PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Sağlığımıza dikkat


dentist
29-03-2006, 21:28
Londra'daki King College Hastanesi Yaşlanma Bilimi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, vücudumuzun bize hayatımızı kurtaracak tam 15 ipucu verdiğini ortaya koydu.
Sağlıklı yaşam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra'daki King College Hastanesi Gerontoloji (yaşlanma bilimi) Enstitüsü'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale, "Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz " diyor ve ekliyor: "Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor.
"Prof. Wale'ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Wale'nin "İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu" dediği test şöyle:

1.Tırnaklar :
Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yada; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.

2. Nefeslerinizi sayın :
Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

3. Gözler :
Aynada gözlerinizden birine bakın. İris'in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

4. Avuç içinize bakın :
Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.

5. Hafıza kontrolü :
Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karşılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.

6. Kas kontrolü :
Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa,kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.

7. Görünüş :
Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün.
Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.

8. Tiroit misiniz? :
Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda birşeye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.

9. Düz yürümek :
Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.

10. Doğum kilonuz :
Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

11. Beliniz kalın mı? :
Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.

12. Tuvalet sıklığı :
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.

13. Nabız kontrolü :
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.

14.Dişlerinizi fırçalayın :
Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.

15. Parmak uzunluğu : İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.


16. Ayak bilekleri :
Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Master
17-04-2007, 22:35
Kafeinin tansiyona ya da adet öncesi sendroma etkisi var mı? Kalp ve mide için
zararlı mı? Baş ağrısı veya bağımlılık yapar mı? Uykuya, mesane sorunlarına, panik
atağa etkisi ne? Herşeyden önce psikolojik bir canlandırıcı olan kafeinle ilgili
yapılan araştırmalardan çıkan sonuçlar...


Yakın zamanda yapılan bir araştırma, hamileliğin ilk dönemlerinde kafein
kullanımının düşük tehlikesini artırdığını gösterdi. Journal of American Medical
Association (JAMA)da yayınlanan araştırmada, hamileliklerinin ilk üç ayında düşük
yapan 550 İsveçli kadın incelendi ve elde edilen veriler düşük yapmayan 950
kadınınkilerle karşılaştırıldı. Sonuçta, günde 1-2 fincan kahve içen kadınlara
düşük yapma riskinin hiç içmeyenlere kıyasla yüzde 30 daha fazla olduğu gözlendi.
Kahve tüketimi günde 4 fincana çıktığında risk yüzde 40'a yükseldi. Günde beş
fincanın üzerinde kahve içenlerde ise yüzde 220 oranında bir artış hesaplandı.


Bu duruma neden olan faktörler bilinmemekle birlikte, hamile kadınların
metabolizmalarının kafeini çok daha yavaş özümsediği biliniyor. Plasentaya nüfuz
eden kafein, korunmasız olan fetus üzerinde toksik bir etki yaratıyor.


Hamile kalmaya çalışanlarda da kafeinin olumsuz etkisi olduğu biliniyor. Daha önce
yapılan çeşitli araştırmalar, günde 2,5 fincanın üzerinde kahve içen kadınlarda
kısırlık oranının daha yüksek olduğunu göstermekteydi. Bu nedenle bebek sahibi
olmak isteyen kadınlara, bir süreliğine kahveden uzak kalmaları tavsiye ediliyor.


Amerikan İlaç ve Gıda İdaresi'nin bu konuda resmi bir açıklaması bulunmamasına
karşın, gebelik süresinde kafeinden mümkün olduğunca kaçınmak akıllıca olacaktır.


Ne Kadar Kafein Alıyoruz?
İstatistiklere göre kadınların günlük ortalama kafein tüketimi 280 mg olarak
ölçülüyor. Bu miktar, 2-2,5 fincan kahveye eşdeğer. Kafein tüketiminin büyük kısmı
kahveden kaynaklansa da, yegane kafein kaynağı kahve değil; karbonhidratlı
içeceklerde de önemli oranda kafein bulunuyor. Yine çay da önemli bir kafein
deposu; rengi koyulaştıkça içerdiği kafein miktarı artıyor. Şirketler, kafeini
tadı için kullandıklarını söyleseler de, araştırmalar asıl nedenin bağımlılık
yaratması olduğuna dikkat çekiyor.


Hangi içecekte ne kadar kafein var?
Filtre kahve - 135 mg
Hazır kahve - 95 mg
Espresso - 50 mg
Kafeinsiz kahve - 3 mg
Kola - 46 mg
Portakallı gazoz - 40 mg
Gazoz - 54 mg
Demlenmiş çay - 35 mg
Yeşil çay - 25 mg
Poşet çay - 25 mg
Sütlü kakao - 8 mg
Kahveli dondurma - 85 mg
Bitter çikolata - 31 mg


Kafein Sağlığa Zararlı mı?
Kafeinin kanser riskini artırdığına ilişkin hiçbir kanıt bulunmuyor. Ancak kanser
denildiğinde kadınların ilk aklına gelen kanser türlerinden bir meme kanseri; ve
kafeinin meme dokusunu etkileyerek kist oluşumuna neden olduğu yolunda söylentiler
dolaşıyor.


Kafein almayı bıraktıktan sonra kendilerini daha iyi hissettiklerini söyleyen
hastalar yok değil. Öte yandan Amerikan Beslenme Derneği tarafından yürütülen bir
çalışma, kafeinin göğüs dokusu üzerinde herhangi bir etkisi bulunmadığını
gösteriyor.


Ancak bu konuda da tam bir görüş birliğine varılmış değil. Daha eski araştırmalar,
günde 500 mg'ın üzerinde - beş fincandan fazla kahveye eşdeğer - kafeinin kist
oluşumu riskini artırdığını göstermekteydi. Bu durumda verilebilecek en akla yakın
tavsiye, kist oluşumuna yatkın olan ve göğüslerinde ağrı ve şişlik hissedenlerin
kafein tüketimini sınırlandırmaları olabilir.

Kemik Erimesine Yol Açar mı?
Kafeinin vitamin ve minerallerin (özellikle de kalsiyum ve demir) emilimini bloke
ettiği biliniyor. Ayrıca diüretik etkisi nedeniyle kalsiyum depolanmasına olumsuz
etkide bulunuyor; zira kalsiyum idrar yoluya da dışarı atılıyor.

Bu noktada, fazla kafein tüketiminin kemik yoğunluğunu azalttığını düşünmek akla
yakın. Öte yandan Penn State College'de yapılan yeni bir çalışma, normal kafein
tüketiminin kemik erimesine neden olmadığını gösteriyor. Amerikan Ulusal
Osteoporoz Derneği de, kafein ve kemik erimesi arasında herhangi bir ilişkiye
rastlanmadığını bildiriyor.

Bu konudaki endişelerin hedef kitlesi elbette ki yetişkinler. Süt yerine kafeinli
içecekler kullanmaya alışkın olan yetişkin nüfus, yeterince kalsiyum alamıyor. Bu
durumda sütlü kahve içmek, mantıklı bir çözüm olabilir ve ihtiyaç duyulan
kalsiyumu sağlayabilir.

Kafeinin Tansiyona Etkisi Var mı?
Kafein tüketimi kan basıncını birkaç dakikalığına, hatta birkaç saatliğine
yükseltebilir, ancak yüksek tansiyona yol açmaz. Ancak zaten yüksek tansiyonu olan
kişiler yoğun stres altındayken kafein tüketimiyle tansiyonlarının daha da
yükseldiği ve inme riskinin arttığı belirlenmiştir

Kafeinin Kalbe Zararı Var mı?
Kahve çarpıntıya, düzensiz ve hızlı kalp atışına neden olabilir. Bu durum,
aritmisi veya kalp rahatsızlığı olanlar için problem yaratabilir. Washington
Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, günde altı fincan ve üzerinde kahve
içenlerin kalp krizi geçirme risklerinin arttığını gösteriyorsa da, kafeini tek
başına kalp hastalıklarından veya kalp krizinden sorumlu tutmak yanlış olur.

Kafein Baş Ağrısı Yapar mı?
Kafein, baş ağrılarına karşı kullanılan ağrı kesicilerin etkisini artırır. Ancak
sürekli kullanımı, baş ağrılarının tekrarlamasına neden olabilir. Reçetesiz
satılan ilaçların kafeinle birlikte iki günden daha uzun süre alınmaması gerekir.

Adet Öncesi Sendroma Etkisi Var mı?
İdrar söktürücü özelliği dolayısıyla bir yandan şişkinlikten kaynaklanan
rahatsızlıkların giderilmesine yardımcı olan kafein, diğer yandan kan şekerini
düşürerek adet öncesi sendromu şiddetlendirebilir. Bazı çalışmalar gösteriyor ki,
günde 3-4 fincan kahve içenlerde adet öncesi sendrom şikayetleri üç misli artıyor.


Mesane Problemlerine Etki Eder mi?
Kafein böbrekleri çalıştırarak daha sık idrara çıkmayı sağlar. Bu durum bir süre
sonra mesanede tahrişe ve rahatsızlığa neden olabilir.

Uykusuzluğa Neden Olur mu?
Kafein, uyku hormonu olarak bilinen melatonin düzeyine etki eden bir uyarıcıdır.
Metabolize edilebilmesi için 4 ila 7 saat gerektiği unutulmamalıdır. Ayrıca doğum
kontrol hapı kullanan veya östrojen takviyesi alan kadınlarda bu süre iki katına
çıkar. Bu nedenle öğleden sonra içilen bir fincan kahve geceyarısında uykunun
kaçmasının sorumlusu olabilir.

Ankisiyete veya Panik Atağa Yol Açar mı?
Yüksek dozda kafein, beyin kimyasını etkileyerek anksiyete ve panik atak oluşumunu
güçlendirebilir.

Mideye Dokunur mu?
Kahve, hatta kafeinsiz kahve, midede asit üretimini artırarak yemek borusu ve mide
geçişini etkiler. Bu durum da midede rahatsızlığa ve yanmaya sebep verebilir.

Kafeinin Faydaları
Araştırmalar, kafeinin pek çok olumlu etkisinin de bulunduğunu gösteriyor.
Herşeyden önce, kafeinin psikolojik bir canlandırıcı olduğunu söylemekle
başlayalım. Uyku hali yaratan adenosin adlı bir beyin kimyasalını bloke eden
kafein, düşünsel performansı artırır ve ruh haline olumlu katkıda bulunur. Üstelik
bu etkisini 50 mg'dan az dozlarda (örneğin bir fincan çay ile) dahi gösterir.


Kas koordinasyonunu ve gücü artırır.
Enerji sarfiyatını yükseltir ve daha fazla kalori yakmaya yardımcı olur.
Akciğerlere giden solunum yollarını rahatlatır ve astım krizlerini azaltıcı etkisi
vardır.
Bağırsakları yumuşatıcı bir etkisi vardır. Ancak fazla alındığı takdirde ishale
yol açabilir.
Günde 2-3 fincan kahve içen erkeklerde safrataşı oluşumunu azalttığı görülmüştür.
JAMA'da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre kafein tüketimini artırarak Parkinson
riski azaltılabilir.


Bağımlılığa Yol Açar mı?
Kafein de tıpkı nikotin, amfetamin ve kokain gibi bağımlılık yaratan bir madde.
Beyinde dopamin gibi belli bazı sinir iletkenlerini artırarak alışkanlık
yaratıyor. Bir fincanlık bir doz bile bağımlılığa sebep oluyor ve bu miktar
alınmadığı zaman vücutta tepkiler meydana geliyor. Dahası, bütün bu semptomların
ortaya çıkması için yalnızca üç günlük kullanım yeterli.


Belirtilen semptomlar arasında baş ağrısı, yorgunluk, huzursuzluk, depresyon,
konsantrasyon bozukluğu, hatta soğuk algınlığı belirtileri sıralanıyor ve en az
1-2 hafta devam ediyor.


Kafeini Bırakmalı mı?
Bu karar kişiden kişiye değişiyor. Uzmanlara göre kafein tüketiminden uzak durması
gereken kişiler şöyle sıralanıyor:

Hamileyseniz veya hamile kalmak istiyorsanız,
Yüksek tansiyonunuz varsa,
Çarpıntınız varsa,
Midenizde yanma hissediyorsanız,
Panik ataktan şikayetçiyseniz,
Mesane problemleriniz varsa, kafeine dur demeniz iyi olur.
Ayrıca osteoporoz risk grubundaysanız yeterince kalsiyum aldığınızdan emin olmanız
gerekiyor. Kafeinden vazgeçmeye niyetiniz yoksa da en azından ölçüyü
kaçırmamanızda fayda var. Günde 400 mg'ın üzerinde kafein tüketimi zararlı
bulunuyor. Şayet belirtilen sorunlar sizin için geçerli değilse ve herhangi bir
şikayet yaşamıyorsanız, günde 3, 4, hatta 5 fincanı keyifle yudumlayabilirsiniz.


Minik not : email için tşk

buena vista
20-04-2007, 22:55
yasasinhayat@hurriyet.com.tr

Aspirin’in koruyucu amaçla kullanılması ile ilgili akıl karışıklığı sürüyor.

Gelen e-mail ve telefonlara bakılırsa, konunun bir kez de bu köşede işlenmesinde yarar var. Aspirin’i kalp-damar hastalıkları ve inmeden korunmak amacıyla kullanmak yeni bir şey değil. Bu yol, Aspirin’in kanı inceltici etkisinin ortaya konulduğu 1980’li yıllardan beri deneniyor. Ağrıyı kesmek veya ateşi düşürmek için gerekli olan Aspirin dozu 325-500 mg civarında iken, kanı inceltmek için 81-150 mg civarında Aspirin alınması çoğu kez yeterli olur. Aspirin’in ağrıyı kesen ve ateşi düşüren dozlarından çok daha az miktarları ile kanı sulandırabilmesi önemli bir avantajdır. Bu dozlarda, yüksek dozda ve uzun süreli Aspirin kullanıma bağlı bazı sorunlarla karşılaşma olasılığı azalır. Yani ağrı kesicilerin uzun süre kullanımı neticesi görülen böbrek, karaciğer yetmezliği ya da mide kanaması gibi ihtimaller düşer.

Son zamanlarda ortaya çıkan tartışmaların nedeni biraz da yukarıdaki farkın pek iyi anlaşılamamasından ileri geliyor. Kalbi koruyucu veya inmeyi önleyici amaçla kullanılan Aspirin’in dozu, ağrıyı kesmek ya da ateşi düşürmek amacıyla kullanılanın neredeyse dörtte biridir!

"Aspirin’i koruyucu amaçla kimler kullanmalıdır?" sorusunu yanıtlamak kolay değil. Koruyucu amaçla Aspirin kullanmanın gerekli görüldüğü bazı durumlar var: Eğer önceden geçirilmiş bir By-Pass ameliyatı öykünüz ya da kalbinize stent takılması gibi bir tıbbi özgeçmişiniz varsa, doktorunuz büyük olasılıkla reçetenizde Aspirin’e yer verecektir. Kalp krizi geçiren, kararsız angina-pektorisi (eforla ilişkili veya ilişkisiz göğüs ağrıları) olan biriyseniz, doktorunuz muhtemel ilaç listenizin içine yine Aspirin’i koyacaktır. Daha önceden inme geçirdiyseniz ya da ciddi inme tehdidi altında olduğunuz kanıtlanmışsa, koruyucu aspirin kullanımı öneriliyor.

"KULLANSA DA OLUR, KULLANMASA DA" GRUBU

Ailesinde kalp hastalıklarına yakalananların sayıca çok olduğu bir genetik soy geçmişiniz varsa, anne, baba, kardeşler ve diğer birinci dereceden akrabalarınız arasında erken yaşta kalp krizi geçirenlerin sayısı fazlaysa kendinizi yüksek riskli insanlar arasında sayabilirsiniz. Genel kanaat, bu grupta olanların, özellikle hiper-kolesterolemi, kan şekeri yüksekliği, hipertansiyon gibi diğer riskleri de birlikte bulunduranların koruyucu Aspirin kullanması yönündedir.

Koruyucu Aspirin kullanımının "olsa da olur, olmasa da" gibi düşünüldüğü, yani kararın doktorun tecrübesi ve hastanın risklerine göre ayarlandığı durumlar da var. Bazıları, düşük riskli olan hastalarda bile şeker hastalığı ve/veya kolesterol sorunu varsa, koruyucu Aspirin kullanımını tavsiye ediyor. Bunu biraz daha abartan, herhangi bir kontra-endikasyon yani kullanıma mani durum söz konusu değilse, 50’li yaşlardan sonra herkese günde 81-100 mg koruyucu Aspirin önerenler de yok değil.

Aspirin’in bazılarında mide sorunlarına yol açtığı, hatta tehlikeli mide kanamaları meydana getirebildiği biliniyor. Bazı insanların Aspirin’e alerjileri olabiliyor. Aspirin kullanmayı takiben ciddi karaciğer sorunları yaşayan hastalar da var. Bu ve benzeri durumlarda kanı sulandırmak amacı ile koruyucu Aspirin kullanmamak gerek.

Koruyucu amaçlı Aspirin kullanımı ile ilgili düşüncelerimizi özetlediğimiz bu yazıyı, her doktorun bu konuda hastasına ve tecrübesine göre hareket ettiğini hatırlatarak ve Aspirin ile koruyucu tedavinin her hastaya göre ayrı planlanması gerektiğini, bu tedaviye başlama kararını sadece doktorların verebileceğini bir kez daha belirterek tamamlayalım. Hastalıklardan korunmanın onları tedavi etmekten çok daha kolay olduğunun altını çizelim. Aspirin’in, ne dozda kullanılırsa kullanılsın, bir ilaç hem de çok önemli bir ilaç olduğunu unutmayalım.

buena vista
04-05-2007, 21:52
Editör: Ozan Vural
editor@realage.com.tr

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, bir kase yoğurda iki kaşık bira mayası katılarak hazırlanan yoğurt maskesinin cilde parlaklık vermede ve kırışıklıkları önlemede çok faydalı olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Yorulmaz yaptığı açıklamada, ilk defa 10. yüzyılda Türkler tarafından bulunan yoğurdun, başka hiçbir besin maddesi ile karşılaştırılamayacak kadar çok yararlı özelliği bir arada bulundurduğunu söyledi. Bu besinden yeterince faydalanılmadığını öne süren Yorulmaz, ''Yoğurt sağlığı korumak ve daha sağlıklı olmak için çok önemli bir besin maddesidir'' dedi.

Yoğurdun sindiriminin kolay ve karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, kalsiyum ve fosfordan oldukça zengin bir besin olduğunu belirten Yorulmaz, aynı zamanda kolayca vücutta sindirilen ve gerekli tüm besin maddelerini sağlayan bir besin olduğunu bildirdi.

Ayrıca vücudun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve hastalık yapan mantarlar da dahil olmak üzere tüm mikroplardan, sindirim sistemini tutan kanserlere kadar pek çok hastalıktan koruduğunu anlatan Yorulmaz, şunları söyledi:

''Yoğurt, büyüme gelişme çağında diş ve kemik gelişimini hızlandırır, raşitizmden korur. Menopoz sonrası kadınlarda ve yaşlı erkeklerde kemikleri güçlendirir, kırılmaları önler. Bu nedenle her yaştaki insanın beslenmesinde son derece önemlidir. Yoğurt, bebeklere altıncı aydan sonra ek olarak verilen ilk besinlerden biridir. Böylece bebeklerin kemik ve diş gelişimine yardımcı olur. Bağışıklık istemlerini güçlendirir. Bağırsaklarda faydalı mikropların oluşumunu hızlandırır, ishalden korur.''

KABIZLIK SORUNUNA YOĞURTLA SON

Yoğurdun sindirimi ve barsak hareketlerini düzene soktuğunu ve kabızlığı önlediğini ifade eden Yorulmaz, mide barsak ülserlerinden de koruduğuna işaret etti.

Bağırsaktaki zararlı mikropların üremesini durdurduğunu, faydalı olanları ise desteklediğini ifade eden Yorulmaz, ''Bağırsakları mikrobik hastalıklardan ve antibiyotik kullanımına bağlı ishallerden korur'' diye konuştu.

Yorulmaz, yoğurdun ağız kokusunu ve diş taşları oluşumunu önleme etkisi olduğunu söyledi.

Akşam yenen bir kase yoğurdun uykuya dalmayı kolaylaştırdığını ve daha dinlendirici bir uyku sağladığını dile getiren Yorulmaz, yoğurdun pek çok hastalıkta da faydalı olduğunu bildirdi.

