PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Haber ve Gelişmeler


alihoca
26-04-2006, 09:15
Güzel Dostlarım;

Bu başlıkta dilerseniz,
Yakın uzak gelecek için önemli gördüğümüz haber ve gelişmeleri toplayalım.

Sayggılarımla

alihoca
28-04-2006, 09:02
//ABD Kongresi üyeleri Ankara'ya Ermeni soykırımı iddiasını tanıması için çağrı yaparken, bir Kongre üyesi "AB üyeliğine soykırım şartı" çağrısı yapan mektubu imzaya açtıklarını duyurdu

ABD Temsilciler Meclisi çatısı altında, Ermeni derneklerinin girişimiyle düzenlenen "Soykırımı Anma" toplantısında, 29 Temsilciler Meclisi üyesi ile 3 senatör konuşma yaparak soykırım tezine sahip çıktı ve Türkiye'yi ağır bir dille eleştirdi.
Senatör Robert Menendez, "ABD yönetimi Ermeni soykırımını resmen tanımalıdır. Türkiye'nin müttefikimiz olduğunu iddia edenler şunu bilmeli ki, belki Türkiye müttefik olsa bile, hiçbir müttefik bize yalan politikası dayatmamalı" dedi. Senatör Paul Sarbanes ise soykırım iddiasını tanıyan Avrupa ülkelerini tek tek saydı ve "Başka ülkeler gerçeği konuşabiliyorsa, bizim ülkemiz de konuşabilmeli" diyerek,

Amerikan Dışişleri'nin "soykırım" tezini resmen benimsemesini istedi.//
Yasemin ÇONGAR/ABD

Master
30-04-2006, 18:46
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Edirne 2. Olağan İl Kongresi'nde, ''Benim vatandaşım bu kongreye geliyorsa, başı örtülüsüyle, başı açığıyla el ele, yan yana, omuz omuza AK Parti'nin kongresi yapılıyorsa, bu, milletin ta kendisidir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, AK Parti Edirne 2. Olağan İl Kongresi'ne katıldı. Kongrenin yapıldığı Mimar Sinan Kapalı Spor Salonu'na gelişinde partililer tarafından alkış ve tezahüratlarla karşılanan Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'de önemli ilklere imza attıklarını ve büyük reformlar gerçekleştirdiklerini söyledi.

Erdoğan, ''Türkiye'de çakılı bir tek çivisi bulunmayanların'' kendilerini sürekli eleştirdiğini belirtti. Çağdaşlık ve modernliğin ülkeye hizmetle olduğunu ifade eden Erdoğan, bir gazetede yer alan fotoğrafı ve sözleri eleştirerek,
şunları söyledi:

''Bugün bir gazete manşet yapmış. Söylemek zorundayım. 'AK Parti Kars Kongresi'nde haremlik-selamlık' diyor. Ne yapmak istiyorsun sen? Ne demek o? Benim hanım kardeşim bu kongre salonuna gelmiş, nerede isterse orada oturur. Sana ne ya, ayıptır ya... Yani sen nasıl talimat verirsen öyle mi oturacak? Bunu anlamak mümkün değil. Bu ne biçim gazeteciliktir, ne biçim gazetecilik anlayışıdır. Ne yapmak istiyorsun? Hani özgürlükler, hani demokrasi? Bunun için Edirne İl Kongresi'nde de hanım kardeşlerim istedikleri yere gelmiş oturmuşlar. Eee Milliyet Gazetesi, gel şimdi bakalım onu da resmet.''

''O DEVİRLER BİTTİ''

''Ülkeyi karıştırmanın, ülkeyi bölmenin, ayırmanın, bir yerlere kendine göre sinyal vermenin anlamı nedir?'' diye soran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''O devirler bitti. Bırakın bu işleri. Halkın onuruyla, halkın iradesiyle, halkın özgürlük anlayışıyla bir kongreye gelme cesaretini gösteren halka, yer biçme gibi bir hakkınız yok. Bunu yapamazsınız. Benim vatandaşım bu kongreye geliyorsa, başı örtülüsüyle, başı açığıyla el ele, yan yana, omuz omuza AK Parti'nin kongresi yapılıyorsa, bu, milletin ta kendisidir. Burada millet var. Burada sipariş üzerine toplanmış bir ekip yok. Burada sipariş yok. Burada millet var. Ve benim bütün arzum oydu zaten...

