PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Guruba gush’bakışı....


Sayfalar : 1 [2] 3

serdarkus
23-06-2006, 14:08
"İŞTE PİYASALARDA MERKEZİN MÜDAHALESİ İLE İLGİLİ ESPRİ

İşte müdahale ile ilgili espri

Soru : Merkez dövize ne kadar müdahele eder?

Cevap : Bugün cuma, onun için cuma namazına kadar

Haber Girişi: 23.06.2006 - 12:13"

R.W
26-06-2006, 11:47
serbest piyasa ekonomisi'ne sahip bir ulkenin piyasa enstrumanlarini tehdit'le yonetip duzeni saglayacagini dusunen kara cahil bir en ust duzey devlet gorevlisinin itiraflari karsisinda utaniyoruz-umariz yetki verenlerde utaniyordur....

derler ki

''senden korkan senin gibi olsun''

faiz; %25
dollar; 1,700
euro; 2,150
imkb100; 1,9 cent

şimdi çıkar derler ki efendim yapıcı tedbirleri de aldık ama global etki...

daha 45 gün önce
imkb; 3,5 cent
faiz;13,5
dollar;1300
euro;1580
iken halay çek, sonra bunlar spekülasyon de tehdit'le şantaj'la piyasa regüle etmeye çalış, baktın olmuyor kan gövdeyi götürürken yapıcı tedbirler al....

adamı böyle yaparlar işte....

buena vista
28-06-2006, 14:32
BAKİRE ŞEBNEM SCHEFFER, GÖĞÜS BÜYÜTME HAPI TANITTI


Podyumların 'raporlu' bakiresi Şebnem Scheffer, her yerinin doğal olduğunu vurgulayarak göğüs tabletlerini ihtiyacı olan' hanımlara tavsiye etti.

Geçtiğimiz günlerde Mehmet Ali Erbil'in kendisini taciz ettiği iddialarıyla gündeme gelen ünlü manken Şebnem Scheffer, vücudundaki her yerin doğal olduğunu ve estetiğe ihtiyaç duymadığını söyledi.

'ESTETİĞİM YOK'
Geçtiğimiz günlerde Amerika'dan ithal edilen 'Allbres' isimli göğüs büyütme tabletlerinin tanıtımını yapan Scheffer, "Benim başkaları gibi estetik ameliyata ihtiyacık yok ama estetik yaptırmak yerine bu hapları kullanmayı tercih ederim" dedi. Podyumların 'raporlu' bakiresi Şebnem Scheffer; formunu korumak için yediklerine çok dikkat ettiğini, spor yaptığını ve stresten uzak durduğunu açıkladı. Tanıtım sırasında gazetecilerle sohbet eden güzel manken, geçtiğimiz haftalarda Mehmet Ali Erbil'le arasında yaşananlarla ilgili olarak da şunları söyledi: "Erbil'in tacizlerine uğrayan bir tek ben değilim. Başkaları da var." :ds:*

SABAH

serdarkus
02-07-2006, 14:41
Mühim de.. bunların içinde mühim olanların en önemlisi, hangisi..

Çünkü bizim hikayede en az üç tane bir ve üç var.

Daha sonra, bizim bu “bir ve üç”lerin ne zaman hangisinde olduğumuz durumu var..

:friends:-
Bizim hikaye King’in Kara Kule serisine döndü zaten..

Sahi yazacak bir de bu seri var, yazamadıklarım serisi kapsamında, Metal Fırtınadan sonra..

Bir de bunları yazacak zaman sorunu var ama, nasıl olsa yazılır parça parça..

Ama en azından bizim hikayenin sonu o Kara Kule’nin sonundan çok daha gerçekçi.. işte bu gerçek.

Olağanüstü bir dönem olur da herhangi bir sebepten yazamayan gazeteci/yazar, daha sonra rahatlıkla yazabileceği dönem geldiğinde, başlar o yazmayı isteyip yazamadığı dönemdeki olaylara dönüp, sanki o gün yeniden yaşanıyormuş gibi yazmaya. Sürekli yazanlar anlamıştır demek istediğimi.

Benim de yazmadığım ve okumadığım bir dönemde, keşke paylaşabilseydim dediğim güncel konular oldu. Bunlardan kitaplarla ilgili olanlardan biri o zamanın aktüeli “Metal Fırtına” hakkındaydı. Diğeri ise “Bir kitap:Galla’nın Kurtları” başlıklı, King’in “Kara Kulesi”ni sorguladığım yazıdan sonra, serinin son kitabı da yayınlandığında..

serdarkus
02-07-2006, 16:05
... Bunlardan kitaplarla ilgili olanlardan biri o zamanın aktüeli “Metal Fırtına” hakkındaydı.
...
Kitabın aktüalitesi geçti ama, konusunun özü artık bu memlekette her zaman günceldir.

Başlıklarla;

-Kitabı aldım, ilk anda fiyatı imajına göre ucuz gelmişti, daha yüksek fiyata da satabilirlerdi diye düşünmüştüm. Okuduktan sonra ise, “helal olsun, bu kaliteye iyi fiyat çekmişler” oldu.
Neymiş.. iş bilenin imiş!.

-Kitabı aldıktan sonra, ev ahalisi okuma kuyruğuna girdi. Önce bebeler okudu, sonrasında hanım bile televoleden feragat edip bitirdi. En son ben okuyabildim.
Neymiş..reklamın faydası olmaz mış!.

-Kitabın ilk satırından itibaren müthiş bir gramer rahatsızlığı duydum. Kitap, roman dilinde yazılmamıştı.. yazanlar, büyük ihtimalle hayatlarında ya hiç roman okumamış, ya da okumuş ama nasıl yazılacağını bilmeyecek kadar tecrübesizdi.
Neymiş.. kapasitem yok demeden içteki girişimcilik ruhunun bir gün fışkırmasını kollamak lazım mış!.

-İki yazar bir kitaba zor sığar. Belki de yazı ifadesindeki rahatsızlığın kaynağı bu nedenleydi.. Zaten, “erkek kısmının her daim darda olması iyidir, biraz para gördü mü azıtır” kuralına uygun larak, bunlar da azıcık meşhur olunca ilk iş birbirlerine boşladılar, birer tane ikinci kitap yazıp inadına aynı günlerde piyasaya sürdüler
Neymiş.. gurt ürür kervan gözler, cinsini sevdiğim cinsine çeker miş!.

-Kitap üzerine istenilen komlo teorileri kurulsun, kitabın istediği kadar tutarlığı tartışılsın, gerçek olan.. o güne kadar gendini gaptırmış makus talihine doğru giden bir toplumun mercimeğimsi bireylerinin total mercimek kütlesinin sadece yüzde 2,1 ini teşkil eden beyninin televole ile doldurulmuş minicik düşünce bölümünde, “eski dotlar da düşman olabilir” kavramı yerleşmiştir.
Neymiş.. artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mış!.

serdarkus
02-07-2006, 17:24
.. Diğeri ise “Bir kitap:Galla’nın Kurtları” başlıklı, King’in “Kara Kulesi”ni sorguladığım yazıdan sonra, serinin son kitabı da yayınlandığında..
Calla’nın Kurtları sonrası yazdığım yazıda, çok kötü bir “Yüzüklerin Efendisi” denemesi demiştim. Doğru düşünmüşüm. Yazar da son kitapta, niyetinin, kendine ait bit “Yüzüklerin Efendisi” yazmak olduğunu söyler Ancak, bana göre, becerememiştir..

İlk yazı ile son yazı arasında 30 yıl var. Başlangıçtaki kurgu, sürekli kopmuş, kişi ve olaylarda bütünlük yok. Seriyi okurken, en merak ettiğim, saçmalamanın sonunu nasıl bağlayacağıydı. Konunun, ne yapmak ve ne demek istediğinin yazarın kafasında bile olmadığını okurken hep hissediyorsun. Sanırım, yazar da tutarsızlığın şüphehiz farkındaydı, sonrasında arkasında bitmemiş bir seri bırakmak istemediğinden, cenaze yerde kalmasın bari diyerek 16 yıllık bir aradan sonra yeniden kolları sıvamış ve “Büyücü ve Cam Küre”den itibaren bütünü bırakıp, bari her bir kitap kendi başına tutarlı ve güzel olsun demiş ve sonrasında bütünle çok bağlantısı olmayan birbirinden bağımsız, iyi eserler çıkarmış.

Yedi kitaplık serinin sonunda, ilk kitaplardaki temel karakterleri kalem ustalığıyla yok etmiş, en azından olayın bir sonu olsun demiş ve sonra olmuş..

Olsun, yine de güzeldi.

serdarkus
04-07-2006, 14:39
"Aptal bir homo ekonomikus muyum

ADINI "kriz" koymadığımız için ne diyeceğimi bilemiyorum.Yaşadığımız son ekonomik sorunun bir öncekinden farkı neydi?

Elbette ekonomistler bunu çok daha iyi anlatabilirler.

Ben bu olayın farkını, kendi açımdan kolaylıkla anlatabiliyorum.

Soru şu:

Son dalgalanmada ben paramı nasıl yönettim?

İşte size ilginç bir "homo ekonomikus" örneği.

Bu akıllı bir homo ekonomikus mu, yoksa aptal sayılabilecek biri mi siz karar verin.

* * *

Gazetecilikten kazandığım biraz param var.

Gazeteci olduğum için borsadan uzak dururum.

Altın deseniz, onunla ilgili çok kötü bir hatıram var.

20 yıl önce ilk primimi aldığımda, dönemin Türk ekonomisine yön veren simalarından birine tavsiyesini sormuştum.

"Altın al" demişti.

Onun tavsiyesiyle altın almıştım.

Ama bunu izleyen 3-4 yıl içinde altın fiyatları hep yerinde saymıştı.

O nedenle, biraz parası olan her Türk gibi ben de dolar ile Türk parası arasında sıkışıp kalmışımdır.

Dolara daha çok güvenirim.

Ama Türk parasının cazibesinden de hiç kurtulamam.

O nedenle biraz parası olan her Türk gibi ben de kaderimi "sepet" formülüne bağlarım.

Yani paramın birazını dolarda, birazını da Türk parasında tutarım.

Türk ekonomisi iyi gitmeye başlayınca, dolarımın birazını bozdurup liraya dönerim.

Havada kötü elektrikler sezmeye başlayınca, kendimi doların güvenli sularına demirlerim.

Bu davranışlarıma bakınca şöyle bir değerlendirme yapılabilir:

Temkinli bir yatırımcı.

Yani ne çok kazanır; ama ne de çok kaybeder.

* * *

Gerçekten öyle mi?

Son 20 yıl bana, bu sistemin iyi bir para değerlendirme yolu olduğunu gösterdi.

Ama bir şartla.

Zamanlamayı bileceksin.

Yani ne zaman dolar alacaksın, ne zaman satacaksın.

Ben işte bu zamanlamayı hiçbir zaman öğrenemedim.

Doları hep pahalıdan alıp ucuza satarım.

Bu açıdan baktığımda, kendimi "Peanuts" çizgi tiplerinden o küçük köpek gibi hissederim.

Kulübesinin üzerinde sırtüstü yatıp gökyüzüne bakar.

Hava günlük güneşliktir; ama tam onun üzerinde küçük bir karabulut kümesi vardır.

Ve sadece onun üzerine yağmur yağmaktadır.

Gökyüzüne bakarken kendi kendine söylenir:

"Yağmur hep bizim neslimiz üzerine yağar..."

Evet, benim para yönetimimi açıklayan en güzel cümle budur.

Ben ne zaman bir para türünden ötekine geçsem, zarar ederim.

Ekonominin karabulutları hep benim üzerimde toplanır, şimşekler benim üzerime çakar.

Çünkü biraz parası olan her Türk gibi paniklerim.

"Bütün servetimi" bir gecede kaybedeceğim duygusuna kapılırım.

* * *

Peki son dalgalanmada ne oldu?

Hayrettir paniklemedim.

Yani dolar yükselmeye başlayınca hemen gidip pahalı fiyattan döviz almadım.

Oysa bundan önce, Irak Savaşı’ndan sonra dolar 1 milyon 700 bin liraya fırladığında, panik halinde dolar almıştım.

Sonra dolar 1 milyon 300 bine düşünce kara kara düşünmeye başlamıştım.

* * *

Bu defa niye paniklemedim?

Geçen seferki felaketten ders mi aldım?

Yoksa artık Türk ekonomisine daha mı çok güveniyorum?

Galiba her ikisi de...

Tahmin ediyorum, son ekonomik dalgalanmada, biraz parası olan Türklerin çoğu benim gibi davrandı.

Şimdi hepimize soruyorum.

Biz akıllı yatırımcı olmayı öğrendik mi?

