Tam Sürüm Bilgini Göster : "Aynı Kadeh Aynı Mey" Meyhanesi
sugarpan
15-03-2006, 22:58
Bana kaderimin bir oyunu mu bu
Aldı sevdiğimi verdi zulumu
Dünyaya doymadan geçip gideceğim
Yoksa yaşamanın kanunu bu mu?
Bıktım artık yaşamaktan
Çekmekle biter mi hayat yolu
ahhh ahhhhh
Bu yalnızlık bu dertle...
sugarpan
15-03-2006, 23:00
Bekleyeceğim geri dönmese bile
Alıştım kaderin zulmüne artık bana gülmese bile
Geri dönmez artık giden sevgiliyle...
Bıktım artık yaşamaktan!
Çekmekle biter mi hayat yolu
sugarpan
15-03-2006, 23:03
Hayat rüya gibi
Aşk bir kumar gibi
Kaybettim seni sevgili
Yağmur gibi yaşlar akar gözlerimden
Kahrettin beni sevgili
Aşk dolu geceler kadar yalnızım
SENSİZ SENSİZ!!!
sugarpan
15-03-2006, 23:04
Bir aşk vardır bir gönülde
KABAHAT seni seven şu deli gönlümde
sugarpan
15-03-2006, 23:04
Bu gece içkiler benden...
Şerefe herkese
sugarpan
15-03-2006, 23:07
Unut dertten zevk almayı
Seni ancak seven anlar
Kapat çile kapısını
Girmesin o vefasızlar
Dünya denen şu hanede
Elbet seni biri anlar!
sugarpan
15-03-2006, 23:12
Bir zamanlar benim sevgilimdin
Yanımdayken bile hasretimdin
Şimdi başka bir aşk buldun
Mutluluk senin olsun
Dertler benim çile benim
Hayat SENİN olsun
sugarpan
15-03-2006, 23:15
Bir gün daha geçti yine sensin
Aşkın ağlıyor bak sessiz sessiz
Çare bensiz ben çaresiz ümidim senin olsun
Sana gelen dertler benim, mutluluk senin olsun
sugarpan
15-03-2006, 23:34
Dağlar alsın ağrını
Kim çeker ki kahrını
Özlediğim , görmediğim , bilmediğim yerdeyim.
:cry: :cry: :cry:
Afiyet olsun, yarasin hocam.
:**: :**: :**:
sugarpan
15-03-2006, 23:51
Teşekkür ederim, Bu gece içkiler benden.
---------------------------------------------------------
Günahını bana bırak
Sevabın senin olsun
Ben zaten acıların gözdesi oldum
En tatlı yalanların kölesi oldum.
Daha çok acı verme git, düşünme hiç , hadi git
yaralandım, karalandım, bir günahın koynundayım yar bunaldım
:**:
sugarpan
15-03-2006, 23:55
Hani, hani çok sevmiştin beni
Hani, hani büyük sevdan bitti mi?
Yüreğim sana yandı yanmaz olaydı
Ağla ağla yan şimdi
sugarpan
15-03-2006, 23:57
Yalnızlık değil inan acı gelen
Sensizlik ağır, yokluğum deli eder
Beni hiç mi sevmedin hiç mi değer vermedin
Sus söyleme, söyleme!
sugarpan
16-03-2006, 00:00
Şimdi artık yalnızım
Ağlamak neye yarar
Zalimin zulmu varsa
Sevenin Allahı var
meyhane açılmış ta haberimiz olmamış.
Arkabahçe reklam almıyor ama bu da buraya pek yakışacak canım.
hade yarasın...
http://www.fasil.com.tr/reklam/fasil_high.html
44000 inin üstü içkiler benden .
HANNIBAL
16-03-2006, 16:39
Karton bardaktamı olsun abi, şişe de mi ????
44000 inin üstü içkiler benden .
;) :friends:- :;dedektif :;ders :excited:
sözümüz söz şivas regal hazır buyrun gelin
canım çekti ama ilaç almam lazım :;seytan diyor ki neyse...
sözümüz söz şivas regal hazır buyrun gelin
Gaptanim amiralim
Gerek yok Regal e megale bir dilim beyaz peynir bir yudum sarap..
Yeterde artar bile
sugarpan
16-03-2006, 23:42
Şerefe dostlar,
Bugün de içkiler benden
Maksat ayağınız alışsın, ;) ;) ;)
fiyatlar yüksek ..bak kimsenin ayağının alıştığı yok:;sicakkahve
sugarpan
23-03-2006, 23:31
Ben görürüm, ayılar piyasaya çökünce, geceler iple çekilecek...
sugarpan
23-03-2006, 23:32
Neyleyim sen yoksan eğer
:cry: :cry: :cry:
sugarpan
23-03-2006, 23:35
Acılarımı birer birer yakıp gideceğim,
Yine tam aşkın ortasından dalıp geçeceğim,
Geceleri günleri sayıp, kendi derdine yanıp,
Sen ağlarken ben güleceğim
:**: :**: :**: :**: :**:
sugarpan
23-03-2006, 23:39
Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım,
Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm,
Benmişim kendimi savunurken en çok hançerleyen
Bir mecnun olmuşum failimden,
Ama beni bana küstüren beni bana kırdıran kalpsizin hiç suçu YOK mu?:**:
:**: :**: :wink2: :wink2:
sugarpan
23-03-2006, 23:41
Perişanım şimdi mutlu oldun mu?
Başını yastığa rahat koydun mu?
:cry: :**: :cry:
sugarpan
23-03-2006, 23:49
Ağlıyorum kahrımdan
Yanıyorum bağrımdan
Seviyorum canımdan
çok yanık oldu be itfaiye gerekecek bu gidişle
sugarpan
23-03-2006, 23:57
Soğuk bir içki verelim, iyi gelir, yormayallım itfaiyecileri
ver bakalım. bizde diyelim ki..hay buranın ekini tutmayın itfaıyecilerin tekini
sugarpan
24-03-2006, 00:05
Beni yak kendini yak herşeyi yak
Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak
İster öp okşa istersen öldür
Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk
sugarpan
24-03-2006, 00:07
Dolmuyor yeri dolmuyor
Olmuyor onsuz olmuyor
Yetmiyor hiçbirşey bana
Olmuyor yeri dolmuyor
Görmüyorum gözüm görmüyor
Gülmüyor yüzüm gülmüyor
İnanmıyor ne desem bana
Sevmiyor artık sevmiyor
:**: :**: :**: :**: :**: :cry: :cry:
Beni yak kendini yak herşeyi yak
Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak
İster öp okşa istersen öldür
Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk
bu kırmızı elbiseliler gidemez bu gün anlaşıldı
sugarpan
24-03-2006, 00:09
Yaşanan yıllarım senden çok daha fazla
Hüzünlerim alır gider sevinçlerimi
İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri
Sende daha yeni yeni kavak yelleri...
:cry: :cry: :cry: :cry: *sorry:: :**: :**:
sugarpan
24-03-2006, 00:12
Kimse gitmesin herkes gelsin, Bu gece bütün içkiler benden..