Ben diyordum ki AK Parti'nin yürüyüşünde başörtülü kardeşim, başı açık kardeşi ile eğer el ele, omuz omuza siyaset yapıyorsa, bu millete hizmet yolunda koşuyorsa, bunu gördüğüm gün kendimi mutlu hissedeceğim. Burada ayrımcılık yok. Bu bir onurlu duruştur. Bu bir onurlu ayağa kalkıştır.''

Erdoğan'ın bu sözleri üzerine salonda bulunan partililer hep birlikte ayağa kalkarak, ''Türkiye seninle gurur duyuyor'' sloganı attılar. ''Ben sizle gurur duyuyorum'' diyerek partililere cevap veren Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''İnşallah el ele, omuz omuza, ülkemde bölücülük kaygısı içine girenlere siz fırsat vermeyeceksiniz. Siz gönlünüzü herkese açacaksınız. Zorlaştırmayacaksınız, kolaylaştıracaksınız. Hani Mevlana kültüründe, 'Ne olursan ol, yine gel' diyor ya, bizim kapımız küskünler, dargınlar kapısı değil. Kinin, nefretin çatısı altında olduğu bir kapı değil. Bu kapıda dostluk, barış, dayanışma, yardımlaşma var. Türkiye'nin, aydınlık yarınlara koşması var.''

Minik Yorum : Şu Demokrasi okulda YOK OLDUĞU öğretilince kim dedimi hep gülümserim....

account
01-05-2006, 11:49
01.05.2006 / Yiğit Bulut / Yorum





Türk Devleti'nden milyar dolarlık ihale eden Alarko, Türkiye’yi Avrupa’da mahkum ettirerek çok büyük bir hata yaptı. Bu parayı Mehmetçik Vakfı'na veya Şehit Aileleri Vakfı'na bağışlayıp, yanlış bir adım attığını beyan ederek Türk halkından özür dilemeli.



Başlığı görünce "olumlu mu yoksa olumsuz mu” devam edeceğini merak ediyorsanız, lütfen okumaya devam edin.

İlk etapta son 3 gün içinde internet siteleri ve gazetelerde yer alan “Alarko ile ilgili” haberi sizlere aktarmak istiyorum.

* “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Alarko Grubu'na bağlı Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri'nin açtığı davada, Türkiye'nin "hakkaniyete uygun tazminat ödemesine" gerek görüldüğünü açıkladı. Türkiye, karar gereği şirkete 6 milyon 100 bin euro tazminatın yanısıra 10 bin euro tutarındaki mahkeme masrafını da ödeyecek Bu rakam AİHM'in Türkiye'ye verdiği en büyük tazminat cezası olacak. Türkiye daha önce Loizidou davasında 1.1 milyon euroluk tazminata mahkum edilmişti. İstanbul'da Orman Fakültesi yakınlarında villa inşa etmek isteyen Alarko, 4 bin 300 dönümlük arazinin istimlak edildiği ve buna karşılık ödenen paranın normal değerinin altında olduğu gerekçesiyle AİHM'de dava açmıştı. Şirket, yaklaşık 60 milyon dolarlık maddi tazminat talep etmişti.”