Yoksa hepimiz hálá aptal birer homo ekonomikus muyuz?

Bekleyin, bunu yine zaman gösterecek...

Ertuğrul Özkök"

serdarkus
05-07-2006, 08:10
"IMKB'DE ŞOK! HİSSE DEĞERLERİYLE OYNAYAN 14 KİŞİ GÖZALTINDA
IMKB'de haksız kazanca DARBE

Borsada manipülasyon ve spekülasyon yaparak haksız kazanç elde ettikleri öne sürülen, aralarında borsa çalışanları ve aracıların da bulunduğu 14 kişi gözaltına alındı.

Alınan bilgiye göre, Borsada bazı şirketlerle ilgili spekülasyonlar yapıp hisse değerlerinin artışı ve düşüşü ile oynayarak kendilerine haksız kazanç sağladıkları iddia edilen, aralarında borsa çalışanı, broker ve aracıların da bulunduğu 1'i kadın 14 kişi, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin Şişli, Sarıyer, Beşiktaş ve Üsküdar'da düzenledikleri operasyonlarda gözaltına alındı. Yetkililer, operasyonların sürdürüldüğünü bildirdiler.

Haber Girişi: 05.07.2006 - 06:02 "

serdarkus
05-07-2006, 10:16
"İNGİLİZ BBG'SİNDEN ELENEN SEZER YURTSEVEN: 121 KADINLA YATTIM
Şok itiraf: 121 kadınla yattım

İngiltere'de milyonları ekran başına kilitleyen "Big Brother" (Biri Bizi Gözetliyor) yarışmasına katılan Türk yarışmacı Sezer Yurtseven (26), bugüne kadar 121 kadınla yattığını söyledi. Şu anda evliliği düşünmediğini söyleyen borsacı genç, İngiliz gazetelerinde çıkan .....
....
HÜRRİYET / Faruk ZABCI"


Cahiller işte, önemli rakam sanmışlar
O da bişey mi..
Ben bugüne kadar tam 197 değişik kağıt aldım sattım!.

serdarkus
05-07-2006, 16:43
Dün rezildik, bugün vezir..

Dün zengindik, bugün fakir..

Dün kalkınmış ve müreffeh bir ülkeydik, bugün olduk Patagonya..

Dün elyotun üçündeydik, bugün üçün anca birinde..

Dün stokastik al demişti, bugün caydı..

Dün seans içim al vermişti, bugün içim cız etti..

Dün teknik temeli sollamıştı, bugün temel fadimeden dayak yedi..

Dün aslanlar gibi alıyorduk, bugün aldıklarımıza bakıyoruz..

Dün dündür, bugün bugün..

serdarkus
07-07-2006, 08:52
"Zavallılar...

Borsanın işleyiş tarzından hiç anlamam. İnse de çıksa da borsa, şaşkınlıktan kurtulamam. "Borsada spekülasyon yapanlar tutuklandı" haberi şaşkınlığımı daha da artırır.

İndeksin 30 bin civarında seyrettiği bir dönemde, menkul kıymetler şirketi bulunan bir işadamının, "Şirketimin uzmanları haklı olabilir mi, endeks altı ay içerisinde 48 bine çıkar mı?" diye sorduğunu 48 bin noktasına varıldığında burada yazmıştım. O noktadan sonra borsa düşmeye başladı... Endeksin 48 bine çıkacağını bilenler o noktadan sonra düşeceğini de biliyorlardı herhalde... Nasıl oluyorsa oluyor, bazıları bu kadar hassas hesap yapabiliyor.

İstanbul polisinin borsada spekülasyon yapan kalabalık bir grubu ortaya çıkarması bütün gazetelerde haber. Küçük şirketler belliyormuş grup ve hisse senetlerini çok düşük fiyattan topluyormuş; portföyü yeterince kabarık hale getirdikten sonra dergilerde o şirket hisselerinin değerleneceği yolunda haberler yayınlatıyormuş... Önceden belirlenen endeks rakamına ulaşıldığında da hisseler satışa sunuluyormuş... Elde edilen kârı, bu operasyonu yürütmek için önceden topladıkları sermayeyi yatıran kişiler arasında pay ettiklerini herhalde söylemem gerekmiyor...

Polisin derdest ettiği 'borsa çetesi' bu basit tezgâhı kuranlardan oluşuyor. Söylendiğine göre, çete üyeleri arasında, siyasîler, işadamları, spor dünyasından isimler ve gazeteciler varmış...

Zavallılar...

Bu küçümseyici sıfatı bilerek kullandım. Böylesine bir tezgâh ancak hiçbir biçimde enselenmemek üzere kurulursa bir değer taşır. Demek ki, siyasî ortaklarını dişi olmayanlar arasından devşirmişler; işadamları güçsüz, emirlerindeki gazeteciler ise beş para etmez kişilermiş... Dişli politikacılarla güçlü gazetecilerin içinde yer aldığı başka tezgâhların varlığından söz edilmişti geçmişte; ancak izleri bir türlü bulunamamıştı.

Geçmiş olayı sanki ilk kez okuyormuşcasına baktığınızı görür gibi oluyorum. Oysa borsa benim ilgi alanıma son zamanlarda girmiş değil; yıllardan beri ne zaman duysam kulağımı kabartma ihtiyacı duyduğum bir sözcük 'borsa'... Kimi kolay servetlerin temelinde borsada yapılan vurgunların yattığını biliyorum çünkü...

Şimdiye kadar bankasına el konulup da en yüksek cezaya çarptırılarak cezaevine yollanmış bankacı kim? Yurtbank'ın 35 yıla mahkum sahibi Ali Avni Balkaner değil mi? Ceza yediği mahkeme günü rahatsızlanma numarasıyla kaçmayı başarmıştı Ali Balkaner. Birkaç gün sonra Hürriyet gazetesinin merkez binasına girerken polis tarafından yakalanmıştı da, soranlara "Röportaj için geldim" cevabını vermişti... Ne kadar gülmüştüm o cevabı okuduğumda; buradan da, "Ali Balkaner Hürriyet'e geldiğinde Aydın Doğan odasında mıydı acaba, aklından neler geçiyordu?" diye sormuştum...

Ali Balkaner'i hatırlamamın sebebi, borsanın kolay para kazanmak için nasıl kullanıldığına dair ilk sağlıklı bilgileri veren kişi oluşudur. Hayır, bildiklerini benimle paylaşmamıştı Ali Bey, savcılara anlatmıştı. Savcıların elinde 43 klasörlük belge ve 36 sayfalık ifade bulunuyor. Borsada yapılanlar da, Cem Uzan ile Aydın Doğan arasındaki kızgın mücadele günlerinde, gazeteci Saygı Öztürk tarafından Star gazetesinde yayımlanan o savcılık ifadesi içerisinde yer alıyor.

Saygı Öztürk'ün yazdıklarını burada şöyle özetlemişim: "İfadelerde bir büyük medya patronuyla ilgili ayrıntılı bilgiler olduğu söyleniyor. Kendilerinden 'aile' diye söz ettiği bir grup işadamıyla birlikte hareket edermiş Ali Avni Bey. Anlattığına göre, çeşitli alanlarda yatırımları yönlendiren 18 aile varmış; her ailenin başında da bir başkan. 18 aileden borsayla ilgileneni Balkaner'in de üyesi bulunduğu aileymiş; ifadesinde 'Borsayı bizim başkan manipüle eder' diyormuş (Saygı Öztürk, Star gazetesi, 16 Ocak 2001). Başkan Tokyo Borsası'nda sekizyüz milyon dolar kaybetmiş, ama 'Bana mısın?' dememiş..."

İfade verileli neredeyse altı yıl olmuş; gazetede yayımlanması üzerinden de 5,5 yıl geçmiş... Türk ekonomisini manipüle eden 18 aileden bu arada söz edildiğini hiç işittiniz mi? Peki, borsayı manipüle ettiği üyelerinden biri tarafından savcıya itiraf edilmiş 'büyük patron' ve çetesi hakkında herhangi bir duyumunuz oldu mu? Keşke benim anlatmamla yetinmeyip Nazlı Ilıcak'ın o günlerde Yeni Şafak'ta yazdıklarına da bir göz atsanız.

Ali Balkaner dosyasına vâkıf Saygı Öztürk şimdilerde Posta ve Hürriyet'te yazıyor; lütfetse de ilk kendisinin gün yüzüne çıkardığı 'borsa çetesi' ve 'büyük patron' konusunda bildiklerini bu son olay üzerine bizlerle yine paylaşsa...

Yakalananlara neden "Zavallılar" dediğimi herhalde anlamışsınızdır.
Taha KIVANÇ "

zavallı Taha..
Bilmez ki bizim imkb de
öyle alavare dalavare olmaz..
işlemler harbi yapılır,
bakarsın göstergene, hisse alınacak... al, hisse satılacaak..sat
o kadar
tık, tık.. işlem tamam
burada sadece ve sadece beklentiler alınır, gerçekler satılır
aldığın hisse düşüp, sattığın yükseliyorsa, ilahi bir mukadderattır

zaten,
böylesi bir yazıyı da bu memlekette hiç bi ciddi yatırımcı okumaz,
"bu kağıdı okumaya ayıracağım zamanda, en az sekiz tane kağıt yakalarım ben.. o gadar"


"tamam da abi, hele sen bi alacak kağıt söyle"

serdarkus
07-07-2006, 16:51
• Emmim dedi, bu kağıt uçacak oluum..
• Al bu kağıdı, hayatını yaşa..
• Amma acaip kazanıyorum haa..
• Bir gösterge buldum, gösteriyo abii..
• Walla benim hanım ne aldım ne sattım pek karışamaz..
• Yaw zaten ben uzun vadeli almıştım..
• Ben alıca düşüyo abi...
• Ben sattım ya, yükselir namussuz...
• Kalsaydınız bir şeyler yerdik...
• Vallaha sarıda geçtim memur bey...
• Kazanmak önemli dil mühim olan yarışmaya katılmaktı...
• Dünya ahiret bacımsın...
• Şu an 70 milyon bizi izliyor...
• Bu son sigaram...
• Bütün kadınlar güzeldir...
• İki saat kapıda bekledim, açan olmadı...
• Seni düşünmekten bütün gece gözüme uyku girmedi...
• Sen bi de beni gençliğimde görecektin...
• Ağlamıyorum... Gözüme bir sey kaçtı...
• Yemezsen arkandan ağlar...
• Seni leylekler getirdi yavrum...
• Aksama erken geleceğim...
• Bu aldığım en güzel hediye...
• Bir oturuşta iki büyük deviririm...
• Ağzıma sigara sürmedim...
• Ben almayım rejimdeyim...
• Eee ne zaman gidiyoruz içmeye?...
• Kadınlar en çok kel erkeklerden hoşlanır...
• İşim bitsin ben seni ararım...
• Bir kez olsun yüzüm gülmedi...
• Hayatımda hiç ilaç almadım...
• İhraç fazlası bunlar...
• O elinizdeki tek kaldı, başka yok...
• Beni seçerseniz size...
• Ben de tam seni arayacaktım...
• Bir şey olmaz...
• Ben eski yüzücülerdenim...
• Bizi davet ettiler ama gitmedik...
• Valla bu size çok yakıştı...
• Senin annen bir melekti yavrum...
• Bana yan bakan daha anasının karnından doğmadı...
• Merak etme hayatım sekreterimi görsen çok çirkin....
• Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alın teri...
• Merhaba karıcım, mesai yeni bitti de...
• Üzülme sevgilim evlenince anneni yanımıza alırız...
• Evi boşaltın! Almanya'dan oğlum geliyor...
• İki gözüm önüme aksın ki...
• Kilolarımla barışığım ben böyle mutluyum!
• Formu doldurun biz sizi ararız
• Bu sene üniversite soruları çok basitti, keşke sınava girseydim...
• Ben her bahar asık olurum...
• Gerçek askı sende buldum...
• 2 saat bekledim...Gelmedin!
• Üşüryorsan ceketimi alabilirsiniz...
• Seni anlıyorum.
• Hatırası var, bunu sana veremem...
• Arkasından değil, burada olsa yüzüne de söylerim
• Her bedene uyar bu...
• Gol atmayı sevmiyorum. Asist yapmak daha çok hoşuma gidiyor.
• Senin eline kimse su dökemez..
• Öğretmenin vurduğu yerde gül biter
• Söyle bir arabam olsun milyarlarca borcum olsun...
• Benim için önemli olan ruh güzelliği
• Hediye olmasa inan verirdim.
• Bir arkadaşa bakıp çıkıcım, istersen kimlik bırakayım...
• Mektup gelmedi mı? Ama ben kendi elimle postaya attım...
• Belki biraz sıktı ama hiç merak etmeyin kullandıkça açılır...
• Kitaplarıma bir daha bakayım ama kitabı sana verdiğimden eminim...
• Onun için bir şeyler yapmayı çok isterdim... Ama maalesef...
• Elimden bir şey gelmez...
• Sensizlik canıma tak etti...
• Ben hiç yalan söylemem
• Aksam elektrikler kesildi, dersimi yapamadım...
• Bunun garantisi biziz abı...
• Telefon şehirlerarasına kapalı
• Ben zaten böyle olacağını biliyordum...
• Bir kereden birşey olmaz.
• Biz sadece arkadaşız.
• Kuran çarpsın bu son sigaram
• Son biletler bunlar
• Hiç acıtmayacak.
• Daha önce hiç kimseyi böylesine sevmemiştim.
• Sayısaldan para çıksa, önce kimsesiz çocuklara sonra da yaşlılara bağışlarım...
• Haaa bir de okul yaptırıyım...
• Abı kızı görücen bi içim su...
• Adem Bey su an toplantıda... Kim arıyordu?
• Sizden iyi olmasın bir arkadaşım vardı...
• Kuru ekmek bana yeter... Yeter ki huzurum yerinde olsun...
• Dış transferleri 15 gün içinde bitireceğiz....
• Aradım... Çaldı çaldı açan olmadı...
• Failleri en kısa zamanda yakalanacak......
• Enflasyon düşecek.......
• Bu kış komünizm gelecek.......
• Memuru enflasyona ezdirmeyeceğiz......
• Bu konuda elimizden geleni yapıyoruz......