KOLESTEROL VE DİYABET HASTALARI İÇİN DE YOĞURT

Prof. Dr. Yorulmaz, yüksek kolesterol ve diyabet hastaları için oldukça faydalı olduğunu belirtti.

Yoğurdun kötü kolesterolü düşürdüğünü, iyi kolesterolü yükselttiğini ve yağların harcanmasını kolaylaştırarak şişmanlamayı önlediğini ifade eden Yorulmaz, şunları kaydetti:

''İshali olanlarda yoğurt ve ayran iyileşmeyi hızlandırır. Özellikle menopoz sonrası kadınları etkileyen, ancak yaşlı erkeklerin de önemli bir sorunu olan kemik erimesi olanlarda kemikleri güçlendirir. Yoğurdun alerjik etkisi çok azdır. Besin elemanlarından zengin olması nedeniyle vücut direncini düşürmeden zayıflamayı sağlaması nedeniyle, zayıflama diyetlerinde yoğurt son derece faydalıdır.

Yapılan çalışmalar çok yoğurt yiyenlerin az yiyenlere göre daha uzun ömürlü ve daha sağlıklı yaşadıklarını göstermiştir.

Yoğurt, vitamin içerdiği için suyu süzülmeden yenmelidir. Süzme yoğurt B vitamininden fakirdir. Hangi yaşta olursanız olun, sağlıklı ya da hasta her gün mutlaka 1 kase yoğurt yemeyi ihmal etmeyin. Böylece sağlıklı, uzun ömürlü ve daha güzel yaşayabilirsiniz.'' (Vatan)

buena vista
11-05-2007, 18:35
Aspirin, bağırsak kanserinden koruyor

AA

LONDRA - Oxford üniversitesi bilim adamları, sonuçlarını tıp dergisi The Lancet’de yayımladıkları araştırmalarında, beş yıl süreyle günde 300 miligramlık doz aspirin kullanımının, bu süreyi takip eden 15 yılda bağırsak kanserine yakalanma ihtimalini yüzde 74 oranında azalttığını gördü.
Haberin devamı

Mide rahatsızlıkları ve hatta mide kanamasına kadar varan yan etkilerinden dolayı uzun süreli aspirin kullanımının ancak bağırsak kanserine yakalanma riski yüksek olan kişilere tavsiye edilebileceğini belirten bilim adamları, araştırmalarını 7500 kişi üzerinde yaptı.

1970’li ve 80’li yıllarda başlayan araştırmaya katılanlara, günlük 300, 500, 1200 miligramlık doz olarak aspirin ve bir gruba placebo verildi. Araştırmaya katılanlara aspirin beş ve yedi yıl süreyle kullandırıldı. Daha sonra katılımcıların sağlık durumu 20 yıl süreyle izlendi.

buena vista
05-06-2007, 21:48
HACETTEPE ÜNIVERSITESI ARASTIRMA SONUCLARI
Piyasada satilan hazir gida maddeleri ülkemizde insan sagligini ciddi bicimde etkileyecek
derecede katki maddeleri icermektedir. Ancak bu maddeler, tüm cabalara ragmen medya araciligi
ile ilan edilememektedir.
Günümüzde gida sektörü büyük bir tröst halini almistir. Örnegin hicbir yayin organinda Coca-
Cola'nin zararli oldugunu göremezsiniz. Ancak biz tüketiciler, aile fertlerimizi, cevremizdeki
arkadaslarimizi, haberdar ederek bilinclendirebiliriz.
Son yillarda kanser vakalarinin neden devamli artis gösterdigini hic düsündünüz mü?
Siz cocugunuzun kanserojen madde iceren gida almasini ister misiniz?
Peki niye katkili ketcap aliyorsunuz?
Sizlere asagida sundugumuz tablo alacaginiz hazir gida maddelerindeki katkilarla ilgili bilgi
vermektedir.
Sagliginiz icin: Lütfen her hangi bir gida maddesi satin almadan önce ambalajinin üzerini
dikkatlice okuyun.
ZARARSIZ KATKILAR
E100, 103, 104, 105, 111, 121, 122, 126,130, 132, 140,151, 152, 160,
161, 162, 163, 170, 174, 175, 180, 181, 200, 201, 202, 203, 236, 237,
238, 260, 261, 262, 263, 270, 280, 281, 282, 290, 300, 301, 303, 304, 305, 306, 307, 308,
309, 322, 325, 326, 327, 331, 332, 333, 334, 336, 337, 382, 400, 401, 402, 403, 404,405, 406,
408, 410, 411, 420, 421, 422, 440, 471, 472, 473, 474, 475,480
SÜPHELI KATKILAR
E125, 141, 150, 153, 171, 172, 173, 240, 241, 477, 605
E220,221,222,223,224, 338, 339, 340, 341, 460, 461, 466, 407 (MIDE VE BA GIRSAK
HASTALIKLARI) E200 (VUCUTTAKI VITAMIN B12 YI YOK EDIYOR) E250,251, 320, 321 (KALP
HASTALIKLARI, DAMAR SERTLIKLER VE TIKANIKLIKLARI)
TEHLIKELI KATKILAR
E102, 120, E311, 312 (NÖROLOJIK HASTALIKLAR)
KANSEROJEN KATKILAR
E102, 110, 123, 124, 131, 142, 210, 211, 213, 214, 215,216, 217
ÖRNEGIN E211-SODYUM BENZOAT KETCAPLARDA BULUNMAKTADIR.
123,110 ABD, INGILTERE, FRANSA, ALMANYA, RUSYA,JAPONYA VE DAHA BIRCOK ÜLKEDE
YASAKLANMISTIR. FAKAT ÜLKEMIZDE RENKLI DRAJE CIKOLATALARDA VE KAYMAKLI
BISKÜVILERDE KULLANILMAKTADIR.
EN TEHLIKELI KANSEROJEN KATKILAR:
E330 ( NE YAZIKKI BIRCOK HAZIR GIDADA KULLANILMAKTADIR.)
BAZI HAZIR GIDALARDA TESBIT EDILEN KATKI MADDELERI E330 -
ÜLKER LÜKS GOFRET, MEYSU (ÖZELLIKLE KAYISI), KNOR DOMATES CORBA, TÜM TENEKE
KONSERVE VE TURSULAR, 7UP, SCHWEPPES (TÜM ÜRÜNLERI), JELIBON, TAMEK YAPRAK
SARMA, PIYALE HAZIR CORBA, OLIPS,
E250 - TÜM SALAMLARDA
E300 - FANTA PORTAKAL, CINOMEL
E320 - ETI PUFY, KNORR ISKEMBE CORBA
E223 - ÜLKER HAYLAYF, ALBENI
E322 - ÜLKER COKOKREM

Master
06-06-2007, 09:26
http://www.gidaraporu.com/gida_elde-dolasan-listelere-dikkat.htm

nedo
12-06-2007, 01:53
Sigara çok güzel şeymiş bunu öğrendim.

serdarkus
12-06-2007, 09:18
"Kebapçıları kızdıran cerrah ısrarlı

Ünlü kalp cerrahı Sönmez'in döneri de fast food sınıfında değerlendirmesi ve Gaziantep'e Ege mutfağı önermesi, kebapçı ve fast foodçuların tepkisine neden oldu. Telefon yağmuruna tutulan Sönmez ise, sözlerinin arkasında
12 Haziran 2007 08:55

Murat Palavar'ın haberi

Memorial Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, son katıldığı toplantıda yaptığı bilimsel sunumla kebapçıları kızdırdı. "Ülkenin kalp sağlığı ancak Gaziantep'te Ege-Akdeniz mutfağı açılırsa düzelebilir" diyen Sönmez, kebapçıların telefon ve faks yağmuruna tutuldu.

YILDA 200 BİN KİŞİ ÖLÜYOR

Ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, nüfusu çok genç olan ülkemizde yılda 200 bin civarında insanın kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybettiğini, önlem alınmadığı taktirde bu sayının gelecek 10 yıl içinde iki katına çıkacağını söyledi. Sönmez, günümüz çocuklarının hazır, hızlı ve ucuz fast foodu yemeyi tercih ettiğini belirterek, Türkiye'de 4-36 aylık bebeği olan anneler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, bebeklerin daha bir yaşında kola ve hamburgerle tanıştığını söyledi. Sönmez, "13-24 aylık dört çocuktan biri kola içiyor. 24-36 ay arasında bu oran yüzde 41'e çıkıyor" dedi. Disneyland'ın Amerika ve Avrupa'daki eğlence parklarında hamburger ve patates kızartması satışının yasakladığını söyleyen Sönmez, fast fooda karşı da sigara için verilen mücadele kadar ciddi bir mücadele verilmesi gerektiğini kaydetti. Ünlü bir fast food şirketinin temsilcilerinin, kendisini ziyarete geldiğini anlatan Sönmez, "Sıhhi üretim yaptıklarını söyleyen üreticilere sıhhi üretimin değil mamüllerin içinde yer alan 16 gramlık yağ miktarının önemli olduğunu söyledim. Menülere sağlıklı kalp ürünleri eklemelerini istedim. Kabul etmediler. Sonra da diyet ürünleriyle tüketicinin karşısına çıktılar, reklam kampanyası başlattılar" diye konuştu.

11 bin 111'de parti vereceğim

Hayatının son 20 yılının 15 yılında günde 6 saat uyuduğunu anlatan Bingür Sönmez, son 5 yıldır ise günde sadece 5 saat uyuduğunu söylüyor. Kalp damar cerrahisine kattığı "Ağrı Dağı kriterleri" ile ameliyat ettiği kalp hastalarının Ağrı Dağı'na bile çıkabileceğini gösteren Prof. Dr. Bingür Sönmez'in şimdiki hedefi, aşırı yağ içeren ve kalp düşmanı fast food yiyecekler. 11 binin üzerinde hastayı ameliyat eden Bingür Sönmez, 11 bin 111 sayıyı bulduğunda büyük bir organizasyonla hasta ve ekibini buluşturacağını söyledi. Hedefinin 25 bin hastayı ameliyat etmek olduğunu belirten Bingür Sönmez, "25 bini bulunca son mu olur ona kesin birşey diyemem" dedi.
(Yeni Şafak)"

meraklı
12-06-2007, 10:13
427yak bir sigara
tütsün dertler ucunda,
bir an oh diyemezsek
çekilir mi ahhhh bu dünyaaaa.....


1492 lerde kolomb amerikanya yı keşfettiği dönemlerde oranın yerlileri de tedavi amaçlı tütün üretiyor ve kullanıyorken, 1556 larda Jean Nicot Fransa da bir anda tütün içmeyi popüler kılıverdi...Böylece nikotin adıyla tanışmış olduk. 1612 de ilk defa Virginia da ticari tütün ekilirken, ünlü kızılderili hatunu pocahontas ile evlenen John Rolfe ile birlikte köle kullanımı da başlamış oldu.1634 de rus çarı , ülkesinde tütün içimini yasaklarken; içerken görülenin önce burnu sonra kellesi kesilmeye başlandı. 1854 Kırım savası ile birlikte Türk tütünü ile tanışan ingiliz ve Fransız askerleri ile avrupa ya tasınmış oldu.

1889 da Saint John hastanesi sigaranın zararları ve gırtlak kanseriyle ilişkisini anlatan kitabı yayınlarken, 1.Dünya savası sırasında oluk oluk cephedeki askerlere sigara yağacağını sanırım tahmin etmemişti.

En tehlikeli gazlardan oluşmasından sebeb, uzun bir zaman diliminde sigaraya hayır kampanyaları ve hatta kanunların çıkması için uğraşanlar nihayetinde içeriği de şöyle listelerler...

arsenik (fare zehiri)
benzin
kadmiyum (akü metali)
hidrojen siyanid (gaz odaları için kullanılan gasss) böylece hitler amcayı da anmış olduk..
toluen (tiner)
polonyum
radon
metanol (füze yakıtı olup, enerjimizin büyük bölümünü ona borçlu olmamız mı gerekmektedir, hala düşünüyorum)
bütan
DDT (böcük ilacı)
aseton (oje sökücü)
naftalin (güve kovucu)
amonyak (tuvalet temizleyicisi)
karbon (egzost gazı)
nikotin ve diğer toksit (atıklar) maddeler ile sonuç olarak ortaya kullanımı halinde katran yani asfalt çıkmaktadır.


Büyüklerimiz yanında içmeyerek gösterdiğimiz saygımızı, küçüklerimiz yanında içmeyerek de göstermemiz gereken korumalı anaç-babacan hallerimizi de düşünerek, o dumandan boğulma keyfini biran önce yaşamak için hemencecik mutfağa kacarak en zaaariiff bir esmer taneyi, işaret ve orta parmak arasına sıkıştırarak- malum muhterem AnnE min özgün işareti aklıma gelerekten ayrıcana da- odunsu kokunun en hafif, en tahrik edici duygulanımı ile alevin o şaşaalı flörtü esnasında oluşan aşkın anlamlı kısalığında, alevin kağıda sarılı tütünü önce kucaklaması ve sonra o dayanılmaz aşk ateşi ile sarıp yakması ile hasıl olmuş ayrılığın an be an yaklasırkenki azameti ve bir dahaki buluşmanın özleminden sebeb, o insanın burnunun içini dolduran :cry: hasretin kokusu ile nihayet ayrılık tamamlanır ve uzaklaşırlar artık... Ta kiii bir sonraki kavuşmaya kadar..;)

Efenim, sigara, sigar, puro, nargile, pipo derken, alışkanlık olarak hayatımıza kattığımız bu illetin - yoksa acı bir keyif mi desem- yaşarken öncelikleri nedir, ikinci sıraya düşmeye tahammülü var mıdır ya da masrafının ille de karsılanması zaruri midir gibi sorular da aklıma gelmiyor değil hani...

Ama şu da bir gercek ki bir kadeh rakıyı, peynirin katmanlı haline peşkeş çekilen roka ve limonlu tahin helvasının dolgun ayarında balığı katık eder durumda - ya da o kadar burjuva olmadan- sadece kavun ya da karpuz ya da kaşık ayvasının limonla beslenmiş haliyle sigaranın muhabbetine ne demeli..

offffffff...gel de yakma bi tane....


Ve sevgili Nedo, inan ki iyi bi poh değil şu sigara...kalınız efenim sağlıcakla...:friends:-

alihoca
13-06-2007, 21:33
...
Tütünü bilir misin?
"Kız saçı" demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki parmak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına...

Sokaklardan,
Kıyılardan,
Gök mavisinden,
Ekmeğinden,
Canevinden ayrı düşmeye
Yani bütün hasretlerin kahrına
Ve zehrine çaresiz kalmaların,
İlk nefesi Hızır gibi yetişir
Cibalide sarılan cıgaranın...
...

Master
18-06-2007, 14:11
Keneden tehlikesiz kurtulmak için işe yarayan kolay bir yöntem var.
Özellikle parmak aralarına ve saç diplerine ve sırta yapışanlar için büyük
bir kolaylık. Bir büyük parça pamuğu top haline getirin ve üzerine sıvı
sabun dökerek tamamen sıvı sabun ile kaplanmasını sağlayın. Daha sonra
kenenin bulunduğu derinin üzerini (sıvı sabuna allerjiniz yoksa tabii) bu
pamuk ile kaplayın. 15-20 saniye sonra kenenin girdiği yerden kendiliğinden
çıktığını göreceksiniz. Bu yararlı bilgiyi lütfen doğayı sevenlere,
avcılara, diger ihtiyac duyabileceklere iletin.

buena vista
01-07-2007, 08:03
Kara üzüm'ün gece görüşü sağladığını biliyor musunuz? Portakalın gizli faydası ne?

PORTAKAL: Her gün portakal veya C vitamini almak insanın keyfini düzeltiyor, enerji seviyesini yükseltiyor. Daha iyi bir libido ve daha güzel bir orgazm yaşamanızı sağlıyor.

KARA ÜZÜM: Gece görüşünü artırıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında pilotlara çok yardımcı oldu.

ENGİNAR: Yüksek kolesterole bire bir. Her gün 450 gram enginar kolesterol seviyesinin yüzde 20 düşürüyor.

ISIRGAN OTU: Prostat kanserine bire bir... Ancak 40 yaşını aşkın erkeklerde sık sık tuvalete gitme ihtiyacına neden oluyor.

KIRMIZI BİBER: günde 2.5 gram tüketilen kırmızı biber sindirime iyi geliyor ve mide ağrısını ortadan kaldırıyor. Ayrıca sinir sistemine bağlı ağrıları da azaltıyor.

ISPANAK: magnezyum bakımından çok zengin olan ıspanak, bir ağrı kesici olarak işlev görüyor. Günde 250 miligram alınan magnezyum kadınların regl ağrılarının hafiflemesini sağlıyor. (VATAN)

buena vista
05-07-2007, 21:29
1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor.


5 Temmuz 2007 Perşembe
Ayşegül Aydoğan Atakan

Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Özgen Doğan, yapılan son araştırmaların, nar suyunun damar tıkanıklığını önleyici özelliğini ortaya çıkardığını belirtti.

Doğan, şu bilgileri verdi: "Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü."


10 bardak yeşil çay yerine geçiyor

Narda, kansere karşı koruyucu antioksidanlar bulunuyor. Nar suyundaki antioksidan miktarı, kırmızı şarap, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna göre 3 kat daha fazla.

1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor. Narda ayrıca C vitamini, demir ve potasyum var.

Nar:

Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya'ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaççıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır.

Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.

Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.

Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır.

(MILLIYET)

buena vista
01-09-2007, 13:14
Dilara Koçak

''Tuz aynı zamanda sodyum mudur?'' sorusu hep kafaları karıştırır. Her ne kadar ikisi birlikte düşünülse de tuz ve sodyum aynı anlamda değildir. Sodyum klorür bildiğimiz sofra tuzunun asıl adıdır. Sofra tuzu yüzde 60 klor, yüzde 40 sodyumdan oluşur.

Tuz deyince ilk önce hipertansiyonu olanlar yani yüksek tansiyonlu kişiler kulak kabartırlar. Çünkü sodyum ile yüksek kan basıncı arasında önemli bir bağlantı vardır. Ancak yine de sodyum beslenmemizde mutlaka olması gereken bir besin öğesi olarak karşımıza çıkar. Sodyum bir mineraldir ve besinlerde de doğal olarak bulunmaktadır. Sodyum sınırlı diyetlerde sadece tuzsuz yemek yetmeyebilir bazı besinleri tuz içeriklerine de dikkat etmek gerekir.

Böbrekler, vücuttaki sodyum dengesini ayarlayan en önemli organdır. Böbreklerde bir sorun olmadığı sürece vücuttaki sodyum konsantrasyonu çok yüksek seviyelere çıkmaz. Sodyum vücutta depo edilen bir mineral değildir. Ancak vücuttaki fazla sodyum, böbrek hastaları tarafından atılmaz. Çünkü bu hastalık durumunda böbrek normal işleyişini yerine getiremez.

Yüzükler küçüldüyse

Sodyum eksikliği ile karşılaşmak çok karşılaşılan bir durum değildir çünkü birçok besinden alabiliyoruz. Ancak kusma, ishal gibi elektrolit kaybının yaşandığı problemler olduğunda vücuttaki sodyum düzeyinde düşüş yaşanabilir.

Az su içildiği dönemlerde aşırı tuzlu yenilmesi, dehidrasyona sebep olabilir, ödem ve baş ağrısı şikâyetleri oluşabilir. Toplumumuzda bireylerin yüksek kan basıncına çok duyarlı olduklarını da düşündüğümüzde çok tuzlu besinler yenilmemesi ve yeterli su içilmesi gerçekten büyük önem kazanmaktadır. Yüzükleri parmağınızı sıkmaya başladıysa tuz tüketimini azaltıp su tüketiminizi arttırın, idrarınızın rengini kontrol edin. İdrarınız koyu sarı ise yeterli su içmiyorsunuz demektir.

Eğer beslenmenizde aşırı tuz tüketimi yapıyorsanız bunu azaltmanız kan basıncınızı dengelemede size yardımcı olacaktır. Vücuttaki sodyum düzeyini böbrekler ayarlar. Sodyumun fazla miktarı depo edilmez. Fazla alınan sodyumun büyük bir kısmı idrarla, daha az oranlarda da terlemeyle atılır. Örneğin, yüksek sodyum içeren besinler alırsanız, fazlasını atmak için daha çok idrara çıkarsınız.

Böylece idrarla fazla sıvı kaybettiğinizden, susadığınızı hissedersiniz.

