, tepkileri yatıştırmaya çalıştı.

Mazhi
28-04-2006, 12:32
Emine Hanım'dan defileye hassas müdahale

Eyüp Can / İzlenim

Dünya iş kadınlarını ve lider eşlerini dün Çırağan’da başlayan "İş Kadınları Zirvesi" için bir araya getiren Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD), önceki akşam boğazda ilginç bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. TİKAD Başkan Yardımcısı Demet Sabancı Çetindoğan’ın boğazın yaşayan en eski ikinci yalısı olarak bilinen Zarif Mustafa Paşa Residence’da verdiği yemeğe Emine Erdoğan ve iş dünyasından birçok ünlü konuk katıldı.
Yemekten önce 250 yıllık yalıda Turist Rehberleri Birliği (TUREB) Başkanı Şerif Yenen rehberliğinde konuklara Osmanlı’da yalı yaşamını yansıtan bir tur yapıldı.
Tarihi yalıda konukları en çok kadınların boğazda denize girmesini sağlayan akvaryumlu oda şaşırttı. Yenen, "Osmanlı döneminde yalıda yaşayan kadınlar erkeklere görünmeden ancak bu oda sayesinde denize girebiliyorlardı" dedi.
Yabancı konukların hayranlık ve şaşkınlıkla sürdürdükleri yalı turunda en çok kapılara asılmış olan onlarca mandal dikkat çekti. Bu kadar çok kapı mandalının olması tamamen haremlik-selamlık uygulamasından kaynaklanıyormuş. Çocuklar, kadınlar ve erkekler için farklı mandal uygulamasıyla evin kadınları kapıyı açmadan, mandalın çıkardığı sese göre kimin geldiğini anlayabiliyormuş.
Ayazması, akvaryumlu odası ve mandallarıyla konukları etkileyen Zarif Mustafa Paşa Yalısı önceki akşam klasik Türk Müziği ve Türk mutfağından örneklerin sunulduğu bir geceye ev sahipliği yaptı. Geceye damgasını Emine Erdoğan’ın son hazırlıkları yapılan "Osmanlı'dan Cumhuriyet’e Kıyafet" defilesine müdahalesi vurdu.

Defileye Cumhuriyet dönemi kıyafetleri de dahil edildi

Emine Erdoğan’a program hakkında bilgi veren TİKAD üyeleri, zaman darlığından dolayı Faruk Saraç ve Dilek Hanif’in tasarımlarından oluşan defileyi sadece Saraç’ın Osmanlı’dan Günümüze Padişah Kıyafetleri ile sınırlı tutmaya karar verdiklerini söylediler. Bunun üzerine Emine Erdoğan "Yabancı konuklarımız da var, sadece Osmanlı dönemi padişah kıyafetlerini yansıtmak eksiklik olur. Bırakın defile daha uzun olsun ama Dilek Hanif’in Osmanlı desenlerinden esinlenerek oluşturduğu Cumhuriyet dönemini yansıtan modern tasarımları da mutlaka yer alsın" dedi.
Emine Erdoğan’ın bu hassas Cumhuriyet uyarısı üzerine kendisi de bir TİKAD üyesi olan Dilek Hanif, gecenin ilerleyen saatlerinde organizasyonu tekrar eski haline döndürmek için telefona sarıldı. Nitekim defile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemini birlikte yansıtan bir formata büründü.

Mazhi
02-05-2006, 03:40
Kamuoyuna

Milliyet

Gazetemizin pazar günkü manşetinde yayımlanan ve AKP'nin Kars İl Kongresi'nde kadınlarla erkeklerin ayrı bölümlerde oturduklarını gösteren Harem-Selamlık başlıklı fotoğraf ve haberin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı ciddi ölçülerde sinirlendirdiği anlaşılıyor.
Türk kamuoyu, önceki gün bütün televizyon kanallarında Başbakan Erdoğan'ın, "Eee Milliyet gazetesi, gel şimdi bakalım..." diyerek oldukça hiddetli bir ses tonuyla gazetemize yönelttiği eleştirileri izledi.
Evet, geldik Sayın Başbakan...
Bir kere, gazetemizde yayımlanan görüntülerde herhangi bir fotoğraf hilesi yoktur. 29 Nisan 2006 tarihinde Kars'ta yapılan AKP İl Kongresi'nde öğle saatlerinde çekilmiş olan fotoğraf bir gerçekliği yansıtmaktadır.

FARKLI YAŞAM TARZLARI
Üstelik, o manşeti atarken herhangi bir yoruma yer vermedik; ayrıca fotoğraftaki kadınlara saygısızlık içeren bir ifade de kullanmadık. Kadınlarımızın parti kongrelerine katılarak demokratik süreçlerde aktif bir şekilde yer aldıklarını görmek bizi mutlu eder.
Ancak Türkiye'yi yönetmekte olan iktidar partisinin bir il kongresinde erkek ve kadınların harem-selamlık şeklinde ayrı bölmelerde oturtulduklarını sergilemek de bizim gazetecilik görevimizdir. Bu fotoğrafı görmezlikten mi gelecektik?
Meselenin özünde farklı dünya görüşlerinden kaynaklanan farklı yaşam tarzı tercihleri yatıyor. Türkiye'de muhafazakâr bir dünya görüşünün uzantısı olarak kadınların erkeklerden ayrı bir yerde oturmaları gerektiğini savunanlar eskiden beri vardır.

DEMOKRASİ İÇİN TAHAMMÜL
Buna karşılık, Türkiye'de bu durumu ayrımcılık olarak gören ve Cumhuriyet Türkiye'sinin temel hedeflerinden biri olan kadın-erkek eşitliğine ters düştüğüne inananlar da vardır ve sayıları hiç de az değildir. O kesim de demokrasi içinde bu durumu yadırgadığını ifade etme özgürlüğüne sahiptir.
Sonuçta demokrasi bir tahammül rejimidir. Tahammül, öncelikle duygu kontrolü gerektirir. Sayın Erdoğan da kendisini Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefine bağlamış bir Başbakan olarak muhafazakâr dünya görüşüne ters düşen görüşlerin ifade edilmesine tahammül etmelidir.
Başbakan'ın parti kongrelerinden yönelttiği hiddetli eleştiriler Milliyet gazetesini yolundan çevirmeyecektir. Kendisine hatırlatmak isteriz ki, Milliyet gazetesi yarın 56. kuruluş yıldönümünü kutlayacaktır ve geçen yarım yüzyılı aşkın süre içinde Sayın Erdoğan'ın bütün selefleri bu gazetede eleştirilmiştir.
Sayın Erdoğan ve gelecekteki halefleri de bu durumun istisnasını oluşturmayacaklardır.

Mazhi
02-05-2006, 15:34
Erdoğan'dan Demirel'e sert tepki

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu ülkenin evlatlarına kimsenin adres vermeye kalkmamasını isteyerek, "O adresi verenler önce kendileri oralara gitsinler. Bu toprakların içinde yaşayanlara sen nereden hak alarak ’Suudi Arabistan’a git’ diyorsun? Bu yetkiyi kim veriyor sana? Bu adresi nasıl veriyorsun?" dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in bir televizyon kanalında söylediği sözlere cevap verdi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Hiç kimse kendi din ve vicdan özgürlüğünü yerine getirmeye çalışanlara farklı adres çıkarmasın. Bunların geçmişini incelediğinizde akşam başka sabah başka siyaset yapmakla temayüz etmişlerdir!

.
Bu ülkenin evlatlarına kimse adres vermeye kalkmasın. O adresi verenler önce kendileri oralara gitsinler. Bu ülkenin evlatlarının adresi bellidir; 780 bin kilometrekarelik Türkiye topraklarıdır. Bu toprakların içinde sen nereden hak alarak ’Suudi Arabistan’a git’ diyorsun? Bu yetkiyi kim veriyor sana? Bu adresi nasıl veriyorsun? Birilerinin teşvikiyle bir şey yapma gayretindeysen, çıkarsın meydanlara...
Meydana çıkınca bu milletin, bu düşüncelere nasıl teveccüh ettiğini görürsün. Bu mesele bir yeğen-kardeş meselesiyse onun yeri de yargıdır zaten. Eğer buralardan kaynaklanan bir rahatsızlık varsa, bizim dışımızdadır. Bu konuda iktidara, mağdur ve mazlum vatandaşlara bu tür sataşma yapma hakkını kendinizde bulamazsınız

Mazhi
10-05-2006, 19:22
"Polisten kısa etek dayağı"na inceleme

Maltepe’de kısa etek giyen bir kız öğrenciyi dövdüğü ileri sürülen polis memuru hakkında inceleme başlatıldı.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Vatan Caddesi’ndeki emniyet kompleksinde, basın mensuplarının bugün bir gazetede "Polisten Kısa Etek Dayağı" başlığı altında yer alan ve lise öğrencisi Ö.S’nin bir polis memuru tarafından dövüldüğü yolundaki habere ilişkin sorusunu yanıtladı.
Olayda dayak görülmediğini belirten Cerrah, polis memurunun, "karşısında çocuğunu görmüş gibi olduğu, onun için uyardığı" şeklinde ifadede bulunduğunu kaydetti.
İlgili polis memuru hakkında inceleme başlatıldığını söyleyen Cerrah, polis memurunun psikolojik durumunun da inceleneceğini sözlerine ekledi.

Mazhi
10-05-2006, 19:23
Öğretmen, birbirlerine ‘Aşkım’ diyen 2 kız öğrenciyi dövdü

Muhammet KAÇAR/ÇAYELİ (Rize), (DHA)

RİZE'nin Çayeli İlçesi'ndeki İmam Hatip Lisesi'nde, koridorda birbirlerine ‘Aşkım’ diye hitap eden iki kız öğrencinin, nöbetçi öğretmen İbrahim Atasayan tarafından dövüldükleri iddia edildi. Kız öğrenciler polise giderek öğretmen Atasayan'dan şikayetçi oldu.
Olay, geçen pazartesi günü Çayeli İmam Hatip Lisesi'nde meydana geldi. İddiaya göre, lise 2'nci sınıf öğrencisi 16 yaşındaki G.K. ile lise son sınıf öğrencisi 18 yaşındaki Ş.A., teneffüste okulun koridorunda birbirlerine ‘Aşkım’ diye hitap ederek konuşmaya başladı. Koridorda bulunan nöbetçi öğretmen 38 yaşındaki İbrahim Atasayan bu diyalogları duyunca sinirlendi ve öğrencilere önce elindeki çantayı fırlattı. Atasayan daha sonra da G.K. ve Ş.A.'yı tokatladı. Ağlayarak okuldan çıkan öğrenciler eve giderek durumu ailelerine bildirdi. Aileleriyle birlikte Çayeli Emniyet Müdürlüğü'ne giden G.K. ve Ş.A., öğretmen Atasayan'dan şikayetçi oldu. Öğrencilerin verdikleri ifadeler doğrultusunda Çayeli Cumuriyet Savcılığı olayla ilgili inceleme başlattı.
DHA muhabirinin telefonla ulaştığı İmam Hatip Lisesi meslek dersi öğretmeni İbrahim Atasayan, “Abartılacak bir durum yok. Sadece çanta fırlattığım doğrudur. Büyütülecek bir olay değildi. Bir anlık sinirlenmeden oldu. Öğrenciler polise gidip şikayetçi oldu ama sonra şikayetlerinden vazgeçtiler'' diyerek kendini savundu.
Öte yandan olayın bugün ortaya çıkmasının ardından okula gazetecilerin geldiğini gören okul idarecileri, teneffüste bahçede bulunan bütün kız öğrencileri okul binasına soktu.

Mazhi
10-05-2006, 19:25
Danıştay Başkanı'ndan önemli mesajlar

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sık sık eleştirdiği Danıştay'ın 138. kuruluş yıldönümü dolayısıyla törende konuşan Danıştay'ın yeni Başkanı Sumru Çörtoğlu, ilginç mesajlar verdi. Başbakan Erdoğan Çörtoğlu'nun konuşması biter bitmez törenin yapıldığı salondan ayrıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sık sık eleştirilerine hedef olan Danıştay'dan, kuruluş yıldönümünde cevap geldi. Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, ''kararlar eleştirilebilir, ancak bunlar önyargılardan uzak, hukuki ve bilimsel olmalı'' dedi.
Danıştay'ın 138'inci kuruluş yıldönümünü nedeniyle düzenlenen törende konuşan Danıştay Başkanı Çörtoğlu, laiklik, bölücülük ve irtica konusunda mesajlar verdi.
Çörtoğlu, Danıştay'a yöneltilen eleştiri ve yakınmalarda haklılık payı bulunmadığını, eleştirilerin hukukun üstünlüğü konusundaki anlayış farkından kaynaklandığının düşünüldüğünü belirtti.
Kimi kararlara karşı duyulan memnuniyetsizliğin, eleştiri ve yorum sınırlarını aştığını söyleyen Çörtoğlu, karara katılan yargı mensuplarının kişisel bilgi ve fotoğraflarına gazete sayfalarında yer verilmek suretiyle 'yıpratma, hatta hedef gösterme' girişimine dönüştürüldüğünü savundu.

"Yargıya sahip çıkın"

Çörtoğlu, yargıyı yönlendirmeye yönelik ve gerçekle bağdaşmayan haber, eleştiri ve yorumlardan kaçınılması ve yargıya sahip çıkılarak onun yüceltilmesinin herkesin ortak görevi olduğunu belirtti.
Danıştay Başkanı, ''özellikle son günlerde yargının siyasallaştırılmasından duyulan endişenin, yargı dışındaki güçlerin yargı üzerinde egemen olma, yargı faaliyetini kontrol etme eğilimlerinden ileri geldiği yolunda toplumda oluşan kanaatler yargıya zarar vermekte olup, bu konuda tüm kuruluşların özen göstermesi gerekli ve zorunlu görülmektedir" dedi.
Çörtoğlu, daire ve kurul kararlarının, eleştiri sınırları dışında kalması gereken dokunulmaz ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olduklarını düşünmediklerini vurgulayarak, ''bu durumu yargı bağımsızlığı kapsamında değerlendirmiyoruz. Bir hukuk devletinde yargı kararlarının eleştirilmesi doğaldır. Ancak, eleştiri ve değerlendirmelerin, önyargıdan uzak, hukuki ve bilimsel gerçeklere dayalı olması gerekir" diye konuştu.
Çörtoğlu, eleştirinin kararı veren yargı mensubunun şahsına yöneltilmesini doğru bulmuyoruz'' diye konuştu.

Erdoğan'ın eleştirileri

Başbakan Erdoğan, 5 nisanda Müteahhitler Birliği Genel Kurulu'ndaki konuşmasında, yatırım için ne gerekiyorsa yapmak istediklerini ancak Danıştay engeliyle karşılaştıklarını söylemişti.
Erdoğan'ın eleştirilerinin ardından Danıştay'dan açıklama gelmiş ve yapılan yazılı açıklamada, "hukuka bağlı olması gereken Sayın Başbakan'ın, Danıştay'ı, dolayısıyla hukuku, icraatına engel sayması kabul edilemez, maksadı aşar nitelikte talihsiz bir açıklamadır'' denilmişti.
Danıştay son dönemde Tüpraş, meslek liseleri, içkili alanlar konularında hükümetin görüşleriyle paralel olmayan kararlar almıştı.