"Habertürk"

serdarkus
12-07-2006, 13:15
"İNEĞİYLE EVLENMEK İÇİN PUTİN'E BAŞVURDU


Bir Rus çiftçi, ineği ile evlenebilmesine izin verilmesi için Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kapısını çaldı.


İnternet haber sitesi 'MosNews'ün haberine göre Boris Gabov isimli çiftçi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e bir e-posta göndererek, ineği ile evlenebilmesini sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını rica etti.

Güney Sibirya'daki Kemerovo köyünde tyaşayan çiftçi, mektubunda şu sözlere yer verdi: "Bütün kızlar küçük köyümüzü terk etti ve şehire yerleştiler. Bu yüzden birlikte olacak kadın bulamıyorum...

"Fakat sorunun çözümünü bulduğumu düşünüyorum. Hayvanları çok seviyorum ve Rusya'da evcil hayvanlarla evlenmemize ne zaman izin verileceğini merak ediyorum, mesela ineklerle?"

Gabov mektubunu, Rusya vatandaşlarının Devlet Başkanı Vladimir Putin'e doğrudan e-posta göndererek sorular sorduğu bir yayın üzerinden iletti. Putin'in mektuba ne cevap verdiği ise henüz bilinmiyor.
Haber Girişi: 12.07.2006 - 12:08 "


Çok geri kalmışlar çok
Biz kağıdımızla çoktan beridir evlilik yapıyoruz ki... lafı mı olur!.

buena vista
14-07-2006, 20:59
Taşkesen Paşa olayının perde arkası


HARP Okulu dev bir askeri üniversite. Burada 3.600 öğrenci eğitiliyor.

İçlerinde yaklaşık 50 bayan öğrenci var. Ayrıca bin dolaylarında asker ve sivil personel burada görev yapıyor.

Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Reha Taşkesen birkaç gün önce görevinden istifa etti. Bu olay nasıl gelişti? Neler oldu?

Her şey imzasız ihbar mektupları ile başladı

Şimdi bu süreci size "birinci elden" ve "en yetkili ağızdan" anlatacağım.

Genelkurmay Başkanlığı’na Taşkesen’le ilgili imzasız ihbar mektupları geliyordu: "Okulda bira içmeyi serbest bıraktı. Kız ve erkek öğrenciler el ele tutuşuyor. Yakında hamile kalanlar olacak." Bu imzasız mektuplar üstleri tarafından resmi yazı ekinde Taşkesen’e gönderiliyordu. Taşkesen bunları "birinci ele" şöyle aktardı: "Benim askerlik anlayışım farklıydı. 21. yüzyılda görev yapacak Atatürkçü, çağdaş subaylar yetiştiriyordum. Rahat bir eğitimden yanayım. Askerlikte sopalı sisteme karşıyım. Askerlik anlayışım karşılıklı sevgi ve saygıya dayanır. Hiçbir personelimle sorunum olmadı. İmzasız ihbarların tümü yalandı."

Fakir çocuklar mum ışığında yemek yiyordu

"Okulda bira içilmesi söz konusu değil. Ancak Demirtepe semtindeki lokalimizde içki var. Orası beş yıldızlı restorana dönüştü. Çoğu fakir ailelerin çocuğu olan öğrenciler gelir, mum ışığında aileleri veya kız-erkek arkadaşlarıyla ucuz ve kaliteli yemek yer.

Ben oraya piyano da koydurdum. Amaç onların sosyal ve çağdaş kişiliğini geliştirmektir. Okula içkili gelinmez. Okulda el ele tutuşulmaz. Bunlar kesinlikle yasaktır. Harp Okulu Komutanlığı’na Orgeneral Büyükanıt tarafından geçen yıl getirilmiştim. Tahmin ediyorum ki, "birileri" benim bu uygulamalarımdan rahatsız oldu. Uzaktan bakınca, benim yaptıklarım ve askerlik anlayışım onları rahatsız etmiş olabilir. Böyle bir algılamam var çünkü yaptığım uygulamalar birilerini rahatsız ediyordu."

Görevden alınma olayında tarikatların rolü olmuş mudur?

"Ülkemizin en büyük sorunu köktendincilik ve bölücülüktür. Harp Okulu’nda bu konuda bazı duyumlarım oldu. Bu kesimlere karşı sözlü emirler verdim. Rahatsız oldukları kesindir. İmzasız ihbar mektuplarıyla tedirgin ediyorlardı. Üstlerim bu konuda bir araştırma yaptırsaydı, hepsinin asılsız olduğu ortaya çıkacaktı. Yaptırmadılar."

Bazı hanımlarla özel konuşmalar yaptığım doğru

Peki olay nereye doğru sürükleniyordu? Taşkesen bunları da "birinci ele" şöyle anlatıyordu: "Çevrem çok geniş. Yazar, gazeteci, siyasetçi, asker, sivil, kadın, erkek, çok geniş çevrem var. Kendi özel telefonumla herkesle her şeyi konuşurum. Makam telefonum özel görüşmelere kapalıdır. Dinleniyorum diye özel telefonumdan konuşma yapmaktan vazgeçmedim.

Bazı hanımlarla da özel konuşmalar yapmışımdır. Tamamen özel yaşamdır. Basında yer alan bayan Harp Okulu öğrencisi tamamen yalan. Böyle bir şey kesinlikle yok."

Taşkesen dinlendiğini biliyor muydu? "İlk ağıza" şöyle anlatmıştı:

"Bu yılın başlarında, telefonlarımın dinlendiğini çok güvenilir bir kaynaktan öğrendim.

Samsun’dan aldığım telefon hemen dinlemeye alınmış

Göreve başladıktan hemen sonra beni izleme ve dinleme kararı alınmış. Kimin dinlediğini veya dinlettiğini bilmiyorum. Birinin dinlenmesi için mahkeme kararı gerekir. Olup olmadığını da bilmiyorum ama olmadığını sanıyorum.

Ülkemizde telefon dinlemeyi Genelkurmay, MİT, Jandarma ve Emniyet yapabilir. Dinlemeyi Genelkurmay mı yaptı veya istedi, yoksa başkaları mı dinleyip Genelkurmay’a iletti? Bunları da bilmiyorum.

Samsun’dan başkasının adına bir cep telefonu almıştım. O numarayı da en kısa zamanda öğrenip dinlemeye almışlar. Bu işin arkasında bir yabancı devlet desteği olup olmadığını da doğrusu merak ediyorum."

Geçen çarşamba günü Kara Kuvvetleri’ne çağrıldım

Önceki gün bu konuda yayınlanan Genelkurmay bildirisinde Genelkurmay’ın dinleme yapma olanağı olmadığı belirtilmişti. Taşkesen tam tersini söylüyor.

Olay daha sonra nasıl gelişti, neler oldu?

"Şunu gördüm ki, saçma sapan imzasız ihbar mektupları gönderen kişilerle dinleme yapan ve yaptıranlar, aynı kesimdi. Bu iş birlikte yapılıyordu ve olay saptırıldı."

Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Reha Taşkesen geçtiğimiz çarşamba günü Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Orgeneral Ergin Saygun tarafından makamına çağrıldı. Saygun’un masasında Taşkesen’in bazı bayanlarla yaptığı ve dinlenmiş olan telefon konuşmalarının kağıda dökülmüş bant çözümleri vardı. Perşembe günü bir kez daha konuştular ve Taşkesen istifasını vermek zorunda kaldı.

Basına bazı bilgiler yansıdı ama bu konuşmaların hangi bayan veya bayanlarla yapıldığı, neler konuşulduğu bilinmiyor. Anladığım kadarıyla emekli Tümgeneral Reha Taşkesen de bu tür konuşmalar olduğunu güvendiği kişilere doğruluyor, ancak konunun ayrıntılarına girilmesini istemiyor.

Özel konuşmalarımın kayıtları önüme kondu

"Bunlar benim çok özel konuşmalarımdı. Özel hayatıma girilmişti. Saygun Paşa onları bana okuttu. Oraya çağrıldığım zaman zaten bazı tatsız gelişmeler olacağını hissediyordum. Askerlikten istifamı orada verdim. Benim yadırgadığım konu şudur: TSK bu olayı sadece bir bayan ilişkisiyle sınırlayıp basit bir düzeye indirerek gündeme getirdi. Hukuk dışı dinleme olayına TSK dahil hiç kimse dikkat etmedi.

SORUYORUM: YAPILAN DİNLEME HUKUKA UYGUN MU

Genelkurmay bildirisinde ’özel hayatın dokunulmazlığı var’ deniliyor ama benim özel hayatıma yasadışı yollarla girildi, özel hayatımın dokunulmazlığı yok edildi. Ben bu yaşananları kişisel bir olay olarak görmüyorum. Yapılan dinlemeler hukuka uygun mudur? Bu soruyu soruyorum."

İmzasız ihbar mektuplarıyla başlayan, telefon dinlemeleri ve istifa ile sonuçlanan karmaşık bir olayın perde arkası çok özetle böyle. İşin içinde bir tezgah, komplo, başka hesaplar, ya da bu olayın Yüksek Askeri Şûra toplantısından hemen önce gündeme getirilmesinin bir anlamı var mı? Şu anda bilemiyoruz. Başka bir bilgiye de sahip değiliz. (Emin Cölasan)

bikmisbroker
20-07-2006, 21:30
Petrol şeyhinin bir tanesi üniversitede okuması için oğlunu İzmire
gönderir. Çocuk ilk devreyi başarıyla bitirdikten sonra notları düşmeye ve
hafiften serserileşmeye başlar. İşin kötüsü, memleketten çocuğa gönderilen
avuç dolusu paralar da artık yetmemektedir! Şeyhimiz oğlunu kontrol etmek
için adamlarından birini İzmir e gönderir.

Adam İzmir'e gelince bir de ne öğrenir! Şeyhin okusun diye gönderdiği oğlu
okulu bırakmış, kendini karıya kıza vurmuştur!
Neyse, çocuğu Kordon da bir meyhanede bulur:

"Ya seydi, bu ne kepazeliktir! Baban seni merak eder! Kalk gidiyoruz
Arabistan'a!"

Çocuk "Ayva ya seydi" der,
"Ama önce bir otur da şu manzaraya bir bak..."

Şeyhin adamı "Bunda ne kötülük olabilir ki" diye düşünür ve masaya oturur.

Sandalcılar çaparilerini sallamakta, arkada batan kıpkırmızı güneş, körfezi kırmızının tonlarına boyamaktadır.
Manzarayı seyrederken, garsonun getirdiği kavundan bir tane ağza atılır.
Ardından peynirin de tadına bakılır.
Eh eşek değiliz ya, şu aslan sütü denen meredin de bir tadına bakalım derken orada ipler kopar!

Şeyhin oğlu ve körfez tarafından ayartılan adam, yorgun ve akşamdan kalma
olduğu anlaşılan bir sesle, 15 gün sonra, efendisini arar:

"Ya seydi, veled mazbût amma ve lakin memleket puşt!"