Bazı besinlerin 100 gramındaki sodyum miktarı

Turşu (salatalık) 1353 milgram (mg)
Ketçap 1042 mg
Kaşar peyniri 710 mg
Edirne peyniri 252 mg
Yumurta 138 mg
Dana eti 80 mg
Levrek 68 mg
Süt 49 mg
Yoğurt 47 mg
Salça 38 mg
Mercimek 30 mg



İyotlu tuzun farkı

İyotlu tuzun farkı ise normal sofra tuzuna iyot eklenmiş olmasıdır. Vücudun iyoda da ihtiyacı vardır. İyotlu tuz tüketildiğinde, vücudun iyot ihtiyacına destek verilmiş olur. İyot tiroit bezi çalışmasını düzenleyerek, guatr hastalığının oluşumunu engelleyici etki yaratır.

Günlük tuz gereksinimi iki gram, yani yaklaşık bir çay kaşığı kadardır. Hiç tuz ilave etmeden besinlerin içindeki tuzlardan dahi bu miktarı karşılamak mümkündür. Salça, turşu, zeytin, hardal, salamuralar ve bazı soslar, tuz kısıtlamasına ihtiyaç duyulan yüksek tansiyon, böbrek ve bazı karaciğer hastalıklarında dikkatli tüketilmelidir.

Tuzlu tada karşı duyarlılığınız varsa tuz tüketiminizi yavaş yavaş azaltarak yeni tat alışkanlığı kazanabilirsiniz. Önce masaya tuzluk koymaktan vazgeçerek başlayabilirsiniz.

Et, balık, tavuk, kuru baklagiller, süt, yoğurt, yumurta ve pirinç, makarna, yulaf ezmesi gibi daha az sodyum içeriği olan ürünleri tercih edebilirsiniz.

Lezzet katma alışkanlığınız yemeklerinize tuz eklemek yönündeyse tuz yerine çeşitli baharatları kullanarak tuz tüketim alışkanlığınızı düşürebilirsiniz.

Etiket okuyarak daha fazla bilgi sahibi olun

Sodyumsuz: Ürünün bir porsiyonundaki miktarı 5 miligramdan az sodyum içeriyorsa bu ifade kullanılır.
Çok düşük sodyumlu: Ürünün bir porsiyonunda 35 miligram veya daha az sodyum varsa bu ifade kullanılır.
Düşük sodyumlu: Ürünün bir porsiyonunda 140 miligram veya daha az sodyum varsa bu ifade kullanılır.
Sodyumu azaltılmış: Üründeki sodyumu normale göre en az yüzde 25 oranında azaltılmış anlamına gelir.

Dyt.Sanem APA

buena vista
30-09-2007, 11:14
Kuruyemişlerin pek çok yararı var. Örneğin beyaz leblebi zayıflamaya yardımcı oluyor. İşte kuruyemişler ve faydaları...


Badem
Beden ve zihin yorgunluğunu giderir. Böbrek ,mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.

Fındık
Vücuda kuvvet verir. Kalp rahatsızlıklarının en önemli nedeni olan yüksek kolestrolün düşürülmesinde en önemli ilaçtır. (%25.2 oranında)İnsan vücuduna yaralı kalsiyum, demir, karbonhidrat, yağ ve çinko ile metabolizmayı düzenler, kemiklerin gelişmesini sağlar.E vitamini açısından zengindir. Kansızlığa karşı koruyucu etki yapar.Kanser yapıcı etmenlerin oluşmasını önler yada oluştuktan sonra onları etkisiz hale getirerek vücudu korur.

Antep fıstığı
Antep fıstığında kolesterol yoktur. Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığı riskini azaltır. Antep fıstığı, protein yönünden 2 kat,fosfor yönünden 4 kat etten daha üstündür.İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.

Yer fıstığı
Vücudun gelişmesini sağlar. Beden ve zihin gücünü arttırır.Göğsü yumuşatır. Öksürük söktürür.

Kabuklu yer fıstığı
İçeriğinde sabit yağ ve proteinli maddeler vardır. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir.

Beyaz leblebi
Mide suyunu çekmede ve zayıflamak isteyenler için açlıklarını bastırmada önemli bir işleme sahiptir.

Sarı leblebi
Hammaddesi nohuttur.Vücudu kuvvetlendirir. Anne sütünü arttırır.

Ayçekirdeği
Ayçekirdeğinin içeriğindeki yağ damar sertliğini giderir. Kalp, sinir hastalıklarını önler. Bol E vitamini ve protein içerir. Cinsel gücü arttırır. İktidarsızlığı önler.

Kabak çekirdeği
Mükemmel bir kurt ilacıdır. Günde çocuklarda 10-15 adet,büyüklerde 20-30 adet kabak çekirdeği yenmelidir.Tenya solucanlarını gidermek için de kabak çekirdeği iyi bir ilaçtır.

Mısır
Yüzde 18.3 gibi yüksek oranda lif içerir. Mısırın içeriğindeki yüksek karbonhidrat enerji seviyesini yükseltir. İçinde protein, kalsiyum,demir,fosfor, A vitamini bulunur. (Hürriyet)

buena vista
07-10-2007, 11:33
CİNSEL GÜÇ DESTEKLERİ VAR MI?

Gazete ve dergiler "Cinsel istek azalması kadınlar ve erkekler arasında hızla yayılıyor!" diye yazdıkça "Bu işin doğal bir çözümü yok mu hocam?" diye e-posta gönderenlerin sayısında patlama oldu. Umumi arzuya uyarak (!) erkekler ve kadınlarda cinsel gücü artıran doğal besinlerin listesini veriyoruz. Umarız faydalı olur!

Erkekler için: Tarçın, kekik, hardal, nane, vanilya gibi baharat grubu besinler. Susam, ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlar. Kuşkonmaz, yeşil biber, kereviz, roka, şalgam, soğan gibi sebzeler. Pekmez, bal gibi tatlılar. İstiridye, hindi gibi hayvansal besinler. Ve tabi ki keçiboynuzu.

Kadınlar için: Çilek (şampanya ile birlikte tavsiye diliyor!) Tarçın, köri, baharatlı, acı, kırmızı biberli yiyecekler ve mutlaka çikolata. Özellikle de bitter çikolatalar.

(Hürriyet)

buena vista
17-10-2007, 18:48
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:55 TSİ 17 Ekim 2007 Çarşamba


İSTANBUL - Havanın soğuması, daha çok kapalı mekanlarda vakit geçirme de bu virütik hastalıkların öksürük, hapşırık, elle temas gibi yollarla yayılmasını kolaylaştırıyor. İstanbul Özel Hizmet Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Güldehen Akbaş sonbaharda sık rastlanan hastalıklar ve bu hastalıklardan korunmanın doğal yolları hakkında bilgi verdi.
Haberin devamı

Nezle
Çok çeşitli virüslerle oluşan bir üst solunum yolu enfeksiyonudur. Hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ile başlar. Halsizlik ve iştahsızlık görülebilir. Ateş her zaman olmayabilir.

Grip
Grip genelde nezle işle karıştırılır. İnfluenza virüsü ile oluşan yüksek ateş, kas ve eklem ağrıları ile seyreden bu hastalık dikkat edilmezse önemli komplikasyonları olabilen bir virütik enfeksiyondur.

Sinüzit
Burun etrafındaki boşlukların iltihaplanmasıdır. Geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, ağız kokusu vardır, ateş olabilir.

Faranjit
Yutak iltihabıdır. Boğazda yanma, ağrılı yutkunma, ateş, boyun lenf bezlerinde şişme görülebilir.

Bronşit
Bronşların iltihaplanmasıdır. Soğuk algınlığını takiben kuru olan öksürük yerini balgamlı öksürüğe bırakır. Bazı hastalarda hırıltılı solunum, nefes darlığı ve sırt ağrılarıda görülebilir.

Astım
Her yaşta görülebilir. Çocuklarda daha sık görülür. Nöbetler halinde gelen öksürük, hırıltı ve nefes darlığı ile kendini gösterir. Astım nöbetlerinin en önemli nedeni allerjenler ve nezle grip gibi virütik infeksiyonlardır.

Zatürre
Akciğer dokusunun iltihabıdır. Üşüme, titreme, yüksek ateş ve öksürükle başlar sonrasında koyu balgam, nefes darlığı, göğüs ağrısı eklenir. Mutlaka tedavi ve takip gerektirir.


SONBAHAR HASTALIKLARINDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ
Hasta kişilerle yakın temastan (tokalaşmak, öpüşmek) kaçınılmalı,
İnsanların toplu olarak bulundukları kalabalık ortamlara girilmemeli,
Eller bol su ile sıkça yıkanmalı,
Ellerin göz ve burun ile teması önlenmeli,
Hasta kişilerin eşyaları (kalem, kitap, bardak...) kullanılmamalıdır.

Ayrıca hastalıklardan korunmak için doğal korunma yöntemlerini de göz ardı etmemek gerekir. Öyle ki doğal besinler ile hastalıklara karşı bağışıklık sistemimizi güçlendirebilir, virüslere karşı kalkan oluşturabiliriz. Bu nedenle sonbahar ve kış aylarında doğal besinlerin tüketimini arttırmalıyız.

Domates ve kayısı gripten korur
Domates içerdiği C, E vitaminleri ve potasyumla beraber bir antidoksidan olan likopen sayesinde vücudu grip ve nezleden korur. Grip ve soğuk algınlığına karşı bir diğer silah olan kayısı, içerdiği A ve B3 (niasin) vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor sayesinde grip ve nezleye karşı bünyemizi korur.

Elma, şeftali, üzüm, portakal ve nar bağışıklık sistemini güçlendirir
Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan elma B3 ve E vitamini, potasyum ile bol miktarda pektin içerir. Şeftali de içerdiği A, B3, C vitaminleri ile folik asit, beta karoten ve potasyum sayesinde gribe karşı savunma mekanizmasını güçlendirir.

Üzüm vücut direncini artırır
Üzüm bol miktarda A ve C vitaminleri, mineraller en çokta demir ve potasyum içerir. Bu sayede vücudun daha dirençli olmasını sağlar.

Nar C vitamini deposudur
Ayrıca demir ve potasyum yönünden de zengindir. Narın yararlarıyla ilgili pek çok bilimsel çalışma vardır özellikle de bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden virüslerle karşı karşıya olduğumuz sonbahar ve kış mevsiminde bolca tüketilmelidir.

Portakal öksürüğü azaltır
Bağışıklık sistemini güçlendiren, grip ve soğuk algınlığından koruyan meyvelerin başında gelen portakal içerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır.

Vişne suyu ateş düşürür
Ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah olan vişnede A vitamini ve potasyum bulunur. Vişne suyu ateşi düşürüp susuzluğu giderir.

buena vista
09-11-2007, 19:38
Kulak Masaji:
>
> Kulak; ceninin, ana rahmindeki durusunun sematik olarak aynisidir.
> Ve tüm akupunktur noktalari, kulak üzerinde bu esasa göre yer
> almistir.
>
> Simdi...
> Basiniz, boynunuz, beliniz, sirtiniz, bacaklariniz, kalcaniz,
> ayaklariniz, omzunuz.... agridiginda yapacaginiz tek sey:
> Kulaklarinizin her noktasina masaj yapmak.
>
> Kulaginizi bas ve isaret parmaklarinizin arasina alin ve
> kulakkepçesinden baslayip, dayanabildiginiz kadar güçlü sikarak masaj
> yapin.
> Ilk anda bazi noktalar aciyacaktir.
> (Bunlar, bedende agriyan bölgelerin, kulaktaki refleks noktalaridir)
>
> Kisa bir süre sonra bu agrilar kaybolacaktir.
> 2 -3 dakika bu masaji yapmaniz yeterli olur.
> Isterseniz uzatabilirsiniz de.
> Zaten masajin sonuna dogru bedeninize bir sicakligin yayildigini
> hissedeceksiniz.
> Bunun ardindan agrilarinizin azaldigini ve kayboldugunu da...
>
> Hiç bir yan etkisi olmayan bu uygulamayi her zaman her yerde,
> kendinize
> ve agrisi olan yakinlariniza uygulayabilirsiniz. Yoruldugunuzda,
> uzun otobüs ya da araba yolculuklarinda oturmaktan agrilara maruz
> kaldiginizda, çok üsüdügünüzde ve bedeninizi dengeye kavusturmak
> için, mucize benzeri bu uygulamayi kullanabilirsiniz.
>
> - "Dört tane agri kesici aldim. Hala agriyor" diyerek bas agrisindan
> kivranan taksi soförünün, ona yaptigim iki dakikalik kulak masajinin
> ardindan yasadigi mutlu saskinlikla, benden ücret almadan
> tesekkürlerle
> ugurladigini hala hatirliyorum.
> Önemli olan kulagin her noktasina dokunun.
> Kulaginiz size hemen yanit verecektir.
> Kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar.
> Siz de sefkatli ellerinizi esirgemeyin.
>
> Dogal Terapiler Uzmani
> Haluk Otman
>
>

buena vista
03-02-2008, 09:09
Amerikan Natural Health dergisi, kalp sağlığını korumaya yardımcı olan gıdaların bir listesini yayınladı

AMERİKAN Natural Health dergisi, farklı üniversitelerin araştırmalarını derleyerek kalp sağlığını korumaya yardımcı olan gıdaların bir listesini yayınladı. Çikolata ve yeşil çay gibi bilinen gıdaların yanı sıra portakal ve cevizin de çok faydalı olduğu ortaya çıktı. İşte derginin tavsiye ettiği yiyecekler:

1. ÇİKOLATA: Günde 3 parça bitter çikolata yemek, kolesterolü yüzde 36, kalp krizi riskini ise yüzde 50 düşürüyor.

2. YEŞİL ÇAY: Yüksek oranda antioksidan, A, C ve E vitaminleri içeriyor.

3. SOMON: Kalp sağlığı için gerekli olan Omega 3 asidi, somon balığında yüksek oranda bulunuyor. Doktorlar herkese haftada bir kez, bir avuç büyüklüğünde somon balığı yenmesini tavsiye ediyor.

4. CEVİZ: Günde birkaç avuç ceviz yemek kalbe giden kan dolaşmını düzenliyor, damar sertleşmesini önlüyor ve kalp hastalığı riskini yüzde 30 azaltıyor.

5. YULAF EZMESİ: İçerdiği lifler sayesinde kalp sağlığını koruyor. Ayrıca protein, kalsiyum, demir, çinko, bakır, magnezyum ve E vitamini içeriyor.

6.KUŞKONMAZ: Vücuttaki zararlı yağ hücrelerinin atılmasına ve kolesterolun düşmesine yardımcı olarak kalbe iyi geliyor.

7. PORTAKAL: Portakal, greyfurt ve limon gibi turunçgiller kötü kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı oluyor.

8. KURU ERİK: Antioksidan oranı en yüksek besinlerden biri... Lif içeriği sayesinde kalp hastalıkları riskini azaltıyor. 16 adet kuru erik günlük lif ihtiyacının yüzde 25’ini karşılıyor.

9. YER ELMASI: Birçok antioksidan içeren yer elması, serbest radikalleri vücuttan atarak kalp sağlığını koruyor.

10. PAPAYA: Egzotik bir meyve olan papayanın içindeki sindirim sistemini düzene sokan enzimler kalp kaslarını koruyor, potasyum ise kalbi besliyor.

VATAN

buena vista
09-02-2008, 14:57
FORMSANTE DERGİSİ


Su, bir yudum sağlık aslında... Ve bu sağlık deposu hepimizin elinin altında mevcut. İçindeki mineraller sayesinde pek çok rahatsızlığa iyi geliyor. Suyun nimetlerinden faydalanmak için kendi kendinize yapabileceğiniz uygulamalar da var: İşte 7 sağlık sorunu için öneriler.


Su yaşam kaynağımız... Sağlıklı ve zinde bir yaşam sürmek için tüm doktorların tavsiyesi bol bol su içmemiz. Ancak suyun faydalarından yararlanmak için içmek dışında da yapabileceğimiz şeyler var... Sıcak ve soğuk su kullanarak yapabileceğimiz özel terapiler, bazı rahatsızlıkların üstesinden gelmemize de yardımcı olabilir. Tansiyon düşüklüğü, sırt ve baş ağrıları, regl sancıları bu rahatsızlıklardan bazıları.... Bunun için size gerekense sadece biraz su!

DÜŞÜK TANSİYON
Düşük tansiyon sorununun hakkından gelmek için kan dolaşımını hızlandırmak gerekiyor. İşte bunun için bir önerİ: İki kovaya ihtiyacınız olacak. Birini 36-38 derece arasında suyla, diğerini ise mümkün olduğu kadar soğuk suyla doldurun. İkini kovadaki su ne kadar soğuk olursa o kadar iyi unutmayın. Önce 5 dakika boyunca kollarınızı tamamen sıcak kovaya sokun. Sonra 10-20 saniye soğuk suya daldırın. Bütün bu işlemi baştan sona bir kez daha tekrarlayın. Suyu kollarınızdan akıtın ama kurulamayın. Şimdi olduğunuz yerde hafif koşu yapın. Tekrar ısınana kadar hareket etmelisiniz.
SIRT AĞRILARI İÇİN
Gerginlikler, duruş bozuklukları sırt ağrılarına sebep olabiliyor. İşte bundan kurtulmak için iyi bir öneri:
Tek başınıza da yapabilirsiniz belki ama partnerinizden yardım istemek işinizi kolaylaştıracak. Küvetin içine koyacağınız bir tabureye dik biçimde oturun ve duşu açın. Suyu sırtınıza gelecek biçimde ayarlayın. Sıcaklık önceleri 33 derece olabilir. Sonra yavaş yavaş artırın. 42 dereceye kadar çıkabilirsiniz. Süre, 5-10 dakika olmalı. Cildinizdeki kan dolaşımı iyice hızlanmalı. Bunu derinizin pembeleşmiş görüntüsünden anlayabilirsiniz. Daha sonra kurulanın ve yarım saat yatakta dinlenin. Bacaklarınızın altına yastıktan bir yükselti koyarsanız daha da rahat edersiniz. Bunu her gün tekrarlayabilirsiniz.
SOĞUK ALGINLIĞI BAŞLANGICI
Sesiniz gitmiş, boğazınız batıyor, gözleriniz yaşarmaya başladı. Soğukalgınlığının ilk belirtileri… Hemen ayaklarınıza sıcak su banyosu yapmalısınız. Çünkü büyük ihtimalle üşütmek üzeresiniz. Sıcak su hem ayaklarınıza iyi gelecek hem de virüslerin vücudunuza yerleşmesini önleyecek.
Kovayı 33 derece sıcaklıkta suyla doldurun. Bacaklarınızı dizlerinize kadar içine daldırın. 15-20 dakika boyunca 39 derecede, daha sonra 42 derecede tutun. Daha sonra kurulayın ve 15-30 dakika kadar yatakta dinlenin. Bu süreci soğukalgınlığı belirtileri kaybolana dek her akşam aksatmadan uygulayın.

REGL SANCISI İÇİN
Regl sancılarında sıcak-nemli bir bezi direkt deriye temas ettirmek dokuya ve organlarınıza iyi gelecek.
Çok kolay ve kullanışlı bir tarif veriyoruz sizlere. Sekiz kez katladığınız bir keten bezi kaynar suya koyun. Daha sonra üzerine bir havlu sarın ve sıkın. Bu işlemi dikkatlice yapın ve kontrol edin; deriniz yanmasın. Sonra bu havlu yumağını karnınıza koyun. Üzerine yün bir bezi iyice sarın. Böylece kalabildiğiniz sürece kalın. Bu işlem diğer karın kramplarına ve ağrılara da iyi gelecek.
SİNİRLİYSENİZ
Bütün gününüz inanılmaz stresli geçti. O halde hemen küveti sıcak suyla doldurup girin.
Sinirlilik halini gidermenin en iyi yolu sıcak suyla dolu bir küvet! Böylece damarlarınız genişleyecek, kan akışınız yoluna girecek ve bedeniniz sakinleşecek. Suyun dinginleştirici etkisi beyninize de iyi gelecek. Küveti dörtte üç oranında sıcak suyla doldurun. En az 10, en çok 15 dakika küvette kalın. Suyun içine damlatacağınız birkaç damla lavanta esansı daha da iyi gevşemenizi sağlayacak. Şimdi yavaşça kalkın. Ilık suyla bir kez daha duş alın ve kurulanıp en az 20 dakika karanlık bir odada uzanın.
BAŞ AĞRISI İÇİN
Ağrı kesiciler mutlaka işe yarar ama yüzünüze soğuk bir duş yapmak hem yan etkisiz hem de oldukça etkili.
Soğuk su başınızdaki gerginliği alacak. Duş başlığını öyle bir ayarlayın ki, bolca su gelsin. Eğer olmuyorsa duşun kafasını çıkarın. Hortum kısmından daha çok su gelir böylece. Şimdi omzunuza bir havlu alın ve küvete eğilin. Soğuk suyu önce alnınızdan sonra yüzünüzün sol tarafından akıtın. Aşağı yukarı hareketlerle sağa ve sola doğru işlemi devam ettirin. Son olarak soğuk suyla yüzünüzde 3 kez dairesel hareket yapın. Bu işlem migrene de iyi geliyor.
UYKU BOZUKLUKLARI
Yün ve keten çoraplarla ıslak çorap terapisini mutlaka deneyin.
Bunun için dizin bir karış altında biten bir çift keten çoraba ihtiyacınız olacak. Bir çift de yünlü çoraba. Önce ketenli çoraplarınızı soğuk suya daldırın. İyice sıkın ve sıcak ayaklarınızın üzerine giyin! Bunun üzerine yünlü çorabınızı geçirin. Bu ıslak çoraplarla mümkün olabildiğince kalın.