* "AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye aleyhine açılan 5 davayı karara bağladı. AİHM’den yapılan açıklamada, Alarko Grubu'na bağlı Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş’nin açtığı davada, Türkiye’nin "hakkaniyete uygun tazminat ödemesine" gerek görüldüğü belirtildi. Türkiye, karar gereği 6 milyon 100 bin euro tazminat ödeyecek. İstanbul’da Orman Fakültesi yakınlarında villa inşa etmek isteyen başvuru sahibi şirket, 4 milyon metrekarelik arazinin devlet tarafından istimlak edildiği ve buna karşılık ödenen paranın normal değerinin altında olduğu gerekçesiyle AİHM’de dava açmıştı. Şirket, yaklaşık 60 milyon dolar tutarında maddi tazminat talep etmişti. AİHM, 2003 yılında başvuruyla ilgili aldığı karada, mal ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 1. protokolünün 1. maddesinin ihlal edildiği görüşüne varmıştı. Türkiye, 10 bin euro tutarında mahkeme masrafını da ödeyecek.”



Devletten en fazla ihale alan şirket Alarko
Haberi okudunuz ve kendi yorumlarınızı yaptınız. Bu noktada ben kendi yorumuma geçmek ve öncesinde başlığı yeniden geniş bir biçimde tekrar etmek istiyorum; “Bravo ALARKO, Türkiye’yi, Türk Devleti'ni Avrupa’da mahkum ettirdin ve 6 milyon Euro kazandın”...

Değerli dostlar, bu konuya neden bu şekilde tepki verdiğimi sizlere aktarmak istiyorum. Herkesin, şirket veya birey olarak hukuken hakkını aramasına sonuna kadar taraftarım. Taraftarım ama bu Türk Devleti'ni Avrupa’ya şikayet etme noktasına geldiğinde “hukuk aramaktan” çıkıyor ve başka bir boyuta geçiyor. Üstelik bunu son 15 yılda Kamudan (Devletten) en fazla ihale alan şirketlerden biri olan Alarko yapıyorsa.

Daha açık yazayım; kardeşim, sen kamudan milyar dolarlık ihale alacaksın sonra da birkaç milyon euro kazanmak için, sana milyar dolar ödeyen Devleti Avrupa’ya şikayet edeceksin. Bu kabullenilmesi mümkün bir davranış değil.



Bu noktada Alarko’nun aldığı bazı ihaleleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

* Ankara-istanbul hızlı tren projesi

* İstanbul Metrosu’nun bir bölümü

* Melen Terfi Deposu Kıncıllı Sırtı Arası İsale Hattı

* İgdaş-Başak konutları (bazı bölümler)

* Cevizli, Sarmaşık I ve sarmaşık II santralleri

* Samsun-Çarşamba havalimanı

* Tüpraş’ta yenileme ihaleleri



Hızlı trende ihale bedeli yüzde 50 artırıldı

Burada saymaya sayfaların yetmeyeceği onlarca irili ufaklı ihale daha var...

Peki bunların toplam değeri ne kadar? Milyarlarca dolar. Evet, yanlış okumadınız, milyarlarca dolar.

Bu noktada örnek olması açısından oldukça ilginç bir hikayesi olan TCDD’nin hızlı tren projesini resmi internet sitesinden alıntılar ile örneklemek ve bir de soru sormak istiyorum. İşte TCDD’nin resmi duyurusu: “ALSİM-ALARKO liderliğinde İspanyol OHL Firması ile oluşan konsorsiyum tarafından yapımına başlanılan 1.etabın sözleşme bedeli+sigorta primi olmak üzere toplam 459 milyon EURO'dur. Ancak, hızın 200 km/s'den 250 km/s çıkması ve mevcut hattın korunması nedeniyle meydan gelen keşif artışları ile birlikte yaklaşık maliyet 629 milyon EURO olarak hesaplanmıştır. Projenin 1.Etabı olan Eskişehir Esenkent arasının Eylül/2006 sonu itibariyle bitirilmesi planlanmaktadır...”

Gördüğünüz gibi sadece bir hattın ihale bedeli 629 milyon euro yani milyar dolara yakın. Bu noktada “6 milyon euro için Avrupa kapılarında koşan Alarko’ya aynı hassasiyet içinde soralım, nasıl oldu da 459 milyon euro olarak belirlenen ilk bedel bir anda 629 milyon euro’ya çıktı?