Bölücülük ve irtica

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 66'ncı maddesi uyarınca, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğunu ifade eden Çörtoğlu, Türk kavramının ırk esasına dayanan bir tanımlama olmayıp birleştirici unsur teşkil ettiğini vurguladı.
Çörtoğlu, ''iç ve dış kaynaklar tarafından da desteklenen irticanın ve bölücülüğün, Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığına, birlik ve bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğu tartışmasızdır. Anayasal kurumlar bu iki tehdit üzerinde kararlılıkla durmalıdır" dedi.
Danıştay Başkanı, "toplumsal barış ve huzuru tehdit eden bölücülüğü ve buna dayanan terörü lanetle kınıyoruz'' diye konuştu.
Çağdaş demokrasilerde benimsenen, devletin evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi ve gücünü bu ilkelerden alması gereği, dinin vicdanlarda kalmasını siyasal, sosyal faaliyetlerde belirleyici olmamasını zorunlu kıldığını belirten Çörtoğlu, "buna karşın din ve vicdan özgürlüğü kapsamına girmeyen ve devletin anayasal düzenini hedef alan bazı irticai oluşumların ortaya çıktığını gösteren olguların bulunduğu kuşkusuzdur'' dedi.

"Laiklik demokrasinin temeli"

Laiklik ilkesinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve demokrasinin temeli olduğuna işaret eden Çörtoğlu, ''laiklik ilkesinin, geçmişten devraldığımız tarihsel mirasımız, anayasa ve yargı kararları doğrultusunda özümsenip, ödün verilmeden uygulanması gerekmektedir'' dedi.
Danıştay Başkanı Çörtoğlu, Anayasa'nın başlangıç kısmında, laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı belirtilerek, laiklikten ne anlaşılması gerektiğinin açık ve net bir şekilde ortaya konulduğuna işaret etti.
Çörtoğlu, laiklik ile din ve vicdan özgürlüğünün farklı kavramlar olmakla birlikte, laikliğin, din ve vicdan özgürlüğünün elverişli ortamını ve güvencesini oluşturduğunu söyledi.
Sumru Çörtoğlu, çağdaş demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesinin genel kabul gördüğünü, egemenliğin, yasama, yürütme ve yargı organları arasında paylaşıldığını, iktidarın gücünün dengelenmesi için yargının, yasama ve yürütmeden bağımsız yapılandırılmasına özel önem verildiğini söyledi.

BAŞBAKAN ERDOĞAN TÖRENDEN AYRILDI

Törene Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, YÖK Başkanı Prof.Dr.Erdoğan Teziç, bakanlar ve yüksek yargı organı mensupları katıldı. Sumru Çörtoğlu’nun kürsüden inmesinin hemen ardından Başbakan Tayyip Erdoğan salondan ayrıldı. Başbakan Erdoğan, Danıştay Başkanı’yla tokalaşmadı.
Erdoğan’ın ardından Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de salondan ayrıldı.

Mazhi
10-05-2006, 19:32
70 milyonluk ülkeyi,babanın çiftliğini yönetir gibi yönetemezsin..Kendi cebini doldur,çevrenin cebini doldur,demokrasi palavraları sıkıp dur,dini sömür,milliyetçiliği sömür,işine gelmeyince de defter yırt,hakaret et,çekip git..Yaptığın hiç bir hareket,başbakan olacak bir adama yakışmıyor..Bu kafayla gidersen zamanın az Tayyip Efendi,hem de çok az..:kirmizikart:

alihoca
10-05-2006, 21:19
Sevgili Mazhi Dostum;

Gösterilecek kırmızı kartı, kim, hangi yol, hangi zamanlama ve ne şekilde göstereceği haddinden fazla önemlidir. 28 Şubat sürecini şöyle bir hatırlamakta sanırım yarar var.

Bugünü yada önümüzdeki beş yılı hatta Cumhurbaşkanı seçimini kurtaralım derken, torunlarımızın geleceğini karartmak da var işin içinde.

Medyada dillendirilen bir kaç senaryo için söyleyebileceğim; mevcut Hükümetimize kırmızı kart göstermek adına, Sn Cumhurbaşkanımızın içinde bulunacağı her oluşumun üreteceği sözümona çarelerden korkmuyorum desem yalan olur. Makama duyduğum her türlü saygının yanında Sn Sezer'in AKP'den kurtulmak adına bir girişim yapmasındansa, yapmaması nacizane tercihimdir.

Diğer taraftan askeri çözümü ise lütfen aklına dahi getirme. Bu Ülkemizin geleceği adına, en büyük hata olur. Kimi ikili görüşmelerin ve basına yansıyan-sızan üst düzey beyanatların satır aralarından anlayabildiğim kadarı ile bir müdahaleden yana değiller şükür ki..Diyeceğim kırmızı kartı öyle ya da böyle bir müdahale ile AKP'den kurtuluruz sananlar Ülkenin başına çorap örmüş olabilirler.

Burada AKP'nin iktidardan muhalefete indirmek kurtuluş olabilir mi? Sorusu üstüne de derinlemesine tahlil yapmanın gerektiğine inanıyorum. Bilebildiğim kadarı ile, karşıt fikri hareketlerden, muhalefet, yasak, zor ve yeraltına iterek kurtulmak mümkün değildir. Aksine tüm yönleri ile böylesi bir ŞANSLI İktidar döneminden sonra, muhalefete (hele zor yolu ile) düşürülmesi bu hareketi tekrar sütten temiz, pirü pak, mazlum ve masum kılmak demek olabilir.

Şimdi bir de, mevcut alternatifler konusuna girsem iyice karamsar bir tablo çıkar ki, akşam akşam neşeni kaçırırım diye korkarım. Aslında şu olacak, bu olacak gibisinden fal bakmaktan ziyade, bir ara doğru kurtuluş yolu hangisi olabilir, üstüne konuşmak yazmak iyi olur sanırım.

Başarı dileklerimle
Saygılar

alihoca
10-05-2006, 21:19
Çift göndermeyi nasıl başardım bilemiyor ve özür diliyorum.

Mazhi
12-05-2006, 02:10
Cumhuriyet'e bir bomba daha!

Cumhuriyet Gazetesi’nin Şişli’deki binasına bugün saat 16:30 sıralarında ses bombası atıldı. Gazeteden alınan ilk bilgilere göre, kimliği belirsiz 3 kişi, 'Allah ü ekber' diye bağırarak ses bombası attı. Olayda ölen ya da yaralanan olmadı.
Cumhuriyet Gazetesine ilk saldırı dün geceyarısı meydana geldi. Binaya atılan el bombası patlamadı. Olay üzerine Cumhuriyet Gazetesi'nin binası polis tarafından güvenlik çemberi altına alındı.


• Sezer, Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılan saldırları ''nefretle'' kınadı

Bugün saat 16:30 sıralarında Şişli Terakki Lisesi'nin dağıldığı sırada öğrencilerin arasına karışarak binaya sokulan üç kişi, 'Allah ü ekber' diye bağırarak ellerindeki ses bombasını binaya fırlattılar. Patlayan bomba üç otomobil ile Cumhuriyet Gazetesi'nin muhasebe bölümünde hasara neden oldu.
Daha sonra kaçmaya başlayan saldırganlar, olay yerine yakın bulunan polis ekiplerince takip edilmek istendi. Ancak saldırganlar koşarak kaçmayı başardı.
Bu arada, gazetenin özel güvenlik görevlilerinin saldırının ardından kaçan kişilerin durmasını sağlamak amacıyla havaya ateş ettikleri bildirildi.

ÇETİNKAYA: BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE KAFA TUTUYORLAR

Cumhuriyet gazetesi yazarı Hikmet Çetinkaya, gazeteye yapılan üçüncü bombalı saldırıdan sonra "Teröristlerin polise rağmen, güvenlik güçlerine rağmen bu eylemi gerçekleştirmeleri devlete kafa tutmaktan başka hiçbir şey değildir. Basın özgürlüğüne kafa tutmaktan başka hiçbirşey değildir" açıklamasını yaptı.
Çetinkaya CNNTürk’e yaptığı açıklamada, bombayı bir kişinin attığını anlatırken, söz konusu kişinin bombayı atarken, "Allahuekber" dediğini söyledi. Çetinkaya olayı şöyle anlattı:
"Allahuekber sesiyle bombayı bahçeye atıyorlar. Tel örgüler var bir kişi bombayı bahçeye atıyor. Şarapnel parçaları üç araca isabet ediyor. Güvenlik kulübesiyle zemin katın üstündeki mahasebe servisinin camını parçalıyor. Bir yaralama olayı söz konusu değil." Çetinkaya, dün gece 12 sularında ikinci el bombası atıldığını, bombanın piminin çekilmesine rağmen, patlamadığını anımsatırken, "Dün geceden itibaren şu anda da emniyet müdürlüğünden de geldiler. Polis tarafından güvenlik altına alınmıştı. Yani saldırganlar teröristler polise rağmen, güvenlik güçlerine rağmen bu eylemi gerçekleştirmeleri devlete kafa tutmaktan başka hiçbir şey değildir. Basın özgürlüğüne kafa tutmaktan başka hiçbirşey değildir" dedi.

"KÖKTEN DİNCİLER"

Cumhuriyetin 83 yıldır "laik, demokratik" bir çizgide yayın yaptığını belirten Çetinkaya, saldırının kimler tarafından yapıldığını bilemeyeceğini söyledi. Çetinkaya "Ama Allahuekber diyerek bombayı fırlatan kişinin kökten dinci bir terör örgütüne mensup olduğunu tahmin ediyorum" dedi.
Çetinkaya, gazete çalışanları ve yazarlarının uzun zamandan beri tehdit aldığını da söyledi.

DÜN GECE DE EL BOMBASI ATILMIŞTI

Öte yandan, Cumhuriyet Gazetesi’nin bahçesine dün gece de saat 24:00'de ve 5 Mayıs Cuma günü de el bombası atılmış, ancak bombalar patlamamıştı.
Şişli'deki gazete binasının giriş kapısının önündeki bahçeye, dün gece kimlikleri henüz belirlenemeyen kişilerce el bombası atılmıştı. Bomba patlamazken, gazetenin güvenlik görevlileri durumu polise bildirmişti.
Daha sonra çağrılan bomba imha ekipleri, özel kıyafetlerini giydikten sonra, el bombasını kontrollü şekilde patlatmıştı.

Gozlemci
12-05-2006, 05:09
Alihoca'nin 16 nolu mesajina kelimesi kelimesine imzami atarim.

Bugun gazetelerde ve sevgili Mazhi'nin alintiladigi yazida Hikmet Cetinkaya'nin ismini gorunce eski bir televizyon anisi aklima geldi. Cetinkaya, Fehmi Koru'ya kosesinde bindiriyor. Gunlerce kose savaslari yasandiktan sonra, -eger yanilmiyorsam Kirca- Ali Kirca bu ikiliyi televizyon programinda bir araya getiriyor. Cetinkaya bacak bacak ustune atmis, sirtini Fehmi Koru'ya donerek oturuyor. Ortam daha baslarken gergin yani...Koru, "Bakin hakkimda yazdiklarina, bunlar yazilir mi, ayiptir" diyor ve Cetinkaya'nin kosesinde yazdiklarini okuyor "Izmir'de Bahribaba Parkinda zevk geceleri yasayan bu yumusakca....". Koru daha lafini bitirmeden, Cetinkaya yine Koru'ya yuzune donmeden lafini oturtuyor "Yalan mi, oyle degil misin?"

Ikisini de sevmem ama beni epeyce guldurmuslerdi. Neyse, bu da oyle bir televizyon anisi...

Mazhi
13-05-2006, 23:26
Yüksek okulda elele tutuşma yasağı

Muhammet KAÇAR/RİZE, (DHA)

RİZE Meslek Yüksekokulu’nun koridor ve bahçesine 22 güvenlik kamerası yerleştirilirken, Müdür Yardımcısı Muammer Taşçı, “Yakın oturmalar, elele tutuşmalar da oluyor. Bu tip uygunsuz yakınlaşmalar olunca kameradan tespit edip öğrencileri uyarıyoruz'' dedi.
Atmeydanı Mahallesi’nde bulunan ve 3 bloktan oluşan binalarda eğitim verilen Rize Meslek Yüksekokulu’nun koridorları ve bahçesinin çeşitli noktalarına güvenlik kameraları yerleştirildi. 24 saat açık tutulan kameralarla okul içindeki tüm hareketleri kaydediliyor. Kameraların güvenlik amaçlı yerleştirildiğini belirten Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Muammer Taşçı, “Okulda yaklaşık 4 bin kişi var. Bazen olaylarla yaşanıyor. Olaylara karışanları daha kolay tespit edebilmek maksadıyla kameraları yerleştirdik. Bazı olaylar sonrasında öğrencilerimize kendisine kimin saldırdığını soruyoruz ama cevap alamıyoruz. Bu kameralar sayesinde saldırganları tespit edebiliyoruz'' dedi.
Müdür Yardımcısı Taşçı, kameralar sayesinde okul içerisindeki uygunsuz görüntülerinde azaldığını anlatırken, “Okulda, yakın oturmalar, elele tutuşmalar olabiliyor. Bu diğer üniversitelerde daha çoktur. Yöremiz bu tarz olayları kaldırmadığı için biz de daha azdır. Kısmen o tip uygunsuz yakınlaşmalar olunca kameralardan tespit edip uyarıyoruz. Uyardığımız kişilerden aynı davranışların tekrarını görmüyoruz'' diye konuştu.
Öğrencilerinden bir bölümü kameralı sistemden sonra kendilerini daha güvende hissettiklerini belirterek, “Dışardan okula yabancılar geliyordu. Korkuyorduk. Artık kendimizi daha güvende hissediyoruz. Bu uygulamayı destekliyoruz'' dedi. Karşı çıkan öğrenciler ‘Üniversitelerde özgürlük olmalı. Biz özgür olmak istiyoruz. Kameralar özgürlüğümüzü kısıtlıyor. Kameralardan memnun değiliz'' diyerek tepki gösterdi.

Mazhi
14-05-2006, 03:58
Bu da 'cehennemlik kadınlar' skandalı

AKP'li Özdemir, 'Cehennemlik olanlar da bana gösterildi, çoğunun kadın olduğunu gördüm' yazılı kitapçık dağıttı

ANKARA Milliyet


AKP Çankırı Milletvekili ve TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkan Vekili Prof. Dr. Hikmet Özdemir, İlmi İçtimai Hizmetler Vakfı'nın bastırdığı "Kırk Hadis-i Şerif" adlı kitapçığı, bir sunum yazısıyla birlikte ve posta aracılığıyla AKP milletvekillerine gönderdi.
Eskiden ilahiyat fakültesi öğretim üyesi olan Özdemir, mektubunda "Malumlarınız üzere edebiyatımızda ve kültürümüzde 40 hadis geleneği önemli bir yer tutmaktadır" dedi. Kitapçığın "Kadının Sorumluluğu" başlıklı bölümünde şu ifadeler yer aldı:
"Kadın beş vakit namazını kılarsa, ramazan orucunu tutarsa, haramdan namusunu korursa ve kocasına itaat ederse cennete girer."
Kitapçığın "Cennet ve Cehennem Ehli Olanlar" başlıklı sayfasındaki ifadeler de şöyle:
"Cennetlik olanlar bana gösterildi, onların çoğunun fakir kimseler olduğunu gördüm. Cehennemlik olanlar da bana gösterildi, onların çoğunun kadınlar olduğunu gördüm. "

Bir tokatla başladı
Olaya tepki gösteren Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sema Kendirci, "Kitapçık elime geçtiğinde dehşete kapıldım. Bir milletvekili bunu dağıtıyor, bir milletvekili eşini dövüyor" dedi.