Sıcak suyun içine girmek ve kendinizi tamamen suya bırakmak rahatlamanın en muhteşem yolu. Bu işlem ayrıca, regl öncesi yaşanan PMS sendromuna karşı da etkili.. Hürriyet

buena vista
15-02-2008, 19:53
Ünlü kalp doktoru Mehmet ÖZ, ABD'de anlattığı ve insan ömrünü uzattığı tespit edilen "gençlik iksirini" açıkladı

Ünlü kalp doktoru Mehmet Öz, ABD'de Oprah Winfrey'in şovunda anlattığı ömrü uzatan içeceğinin formülünü açıkladı..

ABD'de yaşayan ünlü Türk kalp cerrahı Prof. Mehmet Öz'ün hazırladığı "yeşil içecek," Amerika'da moda oldu. Ünlü talk şovcu Oprah Winfrey'in programında, formülü kendisine ait "gençlik iksiri" adını verdiği içeceği tanıtan ünlü doktora, binlerce mail geldi.

Yazdığı diyet kitapları Amerika'da satış rekorları kıran Prof. Öz'ün sağlık iksiri, Oprah Winfrey beğenip önerdikten sonra bir anda en popüler içecekler arasında yerini aldı. Oprah Winfrey'in programına katılıp evde bu karışımı hazırlamanın yollarını anlatan Öz, gençlik iksirinin formülünü verdi.

Günde 3-4 bardak içilmesi önerilen, doping etkisi yapan, kilo aldırmayan ve uzun bir yaşam sürmeyi sağlayan formül anti-aging ilacı olarak da kabul ediliyor. Sekiz farklı sebzeyle hazırlanan karışım, bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, içindeki anti oksidanlar uzun ve genç bir hayat sürmeye destek oluyor. Çoluk çocuk herkes tarafından tüketilebiliyor.

Diyet yapanlara bu karışım yardım ediyor, beslenme ihtiyaçlarını sağlıyor. Prof. Dr. Mehmet Öz "Aslında amacım dünyadaki ev kadınlarını eğitmek. Çünkü, onlar çocuklarına, eşlerine bakıyor. Kadınları eğiterek toplumun geneline sağlık bilinci kazandırmak mümkün" diyor.

NASIL HAZIRLANIYOR?
* 2 kâse ıspanak (İyiceyıkayıp karışımın içine çiğ olarak koyabilirsiniz).
* 2 salatalık.
* 1 kereviz.
* Dörtte bir çay kaşığı zencefil kökü.
* Maydanoz.
* İki elma.
* 1 tutam ıhlamur.
* Yarım limon

Bu sebzeleri karıştırıp,suyunu çıkardıktan sonra günde 3-4 bardak için.
(Sabah)

buena vista
02-03-2008, 11:15
TÜLAY SAĞLAM
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:05 TSİ 02 Mart 2008 Pazar


İSTANBUL - Yediğimiz yağların bize anında karın ya da kalça olarak dönmediğini söyleyen Diyetisyen Berrin Yiğit, “Belki de bu zamana kadar yağlar boş yere haksızlığa uğratıldı” diyor. Yiğit’e göre ‘aşk simidi’, ‘airbag’, ‘balkon’, ‘Türk kası’ gibi lakaplarla anılan istenmeyen yağların suçlusu; besin değeri düşük, kalorisi yüksek yiyecekler. Metabolize edilmeden ve enerji olarak kullanılmadan depolara yollanan bu yağlandırıcı besinlerin başında ise basit şekerler, bunları içeren hazır ürünler, meşrubatlar ve rafine edilmiş tahıllar yani beyaz ekmek, pirinç, makarna, hamur işleri geliyor.
Haberin devamı

“Pek çok danışanım tartım sırasında eğer o hafta yağ kaybetmediyse hemen, ‘Nasıl olur bu hafta ağzıma yağlı hiç bir şey sürmedim’ açıklamasını yapıyor” diyen Berrin Yiğit, yağlanmanın tek başına yağdan kaynaklanmadığını gösteren araştırmalardan örnekler veriyor:

“Yağ ve kolesterol alımı üzerine değişen trendlere bakacak olursak obezitenin artış gösterdiği toplumlarda buna paralel olarak yağ ve kolesterol alımlarında da artış bekleriz. Halbuki yapılan çalışmalar; ortalama 100 sene içerisinde yağlı yiyecek tüketme oranının yüzde 85’lerden yüzde 65’lere düştüğünü, beslenme ile alınan kolesterolün ise neredeyse aynı kaldığını gösteriyor. Yağ tüketim eğilimlerinde gözlenen en ciddi artış ise katı yağlara alternatif olarak sunulan ve sağlıklı seçimler diye gösterilen margarinlerde gözleniyor. Neredeyse 4 katına çıkan margarin kullanım eğilimleri dikkat çekiyor.”

GAZLI İÇECEKLER YAĞLANDIRIYOR
“Yağlandırıcı besinlerden gazlı içeceklere örnek verecek bir çalışma ise 1977-1997 yılları arasında yapılmış. Çalışma, meşrubat ve gazlı içecek tüketiminin Amerika’daki yetişkinlerde yüzde 60 arttığını, çocuklarda ise ikiye katlandığını gösteriyor. Bu artışla birlikte obezite görülme sıklığının da ikiye katlanması ise bilim adamları için önemli bir kriter oluşturuyor. Şu anda Amerikan diyetinde alınan her 5 kalorinin 1 kalorisini besleyiciliği düşük, kalori yoğunluğu yüksek olan bu tür içecekler oluşturuyor.”

EN BÜYÜK SUÇLU: ŞEKER
İştahı artıran muzur besinler kategorisinde yer alan basit şekerlerin ise obezitenin yaygınlaşmasında en büyük suçlulardan biri olduğunu belirten Yiğit, yiyeceklere eklenen basit şeker ve türevleri incelendiğinde kişi başına düşen rafine tahıl ürünlerinin tüketiminde yüzde 55, sadece basit şeker alımında ise yüzde 60 yükseliş görüldüğünü kaydediyor:

“Gümrük Dünyası Dergisi’nde yer alan bir makaleye göre ülkemizde şeker sektörünün 2004-2005 dönemi itibariyle ekonomik büyüklüğü 4 milyar YTL (3 milyar dolar), yıllık tüketimiz yaklaşık 2,5 milyon ton. Dünyada kişi başına sakaroz kökenli şeker tüketimi beyaz şeker cinsinden yılda 19 kg civarında. Bu örneklere bakarak vücuda faydadan çok zarar getirebilen bu besin için harcanan paraların ve yılda sadece şekerden alınan 76000 kalorinin muhasebesini iyi yapmak gerektiğini düşünüyorum.”

DİYET VE DİYABETİK ÜRÜNLER KARIŞTIRILIYOR
En bariz diyet hatalarından birinin diyet ve diyabetik ürünlerin karıştırılması olduğunu söyleyen Yiğit, “Unutulmamalıdır ki şeker oranı azaltılmış diyabetik ürünler yüksek yağ ve kalori içerikleri nedeniyle zayıflama diyetleri için uygun olmayabilir. Etiket okuma ve doğru değerlendirme alışkanlıklarını geliştirmek bu noktada önem taşıyor” diyor.

BOL RENKLİ, YÜKSEK KALORİLİ BESİNLER
Besinlerin içindeki doğal yağlardan çok, yapay tatlardan, basit şeker ve rafine ürünlerden alınan yüklü kalorilerden korkulması gerektiğinin altını çizen Yiğit, “Mümkün olduğunca besinleri doğal formlarında tüketmeye, sentetik üretim şartlarında yetişmiş gıdalardan, besin sanayinin bol renkli yüksek kalorili ürünlerinden ise uzak durmaya dikkat etmeliyiz” önerisinde bulunuyor.

meraklı
22-03-2008, 09:07
Kasım ayında , nadir rastlanan bir çeşit meme kanseri bulundu. Bir bayanın göğsünde bir isilik gelişti. Doktoru mamagrofisi temiz olduğu için antibiyotikle enfeksiyonu tedavi etti. İki kontrolden sonra isilik kötüye gitmeye başladı. Doktoru bir mamografi daha istedi. Bu sefer bir kitle görünüyordu. Biyopside hızlı büyüyen habis ur bulundu.Büyümesini geri çekmek amacıyla kemoterapi başladı, sonra mastectomy yapıldı, kemoterapi tamamlandı ve radyasyon tedavisi yapıldı. Şiddetli tedavinin yaklaşık dokuz ayından sonra bayan temiz bir sağlık listesi verdi. Yaşamının bir yılının her günü onunla doldu . Sonra kanser karaciğer bölgesine geri döndü . Dört tedavi aldı ve kaliteli bir hayat istediğine karar verdi , kemoterapinin daha sonradan ortaya çıkan etkisini yaşamak istemiyordu. Beş büyük ayı vardı ve son gününü en ince ayrıntısına kadar planladı. Morfine ihtiyaç duyduğu birkaç günden sonra öldü. Her yerdeki kadınlara dağıtılsın diye bu mesajı bıraktı :


KADINLAR, LÜTFEN NORMAL OLMAYAN HERHANGİ BİR ŞEY KARŞISINDA DİKKATLİ OLUN VE MÜMKÜN OLDUĞU KADAR ÇABUK YARDIM ALMAK İÇİNDE KARARLI VE İNATÇI OLUN..


Paget Hastalığı : Bu nadir tipte bir meme kanseri ve memenin dış çeperinde , meme ucunda ve haresinde isilik gibi görünüyor , daha sonra dış kenarı kabuklu bir yara haline geliyor . Meme kanserinden hiç şüphe duymadım ama kanserdi. Meme ucum bana hiç değişik gelmiyordu fakat isilik beni rahatsız etti, bu nedenle doktora gittim. Ara sıra kaşındı ve ağrıdı fakat bunların dışında beni rahatsız etmedi. Sadece çirkin ve sıkıntı vericiydi, doktorum ve dermatolog tarafından daha önce deri yangısı için verilen bütün kremlerle temizlenemedi . Biraz endişeli görünüyorlardı fakat kanser olabileceği konusunda beni uyarmadılar.

Şimdilik, dışarıdaki pek çok kadının meme ucundaki yada çevresindeki bir isiliğin yada yaranın kanser olabileceğini bildiğini sanmıyorum. Benimki meme haresinde tek bir kırmızı sivilce olarak başladı. Meme ucunun Paget hastalığında problemin en büyüğü semptomların zararsız görünmesi. Çoğunlukla deri iltihabı veya enfeksiyonu olduğunu düşündürüyor, en önemli talihsizlik ortaya çıkartma ve bakımında gecikme.



SEMPTOMLAR NELER ?


Meme ucunda kaşıntıya ve yanmaya neden olan sürekli kırmızılık, akıntı ve kabuk bağlaması. ( Benim durumumda , ben fark edene kadar çok fazla kaşıntı ve akıntı yoktu, fakat bir tarafta dış kenarda kabuk vardı. ) Meme ucunda iyileşmeyecek bir yara. ( Benimki meme haresi üzerinde idi.)
Genellikle sadece bir meme ucu etkileniyor. Nasıl teşhis edilir?

Doktorunuz fiziksel olarak muayene etmeli ve iki memeninde mamografisini acil olarak çektirmenizi istemeli. Kırmızılık, akıntı ve kabuk deri iltihaplanmasına çok benziyorsa bile, eğer yara tek memenizde ise doktorunuz kanserden şüphelenmeli. Neler olduğundan emin olmak için doktorunuz yaradan biyopsi almalı.

Benim meme kanserim, büyük dozlarda kemoterapi aldıktan, 28 kez radyasyon tedavisi olduktan ve Tamaxofin aldıktan sonra yayıldı ve kemiklerimi sardı. Eğer başlangıçta meme kanseri teşhisi konulsaydı belki yayılmayacaktı...



TÜM OKUYUCULARA :



Bu o kadar üzücü ki, kadınlar Paget Hastalığının farkında değiller. Biz diğerlerini bu mail ile hastalığın ve potansiyel tehlikesinin farkına vardırabiliriz, her yerdeki kadınlara yardım edebiliriz.



Mail için teşekkürler...

meraklı
22-03-2008, 09:15
Orta yaşlı ve düzgün giyimli bir adam sessizce kafeye girerek köşedeki
masaya oturur. Garsona sipariş vermek için beklerken yan masadaki
gençlerin kendisine bakarak gülüştüklerini fark eder. Belli ki yakasına
taktığı küçük pembe kurdele şeklindeki Rozetine gülmektedirler Bu alaylı
bakışları görmezden gelen adam, yan masadakilerin bu ısrarlı sırıtmalarına
dayanamayarak elini lacivert ceketinin yakasındaki rozete götürerek, 'Bu
mu?' diye bakışanlara sorar.

Yan masadakiler yüksek sesle gülerek, 'Küçük güzel Pembe kurdeleniz lacivert ceketinize pek de yakışmış!' Diyerek sırıtmaya devam ederler.

Orta yaşlı adam bu sözü söyleyen delikanlıya dönerek, Lütfen masama buyurun bunu tartışalım' der Biraz önce tüm sevimsizliğiyle sırıtan delikanlı Sebebini anlamadığı bir utanma ve sıkıntı hissine kapılsa da Gelip masaya oturur. Adam anlaşılır ve yumuşak bir sesle, 'Bu Rozet tüm dünyada, içinde olduğumuz ayda, kadınların arasında meme kanseri bilincini yaygınlaştırmayı ifade ediyor.
Ben bu rozeti annemin adına takıyorum' der. Bu açıklama karşısında başkalaşan delikanlı, 'Çok üzüldüm, anneniz meme kanserinden mi öldü' diye sorar.
Hayır' diye cevap verir orta yaşlı adam ve devam eder: Annem sağ. Küçük
bir çocukken kendimi yalnız hissettiğim korkulu anlarımda her zaman
başımı saklayabileceğim ve huzur bulacağım yumuşak bir yuvadır annemin memeleri. Annemin sağlığı için dua ediyorum. Hımmm' diye kekeler delikanlı. 'Bu rozeti karım için takıyorum' diye devam eder orta yaşlı adam.
Karınız da herhalde iyi' diye sorar delikanlı. 'Evet, evet' der adam Karım benim için aşk ve sevgi kaynağı olmuştur her zaman. 23 yıl önce sevgili kızımızı beslemiştir memesiyle. Karımın sağlığı için Allah'a şükrediyorum.'

Sanırım kızınızın sağlığı için de takıyorsunuz? Hayır... Kızımı bir ay önce meme kanseri nedeniyle kaybettik. Yaşının çok genç olduğunu düşünerek ihmal etmiş memesinde fark ettiği kitleyi. Bu nedenle geç kaldık.

'Genç delikanlı, yüzündeki utangaç ve üzüntülü bir ifadeyle, 'Çok üzgünüm
bayım. Özür dilerim' der... Orta yaşlı adam 'Kızımın anısına öğünerek takıyorum Bu küçük pembe kurdeleyi. Bu sayede çevremdekileri de aydınlatabiliyorum. Şimdi evine git, karınla, kızınla, annenle konuş' deyip cebinden çıkardığı küçük pembe kurdele rozetini uzatırken, delikanlı öne eğilir ve Yardım edebilir misiniz?' diye mahcup mahcup sorar.


Bu öyküyü Türkiye Meme Vakfı'ndan Dr. Can Gürbüz gönderdi. Öykünün altına bir de not düşmüş:
'Bir mumun, diğer mumu yakarak Aydınlatmasıyla kaybedeceği hiçbir şey
yoktur.. Lütfen bu hikâyeyi Yayarak diğer mumları da aydınlatın... Tüm
aydınlıklar kadınların olsun...'

buena vista
28-03-2008, 21:05
ANKA

Diyet Uzmanı Oya Yüksek, son dönemlerde göbek bölgesi yağlanmalarının önemli bir sorun haline geldiğini belirterek “Nedenleri arasında yüksek şekerli yiyecek alımının fazla olması, hareketsizlik ve insülin dengesizliği bulunuyor" dedi. Memorial Tıp Merkezi Diyet Uzmanı Oya Yüksek yaptığı açıklamada, son dönemlerde görülen göbek bölgesi yağlanmalarının kalça-basen bölgesi yağlanmalarından daha büyük bir sorun haline geldiğini belirtti. Dyt. Yüksek, lokal yani bölgesel olarak tabir edilen bu tür yağlanmaların zayıf kadınlarda dahi görülebildiğine dikkati çekerek “Nedenleri arasında ise yüksek şekerli yiyecek alımının fazla olması, hareketsizlik ve insülin dengesizliği geliyor" dedi. Kandaki şekeri kontrol eden bu hormonun kandaki seviyesinin oldukça önemli olduğunu belirten Dyt. Yüksek, “İnsülin metabolizması bozulduğu zaman kan şekeri seviyelerinde ve bununla birlikte diğer kan değerlerinde bozulmalar ve özellikle bel-karın bölgesinde yağlanmalar oluşur. Bununla birlikte alınan yüksek karbonhidrat da bu rahatsızlığı tetikler" diye konuştu.

KORUNMAK İÇİN DİYET VE EGZERSİZ ŞART

Karın bölgesindeki yağlardan korunmak ve kurtulmak için diyet ve egzersizin önemine dikkati çeken Dyt. Oya Yüksek, “Yüksek karbonhidrat yerine daha düzenli dağılmış öğünler tercih edilebilir. Karbonhidrat alımında ise karışık karbonhidrat diye tanımlanan esmer tahıl ürünleri tüketilebilir" dedi. Dyt. Yüksek ayrıca salata ve yemeklerde zeytinyağı veya kanola yağı kullanılabileceğini ve öğün aralarında fındık ya da cevizin de tüketilebileceğini sözlerine ekledi.

AnnE
01-04-2008, 16:25
GAZ ÇIKARMAYLA İLGİLİ GERÇEKLER:

• Ortalama bir yellenmede yüzde 59 nitrojen, yüzde 21 hidrojen, yüzde 9 karbondioksit, yüzde 7 metan ve yüzde 4 oksijen bulunur. Kötü kokuyu çıkaran ise bu karışımının yüzde 1'inden daha az bir bölümüdür.

• Çıktığı anda gazın sıcaklığı 37 derecedir.

• Çıkış anında gazın hızı yaklaşık olarak saniyede 3 metredir.

• Bir insan günde ortalama yarım litre gaz çıkarır.

• Kadınlar da erkekler kadar gaz çıkarır.

• Çıkan gaza kokusunu veren hidrojen sülfittir ki, yediklerinizdeki sülfat oranı ne kadar yüksekse yellenmeniz de o kadar kötü kokacaktır. Gaz çıktığında özellikle kötü kokulu olmasını sağlayan gıdalar arasında fasulye, lahana, peynir, gazoz ve yumurta yer alıyor.

• Bir insan günde ortalama 14 defa gaz çıkarır.

http://www.guncel.net/guncel/2008/03/31/gaz-cikarmanin-anatomisi.htm

dentist
02-04-2008, 00:58
Önce üstteki yazıyı okuyup sonra ilgili haberlere bakınca bir hoş oldular.;)


560

dentist
02-05-2008, 11:29
Malumunuz üzere bu ara sağlıklı beslenme pek revaçta.

İşin ilginci onuda yiyin bunuda yiyin türünden yazılar ortada dolaşıp duruyor.