Kissadan hisse;Borsamizda kisa vadede Dip calismalari HIZLA devam etmekte olup, bazi kagitlarin onumuzdeki 2-3 haftada prim yapma ihtimali artmistir..

serdarkus
25-07-2006, 13:30
"ÖTTÜRMEDE YAKALANIP BIRAKILAN 19 KİŞİYİ POLİS YENİDEN ARIYOR

Polis'ten ''Öttürme 2''

Borsada manipülasyon ve spekülasyon yapılarak haksız kazanç elde edildiği iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 19 kişinin mahkemece serbest bırakılmasına savcılığın yaptığı itiraz bir üst mahkeme tarafından kabul edildi.
________________________________________
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, soruşturmayı yürüten Şişli Cumhuriyet Savcısı Mecit Ceylan'ın, Şişli 6. Asliye Ceza Mahkemesine 19 şüpheli hakkındaki suçlamaların tutuklanmayı gerektirir nitelikte olduğunu gerekçesiyle serbest bırakılmalarına yaptığı itiraz, üst mahkeme olan İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince değerlendirildi.

Mahkeme, savcılığın itirazını yerinde görerek, söz konusu kişiler hakkında yakalama emri çıkarttı. Ayrıca, bu kişilerin yurtdışına çıkışları da yasaklandı.

Polis, bu karar üzerine söz konusu kişileri yeniden yakalamak için harekete geçti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 23 kişi, savcı Ceylan tarafından tutuklanmaları istemiyle 8 Temmuz günü Şişli Nöbetçi 6. Asliye Ceza Mahkemesine sevk edilmişti.

Bu kişilerden Mecnur Çolak, Yalçın Kaya, Mehmet Tahir Görpeoğlu,Can Dilmener ve Murat İlgeç, ''nitelikli dolandırıcılık'', ''cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak'' ve ''kara para aklamak'' suçlamalarına ilişkin tutuklanmış, 18 kişi ise serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında aranırken savcılığa ifade veren ve tutuklanması istemiyle mahkemeye gönderilen başka bir kişi de serbest kalmıştı.
Haber Girişi: 25.07.2006 - 11:50 "

Öttürebilmek ya da öttürtülebilmek.. işte bütün mesele bu!.

serdarkus
25-07-2006, 16:34
İki keçi bir sürüyü derede boğdu!

Bitlis Ahlat'ta 103 koyun sürü psikolojisinin kurbanı oldu. 320 koyunun dere sularına atlamasına iki haylaz keçi neden oldu. İşte sürü psikolojisi katliamı:
25 Temmuz 2006 12:09


Bitlis'in Ahlat ilçesinde dereye atlayan iki keçiyi izleyen 320 koyundan 103'ü telef oldu. Alınan bilgiye göre, çoban.....
...

AA"


Bu haberin borsayla, yatırımcıyla ve de ille de tıgıtının satılması sonrası ihlasa atlayanlarla herhangi bir ilgisi yoktur. Benzerlikler sadece ve sadece doğanın içgüdüsel dürtüleri azdırmasının makus kaderlere bir oyunu olup, şansımı şeyedeyim demekle geçiştirilecek bir durumdur.

Şükür derim!.

alihoca
25-07-2006, 16:49
'Keneyi İsrail ajanları getirdi!'

Milli Gazete, SP Bolu İl Başkanı Abdullah Uzun'un, ölümlere neden olan kenelerin bölgeyi turist olarak ziyaret eden İsrailli kadınlar tarafından getirilmiş olabileceği iddiasını dün sürmanşetine taşıdı.

Bolu bölgesinde yakın zamana kadar sadece 6 ayaklı ve zararsız kenelerin bulunduğunu belirten Uzun, ancak İsrailli kadınların gelmesiyle birlikte bölgelerinde 8 ayaklı kenelere rastlandığını ve bu kenelerin neden olduğu ölümlerin başladığını kaydetti."

Çok şükür.

serdarkus
26-07-2006, 13:30
ORTADOĞU KRİZİ HESAPLARI DEĞİŞTİRDİ! İŞTE YATIRIM ÖNERİLERİ
İşte Ortadoğu'da olası 3 senaryo

Ortadoğu'da yükselen tansiyon, piyasalardaki hesapları değiştirdi. Olası üç senaryoya göre yatırım uzmanları temkinli portföyler öneriyor
-------------------------------------------------------------------------
İsrail - Lübnan savaşında tansiyon düşse bile analistler Ortadoğu'da risklerin giderek arttığı kanısında. Bu nedenle yatırımcılara riski dağıtacakları, muhafazakâr portföyler öneriliyor. Bölgedeki savaşın Türkiye'ye de etkileri olacak. Bölgeye yakın olması itibariyle zaten global likiditeden olumsuz etkilenen yabancılar, bu kez de Ortadoğu'yu bahane edebilirler. Bu da genel faiz ve borçlanma maliyetlerini artırabilir. Bölge ile artan ticaret de bu süreçten olumsuz etkileniyor. Savaşın sona ermesi ise ticaretin artması ve bölgenin yeniden imarı nedeniyle yeni iş olanakları yaratabilir.

Bu gelişmeler ışığında her türlü ihtimali değerlendiren analistler Ortadoğu'daki olası üç senaryoya göre şu portföyleri öneriyor:

PEMBE SENAYO

Ateşkes sağlanacak. Son çatışmalar başlamadan önceki statükoya geri dönülecek. Bölgede durumun normalleşmesi, İsrail - Lübnan arasında kısa sürede ateşkes sağlanması ve tansiyonun düşmesi, şimdilik çok düşük bir olasılık olarak görülüyor. Bu gerçekleşse bile halâ Irak sorununun devam ediyor olması ve İran konusunun netleşmemesi, bölgede mutlu sona ulaşılmasını kısa vadede neredeyse imkansız kılıyor. Tüm analistlerin çok az olasılık verdikleri bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda ise önerilen portföy şöyle:
Portföy önerisi: Bu durumda Ortadoğu gerilimini unutup, global piyasalardaki gelişmeler ile iç dinamiklere döner. Yani erken seçim, cumhurbaşkanlığı seçimi, Kıbrıs sorunu, AB ile ilişkiler, gelişmiş ülkelerdeki faiz oranları, Merkez Bankası'nın faiz politikası, yabancıların tutumu gibi...

Bu senayo için YTL ağırlıklı bir portföy öneriliyor. YTL'de ise ağırlık tahvil - bono ve hisse senedinde yoğunlaşıyor. Bankacılar yüzde 50 civarında bir yılı aşmayan tahvil - bono, geri kalanın ise döviz, repo ve yatırım fonları arasında dağıtılmasını öneriyor. Borsacılar ise yüzde 50 - 60 oranında hisse senedi , yüzde 30 - 40 oranında tahvil - bono öneriyor. Her iki kesimde portföyde yüzde 10 oranında dövize yer verilmesini tavsiye ediyor.

GRİ SENARYO

Mevcut durumun devamına dayanıyor. Yani bölgede zaman zaman tırmanan, uzun süreli devam eden bir gerginlik, en kötü senaryo kadar olmasa da piyasaların yine de hoşlanmayacağı bir senaryo. Analistlerin en 'olur' gördükleri senaryo da bu... Ortadoğu'daki son gelişmeler, İsrail'in Hizbullah ve Hamas'a açtığı savaşın uzayabileceğini belirliyor.
Portföy önerisi: Bu senaryoya göre önerilen portföy önerileri oldukça farklı. Bazı bankacılar yüzde 50 döviz, yüzde 50 YTL enstrümanlar öneriyor. YTL enstrümanlar için ise mevduat ve 3-6 ay vadeyi aşmayan bono ve repoya yer verilirken, hisse senedine şans vermiyorlar. Borsacılar ise yüzde 20 hisse senedi, yüzde 50-60 gecelik repo, yüzde 20-30 dövizden oluşan bir portföye yakın duruyorlar.

KARA SENARYO

Savaşın Suriye ve İran'ı da kapsayacak şekilde tüm bölgeye yayılmasını içeriyor. Eğer, Ortadoğu'daki son sıcak gelişmeler, ABD'nin İran'la ilgili planlarını öne almasına yol açar, İran'a ayrıca Suriye'ye de bir müdahale söz konusu olursa, petrol fiyatlarındaki sert yükseliş kurlarda da hızlı artışlara, bonoda da hisse senetleri ile beraber sert satışlara neden olabilir. Böyle bir senaryo, sanırız Ortadoğu'daki mevcut koşullarda devam eden gerginliğin çok daha uzun bir zamana yayılmasına neden olabilir.
Portföy önerisi: Bu senaryoda en iyimser bankacıların önerileri yüzde 50 döviz, yüzde 50 repo ve likit fon gibi likit enstrümanlardan oluşan bir portföy. Daha temkinli olanlar ise portföyün tamamının dövizden oluşması gerektiğini savunuyor. Borsacıların önerileri ise yüzde 20 hisse senedi, yüzde 30 döviz, yüzde 50 gecelik repo şeklinde.


Saime Dik / Ekonomist Dergisi

Haber Girişi: 26.07.2006 - 11:47 "


Seanscılar..
Tıktıkcılar..
Daydaylar..
Alttan gap üstten gaççılar..

Uzmanınızdan yatırım renginizi teninize uygun olarak seçin, senaryonuzu kurun, sonra da uygulayabilin..
Eğer hiç bişey olmazsa,
hayret derim!.

kasved
26-07-2006, 14:09
Seanscılar..
Tıktıkcılar..
Daydaylar..
Alttan gap üstten gaççılar..

Uzmanınızdan yatırım renginizi teninize uygun olarak seçin, senaryonuzu kurun, sonra da uygulayabilin..
Eğer hiç bişey olmazsa,
hayret derim!.


Hocam analizinde omuz baş omuz varmı varsa bu durum uzun vade grafiklerde ikili bibten üçlü bibe tekrar dönermi dönerse gap oluştururmu? ne olu bi acele cevap versen de öğlen seans arası tostumu yerken bi okuyup seansa girsem derken ana seans başlamış bile yine beni lafa tuttu hınzır çocuk.

kasved
27-07-2006, 19:03
“Problem nedir, çözümü nedir” diye diye yürürken beyin su kaynatmaya başladı. Baktım köşede “Ali’s Dondurma”.
“Ali’s baba, yap bir karışık”

Aldım koca bir karışık külah, ama kafa takılmış “Problem nedir, çözümü nedir”.. daha ben bir yalak almayı akıl edemeden düştü göbeğime bir damla. Ali’s huylandı, sordu, “gochum, derdin ne” anlattım kısaca.
“Sevdim seni.. kısa diyecem.. bak, dondurma aynı dondurma ama, dondurma yalamanın bile tam 28 değişik yöntemi var!.” dedi.

La havle..ne dedim ben bu adama, ne dedi şimdi bana. Dondurma yalarken aynı anda düşünmeyi de pek beceremediğimden, dilimle dondurmanın tepesinden, oyuk açmaya çalışır gibi dikine dikine bastırarak uzaklaştım oradan. Bir taraftan da Ali’s baba ‘nın sesi,

“Dondurma yalamanın bile 28 farklı yöntemi var!.:;ohohoh

bikmisbroker
27-07-2006, 22:56
Dondurma Yalamanin 28 cesit yonteminden once Amerikada her sene duzenlenen "Yetenekli Amerikali" lari ortaya cikarmaya yonelik "American idol" isimli programda, bu sene binlerce katilimci arasinda finallere kadar gelen ve buyuk SUKSE yapan, 73 yasinda, 14 Torun sahibi (1 de Torun cocugu sahibi imis) RAPPIN GRANNY (Rapci NiNe) lakapli bayanin Video goruntusunu (http://www.metacafe.com/watch/166880/rappin_granny/)izlemenizi tavsiye ederim..
Bu Repci NiNe mi Dun gece ceyrek finalde yarisirken seyrediyordum (Yasindan sikayet eden) sevgili Ali Hoca aklima geliverdiydi..
RAPPIN GRANNY (Repci NiNe) yi seyrederken hayret'e dustum, koca salondaki BUTUN izleyiciler NiNemin basarili RAP sarkisi uzerine AYAKTA ona eslik ediyorlardi..
Ve Repci NiNe miz bu yarismaya katildigi zaman (yarismanin 1.cisine 1 milyon dolarlik odul de var) Bir Radyo da DJ lik yapan 19 yasindaki TORUNU "Babaanne ne olursun bizi rezil etme butun AMERiKAYA" demis..
ANCAK bugun onunla GURU duydugunu acikladi..

EVET sevgili Ali Hocam.. Tevellutunuz Kacti acaba??
1933 dogumlu bu REP ci NiNe den daha mi eski?

Ben de kendimi su garip BORSA da eski zannederdim.. YASLANDIK artik diye dusunurdum, (Malum halen su yasa geldik ALTIN FORMUL arayisi icerisindeyiz sanki..)

Sahi, donrurmayi yalamanin kac cesidi var yahu??

Yoksa ALTIN FORMUL yokmu?