Al beni
sarıl bana
Beni koru kollarında
Korkuyorum.
:**: :cry:
kavak mavak dedin ormanı yakma sakın
sugarpan
24-03-2006, 00:16
Çıktım Belen Kahvesi'ne baktım ovaya, baktım ovaya,
Bay Mustafa çağırdı, dama oynamaya,
Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı, yıkar masayı,
Söz dinlemez ormancı, çekmiş kafayı.
Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.
Köyümüzün ortasında, değirmen döner, değirmen döner,
Değirmenin suları, dağından iner,
Ormancıya atılan kurşun, Tevfik'e döner, Tevfik'e döner,
Tevfik'in feryatları, yürekler deler.
Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.
Köyümüzün suları da hoştur içmeye, hoştur içmeye,
Üstünde köprüsü var, gelip geçmeye,
Tevfik'imi vurdular, hiç mi hiç yere, hiç mi hiç yere,
Yazık ettin ormancı, köyün iki gencine.
Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı
sugarpan
24-03-2006, 00:19
Öyle bir vefasız yar düştüm ki
merhamet bilmiyor, sevmek bilmiyor
Haykırdım yıllarca ona aşkıma
Duymak istemiyor, beni görmüyor
Aşk çemberi dört bir yanımı sardı
duymayan kalmadı feryadımı
Bu gidişle bu aşk beni öldürür
Kuluna bırakma sen al canımı
:cry: :cry: :**: :**:
Öyle bir vefasız yar düştüm ki
merhamet bilmiyor, sevmek bilmiyor
Haykırdım yıllarca ona aşkıma
Duymak istemiyor, beni görmüyor
Aşk çemberi dört bir yanımı sardı
duymayan kalmadı feryadımı
Bu gidişle bu aşk beni öldürür
Kuluna bırakma sen al canımı
:cry: :cry: :**: :**:
yapma yaktın ortalığı şimdi de intihar mı?
Hocam
güzel olan sevgili değil,
sevgili olan güzeldir.
Rakıya zam geldi herhal,meyhane nin ışıkları sönmüş...
Hımmm..
http://megazine.ru/uploads/posts/1142676126_174.jpg
sugarpan
28-04-2006, 23:50
Kabahat seni sevende....*sorry:: :confused:
sugarpan
28-04-2006, 23:52
Sen mesut ol diye
ben kendimi kaderimle avutup nasılda harap ettim
aşk bu mudur ey sevgili!
bir aşk vardır bir gönülde
kabahat seni seven şu benim deli gönlümde.
:kafasız:
sugarpan
30-04-2006, 23:00
Aşka gönül vermem aşka inanmam
Yıllarca boş yere ağlayıp yanmam
Böyle bir arzuya meyledip kanmam
Unut sevme beni bu aşkın sonu
Ne yazık ki hicran gözyaşı dolu
Nasıl olsa sonu gelmeyecek mi
Her güzel şey gibi bitmeyecek mi
Bırakıp ta beni gitmeyecek mi
Unut sevme beni bu aşkın sonu
Ne yazık ki hicran gözyaşı dolu
sugarpan
30-04-2006, 23:00
Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım
Bazen gözyaşı oldu bazen içli bir şarkı
Her anını eksiksiz dün gibi hatırlarım
Dudaklarımda tuzu içimde durur aşkı
Hani o saçlarına taç yaptığım çiçekler
Hani o güzel gözlü ceylanların pınarı
Hani kuşlar ağaçlar binbir renkli çiçekler
Nasıl yakalamıştık saçlarından baharı
Ben hala o günleri anarsam yaşıyorum
Sanki mutluluğumuz geri gelecek gibi
Hala güzelliğini kalbimde taşıyorum
Dalından koparılmış beyaz bir çiçek gibi
:friends:-
sugarpan
30-04-2006, 23:01
Hastayım yaşıyorum
Görünmez hayal ile
Belki birgün diyerek
Beklerim ümid ile
Çürüyor zavallı ruhum
Aşkının hasreti ile
Heeey be yaahu bu bizim bahçenin meyaanesi de varmış bee ... aama biz zilzurna geldik, uffacık bi ufak yeni rakı bilaader, hemi de özellet .. öz . özerleş .... tekel olanından kalmış yani bi köşede de onu yuvarladık. Ayybolmassa şu köşeciğe sığalım be bilaader. Yok bişi almiym .. ay siz buraya da mı bakıyodunuz, öörmetlerimi sunarım ablacım, afiyettesiniz inşal .. aa aafiyet diyoruum aaf .. neyse boşverin .... ah senin o gamzeni yesinler emi eleni miydi neydi kafa da durdu.
...
Kimseeyeeeeeee ... eee
eeetmem şiikaaaa .. yeeeeet
aağlarım been haaliimeee
Heey koca Sarkis ağa titre bakalım sen ..
Tiitreriiimm müüü..ücriim giibii baaa.aktıkçaa istikbaalimeee
...
Baktın istikbaline de ne gördün ha?. Allahçım bilir ya neler gördün. Bazan iyisinden görmüşsündür heralde, aammaa bazan da böyle tirim tirim titremişsindir, boran gibi soğuğunnan ezmiştir göğsünü demi?
Peerde-iiiii zuu..ulmeet çekiilmiiiş
Senin istikbalin vardı öyle mi ağam? Ne zamandı bu sende istikbal olma hali olan zaman yani ne zaman tam olaraktan?..
koorkaaarım ikbaaaliimeeeee
Şimdi ben bu meyaaane köşeciinden senin o istikbaline baktıımda ne görmeliyim aam?. Sen ne görüyordun, ben ne görüyorum ha? Sen neye bakıyordun, ben neye?.. Yaa .. sen geleceğe bakıyordun demi? Ve titriyordun her ne görüyodunsa. Bense geçmişe bakıyorum şu meyhane köşesinden buzz gibi .. buz parçası sanki, tıpkı bugeceki uffacık bi ufak özerleştir ..özer .. öz..
Tiitreriiimm müü..üüücriim giibii baaaaktıkçaa istikbaalimeee
Şimdi söyle aam, varmıymış titrediğin kadar ha?. Eh mi? Bir halta benzemiyormuş değil mi? Dooru dedin vallahi. Ee okkadar bakıp titredin sonra da pek bihalta benzemediğine karar verdin madem, şimdi ne görüyorsun istikbalde ha?..
Söylesene be adam ... biufak niye? Ya bırak benim ne içtiğimi, şu soruya bi cevap ver bakayım sen. Şimdi ne görüyorsun istikbalde?...
İstikbaline bakıp titreyenleri mi??!.. :;kahkaha :;kahkaha .. ayh dur dur ben diyim .. ve sonunda bihhalta benzemediini anlayacak ol.. :;kahkaha :;kahkaha .. aaah sen çok yaşa emi?... pppffff..:;kahkaha :;kahkaha :;kahkaha yaav neler söylüyorum ben? Şanslısın vallahi şanslı ... haadi kalkalım ufaktan
Tiitreriiimm müüü.. yyaaav Ali hocam işitmesin bunu kesin politik mesaj sanır ..ücriim giibii rakı mı dokanıyo? Dokanmazsa a...aAH :;kahkaha ... baaa.aktıkçaa istikbaalimeee .. HEYHEEEEYYY ...