Mazhi
17-05-2006, 12:18
Yazacak fazla bir şey yok,Türk Basınının VİRÜSÜ vakit gazetesine kaç koli kına yollamak lazım,merak ediyorum...Bu ülkede islamın askerleri varsa ,Atatürk'ün askerleri de vardır, ve seslerini henüz çıkarmıyor olmaları,hiç çıkarmayacakları anlamına gelmez.. (xxxx) kaşınmaya başlayanlar bunu sakın unutmasın!Sonra faturayı ağır öderler:mad:


Konu admin tarafından (Bugün Saat 17:49 ) da değiştirilmiştir..

Mazhi
17-05-2006, 18:37
Son mesajimda agir bir üslup kullandigim icin bütün forumdaslarimdan özür diliyorum..:o

TheSecret
17-05-2006, 18:49
Yazacak fazla bir şey yok,Türk Basınının VİRÜSÜ vakit gazetesine kaç koli kına yollamak lazım,merak ediyorum...Bu ülkede islamın askerleri varsa ,Atatürk'ün askerleri de vardır, ve seslerini henüz çıkarmıyor olmaları,hiç çıkarmayacakları anlamına gelmez.. (xxxx) kaşınmaya başlayanlar bunu sakın unutmasın!Sonra faturayı ağır öderler:mad:


Konu admin tarafından (Bugün Saat 17:49 ) da değiştirilmiştir..
Yazık Mazhi çok yazık. Kaleminden böyle düşüncesizce bir cümle çıkmamalı. İslam ile Atatürkçü düşünceyi mi savaştıyorsun? Nedir bu cümle böyle? Türkiye Cumhiretiyeti İslam Dinine inanan insanların çoğunluğunu oluşturmuş bir devlettir. Bu kısmı içinden çıkardığın zaman Ortada bir cumhuriyet olur ama asla bir Türkiye olmaz. Sap ile samanı ayırdetmek lazımdı.

alihoca
17-05-2006, 19:09
İşte böylece;

Laik, Çağdaş, Cumhuriyet Katilinin,

İstisnasız tüm Türk Ulusunun VİCDANI demek olan hakim ve yargıçlarımızı katlederken kullanmış olduğu, İslamın Askerleri tükenmez sloganını ne kadar bilinçle seçmiş olduğu anlaşılmış oluyor.

berrak
17-05-2006, 19:21
Sevgili genç kardeşim mazhi, darbe çığırtkanlığının kime ne faydası vardır? Ak parti gitsinde nasıl giderse gitsin demek, olmadı darbe ile gitsin anlamında konuşmak doğru değildir. Önceki darbelerden hangi kesim güçlenerek hangi kesim hapislerde ve sürgünlerde çıkmıştır? Bir de bu açıdan ve daha serinkanlı düşünmen gerekir.

Süvari
17-05-2006, 19:26
Zaman gelecek herkes pişman olacak.
Müslüman uğruna, mezhep uğruna, etnik ayrımcılık uğruna, ideoloji uğruna vs.

Tarih dersinin dikkate alınmaması bunda çok etkili bence...Ne eğitim sistemimiz ne de değerli öğretmenlerimizi suçluyorum. Çarpık dersane özendirici sınav sistemini suçluyorum.

Zaman geldiğinde müslümanlık, alevlik sunnilik, Kürtlük Ermenilik, solculuk sağcılık veya başka birşey... Sonlarını biraz tarihe bakarak görmeleri gerekli. Ama malesef boşuna dememişler tarih tekerrürden ibarettir. Ders alınsa tekerrür etmezdi.
Oysaki dünyanın hiçbiryerinde olmayan hoşgörü yüzyıllardır bu topraklarda.

Burası Anadolu ''ucuz can pazarı''... Canlar bile para etmeyecek gün geldiğinde...
Kabadayılık olacaksa bunun kralını DEVLET yapacaktır. Ne kızıyorum ne sinirleniyorum nede üzülüyorum.
Sadece ağlayacak analara biraz acıyorum.


Bir dip not: Eğer gerçek müslümanlar halen o VAKİT denen müsvetteyi alıyorsa ya onlar müslüman ya biz...
Cepheleşme YOK. Olamaz... olduğu zaman karşımızda cephe tarih boyunca kurulamadı. Boş meydanların kabadayıları olarak görüyorum.

TheSecret
17-05-2006, 19:27
İşte böylece;

Laik, Çağdaş, Cumhuriyet Katilinin,

İstisnasız tüm Türk Ulusunun VİCDANI demek olan hakim ve yargıçlarımızı katlederken kullanmış olduğu, İslamın Askerleri tükenmez sloganını ne kadar bilinçle seçmiş olduğu anlaşılmış oluyor.
Yapmayın hocam Allah için cihada deyip suçsuz günahsız insanları öldürende katil, İslamın Askerleri tükenmez diyen de katil. Dini ve vicdani duyguları sömüren sömürmek isteyende alçaktan daha öte. O çakalın söylediği kelimenin arkasına sığınacağını mı sanıyoruz?

Dinler savaşı çıkarmadan İslam dinini kaka göstermeye çalışan ve böylelikle Büyük Ortadoğu Projesine imza atacağını düşünen -ki bu kadar hizmetçisi varken atacaktır imzasını da. Baş hizmetçisi de El-kaide, İran ve İran bozmalarıdır- Amerikanın kuklalığını yapmaktan geri kalmayan BİLCÜMLE TARİKAT liderlerinin Müslüman olduğundan şüpheliyim. Neye ve kime hizmet ettiğini bilmeyen insanın arkasından koşacak kadar cahil olan insanların cinayet işledikten sonra da bu cümleyi ağzına almasını asla yadırgamam! Öyle bir çakalın ağzından çıkan cümle ile inancımız, dinimiz sorgulanmamalıdır. Tarikat soytarıları derseniz ha bak ona söyleyeceğim tek bir cümle yoktur. Olduğu şekliyle altına imzamı da atarım...

berrak
17-05-2006, 19:43
http://www.yenisafak.com.tr/7874.html

alihoca
17-05-2006, 20:01
Bu ülkede islamın askerleri varsa Atatürk'ün askerleri de vardır,


Şimdii,

Sevgili Mazhi,
Yukarıda alıntıladığım kısımdaki İslamın Askerleri deyimini neden kullanma ihtiyacı duymuş olabilir?

Laik Çağdaş Cumhuriyetin Vicdanları olan Danıştay Yüksek Hâkimlerini katlederken attığı slogan olan ''İslamın Askerleri Tükenmez'' deyimi için kullanmış olabilir.

Varsayalım ki bu tahminim doğrudur. Peki bu tahminim doğru ise, katilin kendisi ve olası yandaşları için kullandığı ''İslamın Askerleri'' deyiminin,

Türkiye Cumhuriyetinin çoğunluğu olan Türk Ulusunun inançlı İnsanları ile birebir alakalı sanıp, tüm Ulus ile bütünleştirmem ve bundan gocunmam doğru olur mu?

Diğer taraftan Sn Sevgili Mazhi kullanmış olduğu ''Atatürk'ün Askerleri'' deyimi ile Türkiye'nin inançsız insanlarını kastetmiş olabilir mi? Ya da ileri süreceğim; Türkiye'de Atatürk'ün Askerlerinin inançsız olabileceği gibi bir savın dayanağı olabilir mi?

Hadi azıcık da olsa iyiniyet arayalım,
Sn Sevgili Mazhi ''İslamın Askerleri'' deyimini bizzat kullanan KATİLİN kendini ve yandaşlarını kastederek kullanmış olması olasılığı var diyelim. İş bu halde, katilin kendisi ve yandaşları için kullandığı bir niteleme beni ve tüm İslam Ulusunu bağlar ve rahatsız eder mi? Benim birebir ilişkilendirmiş oluşum ile KATİLİN ekmeğine yağ sürmüş olabilir miyim?

Diyelim ki, Sn Mazhi'nin başkaca bir niyeti olduğu hakkında şüphe duydum. O zaman bunu tam ve tüm anlamları ile nasıl öğrenebilirim. Eh Arka BahÇe gibi eğitim, kültür, anlama ve algılama düzeyi yüksek olan bu yerde, özenle seçilmiş kelimelerden oluşacak kısa bir soru sorarak öğrenme isteğimi karşılayabilirim. Sonra gelecek cevaba göre, gerekirse diye elimdeki çekici kullanmak üzere hazır tutarım.

...Vs vb felan feşmekan diyeyim de, Siz bunları bir bunağın sayıklamaları olarak anlayın dilerseniz.

TheSecret
17-05-2006, 20:11
Eh Arka BahÇe gibi eğitim, kültür, anlama ve algılama düzeyi yüksek olan bu yerde, özenle seçilmiş kelimelerden oluşacak kısa bir soru sorarak öğrenme isteğimi karşılayabilirim.
Anlama ve algılama düzeyi yüksek bu yerde cümleleri özenli seçmek de gerekir. Çünkü biliyorum ki; bu bahçede bulunan bilimum nebatat bu bahçe dışında nadiren bulunur. Farkını daha önce hissettirmiştir, bundan sonra da hissettirmeye devam etmelidir. İnanıyorum ki edecektir.

PS: hiç bir zaman siyasi tartışmanın ortasına girmedim. Bundan sonra da girmeye niyetim yoktur. İstedim ki cümleler özenle kullanılsın.

alihoca
17-05-2006, 21:10
Yapmayın hocam


Sevgili Thesecret;

Öncelikle bir yanlışım olmuş ise özür diliyorum.

Sn Mazhi'nin göndermiş olduğu -Sn Adminimiz tarafından silinmiş olduğu için kullanmış olduğu argo kelime dışında- tüm mesajı anlayabilmek adına defalarca okudum.

Görüldüğü üzre anlayıp görebildiğim olasılıklardan bir kaçını da biraz önce yazdım. Ama kıt kanaat aklımla anlayabildiğim katilin katli sırasında kullandığı ''İslamın Askerlerinin'' kendisi ile aynı amaç ve hedefli yandaşları dışında bir tek müslümanı dahi bağlamayacağıdır. Ya da ben öyle algıladım diyeyim de çok iddialı olmasın.

Diğer taraftan Atatürk'ün Askerlerinin de kafir olmadıklarını az çok bildiğim için, -hadi onuda iddialı söylemeyeyim- öyle tahmin ettiğim için doğrusu yarım buçuk müslüman olarak üstüme alınmadım.

Ama itiraf etmek gerekir ise;

''Öyle bir çakalın ağzından çıkan cümle ile inancımız, dinimiz sorgulanmamalıdır''

Kısmında belirttiğiniz öyle bir çakalın ağzından çıkan sözü forumdaki yazısında kullanan Sn Sevgili Mazhi'nin dinimizi sorguladığı gibi bir hükme ve anlama ulaşamadığımı itiraf etmeliyim. Bunu benim anlayışımın kıtlığına da verebilirsiniz.

Siyasi-dini oluşumlar üstüne yine az buçuk bilgimle söyleyebileceğim, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun kurduğu tüm kurumları yıkmak hedefi ile hareket eden Şeriat Devleti Amaçlı örgütlenmelerin attığı İslami tandanslı sloganların, doğru tahlil edilip layıkınca değerlendirilmesi gerekir gibi geliyor. Tabii ki bana böyle gelenin nacizane bir fikir olduğunu eklemek gerekebilir.

Diğer taraftan her ne olur ise olsun; ana sayfasına Mustafa Kemal Atatürk ve Hz Mevlana Celaleddin-i Rum-i' yi alan Arka BahÇe Dostluğunun yegane amaç ve önceliğinin kırmak, kırılmak, yıkmak, dökmek olmadığının hepimizin ortak konsesüsü olduğuna yürekten inanıyorum.

Saygı ile

Mazhi
18-05-2006, 00:28
İslam ile Atatürk'ü karşıt olarak kullanmadım....
Atatürk'ün bize hediye etmiş olduğu laik cumhuriyete göz dikenlerin;yaptıkları bütün pislikler sırasında İslam gibi yüce bir dinin arkasına sığınmalarına isyan ettim...İslam diyerek gurbetçileri soyanların,İslam diyerek köşe dönenlerin,İslam diyerek ihale kapanların,İslam diyerek insanları düşmanlığa sürükleyenlerin,İslam diyerek çocuklarını trilyonluk düğünlerle evlendirenlerin,İslam diyerek Atatürk'ün kurtardığı bir topluluğun bireylerini Atatürk'e düşman etmeye çalışanların,İslam diyerek terör yaratanların,İslam diyyerek öldürenlerin,İslam diyerek hedef gösterenlerin,İslam diyerek ÜLKEMİ İSTİLA EDEN,BÖLEN,GÜÇSÜZLEŞTİREN,ÇİRKİNLEŞTİREN bazı MÜNAFIKLARIN yaptıkları karşısında patladım...Yoksa ne Atatürkü İslamın karşısına koyarım,ne kendim İslamın karşısına geçerim...Ama devletimin namusu olan Danıştay'ın,devletimin yumruğu olan Genelkurmay'ın,devletimin en asil kurumu olan Cumhurbaşkanlığı'nın gölgesine İslam Kalkanıyla yanaşmaya çalışanlara karşı ben de Atatürk'ün askeri olacağımı korkmadan bağırırım..Olay bundan ibarettir...Susmanın yararı olmadığından,ŞİDDET KULLANMAMAK VE KURALLARI DELMEMEK KAYDIYLA var gücümle bağırmayı kendime borç bilirim;eğer burası uygun değilse uyarırsınız,bir daha yazmam..

berrak
18-05-2006, 00:36
Forum borsa forumu eksenine mi oturacak siyaset forumu eksenine mi? Yönetim karar verse de önümüzü görsek. Saygı ve sevgilerimle.

alihoca
18-05-2006, 00:43
Forum borsa forumu eksenine mi oturacak siyaset forumu eksenine mi? Yönetim karar verse de önümüzü görsek. Saygı ve sevgilerimle.
Sn Sevgili Berrak;

Arka BahÇe Dostlarının olduğu yerde, bilgi, deneyim, hoş görü ve lisan-ı Üslupla donanımlı olarak her konu tartışılabilir. Diye biliyorum.

Mazhi
18-05-2006, 00:51
Değerli forumdaşım Sayın Berrak...
5 dalgadan oluşmayan hiç bir şey sizi ilgilendirmiyorsa yapacağınız iş çok basit; "iç-dış politika" köşesini hiç tıklamayarak,burada yer alan konuları okumama özgürlüğünüz var..

Sizin için "borsayı etkilemeyecek ufak bir hadise", benim için çocuklarımı yetiştireceğim bir ülkenin geleceğinin karartılmasında atılan adımlardan biridir...Cumhuriyet Şehitlerini anmak boynumun borcudur...Eğer kuralları delen bir üslubum varsa,yöneticilerimizin vereceği cezaya da saygım büyüktür...

Sevgi ve saygılarımla..

TheSecret
18-05-2006, 01:03
Değerli forumdaşım Sayın Berrak...
5 dalgadan oluşmayan hiç bir şey sizi ilgilendirmiyorsa yapacağınız iş çok basit; "iç-dış politika" köşesini hiç tıklamayarak,burada yer alan konuları okumama özgürlüğünüz var..

Değerli Deli kanlı kardeşim Mazhi,

5 dalgadan oluşmayan iç-dış politika dışında yazacak bir şeyin yoksa borsa forumunda değil sosyal toplum örgütlerinin sitelerinde ya da kendi sitende bunu tartışabilirsin evet.