Afiyet olsun..

alihoca
28-07-2006, 00:36
Bu Repci NiNe mi Dun gece ceyrek finalde yarisirken seyrediyordum (Yasindan sikayet eden) sevgili Ali Hoca aklima geliverdiydi..
[/FONT][/B]

Ehh Be, Babo'm;

Gelmez olay dı, deseem olmaz.

Repçi Nine neyin dedin bi gavurca sayfayı bize tıklattn.
Şu mübarek Kandil Gecesinde her hal hayırlı bi şey vardır dedik. Çoluk çocuk sevabına bi bakalık dedik.

Açtık ki ne görelim. Bi sürü cıbıldak kadın videosu. Hanımdan yediğim zılgıta mı yanayım, sanki azmış gibi şu kandil gecesinde girdiğim günahlara mı yanayıım.

Kaçak göçek işlerde basılasın İnşallaaah, deseeem olmaz.
Nassı beddua edeyim şimdi sana?

bikmisbroker
28-07-2006, 04:09
Ne derler;
"Assagi tukursen SAKAL, yukari Tukursen BIYIK".. Misali, sevgili serdarkus su aziz mubarek gunde "Dondurma yalamanin 28 sekli vardir" diye ortaya bir LAF atinca, KONU dagilsin dedik, ancak heralde BALTAYI TAS'a vurduk??

Ben de 6.60 Maliyetli AKBANK larimi bugun 7.60 dan Gaptirinca, ayni ikilemi yasadim..

Sahi o cıbıldak kadınlari da oraya kim koydu?

Ben sadece o Repçi Ninemizi tavsiye etmistim halbuki o linkden.??

bikmisbroker
28-07-2006, 04:40
Video linki vasitasi ile Verdigim rahatsizlikdan dolayi ozur dilerim.
(Google dan tarayip buldugun ilk linki vermemek lazimmis demekki)

alihoca
28-07-2006, 11:42
Video linki vasitasi ile Verdigim rahatsizlikdan dolayi ozur dilerim.
(Google dan tarayip buldugun ilk linki vermemek lazimmis demekki)
Sevgili Babo'm;

Sen hiiç merak etme, üzülme sakın.

Hanıma sonradan usulünce izah ettim.

Ciddi ve bilimsel bir eda ile;
Kanada'da Kandil Kutlamalarının böyle olabileceğini ve toplumların sevgi tezahürlerini dışa vuruşunun ayıp saymanın asıl ayıp olabileceği gibin bir şeyler söyledim.

Ve Orta Asya Şaman Türk geleneklerinden örnekler verip yaşlısı genci ile zencilerinde benzer göreneklerinin küçümsenememesi gibin bir şeyler de sıkıştırdım.

İnanmış göründü bakalık.
:)

Hooş kal lütfen.

serdarkus
02-08-2006, 18:51
"......
Artı sırtında tıngır mıngır giderken, lafını edebilirdim. Her ne kadar eşek sözlüğü, “çooo…” (Haydi eşeğim, Forza eşeğim), “çüşşş…” (ağır ol inecek var) ve “çüjütttttt…” (aksanlı çüş) sözcüklerinden oluşan üç atımlık bir şey olsa da, iletişim vardı. Şanzımanı çürüyesice makeneyle ne konuşacaktım?

Kaldı ki yurdum insanı 300 sözcükle hayatını idame ediyordu; eşek ve adam arasında 297 sözcük farktan ne çıkardı?

Dikiz aynası kırılasıca arabaya konulacak benzinin temini için ülkeler birbirini yer, eşeğin sırtındaki kıl kadar savaş yaparken, bizimkinin temel gıdası ot, arpa ve burma (konserve ürün) için herhangi bir devletin sapan imalathanesi dahi kurduğu görülmüş değildi.

Tanıdığım adamlar gibi tanıdığım eşekler de türlü türlüydü.

Hasan Dedemin bir eşeği ....."

Benim Eşeklerim
Bülent Korkmaz/Ahırdan Bildiriyor


http://www2.malatyahaber.com/haberler/templates/malatya.asp?articleid=6666&zoneid=9&y=19

serdarkus
03-08-2006, 10:29
"BALIK MI ?-ALIK MI ?


Geçtiğimiz aylarda yaşanan finansal krizin ardından yara sarmaya çalışan piyasalarda bir süredir yaz rehaveti devam ediyor görünmektedir.
Bilindiği üzere;borsada yükselen piyasa trendini ‘boğa piyasası’, düşen trendi
İse ‘ayı piyasası’ olarak nitelendiririz.

Piyasalar çoğu zaman ayı-boğa savaşına sahne olur.Beklentiler,risk algılamaları,
Para akışına ve kişisel algılara göre, pek çok yatırımcı ya ‘ayılar’ tarafında ya da
‘boğalar’ tarafında yer alır.
Ama son beş-on yıllık periyotda sadece piyasaların döngüsünü ayı-boğa kavramları ile açıklamak mümkün olmamaktadır.Yeni kavram yine bir hayvan figürü ile kendini ifade eden ‘balık’ piyasıdır.

Balık piyasaları,katılımın,beklentinin(olumlu-olumsuz) az olduğu,fon akımının(giriş veya çıkış yönünde) sınırlı olduğu,belli bantlarda(genellikle dar)
Dalgalanan piyasalardır.

Son bir kaç haftadır da gerek IMKB de, gerekse bono piyasalarında balık piyasasının etkisi görülmektedir.Döndüsel olarak da tüm dünya piyasalarında temmuz,ağustos aylarında bu tip trendler daha çok hissedilmekte,buna karşın eylul-ekim ayları daha hareketli gerçekleşmektedir.

Son iki yazımda yer alan iç ve dış risk analizleri de önümüzdeki dönemin yatırım ve karar alma süreçlerinde etkili olacaktır.
Balık piyasalarında sıkışan trend,bu piyasanın sonuna doğru kendini sert bir biçimde,ya boğa ya da ayı piyasasına dönecektir.
Teknik olarak sıkışan bu piyasalarda sonbaharla birlikle,risk algılamasına bağlı olarak sert aşağıya veya yukarıya hareket edecektir.İşte bu aşamada(finans yazınına da bir katkımız olsun) piyasada pozisyonlarını alanların ‘alık’ mı?
Yoksa ‘balık’ mı? Oldukları ortaya çıkacaktır.

Haber Girişi: 03.08.2006 - 10:13 "


Ne ayı, ne boğa ne de balık..

Şahsen ben horoz piyasasını tercih ederim be hocam..
Gıh.. gıh.. gıhh!.

darius
03-08-2006, 11:30
0.63 den biraz IHLAS aldım. :ds:*

oh pardon ,yanlış topik...

serdarkus
06-08-2006, 13:16
"TUĞBA ÖZAY: ''BEN TOP MODEL DEĞİL, SAP MODELİM!''
Özay dertli: ''Ben sap modelim''

Tuğba Özay' dan top model tartışmasına ilginç açıklama " Ben top model değil, sap modelim" Güzel mankenin bu açıklaması podyum dünyasında yeni bir tartışmaya yaratacağa benziyor.

BEN SAPIM

--------------------------------------------------------------------------------
Yeşilköy CNR Expo Fuar Merkezi, geçtiğimiz günlerde " Moda Fuarı" için kapılarını açtı. Bir çok yerli ve yabancı firmanın katıldığı fuara ilgi oldukça yoğundu. Fuarın ilk gününde her standda defile, dans ve ünlü mankenler eşliğinde tanıtımlar yapıldı. Özsoy& Capra Hircus standında şapka ve çanta tanıtımı yapan ünlü manken Tuğba Özay, objektiflere bolca poz verdi.

Tanıtım sonrası kendisine yöneltilen soruları cevaplayan Özay, top model tartışmasına açıklık getirerek ilginç bir açıklamada bulundu. "Bugün bir ajans kursam mankenlere diğer ajanslardan daha çok avantaj sağlarım." diyen Özay, "Ben Tuğba Özay'ım ötesi yok. Ben top model değilim, ben sap modelim. Sevgilim yok, bir şeyim yok, ben tekim, sapım" dedi.

HÜRRİYET


Haber Girişi: 06.08.2006 - 05:50 "

Ayı/boğayla bir türlü kendini özdeşleştiremeyenler,
Tahta çıtlatamayanlar,
Trendini bulamayanlar,
Üçle bir arası dar alanda kısa paslaşanlar,

Saf olmayalım,
kendimizi klişeleşmiş kavramların içine hapsetmeyelim,
tuubadan ilham alalım..
Derim!i

hakan
06-08-2006, 19:45
0.63 den biraz IHLAS aldım. :ds:*

oh pardon ,yanlış topik...


Tam o sırada bende ihlas satmıştım. 3 ün birini yapıyor diye.

Kaç lottu sakın benim ihlaslar olmasın

Kaptırdık eyimi. *sorry::

Trusty
07-08-2006, 23:12
Ehh Be, Babo'm;

Gelmez olay dı, deseem olmaz.

Repçi Nine neyin dedin bi gavurca sayfayı bize tıklattn.
Şu mübarek Kandil Gecesinde her hal hayırlı bi şey vardır dedik. Çoluk çocuk sevabına bi bakalık dedik.

Açtık ki ne görelim. Bi sürü cıbıldak kadın videosu. Hanımdan yediğim zılgıta mı yanayım, sanki azmış gibi şu kandil gecesinde girdiğim günahlara mı yanayıım.

Kaçak göçek işlerde basılasın İnşallaaah, deseeem olmaz.
Nassı beddua edeyim şimdi sana?

Et et, beter olsun koftehor...:;kahkaha

Trusty
07-08-2006, 23:15
0.63 den biraz IHLAS aldım. :ds:*

oh pardon ,yanlış topik...

Sormak gibi olmasin ama, niye aldin, baska kagitmi yok ?:sarikart:

Emin
17-08-2006, 17:52
"24 tam saatten aşağı olmaz! Bilesin! Bu ataş verme işi!"

Deyivermiş yazısında sevgili Emin,
Ehh Tam da BORSACI işi bu iş, sevdim ben :wink2:
Pazarlık başlıyor, ben de diyivereyim 24 Dakikadan fazla olmaz!! Bu ataş alma işi..
Bakalım nerede bitecek pazarlık?? :wink2:


Yahu abi, insaf merhamet; tam 34 günlüğüne Güneşin Doğduğu yere geliyorsun ve burada geçireceğin 48960 dakikadan sadece 24 dakikasını bana ayıracağını söylüyorsun. Böl bakalım bu iki rakamı nasıl bir oranla karşılaşacaksın!

Pazarlığın böylesine ne denir bilmiyorum!

Bak, ne diyeceğim abi! Aşağıdaki yazımı iyi oku ve nasıl bir teamül veya içtihat oluştuğunu gör ve otur dal, düşün öyle konuş, lütfen!

“14 Ağustos 2006 saat 10.30’da: “Ben buradayım, Antalya’dayım,” dedi. 12.30’da bir okul binasında karşılaştık, sarıldık, öpüştük yıllardır görüşemiyormuş gibi bu hiç görmediğim kibar insanla.

15 Ağustos 2006 saat 20,30’da ayrıldık. Birbirimize anlattıklarımızın uzun süre aklımızdan çıkacağını sanmıyorum. 32 saatlik beraberliğimizde sadece 6 saatlik uyku ayırdı bizi.”

Ateş, soba, kül, duman derken fıkra gibi bir anlatı geldi aklıma.

7 yıl Erzurum’da kaldım, özellikle esnaflarla çok sohbet ettim, biraz da işim gereği. Pek sevildiğimi söyleyemem. Fazla haksızlık etmek de istemiyorum kendime, gene de severlerdi. Ne de olsa başımı orada bağladılar, enişteleri oldum.

Kalorifersiz ev pek yoktur memurların oturduğu yerlerde ama nasılsa bir memur sobalı bir ev kiralamış, tayin olduğu Erzurum’da.

Kış ayı da yaklaşınca ki, pek uzaklaşmaz zaten kış, bizimkisi düşmüş bir soba alma telâşesine.

O sobacı, bu sobacı dolaşıp, piyasa araştırması yapmış.

Özellikle Eskişehir yapımı, güzel, emaye, döküm kömür sobalarının, kuzinelerinin fiyatlarını yazmış aklının en görünür yerine.

Derken, acilen paraya ihtiyacı olduğunu başından bilmediği bir sobacıya girmiş.

Adam, gelen bu müşterinin alıcı olduğunu gözünden anlamış, kaçırmak istememiş. Benim gördüğüm kadarıyla özellikle belli bir yaşın üzerindeki esnaflar öyle müşteriye kolay kolay yağ çekmezler. Bu konuda tecrübelerim de var.