Kalp için badem yiyin bağırsaklar için lahana yiyin bol bol su için peşinden yemek yiyin sonra nar suyu içmeyi ihmal etmeyin ,peşinden posalı meyva yiyin aman kanser riski azalsın sonra biraz uyuyun kalkın yemeğe devam edin bunları yaparsanız ölmezsiniz hiç!!!!

Spor yapın spor diyen yok .

Benden duymuş olmayın ama ne yerseniz yiyin bu yazıyı okuyanların büyük kısmı en iyi ihtimalle 50 yıl sonra ölmüş olacak.


Neyse mutlaka ben dengeli besleceğim diyenlere güzel bir adres....

www.beslenmebulteni.com

buena vista
02-06-2008, 20:25
Dr. Murat Kınıkoğlu

muratkinikoglu@yahoo.com

Geçen hafta bel ağrısı nedenlerinden bahsetmiş, ağrıların genellikle omurganın iki tarafındaki kalın kas demetlerinin spazmına bağlı olabileceğini söylemiştim. Bel ağrılarının yüzde 90’ı bir süre içinde kendiliğinden geçer. Bu yüzden lüzumsuz tetkikler yaptırmamaya, mideye zararlı ağrı giderici ve antienflamatuar ilaçlar kullanmamaya dikkat etmeniz çok önemlidir. Elli yaşından küçükseniz, bel ağrısı ile birlikte ayda dört beş kiloyu geçen zayıflamanız yok ise, ağrılarınız dayanılmayacak kadar şiddetli değilse yirmi günlük bir süre beklemek için uygundur. (Bel ağrısı çocuklarda sık görülmez, başka hastalıklarla karışabileceğinden doktora daha erken müracaat etmek uygun olur.)

1. DİKKAT! Beli ağrıyanlara sert bir zeminde kımıldamadan yatmayı önermek adet olmuştur. Çalışmalar hareketsiz kalmanın yanlış olduğunu göstermiştir. Bel ağrısı durumunda ağrı oluşturacak hareketlerden kaçının ama olağan gündüz aktivitenizi de sürdürmeye çalışın.

2. İLK 72 saat soğuk uygulaması yararlı olabilir. Eczanelerde satılan soğuk jel paketlerinden yararlanabilirsiniz. Üçüncü günden sonra sıcak uygulamak daha doğru olur.

3. AĞRINIZ çok şiddetli olmadıkça ilaç almayın. Şiddetli ağrılarda, midenize dikkat ederek antienflamatuar bir ilaç (ibuprofen ve acetaminophen) alabilirsiniz ancak bu ilaçların mide kanamasına neden olabileceğini unutmayın.

4. SERT yerde mi yumuşak yerde mi yatalım?

Nerede yatarsanız yatın. Çalışmalar sert yataklarla yumuşak yataklar arasında bir fark olmadığını gösteriyor. Gece uyurken rahat bir yerde, en az ağrıya neden olacak pozisyonda, mümkünse bacaklarınızı karnınıza toplayarak yatmanızı öneriyorum. Sırt üstü yatma alışkanlığınız varsa diz kapaklarınızın altına bir minder koyarak dizlerinizi yukarı kaldırmanız yararlı olur.

5. 50 yaşından büyükseniz ve ayda dört kilodan fazla kilo kaybınız varsa, ağrılarınız 20 gün geçmesine rağmen azalmayıp artıyorsa doktora gitmenizde fayda var.

6. BEL ağrısı ile birlikte bir ayakta uyuşma veya güçsüzlük varsa, idrarınızı tutamıyorsanız hemen doktora gidin.

7. CERRAHİ müdahelede iyi olma, şikayetlerin tamamen geçme garantisi yoktur. 78 vakalık bir çalışmada ameliyat edilenlerin yüzde 11.6’sında enfeksiyon başta olmak üzere önemli komplikasyonlar gelişmiştir. Bu nedenle ameliyat son çare olmalıdır. Operasyon önerildiğinde bir başka doktorun daha fikrini almanızı öneririm.

8. AĞRILARINIZ geçmesi, belinizin rahatlaması, ağrının tekrar gelmeyeceği anlamına gelmez. Bu yüzden uzun dönemde, spor ve uygun egzersiz programları ile bel kaslarınızı güçlendirmeye çalışmanız çok önemlidir.
AKSAM

AnnE
25-08-2008, 15:31
PSAS sendromu sizde nasıl başladı?

2000 yılıydı. Bazı nedenlerden dolayı antidepresan ilaçlar kullanıyordum. İlaçlarımı daha yeni bırakmıştım. Bir tatil günü evde televizyon izlerken nabzım vajinamda atıyormuş gibi bir his yaşadım. Tarif etmesi zor ama tatlı tatlı zonkluyordum. Mastürbasyon yaptım. 10 dakika geçmemişti ki yeniden aynı şeyleri hissettim. Bütün gün de aynı şekilde devam etti.

Tuvaletten çıkamıyorum

Peki siz ne yaptınız?

Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Durduramadığım, kendimi kontrol edemediğim bir durumla karşı karşıyaydım. Bir türlü geçmiyor. Tekrar tekrar aynı şeyleri yaşıyordum. Daha ilk günden sinir bozucu bir hal aldı. Kimseye de bir şey söylemedim. Rahatsızlığım başladıktan 7 ay sonra evlendim ama benden ayrılmak ister diye eşime bu durumu anlatmaya çekindim.


Neden?

Sapıkça duygular içinde olduğumu düşünmesinden korktum.

Sonraki günlerde ne oldu?

Büyük bir şirkette sekreter olarak çalışıyordum. İşlerim çok yoğun ve dikkat gerektiriyordu. Sürekli insanlarla kontak halindeydim. Tek bir dakikam bile boş geçmiyordu. Ancak işe gittiğimde tüm zamanımı tuvalete geçirir olmuştum. Altı ay sonra da işten ayrılmak zorunda kaldım.

Kapı zili orgazm ediyor

Hangi durumlarda başlıyor orgazm duygusu?

Kontrol altına alamadığım bir orgazm yaşıyorum. Her durumda olabiliyor. Örneğin fotokopi makinesinin çıkardığı sesten orgazm oluyorum. Cep telefonlarının tiz sesleri, kurşun kalemle yazıldığında çıkan sesler, tırnak törpüleme hışırtısı, kapı zili, parfüm kokuları ve daha bir sürü şey...

Çalışırken orgazm olduğunuz anda ne yapıyordunuz?

Sürekli kontrol edemediğim ve bir türlü yok olmayan bir duygu dikkatimi dağıtırken, işe konsantre olamıyordum. Tuvalete kaçıyorum, genellikle mastürbasyon yapıyorum ama bu gerçekten baş edilebilecek bir durum değil. Bu koşullarda çalışmak mümkün değildi.


Kocamla ayrılma noktasına geldik

Peki sokakta, yolda yürürken ne yapıyorsunuz?

Yolda, otobüse bindiğimde nöbetler tekrar ettiğinde terler akıtarak eve bitik bir halde dönüyorum. Evdeysem vajinamın üstüne buz torbası koyuyorum. Tek ayağımı katlayarak oturuyorum. Uyurken, otomobil kullanırken bacaklarımın arasına yastık yerleştiriyorum. Bunları uzman doktorların fikirlerinden yola çıkarak yapıyorum.

Kocanız bu durumu fark etmedi mi?

Kocam bir gariplik olduğunu fark ediyor ama benden bir şeyler anlatmamı bekliyordu. Sevişme sırasında vermeyeceğim tepkileri veriyordum. Aynı gece içerisinde onlarca kere orgazm hissi oluşunca bu onu şaşkına çeviriyordu. Ben de bir gece yaşadıklarımı anlattım.

Sürekli orgazm halindeyken seks hayatınız nasıl gidiyor?

Şimdi eskisine oranla daha iyi durumdayım. Tedavim çok başarılı olmasa da devam ediyor. Seks hayatım bitmişti. Kocamla ayrılma eşiğine geldik. Tek istediğim vajinamdan kurtulmaktı.

Nöbetler başladığında ne düşünüyordunuz?

İnternette araştırmalar yaptım, yabancı kaynakları taradım, jinekologlarla görüştüm ama hiçbiri bana hastalığımın ne olduğunu söylemedi. En sonunda evlenmeden önce cinsel deneyim yaşadığım için Allah’ın beni cezalandırdığını düşünmeye başladım.

Bu biraz abartılmış bir düşünce sanırım...

Aslına bakarsanız hiç de değil. Bu garip hastalığa yakalandıktan sonra işten ayrılmak zorunda kaldım. Arkadaşlarımla görüşmeyip kendimi eve hapsettim. Kocamla aram bozuldu ve kimseye derdimi anlatamaz oldum. Bunlar hâlâ geçmiş değil. Kocam sağ olsun bana çok destek oluyor ama sendrom aktif hale geldiğinde her şey yine başa dönüyor.

Dışarıdan sizi gözlemleyenler hastalığınızı fark etmiş olabilir mi?

Yalnız kaldığım her an ağlayan, sinir krizleri geçiren, öfkeli, hiçbir şeye tahammül edemeyen bir insan olduğumdan insanlar bir şeyler anlıyordur. Ama sürekli orgazm olduğumu fark ettiklerini sanmıyorum. Yaşadığım duyguyu gizlemek için elimden geleni yapıyorum. Tabii ki, “Sizleri rahatsız ettiğim için kusura bakmayın, ama vajinamda sürekli bir hareket hissediyorum. O hissin geçmesi için orayı ellemem gerekiyor” diyemiyorum.

Peki günde kaç kez oluyor?

Sayısını inanın bilmiyorum. En küçük uyarılma bile orgazm olmama yetiyor. Orgazm geçtikten üç beş saniye sonra yeniden başlıyor. Her an olabiliyor, yeri zamanı yok. Günde 100 kere de orgazm olabiliyorum 120 kere de...

Peki orgazm sonunda boşalma yaşıyor musunuz?

Hayır boşalma söz konusu değil sadece orgazm yaşıyorum ve duruyor, yeniden yaşıyorum. Boşalma yaşanıyor olsa belki biraz daha rahatlatıcı olacak. Ancak artık uzman doktorlar bu hastalığın ne olduğunu biliyor. Söylemlerine göre yaşadığım orgazm yalancıymış.

Şimdi durum nasıl?

Şimdi nöbet sayısı azalsa da bu sendrom hâlâ bende var. Kesin bir çözüm için dua ediyorum.

Çok nadir bir hastalığın sizi buluyor olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben çok nadir bir hastalık olduğunu düşünmüyorum. Tabii bunlar benim fikrim. Ama bu hastalığı yaşayan biri olarak kendimden çok utanmıştım. Benim sapıkça düşüncelerimden kaynaklanıyor sanmıştım. Bence bu sendroma yakalanmış birçok kişi var ama doktora gitmeye çekiniyorlar. Ben kocama yaşadıklarımı anlatırken bile büyük işkence çektim.


Sokağa çıkmak büyük işkence

Hastalığınızın PSAS olduğunu ne zaman öğrendiniz?

Rahatsızlandıktan 4 yıl sonra. Her gün internette araştırmalar yapıyordum. Sonra bir yazıya denk geldim. Okuduğum yazıya göre benimle aynı sorunu yaşayan başkaları da varmış. Beynin sinirler aracılığıyla vulva kasına zonklama, yanma ya da titreme mesajı gönderebileceğini öğrendim. Bu bilginin ardından nöroloğa başvurdum ve araştırmalar yapılmaya başlandı. Doktorum bundan 12 yıl önce geçirdiğim araba kazasının ya da yine çocuklukta geçirdiğim zona’nın buna neden olabileceğini söyledi. Ama hâlâ sonuç yok. Bazı ilaçlar kullanıyorum, kas gevşeticiler, sinir sistemi için vitamin takviyeleri...

Jinekologlara başvurduğunuzda ne yanıt aldınız?

Yedi yıl önce gittiğim jinekologlardan biri “Çok şanslı olmalısın” dediğinde orada kendimi öldürmek istedim. Bazı jinekologlar ise literatürde böyle bir vakanın olmadığını söyleyerek sistit teşhisi koymuşlardı. Ama durumum vajinamın kaşınmasında daha çok tahrik olmakla ilgili...


Erkeklerde de görülebiliyor

Sürekli cinsel uyarılma sendromunun olası nedenleriyle ilgili araştırmaların devam ettiğini söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe hastalıkla konusunda şunları anlatıyor: “PSAS’ın tek bir nedeni yoktur. Sürekli cinsel uyarılma sendromunun olası nedenleri arasında; cinsel organlara giden sinirlerin hassasiyeti, geçirilmiş bir kaza, cinsel organların çok sıcak olmasına yol açan damarsal sorunlar, at ya da bisiklete binme gibi cinsel bölgelere mekanik baskı oluşması, bazı ilaçların kullanılması ve psikolojik stres yer alır. PSAS hakikaten sinir bozucu bir hastalıktır. Çünkü; PSAS hastalığında hissedilen duygu normal cinsel uyarılmadan farklı bir histir ve herkesin anladığı manada cinsel bir haz söz konusu değildir. Bilinenin aksine bu kadınların sekse aşırı düşkünlükleri ve aşırı cinsel istekleri yoktur. Uyarılma hissi, boşalma hissi yaşandıktan sonra bile, saatler, günler, hatta yıllarca sürebilir. Bu durum kadın için intihar düşüncelerine bile yol açabilecek kadar kötü bir duygudur. Sürekli cinsel organda bir rahatsızlık hissinin yanı sıra, bu kadınlar aşağılanma ve utanç duyguları içerisindedir. Sorunlarını bir doktorla bile paylaşmaya çekinirler.


Erkeklerde de görülebilen bu durum, priyapizm olarak ortaya çıkıyor. Erkekler için priyapizmin tanımı ve bunla başa çıkma yolları mevcut, ancak kadınlar için bir tedavi söz konusu değil.”

PSAS sendromunun 6 özelliği

Cinsel uyarılmadaki fizyolojik yanıtlar saatler ya da günlerce sürebilir ve kendiliğinden kaybolmaz.

Fizyolojik uyarılma klasik orgazmla son bulmaz ve saatlerce, günlerce çoklu yalancı orgazmlar yaşanır.

Bunlar bir cinsel arzu ya da uyarılma duygusuyla yaşanmaz.
Sadece cinsel aktivitelerde değil, cinsel uyaran olmadığında ya da hiç uyaran olmadığında da ortaya çıkabilir.

Bu hisler istenmedik, arzu edilmedik bir şekilde yaşanır.
Arka planda işleyen suçluluk, cezalandırılma gibi bilinçdışı duygular vardır

meraklı
26-01-2009, 09:30
Kısa süre önce bir kadın son derece önemsenmeyen bir sebepten dolayı hayatını kaybetmiştir.


SEBEP!.....
Hayatını kaybeden kadın Genfer Gölü'nde piknikteyken, bir kutu içeceği (Fanta, Kola vs.) kutusundan içti.
Pazartesi günü Lozan'daki CHUV'ye sevk edildi ve Çarşamba günü vefat etti.
Otopsi sonucu Leptospiroz fulgurante'den öldüğü anlaşıldı.

Tekneye bardak götürmemişti ve içeceği direkt kutudan içmişti.
Kutular kontrol edildiğinde, kutularda fare urini (idrarı) bulunduğu, yani Leptospiras ile kirlendiği ortaya çıktı.

Muhtemelen kadın, kutunun ÜSTÜNÜ TEMİZLEMEDEN AĞZINA GÖTÜRÜP İÇMİŞTİ...
Kutunun üstüne Fare urini (idrarı) bulaşmış ve kurumuş ki, bu zehirli maddeler içermektedir, bu da Leptosiproz'u ortaya çıkaran Leptospiras içerir.

Bu kutular fare bulunan depolarda muhafaza edilir ve temizlenmeden Pazar'a sürülür.

Kutular satın alındıktan sonra buzdolabına konulmadan önce bulaşık deterjanı ile özenle temizlenmeli.

İspanya'da İNMETRO tarafından yapılan bir araştırma sonucunda, kutular tuvaletlerden daha da fazla kirlidir!!!


Leptospiroz

Leptospiroz veya enfeksiyoz sarılık(weil hastalığı) bütün dünyada, insan,komensal kemirgenler, sığırlar,köpekler ve domuzlarda görülen bir hastalıktır. Sıçanların taşıdığı leptozpiroz, bu kemirgenlerin böbreklerinde yaşayan ve idrarla etrafa bulaşan Leptospira icterohaemorrhagiae tarafından oluşturulur.
Sıçan tarafından taşınan Leptospirozun enfekte hayvan doku ve idrarı ile kontamine toprak veya suyla, direkt temasta olan kişiler arasında görülen mesleki bir hastalıktır

Minicik yorumcuk: Mikrop mikroba birsey yapmaz ,deyiminden yola çıksak da bazı mikroplar aynı zamanda pek çok hayatı bitirebiliyor..

Sağlık ve huzurumuzu kaybetmemek temennisiyle hoş kalınız:friends:-

buena vista
12-06-2009, 12:12
JOHN HOPKINS HASTANESİ'NDEN
1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
3) Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4) Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
5) Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6) Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.
7) Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.
8) Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
9) Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
10) Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11) Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.
KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:
a- Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
b- Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c- Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
d- %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin.. Enzimler 40o C'de yok olurlar.
e- Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12) Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
13) Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
14) Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
15) Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16) Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.
JOHN HOPKINS HASTANESİ'NDEN KANSER GÜNCELLEMESİ
1) Mikrodalga fırına plastik kap koymayınız.
2) Dondurucuya su şişesi koymayınız.
3) Mikro dalga fırınına plastik ambalaj koymayınız.
4) John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.

AnnE
14-09-2009, 08:00
MİLLİ GAZETE'den



Biyolojik olarak insan, ortalama 150 yıl yaşayabilir. Günümüzde domuz eti ve diğer kısımları yenmiyen yerlerde meselâ, Kafkasya'da 130-150 yaşlarında sihhatli insanlar yaşıyorlar.

Domuz mamullerinde grip virüsünün mevcudiyetinden şüphe yoktur.Günümüzde bu "domuz gribi" olarak çok yaygındır. Kim domuz mamullerini doğrudan veya yiyeceklere katılmış olarak yerse (ki, bunlar her çeşit sucuk, salam ve sosislerde mevcuttur) otomatik olarak grip virüsünü de almış olur. Bu virüs vücutta en müsait olan akciğer dokularına gider ve yerleşir. Orada gelişmesi için müsait bir ortam buluncaya kadar bekler. Meselâ ilkbaharda vitamin eksikliği sebebiyle hastalık çoğalır, grip salgını her tarafta kol gezer.

Domuz mamullerinin tam bir insan zehiri olduğu isbat edilmiştir.Domuz denilen zehir vücuda alınınca, vücudun normal zehir atma organları tarafından atılması mümkün değildir.Yani urin, nefes yolları, dışkı, ter ve deri yollarından bu zehir atılamaz. Bu zehir sadece hastalık şekillerinden iltihaplar, iç ve dış iltihaplı hastalıklar... gibi yollarla insan vücudundan atılabilir. Çünkü insan vücudu, domuz etinde ve diğer kısımlarında mevcut olan zehiri tabii yollarla atabilecek bir durumda yaratılmamıştır. Vücut derhal zorlanarak akıl almaz hastalıklara düçar olur.Bu hastalıkları daha sonraki yazılarımızda inşaallah ele alacağaz.

Domuz mamullerini yiyen insanlarda domuz melaneti vücuda yerleşir. Böylece zamanla o insanlar domuza benzemeye başlarlar.

Biliyor musunuz?

Domuz ve saksağan eşcinseldir. Dünyada sadece bu iki hayvan eşcinseldir.Bir de özellikle son yıllarda insan neslinden eşcinsel olanların sayısı tahminlerin üzerinde bir düzeyde seyretmektedir.Bugün Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde eşcinsellik tahmin bile edilemez miktarlara ulaşmıştır. Bu ülkelerde eşcinsellerin birbirleriyle resmi evlilikleri devletlerce kayıt altına alınmaktadır. Bunun domuz mamullerini yemekle çok yakından alakası vardır.

Ülkemizde de durum hiç içaçıcı değildir. En küçük kasabalara varıncaya kadar umumi helâların kabin kapılarının arkasına yazılan ilanlar durumun vehametini göstermektedir. Her ne kadar bunlar görmezden gelinse de yakın bir zamanda büyük patlamalara sebebiyet vereceği açıktır. Ülkemizde de bu kasırganın, domuz mamullerinin ne kadar çok tüketildiğinin ve meydana getireceği belânın boyutlarını göstermektedir.