Sonuç: Türk Devleti'nden milyar dolarlık ihale eden Alarko, Türkiye’yi Türk mahkemelerinde kazanamamasına rağmen Avrupa’da mahkum ettirerek bana göre çok büyük bir hata yaptı. Bu parayı Mehmetçik Vakfına veya Şehit Aileleri Vakfı'na bağışlayıp, yanlış bir adım attığını beyan ederek Türk halkından özür dilemeli. Umarım bu durum, şirketin sahiplerinin genel politikası sonucu değil, orada çalışanların hatası sonucu ortaya çıkmış bir dinamiktir.

Son soru: Ulaştırma Bakanı'na, TCDD Genel Müdürü'ne ve Alarko yetkililerine soruyorum; hızlı tren hattındaki bedel nasıl oldu da bir anda yüzde 50’ye yakın arttı?

AnnE
17-05-2006, 12:24
Erdoğan Danıştay İkinci Daire'nin kararını kınamıştı

ANKARA(ANKA)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, saldırıya uğrayan Danıştay İkinci Dairesi’nin türbanlı öğretmenle ilgili verdiği kararı şubatın ilk günlerinde eleştirmiş ve kınamıştı. Erdoğan bir çiftçiye çıkışmasıyla da hatırlanan Mersin gezisinde Danıştay’ın sokakta türban takmakla ilgili kararının "din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlama" olduğunu belirterek, "Ben özgürlüklerin egemen olduğu bir ülkenin Başbakanı olarak bu kararı kınıyorum" demişti.
AKP Mersin Merkez İlçe İkinci Olağan Kongresi’ne katılan Başbakan Erdoğan, Salona gelişi sırasında bir çiftçi tarafından protesto edilmişti. Erdoğan çiftçiyle tartışmıştı.

"DANIŞTAY KARARI DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNE KISITLMA"
Başbakan Erdoğan, Danıştay’ın türbanlı bir öğretmenle ilgili verdiği ve kamuoyunda kamusal alan tartışmalarına yol açan kararıyla ilgili olarak tepki dolu sözler sarf etmişti.
Erdoğan, "Özgürlükler noktasında Danıştay’ın almış olduğu bir karar var. Bu kararı ben hukuk içerisinde tanımlayamıyorum" diyerek konuşmasını şöyle sürdürmüştü:
"Bir anaokulu öğretmenine, ’Öğretmenlik yaparken başın açık olacak, dışarıda da başın açık olacak’ deme hakkına kimse sahip değildir. Bu anlayış hiçbir hukuk anlayışı içinde tanımlanamaz. Kalkıp da vatandaşımızın din ve vicdan özgürlüğünü kimsenin kısıtlama hakkı yoktur. Ben özgürlüklerin egemen olduğu bir ülkenin Başbakanı olarak bu kararı kınıyorum. Bu ülkenin Başbakanı olarak, bu ülkenin bir evladı olarak, karar verildiği için bu yorumu yapıyorum.
Yapmak zorundayım. İnsanın özel alanı vardır. Kamusal alan vardır. Bir de kamu alanı vardır. Bunlar evin içine de karışacaklar. Türkiye yol geçen hanı değildir.
Artık biz bu ülkede gerginlikler olmasın, birileri nemalanmasın diye sabrediyoruz. Bu ülkede böyle bir zemini hazırlama gayreti içerisine girmesinler. Burada özellikle milletin bir vekili olarak, milletin duygularına tercüman olarak konuşuyorum. Ama ben yargı makamı değilim."

AnnE
17-05-2006, 12:44
yorum mu ?

http://i44.photobucket.com/albums/f25/avrogida/8839.jpg

AnnE
17-05-2006, 12:56
arkadaşlar arazi :
http://www.vakit.com.tr

Süvari
17-05-2006, 14:48
Karara şerh koyan üye ağır yaralanmış.
Tuhaf dünya

Master
28-05-2006, 11:48
Halkın dediği olmaz TÜRK sağının ürettiği


TÜRK sağının ürettiği dogmaların, palavraların en birincisi: "Halkın dediği olur!" Hayır halkın dediği olmaz.
AKP de "Halkın dediği olur" diyor.