Hadi yeri gelmişken sobacı olayının arasına bu yaşanmışlığı da sokayım.

Taşmağazalar denilen yerden yürüyoruz, yanımdaki arkadaşım vitrinde gördüğü bir kazak mıydı, başka bir şey miydi şimdi hatırlamıyorum, neyse biz kazak diyelim; dikkatini çekmiş ki, hemen dükkâna girdi, ardından da ben.

Uzun bankonun ardında yaşlıca bir adam oturuyordu.

—Selamünaleyküm Hacim.

—Aleykümselâm.

Ama yerinden kalkmadı selamı alırken bile. Sadece oturduğu sandalyeden eğildi biraz.

İçeriden de görünen vitrindeki kazağı göstererek fiyatını sordu, adam da fiyatını söyledi gene oturduğu yerden.

Her boyu, başka renkleri olup olmadığını sordu, o da o kazaktan tek bir tane kaldığını söyledi. Bizimkisi:

—Sene zahmet Hacim, onu hele bi yendir bağam, deyince, vallaha da billaha da gene oturduğu yerden kalkmadan o amca aynen şöyle dedi, üstelik tehdit eder gibi:

-Bağh, beni yorma, alacağsan yendirim!

Neyi anlatıyorduk, sobayı.

Birinin paraya birinin de ucuz ve kaliteli bir sobaya gereksinim duyduğu iki insan başlamışlar pazarlığa.

Sobacı habire malının kalitesini övüyor, paraya ihtiyacı olduğunu açık etmeden.

Epeyce bir süre pazarlık etmişler anlayacağınız, sobacının kibarlığı da yavaş yavaş tükeniyormuş.

— Ağabeci, sen misafirimiz sayılırsın, sahan bunu en son şu fiyata bırağhıram, cet dolaş, fırlan cel, ecerçi habu fiyati veren çığarsa onlardan al, yoğh çığmasa ele cel al, babam.

Gerçekten de çok uygun bir fiyatmış. Sobacının önerdiği bu son fiyatın paraya sıkışılmazsa önerilecek bir fiyat olmadığını, stop loss yapıp, kol kestiğini anlamış anlamasına ama; bizim memur fırsat bu fiyat diyerek sobanın yedek kovası, boru ve dirseklerini de almak koşuluyla fiyata razı olduğunu kabul edip, coşkuyla sobacının elini sıkmaya başlamış.

Sobacı bitmiş.

Sobacı tükenmiş.

Sobacıya bir haller olmuş.

Gene de başından beri sürdürdüğü kibarlığından mümkün olan en az tavizi vererek, pazarlık için tutulan elden de ittirerek kurtulmaya çalışırken:

— Yoğh, sene gadir olur! İstisen içi ton da çömür alim, bi de her sabah evize celim, sobayi de ben yağim.

bikmisbroker
17-08-2006, 19:01
Efendim, ne demisler? "Fakirlik basa bela" nedir Fakirin derdi? Parasizlik.. Cok basit ve TEK kelime.. Izahi Kolay ama Fakir olan kisinin o TEK KELiME ile anlattiklari Az buz sey degildir.. Bir de O FAKiR'e sor!!
PARASIZLIK haaa.. Bir baslar anlatmaya.. Ve Yerden GOGE kadar haklidir da ustelik!!!
Kim anlar Fakir'in FAKiR liginden? Ancak diger bir FAKiR anlar anlatilmak isteneni.. Bir baskasi "ANLADIM" dese bile o kelimedeki vurgulamanin siddetini anlayabildigini hic ama hic zannetmem..

Bizimkiside bu hesap, bizimkiside ZAMAN FAKiR ligi ya zaten? Yoksa bende bilirim 24 dakika yerine 2.4 Gun kalmayi! Yoksa bende bilirim yan gelip YIKILMAYI..

"Cagrildigin yere Erinme, Cagrilmadigin yere GORUNME" diye bir atasozumuz de var ustelik?? Her yazisinda 1 Atasozu yazan Dostlarimiza Bir nisbet yaparak pazarliga devam edelim bari..

Hisse net de off topicdde birisi bir baslik acmis;Sizin en iyi Cigkofteciniz hangisi? adi altinda Merakda bu degilmi hemen daldim Topic'e (ehh ne de olsa bir diger uzmanlik alanimiz) herkes her kafadan birseyler yazmis, ama bir arkadasimizda "ETSiZ" cigkofte ile ince ince dalgasini gecmis, ve de yazisinin sonuna eklemis, "Cig Kofte ETSiZ olmaz!!"

Olur mu Olmaz mi? Ben ce BAL gibi olur!! Neden bal gibi olur derseniz, FAKiR lik den dolayi BAL GiBi olur! Orada yazdigim yaziyi buraya tasiyayim da sizleri daha fazla merakda birakmayayim...

Cig Kofteyi (Ovunmek gibi olmasin amma) iyi yaparim, Yillardir nereye gitsem, hemmen istekler baslar.
FAKAT, gunun birinde yine Elazigli bir hemsehrim, ETSiZ cigkofte yapti, (ehh tabii bizde bu isi biliyoruz ya? Soylene soylede tadina baktik..) Aman aman.. Erbabinin elinden cikan ETSiZ cigkofte muhtesemmm..

Haa Cig Koftenin neden etsiz oldugu hususuna gelince; Malumunuz Kollesterollusu var, GUT lusu var, Kilolusu var, velhasil her turlusu var, simdi zannedeceksinizki bu arkadas bu amacla (perhizde olanlar icin kollesterolu olanlar icin v.b) ETSiZ cigkofteyi icat etmis..

ONUN da hikayesini dinledim AGZIM acik kaldi..
Meger Bu ETSiZ cigkofteyi yapan Elazigli arkadas zamaninda Istanbulda Universitede okurken, TALEBE yurdunda kalirmis, ehh baba parasi ile de gecinmeye calisirmis (bahsettigim yillar 1960 li yillar yalniz dikkat edin) Biraz da yemeye icmeye ve de Gezmeye duskun bir arkadas oldugundan (Simdiki meslegi ve gelir durumu cok iyi masallah) AYIN 15'inden sonra gelen para bitermis..

Talebe olarak, her sene okul baslarken Elazigdan Istanbula Talebe yurduna beraberlerinde getidikleri TEK madde 1 CUVAL BULGUR oldugundan, Ay sonuna dogru paralar tukenince baslarlarmis (o parasiz halleri ile) Bulgur dan yapilan yiyeceklere yuklenmeye..

Kemik suyundan SADE Bulgur pilavi, Bulgur Corbasi, Mercimekli Bulgur pilavi, Kimyonlu Baharatli Bulgur Pilavi, KISIR, derken Canlari 2 duble RAKI cekincede PARAYI rakiya (Oyle ya onlerinde 2 secenek var, Ya RAKI alacaksin ya da ET??) yatirip, ETSiZ Cigkofteyi iCAT edivermisler.. Cok da MANTIKLI, cunki ET siz cigkofte oluyor amma, RAKISIZ cigkofte YAVAN kaliyor!!

Gercek hikayesi bu..

Demek ki simdi de Etiler gibi LUKUS bolgelerde "Vejeteryan" lar icin Cig kofte adi altinda yapilip, satiliyor haaa?

Vay anasini sayin seyirciler??

(Not;Meraklisina=ETSiZ cigkoftede ET yerine kullanilan malzeme SOMUN ekmeginin ici, bayat ekmeklerin icini ufalayip ET yerine kullanmislar)



Simdi Emin Kardesin hesabina gelirsek;48960 dakikadan 24 dakikaya 2000 de 1 demektir. Isin matematigine girersek, bir de grafik ciziktiririm ona gore ha!!
Ben zaman fakiri olmayacaktim ki, sen de HASB-I hal goresin.. Gel ortada bulusalim sunu 1 saat yapalim Emin kardes Ne dersin??

ZamanFakiriBikmisbroker

coser
18-08-2006, 08:05
günaydın, çiğ köfte yemek adına ,etsiz yiyenlerdeniz.yeterli beslenme yapamadığımız için de anlatılanları anlamakta güçlük çekiyoruz.ne de olsa memuruz.sağlık ve esenlikler dileğiyle.kolay gelsin.

serdarkus
21-08-2006, 18:46
"Küçük yatırımcının hakkı ne oldu?

TÖRÜNER: DEVLET, BORSAYA AÇIK ŞİRKETLERE EL KOYMASIN

Devlet, batık banka operasyonu sırasında, bu bankaların borsadaki iştiraklerine ve şirketlerine de el koymuştu. Milliyet'in cumartesi günkü haberine göre, el konulup kapatılan bu kuruluşların toplam piyasa değeri 2 milyar dolara, bunların halka açık bölümü ise 515 milyon dolara yakın. Bu el koymalarla, 200.000'e yakın yatırımcı mağdur edildi.

Devlet el koyduğu bankaları ve şirketleri satıyor. Ama, elde ettiği parayı ne şirket sahiplerine ne de borsa yatırımcılarına veriyor. Küçük borsa yatırımcısı ne yapacağını şaşırmış durumda. Son çare olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuran Borsa yatırımcıları var.

Bu sorun, doğrudan doğruya hükümeti ilgilendiriyor. Aslında, borsa yatırımcısını korumak durumunda olan kurum, Sermaye Piyasası Kurulu. Ama, banka ve şirket el koymaları sırasında Sermaye Piyasası Kurulu'na sorulmuyor. Sorunu yaratanlar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu olunca, sorunların çözümü de bu kurumlara kalıyor. Bunlar da, borsayı ve borsa yatırımcılarını göz ardı edince, sorunun çözümü doğrudan hükümeti ilgilendiriyor.

İflas masası sorunu
Devlet kurumlarının, özel şirketlere ve özellikle de borsaya açık şirketlere el koyması son derece yanlış. Bunlar için, önceden yapıldığı gibi "iflas" yoluna gidilmeli. Herkes de, zararının bir bölümünü kurulacak "iflas masası"ndan almalı. Bu kural, bütün dünyada böyle uygulanıyor.

Ancak, bizde şirketlerin iflas ettirilmesi yoluna gidilse bile, sorun çözülemiyor. Çünkü, yasalara göre, "iflas masası"nda devlet, öncelikli alacaklı. Yani, bizde yıllardır ve hala "devleti kişinin üzerinde gören" yasal düzenleme var. Kısacası, borsaya açık şirketler iflas etse veya ettirilse bile, "iflas masası" kurulduğunda önce devlet alacaklarını tahsil edeceği için, diğer şirket alacaklılarına ve küçük yatırımcıya hiçbir şey kalmıyor.

Küçük yatırımcıyı mağduriyetten kurtarmak istiyorsak:
a) Bundan sonra, borsaya açık şirketlere devletin el koymasını engelleyici yasalar çıkarmalıyız.
b) Halen el konulmuş bulunan şirketler için de "iflas masası" kurulmasını sağlayacak yasal düzenleme yapmalıyız.
c) "İflas Masası"nda devletin öncelikli alacaklı olması durumlarını düzenleyen yasaların ilgili maddelerini iptal etmeliyiz.
d) Devletin öncelikli alacaklı olmasını durumunu iptal eden yasaları "geriye dönük" olarak uygulamalıyız.

Zaten, Avrupa Birliği uyum süreci sırasında, devlete öncelik tanıyan bu uygulamalar kalkacak. Devleti koruyan düzenlemeler nedeniyle, IMF, bankaların iflasını değil, bankalara el konulmasını istemişti. Bu sayede, küçük yatırımcı mağdur oldu ama bankalara kredi açan yabancı bankalar, paralarının tümünü, Devletten önce tahsil ettiler. Zaten, batık hesabı aslında bu yüzden çok kabardı.
.......

Haber Girişi: 21.08.2006 - 16:53 "

buena vista
22-08-2006, 19:41
Halay sırası” yüzünden cinayet

A.A

Bursa'nın İnegöl ilçesinde, “halay sırası” yüzünden çıktığı bildirilen kavgada, birbirlerini bıçaklayan iki arkadaştan biri öldü, diğeri yaralandı.

Dün akşam birlikte alkol aldığı arkadaşı Mehmet Doğan'ın (35) yanından ayrıldıktan sonra Mahmudiye Mahallesi Güverte Sokaktaki kahvehaneye giden İsmail K. (32), bir süre sonra olay yerine gelen Doğan'ın daveti üzerine kahvehaneden çıktı.

İkili arasında kahvehane önünde başlayan tartışmanın yumruklaşmaya dönüşmesi üzerine Mehmet Doğan, İsmail K'yı bacağından bıçakladı.

Doğan'ın elinden bıçağı alan İsmail K. de aynı bıçakla arkadaşını karnından yaraladı.