Lakin rahatsızlık odur ki; 3 gram aklıyla sonunu düşünmeyen bir gerizekalının gayet güzel planlanmış oyununa gelip ortalığı galeyana getirmek maksadıyla çıkarılan gürültünün aslında yapılmak istenen hedef olduğu gün gibi aşikardır.

Devrim bekçiliğini gün gelir yine o eller bizzat sana yaptırırlar hiç merak etme. Bu kadar heyecan ile hareket eden herkesi kullanacağı düşünülen o odaklar, şimdilik seni hazır kıt'a olarak bekletiyorlardır sanırım.

Bilmem bakmak yanında görmek ihtiyacı hasıl olur mu?

berrak
18-05-2006, 01:13
Değerli forumdaşım Sayın Berrak...
5 dalgadan oluşmayan hiç bir şey sizi ilgilendirmiyorsa yapacağınız iş çok basit; "iç-dış politika" köşesini hiç tıklamayarak,burada yer alan konuları okumama özgürlüğünüz var..

Sizin için "borsayı etkilemeyecek ufak bir hadise", benim için çocuklarımı yetiştireceğim bir ülkenin geleceğinin karartılmasında atılan adımlardan biridir...Cumhuriyet Şehitlerini anmak boynumun borcudur...Eğer kuralları delen bir üslubum varsa,yöneticilerimizin vereceği cezaya da saygım büyüktür...

Sevgi ve saygılarımla..

polemiğe girecek kadar zengin değilim, yolunuz açık olsun

Mazhi
18-05-2006, 01:14
Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim...
Üslubum veya yazılarımın içeriği hakkında bir rahatsızlık varsa, kuralları aşan bir durum mevcutsa,bunun ışığında yapılacak her türlü uyarıya da saygı duyarım...

Ama hangi konu hakkında yazacağıma, nerede yazacağıma müsade ederseniz kendim karar vermek isterim...Üstelik forumumuzda "iç-dış politika" konulu bir forum açıksa,kendime "her 3 borsa yazısı için 1 kere politika yazısı" gibi bir oran koyma zorunluluğum yoktur..Gerektiğinde borsa hakkında da yazdığımı,gerekirse futbol hakkında da yazdığımı,hatta kimi zaman müzik piyasasında son çıkan albümler hakkında bile yazdığımı bilmenize rağmen,"politika konuşacaksan git kendi sitende yaz" gibi bir eleştiri yöneltmenize çok şaşırdığımı belirtmek isterim..

İçimde duyduğum heyecan konusunda da emin olunuz ki;kendini "İslamın Askerleri" diye görenlerden çok daha serinkanlı,çok daha akılcı,çok daha yapıcı bir insanım..Kendi adıma bu tartışmayı bitirmek niyetindeyim,siz de bu niyetteyseniz size esenlikler dilerim...Ne ikili bir sürtüşme içine girmek istiyorum,ne de forumumuzu kavgayla kirletmek niyetindeyim...

Saygılar...

neron
18-05-2006, 10:01
Sevgili berrak ve the secret...

Lütfen politika düşünmekten ve siyaseti eleştirmekten çekinmeyin. Para hergün kazanılır, ama harcayacak bir yeriniz olmazsa ne işe yarar o para?Bugünleri yaşamamızın nedeni, 80 darbesi sonrasında, bu konuları düşünmesi istenmeyen ve çekinen bir neslin yaratılmasıdır.

Bu forum sevgi , saygı düzeyi ve kişilik hakları korunduğu sürece her konunun tartışmasına açıktır.

Ayrıca forumdaki konu başlıklarına bakarsanız elliot dan sağlık, spor ve tebessüme kadar birçok başlık altında fikir/konu/bilgi paylaşma alanı mevcuttur. Bu fikir özgürlüğüne-renk kartelasındaki her renge verilen açık çektir. Tadını çıkarın, hep beraber çıkaralım.

:wink2:

TheSecret
18-05-2006, 13:04
Sevgili berrak ve the secret...

Lütfen politika düşünmekten ve siyaseti eleştirmekten çekinmeyin. Para hergün kazanılır, ama harcayacak bir yeriniz olmazsa ne işe yarar o para?Bugünleri yaşamamızın nedeni, 80 darbesi sonrasında, bu konuları düşünmesi istenmeyen ve çekinen bir neslin yaratılmasıdır.

Bu forum sevgi , saygı düzeyi ve kişilik hakları korunduğu sürece her konunun tartışmasına açıktır.

Ayrıca forumdaki konu başlıklarına bakarsanız elliot dan sağlık, spor ve tebessüme kadar birçok başlık altında fikir/konu/bilgi paylaşma alanı mevcuttur. Bu fikir özgürlüğüne-renk kartelasındaki her renge verilen açık çektir. Tadını çıkarın, hep beraber çıkaralım.

:wink2:

Soytarının birisi Tv lere çıkıp bağırdı: Bu ülkede bir tane komünist kalmayana kadar saldırın, vurun, kırın, öldürün. 1980 öncesini bilenler bilir. Bilmeyenlerde acı destan olan o günleri duymuştur yaşamış kadar olmuştur.

Düşünün, tartışın, saygılı olun diye ellere verilen fırçalarla duvarlara sloganlar yazdırılmadı mı? Düşünün, saygılı olun ama al bu silahı lazım olur diye kardeş kardeşi kırmadı mı? Birisinin püsküllü bıyıkları, diğerinin gözüne batmış, diğerinin pos bıyıkları diğerinin gözüne batmış ve cinayetler çıkmıştı. Unutmadık.
Şimdi yapılanın da o zamandan farkı nedir? Hiç farkı yok, durum aynı durum, metod aynı metod.

O zaman olayların arkasında Rusya ile soğuk savaşta kilit rol üstlenen Türkiye'nin müttefiki (!) ABD vardı. Şimdi gene kilit roldeyiz, bu sefer neye karşı Büyük Ortadoğu Projesi. Bu projenin arkasında kim var ABD.

Düşünecek başka ne kaldı ki? Haydi kardeşler savaşa!

Siz en iyisi yine de düşünün. Düşünmek lazım çünkü.

Düşünün düşünün.

AnnE
18-05-2006, 13:11
Soytarının birisi Tv lere çıkıp bağırdı: Bu ülkede bir tane komünist kalmayana kadar saldırın, vurun, kırın, öldürün. 1980 öncesini bilenler bilir. Bilmeyenlerde acı destan olan o günleri duymuştur yaşamış kadar olmuştur.

Düşünün, tartışın, saygılı olun diye ellere verilen fırçalarla duvarlara sloganlar yazdırılmadı mı? Düşünün, saygılı olun ama al bu silahı lazım olur diye kardeş kardeşi kırmadı mı? Birisinin püsküllü bıyıkları, diğerinin gözüne batmış, diğerinin pos bıyıkları diğerinin gözüne batmış ve cinayetler çıkmıştı. Unutmadık.
Şimdi yapılanın da o zamandan farkı nedir? Hiç farkı yok, durum aynı durum, metod aynı metod.
.............
Düşünün düşünün.


Düşünüyorum ve iyi hatırlıyorum ki, pek de öyle olmadıydı...

TheSecret
18-05-2006, 13:12
Düşünüyorum ve iyi hatırlıyorum ki, pek de öyle olmadıydı...
Tabi yaaa haklısınız FB-GS futbol maçında gitti o kadar vatandaş.

AnnE
18-05-2006, 13:20
Onca vatandaş ve onlardan sonra dur emrine uymadığı için, nezarette, hapishanede, işkendehanede ölen bir o kadar daha vatandaş maçta da gitmedi, sizin uzun uzun yazdığınız basitlikle de gitmedi.

Keşke, düşünmeye sabrımız ve hoşgörümüz o zaman da olsaydı ; şimdi de...

Seviye riski, konuyu, Aziz Yıldırım-Adnan Polat kıvamına getirebileceği için devamını yazmayı uygun görmemekteyim.

Saygılarımla, ben düşünmeye devam edeceğim.

TheSecret
18-05-2006, 13:27
Onca vatandaş ve onlardan sonra dur emrine uymadığı için, nezarette, hapishanede, işkendehanede ölen bir o kadar daha vatandaş maçta da gitmedi, sizin uzun uzun yazdığınız basitlikle de gitmedi.

Keşke, düşünmeye sabrımız ve hoşgörümüz o zaman da olsaydı ; şimdi de...

Seviye riski, konuyu, Aziz Yıldırım-Adnan Polat kıvamına getirebileceği için devamını yazmayı uygun görmemekteyim.

Saygılarımla, ben düşünmeye devam edeceğim.
Seviyemizi ve saygımızı biliriz çok şükür. Sadece meramımızı yazıya dökmekte sıkıntılıyız.

Ne kadar güzel özetlediniz Yıldırım-Adnan Polat kıvamıyla. 80 öncesi bu kıvamdaydı, şimdi de bu kıvama yaklaşıyoruz Türkiye olarak. Ha gayret.

Saygılar bizden efendim.

neron
18-05-2006, 13:33
Homeros düşünür ve tartışırdı
Eflatun da
Arşimet de
Newton da
Graham Bell de
Mevlana da
Hayyam da
Nazım Hikmet de
Ziya Gökalp de

Bugün hala düşünen ve tartışanların klüpleri bizi kapılarından içeri alsınlar diye yalvar yakarız. Bize yapıştırdıkları yalanlardan kurtulalım diye kapılarını aşındırıp oylamalarını engellemeye çalışıyoruz.

Son 25 yıldır düşünüp tartışmadığımız için meydan bugünün 30 bin kürt katledildi diye işkembe-i kübradan sallayanlara kaldı .

Ya da cennetin anahtarını satanlara. Düşünen adam, en azından 3000 euro ya cennetin anahtarı ne kadar ucuzmuş diye işkillenirdi.

TheSecret
18-05-2006, 13:41
Homeros düşünür ve tartışırdı
Eflatun da
Arşimet de
Newton da
Graham Bell de
Mevlana da
Hayyam da
Nazım Hikmet de
Ziya Gökalp de

Keşke bunlar gibi düşünebilsek? Birbirimizi yemeye değil, birbirimizi yememizi isteyenlere karşı sağlam düşünceler geliştirebilsek. Sorun da burada ya zaten.

Hiç düşünmeyelim gibi bir iddiam olmadı ki. Yanlış anlaşılmış.

HANNIBAL
18-05-2006, 13:47
Melih Aşıkın bir şiiri (Rahmetli Cem Karaca nın bir parçasından esinlenerek oluşturmuş, günümüze uyarlarsınız)

İstanbulda RP öne geçti
rep rep
imam hatiplerde okuyan öğrenci sayısı, teknik lise kolej ve anadolu liselerini geçti
rep rep
anayasa mahkemesinin bütçesini indiren hükümet, diyanet bütçesini 8 trilyona çıkardı
rep rep
su sesi, ezan sesi, tansu hanımın sesi
rep rep
suudi arabistan RP ye 5 bin kişilik hac kotası tanıdı
rep rep
suudiler ADB nin izni ve desteği olmadan kılını oynatmaz
rep rep
RP yi demek ki Amerikada destekliyor
rep rep
almanya zaten yıllardır RP nin yan kuruluşlarına kucak açıyor
rap rap
LAİK CUMHURİYETE karşı hırıistiyan- şeriatçı dayanışması mı kuruldu
rep rep
Allah sonumuzu hayretsin
rep rep
rap diye zap zap
zap diye zap zap
rep rep
(12.02.1994 milliyet, Melih aşık)

alihoca
18-05-2006, 14:00
Sn Thesecret;

Bu ülkede islamın askerleri varsa ,Atatürk'ün askerleri de vardır,

Sn Sevgili Mazhi’nin bu masajını,
Yazık Mazhi çok yazık. Kaleminden böyle düşüncesizce bir cümle çıkmamalı. İslam ile Atatürkçü düşünceyi mi savaştıyorsun? Nedir bu cümle böyle? Türkiye Cumhiretiyeti İslam Dinine inanan insanların çoğunluğunu oluşturmuş bir devlettir. Bu kısmı içinden çıkardığın zaman Ortada bir cumhuriyet olur ama asla bir Türkiye olmaz. Sap ile samanı ayırdetmek lazımdı.
Bu mesajınızdaki şekilde anladınız ve şekilde görülen kelimeleri seçerek tepki verdiniz.
Bunun üzerine,
İşte böylece;
Laik, Çağdaş, Cumhuriyet Katilinin,
İstisnasız tüm Türk Ulusunun VİCDANI demek olan hakim ve yargıçlarımızı katlederken kullanmış olduğu, İslamın Askerleri tükenmez sloganını ne kadar bilinçle seçmiş olduğu anlaşılmış oluyor.
Bu mesajımla olası yanlış değerlendirmeler konusunda uyarmaya çalıştım.

Şimdii,
Sevgili Mazhi,
Yukarıda alıntıladığım kısımdaki İslamın Askerleri deyimini neden kullanma ihtiyacı duymuş olabilir?

Laik Çağdaş Cumhuriyetin Vicdanları olan Danıştay Yüksek Hâkimlerini katlederken attığı slogan olan ''İslamın Askerleri Tükenmez'' deyimi için kullanmış olabilir.
Varsayalım ki bu tahminim doğrudur. Peki bu tahminim doğru ise, katilin kendisi ve olası yandaşları için kullandığı ''İslamın Askerleri'' deyiminin,

Türkiye Cumhuriyetinin çoğunluğu olan Türk Ulusunun inançlı İnsanları ile birebir alakalı sanıp, tüm Ulus ile bütünleştirmem ve bundan gocunmam doğru olur mu?
Diğer taraftan Sn Sevgili Mazhi kullanmış olduğu ''Atatürk'ün Askerleri'' deyimi ile Türkiye'nin inançsız insanlarını kastetmiş olabilir mi? Ya da ileri süreceğim; Türkiye'de Atatürk'ün Askerlerinin inançsız olabileceği gibi bir savın dayanağı olabilir mi?
Hadi azıcık da olsa iyiniyet arayalım,
Sn Sevgili Mazhi ''İslamın Askerleri'' deyimini bizzat kullanan KATİLİN kendini ve yandaşlarını kastederek kullanmış olması olasılığı var diyelim. İş bu halde, katilin kendisi ve yandaşları için kullandığı bir niteleme beni ve tüm İslam Ulusunu bağlar ve rahatsız eder mi? Benim birebir ilişkilendirmiş oluşum ile KATİLİN ekmeğine yağ sürmüş olabilir miyim?

Diyelim ki, Sn Mazhi'nin başkaca bir niyeti olduğu hakkında şüphe duydum. O zaman bunu tam ve tüm anlamları ile nasıl öğrenebilirim. Eh Arka BahÇe gibi eğitim, kültür, anlama ve algılama düzeyi yüksek olan bu yerde, özenle seçilmiş kelimelerden oluşacak kısa bir soru sorarak öğrenme isteğimi karşılayabilirim. Sonra gelecek cevaba göre, gerekirse diye elimdeki çekici kullanmak üzere hazır tutarım.


Bu mesajımla da bunak olmayı bile kabullenerek yanlış anlamış ve değerlendirmiş olabileceğinizi, diğer olasılıkları da sunarak tekrar değerlendirmeniz çağrısı yapmaya çalıştım.
Sonra Sizin ‘Yapmayın Hocam’’ seslenişinize dahi,
Sevgili Thesecret;

Öncelikle bir yanlışım olmuş ise özür diliyorum.