Oy oy oy Ahali ;
Yahu buralarda, ab-ı hayattan anlayan hayli insan evladı varmış, bunu bir ara değerlendirelim.Bir ara bi teşkilatlansak da, İrinaanım'da mezeyi bir döşese ; ama bu sefer Ege tarafından değil, İstanbul mezelerinden.Önce masayı şöyle bir donatmak lazım gelir ;Enez'in beyaz peyniri,söğüş domates ve hıyarla süslenmiş, tam da beyin salatasının yanıbaşında.Çirozlar huzur içinde yatarken kayık tabakta,torikten mamul lakerdalar mağrur bir halde şişinsin.Patlıcan salatası bu kadar açık bir yeşile nasıl bürünmüş diye hayret ederken, kaynar suya şöööyle bir atıp çıkarılmış karideslerin üzerine limonu gezdiriverelim.Rus salatasında bezelye ile havuç parçaları halayda iken,arnavut ciğerini ince kıyım soğanla fazla bekletmeyelim.Buz kasesini geri götür evladım ; çok soğutulmuş Taşdelen getir,aluminyum kapaklı cam şişede.
Barbunya pilakiyi çok bekletmemek lazım, ama piyazı ciğerle beraber götürmeyi de ihmal etmemek.Ayıklama maydonozu sapından, oralardan tutup indirmek lazım gelir mideye.Haydariye saygımız sonsuz, midye tavanın yanına taratoru bolca dök kızım.Midye dolmayla çatal sürmek bize yakışmaz, boş kapağı ile kazıyarak lüpletmektir onun raconu.
Bardakları ağlatmamak lazım gelir ; boş bardak ya boş kalmaz ya da masada kalmaz ; ayıptır.
Ne sıcağı ?
Biz buraya rakı içmeye geldik.
Sıcağı gecenin bir yarısı bir çorbacıda halledeceğiz; şifa niyetine, üstünede birer yarım baş.
Hade yarasın bakalım...
HANNIBAL
01-05-2006, 13:48
Kavak ağacına çıkıp kavaklıdere şarabı içmek ne kadar büyük zevk verir insana.. :kafasız: :kafasız: :kafasız:
Ağır amcalar bunu içerdi ;
Nerde o amcalar aaaahhh !!!
http://i44.photobucket.com/albums/f25/avrogida/5000000000005415.jpg
Ağır amcalar bunu içerdi ;
Nerde o amcalar aaaahhh !!!
http://i44.photobucket.com/albums/f25/avrogida/5000000000005415.jpg
Kimseler bilmez, o ağzında puro olanı benim dedem olur. Veya ben öyle sanırdım. O amcalar artık başka meyhanelerde.
Sevgili AnnE'm siz sofrayı ayarlayın, orman çiftliğindeki fabrika satış mağazasından alınma iki büyük Kulüp ben yanımda getireceğim. Mağaza duruyorsa yenide tabii.
İhap Hulusi , bu memleketin sanırım ilk grafik üstadıdır.Eskilerden kalan birçok afişte, etikette, logoda onun imzası vardır.Bu Kulüp Rakısı etiketini de , Gazi'nin talebi ile O tasarlamıştır ve Tekel, Mey olana kadar kullanılmıştır.
Resimdeki şahıslar da, İhap Hulusi'nin kendisi ve eski futbol adamlarından Eşfak Aykaç'ın babası Şair Ahmet Fazıl Aykaç'tır.
Neyse, lüzumsuz bilgiler faslını bir yana bırakırsak ;
Muhterem Ankaralı Ambarcı ;
Sizi yaşadığınız yerden dolayı üzmek istemem, amma burası Şehr-i Kebir ; burada yılın hergünü, günün her saati o sofralar hazırdır.Keyfini çıkaracak insanları, azalmış olsalar da her daim beklemektedirler
Bize düşen, gününü, saatini bilmektir.
.http://i44.photobucket.com/albums/f25/avrogida/5000000000002145.jpg
Anlaşıldı Ahali ;
Mesai bitene kadar zor bekleyeceğiz.Acele masaya çöreklenmek farz oldu.Masa farz oldu da , bu muhabbette Neyzen adı geçmezse olmayacak.
Gazi, Neyzen'in namını duymuş ve Çankaya'ya çağırtmış.Öncec derin bir sohbet, ardından Neyzen damardan uzun uzun öflemiş ;devamı şöyle :
Sormuş Atatürk..
- Senin çok fazla içki içtiğini söylüyorlar, benim kadar içer misin ?
Neyzen düşünüyor, içkinin hududu olmaz. O soruyor Gazi'ye ;
- Ne kadar içersiniz ?
Ata kelimelere basa basa şu sözleri söylemiştir, Neyzen'in gözünü korkutmak isteyerek:
- İki tane kiloluk rakı içerim.
- Nasıl içersiniz ?
- Canım ne isterse; susuz, mezesiz.
Neyzen:
- Ben de iki kiloluk içerim ama, öyle içmem.
Neyzen'in arzusu ile ortaya kocaman bir emaye kase geliyor, iki kiloluk rakıyı neyzen kaseye boşaltıyor. Başını sokup lıkır lıkır içecek zannediyorlar. Fakat Neyzen'in isteği daha bitmemiştir, bir somun ekmek ve irice bir kaşık geliyor. Neyzen ekmeği lokma lokma koparıp kasedeki rakının içine bastırıyor. Lokmalar rakıyı iyice çektikten sonra çalakaşık yanaşıyor.
Çanaktaki ekmekli rakıyı bitirdikten sonra bir oh çekerek arkasına yaslanıyor ve diyor ki :
-Şükür karnımı doyurdum, artık rahat rahat rakı içmeye başlayabiliriz.
Yine anlatılanlara göre, Ata:
- Pes, pes, diye bağırarak ayağa fırlamış ve elleriyle yüzünü kapamış, ayrılırken de saygılarını sunmuştur.
Yine rivayete göre Ata öldükten sonra Neyzen, evinden haftalarca çıkmamış..
http://i44.photobucket.com/albums/f25/avrogida/5000000000005672.jpg
bikmisbroker
01-05-2006, 19:36
Oy oy oy Ahali ;
Yahu buralarda, ab-ı hayattan anlayan hayli insan evladı varmış, bunu bir ara değerlendirelim.Bir ara bi teşkilatlansak da, İrinaanım'da mezeyi bir döşese ; ama bu sefer Ege tarafından değil, İstanbul mezelerinden.Önce masayı şöyle bir donatmak lazım gelir ;Enez'in beyaz peyniri,söğüş domates ve hıyarla süslenmiş, tam da beyin salatasının yanıbaşında.Çirozlar huzur içinde yatarken kayık tabakta,torikten mamul lakerdalar mağrur bir halde şişinsin.Patlıcan salatası bu kadar açık bir yeşile nasıl bürünmüş diye hayret ederken, kaynar suya şöööyle bir atıp çıkarılmış karideslerin üzerine limonu gezdiriverelim.Rus salatasında bezelye ile havuç parçaları halayda iken,arnavut ciğerini ince kıyım soğanla fazla bekletmeyelim.Buz kasesini geri götür evladım ; çok soğutulmuş Taşdelen getir,aluminyum kapaklı cam şişede.