Hükümet domuz mamullerinin kasaplarda, market reyonlarında satılmasına izin vermekle, 2 domuzu olana domuz yetiştirme kredisi açmakla, domuz çiftliklerini çoğaltma zemini hazırlamakla ülkemizin idam sehpasını kurmuştur. "Domuz gribi" bu sehbanın başına geçen celattır. Bu cellat kimlerin ilk elde ipin çekecek, ömrü olanlar buna şahit olacaklardır.Şunu da ifade etmiş olalım: Domuz yetiştirilmesine kolaylıklar sağlayanlar, yetiştirenler, milletimize bu hayvanın mamullerini habersizce yedirenler dünya ve ahirette bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerdir. Bunun böyle olması da Allah (CC)'ın adaletinin sonucudur.

ar_de_
15-09-2009, 23:26
Domuz eti:
super inancli, herseyi cozmus, dinine imanina bagli, harama el surmeyen, namahreme yan gozle bakmayan, muhtesem din kardeslerimin donup dolasip "karisini kiskanmiyor, bokunu yiyor" seklinde sacmalamasindan bunalmis insanlarin yedigi et.

Din kardeşlerimizin tavrı:
-menünün içinde domuz eti var mı acaba?
+bilmiyorum efendim tam içeriğini, olabilir de.
-ah, ben almayayım o zaman. (sert bir tavırla)
+size başka ne ikram edebilirim? (biraz mahçup)
- bir kadeh kırmızı şarap alayım.

ar_de_
12-10-2009, 23:49
yazı biraz uzun bu yüzden link vermeyi tercih ettim :


http://w9.gazetevatan.com/haberprint.asp?Newsid=264172&tarih=12.10.2009&Categoryid=41

AnnE
20-10-2009, 08:02
Yemegi agzinizdan midenize tasimasi 7 saniye alir.

Bir sac teli 3 kg(6.6 lb) kaldirabilir.

Ortalama erkek organi bas parmagin 2 kati uzunlugundadir..

Insanin kalca kemikleri betondan daha gucludur (saglamdir).

Kadinlarin kalbi erkeklerden daha hizli atar.

Her bir ayaginizda 1 trilyon bakteri bulunmaktadir.

Kadinlar erkeklere nazaran iki kat fazla goz kirparlar.

Ortalama insanin derisi beyninden iki kat daha agirdir.

Vucudunuz ayaktayken denge saglamak icin 300 kas kullanir.

Tukurugunuzun cozmedigi birseyin tadini alamazsiniz.


Bayanlar bunu okumayi bitirmistir.

Erkekler ise hala basparmaklarini kontrol etmekle mesguller...

buena vista
17-11-2009, 09:50
AA

Ankara- American Heart Association'ın toplantısında konuyla ilgili araştırmaları hakkında bilgi veren Amerikalı uzmanlar, 201 kişi üzerinde yapılan 9 yıllık araştırmanın, kalp hastalıklarının yol açtığı ölümlerin, kalp krizlerinin ve inmelerin yüzde 47 oranında azaldığına işaret ettiğini söyledi.

Wisconsin'deki Medical College ile Maharishi Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, ortalama yaşı 59 olan 201 kişiden meditasyon yapmalarının veya yaşam tarzlarını değiştirmelerinin istendiği, meditasyon yapan grubun günde iki kez 20'şer dakikasını buna ayırdığı belirtildi.

Sonuç olarak meditasyonun hem ölüm oranını azalttığı, hem de kan basıncını önemli ölçüde düşürdüğünü ileri süren uzmanlardan Robert Schneider, uygulamanın psikolojik açıdan faydalarının da unutulmaması gerektiğini hatırlattı.

Schneider, stresi azaltan bu uygulamanın, kalp krizi, felç ve kalp hastalıklarından kaynaklanan ölüm oranlarını da aşağıya çektiğinin ilk kez tıbbi bir araştırmayla doğrulandığını söyledi.

17 Kasım 2009

buena vista
17-11-2009, 10:47
Mutlaka aklınızda bilmeniz gereken bir olaydan bahsedeceğim.
Bundan Yaklasik 1.5 yıl önce eşim çok ciddi bir baş dönmesi yaşadı.
Aylarca sürdü.

Baş dönmesi o kadar kötüydü ki, oturduğu yerden düşüyor, tv izleyemiyor hiçbir şey okuyamıyordu. Tekbaşına yürüyemiyor, hatta uyukusunda bile yataktan düşebiliyordu.
Rüyasında bile başının döndüğünü söyledi.
Bu baş dönmeleri sonucunda da sürekli kusuyordu.
Bir sürü farklı doktor gezmemize karşın hiçbiri çare bulamadı. Tüm doktorlar klasik 1-2 baş dönmesi ilacı verdi o kadar.
Sorun 2-3 ay sonra bas donmesi geçerek tekrar eski haline geldi.

Sonra epey araştırdım.
Ne olmuştu, neden böyle olmuştu?
Sonunda buldum arkadaşlar. (google sağolsun) Problem GREYFURT idi.
Eşim hasta olmadan 1 hafta önce çok ağır grip olmuş ve doktor bir sürü ilaç yazmıştı yaninda da Greyfurt suyu içmişti C vitamini takviyesi diye. Grip geçtikten sonra da bu baş dönmeleri baslamıştı.
GREYFURT içilen ilacların karaciğerde parcalanıp atılmasını engelleyen dünyadaki tek meyveymiş.
Böylece greyfurt ile ilaç alıyorsanız ve ilaca1 hafta boyunca devam ederseniz tüm ilaçlar sanki bir kere de yutulmus gibi vucutta duruyormuş.
Bu ilaclarin türüne göre ölümler bile olabilmekteymiş. Biz Baş dönmesi ile kurtardık. Sizlere de bu uyarıyı yazmak istedim. Birkaç yerde bununla ilgili mesajlar görmeye başladım ama çoğu insan hala bilmiyor.
Lütfen ilaç kullanırken GREYFURT yemeyiniz veya suyunu içmeyiniz

buena vista
12-12-2009, 14:04
AA
Adana - Adana'da uzun yıllar faaliyet gösteren Karşıyaka Un Fabrikası Dış Ticaret Müdürü Göktay Dönmez, buğdaydan, un, makarna ve irmik gibi ürünlerin yanı sıra Türkiye'de yeni yeni tanınmaya başlanan ruşeym üretimi de yapıldığını söyledi.

Türk halkının beslenmesinde önemli yeri olan buğdayın her tonundan bir kilogram elde edilen ruşeymin, doğal E vitamini ve mineral zengini olduğunu belirten Dönmez, bu maddenin Avrupa ülkeleri ve ABD'deki tüketiminin hayli fazla olduğunu bildirdi.
Dönmez, üretimini yaptıkları ruşeymi tüketimi alışkanlığını Türkiye geneline yaygınlaştırma konusundaki çabalarının sürdüğünü kaydederek, şöyle konuştu:

''Bu ürünü 250'şer gramlık ambalajlı paketlerde ulusal ve bölgesel zincir marketlere ve doğal ürün satışı yapan firmalara veriyoruz. Her paketi 5 TL'den satışa sunulan bu ürün, daha çok İstanbul, Ankara ve İzmir gibi nüfusu yoğun olan kentlerde rağbet görüyor. Bu şehirlerdeki tüketim fazlalığı, aynı zamanda doğal ürün satışı yapan merkez sayısının fazla olmasından da kaynaklanıyor. Bu yıl yaklaşık 10 ton üretim yaparak piyasaya sürdük. Geçen yıl bu miktar hayli düşüktü. Sağlıklı yaşaman kaynağı olan bu ruşeymin üretim miktarının yükselmesi, tüketiminin gelecekte hayli artacağına işaret ediyor.''

Dönmez, ruşeym tüketimini artırmak amacıyla firma olarak narenciyede olduğu gibi tanıtım programı hazırlayacaklarını da söyledi.

Tüketim alışkanlığının yaygınlaşması halinde ruşeymin vitamin tableti halinde üretiminin de yapılacağını ifade eden Dönmez, şöyle konuştu:

''Dünyada 'wheat germ' olarak bilinen ruşeym, buğdayın en tepesindeki embryo. Bu embryo, tohumun üremesini ve çimlenmesini sağlıyor. Ruşeym, buğdayın kalbi ve hayat kaynağı olarak ifade ediliyor. 'Doğanın Altın Sırrı' olarak sunumunu yaptığımız bu ürün, lif değeri yüksek tokluk hissi veren lezzetli bir besin maddesi.''


Kullanım ve yararları

Ruşeym, soğuk süt veya yoğurt ile karıştırabilir, taze ya da kuru meyveye ilave edilerek zenginleştirilebilir, çorba, salata gibi yiyeceklerin üzerine serpilerek lif değeri arttırılabilir.
Yemek pişirirken baharat yerine vitamin olarak kullanabileceği bildirilen bu ürün, aynı zamanda dünya mutfağındaki çeşitli yemek tarifleri için tercih edilebiliyor.

Bunların yanı sıra, yaşlılığı geciktirici, E vitamini olarak kullanılabilir ve böylece vücutta hücre zarının dayanıklılığını sağladığı, vücudun bağışıklık sistemini destekleyerek kanserin önlenmesinde önemli rol oynadığı, aterosklorozun oluşumunu engelleyici etki gösterdiği ve koroner kalp hastalığı riskini azalttığı ifade edilen ruşeymin, pıhtı azaltıcı etkisiyle kanın akıcılığına, diyabetli hastalarda damar tıkanıklarının önlenmesine yardımcı olduğu belirtiliyor.

Ayrıca, uzmanlar tarafından sinir sistemi hastalıklarında olumlu etkiler gösterip, gözde katarakt oluşumunu geciktirdiği, cildi güzelleştirip, kırışıklıkları önlediği kaydedilen bu ürünün kısırlık tedavisinde etkin olarak kullanıldığı, kansızlığı önleyip, halsizliği giderdiği kaydediliyor.

12 Aralık 2009

AnnE
14-12-2009, 09:41
Yemegi agzinizdan midenize tasimasi 7 saniye alir.

Bir sac teli 3 kg(6.6 lb) kaldirabilir.

Ortalama erkek organi bas parmagin 2 kati uzunlugundadir..

Insanin kalca kemikleri betondan daha gucludur (saglamdir).

Kadinlarin kalbi erkeklerden daha hizli atar.

Her bir ayaginizda 1 trilyon bakteri bulunmaktadir.

Kadinlar erkeklere nazaran iki kat fazla goz kirparlar.

Ortalama insanin derisi beyninden iki kat daha agirdir.

Vucudunuz ayaktayken denge saglamak icin 300 kas kullanir.

Tukurugunuzun cozmedigi birseyin tadini alamazsiniz.


Bayanlar bunu okumayi bitirmistir.

Erkekler ise hala basparmaklarini kontrol etmekle mesguller...




Yahu ahali ;

gecengün Star haberi izlerken Ugur Dündar'ın başparmağı dikkatimi çekti ve bu bilimsel yazı aklıma geldi ; tövbe estağfurullah...

ar_de_
29-12-2009, 15:52
Saglik Komisyonu uyariyor!..
ALKOL , icmeyi sevenler icin faydali ve koruyucu bilgiler ...





Alkol alimina bagli bozukluklar, nedenleri ve cozumleri:

belirti: Ayaginiz islak ve soguk.
sebep: Kadeh yanlis aciyla tutuluyor.
cozum: Kadehin agizini yukariya gelinceye kadar cevirin.
------------ --------- ---------
belirti: Onunuzdeki duvarda avizeler var.
sebep: Zeminde yatiyorsunuz.
cozum: Vucudunuzu zemine 90° aci yapacak sekilde konumlandirin.
------------ --------- --------- --------- ----
belirti: Zemin bulanik gorunuyor.
sebep: Bos bir kadehe bakiyorsunuz.
cozum Hemen kadehi sevdiginiz bir icecekle doldurun.
------------ --------- --------- --------- -
belirti: Zemin hareket ediyor.
sebep: Surukleniyorsunuz.
cozum: En azindan sizi nereye goturduklerini sorun.
------------ --------- --------- --------- ---
belirti: Ne zaman birisi konussa kulaginiz yanki yapiyor.
sebep: Kulaginizi kadehe sokmussunuz.
cozum: Kendinizi maskara yapmayi birakin!
------------ --------- --------- --------- ---
belirti: Oda sallaniyor, herkes beyaz giyinmis ve muzik sanki tekrar edip duruyor.
sebep: Ambulanstasiniz.
cozum: Hareket etmeyin. Uzmanlar geregini yapar.
------------ --------- --------- ----
belirti: Babaniz ve kardesleriniz yabanci gibi bakiyor.
sebep: Yanlis evdesiniz.
cozum: Evinizin yolunu sorun.

Serefe :)

dentist
16-05-2010, 10:58
http://tr.sevenload.com/pl/tpJLFTH/500x408/swf

buena vista
22-09-2010, 12:08
LONDRA (A.A) -
Uluslararası Alzheimer Hastalığı (ADI) kurumunun raporuna göre, bu miktar dünya gayrısafi milli hasılasının yüzde 1'ine tekabül ediyor.
Raporda, bu maliyetin 2050 itibarıyla bunayanların sayısının üç katına çıkmasıyla daha da artacağı kaydedildi.
Raporda, sorunun boyutunu göstermek için verilen örnekte, 35.6 milyon Alzheimer hastası ve diğer bunama hastalarının bakım maliyeti bir ülke ekonomisi olarak tasavvur edilseydi, bunun dünyanın en büyük 18. ekonomisine eşit olacağı belirtildi.
Bunamayı, "21. yüzyılın yegane önemli sağlık ve toplumsal krizi" olarak nitelendiren ADI'nın başkanı Daisy Acosta, dünya çapında hükümetlerin bu hastalığın yol açacağı toplumsal ve ekonomik yıkıma hazır olmadığını söyledi.
Şikago'daki Alzheimer Birliği'nin başkanı Harry Johns da bunamanın en yaygın biçimlerinden biri olan Alzheimer'ın sadece bir hafıza kaybı olmadığını, bunun, risk faktörü yaşlanma olan, ilerleyen ve dejeneratif bir hastalık olduğunu belirterek, "Böyle devam ederse Alzheimerda önemli artış göreceğiz" dedi.
ADI'nın tahminlerine göre, nüfus yaşlandıkça bunama vakaları her 20 yılda iki katına çıkacak ve 2030'da 66 milyona, 2050'de de 115 milyona ulaşacak.
İsveç'teki Karolinska Enstitüsü ve King's College London'dan bilim adamlarının hazırladığı raporda, bunamayla ilgili bir politikaya sahip Fransa, İngiltere ve Avustralya'nın çalışmaları övülürken, tüm hükümetlere hastalıkla mücadele için uzun dönemli projeler geliştirmeleri tavsiyesinde bulunuldu.

dentist
16-08-2011, 11:47
Boğulma nasıl oluyor?

Yaz ayları ile beraber boğulma haberlerinde de artış var.
Nerdeyse tamamımız serinlemek için bir şekilde nehre, göle, denize, okyanusa giren insanlardan olduğumuz için de hepimizi bir yandan rahatsız ederken bir yandan da ilgilendiren haberler bunlar.
Hele de birbirini kurtarmaya çalışırken art arda boğularak trajediyi daha da derinleştiren aynı aileden kurbanlara ilişkin olanları...
Boğulma anına ilişkin görüntüler de üç aşağı beş yukarı aynıdır kafamızda. Suda boğulmaya başlayan kişi çırpınmaya ve bağırarak yardım istemeye başlıyor. İki şey oluyor ondan sonra kafamızdaki senaryoya göre: Ya çırpınıp bağırıp yardım isteyen kişi boğuluyor ya da yardım isteğine karşılık veren biri tarafından kurtarılıyor.
Filmlerde, haberlerde, televizyonlarda tekrar ve tekrar seyrettiğimiz için de boğulma olayına çok vakıfız sanıyoruz. En azından nasıl cereyan ettiğine.
Sahilde, nehirde birinin boğulmakta olduğunu hemen anlarız, değil mi?
Maalesef değil.
Boğulmanın nasıl gerçekleştiği konusunda televizyonlardan, sinemalardan beynimize kazınan görüntü tastamam yanlış.
Çocuklarının üzerine tir tir titreyen bir anne baba, beraber yüzdüğü yavrusunun boğulmakta olduğunu anlamayabilir.
Maalesef boğulma düşündüğümüzden çok daha korkunç olmakla beraber düşündüğümüzden kat be kat sessiz gerçekleşen bir vakadır.

BOĞULMAK DIŞARDAN BOĞULMAK GİBİ GÖRÜLMÜYOR

Mevzuya can yeleği giydirmeden önce bir vakayı aktarayım. Kendi adıyla yayın yapan web sitesinden teferruatlı bilgi alabileceğiniz deniz güvenliği uzmanı Mario Vittone, şimdilerde kaptanlık yapan bir eski cankurtaranın başından geçen o meşhur olayı anlatıyor. Kaptanımız, elbiseleriyle tekneden atlayarak 15 metre kadar uzakta yüzmekte olan aileye doğru hızla yüzüyor. Kaptanın bu paniğine anlam veremeyen ve şaşkın şaşkın ne yaptığını soran ebeveyni geçip, anne-babasına sadece 3 metre mesafede boğulmakta olan 9 yaşındaki kızı suyun altından çıkararak boğulmasına engel oluyor. Baba, hemen yanıbaşındaki kızının boğulmakta olduğunu farketmiyor bile. Çünkü en ufak bir ses, çırpınma yardım çağrısı yok. Şükür ki kaptan boğulan kişiyi uzak mesafeden bile farketmesini sağlayacak tecrübeye sahip. Anne babanın ise boğulmanın nasıl gerçekleştiğine ilişkin bütün bilgisi televizyonda filmlerde gördükleriydi.
Tam 19 yıl ABD sahil güvenlik teşkilatında cankurtaranlık yapan Vittone, bütün tecrübesi boyunca öğrendiği en büyük gerçekle ilgili şu mesajı veriyor: ‘’Boğulmak, dışarıdan boğulmak şeklinde gözükmez’’
Bundan yaklaşık 40 sene önce, New York’un meşhur plajlarında cankurtaranlık yapan Frank Pia adlı bir genç, bu gerçeği farkediyor ve daha o yıllarda bunun üzerine gidiyor. Pia, bugün bile cankurtaranların tekniklerini öğrendiği özellikle de boğulmakta olan kişiyi yüzerek sahile taşıma tekniği olan ‘Pia Carry’ tekniğine adını veren kişi.

BOĞULANLARIN HİÇ BİRİSİ YARDIM İSTEMİYOR

O yıllarda bir öğrenciye para ödeyerek 16 mm’lik kamerasıyla plajdaki boğulmak üzere olanların ve onların kurtarılmasını filme kaydettiriyor. Bütün görüntüleri dikkatle analiz ettiğinde çarpıcı gerçekle karşılaşıyor: Boğulma anı Hollywood’un bize yansıttığı gibi değil kesinlikle.
Boğulanların neredeyse hiçbiri bağırmıyor ve yardım istemiyordu. Çok sessiz ve çok hızlı, çoğunlukla etraflarındakilere hiçbir şey söyleyemeden, sadece yüzeyde kalabilmek için en fazla 1 dakika mücadele ettikten sonra boğuluyorlar. Çocuk yaştakilerde ise bu nerdeyse sadece 20 saniye sürüyor.
‘’ Boğulanın etrafındakilerin boğulma olayının gerçekleşmekte olduğunu farketmemeleri istisna değil kaidedir’’ diyen Pia tesadüfen kaydettikleri bir vakayı anlatıyor: ‘’Bir defasında 12 yaşlarında bir erkek çocuk boğuluyordu. Hem de yanında onu korumak için yüzen bir yetişkin olduğu halde. Çocuğun gözlerinde yanındaki yetişkine baktığını görebiliyorsunuz. Ancak yetişkin yüzmeye devam ediyor. İlgisiz olduğu için değil, sadece çocuğun boğulmakta olduğunu farketmediği için...’’