Sn Mazhi'nin göndermiş olduğu -Sn Adminimiz tarafından silinmiş olduğu için kullanmış olduğu argo kelime dışında- tüm mesajı anlayabilmek adına defalarca okudum.

Görüldüğü üzre anlayıp görebildiğim olasılıklardan bir kaçını da biraz önce yazdım. Ama kıt kanaat aklımla anlayabildiğim katilin katli sırasında kullandığı ''İslamın Askerlerinin'' kendisi ile aynı amaç ve hedefli yandaşları dışında bir tek müslümanı dahi bağlamayacağıdır. Ya da ben öyle algıladım diyeyim de çok iddialı olmasın.

Diğer taraftan Atatürk'ün Askerlerinin de kafir olmadıklarını az çok bildiğim için, -hadi onuda iddialı söylemeyeyim- öyle tahmin ettiğim için doğrusu yarım buçuk müslüman olarak üstüme alınmadım.

Ama itiraf etmek gerekir ise;

''Öyle bir çakalın ağzından çıkan cümle ile inancımız, dinimiz sorgulanmamalıdır''

Kısmında belirttiğiniz öyle bir çakalın ağzından çıkan sözü forumdaki yazısında kullanan Sn Sevgili Mazhi'nin [B]dinimizi sorguladığı gibi bir hükme ve anlama ulaşamadığımı itiraf etmeliyim. Bunu benim anlayışımın kıtlığına da verebilirsiniz.

Siyasi-dini oluşumlar üstüne yine az buçuk bilgimle söyleyebileceğim, laik çağdaş [COLOR="red"]Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun kurduğu tüm kurumları yıkmak hedefi ile hareket eden Şeriat Devleti Amaçlı örgütlenmelerin attığı İslami tandanslı sloganların, doğru tahlil edilip layıkınca değerlendirilmesi gerekir gibi geliyor. Tabii ki bana böyle gelenin nacizane bir fikir olduğunu eklemek gerekebilir.

Diğer taraftan her ne olur ise olsun; ana sayfasına Mustafa Kemal Atatürk ve Hz Mevlana Celaleddin-i Rum-i' yi alan Arka BahÇe Dostluğunun yegane amaç ve önceliğinin kırmak, kırılmak, yıkmak, dökmek olmadığının hepimizin ortak konsesüsü olduğuna yürekten inanıyorum.Saygı ile

Şekilde görüleceği üzre hata yapmamış olduğum halde, yapmış olabileceğim hata için özür dileyerek, kullandığınız üslup konusunda tatlı bir uyarıcık yaparken yanlış anlayıp değerlendirdikleriniz hakkında tekrar açıklamalar yapmaya çalıştım.

Daha sonra ise; Sizin tüm değerlendirmelerinize cevaben;
İslam ile Atatürk'ü karşıt olarak kullanmadım....
Atatürk'ün bize hediye etmiş olduğu laik cumhuriyete göz dikenlerin;yaptıkları bütün pislikler sırasında İslam gibi yüce bir dinin arkasına sığınmalarına isyan ettim...İslam diyerek gurbetçileri soyanların,İslam diyerek köşe dönenlerin,İslam diyerek ihale kapanların,İslam diyerek insanları düşmanlığa sürükleyenlerin,İslam diyerek çocuklarını trilyonluk düğünlerle evlendirenlerin,İslam diyerek Atatürk'ün kurtardığı bir topluluğun bireylerini Atatürk'e düşman etmeye çalışanların,İslam diyerek terör yaratanların,İslam diyyerek öldürenlerin,İslam diyerek hedef gösterenlerin,İslam diyerek ÜLKEMİ İSTİLA EDEN,BÖLEN,GÜÇSÜZLEŞTİREN,ÇİRKİNLEŞTİREN bazı MÜNAFIKLARIN yaptıkları karşısında patladım...Yoksa ne Atatürkü İslamın karşısına koyarım,ne kendim İslamın karşısına geçerim...Ama devletimin namusu olan Danıştay'ın,devletimin yumruğu olan Genelkurmay'ın,devletimin en asil kurumu olan Cumhurbaşkanlığı'nın gölgesine İslam Kalkanıyla yanaşmaya çalışanlara karşı ben de Atatürk'ün askeri olacağımı korkmadan bağırırım..Olay bundan ibarettir...Susmanın yararı olmadığından,ŞİDDET KULLANMAMAK VE KURALLARI DELMEMEK KAYDIYLA var gücümle bağırmayı kendime borç bilirim;eğer burası uygun değilse uyarırsınız,bir daha yazmam..
Sn Mazhi;
Amaç ve niyetini tane tane açık açık bu mesajda açıklamasına rağmen;

Bu forum sevgi , saygı düzeyi ve kişilik hakları korunduğu sürece her konunun tartışmasına açıktır.
Bu fikir özgürlüğüne-renk kartelasındaki her renge verilen açık çektir. Tadını çıkarın, hep beraber çıkaralım.
Düşünüyorum ve iyi hatırlıyorum ki, pek de öyle olmadıydı...
Ve böylesi nezih çağrılara rağmen;
Mazhi’nin mesajından sonra dahi vermek istenen mesajı anlamamak için adeta inat hali sergilemeye mi başladınız yoksa yine ben mi yanlış anlıyorum?

Ama nihayetinde aklıma takılanı sormadan edemeyeceğim için de affınıza sığınıyorum.
Sn Mazhinin son açıklama mesajında ki deklere ettiği amaç ve niyetlere;
Hangi neden ,akılcı gerekçe ve bilgi tabanlı açıklamalar ile karşısınız?

Gerekli görür aydınlatırsanız öğreneceğim için sevineceğimi söyleyebilirim.

Saygılarımı sunuyorum.

TheSecret
18-05-2006, 14:13
Mazhinin son mesajında yazdıklarına tek bir şekilde itirazım olamaz. Yerinde ve doğrudur. Kabulümdür. Altına da imza atarım.

Bahse konu olan anlatmak istediğimi ya ben anlatamıyorum ya uygun cümlelerle yazıya dökemiyorum.

Provokasyonlar, yapılan olaylar, çakallar, soytarılar ile işim yok. Benim işim o provokasyonları yaptıran zihniyet ile. Büyük İsrail Projesine imza atmaya niyetli devletlerin ülkem üzerinde oynadıkları oyunlara dikkat çekmek istiyorum.
Tilki kümese dadanacak deyip bizi tilki peşinde koşturan, sonra da kümeste tavuk bırakmayan o hırsızı işaret ediyorum ben.

Daha da anlatamamışsam eğer kapasitem buymuş der susarım artık.

AnnE
18-05-2006, 14:22
Ahali ;

Sanırım , yanlış kullanılmış ya da yanlış anlaşılmış cümlelere takılıp amaçlananların özünü ihmal ettiğimiz için konu gereksiz yerlere gitmekte.

Yaşanan olayların yarattığı gerginlik ortamında da bunlar gayet normal.

Çok farklı noktalarda olunmadığı belli. E zaten herkesin her olaya aynı tepkiyi vermesini beklemek de imkan ve mantık dışı birşey.

Yine de , bu gergin fakat seviyesini pek te düşürmemiş tartışma için herkese teşekkür ederim.

Birisi ne demiş : Seninle asla aynı fikirde değilim ama fikrini açıklaman için ölürüm.

Abartmış ama iyi de söylemiş.

berrak
18-05-2006, 14:26
söz gümüşşe sukut altındır. diyeceğim budur.

alihoca
18-05-2006, 14:29
Mazhinin son mesajında yazdıklarına tek bir şekilde itirazım olamaz. Yerinde ve doğrudur. Kabulümdür. Altına da imza atarım.
Bahse konu olan anlatmak istediğimi ya ben anlatamıyorum ya uygun cümlelerle yazıya dökemiyorum.

Sn Thesecret;

Hangi dil ve üslup kullanılılarak yapılırsa yapılsın, insanlara hata ve yanlışlarını söylemenin doğal bir savunma refleksi yaratmaktan öte bir işe yaramayacağını,

Yaşam ve İnsanlar bize sürekli öğretti öğretiyor sağ olsunlar.

Bu mealde Sn Mazhi'nin ilk yazdığı mesajı ile -altına imza attığınız- açıklamalarını içeren son mesajını bir kez daha okuyun ve sonra yazdıklarınızı tekrar bir gözden geçirin ve anlayamadıklarınız, yazıya dökemediklerinizin dışında yazdıklarınızın karşısı için hangi anlamlara gelebileceğinin takdirini yine SİZ yapın.Lütfen.

Saygı ile

TheSecret
18-05-2006, 14:36
Sayın Hocam,

Yine anlamamışsınız ve takıldığınızı düşünüyorum. Yine de anlamayacaksınız belki de ama Mazhiye anlatmak istediğim şuydu -ki zaten kendisine MSN yoluyla bunu anlatmıştım-

Kümese tilki girecek diye bizi uyaran dost değil. Asıl kümes hırsızı o. Siz hala tilki peşindesiniz. Peki ben kümesi yine de bekleyeyim siz tilkiyi kovalarken. :)

Saygılarımla.

alihoca
18-05-2006, 15:14
Sn Thesecret;

Provokasyonlar, yapılan olaylar, çakallar, soytarılar ile işim yok. Benim işim o provokasyonları yaptıran zihniyet ile.

Söz konusu olay hakkında bu kısımda vermiş olduğunuz PROVAKSYON kararının çok önemli olduğu, olayın boyutu düşünüldüğünde ortadadır.
Öğrenmek istediğim ise şu;
Bu kararı vermenizi sağlayan haklı gerekeçeler, bilgi ve belgeler nelerdir?

Diğer taraftan,

Büyük İsrail Projesine imza atmaya niyetli devletlerin ülkem üzerinde oynadıkları oyunlara dikkat çekmek istiyorum.

Vermiş olduğunuz bu hüküm için ise, dikkatimizi çektiğiniz için teşekkür etmekle berababer,

İsrail'in kurulmuş olduğu 1946-48 yıllarından bugüne kadar işgal etmiş topraklarda bile hakimiyet sağlayamayıp;

Batı Şeria, Nablus, Ramallah, Kalkilya, Tulkarim'den ÇEKİLMEKLE kalmayıp sadece elinde kalan toprakları koruyabilmek adına yaptırmakta olduğu Berlin Duvarından büyük yirmi metrelik DUVAR çekerken,

Büyük İsrail Projesini kurmak isteyenler her kimse ve Türkiye Sınırlarında kanıtlanamış hangi oluşum, girişim ve faaliyetler içerisinde olduklarının olay, yer ve zaman temelinde, bilgi ve belgelerini sunar, öğrenmemizi sağlarsan sevineceğimi, teşekkürlerimi arz edeceğimi bilmenizi isterim.

Saygılarımla.

HANNIBAL
18-05-2006, 15:46
Sn Thesecret;


Söz konusu olay hakkında bu kısımda vermiş olduğunuz PROVAKSYON kararının çok önemli olduğu, olayın boyutu düşünüldüğünde ortadadır.
Öğrenmek istediğim ise şu;
Bu kararı vermenizi sağlayan haklı gerekeçeler, bilgi ve belgeler nelerdir?

Diğer taraftan,

Vermiş olduğunuz bu hüküm için ise, dikkatimizi çektiğiniz için teşekkür etmekle berababer,

İsrail'in kurulmuş olduğu 1946-48 yıllarından bugüne kadar işgal etmiş topraklarda bile hakimiyet sağlayamayıp;

Batı Şeria, Nablus, Ramallah, Kalkilya, Tulkarim'den ÇEKİLMEKLE kalmayıp sadece elinde kalan toprakları koruyabilmek adına yaptırmakta olduğu Berlin Duvarından büyük yirmi metrelik DUVAR çekerken,

Büyük İsrail Projesini kurmak isteyenler her kimse ve Türkiye Sınırlarında kanıtlanamış hangi oluşum, girişim ve faaliyetler içerisinde olduklarının olay, yer ve zaman temelinde, bilgi ve belgelerini sunar, öğrenmemizi sağlarsan sevineceğimi, teşekkürlerimi arz edeceğimi bilmenizi isterim.

Saygılarımla.

Sn. Ali Hocam; "İsrail ve GAP gerçeği" kitabını bilgilenmeniz açısından tavsiye edebilirim, ayrıca Güney Doğu Anadolu da, Kıbrıs kadar bir vatan bölgesinin İsrail devletince gizliden alındığını (En son Ceviz Kabuğu Proğramında Üst düzey Tapu Kadastro yöneticisince teyitlendi bu durum) ve Suriye sınırının mayın temizleme adı altında 99 yıllığına Israil e peşkeş çekileceği aşıkardır.

Bu güne kadar okuduklarım Israilin Güney Doğu Anadoluda gizli bir planının mevcut olduğu yönünde ağırlık basıyor, "Büyük Ortadoğu Projesi" nin bir anlamda "büyük israil Projesi" olarak adlandırabiliriz, eskeza İsrail hegemonyasına, ABD'nin birikmiş 5 trilyon dolar civarı borcu bulunmaktadır ve Fed' den alacağı bu hegomonyanın yaklaşık 3 trilyon dolar civarıdır, Bir anlamda ABD israilin Arka Bahçesidir.

Saygılarımla...

alihoca
18-05-2006, 16:25
Çift gönderim için özür diliyorum.

alihoca
18-05-2006, 16:25
Sn. Ali Hocam; İsrail ve GAP gerçeği kitabını bilgilenmeniz açısından tavsiye edebilirim,
Tapu Kadastro yöneticisince teyitlendi bu durum) ve Suriye sınırının mayın temizleme adı altında 99 yıllığına Israil e peşkeş çekildiği aşıkardır, bu güne kadar okuduklarım Israilin Güney Doğu Anadoluda gizli bir planının mevcut olduğu yönünde ağırlık basıyor, "Büyük Ortadoğu Projesi" nin bir anlamda "büyük israil Projesi" olarak adlandırabiliriz,

Sn HANNIBAL;

Tavsiye için teşekkür ederim.

Bahsettiğiniz kitap yazarı forumumuzda mevcut olamadığı için,
GAP Bölgesinde kimi Musevilerin toprak almasının BÜYÜK İSRAİL PROJESİNİ kurmakla birebir ilişkilendirilmesi konusunu, kendisi ile tartışarak bilgi alış verişi yapmamız mümkün olamadığı ortadadır.

Diğer taraftan okuduğumuz her kitabın yazarının kişisel yorumlarını doğrunun kanıtı olarak sunmak her zaman doğrularda buluşmamızı engelleyebilir.

Bunun sadece ve sadece elinde toprak alışı gibi bir argümandan yola çıkan bir İDDİA olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

Aksi halde İsrail'in silah zoru ile ele geçirebildiği ve elli yıldır sahibi olduğu toprakları bile DÜNYA'ya kabul ettiremediğinin kabulü demek olan''Batı Şeria, Nablus, Ramallah, Kalkilya, Tulkarim'den ÇEKİLİŞİNE'' haklı gerekçeler sunmanız inadına zorlaşabilir.

Bakın, hepimizin üstünde mutabık kalabileceğimiz bir küçük tespit yapalım;
Bugün itibarı ile ve her an İran Nükleer Tesislerini İsrail'in vurmaya HAZIR VE NAZIR olduğunu bir tespit olarak sanırım koyabiliriz.