Hangi halk?

"Halkın dediği olur" demek, "seçmen kitlesinin tamamının dediği olur" demek anlamında ise ortada herhangi bir sorun yok.

Ama amaç iktidar partisine oy verenler ise ortada büyük bir demokrasi sorunu var.

AKP’nin "Halkın dediği olur!" demesi, diktatorya hevesinden başka bir şey değil.

MİLLET İRADESİNE SAYGI GÖSTERMEK

Haydi hep birlikte AKP ile hesaplaşalım:

Bu partinin ileri gelenleri ve TBMM Başkanı sık sık "Halkın dediği olur!", "Millet iradesine saygı göstermek gerekir" derler. Bunun anlamı şudur: İktidar biziz, bizim dediğimiz olur.

Böyle bir düşünce tarzının ne doğrudan demokrasiyle ne de temsili demokrasiyle ilişkisi vardır. Düpedüz dikta kokan bir düşüncedir bu.

Meclis çoğunluğu bir iktidara ancak Anayasa’ya uygun işler yapma izni verir. Bunun dışında hiçbir iktidar millet iradesinin tamamını, halk oyunun tümünü temsil etmez. Bunun için de kendi iradesini halkın iradesinin yerine koyamaz.

ANAYASA VE YASALAR...

AKP, TBMM’de ezici bir çoğunluğa sahip. Ama bu ezici çoğunluğun arkasındaki oy desteği yüzde 33, nüfus desteği ise yüzde 25. Demek ki AKP, millet iradesinin yüzde 25’ini temsil ediyor. Bu nedenle hiçbir icraatını, "Halk bunu böyle istiyor!" diye savunamaz. Halkın ancak yüzde yirmi beşi istiyor olabilir. Bu da şu anda değişmiş durumdadır.

Aslına bakarsanız, bu noktadan sonra "Halk böyle istiyor!" savunması da saçma. Çünkü bakalım Anayasa ve yasalar böyle istiyor mu, böyle olmasına izin veriyor mu?

Bir zamanlar biri "Halk isterse ne laiklik kalır ne bir şey!" demişti. Yanlış anımsamıyorsam bu biri Recep Tayyip Erdoğan idi.

Bu çok ince ve karmaşık bir noktadır. Çünkü halkın yüzde doksan dokuzunun referandumda onayladığı Anayasa’ya aykırıdır. 1980 Anayasası’nın askeri rejim tasarısı olması da hiçbir şeyi değiştirmez. Değiştirilinceye kadar bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasıdır.

Ve bu Anayasa’nın 4. maddesine göre:

"Anayasa’nın 1. maddesindeki devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2’nci maddesindeki Cumhuriyet’in nitelikleri ve 3’üncü madde hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."

DENEMEKTE YARAR VARDIR

Ama bir sivri akıllı çıkıp "O zaman 4. maddeyi kaldırıp sonra işimize bakarız" da diyebilir bu memlekette. Böylece akıllarına hiç gelmemiş olabilecek bir olanak da sunmuş olabilirim kendilerine. Bir denesinler, denemekte bir yarar var.

Yukarıdaki hesapları bir yana bırakalım, Anayasa’nın ilk dört maddesi de halkın dediğinin olmayacağının en kestirme kanıtı.
Demokrasi, tuhaf incelikleri olan bir rejim. Anlamayanlar bunu anladığı zaman ülke huzur bulacak! Özdemir İNCE

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4486244.asp?yazarid=72&gid=61

Mazhi
07-06-2006, 10:53
*ankara 9. AĞir Ceza Mahkemesİ, Necmettİn Erbakan'in, Kayip Trİlyon Davasinda AldiĞi Cezayi Konutunda Çekmesİne Karar Verdİ... (07/06/2006 - 10:43:32)

Mazhi
07-06-2006, 10:58
Özdemir İnce

Orhan Velinin "ezan" yazısı

14 Mayıs 1950: Demokrat Parti, seçimde kullanılan oyların yüzde 53’ünü alarak, 487 milletvekilliğinin yüzde 86’sını kazandı.