Barbunya pilakiyi çok bekletmemek lazım, ama piyazı ciğerle beraber götürmeyi de ihmal etmemek.Ayıklama maydonozu sapından, oralardan tutup indirmek lazım gelir mideye.Haydariye saygımız sonsuz, midye tavanın yanına taratoru bolca dök kızım.Midye dolmayla çatal sürmek bize yakışmaz, boş kapağı ile kazıyarak lüpletmektir onun raconu.
Bardakları ağlatmamak lazım gelir ; boş bardak ya boş kalmaz ya da masada kalmaz ; ayıptır.
Ne sıcağı ?
Biz buraya rakı içmeye geldik.
Sıcağı gecenin bir yarısı bir çorbacıda halledeceğiz; şifa niyetine, üstünede birer yarım baş.
Hade yarasın bakalım...
Bunlari yapamayanlarda VAR!! Allahdan kork..
Bu tarz yazilar icin teşekkur butonunun yanina PROTESTO butonunun konmasini TEKLiF ediyorum..
Bu akşam bu meyhaneye takılalım dedim de hamfendicim .. evet aç ve ayık bir insanın bu durumunu düzeltmek yolunda ne yapabiliyor bu müessese?... eveet .. peki biş sorcam, AnnE’nin bu durumdan bilgisi var mı?.. Ben de sanmıyorum, neyse getirin kapuska, pilav salata, yalnız lütfen güney Ege sızması koyun, varsa bi çimdik dağ kekiği, ve bir ufak Kulüp rakısı. Peynire lüzum yok tek içecem bu akşam. İki sivri biber, pörsük ve eciş bücüş olanlarından seçerseniz. Pörsük .. yani ... siz getirin ben seçerim içinden.
Şefim! Sen de şu ampullü radyonu lodos dalgasına çevirsen be, bu çaldığın karayel havaları yaramıyor.
czzt bzzt .. düm tek.. bzzt ..nsanın ermeni so.. czz..zzz..
aaaartık bu solaan
Hay yaşa! Tam aradığım dalga, biz bu dalgayla kendimiz lodos olur yenikapı sahilini döveriz be!
baaahçedeee
Hey gidinin Faruk Nafiz’i nasıl söyledin sen bu sözü desene bi? Ne canlanmış olabilir acaba. Niye soluverdi senin bahçen?
büüüülbüüllereee yeee..er yoo...ook
Ben bir tahmin edeyim bakalım. Bir sonbahar akşamüstüydü değil mi? Bedeninin, gönlünün, ruhunun yapraklarının döküldüğü. Arnavutköy camiini tepeden gören minicik balkonundan o şehre bakıyordun. O şehre. O kocca yalancıya. O binyılların kart, alemlerin ikiyüzlülük sultanı, boyalı fahişeye bakıyordun. Bir yabancıya bakar gibi bakıyordu sana.
biir yeer kiii sevee..enlee..er sevilenleeenleerden esee..er yoook
Hayatın boyunca kim bilir sana neler söyledi. Çatallı dilini kulağından içeri sokup aklını nasıl da beyninden çekip çıkardı. Kaldırımının taşlarını mı saydırdı sana? Yoksa merdiven basamaklarını mı? Kiim bilir ne anlamlar yükledin her bir tanesine. Ne asalet düşleri, yalanları mırıldandı sana. Ha? Şarap diye yavaş yavaş damarlarına zerkettiği zehiriyle çürüttü seni.
beezmiindee kadeeeh kıırdıığıı..ımııız sevgilileeeer yoo..ook
Şimdi öylece yüzüne bakıyor değil mi senin?
"pardon?. kim pardon?... Anımsayamadım efendim, hafızamı tazeler misiniz lütfen?.."
Espri gibi oluyor ama, Kulüp'ümüze hoşgeldin üstad. Şimdi anlıyorsun değil mi, niye Bizans demişler ona. Bizansın bizanslığı hiç bir zaman taşında erguvanında olmadığını, saaadece, ammaaa.. saa..adece "insanında" olduğunu, ruhunun yaprakları tek tek toprağa düşüp seni bekledikleri şu akşam üstü, artık sen de anlıyorsun değil mi? Arnavutköy camiini tepeden gören evinin minik balkonunda o yalancının sana sahte bir şaşkınlıkla bakan yüzünü seyrederken?...
biir yeer kiii sevee..enlee..er sevilenleeenleerden esee..er yoook
Hesap .. ablacım .... altın saçının iki telini de dahil edersen..
Bu akşam bu meyhaneye takılalım dedim de hamfendicim ..Şefim! Sen de şu ampullü radyonu lodos dalgasına çevirsen be, bu çaldığın karayel havaları yaramıyor.
czzt bzzt .. düm tek.. bzzt ..nsanın ermeni so.. czz..zzz..
aaaartık bu solaan
Hay yaşa! Tam aradığım dalga, biz bu dalgayla kendimiz lodos olur yenikapı sahilini döveriz be!
baaahçedeee
Hey gidinin Faruk Nafiz’i nasıl söyledin sen bu sözü desene bi? Ne canlanmış olabilir acaba. Niye soluverdi senin bahçen?
Hesap .. ablacım .... altın saçının iki telini de dahil edersen..
El insaf!
Üç beş sene de bir ortama uymak adına iki bardak içen adamın da aklını çeldiniz ya vallahi bravo.
Ama direneceğim,içmem kardeşim iç-meeeem!
Yoksa lakabı camış olan bendeniz bi içmeye başlasa hepiniz rakı diye içerdi alimallah.
ondan sonra dönecek ciğer süngere,uğraş dur.
zaten yürek sünger gibi bizde..
Benden Muhammed Mustafa’ya saygı selam
Deyin ki hoş görürse bir şey soracak Hayyam,
Neden yüce efendimizin buyruklarında
Ekşi ayran helal da, güzelim şarap haram..?
Ömer Hayyam
Ey Zahit Şaraba Eyle İhtiram
İnsan Ol Cihanda Bu Dünya Fani
Ehline Helaldir, Na Ehle Haram
Biz İçeriz Bize Yoktur Vebali
Sevap Almak İçin İçeriz Şarap
İçmezsek Oluruz Düçar-ı Azap
Senin Aklın Ermez Bu Başka Hesap
Meyhanede Bulduk Biz Bu Kemali
Kandil Geceleri Kandil Oluruz
Kandilin İçinde Fitil Oluruz
Hakkı Göstermeye Delil Oluruz
Fakat Kör Olanlar Görmez Bu Hali
Sen Münkirsin Sana Haramdır Bade
Bekle Ki İçesin Öbür Dünyada
Bahs Açma Harabi Bundan Ziyade
Çünkü Bilmez Haram İle Helali
Söz Edip Harabi Müzik Erkan Oğur CD/ ''Gülün Kokusu Vardı''
sugarpan
14-05-2006, 02:47
Burası şenlenmiş , güzeeeeeeeeellll
:friends:- :**: :**:
sugarpan
14-05-2006, 02:58
Gitme sana muhtacım
Gözümde nursun
Başımda tacım muhtacım
Beni öldür öyle git
Yaşamak için senin sevgin muhtacım
sugarpan
14-05-2006, 03:00
Sen de başını alıp gitme ne olur!