Mehmet Doğan, ambulansla götürüldüğü İnegöl Devlet Hastanesinde tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Olayın ardından motosikletiyle hastaneye giden ve tedavisinden sonra gözaltına alınan İsmail K'nın bir gün önce katıldıkları bir düğünde halay çekmek için kalktıklarını, Mehmet Doğan ile sırasını kaptığı için tartıştığını, tartışmanın devamında bu olayın yaşandığını söylediği bildirildi.

serdarkus
24-08-2006, 11:13
"Gülben Ergen hamile kalmak için ne yaptı?
İşte yurdum insanının hurafe düşkünlüğüne magazin dünyasından son örnek. Ünlü şarkıcı Gülben Ergen klip çekimlerini bahane ederek 'efsanevi su'dan içmek için Malezya'ya uçtu.
24 Ağustos 2006 10:40

Gülben Ergen'in Malezya Sırrı!
Albüm fotorafları için Malezya'nın Pulau Dayang Bunting adasına gittiği zannedilen Gülben Ergen'in asıl amacı çok farklı çıktı. Gülben'in amacı adanın Türkçe isminde saklı.

Çekim için Nisan’da Malezya’nın Pulau Dayang Bunting adasına (Hamile Bakire Adası) giden Gülben Ergen buradaki........
......
Vatan


Bu haber 1043 defa okunmuştur "

İhlas Gayrimenkul satıldı
İhlas Holding, İhlas Gayrimenkul'deki yüzde 30.39 oranındaki payını, Yeşil İnşaat Gayrimenkul Yatırım Hizmetleri A.Ş. firmasına ve ABD'de yerlesik Rudolph Younes isimli gerçek kişiye eşit oranlı olarak borsa dışında sattı.
24 Ağustos 2006 10:29

İhlas Holding A.Ş. tarafından Borsa'ya gönderilen açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Daha once 01.08.2006 tarihli ozel durum aciklamasi ile, istiraklerimizden Ihlas Gayrimenkul Yatirim Ortakligi A.S. 'de sahip oldugumuz hisselerin satisi icin Yesil Insaat Gayrimenkul Yatirim Hizmetleri A.S. ile gerekli gorusmelerde bulunmak uzere M. Haluk Sur ve Isik Gokkaya'nin yetkili kilindiklari hususlari aciklanmisti. Bahsi gecen grupla yapilan gorusmeleri degerlendiren yonetim kurulumuz 23.08.2006 tarihli yonetim kurulu toplantisinda, 33.162.529,95 YTL nominal sermayeli, Ihlas Gayrimenkul Yatirim Ortakligi A.S. unvanli sirkette sahip oldugumuz % 30.39 oranindaki toplam 10.077.750,00 YTL nominal tutarli sermaye payimizdan ....
.....

Bu haber 203 defa okunmuştur."

bikmisbroker
24-08-2006, 20:22
19.yüzyılda Almanya'nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlardaki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabi. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.
Mektupta söyle demektedir:
"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyetin de halifesisiniz. Bizi bu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkani sağlayın."
Çöküs faslına girildigi bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaskina dönen Almanlar, çuvalı alip mektubu okurlar: "Fransızlar korkak adamlardır. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kafidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin.
Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kafidir."Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.
Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:
"Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz.
Zulüm sona ermiştir."
Bu olay, Mülhaymlilarin gönüllerinde taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym'a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar. Bu olay Osmanlı'nın sadece bir yeniçeri kıyafetiyle Almanları Fransızların elinden ve talanından nasıl kurtardığını gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadır...

Dun gece ruyamda iHLAS aliyordum..
Kan ter icinde uyandim..
Bir tarafim acikmi kalmisti ne?
Bir zamanlar 28-30 binlerden alip sattigimiz iHLAS, bizi FRANSIZ yaptin be!!

Ramo
24-08-2006, 23:39
Dun gece ruyamda iHLAS aliyordum..
Kan ter icinde uyandim..
Bir tarafim acikmi kalmisti ne?
Bir zamanlar 28-30 binlerden alip sattigimiz iHLAS, bizi FRANSIZ yaptin be!!

Ne zaman bulaştıysam hep zarar ettim.En son aldığımda ustam al dedi.Ganimet bulmuş gibi saldırdım.Öğle ya tüm geçmişin acısını çıkartacak ilk defa kar edecektim.Yine zarar ettim.velhasıl bu kağıt ustama çalım attıysa biz çırakları donsuz gezdirir.Şükür ki rüyama hiç girmedi.Allah korusun karabasanlar görmüş kadar olurdum herhal.Nice iflassız rüyalara sevgili Bıkmış

darius
28-08-2006, 11:01
Tam o sırada bende ihlas satmıştım. 3 ün birini yapıyor diye.

Kaç lottu sakın benim ihlaslar olmasın

Kaptırdık eyimi. *sorry::



*sorry::



Sormak gibi olmasin ama, niye aldin, baska kagitmi yok ?:sarikart:



:cool:



Dun gece ruyamda iHLAS aliyordum..
Kan ter icinde uyandim..
Bir tarafim acikmi kalmisti ne?
Bir zamanlar 28-30 binlerden alip sattigimiz iHLAS, bizi FRANSIZ yaptin be!!



:D



Ne zaman bulaştıysam hep zarar ettim.En son aldığımda ustam al dedi.Ganimet bulmuş gibi saldırdım.Öğle ya tüm geçmişin acısını çıkartacak ilk defa kar edecektim.Yine zarar ettim.velhasıl bu kağıt ustama çalım attıysa biz çırakları donsuz gezdirir.Şükür ki rüyama hiç girmedi.Allah korusun karabasanlar görmüş kadar olurdum herhal.Nice iflassız rüyalara sevgili Bıkmış



*sorry::





:ds:* :ds:*

bikmisbroker
28-08-2006, 17:02
Bir yerde okumustum, forumcu iMZA yerine yazmisti..

"Nice tabanlar Gordum mal almaya elim gitmedi,
Nice tavanlar gordum mal satmaya Gonlum el vermedi"..

Ozetle;Tavan Kitli iken mal satabildinizmi mirim??

darius
29-08-2006, 11:17
Bir yerde okumuştum, forumcu iMZA yerine yazmıştı..

YATIRIM, sonu yanliş giden SPEKÜLASYONDUR
EGER, zamaninda spekülasyondan cikamazsaniz
MECBUREN yatirimci olursunuz..


zamanla İMZA'ya bir cümle daha eklendi,

TEKNiGE iNANMA TEKNiKSiZ KALMA.

Özetle ; Bilmem yanıtlayabildim mi hempam?? :p


;)

bikmisbroker
29-08-2006, 15:19
Özetle ; Bilmem yanıtlayabildim mi hempam??


:carate: :carate: Cevabimi aldim.. Tesekkur ederim.. :kafasız: :kafasız:

darius
31-08-2006, 09:34
Sevgili Babo ,iltifat ve hoşgörü sınırınız her zamanki gibi namütenahi...

Hörmet bendendir...:)

buena vista
02-09-2006, 09:11
Sakarya'nın Geyve ilçesine bağlı Alifuatpaşa Beldesinde geçen hafta sonu yapılan M.Y.D'nin düğününe sivil jandarmalar da davetli gibi gitti. Bir süre sonra sahnede org çalıp şarkı söyleyen yerel sanatçı Şenol Şen, ruhsatsız olduğu belirlenen tabancasını çıkartarak havaya ateş etmeye başladı. Bu arada 17 yaşındaki M.M.'de kuru sıkı olduğu sonradan anlaşılan silahını çıkartarak havaya ateş etti. Hemen harekete geçen sivil jandarmalar, iki düğün magandasını gözaltına aldı ve silahları el koydu. Jandarmada yapılan sorgu sonrasında her iki zanlı, Geyve Cumhuriyet Başsavcılığı'na sevk edildi. Zanlılardan ruhsatsız silahla havaya ateş açan şarkıcı Şenol Şen'e Cumhuriyet Savcılığı tarafından "Topluma karşı işlenen suçlar" kapsamında "Halkta paniğe neden olduğu" gerekçesiyle 12 bin YTL ön ödemeli para cezası kesildi. Silahı kurusıkı olduğu anlaşılan M.M.'ye de bin 3 bin 500 YTL para cezası uygulandı.

serdarkus
02-09-2006, 10:58
.... ruhsatsız olduğu belirlenen tabancasını çıkartarak havaya ateş etmeye başladı. Bu arada 17 yaşındaki M.M.'de kuru sıkı olduğu sonradan anlaşılan silahını çıkartarak havaya ateş etti. Hemen harekete geçen sivil jandarmalar, iki düğün magandasını gözaltına aldı ve silahları el koydu. ......Zanlılardan ruhsatsız silahla havaya ateş açan .....12 bin YTL ön ödemeli para cezası kesildi. Silahı kurusıkı olduğu anlaşılan M.M.'ye de bin 3 bin 500 YTL para cezası uygulandı.

Gıssadan hisse..
“Abi yaa.. ben aldım, sattım.. acayip para gaptım!.”
derken,

-Sadece ruhsat varsa mı gonuşacaksın
-Ruhsat yok ama içimdeki “ben amma acaibim” dürtüsünü bir türlü dizginleyemiyorsak, yakalanınca az daha fazla yırtmak için tercihan guru sıkı mı sallayacaksın
-Ruhsat varsa da yoksa da sallayacağın ortamı sallamayacak mısın

Ne mi alaka.. bence var çok alaka. Orası düğün ortamı da bizim finansal alem aşşağışeherin gurban bayramı öncesi celepler meydanı mı. Yazarım şimdi ikisindeki tüm evreleri, goyarım üstüste.. bak nereleri nasıl örtüşür, şaşarsın. Ancaak, her ikisinde de bulunduğun konum önemli, her biri de herbir kişi için çok önemli.. konumunu yanlış seçme, yeter.

Şimdi burada ,
gerçek sallayan havaya doğru guru sıkı sallayandan daha mı şavaldır sorusu hemen akla geliyor ki, işte tam burada da zaten girmiş devreye hukuk!. Madem ki buralar da memleketin sanal da olsa öz be öz neshebi azıcık mikrosoft menşeli evladı, o zaman o kuralları buralarda da uygulamalı.

Bu memlekette şu hukuk ne gadar garışık bir şey..iyisi yaptıracan ortaya bi garışık, orasından burasından seç, beğen, mıncıkla dur. İşine gelirse goçum, yersen!.

Azıcık gıssadan hisse gapayım dedim, sonrasında yine gendimi gaptırdım. :cool:

bikmisbroker
03-09-2006, 00:28
Yer Malatya Adliyesi. Konu, birkaç kafadarın, bir şekilde ele geçirdikleri esrarı pazarlamak isterken buldukları ilk müşterinin narkotik polisi olmasıyla enselenmeleri ve hakim karşısına çıkmaları. Davanın ilk duruşması görülmekte.

Hakim soruyor “Oğlum nerden aldınız bu esrarı, kime aittir bu zıkkım?” Sanıklar, hakimin azarlayıcı tavrından da etkilenerek iyice korkmaktalar. O diyor ki “benim haberim yok!”, öbürü diyor ki “Ben masumum!”

İyiden iyiyye sinirlenen hakim, “Fesüphanallah!” çekip tekrar soruyor “Ulan oğlum bu zehir gökten mi geldi?”.Salonda hala bir ses yok...

İçlerinden yaşça en büyük olanı, bir yandan hakime bir yandan da arkadaşlarının ürkekliğine kızarak;
“Yavv hakim beg! Ne gader uzaddıyınız bu işi yav. Benim hepiside benim. Nolacağ sanki.
Biz bu gafaynan mı gireceğiz Avrupa Birliğine yavvv!”

Biz hangi gafaynan iHLAS alicaz Agbi be yaw??
:kirmizikart: :kirmizikart:

serdarkus
05-09-2006, 10:04
"Borsa'da enflasyon dopingi
İMKB Bileşik Endeksi birinci seansta, dünkü ikinci seans kapanışına göre 48,76 puan artarak 38.187,83 puandan açıldı. İstanbul serbest piyasada dolar 1,4500 , avro 1,8600 YTL'den güne başladı.
05 Eylül 2006 09:44

Hisse senetleri bu seviyede ortalama yüzde 0,13 değer kazandı. Borsa'daki yükselişte dün açıklanan enflasyon rakamlarının düşük çıkması etkili oldu.

İstanbul serbest piyasada dolar 1,4500 , avro 1,8600 YTL'den güne başladı. Kapalıçarşı'da 1,4450 YTL'den alınan dolar, 1,4500 YTL'den satılıyor. 1,8550 YTL'den alınan avronun satış fiyatı ise 1,8600 YTL olarak belirlendi.

Serbest piyasada dünkü kapanışta doların satış fiyatı 1,4490 YTL, avronun satış fiyatı ise 1,8630 YTL olmuştu.