HER KURTARMA GÖREVLİSİNİN OKUMASI GEREKLİ

Pia’nın ‘’Unobserved Drownings: The Unnoticed Struggle (Gözlemlenemeyen boğulmalar: Farkedilmeyen mücadele)’’ adlı uzun makalesini, her cankurtaranın her kurtarma görevlisinin okuması gerekiyor.
Boston Globe’dan Keith O’Brien’in aktardığına göre Pia, elde ettiği görüntülerle hazırladığı videoyu daha 1971 yılında “On Drowning (Boğulma Hakkında)” adıyla yayınlıyor ancak, o zamanın bütün yerleşik algı ve bilgilerine meydan okuyan bu video dikkate alınmıyor o yıllarda.
Günümüzde Pia’nın görüşleri artık alanın en uzman görüşleri olarak kabul ediliyor. Ancak her ne kadar su güvenliği uzmanları arasında bu fikirler kabul görmüş olsa da hala sen, ben, o, siz, onlar, ahali suda başı belada olan birini nasıl farkedebileciğimizi bilemiyoruz. Filmlerden televizyonlardan, boğulan kişinin bağırıp çağırdığı, elini kolunu salladığı, çırpındığı bir drama görüntüsü bekliyoruz. Tümüyle yanlış. Pia diyor ki, boğulmakta olan birine hatta çok sevdiğimiz biri de olsa bakmaya devam edebiliriz de boğulmakta olduğu hakkında en ufak bir ihtimal gelemez görüntüsünden. Çünkü, boğulmanın, çırpınmayla bağırıp çağırmayla, el kol sallayıp yardım istemekle alakalı olduğu yanlış bilgisine kendimizi fena halde şartlandırmışızdır.
Oysa boğulan kişilerin nerdeyse tamamı, yardım isteyemez. Çünkü nefes almakta güçlük çekiyordur. Ayrıca kolları ise suyun yüzeyinde kalabilmek için uğraş vermekle meşguldür. Pia buna ‘içgüdüsel boğulma tepkisi’ diyor.

BOĞULMA ANINDA NELER OLUYOR?

Pia ve Vittone, Amerikan Sahil Kurtarma ve Arama dairesinin yayın organı olan ‘’On Scene’’ dergisinin 2006 sonbahar sayısında ortaklaşa yazdıkları makalede, ‘İçgüdüsel Boğulma Tepkisi’ni şu şekilde anlatıyorlar.
Birkaç istisna dışında boğulan kişi piskolojik olarak yardım isteyebilecek durumda değildir. Çünkü insan bedeninin önceliği nefes alıp vermektir, konuşmak değil. Nefes alıp verebilen konuşabilir, yardım isteyebilir.
Boğulan kişinin ağzı su yüzeyinde yardım istemesine yetecek kadar kalmaz. O kısa sürede de ancak bir parça nefes almaya çalışır.
Boğulan kişi elini ya da kolunu sallayarak yardım isteyemez. Doğal içgüdülerle boğulan kişi kollarını iki yana açarak suyun yüzeyine bastırmaya ve böylece bir parça yüzyde kalıp nefes alabilmeye çalışır.
Etrafındakilere kol sallamak ancak şuurla yapılabilecek bir harekettir. Bu şuurda hareket edebilmesi, kendisine atılan kurtarma cisimlerini yakalayabilmesi ya da kurtarma görevlilerine doğru yüzebilmesi içinde için boğulmaktan kurtulması gerek. Boğulmaktayken bunları yapabilecek şuurda değildir ve vücut içgüdüsel boğulma tepkisi verir sadece.
İçgüdüsel Boğulma Tepkisi sürecinde boğulmakta olan kişi suyun içinde aşağı yukarı dikey hareket eder ve dik durur. Yardım görmekte olduğunu hissetmediği sürece de ayaklarını oynatamaz. Sadece suyun yüzeyinde kalmaya çaba sarfeder. En fazla 60 saniye süren bu mücadele sonunda kendini tamamen bırakır ve suyun içine batar. Çocuklarda bu süre 20 saniye civarındadır.
Pia, boğulamakta olan kişi tek başınayken de iki kişi üç kişi beraber boğuluyorlarsa da aynı şekilde boğulduklarına dikkat çekiyor. Boston Globe’a konuşan çocuk uzmanı Dr. Julie Gilchrist ise, boğulmakta olan birçok çocuğun başlarına ne gelmekte olduğunu bile anlayamadığını ifade ediyor. Boğulmaktan kurtarılan bir çocuk, suyun altına girince uyuyacağını düşündüğünü söylüyor. Bu nedenle de özellikle çocukları ile sahile giden anne babalara, çocuk boğulmalarının çok daha hızlı ve çok daha sessiz gerçekleştiği uyarısında bulunuyor.
Bütün bu bilgiler boğulma vakaları şahitlerinin, ‘ne olduğunu anlamadık. Ordaydı bir de baktık kaybolmuş’ ifadelerini açıklıyor. Şüphesiz ki yüzmek vazgeçebileceğimiz birşey değil. Hepimizi suya çeken varoluşsal birşey var. Ancak boğulmanın sandığımız gibi bir görüntüye sahip olmadığını bilmek, kendimize de etrafımızdakiler de çocuklarımıza da daha güvenli yüzme imkanı verecektir.

İNSANLARIN DUYUNCA ŞAŞIRMASI TUHAF

Frank Pia ve Mario Vittone’nin 40 yıl önce hazırladıkları bilgiler, bugünlerde normal insanlar arasında internette hızla yayılıyor.
Boğulmanın böyle birşey olduğunu öğrendiğimizde şok oluyoruz.
Pia haklı olarak bu yıllarda gördüğü ilgiden şaşırmış vaziyette: ‘’40 yıl önceden yayınladığımız bilgiler bunlar. Kızıl Haç’ın arama kurtarma çalışmalarının eğitim çalışmalarına bile girmiş. İnsanların duyunca şaşırması çok tuhaf’’ diyor.
Ah be Frank!
Televizyon ve sinemanın yarattığı sahte gerçekliğe ne derece boğulduğumuzu farkedebildik mi ki suda nasıl boğulduğumuzu farkedebilelim...

buena vista
13-11-2011, 11:22
Yemeklerimizden eksik etmediğimiz salatalarda, zeytinyağlılarda hatta kimi zaman tatlılarda kullandığımız limonun faydalarını biliyor musunuz? Günlük beslenme programımızda sürekli kullandığımız limon, birçok sağlık problemine karşı bizleri koruyor.

Antioksidan: C vitamini içeriği yüksek olan limonun en önemli özelliği antioksidan etki göstermesidir. Gün içerisinde yaşadığımız stres, sigara, yanlış pişirme teknikleri ile hazırlanmış yemekleri tüketmek, vücuttaki serbest radikal seviyesinin yükselmesine neden oluyor. Antioksidan özellikli C vitamini kaynağı olan limon, bu seviyenin yükselmesini engelleyen ve vücuttan serbest radikalleri uzaklaştıran başlıca besinlerden biridir.

Kanser: Antioksidan özellikli besinler kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. Son 30 yılda yapılan birçok çalışma ve araştırma limonun başta; kolon, prostat, göğüs, akciğer ve pankreas kanseri olmak üzere 12 kanser türüne karşı koruyucu etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca limon tümör gelişimini engelleyen başlıca besinlerden biridir.

Yüksek Tansiyon ve Enfeksiyona Karşı Limon: Yüksek tansiyon sıkıntısı olan kişiler limon tüketmeye özen göstermelidir. Limonun diğer bir özelliği ise anti-mikrobiyal özelliği olması ve enfeksiyonlara karşı koruyucu olmasıdır.

Limon Kabuğu da Limonun Kendisi Kadar Yararlı

Limon kabuğunun en önemli özelliği cildinize iyi gelmesidir. Cilt kanseri riskini azaltmak için limon kabuğunun günlük beslenme programında bulunması önemlidir. Aynı zamanda karaciğer, kalp ve safra kesesi için en sağlıklı besinlerden biridir. Özellikle stresli bir yaşamı olan, alkol veya sigara kullanan bireylerin çaylarının ve yemeklerinin içerisine limon kabuğu eklemesi gereklidir.

Hürriyet

buena vista
12-12-2011, 07:24
Yutmazsınız tabii ki! Üstelik hasta hakları var ve bunun söylenmesi kanunen de gerekli. Ama söylenmiyor!.. Kolesterol düşürücü ilaçların, yani statinlerin yan etkilerinden sadece biri bu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın’a göre... Yine ona göre kolesterol bir hastalık değil, tam tersine sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmazlardan. Bir diyet öneriyor, tıpkı dedelerimizin, ninelerimizin sofrası gibi... Et de var, tereyağı da, hatta sakatat da... Yeter ki unlu ve şekerli gıdalardan uzak durun!

Tartışmayı Prof. Canan Efendigil Karatay başlattı... Hani bu yıla damgasını vuran, bestseller olan Karatay Diyeti’nin yazarı, 50 yıllık tıp birikimine sahip, dünyada ilk kalp naklini yapan Güney Afrikalı Christiaan Barnard’la birlikte çalışmış, ondan öğrendiği ve şu anda ülkemizde yaygın olarak uygulanan uyluk atardamarı yolu kullanılarak yapılan ‘koroner anjiyografi’ tekniğini Türkiye’de ilk kez uygulayan, sayılı kardiyologlardan biri... Tartışma konusu can alıcı cinsten, zira Türkiye’de ölümlerin neredeyse yüzde 50’si kalp-damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Kalp dendi mi de akla ilk gelen şey kolesterol! İşte Karatay’ın açıklaması, tam da bu ‘kötü şöhretli’ madde kolesterol üzerine oldu. Genel olarak bize söylenen, kötü huylusunun damarları tıkayıp adamı mezara götürdüğü... Daha önceden iyisi kötüsü de bilinmezdi ya, her neyse!

http://haber.gazetevatan.com/Haber/417070/1/Gundem

buena vista
18-01-2012, 17:15
http://www.hemoroid-basurtedavisi.com/

Hemoroid Hastalığından Dolayı Niçin Daha Fazla Acı Çekesiniz?

Hemoroid-Basur tedavisinde teknolojinin geldiği son nokta.Ultroid Hemoroid Tedavi Sistemi(galvanizasyon yöntemi), her evre hemoroidi ameliyatsız,anestezisiz,ağrı kesici kullanmaksızın 12 dakikada tedavi eder.Eğer Hemoroidal hastalığa ait belirtiler varsa doktorunuza başvurunuz yada Ultroid Hemoroid Tedavi merkezimizi lütfen arayınız.

Tedavi uygulandıktan hemen sonra evinize yada işinize gidebilir,yemek yiyebilir,tuvalete çıkabilirsiniz.Ultroid Hemoroid Tedavi Sistemi ,hemoroidal hastalığın en ilerlemiş dördüncü evresinde bile kesin çözümdür.

Anal kanalın anatomik yapıları olan ,dışkı ve hatta sıvı kaçağına dahi izin vermeyen saat yönü 3,7,11 istikametinde sub-mukoza içerisine yerleşmiş yastıkçıklar (ki gerçek bir valf görevi görürler) ,diğer tüm yöntemlerde ya cerrahi olarak çıkarılır yada yastıkçıklar harap edilerek bu anatomik yapı bir yangın bölgesine çevrilir.Daha sonra harap bölgedeki eksik dokunun yeniden bağ dokusu ile tamamlanması beklenir.Bu da kişinin o bölgede ki eski doğal anatomik yapısındaki valf fonksiyonunun yok olmasına sebep olarak gaitasını tutamamasına yol açar.

Ultroid Hemoroid Tedavi Sistemi ile tedavi olan kişilerde, Hemoroid hastalığının oluştuğu anal bölgede anatomik yapılar kesinlikle korunur.Böylece doku da herhangi bir harabiyet oluşturulmaz.Tedavi esnasında ve sonrasında ağrı duyulmaz.Evinize yada işinize gidebilir ve normal sosyal yaşantınıza hemen dönebilirsiniz.

Ultroid Hemoroid Tedavi Sistemi- Hemoroid hastalığı için ; Kolay, Hızlı, Ağrısız, Ameliyatsız,Kanıtlanmış bir çözüm sunar. Daha fazla bilgi edinmek için, Sizde en kısa zamanda doktorunuza başvurun veya Ultroid Hemoroid Tedavi Merkezimizi arayın.

Her yıl milyonlarca insan hemoroid hastalığından şikayet etmektedir. Hastalar genellikle hemoroid tedavi yöntemlerinden korktuklarından dolayı, bu hastalıktan kurtulmak için hiçbir şey yapmamayı tercih ediyorlar. Hastaların bir çoğu alışılagelmiş,acı veren cerrahi yöntemlere başvursa da milyonlarcası sessiz kalmayı ve bu rahatsızlıkla ilgili hiçbir şey yapmamayı tercih ediyor.

Amerika'da her yıl on binlerce insan Ultroid Hemorid Tedavi Sistemi ile hemoroidlerinden kurtuluyor.

Hastalar Ultroid Hemoroid Tedavi Sistemi ile tedavi sonrasında hemoroid hastalığı ve belirtilerinden tamamen kurtulmuş olarak günlük normal yaşantılarına devam edebilirler.Hemoroid dokusunun tamamen iyileşme süresi 10-14 gündür.Bazı durumlarda ek bir tedaviye gerek duyulabilir.

buena vista
07-05-2012, 11:04
Pek çok Akdeniz ve Güney Amerika ülkesinde uygulanan "Siesta" yani öğle uykusu uygulaması Türkiye'de de olmalı mı? Öğle uykusunun çocuklara ve yetişkinlere sağladığı faydalar neler? Öğle uykusu ömrü uzatır mı?


Ogle uykusu ile ilgili tum bu merak edilen sorularin yanitini, Memorial Hastanesi Uyku Laboratuvari Sorumlusu Doc. Dr. Turan Atay verdi.
Ogle uykusu vucuda ne gibi yararlar saglar?
Kisinin 24 saat icerisinde uykuya yatkin oldugu donemlerden biri de ogle uykusu saatleridir. Ogle uykusu, en az gece uykusu kadar insan vucuduna yarar saglar. Gece yeteri kadar uyumus, gunduz de ogle uykusu uyuyan bir kisinin vucudu tazelenir, performansi artar, dusunme ve problem cozme yetenegi hiz kazanir.
* Insan vucudu en cok hangi saat dilimlerinde uyku ihtiyaci duyar?
Gun icerisinde iki kez vucut isisi duser. Birisi sabaha karsi 03.00 siralarinda, digeri ise ogleden sonra 14.00- 15.00 saatleri arasinda olur. Insanlarin ogle yemeginin agirligina bagladigi bu rehavet donemi, aslinda vucudun uykuya en meyilli oldugu saat dilimidir. Bu saat araliklari uykunun en kaliteli oldugu zamandir. Kaliteli uyku, insan vucuduna uzun sure uyumaktan cok daha fayda saglar.
* Genetik faktorlerin uyku uzerinde etkisi var midir?
Genetik faktorlerin uyku uzerinde buyuk etkisi bulunur. Kimi insan 13-14 saat uyusa da uykusunu alamaz, kimi ise 4- 5 saatlik bir uykuyla gunu zinde gecirebilir. Ayni sekilde uykuya dalma ve uyanma saatleri de genetik faktorlerden etkilenir. Bazilari gec saatte yatip gec kalkmayi, bazilari da erken yatip erken kalkmayi sever.
* En cok kimler ogle uykusuna ihtiyac duyar?
Imkani olan herkesin ogle uykusuna yatmasi onerilir. Ancak ozellikle cocuklarin ogle saatlerinde mutlaka uyumalari gerekir. Cocukluk caginda ogle saatlerinde alinan kaliteli uyku, beyin ve vucut gelisimi icin buyuk onem tasir. Burnu tikali olan cocuklar uykularini tam olarak alamadiklari icin, vucutlari tam gelisemeyebilir.
Ogle uykusunun suresi ne kadar olmali?
Cocuklar yaklasIk 1-2 saat ogle uykusuna ihtiyac duyar. Eriskinler icinse 15-20 dakika yeter. Ancak bazi insanlar geceleri dahi uyuyamaz. Bu tip insanlara ogle uykusu kesinlikle tavsiye edilmez. Cunku gunduz saatlerinde kisa bir sure dahi uyusalar, gece uyumalari cok daha zorlasir.
* Bircok sicak ulkede uygulanan 'siesta'nin onemi nedir?
Pek cok Akdeniz ve Guney Amerika ulkesinde saat 14.00- 16.00 arasinda 'siesta' uygulamasi yapilir. Siesta, sicak ulkeler icin cok dogru bir uygulamadir. Oyle ki, ogle saatlerinde kisilerin yasadigi yorgunlugu engellemek icin, kisa sure de olsa uykuya ihtiyaclari olur. Bu uyku, kisilerin uyusuk bir sekilde calisacaklarina, uykularini almis dinc bir sekilde calismalarina ve cok daha verimli olmalarina neden olur.

Ntvmsnbc

buena vista
12-06-2012, 09:59
İnsanların şarap yapmaya başladıklarından beri sirkeyi tanıdıkları söylenebilir. Mısırlılar, Asurlar, Yunanlılar ve Romalılar sirkeyi yemeklerde, balık, et, sebze konservesi yapımında ve ilaç olarak hastalıkların tedavisinde kullanıyordu. Sirke önceleri toprak küplerde mayalandırılıyordu. Tahta fıçının bulunmasıyla, karnı şiş fıçılarda mayalandırılmaya başlandı ve günümüze kadar uzandı… İşte türleri ve özellikleri…

Adaçayı sirkesi sinir bozukluklarını düzeltir. Çorbaya veya suya karıştırılır.
Ananas sirkesi sindirimi sağlayan bezelere olumlu etki yaparak sindirimi kolaylaştırır.
Ardıç üzüm sirkesi güçlü bir mikrop öldürücüdür. İçildiğinde epitelyum dokuyu tahriş ettiğinden çok az kullanılır. İçten ancak bir uzman kontrolünde uygulanmalıdır.
Ayva sirkesi yanıkların tedavisinde kullanılır.
Bahçe nanesi sirkesi, mideyi ve sindirim sistemini rahatlatır (bir bardak suya karıştırılan 1 çay kaşığı nane sirkesi). Bağırsak gazlarının oluşmasını da önler.
Bal sirkesi en az alerjiye neden olan sirkedir. Öksürüğü yumuşatır ve mikrop öldürücüdür.
Balsamik sirke sirkelerin kralı olarak kabul edilir. Yıllarca ağaç fıçılarda saklanır. Üretiminin zor olması nedeniyle çok pahalıdır. Eskidikçe değeri artar.
Bektaşi üzümü sirkesi saçların uzamasına ve cildin sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Kan damarlarını ve bağ dokuyu güçlendirir. Vücudu toksinlerden temizler ve solunumu rahatlatır.
Beyaz şarap sirkesinin sinir iltihaplarında sakinleştirici olduğu ileri sürülmektedir. Peklik gidericidir.
Çilek sirkesi bağışıklık sistemini uyarır. Canlılık vericidir. Genellikle orman çileği sirkesi tercih edilir.
Çoban üzümü sirkesi peklikte, ishalde yardımcıdır ve iltihap önleyicidir. Kandaki yağ oranına olumlu etki yapar.
Elma sirkesi Avrupa’da ilaç olarak en çok kullanılan sirkedir. Birçok hastalığın tedavisinde kullanılır. Tansiyonu ve kan dolaşımını düzenler.
Frenküzümü sirkesi epitel doku iltihaplarında etkili olur. Bağışıklık sistemini uyarır ve kan oluşumunu destekler.
Hurma sirkesi sakinleştirici, metabolizmayı uyarıcı ve peklik gidericidir.
Karahindiba sirkesi antiseptik ve peklik gidericidir. Ayrıca bağırsaklarda iltihap oluşmasını önleyici özelliği de vardır.
Karanfil sirkesi baharat olarak kullanılan karanfilden yapılır. Kusmayı ve bulantıyı kesmekte çok etkilidir.
Kayısı sirkesi konsantrasyonu artırır. Kan temizleyici, toksinlerden arındırıcıdır. Cilt, tırnak ve saç üzerinde olumlu etki yapar. Solunum zorluklarında yardımcı olur. Hücre koruyucudur.
Kırmızı şarap sirkesi kolestrolü olumlu etkiler. Damarlarda yağ tabası oluşmasına karşı kırmızı şaraptan daha etkilidir.