Ne olur tut ellerimi
Hayatta hiçbirşeyim az olmadı senin kadar
ve hiçbirşeyi özlemedim seni özlediğim kadar!!!
Sen de başını alıp gitme ne olur!
Ne olur tut ellerimi
:cry: :cry: :cry:
Dağ başındasın;
Derdin günün hasretlik;
Akşam olmuş,
Güneş batmış,
İçmeyip de ne haltedeceksin?
Dağ Başı / Orhan Veli
Baya güzel şarkılar vardı.At kadehi elinden diye başlar of of ki of
http://www.recordturk.com/images/kapaklar/icki/ic8.JPG
Arka'daş
16-05-2006, 11:05
Gidemem
Bazen daha fazladır her şey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam
O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor
Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
Bir şiirden bir sözden
Bir melodiden bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor
Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
Sezen Aksu/Kardelen
Mey İçki’nin Amerikalı Texas Pacific Group’a devri 900 milyon $
Asmalı Mescid
Beyoğlu araştırmalarıyla tanınan ve bölgenin 1955 yılına kadar olan serüvenini inceleyen Behzat Üsdiken, bu kez de semtin en ilginç sokaklarından birini, Asmalı Mescid'i kaleme aldı.
Pera'nın en eski sokaklarından biri olan Asmalı Mescid toplumsal yaşamı bakımından oldukça ilginçtir. Daha 1840'lı yılların başında, Grand'Rue de Pera'dan sokağa girişe göre sağ tarafta Hotel Restaurant des Colonies adında bir otel vardı. Otelin pencerelerinin çoğu, Grand'Rue de Pera'ya bakardı. Girişi ise Asmalı Mescid sokağındandı. Daha çok levantenlere hizmet veren bu otelde uzun süre kalan levanten ya da yabancılara, normal hizmet dışındaki eşyaları da ayrıca kira ile verilirdi. Bu o dönem için büyük bir ayrıcalıktı. Çünkü orada kalanlar, gerekli eşyalar için ayrıca (kira ücreti dışında) para ödemek zorunda kalmazlar, oteli terkederken de eşyaları aldıkları şekilde teslim ederlerdi.
Sokağın sol tarafında ise lüks ve ünlü Bendel'in birahanesi vardı. Otel süreç içinde kapandı ama bu birahane 1880'li yıllarda hálá çalışıyordu. Birahanenin sırasında daha sonra yapılacak Atlas apartmanının yerinde, İsveç Orta Elçiliği'nin fotoğrafçılığını yapan, İngiliz asıllı James Robertson'un (1813-1888) iki katlı evi bulunuyordu. James Robertson, fotoğrafçılığının yanı sıra, elçiliğin bahçesinden görünen nefis görünümlerin gravürlerini de yapıyordu.
Yanında, hem ortağı hem de arkadaşı olan İtalyan asıllı Felicia-Antoine Beato (1835-1906) yaşıyordu. Süreç içinde Robertson, Beato'nun kızkardeşi Marie ile evlenmiş ve üçü, uzun süre burada yaşamıştı.
Asmalımesçit 47
James Robertson'un evinin karşı sırasında, sokağa çıkışı bulunan Oriental Pasajı geçtikten hemen sonraki üç katlı evde Dr. Michel Spadaro, Dr. Edouard Spadaro ve Dt. Joseph Bonife oturuyordu.
Courrier d'Orient gazetesinin yönetim ve matbaasının bulunduğu bina, sütçü Toma'nın dükkanından sonraydı. Bu ünlü gazetenin yönetimi 1880'li yıllarda ha*la Jean Giampetri'deydi.
Bilindiği gibi, Ziya Paşa ile Namık Kemal, 1867 yılında yurt dışına kaçmaya çalışırken bu gazetenin bürosunda Ebüzziya Tevfik ve Prens Mustafa Fazıl Paşa'nın has adamı ve aynı zamanda bankeri olan Sakakini ile buluşmuşlardı. Sakakini, burada kendilerine gerekli parayı vermiş ve Ebüzziya Tevfik de bu olaya tanık olduktan sonra, oradan ayrılıp Asmalı Mescid sokağından geçerek (o dönem burası Kabristan sokağı olarak anılırdı) Azap kapısına inmişti.
Bir kaynakta Sakakini İtalyan olarak geçmektedir. Oysa Yahudi'dir ve Mısır Obediansına bağlı Kahire locasında 33. derece masondur. Tıpkı Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi.
Neyse Courier d'Orient binasının bitişiğine, süreç içerisinde Fransız Pasajı yapılacak ve daha sonra da ünlü mobilyacı Vucassovich'in atelyeleri buraya yerleşecektir. Daha sonraları mobilyacının hemen karşısında Azaryan adı ile yükselen apartmanın yerinde önceleri İtalyan büyükelçilik doktoru Joseph Salvatori'nin konak yavrusu evi vardır. Bu evin üst katına 1880'li yılların sonlarına doğru, Duyun-u Umumiye'de çalışan Joseph Donizetti yerleşmiş, Salvatori alt katta yaşamayı sürdürmüştür.
Bitişik, kısmen avlu halinde ve büyük bir ahırı andırırdı. Burada Aux Vignes de France adında çok büyük bir şarap deposu vardı.
Halen duran ve çıkıntı yapmış binada ise Hemşire Mme. Monnier hastalarını kabul ederdi. Monnier bu evden ayrıldıktan sonra buraya iki levanten aile yerleşti.
Fikret Adil'in ünlü pansiyonuna gelmeden önce, ahırın yerine Atıl Garajı yapıldığını söyleyelim. Ancak Süleyman amcamız gerek kendi arabasını gerekse bazı sevdiklerinin arabalarını, Minare sokağındaki akordeon kapılı garaja bırakmayı tercih ederdi.
Fikret Adil'in ünlü pansiyonunun kapı numarası aslında 47'dir. Ama kendisi her olaya ters baktığından olsa gerek, kimse anlamasın diye, kitabına 47'nin tersi olan 74'ü uygun görmüştür. Zaten görülen mezar taşları da doğrudan bu pansiyonun bulunduğu platformun üzerinde ve ön tarafındaydı. Fikret Adil bohem yaşamını bu ünlü pansiyonda geçirmişti.
Pansiyonun tam karşısında, sokağın köşesinde ise bir muhallebici ve sütçü olan Tomas'ın dükkanı vardı. Bitişiğinde ise Sait Faik'in de sözünü ettiği temiz işkembeci bulunuyordu. Bu işkembeci Asmalı Mezarlık sokağındaydı. Karşısında da ünlü Donas şarapevi vardı.