Eğer bunda mutabık isek, yine bugün İsrail'li Musevi Yatırımcıların İran'da toprak alışını ve buna İran'ın Dünya'daki hali ortada iken bile, bu yatırımlara yasak getirmeyişini nasıl açıklayabiliriz. Bu İran'ın saf salak olduğuna ya da her an atılabilcek bir bombanın yol açacaklarını bilen İsrail'li yatırımcıların salak olduğuna mı işaret etmektedir.

Alanya'nın yüzde yirmisine yakınını satın alarak ele geçiren. Almanlar için Hitler'in Almanya'nın Arka Bahçe'si ya da Alman Hinterland'ı diye adlandırılan politikalarının bir gereği ve uzantısı olarak yatırım yaptığına karar vermemize sağlam bir gerekçe oluşturup oluşturmayacağı üstüne ciddi düşünülmeldir.

Diyeceğim bir başka şey şudur. Okuduğumuz bir yorumu forum önünde sunduğumuz anda, doğrulamış ve görüşü sahiplenmiş olarak, iddianın gerçek sahibine dönüşürüz. Ve bunu savunabilecek bilgi ve donanım ile haklı gerekçeleri sunmakla yüzleşebiliriz.

Bir başka yaklaşım ise okuduklarımıza birazcık şüphe süzgeci tutarak yaklaşabilmektir.

Kimbilir belki de,
Musevinin gelecek on, yirmi, elli li yıllarda kıtlığı çekilecek alanlar için sadece KAR AMAÇLI YATIRIM yaptığı gibi BASİT bir açıklaması da olabilir. Tabii ki bugün al yarın kap kaç mantığı ile yatırım yapan bizlerin bakışı ile anlayabilmenin zorluğu da ayrı mesele.

Ya da böylesi İDDİALAR için İsrail'i suçlayıp mahkum ederken;
Atlantikten Çine TURAN hayallerini; tüm Türk Ulusunun ezeli, ebedi ve ölümüne HADEFİMİZ olup olmadığını birilerine açıklamak için debelenip durmak zorunda kalabiliriz ..

Ayrıca BEYAZ AMERİKALILAR diye adlandırılan ABD'nin gerçek sahiplerini ABD'de ki yaşayan Musevi Lobisinin oyuncağı olarak görkmek ABD'yi tam olarak tahlil edememek, gücü hafife alamak gibi sonuçlara yol açabileceğini de değerlendirmek lazım

Gibi uzar gider diye korkuyorum.

Saygılarımla

HANNIBAL
18-05-2006, 16:55
Sn HANNIBAL;

Tavsiye için teşekkür ederim.

Bahsettiğiniz kitap yazarı forumumuzda mevcut olamadığı için,
GAP Bölgesinde kimi Musevilerin toprak almasının BÜYÜK İSRAİL PROJESİNİ kurmakla birebir ilişkilendirilmesi konusunu, kendisi ile tartışarak bilgi alış verişi yapmamız mümkün olamadığı ortadadır.

Diğer taraftan okuduğumuz her kitabın yazarının kişisel yorumlarını doğrunun kanıtı olarak sunmak her zaman doğrularda buluşmamızı engelleyebilir.

Bunun sadece ve sadece elinde toprak alışı gibi bir argümandan yola çıkan bir İDDİA olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

Aksi halde İsrail'in silah zoru ile ele geçirebildiği ve elli yıldır sahibi olduğu toprakları bile DÜNYA'ya kabul ettiremediğinin kabulü demek olan''Batı Şeria, Nablus, Ramallah, Kalkilya, Tulkarim'den ÇEKİLİŞİNE'' haklı gerekçeler sunmanız inadına zorlaşabilir.

Bakın, hepimizin üstünde mutabık kalabileceğimiz bir küçük tespit yapalım;
Bugün itibarı ile ve her an İran Nükleer Tesislerini İsrail'in vurmaya HAZIR VE NAZIR olduğunu bir tespit olarak sanırım koyabiliriz.

Eğer bunda mutabık isek, yine bugün İsrail'li Musevi Yatırımcıların İran'da toprak alışını ve buna İran'ın Dünya'daki hali ortada iken bile, bu yatırımlara yasak getirmeyişini nasıl açıklayabiliriz. Bu İran'ın saf salak olduğuna ya da her an atılabilcek bir bombanın yol açacaklarını bilen İsrail'li yatırımcıların salak olduğuna mı işaret etmektedir.

Alanya'nın yüzde yirmisine yakınını satın alarak ele geçiren. Almanlar için Hitler'in Almanya'nın Arka Bahçe'si ya da Alman Hinterland'ı diye adlandırılan politikalarının bir gereği ve uzantısı olarak yatırım yaptığına karar vermemize sağlam bir gerekçe oluşturup oluşturmayacağı üstüne ciddi düşünülmeldir.

Diyeceğim bir başka şey şudur. Okuduğumuz bir yorumu forum önünde sunduğumuz anda, doğrulamış ve görüşü sahiplenmiş olarak, iddianın gerçek sahibine dönüşürüz. Ve bunu savunabilecek bilgi ve donanım ile haklı gerekçeleri sunmakla yüzleşebiliriz.

Bir başka yaklaşım ise okuduklarımıza birazcık şüphe süzgeci tutarak yaklaşabilmektir.

Kimbilir belki de,
Musevinin gelecek on, yirmi, elli li yıllarda kıtlığı çekilecek alanlar için sadece KAR AMAÇLI YATIRIM yaptığı gibi BASİT bir açıklaması da olabilir. Tabii ki bugün al yarın kap kaç mantığı ile yatırım yapan bizlerin bakışı ile anlayabilmenin zorluğu da ayrı mesele.

Ya da böylesi İDDİALAR için İsrail'i suçlayıp mahkum ederken;
Atlantikten Çine TURAN hayallerini; tüm Türk Ulusun ezeli, ebedi ve ölümüne HADEFİMİZ olup olmadığını birilerine açıklamak için debelenip durmak zorunda kalabiliriz ..

Gibi uzar gider diye korkuyorum.

Saygılarımla

Sn. Ali Hocam, Teşekkür ederim yorumlarınız için;

Mesai bitim saati olduğu için uzun uzadıya cevap veremeyeceğimden özür dileyerekten başlarım sözüme ama cevap hakkımın saklı kalması ümidiyle, ancak;

bir konuyu dile getirmek isterim ki 9 yaşından bu yana bir fiil okur-yazar kimliğim olduğundan, belirttiğiniz gibi sığ bir çerçeveden bakmıyorum kitaplarda yazılanlara ve okuduklarıma, araştırma benim için zevkli bir hobidir ve okumak vazgeçilmezimdir, bir amaç değildir, özgür okuma platformunda bu özgürlüğümü sınırsız kulandığıma da eminim, ve benzer konularla alakalı ciltlerce kitap okuduğumdan gözlemlerimde yolu kendim çizerim, bu kadar derinden gidince sebepler- olgular- sonuçlar, tez-antitez-sentez, tümevarım-tümdengelim, mistizm-realite, amaçlar-niyetler-art niyetler, felsefe-psikoloji vs.., hepsi canlanır insanın beyninde, olayın kitaplarda bitmediğini, zihin açıklığı ve zihinsel birikimin insanın ufkunu genişlettiğini söylemek isterim..

Size karşı bir tepkim yok, sakın böyle düşünmeyin, sadece bu konular hakkında bir kaynak istemiştiniz, bende naçizane aklıma gelen ilk kaynağı söyledim, ileride daha derin ve daha sağlıklı fikir alışverişinde bulunabilir, birbirimizi daha net anlayabiliriz.

Saygılarımla.

alihoca
18-05-2006, 17:06
Sn HANNIBAL;

Tepki amaçlı ya da kırıcı dökücü yazmak peşinde olmak, en azından bu güzel ortamdaki paylaşım anlayışına yakışmayacağı için öyle bir niyetimin olmadığını söyleyebilirim.

Hoş görü, saygı temelinde, bilgi alış veriş amaçlı her satır başım gözüm üstünedir.

Teşekkürlerimle

berrak
20-05-2006, 18:08
Sevgili genç kardeşim mazhi, darbe çığırtkanlığının kime ne faydası vardır? Ak parti gitsinde nasıl giderse gitsin demek, olmadı darbe ile gitsin anlamında konuşmak doğru değildir. Önceki darbelerden hangi kesim güçlenerek hangi kesim hapislerde ve sürgünlerde çıkmıştır? Bir de bu açıdan ve daha serinkanlı düşünmen gerekir.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4446619.asp?m=1&gid=69

Danıştay saldırısında adı geçen eski yüzbaşı yakalandı

Hürriyet İnternet

Danıştay 2. Dairesi'ne yapılan saldırının azmettiricisi ve çete lideri olarak aranan eski TSK mensubu yüzbaşı Muzaffer Tekin, İstanbul Kadıköy'de yakalandı. 12 Eylül öncesi ordudan atıldığı ve bıçakla intihara teşebbüs ettiği belirtilen eski yüzbaşı Muzaffer Tekin, yaralı olarak götüldüğü hastanede gözaltına alındı. Hastane ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı.


Danıştay'a yapılan saldırının ardından yakalan avukat Alparslan Arslan'ın verdiği ifadenin ardından Cumhuriyet Gazetesi ve Danıştay'a yapılan saldırıların azmettiricisi ve çete lideri olarak aranan Muzaffer Tekin, bıçakla yaralı halde götürüldüğü Acıbadem Hastanesi'nde polis tarafından gözaltına alındı. Yarasının göğsünün sol tarafında ve kalbinin hemen altında olduğu belirtilen Tekin'nin, hayati tehlikesinin olmadığı ifade edildi. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı hastanenin acil servisine girişler kapatıldı. Bilinci açık olan T'nin, hastanede tedavisi polis gözetiminde sürüyor. Polis yetkilileri, Muzaffer T'nin intihar girişiminde bulunmuş olabileceğini belirtti.

CERRAH: OLAY DAHA ÇOK YENİ



İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Danıştay 2. Dairesi üyeleri ile Cumhuriyet Gazetesi'ne yönelik saldırılara ilişkin aranan Muzaffer T'nin bıçakla yaralı halde hastaneye kaldırılması konusunda, “Olay daha çok yeni. Arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor” dedi. Cerrah, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün Vatan Caddesi'ndeki yerleşkesinde basın mensuplarının, “Muzaffer T'nin intihar girişiminde bulunduğu ve hastaneye kaldırıldığı söyleniyor” demeleri üzerine, “Öyleymiş. Ben de bir şey bilmiyorum. Olay daha çok yeni. Arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor” diye konuştu.


KAYIPLARA KARIŞMIŞTI

Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün, çetenin elebaşısı olarak açıkladığı Muzaffer Tekin, olay günü eşiyle birlikte ortalıktan kayboldu. Yüzbaşı iken ordudan atılan ve ’Albay Muzaffer’ diye tanınan Muzaffer Tekin, Kadıköy, Dumlupınar Mahallesi, Dr.Erkin Caddesi’ndeki Bahar Apartmanı’nda oturuyor. Apartmanın yöneticisi İlyas Hacıhaliloğlu, saldırının gerçekleştiği gün 12.00 sıralarında eşi Müge’yle birlikte apartmandan çıkan Tekin’den bir daha haber alamadıklarını söyledi. 14 yıllık komşuları da, "milli duyguları sağlam, ama dini bütün değildir" diye anlattıkları eski yüzbaşının, evden ayrılırken kendilerine "Çanakkale gezisini gidiyoruz" dediğini söylediler.

Mazhi
09-06-2006, 03:19
Laik cumhuriyetimize göz dikenler defolup gidecekse, endeksin 5000e düşmesine bile razıyım...Sadece malda olduğu için Tayyip dostu kesilenlere benzemem:;ohohoh

Mazhi
09-06-2006, 03:51
Başbakan'a bir belgesel tavsiyesi Can Dündar (Milliyet, 05.06.2006)
Hazırlayan : GÜVERCİNEVİ



15 yıl önce Mehmet Ali Birand ve Bülent Çaplı ile birlikte hazırladığımız, büyük tartışmalar yaratan, 10 bölümlük "Demirkırat" belgeselini TRT yeniden yayımlıyor pazar geceleri...
Keşke vakti olsa da Başbakan Erdoğan da izleyebilse...
Ders alınacak o kadar çok şey var ki...
***
Belgeselin ilk bölümlerinde anlatılan DP ile AKP arasında pek çok benzerlik var.
DP de AKP gibi ciddi oy oranıyla iktidara gelmiş, kitlelere büyük umutlar vermiş ve ilk yıllarda önemli reformlara imza atmıştı.
İlk elde Türkçe ezan mecburiyetinin kaldırılması gibi kararlarla dindar kitleye göz kırpmıştı.
Amerika'nın gözüne ve NATO'ya girebilmek için sınır ötesi bir savaşa asker göndermeye "Evet" demişti.
Balayı döneminde basının, iş çevrelerinin, üniversitenin, Washington'un desteğini hep arkasında hissetmişti.
***
Ama ben Başbakan'a özellikle 5. bölümden sonrasını izlemesini tavsiye ederim.
Çünkü, DP'nin iktidarda 4. yılını anlatan o bölüm ve sonrası, iktidarda 4. yılını yaşayan AKP için gerçek bir ders niteliğindedir.
Neler olduğunu özetleyeyim:
Kitlelerin ilgisi DP'nin başını döndürür.
Başbakan buna güvenir ve "Halk arkamda" duygusuyla hırçınlaşır.
Kendisine oy vermeyen illeri cezalandırır.
Yargıçları ve öğretim üyelerini karşısına alır.
Bugün Emin Çölaşan'a yapılana benzer baskılarla muhalif gazetecileri sıkıştırır. Hüseyin Cahit Yalçın'ı 80 yaşında hapse attırır.
Parti içinde "Bu, iyiye gidiş değil" diyenlere kulak asmaz.
***
O 5. bölümde, bir başka gelişmeden de söz edilir:
Ordu içinde "Vatan elden gidiyor, bir şeyler yapmalı" diye başlayan sohbetlerin başladığı dönem de o dönemdir.
İlk hücre örgütleri o dönemde kurulur, iktidarı devirme yemini için silaha el konulur, hatta iktidar yanlısı olarak görülen Genelkurmay Başkanı'na bile tepki duyulur.
Son bölümlere doğru Başbakan bazı rektörleri "Kara cübbeliler" diyerek hedef gösterecek, iş çevrelerini "Bizden olanlar ve ötekiler" diye cepheleştirecek, muhalefetle ilişkileri sürekli gerecek ve büyüyen yolsuzluk söylentilerinin üzerini örtecektir.
Gidişatı gören Washington desteğini çeker.
1960'a gelindiğinde birileri Başbakan'a "Köşk'e sen çık, cumhurbaşkanı ol" der. Bunu diyenler arasında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Cemal Gürsel de vardır.
Ki Menderes devrildiğinde Köşk'e çıkan, o olacaktır.
***
Şimdi muhalif gazetecilerin hesapları didikleniyor, rektörler hedef haline sokuluyor, ABD ile ilişkiler geriliyor, iş çevrelerinin "Cepheleştirme" diyen uyarılarına kulak asılmıyor, yolsuzluk söylentilerinin üstüne gidilmiyor, parti içi muhalefete tahammül edilmiyor ve bir yandan Köşk hesapları yapılırken, bir yandan da çeteleşme haberleri yayılıyor ya...
Başbakan'a tavsiyem odur ki pazar geceleri önce haberleri, sonra belgeseli izlesin.
Yarım asırlık bu zaman tünelinden geçsin.
Evet, belgeselin son bölümü Türkiye için yüz karasıdır.
Ancak ilk bölümleri iyi izleyenler, son bölümün nasıl önlenebileceğini görebilirler.