2 Haziran: Adnan Menderes hükümeti güvenoyu alarak göreve başladı.

16 Haziran: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırıldı.

18 Haziran: Türkiye’nin ekonomik durumunu incelemek ve bir program hazırlamak üzere Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası heyeti geldi.

18 Haziran’ın ne anlama geldiğini daha sonra yazacağım. Ama 16 Haziran’ın ne anlama geldiğini bir başka şairin, Orhan Veli’nin kaleminden aktaracağım. Aşağıda okuyacağınız yazı 15 Haziran 1950 tarihli "Yaprak" dergisinde yayınlandı:

YAPRAK DERGİSİ’NDEN

"İlk Demokrat Parti hükümetinin ilk ele aldığı meselelerden biri de bu ezan meselesi oldu. Sebebi meydanda: En mühim iş buydu çünkü. Bir hafta daha ezan dinlemeye tahammülümüz kalmamıştı. Ezan hemen Arapça’ya çevrilmese hep birden ölecektik.

Ne hayat pahalılığının önemi vardı, ne de elimizi kolumuzu bağlayan kanunların. Ne köylünün kalkındırılmasını düşünmek gerekiyordu, ne okulları arttırmak, ne yurdu onarmak. İlk üstünde durulacak iş şu, memleketi felakete götürmek üzere olan ezan işiydi. Demokrat Parti’yi de hemen bu işi halletmesi için iktidara getirmiştik zaten.

Şaka bir yana, bu olay basınımızda türlü yankılar, türlü tepkiler uyandırdı. Bizim söyleyeceklerimiz söylenenlere pek bir şey eklemeyecek. Bununla beraber, biz de düşündüklerimizi gelecek nesillere vesika halinde bırakmak istiyoruz. Onun için birkaç cümle söyleyeceğiz:

Ezanın Türkçe okunması Atatürk’ün sağlığında, Atatürk’ün isteği ile kanunlaşmış olmasaydı da ezan Arapça okunsaydı bugün ezan meselesi diye bir meselemiz belki de olmayacaktı. Bu konuda belki bugün düşündüklerimizi düşünmeyecektik. Ama ileriye doğru olduğundan şüphe etmediğimiz bir karardan geriye dönülünce iş değişiyor. Salt bir ezan meselesi olmaktan çıkıyor iş. Daha bir sürü geriliğin başlangıcı, daha bir sürü geriliğe göz yummanın işareti oluyor. Bu düşüncemizin doğru olup olmadığını anlamak için belki de biraz beklemek gerekecekti. Ama ona hacet kalmadı. Başbakanın demecini duyar duymaz sarıklar cüppelerle sokaklara uğrayan softalar düşüncemizin doğruluğunu çabucak ortaya koydu. Sarıkla cüppeyi mühim saymayalım. Ama işin bu kadarla kalmayacağına da kalıbımızı basabiliriz. Daha neler olabilir diye düşünüyoruz da aklımıza şunlar geliyor:

İşte ramazana giriyoruz. Oruç yemenin kafirlik olduğunu düşünen kimseler tarafından pekala taşa tutulabiliriz. O kimseler çoğalabilir. Kafirlik sayacakları işler oruç yemeden ibaret kalmaz. Memleket yararına görmek istediğimiz işler bugün nasıl komünistlik oluyorsa, o gün kolayca kafirlik olur. Milli heyecan’ın yerini dini heyecan alır. Hükümet o heyecanı yatıştırmaktan acizdir. Dini heyecan her istediğini yapmaya başlar. Sonu neye varır bu işlerin? Görmek istemeyiz ama herhalde çok kötüye.