Kohut’tan Yakup’a
Minare sokağını geçtikten sonra ve mezarlığın sırasındaki tek apartman Kamhi'ydi. Bedia Ştatzer bir süre bu binada oturmuştu. Donas şarap deposunun üstündeyse yine bir pansiyon vardı. Ne ilginçtir ki bu pansiyonun kapı numarası 74'dü. Pansiyona bitişik bina ise, kapısı Kabristan sokağı üzerinde bulunan Viyana Otel ve Lokantası'ydı.
Asmalı Mescid sokağının, Sofyalı sokağına bakan bölümünde, Bulgar Kançalaryası bulunuyordu. Köşe başındaki apartmanın altında, bakkal Yorgo'nun ve ayakkabıcı Dimitri Collaro'nun dükkanları vardı. Bunları sırasıyla ekmekçi, aktar ve Anastas Lukrezi'nin kürk ve deri mağazası izliyordu. Şimdiki Yakup'un olduğu yerde ise önce Kohut Oteli ve lokantası vardı. Burası kapandıktan sonra yerine Rudolph Fişer Nil Lokantası'nı açacak, Refik'i buraya getirecek ve Tünel'deki Fişer'den sonra, Refik burada boy gösterecektir.
Merkez apartmanının altındaki Elit pastanesi ise ünlü edebiyatçılarımızla dolup taşacaktır.
1955 yılında, Fransız (daha sonra adı Nil olmuştu) Pasajı'nın üst katlarına Andrea geçidinden postalanmış olan Turing Kurumu, bodruma da gene aynı yerden postalanmış Çardaş Lokantası taşınacaktı.
Oriental Pasaj'dan önce açılmış olan ekmek fırını La Demetrea ise mahalle halkına hizmet verecektir.
Atlas apartmanının altındaki birahane ve şarküteriler zaman içinde Tuna lokanta ve pastanesine dönüşecek ve burayı ikisi de şişman olan İzzet Tokar ile karısı yöneteceklerdir.
Asmalı Mescid, kısa bir yazı içinde yorumlanacak ya da tanıtılacak bir yer değil ama şunu söyleyebiliriz, burası Beyoğlu ya da Pera içinde, 1955 yılına kadar çok güzel bir yerdi.
Asmalı Mescid sokağının 19. yüzyıldaki yaşamına, daha doğru bir deyimle toplumsal yaşamına geçmeden, sokağın tarihine ve oluşum sürecine gözlerimizi çevirirsek; kesinlikle 15. yüzyıla dönmek zorunda kalırız. Çünkü bu sokağın: Grand'Rue de Pera'dan girişinin olduğu yere, döneminde Dört Yol, Rumca ise Stavrodromi ya da Stavrodromion denirdi.
Aslında tarihi verilere baktığınızda, Pera ya da Grand'Rue de Pera için söylenen ‘‘... Pera o dönemler bir tepe ile iki yamaçtan oluşuyordu. Yamaçlardan biri Kumbaracı Yokuşu diğeri ise Asmalı Mescid sokağı olarak tanımlanırdı. Grand'Rue de Pera da bu iki yolu keser ve burası tam anlamı ile Dört Yol halini alırdı’’dan ibarettir.
İşte Dört Yol ya da Stavrodromion olarak isimlendirilen yerin, sağ kısmında bulunan, Polonya ve Tomtom semtlerinde Hristiyanlar; sol kısmında ve Kasımpaşa'nın başlangıcı olan Asmalı Mescid'de ise Müslümanlar oturmaya başlamışlardı.
Kaldı ki, Vladimir Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması adlı eserinde, Fatih Sultan Mehmet'in gemilerini Kumbaracı Yokuşu'ndan çıkarttığını ve Asmalı Mescid sokağı kanalı ile Haliç'e indirdiğini kabul eder.
Bu kadar eskilere gidebilen sokağın adı ise Kalafatçıbaşı Yunus Ağa tarafından Asmalı Mescid sokağı ile Minare sokağının kesiştiği köşede yaptırılan bir mescid-camiden ileri gelmektedir. Çünkü bu mescid, döneminde asmalı imiş. Süreç içinde yıkılmış olan bu mescidden 1950 yılı itibariyle geriye bir platform, asmalarla kaplı bir pergolaile, ön tarafa bakan iki üç mezar taşı ve Minare sokağından platformu kıvrılarak çıkan dar bir merdiven kalmıştı.
Nitekim Asmalı Mescid sokağına gerçekten büyük bir ilgi duymuş olan gazeteci Fikret Adil'in 1933 yılında yayımlanan Asmalı Mescid 74 adlı kitabında bu husus özellikle açıklanmış ve Münif Fehim'in bir krokisi ile de süslenmişti.
Minik Not : Çok eskiden beri Arka BahÇe okuyan Adıyaman'da Görevli Kurmay Yarbay Dostumuzun emailinden alınmadır...Tşk eder Görevinizde başarılar dilerim
sugarpan
10-06-2006, 00:19
Pişmanlık duyup da birgün ararsan
nerdeyim nasılsım diye sorarsan
Bir ayrılık şarkısı seç
sessizce çal benim için
Yüreğin ellerinde
öylece kal benim için
Aynanın karşısına geç
Yüzüne bak benim için
Eğer ki ağlıyorsan bu yaşlar bizim için
*sorry:: *sorry:: *sorry:: :cry: :cry: :cry:
sugarpan
17-06-2006, 00:31
Bazen çöküyor üstüme yalnızlığın :cry: :cry:
Dağ gibi geceleri
Bilmem gerek mi bilmem ama söylüyorum
Yalnızım sen gittin gideli
Ne oldu bunlara seep ne oldu
Kim oldu bunları yıkan üstümüze
Dönülmez yoldamıyız ki ikimiz
Dönemez olduk artık geriye
Olmadı canım olmadı
Kısaca yerin dolmadı :cry: :cry: *sorry::
sugarpan
17-06-2006, 00:37
En derin aşklarda bile
Yaşanır bu gelgitler
Her insanın içindedir
bu hırçın dürtüler
Bazen bir an olur ki
Şaşırırsın olanlara
Hiç olmadık yere sürükler
Bu zamansız öfkeler
Yalnız kalınca kendinle
Pişmanlık sarıverir
Ama giden çoktan gittiyse
Çareler çaresizdir
:cry:
sugarpan
17-06-2006, 00:40
Ne sevenim var
Ne soranım var
Öyle yalnızım ki!
Çilesiz günüm yok
Dert ararsam çok
Öyle dertliyim ki!
Bana kaderimin bir oyunu mu bu
Aldı sevdiğimi verdi zulümu
sugarpan
17-06-2006, 00:48
Gece güneşim
Düşünmeden söndün
Kalbimi serinlettin
Bu defa boyun eğdin
sugarpan
17-06-2006, 00:49
Bugün pamuk kalbinden taşınıyorm
Masal dünyalara göç edip yeniliyorum
Her göz yaşı sana her hatıra bana
İNANAMIYORUM SENSİZ KALDIM YİNE :cry:
sugarpan
17-06-2006, 01:14
Telgrafın tellerine kuşlar mı konar
İnsan sevdiğine canım böyle mi yapar?