---------------------------------------------------------------------


Demokrat Parti milletvekili dedeme vefatından önce dediklerim aklıma geldi bir an...Az bile demişim....:carate:

Mazhi
08-07-2006, 01:57
Batı'dan uzaklaşıyoruz

Pew araştırma şirketinin 'Avrupa'da Müslümanlar' konulu anketi Türk toplumunun büyük çoğunluğunun Batı karşıtı olduğunu ortaya koydu. Türkiye'de kendisini 'önce Müslüman' görenlerin oranı bir yılda 8 puan artarak yüzde 51'e çıkarken, 'Türk vatandaşıyım' diyenler yüzde 19'da kaldı

DIŞ HABERLER SERVİSİ


Amerikan Pew araştırma şirketinin dün açıklanan "Avrupa'da Müslümanlar" konulu kamuoyu yoklamasının sonuçları Türk toplumunun Batı'dan hızla uzaklaştığını ve kendisini tanımlarken dinsel kimliğini ön plana çıkaranların oranında bir yıldan ötekine önemli bir artış olduğunu ortaya çıkardı. Pew araştırmasına göre, Türklerin yüzde 51'i kendisini "önce Müslüman" olarak tanımlarken, sadece yüzde 19'u kendisini "vatandaş" olarak görüyor. Toplumun yüzde 30'u ise iki kimliği de eşit olarak kabul ediyor. Türkiye'de kendini "önce Müslüman" olarak görenlerin oranı, geçen yıl yüzde 43 iken, bu oran bu yıl 8 puan artarak yüzde 51 oldu.
Pew'in araştırmasına katılan Türklerin yüzde 39'u Türkiye'de "köktendincilerin" artmasından endişe duymadıklarını belirtirken, yüzde 46'sı bu konuda endişeli olduklarını söyledi.
Türkiye'de 1-25 Nisan 2006 tarihleri arasında 18 yaşından büyük 1013 kişi ile yüz yüze görüşme şeklinde yapılan ve yüzde 3'lük bir yanılma payı olabileceği belirtilen araştırmanın Türkiye ile ilgili sonuçları şu şekilde:

Avrupalılar düşman: Türklerin yüzde 57'si Avrupalıların Müslümanlara karşı "düşmanca tutumları" olduğuna inandıklarını söylerken, yüzde 35'i bu görüşe katılmadığını kaydetti.
Dörtte üçü anti-Amerikancı: Türkler arasında ABD'ye "olumlu" bakanların oranı sadece yüzde 12'de kaldı, Türklerin yüzde 76'sı ABD'yi "olumsuz" değerlendirdiklerini söyledi.
Amerikalı sevgisi eriyor: Amerikalılara olumlu bakanların oranı 2002'de yüzde 31 iken, 2006'da yüzde 17'ye düştü, olumsuz bakanların oranı ise 2002'de yüzde 50'den 2006'da yüzde 69'a yükseldi.
İran'a geçer not: Ankete katılan Türklerin yüzde 53'ü İran'ı "olumlu", yüzde 35'i "olumsuz" olarak gördüklerini belirtti.Nükleer olmasın: İran'ı genelde olumlu olarak gören Türkler, nükleer silahlar söz konusu olunca tutumlarını değiştirdi. Buna göre, Türklerin yüzde sadece yüzde 23'ü İran'ın nükleer silah sahibi olmasını desteklediklerini söylerken, yüzde 61'i buna karşı olduklarını kaydetti.
Terörle savaşa destek yok: ABD'nin "terörle savaşına", ABD'nin Irak'ı işgalinden önce karşı çıkanların oranı 2002'de yüzde 58 iken, bu oran 2005'te yüzde 71'e, 2006'da ise yüzde 77'ye çıktı. Bunu destekleyenlerin oranı ise 2002'de yüzde 30 iken, 2006'da yüzde 14'e düştü.
Filistin'e sempati: Türklerin yüzde 63'ü, Ortadoğu'da Filistinlilere, yüzde 5'i ise İsraillilere daha çok sempati duyduğunu söyledi. Ankete katılanların yüzde 2'si "ikisine de sempati duyduğunu", yüzde 16'sı ise hiçbirine sempatisi bulunmadığını belirtti.
Hamas'a çok karşı değil: Türklerin yüzde 44'ü Hamas'ın seçimlerden zaferle ayrılmasının "Filistinliler için olumlu", yüzde 23'ü ise "olumsuz" olduğuna inandıklarını belirtti.
İyiye gidiyoruz: Türkiye'nin "iyi yolda ilerlediğine" inananların oranı ekonomik krizin yaşandığı 2001'in ardından 2002'de yüzde 4 iken, 2003'te bu oran yüzde 18'e, 2005'te ise yüzde 40'a yükseldi. Ülkenin gidişatının "iyi olmadığına" inananların oranı ise 2002'de yüzde 93 iken 2003'te yüzde 76'ya, 2006'ta da yüzde 56'ya düştü.


Türkiye'de Sosyal Tercihler Araştırması
Ramazan'da lokanta yasağı isteniyor

Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Ersin Kalaycıoğlu ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Ali Çarkoğlu'nun birlikte yaptığı, geniş bir özeti Milliyet'te yayımlanan "Türkiye'de Sosyal Tercihler Araştırması" da Pew anketinin Türkiye'deki dinsel hoşgörüsüzlükle ilgili sonuçlarına paralel bulgular içeriyordu.
23 ilde, 18 yaş ve üzerinde, yüzde 44'ü köy doğumlu, 1846 kişiyle yüz yüze yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, "Müslümanlık dışındaki dinleri yaymaya çalışan misyonerlerin çalışması kısıtlanmalı" diyenlerin oranı yüzde 65, "Ramazan'da lokanta ve kahvelerin iftara kadar kapalı olmasını" isteyenlerin oranı yüzde 49 ve "Kızımın Müslüman olmayan birisiyle evliliğine karşı çıkarım" diyenlerinki de yüzde 61 olarak saptanmıştı.
Toplumun yüzde 39'unun "AB ile Türkiye'nin arasında ortak hiçbir şeyin olmadığını" düşünüyor olması, araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer ilginç veriydi.
Araştırmaya göre, toplumun yüzde 67'si "gençlerin büyükleri ile çatışmasının temelinde Batı'ya özenmelerinin yattığını" düşünüyor.

HANNIBAL
09-07-2006, 20:10
193Yorumsuz...

Eller eller eller :(

Mazhi
12-07-2006, 03:42
Arınç, Moskova'da 'Lenin'i ölü görmek çok güzel' dedi:kafasız:

TBMM Başkanı Bülent Arınç, resmi bir ziyaret için bulunduğu Moskova'da 20. yüzyıla damgasını vuran Sovyet Devrimi'nin lideri Vladimir İlyiç Lenin'den "Kendisini ölü görmek çok güzel" diye söz etti:kafasız: :kafasız:

alihoca
25-07-2006, 16:06
Sevgili Mazhi;

Hazır okulu da bitirmişken,
Açmış olduğun ''Danıştaya Silahlı Saldırı'' konusu yarım kalmasa, iyi olur gibi geliyor.

Konu hakkında ki tüm gelişmeler, itiraflar ve savcı iddianamesi dahil SON hali hakkında bir inceleme ile konu hakkında bizleri bilgilendirmen mümkün mü?

Olayın sıcağı sıcağına Hükümet Sözcümüz Sn ŞAHİN'İN ve Sn Başbakanımızın sözünü ettiği ''Sürpriz Gelişme ve Sonuçlara Hazır Olun'' açıklamalarında ki bir türlü ortaya çıkamayan sürprizler hakkında da bilgi verir aydınlatırsan sevineceğim.

Tabii mümkün ise

Saygılarımla

Mazhi
26-04-2007, 01:21
...Aradan 9 ay geçmiş...

Andrea Santoro cinayeti, Hrant Dink cinayeti, Malatya vakası, ve bugün de Erdoğan Teziç'e saldırı teşebbüsü...

Nabız giderek artıyor, frekans git gide sıklaşıyor...

Zaman Gazetesinde iki aydır her gün hedef gösterilen Erdoğan Teziç, bugün olası bir suikastten kurtuldu... Başbakanın hedef gösterdiği, Utah Beyi'nin hedef gösterdiği Teziç şanslıydı... Bakalım kader kimlerin şansını denemeye devam edecek?

Milyonlar elele veriyor, basın görmezden geliyor, başbakan öfkeleniyor, medya Kemalizm'i ve ulusalcılığı bitirmenin son planlarını çiziyor... Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanlık görevini yürütecek insanı üç kişi belirliyor... Haberini herkesten önce Reuters alıyor... Türkiye Cumhuriyeti medyası tek bir güce bırakılıyor, muhalif sesler bir bir kısılıyor... Türkiye Cumhuriyetinde rejim çatışmasının, etnik çatışmanın, tribün terörünün, kısaca her türlü cepheleşmenin son adımları atılıyor... Ülkenin altına koyulan dinamitler bir bir fitilleniyor... Birileri de gevrek gevrek gülerek, en tatlı dille "demokrasiden" ve "özgürlükten" bahsederken, özgürlüklerin dümenini tamamen ellerinde tutacakları sistemin son taşlarını oturtuyorlar...

Utah Beyi, nam-ı diğer Hocaefendi zamanında ne demiş?

"....Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır..."

Adımların zamanı gelmiş demek ki.. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Meclis Başkanlığı, Medya, Emniyet, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Utah Efendisi, Musevi Cemaatleri bir olmuş, tek bir elden istediklerini vezir ilan edip, istediklerinin kellesine azmettirebiliyorlar.. Diyorum ya, frekans sıklaşıyor.. Daha bunun 367 sandalyesi var, 1 Mayıs'ı var, Çağlayan Mitingi var, Kuzey Irak referandumu var, Çankaya devir teslimi var, şu ana kadar sesi çıkmayan ordusu var... Varoğlu var, bakalım cepheleşme daha nerelere varacak, bakalım daha kimler hedef gösterilecek... Hangi muhalif sesler kısılacak, hangi öfkeler alevlenecek? Umarım 9 ay sonraki halimiz bugünden iyi olur..

Yarın Star'ın Doğan'a devri, Atv operasyonu, Gözcü'nün kapatılması hakkında karalayacağım.. Medyanın tekelleşmesi ile politikanın tekelleşmesini, bunların halkın tepkisinde yaratacağı anomaliye değinmeye çalışacağım.. Tehlikeli bir dönemdeyiz.. Hepinize hayırlı günler, bol kazançlar..

Mazhi
24-03-2008, 21:53
...bakalım cepheleşme daha nerelere varacak, bakalım daha kimler hedef gösterilecek... Hangi muhalif sesler kısılacak, hangi öfkeler alevlenecek? Umarım 9 ay sonraki halimiz bugünden iyi olur..


Bugünlerde, derin devleti(!) Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu ve Ilhan Selçuk ile temizlemeye çalışıyorlar.:confused:

Mazhi
03-05-2008, 16:15
Cumhuriyetçiler artık polisten binalarında baskın yemeye, bina içinde gaz bombası solumaya başladı.. Akp'nin, çevresindeki medyanın ve işbirliği yaptığı cemaatlerin empoze ettiği devletçilik anlayışı, toplumun belirli bir kesimini zorbalıkla, kanunsuz bir şekilde ve pişkinlikle sindiriyor.. Tayyip Erdoğan açıklama yapıyor, polis cesaretleniyor.. Cemaat hedef gösteriyor, halk Ergenekoncu avlıyor.. 80'lerden önce halk içerisinde oluşan, olabildiğince hoşgörüsüz; düşünen toplumdan ve modern bireylerden korkan "Islamist-ülkücü" ittifakı, yeniden hortladı...

"Devleti düşünenlerden, fikrini ifade edenlerden korumak" yine moda.. Zihniyet olarak 30 senedir değişen hiç bir şey yok; bir tek 80 öncesinde bu görevi sağcı fanatik gençler üstlenirken, "devleti zorbalıkla koruma" artık modern techizat ile, meşru bir devlet görevini kullanarak veriliyor..

Kimse bana bu olayların münferit bir kaç arbede olduğundan, veya ortada derin bir provokasyon bulunduğundan bahsetmesin.. Dayak yiyenler, bina içerisinde üzerine gaz bombası yiyenler ayağında spor ayakkabısı, gözünde gözlüğü ile senede bir gün emeğin hakkını kutlamaya çıkmış, senin benim gibi insanlar.. En ufak bir provokasyon yok.. Ama saldırı emri var, günler öncesinde çıkarılan Sakarya olayıyla verilen gözdağı var, güç kimdeyse onu kudurtacak bir cepheleşme ortamı var.. Polisimiz ne kadar modern, ne kadar ultra-techizatlarla donatılmış, ne güçlü!!! Her sene 1 Mayıs'ta "Dünya Polis Günü" gösterisi yapmaya devam edeceklerse vay halimize..

Tam iki sene önce dikkat çekmeye çalıştığımız tehlikeler bir bir açığa çıkmaya başladı, daha da kötüsü hepimizi günün birinde terörist diye fişleyebilecek kadar azıtmaya başladı.. Aradan 30 sene geçiyor ama, hak sorgulayana, düşünene, kendinden olmayana zulmetme mantalitesi asla değişmiyor.. Sürekli bir demokratikleşmeden bahsediliyor ama ortada 1970'lerin demokrasisini bile yakalayamamış bir Türkiye var.. Kürtçe kaset satılabilmesi demokratikleşme için yeterliyse bilemem tabi..

Ergenekon Mazhi diye fişlenmemek adına, ülkemdeki demokratik ortama (!) gölge düşürmemek adına aşağıdaki videoyu koyuyorum ve artık susuyorum...:cry:

SEREFLI POLIS TESKILATIMIZI KIRLETENLER HESAP VERSIN ARTIK !!!

http://video.milliyet.com.tr/default.asp?id=260

Mazhi
03-05-2008, 16:20
http://www.youtube.com/v/DMszByOHJMU

http://www.youtube.com/watch?v=g5tEALYl_ys

http://www.youtube.com/watch?v=85VOMsDkJFo

http://www.youtube.com/watch?v=LCb-Q_Kv4yc


Geçen sene cafede oturan amcayı dövenler, bugün kaldırımda oturan kızın kafasına tekme atıyor, hastane bombalıyor, turisti kovalayıp sevgilisinin yanında copluyor, parti merkezine insanları püskürtüp üzerlerine kapalı alanda gaz bombası atıyor.. Nasıl olsa yüzü belli olmuyor, Robocop olmuş abimler... Ülkeyi bu hale getirenlere; demokrasi safsatalarıyla gücü eline geçirip, bu gücü demokrasiyi paramparça etmek için harcayanlara yazıklar olsun..

Mazhi
03-05-2008, 16:41
http://www.youtube.com/watch?v=DZnGcRXc3LY

Dışardan nasıl göründüğümüz belli, bir de videonun sözlerini dillerine çevirebilseler, videonun altında yer alan birden aşağılık yorumları okuyabilseler, bir yerlerine felç inecek..

Master
04-05-2008, 09:06
Oktay EKŞİ
oeksi@hurriyet.com.tr

Polisin numarası


HÜRRİYET’in dünkü birinci sayfasında, 1 Mayıs günü "İstanbul"da görev yapan polisler ile Berlin’de bir eylem nedeniyle görev yapan üniformalı polisler mukayeseli şekilde gösterilmeseydi, şimdi size anlatmayı düşündüğümüz olay belki uzun süre aklımıza gelmeyecekti.