Ezan meselesi tek başına bir şey değil. Mühim olan, sonu. Şaşıp üzüldüğümüz nokta da sayın başbakanın böyle tehlikeyi görememiş, düşünememiş olması." (Orhan Veli, Şairin İşi, YKY, S. 271-272)

BÜYÜK ŞAİR OLMAK

Büyük şair olmanın bir koşulunun da günün önünü görmek olduğunu Orhan Veli’nin bu yazısı bize kanıtlamaktadır. (Devam edecek.)

alihoca
28-05-2007, 14:53
DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk,
Radikal İki’de yayımlanan, "Sevr travması ve Kürtlerin empatisi" başlıklı yazısında,

I. Dünya Savaşı’nın en onur kırıcı anlaşmalarından biri olan Sevr’in Türk-Kürt çatışması üzerinden yeniden kurgulandığını ve ABD’nin Irak işgalinin de bu kaygıyı beslediğini söyledi. Türkiye’deki ve Irak’taki Kürt sorununun emperyalist müdahalelere açık hale gelmesinin Sevr endişesini artırdığını da kaydeden Tuğluk, "Burada bizim açımızdan sorulması gereken, Kürtlerin tavrının ne olacağıdır. Bize göre Türk halkının korku ve kaygıları ciddi düzeyde gerçekçidir, anlaşılmaya değerdir. Türk halkı tekrar Sevr tehlikesine benzer bir durumla karşı karşıyadır tespitini rahatlıkla yapabiliriz. Ve bu tehlikenin temasında Türk-Kürt çatışması kurgulanıyor. Söz konusu travma Kürt olgusunda odaklanıp sürdürüldükçe, bu her türlü istismara açık ve uygun bir ortamı canlı tutar ve gerçek tehlike nedeni olur" dedi.

Tuğluk, Misak-ı Milli’nin Kürt sorunun çözümünde olmazsa olmaz unsurlardan birisi olduğunu da vurgulayarak şöyle devam etti: "Kürt olgusunun bölücülüğe kaynaklık ettiği iddiası, resmi ideolojinin yaygınlaştırdığı bir korku olsa da, toplumun usunda yer edindi ve bu toplumsal algı adeta gelenekselleşti. Emperyalistlerin Kürtlere dayalı politikası Irak işgaliyle derinleşince, Sevr travması da kendisini sürekli güncelleme ortamına kavuştu. Burada Kürtlerin gayet açık ve samimi olması gerekiyor. Şu önkabulle başlangıç yapılabilir: Misak-ı Milli sınırlarını mutlak suretle koruyarak Kürt sorununa çözüm bulunmalıdır. Emperyalist müdahalelere güvenmeden ve de gerçeklik dışı olmayan açılımlarla çözüm arayışı gerekiyor."


TÜRKLER-KÜRTLER DOĞAL MÜTTEFİKTİR

Türklerle Kürtlerin birbirinin en doğal müttefiki olduğunu da hatırlatan Aysel Tuğluk, Kuzey Irak’ın da Misak-ı Milli’nin bir parçası olduğunu vurgulayarak, "Sevr korkularının objesi Kürtler olmamalıdır. Komşu ülkede yaşananlar Türkiye’deki gerçeklikle örtüşmüyor. Zaten başka bir boyuttan bakılırsa orası da Misak-ı Milli sınırlarındadır. Bu işgalci bir yaklaşım değil, samimi ve gönüllü bir kucaklaşma olacaktır.

Burada Kemalist aydınlara büyük görevler düşüyor. Bu kesimler unutmamalılar ki; korkular canlandırılıp iki toplum birbirine geriye dönüşümsüz düşman edilmek isteniyor. Söylemler buna hizmet etmemeli. Kürtler de bu durumu çağrıştırıp, korkuları anımsatan fotoğraflarda yer almamalı" dedi. Aysel Tuğluk, yazısında şunları da yazdı:

"Kan ve gözyaşı acıları büyütüyor. Şiddet ortamına hemen son verilirse harcanan enerji ülkenin birliğini korumak için yoğunlaştırılabilir. Burada dikkat çekmesi ve üzerinde durulması gereken husus, Türklerin Kürtlerin nezdinde sömürgeci ve despot, Kürtlerinse Türklerin nezdinde bölücü ve barbar olarak görülmesinin, bu tüm sıfatları kendinde barındıran Batı emperyalizminin işi olduğudur. Bu bakış açılarında direnmek Türkiye’yi bölünmeye, Kürtleri ise sömürülmeye götürecek esas neden olacaktır. Her iki toplum karşılıklı duygudaşlık kurabilirse geçmiş hatalar unutulup çözüme kavuşturulabilir (...)

Bu ülkenin Kürt-Türk diye bölünmesinin maddi, psikolojik altyapısı asla oluşmadı. Emperyalist ülkeler kendi aralarında ilk kez biraraya gelip kalıcı hukuki, sosyolojik temelleri sağlam birliktelikler kuruyorlar. Oysa tarihleri kanlı çatışmalarla dolu. Bizler de aynı şeyleri kendi aramızda başarabiliriz. Yeter ki bize dayatılan kitle psikolojisiyle düşünmeyelim."

Atatürk ölümsüzdür
Aysel Tuğluk, Atatürk’le ilgili olarak da şunları yazdı: "Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir. Türk halkının ortak bilincinde Sevr ve büyük kurtarıcı imgesi çok güçlü bir enerjiyle ortaya çıkmaya başladı."

Ramo
28-05-2007, 23:32
Hakkında mali yolsuzluk iddiaları bulunan Japonya Tarım Bakanı Toshikatsu Matsuoka (62) intihar etti.


Hakkında mali yolsuzluk iddiaları bulunan Japonya Tarım Bakanı Toshikatsu Matsuoka (62) intihar etti. Evinde bilincini kaybetmiş olarak bulunan Matsuoka'nın öldüğü bildirildi.

Japonya haber ajansları ve televizyon kanalları, bakanın kendini asarak intihara teşebbüs ettiğini, doktorların kalbi duran bakanı yeniden hayata döndürmeye çalıştıklarını duyurmuşlardı.

Hakkında mali yolsuzluk iddiaları bulunan Matsuoka, bu iddiaları ısrarla reddediyordu.

Bakanın, bugün öğleden sonra hakkındaki iddialarla ilgili olarak bir meclis komisyonuna ifade vermesi bekleniyordu.

Japon basınında çıkan haberlerde, bakanın bir dizi mali skandala karıştığı belirtilmiş, kirasız oturduğu bürosu için büyük miktarda harcama yapılmış gibi göstermesinin de bunlar arasında bulunduğu kaydedilmişti. Matsuoka ise iddiaları reddetmişti.

Habertürk
Minicik Yorum:Pastorize Yumurta eyidir.

AnnE
03-07-2007, 00:11
-isvec'teki Bir Otoyolda Olu Deve Bulundu

Stockholm (a.a) - 02.07.2007 - Isvec'in Guneydogusundaki E22 Otoyolunda
Bulunan Olu Deve Saskinlik Yaratti.
Tt Haber Ajansina Konusan Isvec Polisi, Karlskrona Yakinlarindaki
Otoyolda Olu Deve Goruldugune Dair Bir Ihbarda Bulunuldugunu Ve
Kendilerine Saka Yapildigini Sandiklarini, Ancak Devriye Ekibinin
Bolgeye Gitmesiyle Sasirtici Gercege Sahit Olduklarini Soyledi.
Polisin, Olagan Disi Olayi Arastirmaya Devam Ettigi, Yaralarina Gore
Devenin Bir Karavandan Dustugunun Ve Aracin Arkasindan Bir Sure
Suruklendiginin Tahmin Edildigi Belirtildi.
Olayin, Hayvana Yonelik Siddet Sucu Kapsaminda Ele Alindigi Ve Sahibinin
Arandigi Kaydedildi.
(ap-cag-tem)

20:27 02/07/07

--aa--