Bin vapura gel yanıma yanıyanıbaşıma
Şu gençlikte neler geldi cahil başıma
İstanbul'un nesi vardı kalktım da geldim
Buraya ben gemileri yaktım da geldim
Senin aşkın yüreğimi hala kanatır ama
Canıma takettin nazın senden bıktım da geldim
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'ta;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Cahit Sıtkı Tarancı
sugarpan
20-06-2006, 23:20
Hatırlıyor musun kim olduğunu?
Hala hissedebiliyor musun?
Ne zamandır farkında mısın yokluğunun
Arasan bulur musun kaybolduğun yerleri......
sugarpan
20-06-2006, 23:22
Gündüzün geçtiğini farketmedin bile
Anılar sinemasından bir bilet almışsın bu gece
Ömrün küsmek ve pişmanlıkla geçip gidiyor
Bak hala aynı soruyu soruyorsun kendine
sugarpan
20-06-2006, 23:23
Bazen kendi gölgene basar sendelersin ıssız sokaklarda
Bir karayel eser üşütür yalnızlığını yüzüne vurur
Çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında
Boğazında yıllanır bir düğüm
Umrunda mı zamanın senin küskünlüğün :**: :**: :**:
sugarpan
20-06-2006, 23:24
İçin öyle sıkılır kimse bilmez neyin var sen bile
Olup bitenleri seyredersin öylece
Yalnızsındır kalabalıklar içinde kim daha iyi bilir ki
Bir ses vardır çözer herşeyi yasaktır duyamazsın
sugarpan
01-08-2006, 00:43
Nedir derdin söyle diye
Bir gün bana sormadın
Yüzüme bakmakın
Bilsen nasıl acı çekdim
Kendim kimse görsün istemedim
Candan seveni bekledim
Sen yoktun ki, bu kara günlerde
Başkası vardı gönlünde
Gerçekleri gördüm yeter dedim
Bu günlerin yarınları var
Mutluyduk belki, bu güne kadar
Ya sonra, ne yaparım senden sonra
Acımadan geçer yıllar
Zamanla yalnızlık başlar
Yola çıkar pişmanlıklar
Kal, sevgini de al
Gidiyorum ben, sen hoşça kal
Bilmem nasıl yaşarım ben
Böyle karşılıksız severken
Kopmalıyız iş işten geçmeden
Alışkanlık betermiş hepsinden
Korkuyorum her biten günden
Bırak kalbimi sen şimdiden
Bu günün yeniden yarınları var
Mutluyduk belki, bu güne kadar
Ya sonra, ne yaparım senden sonra
Acımadan geçer yıllar
Zamanla yalnızlık başlar
Yola çıkar pişmanlıklar
Kal, sevgini de al
Gidiyorum ben, sen hoşça kal
sugarpan
01-08-2006, 00:49
Sensiz olmaz *sorry:: *sorry:: *sorry::
sugarpan
05-08-2006, 23:52
Dökülür yedivereneler teninden rengarenk
Açarsın mevsimlik mevsimsiz bir tanem
sugarpan
06-08-2006, 00:10
Beni yak kendini yak
Herşeyi yak!
Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak
İStersen öp okşa istersen öldür
İstanbul istanbul olalı
Hiç görmedi böyle keder
Geberiyorum aşkından
Kalmadı bende gururdan eser
diyecem amaaaaa....:indifferent:
Beni yak kendini yak
Herşeyi yak!
Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak
İStersen öp okşa istersen öldür
Hay Allah senden razı olsun arkadaş.Nihayet buldum yerimi.Ohh be,dünya varmış.Devam et sen böyle aynen,vokaller benden...
Aynı kadeh aynı mey.....:**:
Masamda kadehim yarı dolu kalmış, tabağımda bir parça peynir; biraz kuru biraz kırpıntılı. Kuru ekmeğime katık, çatalım kenarı kırık tabağın yanında yatık,
anasonun kokusu çoktan sarmış odayı, bedenimdeki damarlarda çoktaaannn kanıma karışmış, rehavetim sanki yaşadığım aşkın mayhoşluğuna baskın.... Eyyyy güzel, öyle kal hayalimde ...sen güzel, ben güzel, gece güzel... Şişem boş, gözlerim gibi boş bakıyor bana. Birazdan kadehim de boş olacak, tıpkı tutunamadığım hayallerim gibi.
Bahçede açıldı güller
Eder avaze bülbüller
Beni mecnun eden dilber
Eder avaze bülbüller
Zeki Arif Ataergin
Dünya Rakı Günü
'Aralık ayının ikinci Cumartesi günü Dünya Rakı Günü olarak kutlanır...'
Rakı severler birbirlerine hediye verir.
Gidip de başkalarına 'Dünya Rakı Günü diye bir şey mi var?' diye sormayın, çok ayıplarlar.
Balığı bol, mevsimi soğuk, geceleri uzun ve harflerinden 'rakı' yazılabilen yegâne ay olan Aralık ayının ikinci Cumartesi'si Dünya Rakı Günü olarak kutlanır.
Bir kayda rastlanmamakla beraber Bekri Mustafa'nın da Aralık ayının ikinci Cumartesi gecesi doğduğu rivayet edilir.
Bu özel gün aynı zamanda yılbaşının şenlikli bir provasıdır.
'Dünya Rakı Günü, Türkiye ve Dünya sathına yayılmış, tüm rakı severler tarafından 2006'dan beri coşkuyla kutlanır.'
Yıllar sonra tarihler böyle yazdığında, 'Ben ilk günden beri kutluyorum' deme şansınız olsun .
'RAKININ da muhabbeti olur mu?' diyenler çıkabilir.
O meyhanelerde gördüğünüz rakı masaları aslında muhabbet, sohbet masasıdır,
Bektaşi der ki :
'Rakı ağızdan değil, kulaktan içilir.
Biz ona içki değil, dem deriz!'
RAKININ kitabını yazan Deniz Gürsoy, rakının nasıl içileceğini değil 'Rakının nasıl içilmeyeceğini' yazmıştır. (Oğlak Yayıncılık)
Oturursun masaya, garson bir şişe rakı getirir, mezeleri sıralar, kadehini doldurur, içersin!
HAYIR, rakı öyle içilmez...
Rakının nasıl içileceğini, ya da nasıl içilmeyeceğini bilelim..
Rakı güneş batmadan içilmez.
Rakı yalnız başına içilmez,
Duvara bakılarak içilmez,
Rakı keyif için içilir,
Dertlenmek için içilmez,
Rakı sohbet için içilir.
Rakı, şakadan, nükteden, işletmeden anlamayan bayır turplarıyla içilmez.
Rakı gürültüyle içilmez.
Rakı çabuk içilmez, içip masadan kalkılmaz.
Rakı sofrasında fazla yemek yenmez, mezelerle yetinilir.
Rakı sofrasında sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz,
Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da buz konur; bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar.
RAKI'NIN ana mezeleri dışında, ekstra mezeleri de vardır, bir de 'göz mezesi' vardır ki....tahmin ettiğiniz değil, bakın o nedir?