Dün iç içe kullanılmış fotoğraflardan İstanbul’da çekilende yüzü maskeli, üniformalı polisler görünmekteydi. Maskeler aynı, üniformalar aynı... Biri suç işlese, hangisi yaptı bulmanız mümkün değil.

Alman polisi de üniformalı. Ama kafalarındaki kaskın arkasında o polisin hangi birime mensup olduğunu gösteren numara var. Birinde 23, ötekinde 24 örneğin.

Bizzat görmedinizse filmlerde dikkatinizi çekmiş olmalı. Üniformalı İngiliz polisinin de göğsünde en az 3 metreden rahatça okuyacağınız büyüklükte ve ilk bakışta göze çarpacak şekilde, parlak metalden yapılmış sicil numarası görülür.

Eminiz "hukuk devleti" kavramını yerleştirmiş ülkelerin hepsinde bu uygulama vardır.

Sadece "hukuk devleti"nin yerleştiği ülkelerde değil, bizzat gördüğümüz için söyleyelim... Sri Lanka’da bile var.

İşte size anlatmayı düşündüğümüz olay yahut hikáye de bununla ilgili...

Merhum Turgut Özal, Başbakan iken gazetecilere kızınca, özellikle toplumsal olayları izleyen meslektaşlarımızı (muhabirleri, foto muhabirlerini) polise dövdürerek rahatlardı. Hatta Hamdi Ardalı isimli İstanbul Emniyet Müdürü, bu uygulamanın şampiyonuydu.

Bu "gazeteci dövme" olaylarını önleyebilmek için Basın Konseyi olarak 1988-89’dan itibaren İçişleri Bakanlarına çeşitli defa başvurduk. Aynı olaya giden gazeteci ile polis, pataklama olmadan nasıl görev yapabilirler diye öneriler sunduk. Doç. Dr. Mustafa Kalemli, Abdülkadir Aksu ve daha sonra İsmet Sezgin kırmadı. Tüm illere, önerilerimize uygun genelgeler gönderdiler. Hiçbir şey değişmedi.
Bunun üzerine, "Bari gazetecileri döven polisleri tespit etme çaresi arayalım" dedik. Üniforma göğsüne büyük ve metal numara koyma fikri o zaman karşımıza çıktı.

"Basın Konseyi Başkanı" sıfatımla bir gün Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a gittim. "Gazetelerde polis üniformasının değiştirileceğine ilişkin bir haber çıktı, doğru mu?" dedim. "Doğru" yanıtını verdi.

"Yeni üniformaların göğsüne 3 metreden okunacak büyüklükte metal sicil numarası konulursa, polisin görev yaparken suç işlemekten uzak duracağını" söyledim. Konunun bizi ilgilendiren kısmını da anlattım. O zamana kadar polisin yakasında bulunan 4-5 milimetre büyüklükteki metal yaka numaralarının okunamadığını da vurguladım.

Mehmet Ağar kimseye "Hayır" dememesiyle bilinir. Bana da "Hayır" demedi. "konu üzerinde çalışacaklarını" vaat etti.
Sonra yeni üniformalar ortaya çıktı. Baktık ki, yakada bile zor okunan numarayı Mehmet Ağar omuz dışına almış. Üstelik onu tırnaklarsanız silinecek yahut "cırt" diye çekince omuzdan alıp cebe konacak şekilde yaptırmış. Yani suç işleyen polisi bulma olanağı hiç kalmamış.
Polisi bu suretle "suç örgütü" haline getiren kafa hukuk dinler mi?

Minik Not : Halkta Hayır demişti Ağar a.. Özal içinse İyi takunyalı delerdi..Ekonomiden nasibini alamamış bir örnekti...

Sevgili Mazhi, Doğada olmayan Demokrasiyi Arzu etmek sadece bir istemdir....

dentist
03-08-2009, 20:41
665

Mazhi
19-07-2011, 22:54
Seneler gecip gidiyor.. Hey gidi hey.. Keske geriye dönüp baktigimizda, baskin yiyenlere, binalarinda gaz bombasi soluyanlara haklarinin, özgürlüklerinin teslim edildigini görebilseydik..

Oysa ki, daha da sindirildiler, daha da susturuldular ve tamamen kafeslendiler.. Kendilerine yapilan zulümden ötürü, kendileri hüküm giydiler.. Kendilerini girtlaklamak isteyenlerle, yasam haklarina göz dikenlerle ayni örgütün mensubu olduklari IDDIASIYLA kafeslendiler.. Belleri bükülmüs, gözleri korkutulmustu.. Gecen üc senenin sonunda ufacik bir hücreye atiliverdiler, insanlik onurlari da ayaklar altina alinmis oldu..

Böylesi ancak fantastik filmlerde, en kötü kabuslarda olur derdim.. Asil ileri demokrasilerde olurmus, demokrasi 2.0. heyy yavrum heyy:**:

Cumhuriyetçiler artık polisten binalarında baskın yemeye, bina içinde gaz bombası solumaya başladı.. Akp'nin, çevresindeki medyanın ve işbirliği yaptığı cemaatlerin empoze ettiği devletçilik anlayışı, toplumun belirli bir kesimini zorbalıkla, kanunsuz bir şekilde ve pişkinlikle sindiriyor.. Tayyip Erdoğan açıklama yapıyor, polis cesaretleniyor.. Cemaat hedef gösteriyor, halk Ergenekoncu avlıyor.. 80'lerden önce halk içerisinde oluşan, olabildiğince hoşgörüsüz; düşünen toplumdan ve modern bireylerden korkan "Islamist-ülkücü" ittifakı, yeniden hortladı...

"Devleti düşünenlerden, fikrini ifade edenlerden korumak" yine moda.. Zihniyet olarak 30 senedir değişen hiç bir şey yok; bir tek 80 öncesinde bu görevi sağcı fanatik gençler üstlenirken, "devleti zorbalıkla koruma" artık modern techizat ile, meşru bir devlet görevini kullanarak veriliyor..

Kimse bana bu olayların münferit bir kaç arbede olduğundan, veya ortada derin bir provokasyon bulunduğundan bahsetmesin.. Dayak yiyenler, bina içerisinde üzerine gaz bombası yiyenler ayağında spor ayakkabısı, gözünde gözlüğü ile senede bir gün emeğin hakkını kutlamaya çıkmış, senin benim gibi insanlar.. En ufak bir provokasyon yok.. Ama saldırı emri var, günler öncesinde çıkarılan Sakarya olayıyla verilen gözdağı var, güç kimdeyse onu kudurtacak bir cepheleşme ortamı var.. Polisimiz ne kadar modern, ne kadar ultra-techizatlarla donatılmış, ne güçlü!!! Her sene 1 Mayıs'ta "Dünya Polis Günü" gösterisi yapmaya devam edeceklerse vay halimize..

Tam iki sene önce dikkat çekmeye çalıştığımız tehlikeler bir bir açığa çıkmaya başladı, daha da kötüsü hepimizi günün birinde terörist diye fişleyebilecek kadar azıtmaya başladı.. Aradan 30 sene geçiyor ama, hak sorgulayana, düşünene, kendinden olmayana zulmetme mantalitesi asla değişmiyor.. Sürekli bir demokratikleşmeden bahsediliyor ama ortada 1970'lerin demokrasisini bile yakalayamamış bir Türkiye var.. Kürtçe kaset satılabilmesi demokratikleşme için yeterliyse bilemem tabi..

Ergenekon Mazhi diye fişlenmemek adına, ülkemdeki demokratik ortama (!) gölge düşürmemek adına aşağıdaki videoyu koyuyorum ve artık susuyorum...:cry:

SEREFLI POLIS TESKILATIMIZI KIRLETENLER HESAP VERSIN ARTIK !!!

http://video.milliyet.com.tr/default.asp?id=260

Master
07-08-2011, 23:09
Yeni Şafak yazarı Prof. Dr. Hayrettin Karaman bugün yayımlanan “Tahammül mü hoş görmek mi” başlıklı köşe yazısında “Müslüman gibi yaşamayanlar için özel bölgeler yapılmasından” söz etti”



İşte Karaman'ın o yazısı...


Bir Müslüman imkanlar ve şartlar elverdiği takdirde İslam ahkâm ahlak ve âdâbının hakim olduğu, kimsenin aleni olarak bunları çiğneyemediği bir toplumda yaşamak ister. Yine imkan bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüdür.

İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- "onların aykırı filleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi" tedbirlere başvurulur.

Bir Müslüman yukarıda özetlediğim imkanlardan mahrum ise, çok dinli, çok kültürlü, çok ahlak anlayışlı bir toplum içinde yaşamak durumunda kalmış ise ne yapacaktır?

Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait olmadığına göre bunu yapamayacaktır.

Şartlar, ötekilerden ayrı bir mekana yerleşip orada kendi inancına göre yaşamaya elverişli değilse bunu da yapamayacaktır.

Geriye beraber, yan yana yaşama şıkkı kalıyor.

Şimdi bir apartmanda, bir sokakta, bir mahallede eşcinselinden sarhoşuna, nikahsız birlikte yaşayanından (zina edenlerden) kumarcısına, Müslümanları sevmeyenlerden düşmanına, sokakta sevişenden çıplağına... kadar birçok insanla yan yana yaşıyoruz. Peki dindar Müslümanların bu insanlara karşı iç ve dış tavırları ne olacaktır?

İç tavırdan başlayalım:

Müslüman bu davranışları asla beğenemez, bu fiillerden nefret eder, imkan bulsa düzeltme ve engelleme niyetini muhafaza eder.

Dış tavır olarak da dine, ahlaka ve âdâba aykırı davranışı çekinmeden, gözünün içine baka baka, meydan okurcasına sergileyen insanlara cesaret verecek, davranışlarını meşrulaştıracak tavırlardan sakınır. Onlar kötü halleri içinde iken en azından tebessümünü esirger.

Durum böyle olunca çoğulcu bir toplumda yaşayan Müslümanın farklı olanlarla zorunlu ilişkisinin adına ben ısrarla "hoşgörü" değil, "tahammül" diyorum.

Bu yazıma tepki gösterecekler, "bu ayrımcı, bölücü, birlik ve beraberliği zedeleyici" bir yazı diyecekler olacak; bunu biliyorum. Ama bir Müslüman, farklı olanlarla arasındaki farkın "farkında olmak" mecburiyetindedir ve dindarlık bakımından en önemli tehlike bu "farkında oluşun" ortadan kalkmasıdır. Şartlar öyle getirdiği için farklılığa tahammül ederek, kimsenin -düzen tarafından verilmiş- hak ve hürriyetine müdahale etmeden yaşamak başkadır, hoş olmayanı hoş görmek başkadır

Master
09-08-2011, 07:25
Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr

Süper tehlikeli bir yazı

HAYRETTİN Karaman Hoca Yeni Şafak’ta bir yazı yazdı.

Yazının özellikle şu bölümü önemli:
“Bir Müslüman imkânlar ve şartlar elverdiği takdirde İslam ahkâm, ahlak ve adabının hâkim olduğu, kimsenin aleni olarak bunları çiğneyemediği bir toplumda yaşamak ister. Yine imkân bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, adaba aykırı bir davranışa engellemek veya ıslah etmek maksadıyla müdahale etmekle yükümlüdür”.
Açıkça söylüyorum:
Hayrettin Hoca’nın bu yaklaşımı, “süper tehlikeli” bir yaklaşımdır.

Oruç tutmayana kötek atıldığının emarelerinin görüldüğü bir toplumda yaşıyoruz.
Böyle bir toplumda...
Saygın bir din âlimi, “Her Müslüman dine, ahlaka, adaba aleni olarak aykırı bir davranışa müdahale etmekle yükümlüdür” diye yazarsa...
O toplumda ortalığı “durumdan vazife çıkaracak” müminler kaplar.
Bu müminler, Hayrettin Hoca’dan “kapı gibi” fetvayı kapmış olmanın gönül rahatlığıyla raconu keserler.
Hem de kendilerine göre bir din, kendilerine göre bir ahlak, kendilerine göre bir adap tanımı yaparak...
Kimine göre mini etek adaba aykırıdır, kimine göre oruç vakti sigara içilmez, kimine göre erkeğin kulağına küpe takması dine terstir, kimine göre cuma vakti sokakta dolaşılmaz, kimine göre eşcinsel kovalamak ibadettir.
Ayrıca...
“Müdahaleyi gerektiren aykırılıklar” meselesi de gayet belirsizdir.
Mesela Hayrettin Hoca “müdahaleyi gerektiren aykırılıklar” diye bir liste çıkarsa bile işin içinden çıkamaz.
Çünkü o liste, “İslam’ın listesi” değil, “Hayrettin Hoca’nın listesi” olur.

Hayrettin Hoca yazısında “Nasıl bir müdahale?” sorusuna da yanıt vermemiş.
Bu durumda...
Müdahalenin biçimi de kişiden kişiye göre değişecektir.
Mesela adam...
- Munisse kibarca ikaz eder...
- Hafif sertse kaşlarını çatar.
- Ağır abiyse sopayla saldırır.
- Bitirimse bıçak çeker.
- İş bitiriciyse kurşun atar.
Hayrettin Hoca bize söyleyebilir mi acaba?
Hangi müdahale daha İslami?

Hayrettin Hoca şimdi çıkıp da “İyi ama ben ‘düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında’ diye bir çekince koydum” demesin.
Çünkü...
“Düzelteyim derken bozma ihtimali bulunup bulunmadığı” meselesi de fena halde belirsizdir.
Adamın biri “bozma ihtimalinin bulunduğunu” düşünür, diğeri ise düşünmez. Adamın biri sakınca görür, diğeri ise görmez.
Ne yani?
“Aykırı durumla karşılaşan mümin birey”, Hayrettin Hoca’yı arayıp “Hocam aykırı bir durumla karşılaştım, müdahale etmem halinde düzelteyim derken bozmuş olur muyum?” diye fetva mı isteyecek?
Peki tam da fetva istenirken “aykırı duruma yol açanlar elden kaçarsa” ne olacak?

Hayrettin Hoca “Ama ben İslam’da var olan ‘emri bil maruf’, yani ‘iyiliği emretme’ anlayışından söz ediyorum” diyebilir.
Bu tür bir savunma, işaret ettiğim belirsizliklerin doğuracağı sakıncaları ortadan kaldırmaz

Master
11-08-2011, 10:52
Yazdığı "Tahammül mü hoş görmek mi?" yazısıyla müslüman gibi yaşamaynlar için ayrı mekanlar öneren Yenişafak yazarı Hayrettin Karaman, yazısının yanlış anlaşıldığını anlatırken inanılmaz bir benzetme yaptı. Müslüman gibi yaşamayanlar için getto önermediğini söyleyen Karaman neyi kasteddiğini anlatmak için genelevi örnek verdi!...




o yazısı:

... Okuduğunu anlamayacak kadar cahil isen önce öğren sonra konuş. Anladığın halde saptırıyorsan, değiştiriyorsan senin ahlakla ilgili problemin var demektir.
Ben yazımda ne "gettolar yapılsın" dedim, ne de "Müslüman gibi yaşamayanlar için özel bölgeler yapılmasından" söz ettim. "İslam toplumunda –ki, İslamî devleti kastediyorum- bu, ahlaka ve dine aykırı fiiller için ayrı mekanlar ihdas edilebilir" dedim. Bunun demokrasilerdeki örneği, ayrılmış yerlerdeki genelevlerdir.