Sirkeyi sadece salata sosu olarak kullanıyorsanız, çok şey kaybediyorsunuz!
Belki siz de herkes gibi arada sırada sirkeyi tencerelerinizi ovmak ve kireç tabakalarını yok etmekte kullanıyorsunuz. Hatta büyükanneniz size, saçlarınızı sirkeyle durulamanın en pahalı saç kremlerinden daha iyi parlattığını ya da sivrisinek ısırıklarına iyi geldiğini öğretmiş olabilir. Fakat, sirkenin faydaları bu kadarla sınırlı değil. Sirke, özellikle de elma sirkesi, sağlığınızın dostu ve en değerli yardımcısıdır. Sayısız faydaları, onu her derde deva yapar ve sirke, bu nitelikleriyle evdeki doğal eczanenizde hatırı sayılır bir yeri hak eder. Sirke, kil ve magnezyum klorürle beraber sağlığınız için çok etkili bir sinerji yaratır.



Ucuz ve basit bir ilaç
Hastalıklar söz konusu olduğunda, Bechamp’ın söylediği şeyi hatırlamakta fayda var: “Önemli olan mikrop değildir, bünyedir!” Bu nedenle gündelik hayattaki tehditlere karşı direnç gösterebilecek sağlıklı bir yapıya sahip olmak için bütüncül bir yaklaşım sergilemek gerekir. Mesela grip salgını olduğu zaman sadece hastalığı kapmış kişilerden uzak durmaya çalışmak değil, doğal savunmamız olan bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmeliyiz ki, o bizi korusun. Sadece belirtileri yok eden bir ilaç yerine sağlık problemlerinizi ciddi olarak ele almalısınız.
HANGİSİNİ SEÇMELİ?
Elmadan elde edilen sirkenin haricinde, hurma, kavun, muz, orman meyveleri (frambuaz vb.), hintdarısı, pirinç, patates, Hindistan cevizi, akçaağaç şurubu, bal, melas (şeker pekmezi), şeker pancarı, buğday ve hatta biradan bile sirke üretilebiliyor. Üzüm sirkesi en çok kullanılan türü olsa bile tedavi edici sayısız etkilerinden dolayı ‘altın madalya’ elma sirkesinindir. Burada her türlü duruma ve yaygın kullanıma uygun olan sirke tariflerini sunacağız. Fakat siz asla saf sirke tüketmeyin, her zaman bir miktar sulandırarak kullanın. Bu tarifler geleneksel ve popüler tıptan yararlanılarak verilmiştir. İhtiyaç halinde doktora gitmeyi ihmal etmeyin. Tıbbi tedavinize doktor tavsiyesi olmadan kesinlikle ara vermeyin.
ADAÇAYI SİRKESİ
150gr. adaçayı l 1 lt. sirke
Adaçayını sirkenin içine ekleyip bir ay boyunca dinlendirin. Bu sirke diyabete, hormonal sorunlara, yorgunluğa, aşırı terlemeye, mide ağrılarına, depresyona ve sıcak basmasına karşı bire birdir.
ON AROMALI SİRKE
Salatanızı tatlandırmak için kullanılabile-ceğiniz gibi sağlığınıza da çok iyi gelecektir. Bu karışımı üç hafta demlenmeye bırakın. Sonrasında salatanızı çeşnilendirmek için normal sirkeyle beraber ufak miktarlarda kullanabilirsiniz.
l 15 gr. kıyılmış sarımsak l 10 gr. kıyılmış soğan l 30 gr. Pelin otu l 15 gr. biberiye l 15 gr. sedef otu l 15 gr. adaçayı l 10 gr. lavanta l 8 gr. tarçın l 3 gr. muskat l 1 lt. beyaz üzüm veya elma sirkesi
Tamago-Su
Samurayların sihirli içeceği
Bu sihirden siz de faydalanmak ister misiniz? Bundan daha kolay bir şey yok. Tek problem, esmer pirinç sirkesi bulmakta. En kuvvetli doğal reçete olarak kabul edilen Tamago-Su veya yumurtalı sirke, aşağıdaki şekilde hazırlanıyor:
- Taze bir yumurtayı esmer pirinç sirkesi dolu bir bardağın içine tamamen batacak şekilde bir hafta bırakın. Sirke, kabuğu dahil tüm yumurtayı tamamen çözüp eritecektir. Geriye sadece kabuğu iç taraftan saran zar kalacaktır.
- Ertesi hafta, yapmanız gereken, sirkenin içindeki bu zarı delip, içindekini sirkeye katmak ve iyice karıştırmak. (Zarı değil, onu atabilirsiniz!)
- Uzun ve sağlıklı bir yaşam için yapmanız gereken, günde üç defa bu karışımın bir miktarını, bir bardak sıcak suya karıştırıp içmek.
GRİBE KARŞI SİRKE
Sirke eski zamanlarda vebadan korunmak amacıyla kullanılırmış. Veba salgını sırasında cepte bulundurulacak bir şişe sedefotu sirkesini ara sıra koklamak vebadan koruduğu gibi hastaları da tedavi edermiş. Aynı zamanda hasta ile tedavi eden kişi arasında bulunan ateşe bir miktar sedefotu sirkesi damlatılırmış.
l 2 lt. kuvvetli bir beyaz veya kırmızı üzüm sirkesi l 1 avuç deniz tuzu l 1 avuç ardıç üzümü l 1 avuç sedefotu yaprağı l 3 baş sarımsak (ufak doğranmış) l 30 gr. dövülmüş karanfil l 45 gr. doğranmış melekotu kökü
Özellikleri
Bu karışımı kalın camlı bir damacananın içine boşaltın. En az 15 gün güneşte dinlenmeye bırakın. Sonra süzün. İstenirse içine, lezzetlendirici ve gazı yok edici olarak ahududu veya mürver çiçeği eklenebilir. Bu sirke, grip vs. salgınında çok etkilidir. Sabahları bir yudum içilmeli, arada sırada ellere sürülmeli ve buruna çekilmelidir. Hastalık hissedildiği anda çabucak iki yemek kaşığı içilmeli, sonra ılıtılarak ağrıyan yerlere kompres yapılmalıdır. Bu kompresi dört saatte bir değiştirin ve değiştirdiğiniz kompresi ateşte yakın ki içine çektiği zehir yok olsun.
İşte mükemmel bir dezenfektan olan karışım. Sirkeyi aşağıda listesi olan malzemeler ile karıştırıp en az on gün bekletin, sonra da süzün:
-40 gr. acı Pelin otu- 40 gr. Pelin otu -40 gr. karabiberli nane -40 gr. biberiye - 40 gr. Sedefotu - 40 gr. adaçayı - 40 gr. lavanta - 30 gr. küçük hindistan cevizi, 30 gr. eğir l 30 gr. tarçın l 30 gr. kane karanfil l 30 gr. sarımsak l 2.5 lt. beyaz şarap veya elma sirkesi. l Diğer taraftan 10 gr. kafur bitkisini asetik asit içinde eritip, sıvıyı yukarıdaki karışımı süzmeden birkaç saat önce içine ekliyoruz. Oluşan sıvıyı ağzı tamamen kapalı, hava almayacak bir şekilde şişelerde saklıyoruz.
Özellikleri
Boğaz ağrısına, bademcik şişmesine, gribe, nezleye, öksürüğe ve tüm bulaşıcı hastalıklara karşı aç karına bir tatlı kaşığı içilir. Tuzlu sıcak kaynar suya karıştırılıp gargara yapılır veya solunursa, kor haldeki kömürün üzerine dökülürse veya sıcak metal plakanın üzerine serpilirse bulunduğu odanın havası dezenfekte ederek, antiseptik özelliğini gösterir.
BAL SİRKESİ
Hazırlaması keyifli başka bir sirke tarifi:
-İki litre kaynar suyu bir kilo balın üzerine dökün. Bal iyice eriyinceye kadar karıştırın. Mayalanmayı hızlandırmak için karışıma bir bardak taze meyve suyu eklerseniz, sonuç çok daha iyi olacaktır.
-Bir çorba kaşığı ılık suyun içinde bir miktar mayayı karıştırın.
-Bu mayayı ballı suyun üzerine koyacağınız bir dilim ekmek içi üzerine yayın.
-Kabın üzerini bir tülbentle örtüp, on beş gün kadar dinlendirin.
-Ardından üzerindeki ekmek dilimini alıp, köpüğü temizleyin ve süzün.
-Elde ettiğiniz sıvıyı üzerine tülbent örtülü olarak açık havada sirkeleşinceye kadar yaklaşık bir ay boyunca dinlenmeye bırakın.
FRAMBUAZ SİRKESİ
Nefis ve hazırlaması çok kolaydır. Tek zorluğu bol miktarda frambuaz gerekmesidir.
- İki litre suyu dört bardak taze frambuazın üzerine döküp bir gece boyunca bekletin. Ardından süzüp posasını atın.
- Aynı işlemi bir önceki adımda elde ettiğiniz sıvı ve yine dört bardak frambuazla tekrarlayın ve bütün bir gece bekletin. Bu işlemi, toplamda beş defa tekrarlamak gerekiyor.
-Elde edilen frambuaz suyuna 500 gr. rafine edilmemiş şeker ilave edin. Üzerine tülbent örtüp, sıvıyı yaklaşık 25 derecede iki ay boyunca bekletin. Son olarak süzün.
HER DERDE DEVA
ALKOLİZM / SARHOŞLUK
Eski bir tarife göre, her yarım saatte bir,
bir tatlı kaşığı sirke bir miktar sıcak suyla seyreltilip içirilir.
MİKROP ÖLDÜRÜCÜ
Tüm sirkeler salmonella, streptokok gibi bakterileri tek bir temasla öldürebilecek kadar güçlüdür. Bu nedenle bazı Amerikan hastaneleri hastane bakterileriyle savaşırken kullandıkları diğer dezenfektan ürünlerin yerine sirke kullanmaya başlamışlardır. Aynı zamanda buğulama, kompres, lavman ve diğer yöntemlerle uygulanan ‘Dört Hırsız Sirkesi’nin dahili ve harici kullanılabileceği belirtilmektedir.
İŞTAH AÇICI
Sirke içeceği (su, sirke ve bal karışımı) iştah açıcı ve hazmı düzenleyicidir. İştahsız insanlar, ana öğünlerden yarım saat önce bu içeceği içmelidirler.
BÖBREK TAŞI
Sütlü ürün (süt, peynir) tüketiminizi azaltmanız gereklidir. Bolca az mineralli (yumuşak) su için. ayrıca günde iki-üç defa bir çorba kaşığı elma sirkesini ılık suyla karıştırıp için.
ASTIM ve SOLUNUM HASTALIKLARI
Tüm vakalarda bal (doğal, işlenmemiş ve ısıtılmamış olmalı) ve elma sirkesi karışımı iyi sonuç vermektedir. Buğday balı daha etkili olabilmektedir.
-Bir kaşık sirke bir kaşık balla karıştırılıp ılık suya eklenir. Günde 3-4 defa içilir.
ABD’de sıklıkla uygulanan yöntemde, bir mendil veya tülbent sirkeye batırılıp, bileklerin iç tarafına yerleştirilir ve bir bantla sabitlenir.
BRONŞİT
En iyi sonucu mürver meyvesi sirkesi veriyor gibi görünse de normal sirke de iyi sonuçlar vermektedir. Ballı sıcak suyun içine bir tatlı kaşığı sirke eklenir, ihtiyaca göre günde üç kez veya daha fazla tüketilir.
BULAŞICI HASTALIKLAR
-Bir tatlı kaşığı saf sirkeyi (sirke özü) aynı miktarda balla karıştırıp gün içinde iki defa çiğnemek sizi salgınlardan koruyacaktır. Eğer hastalığa yakalanırsanız bu karışımı günde 3 veya 4 defa çiğneyiniz.
-3 çorba kaşığı ‘dört hırsız sirkesi’ni, biraz deniz tuzu eklediğiniz bir kap sıcak suyun içine ekleyin. Bu karışımla gargara yapın.
-Bu sirkeyle evinizi havalandırabilirsiniz. Ayrıca sirkeyi bir mendile emdirerek gün içinde belirli zamanlarda koklayabilirsiniz.
KANSIZLIK
Sirke, anemiye karşı bire bir olan demir, B12 vitamini ve folik asidi, vücudun kolayca emebileceği bir formda barındırır. Sirke, çoğunlukla çok asitli olduğundan yan etkilerinden kaçınmak ve en iyi sonucu almak için günde bir defa ılık ballı suyun içine bir tatlı kaşığı elma sirkesi koyup içmek yeterlidir.
ARTERİT (İLTAHAP)
Sirke, arterit gelişimini yavaşlatabildiği gibi acılarını da dindirir. İki günde bir geleneksel sirke içeceği (1 tatlı kaşığı sirke, ılık su, 1 tatlı kaşığı bal karışımı) yeterli olacaktır. Sabırlı olun, sonuçlar genellikle birkaç hafta sonra kendisini gösterir.
AŞIRI KANAMA
Sirkenin kan pıhtısına karşı kanı sulandırıcı özelliği ile bilinmesinin yanı sıra bununla tamamen zıt olarak aşırı kanamayı engelleyici özelliği de bulunur.
-Aşırı adet kanaması veya hemoroit kanamalarına karşı yemeklerden önce ılık ballı suya bir tatlı kaşığı sirke ekleyip içilmesi tavsiye edilir.
- Burun kanamasında sirkeye batırılmış tampon uygulamak yeterlidir.


Netten...

Master
30-07-2012, 07:43
http://haber.gazetevatan.com/Haber/468920/1/Gundem

AnnE
30-08-2012, 11:40
Mozambik "de migren tedavisi



http://www.youtube.com/v/LLNABfQcG4M&

Master
24-10-2012, 17:23
Kahramanmaraş’ın Elbistan İlçesi’nde oturan işsiz İ.A., eşinin burnunu, dudağını ve vücudunun çeşitli yerlerini bıçakla kesip iki kolunu da kırdı. Eşine şiddet uygulamak suçundan daha önce 3 ay süreyle 'evden uzaklaştırma' cezası verilen İ.A., şikayet üzerine gözaltına alındı, sorgusunun ardından Cumhuriyet Savcısı tarafından serbest bırakılınca ortadan kayboldu.

Master
03-12-2012, 18:27
http://www.sinanilyas.com/makale/45/hangi-plastik-turleri-sagliga-zararli.php

Master
19-12-2012, 13:40
Basın Açıklaması

Sağlıkta “İleri Özelleştirme” Dönemine Geçiliyor

KAMUSAL SAĞLIK HİZMETLERİNE
SALDIRI YASANIZI GERİ ÇEKİN,
KÂR HIRSINIZI DİZGİNLEMEYİ ÖĞRENİN!

“Sağlık Bakanlığı’nca, Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı”, Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderildi.

“Kamu Özel Ortaklığı” Kanun Tasarı metni incelendiğinde, bütünüyle uluslararası kredi kuruluşları ve şirketler yararına bir sistem oluşturulduğu görülmektedir.
Tasarıya göre, Sağlık Bakanlığı’nın kendi ana hizmet binasından Toplum Sağlığı Merkezlerine kadar tüm binalar bu modelle yaptırılabilecek, Sağlık Bakanlığı’nın tüm birimleri kullandıkları binaların kiracısı, tüm sağlık çalışanları da bu şirketlerin işçisi haline getirilecektir.

Bu yöntemle yapılacak sağlık tesislerinin ihaleyi alan şirketler tarafından yönetilmesi planlanmaktadır.

Halen mevcut düzenlemeye göre ihaleyi alan şirketlere “tıbbi hizmet dışında kalan hizmetler” devredilmekte iken, Tasarıda hekimlerin ve sağlık çalışanlarının verdiği hizmetlerin tümünün ihaleyi alan şirketlere devri öngörülmektedir.
Tasarının gerekçesinde “tesislerdeki sağlık hizmetleri kamu tarafından sunulmaya devam edilmektedir” denilmektedir. Oysa Tasarının 1. Maddesinin 2. Fıkrasının ( e ) bendinde “hizmet bedeli” tanımı yapılmakta ve “Bedelin bir unsuru olup 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ıncı maddesinde belirtilen yardımcı hizmetler sınıfı ile sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personeli tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetlerden yükleniciye gördürülecek hizmetlerin sunulması karşılığında idare tarafından yükleniciye ödenen ve dönemsel piyasa testi ile güncellenen bedeli” olduğu belirtilmektedir.

Yani yapılacak düzenleme ile “mesleki eğitim görerek yetişmiş olan tabip, diş tabibi, eczacı, veteriner hekim gibi memurlar ile bu hizmet sahasında çalışan yüksek öğrenim görmüş fizikoterapist, tıp teknoloğu, ebe, hemşire, sağlık memuru, sosyal hizmetler mütehassısı, biyolog, pisikolog, diyetçi, sağlık muhendisi, sağlık fizikçisi, sağlık idarecisi ile ebe ve hemşire, hemşire yardımcısı, (Fizik tedavi, laboratuvar, eczacı, diş anestezi, röntgen teknisyenleri ve yardımcıları, çevre sağlığı ve toplum sağlığı teknisyeni dahil) sağlık savaş memuru” hizmetlerinin tamamımın şirketlere devrinin önü açılmaktadır.
Şirketler, yaptıkları binaların bedelini alacakları kiralardan karşılayacak, diğer yandan gerçekte “kamunun” çekilmesi ile kamu görünümü altında özel sağlık hizmeti sunarak 49 yıla kadar kamu maliyesinden para alma imtiyazına kavuşacaktır.

Şirketler ayrıca sağlık tesislerinin çevresine kurdukları ticari alanları işleterek kâr elde edecek, üstelik bu gelirleri KDV, Damga Vergisi ve Harçlardan muaf olacaktır.

Türk Tabipleri Birliği’nin açtığı davalarda gelen belgelerden anlaşılmıştır ki; Yüksek Planlama Kurulu, bu projelere var olan kamu hastanelerinin kapatılması kaydıyla izin vermektedir. Dolayısıyla, kamu özel ortaklığı yolu ile yapılan hastaneler tamamlandığında o şehirde özel şirketlerin işletmeyeceği 2. Ve 3. Basamak başka bir deyişle ‘Devlet Hastanesi’ kalmayacaktır. Zaten Kamu Hastaneler Birliği ile ilgili yapılan düzenlemelerle “Devlet Hastanesi” ibaresi tarih olmuştur.

Bugüne kadar Kayseri, Ankara-Etlik, Ankara-Bilkent, Elazığ, Yozgat, Manisa, Konya-Karatay, İstanbul-İkitelli, Mersin, Adana, Gaziantep, İzmir-Bayraklı, Bursa “Şehir hastanesi-Entegre sağlık kampüsü” ihaleleri yapılmıştır. Ayrıca 8 ayrı ilde farklı yatak kapasiteleri ile fizik tedavi rehabilitasyon, psikiyatri ve yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastaneleri ihalesi de tamamlanmak üzeredir. Eskişehir, Kocaeli ve Isparta ihale süreci devam etmektedir. Yüksek Planlama Kurulu’na Antalya, Denizli, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ illerinin yanı sıra İzmir, İstanbul için yeni projeler de sunulmuştur.
Yalnızca proje ve ihale süreci başlatılmış olan yerler bile Türkiye’nin sağlık hizmetlerinin yüzde 70’e yakınının verildiği, en fazla sayıda sağlık çalışanı bulunduran ve nüfusu en yoğun olan illerdedir.

Bugüne kadar yapılan 13 ihale ile belirlenebildiği kadarıyla önümüzdeki 25 yıl için 50 Katrilyon Liranın üzerinde bir kamu borcu oluşmuş bulunuyor.

Bugün basında yer alan haberlere göre, Çalışma Bakanı Faruk Çelik “Oluşacak borcu torunlarımız bile ödeyemez.” diyerek uygulamaya karşı çıkmaktadır. Ancak, Hükümet’in, yerli ve uluslararası sermaye çevrelerinin ağzının suyunu akıtan bu “Beş Yıldızlı Soygun” sistemini, hem sağlık çalışanlarını hem de yurttaşların sağlık hakkını yutacak biçimde genişletmekte kararlı olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak sağlık alanı tümüyle özelleştirilmektedir. Bu hastanelerde çalışan tüm hekimler ve sağlık çalışanlarının uluslar arası konsorsiyumların işçisi olmak dışında çalışma olanakları kalmamaktadır. Tasarıda bu durum açıklıkla yer almaktadır.

Hekimler olarak, sağlık çalışanı dostlarımız ve sağlık hakkına sahip çıkan yurttaşlarımızla birlikte, Türkiye’deki tüm sağlık hizmetlerini özelleştiren, kamusal sağlık hizmetlerini “nostaljik bir anı” haline getirmeye çalışan bu düzenlemelere karşı sonuna adar mücadele etmeye kararlı olduğumuzu kamuoyuna duyururuz.
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