Yahya Kemal, her akşam sofrasını 'kuş sütü eksik' kurdurur, ama çoğuna el bile sürmezmiş...
Lakin sürsün, sürmesin hepsi hesaba yazıldığı için şef garson, 'kıyak yapmış', sofraya kırmızı turp koymamış...
Yahya Kemal gelmiş, oturmuş masaya söyle bakmış garsonu çağırmış:
'Nerede kırmızı turp?'
'Efendim dikkat ettim yemiyorsunuz da...'
'Ben sofraya konan her şeyi yemek zorunda değilim, onların bazıları benim göz mezemdir!' demiş..
RAKI için çok şey söylenir, yazılır, ama Necip Mirkelamoğlu' nun 'Rakınamesi' de unutulur gibi değildir;
'Nükte, cinas anlayan, aheng-i bezme uyan, içip zırvalamayan; işte onadır rakı.'
Minik Not :email Arkadaşıma tşk ederim.. Afiyet olsun,Hatta yarasın...Sağlığınıza.
Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve muhabbet eşliğinde içmeli...
Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır... Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir
dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir...
Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla
yayılması sağlanır...
Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür...
İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin bir
nefes alınırki akciğerler de nasibini alsın...
Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı
kadehleri masadan kalkmaz...
Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz. Geyik muhabbeti
yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır...
Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz...
İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez...
Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da (konmasa daha iyi olur ama)
buz konur...
Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem
keyfi kaçar... Rakıdan anlayanların,Antalya meyhanelerinde garsonluğa
soyunanlara bunu anlatması gerekir...
İcmeye başlamadan önce aperatif birşeyler yenmelidir. Favori
zeytinyağlılardır. Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak,alkolün
genzinize doğru gelmesini engeller...
Rakıya buz koymak yanlıştır. Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda
etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar. İdeal karışım bozulmuş
olur. En uygunu rakıya soğuk su koymaktır...
Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. Hadi bakalım
hoşgeldiniz vs. falan diye...
Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır...
Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir...
Rakı şalgam suyuyla içilmez!... (taslağa dahil değil)
Mezesiz rakı içilmez. Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var
diyorsanız gidin bira filan için...
Şişe numarasının önemi yoktur. Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk
gelmez...
Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz...
Bağıra çağıra, Böğüre öğüre konuşulmaz... Sakin olmak, efendi takılmak
gerek...
Önce kendine gel, sonra meyhaneye
Kalender ol da gir kalenderhaneye
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye
Rakı bardağı boş beklemez... Evet masadan kalkarken bile dibinde biraz
bırakılır...
Usul, adap bilen en genç kişinin saki olması adettendir, büyüklere (ki
büyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz... Ev sahibi olsa
bile...
Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır, daha da içmek
isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir...
Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir,bunu
farkettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıp
gitmelisiniz, ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı
terketmeyin... Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor
kalkılır, hoş karşılanmaz...
Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada sosyetik
hanımefendiler olsa dahi) olmaz...
Her nevi ızgara balık (çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği,hususi
nihavend ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi,
akordeon, keman ve ud da uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlu
cl'si 70'dir...
Rakı yanlız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindire
sindire) içilen bir içkidir...
Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel
sohbetlere yönelir...
Yani hem anlatır hem dinler... Böylece rakı sofrası en az iki kişinin
katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik
bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya
getirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek
hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır...
Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir... Buraya katılan hem
bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hem
de diğerlerine karşı saygılı olmak zorundadır...
Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir,aksi
yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır,yanlıştır...
En büyük mezesi muhabbettir... Muhabbet konusu "bi kız vardı, 5 yıl sevdim,
yüzüme bile bakmadı" gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi,"bu güneş niye
hep doğudan doğuyo batıdan batıyo?" gibi yarı-felsefi
konular da olabilir...
Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş
sarımsaklı zeytinyaği süslemesi... Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının
kendine has tatlı nefasetini dengeler, damarlarınızı büzer
anasonla dost olur, buna misal olarak dağ lahanası turşusu verilebilir...
Yarasın
(..): İnternetten alıntıdır
Bir felsefe profesörü sınıfta, önünde bazı malzemelerle öğrencileriyle ders yapıyordu. Önce önündeki boş bir kavanozu 2cm çapındaki taşlarla doldurmaya başladı.
Öğrencilere kavanozun dolu olup olmadığını sordu. Onlar da dolu olduğunu kabul ettiler.
Profesör bu sefer bir kutu küçük çakıl taşı aldı ve onları kavanoza boşalttı. Kavanozu hafifçe sallayınca çakıl taşları büyük taşların arasındaki boşluklara doldular. Profesör yine öğrencilerine kavanozun dolu olup olmadığını sordu, onlar da onayladılar. Bu sefer bir kutu kum alıp kavanoza boşalttı. Tabii kum geriye kalan bütün boşlukları doldurunca yine öğrencilerine aynı soruyu tekrarladı.
Öğrencilerin hepsi bir ağızdan kavanozun dolu olduğunu söylediler. Profesör bu sefer masanın altından bir şişe rakı çıkarıp içindekileri kavanoza boşalttı ve böylece kumların arasındaki boşlukları etkili bir şekilde doldurdu. Öğrenciler gülmeye başlayınca;
"Şimdi," dedi:
"Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini bilmenizi istiyorum.
Taşlar hayatınızdaki önemli şeyler aileniz, sevgiliniz, sağlığınız. Her şeyi kaybetseniz ve elinizde sadece onlar kalsa bile hayatınızın dolu dolu olmasını sağlayacak şeyler bunlar.
Çakıl taşları ise işiniz, eviniz, arabanız gibi diğer önemli şeyler.
Kum da geriye kalan her şeydir, küçük şeyler yani.
Eğer kavanozu önce kumla doldurursanız çakıl taşlarına ve büyük taşlara yer kalmayacaktır. Aynı şey hayatınız için de geçerli. Bütün zaman ve enerjinizi küçük şeylere harcarsanız hayatınızda sizin için önemli olan şeylere hiç yer kalmayacaktır."
Mutluluğunuz için çok önemli olan şeylere dikkat edin. Çocuklarınızla oynayın, doktor kontrollerinizi düzenli yaptırın. Sevgilinizi dansa götürün. İşe gitmek, evi temizlemek, tamirat yapmak ve yemek vermek için hep zamanınız olacaktır. Önce büyük taşları
gerçekten önemli olanları halledin. Önceliklerinizi belirleyin. Geriye kalanlar sadece kumdur."
Öğrencilerden biri elini kaldırıp rakının neyi simgelediğini sordu.
Profesör gülümsedi, "Sorduğunuza sevindim. O, sadece hayatınız ne kadar dolu görünürse görünsün iyi bir şişe rakıya her zaman yer olacağını size göstermek içindi."
Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır... Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir
dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir...
zaten bülent ersoyda makbul biri değildir.........
;) http://www.uzmantv.com/raki-ne-zaman-icilir
Telif Hakları vBulletin v3.5.4 © 2000-2008, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden :
.