AA "


saçmalamayın.. siz daha mı iyi bileceksiniz.. goca AAber yalan mı söyleyecek..

Böyle olur böyle günün dopingi goçum... yersen..
Yarasın derim!.

bikmisbroker
05-09-2006, 17:44
"Borsa'da enflasyon dopingi
İMKB Bileşik Endeksi birinci seansta, dünkü ikinci seans kapanışına göre 48,76 puan artarak 38.187,83 puandan açıldı. İstanbul serbest piyasada dolar 1,4500 , avro 1,8600 YTL'den güne başladı.
05 Eylül 2006 09:44

Hisse senetleri bu seviyede ortalama yüzde 0,13 değer kazandı. Borsa'daki yükselişte dün açıklanan enflasyon rakamlarının düşük çıkması etkili oldu.
FIKRA BU YA;

Maymun kurmus çilingir sofrasini ormanin ortasina, külhanbeylik yapiyormus. O sirada zürafa ordan geçiyormus, sormus:
- "Vay maymun Kardes, nasilsin?"
- "Iyiyim be anam, içiyorum içiyorum aslani dövüyorum."
Zürafa tirsmis ve uzaklasmis.

Derken Zebra gecmis, o da sormus:
- "Selam maymun abi, ne var ne yok?"
- "N'olsun be gülüm hep ayni; içiyorum içiyorum aslani marizliyorum.
" Zebra da uzaklasmis ordan.

Bu kez köstebek, geçerken sormus:
-"Maymun ya naber?"
-"Iyilik koçum içyorum içyorum Allah ne verdiyse girisiyorum aslana!
Köstebek de sivismis..

Ancak böyle böyle derken, olanlar aslanin kulagina gitmis ve aslan o tarafa dogru yola koyulmus.
Çikmis maymunun karsisina:
- "Eee anlat bakalim maymun efendi, ne var ne yok?"
Maymun hemen kendine çeki düzen vererek yanitlamis:
- "N'olsun be abi, içiyorum içiyorum abuk subuk konusuyorum!.."

serdarkus
06-09-2006, 09:08
Günün mana ve önemi.. bugün Sabah gazetesi tek kelimeyle manşette vermiş.. kısa, öz, yalın..

"Geçirdiler"

R.W
14-09-2006, 13:08
--Dinler arası gerginlik yaratma;
--dini kisve altında gerçekleştirilen her türlü terörist faaliyetleri destekleme;
--dini bir lidere ''densiz'' deme gafletinde bulunarak insanların bilinçaltını zehirleme
amacına yönelik olarak ana sayfa manşetten verilen bugünkü ''DENSİZ PAPA'' başlıklı haber yüzünden SABAH gazetesini kınar
ve zaten uzun yıllardır sadece göz attığımız Türk basınında provakatif haber vermekten başka bir işlevi olmadığını bir kez daha gözler önüne seren bu gazete'yi gözümüzün önünde dahi bulundurmama kararımızı paylaşmak isteriz efendim.... :mad:

buena vista
14-09-2006, 21:41
ANKA

Emniyet Genel Müdürlüğü'nde Basın Şube Müdürlüğü, hergün 2 gazete almak için 2 personel ve 1 araba tahsis ediyor. Bu durumun, polise maliyeti yıllık 7 bin 560 YTL.


Söz konusu olay Emniyet Genel Müdürlüğü Basın Şube Müdürlüğü'nün Dikmen'den Kızılay'a taşınmasıyla başladı. Oda savaşları sonucunda Kızılay'a giden Basın Şubesi'yle beraber günlük gazete dağıtımı ana binadan Kızılay'a taşınmış oldu. Yer tahsisi, düzenleme ve dekorasyon için devasa bir bütçe harcanırken, ardından günlük dağıtılan gazetelere ilişkin masraf da ortaya çıktı.

Günlük gazetelerin sayılı ve imza karşılığı dağıtan şube Kızılay'a taşınınca Dikmen'de bulunan genel müdür yardımcılıkları ve daire başkanlıkları da gazete alım işi için araba ve personel tahsis etmek zorunda kaldı. Durumu “Aziz Nesin'lik” olarak değerlendiren emniyet yetkilileri, "20 kuruşluk iki gazete için 60 kuruşluk benzin" harcandığına dikkat çekerken, gazete almak için harcanan aylık giderin de 630 YTL, yıllık ise 7 bin 560 YTL olduğunu vurguladılar.

Gazetelerin ancak Basın Şubesi Bütçesi'nden alındığını ve yetkili personele imza karşılığında teslim edildiğini de kaydeden yetkililer, "Kızılay Bakanlıklarda bulanan binamızda 3 daire, 1 genel müdür yardımcısı ve genel müdür bulunuyor. Ama Dikmen Yerleşkesi'nde 29 daire, 4 genel müdür yardımcısı, polisevi var. Malesef sırf inat yüzünden bir sürü gereksiz para harcanarak masrafa sokulan emniyet bir de gazete dağıtımı için benzin ve insan gücü kaybediyor" dediler.

Emniyet Genel Müdürlüğü binasının girişine asılan duyuruya itiraz eden yetkililer bu benzin masrafına, her hafta yapılan rutin basın bilgilendirme toplantıları ve resepsiyon, konferans ve benzeri toplantıları takip zorunluluğu bulunan Basın Şubesi personelinin Kızılay'dan Dikmen'e geliş masraflarıyla iki katına çıktığına da dikkat çektiler.

serdarkus
15-09-2006, 09:27
Görmemiş kanalın ilk defa gösterime girecek filmi olmuş..

Alttan –reklam bulamamış ya- sürekli kendi salak programlarının band geçişini yapmış.

Ekranın..
Bir köşesinde zaten kanal logosu varmış,
Diğer köşeye “TV’de ilk defa” yazmış,
Üçüncü köşeye filmin beş kelimelik adını yaymış,

Dördüncü köşe ise boş kalmış,
–eğer olsaymış- anasınının gızlık ismini yazacakmış!.

serdarkus
19-09-2006, 15:48
"Özal haklı çıktı! Bir koyup üç alıyoruz
TMSF, şimdi de Irak Merkez Bankası ile masaya oturdu...
19.09.2006 06:35

Sabah Gazetesi yazarı Meliha Okur'un yazısı....
TMSF Başkanı Ahmet ErtürkRahmetli Turgut Özal, ilk Körfez Savaşı'nda ' Türkiye, ABD ile birlikte bu işe girmeli!' diye çırpındı. Kamuoyunun karşısına çıkıp 1 koyup 3 alacağız diye bastırdı.

Üstelik söylemi de çok eleştirildi.

Kime niyet, kime kısmet!
Sonuçta Rahmetli Turgut Özal'ın dediği oldu.
Türkiye, .....
................
Haydi hayırlısı... "

Bu topiğin başlarında, lafı dallandırıp da budaklandırıp bir türlü sonunu bağlamadığım..
1 ve 3 ler..
rakamlar ve borsa..
bu rakamların sırrı..
borsaya kim ne için girer, girer de ne bekler..
sonuç..

Neymiş!.
borsada tek bir beklenti ama olası üç sonuç varmış.
...

serdarkus
19-09-2006, 15:58
Bu topiğin başlarında, lafı dallandırıp da budaklandırıp bir türlü sonunu bağlamadığım..
1 ve 3 ler..
rakamlar ve borsa..
bu rakamların sırrı..
borsaya kim ne için girer, girer de ne bekler..
sonuç..

Neymiş!.
borsada olası üç sonuç varmış.
...


Beklenti gayet net.. ille de bir goyup üç almak!.

Ancak olası üç sonuç ise..

1) Bir goyup üç almak..
2) Üçün birini anca almak..
3) Üçün birini bile alamamak!

serdarkus
20-09-2006, 10:05
"Dördüncü eşim olur musunuz?
Kucakta dere geçme hadisesi bir üniversite öğretim üyesine taze anısını çağrıştırdı: Öğrencim, yapılan teklif konusunda fikrimi sordu ama ikna olmamış gibiydi...
20 Eylül 2006 09:44

"Nereye gidiyoruz? İşte Sodom ve Gomore'nin ayak sesleri mi bunlar?" diyen öğretim üyesi Doç.dr. Osman Özsoy, kucakta dere geçirme hadisesi üzerine hatırladığı bir anısını haber7.com için kaleme aldı.

İşte Osman Özsoy'un duyunca şok olduğu evlilik teklifi ve bu konudaki yorumları:

Şok teklif: Dördüncü eşim olur musun?

Son günlerde gündemde öne çıkan konuyu biliyorsunuz. Centilmen bir beyimiz, acilen karşı kıyıya geçmesi gereken (!) bir vatan evladını dereden geçerken ayakları ıslanmasın diye kucağına almak zorunda kalmış. Olayın gerisini biliyorsunuz.

Bu haberler bana, geçtiğimiz yıl şahit olduğum bir hadiseyi hatırlattı.
Üniversitede gençler ya koridorlarda yoluma çıkar bir şeyler sorar, ya da sürekli kapısı açık olan odama gruplar halinde gelerek sadece derslerle ilgili değil, günlük hayatta karşılaştıkları kimi zorlukları nasıl aşmaları gerektiği konusunda da sorular yöneltirler. Bizler de elimizden geldiğince kendilerine yol göstermeye çalışırız.

2 yıl önceydi. Ders arasında üniversitede odamdaki oturmuş gençlerle konuşurken, kapıda dikilen bir bayan öğrenci, bir şey sormak istediği halde kalabalık arasında soramazmış gibi bir beden dili yansıttı önce. Arkadaşları bunun üzerine müsaade ettiler kendisine.

Hocam size bir şey soracağım ama kızmayacaksınız. Henüz ailemin de haberi yok dedi. Ardından anlatmaya başladı.

Aslında biraz ipucu versem belki de sizin bile kim olduğunu çıkarabileceğiniz oldukça zengin bir adam, dördüncü eşim olur musun diye bana teklifte bulundu dedi.

“Evet, mesele nedir” dedim. “Söyledim ya hocam…” dedi.

Hayret ifade eden bir tavır göstermememe oldukça şaşırmışa benziyordu.
Anlamadığımı düşünerek yukarıda söylediğini bir kez daha tekrar etti.

Ben bu kez yeniden, “Evet yani, mesele ne” dedim.

“Hocam gerçekten anlamıyor musunuz …” dedi.

Bak kızım, dedim. Elbette anladım. Ben adamın teklifinden çok, senin cevabınla ilgiliyim. Şimdi söylemem gerekeni birazdan söyleyeceğim. Ama önce sana bir iki şey anlatayım.

Anlaşılan adam şu anda üç evli… “Evet” dedi. Sen sanıyor musun ki, o adama ikinci ya da üçüncü eş olmayı kabul eden bayanlar akılsız ve saf oldukları için adamın teklifini kabul ettiler. Hayır, bunlar akılsız kadınlar değillerdi. Fakat bir şeye karar vermek zorundaydılar.

Çaresizlik… Seçeneksizlik…

Bu bayanlardan her biri kim bilir, nasıl bir aile ortamında, ne tür bir yoksullukta, nasıl bir baskı altında, nasıl bir sosyal çevrede yaşıyorlardı ki, evli bir adama ikinci ya da üçüncü eş olmak, içinde bulundukları şartlara göre onlara daha cazip geldi. Hayır, onlar akılsız değillerdi. Aksine, kendilerine sunulan bir teklifle, içinde bulundukları ve canlarına tak dedirttiği anlaşılan şartlar karşısında bir tercihte bulunmak zorundaydılar. Onlar ikinci, ya da üçüncü eş olma teklifini içinde bulundukları duruma göre daha katlanabilir buldular ve bunu kabul ettiler.

Gelelim sana, dedim.
Karşılaştığın böylesine anormal bir teklif karşısında nasıl davranman gerektiği konusunda senin bile kafan karışmış ki, düşünme, sağa sola danışma ihtiyacı hissetmişsin. Bana da bu konuda fikrimi soruyorsun dedim. Teklifi bir çırpıda hemen reddetmediğine göre, üzerinde düşünmeye değer bulduğun da anlaşılıyor dedim.

Evet, hocam, inan ki kafam karıştı. Ne karar vereceğimi bilemiyorum dedi.

Ayaklarının üzerinde durmaya bak…

Ardından şunları söyledim.
İçinde yaşadığın şartları, böyle bir teklifin senin için neden üzerinde düşünülmeye değer olduğunu bilmiyorum. Kızlar özellikle bu konularda kafalarının dikine gitme eğiliminde olurlar. Bir kilitlenme yaşarlar.

Duyguları akıllarını bastırmaya başlar. Senin de ne tür bir karar vereceğini elbette bilmiyorum. ....

.....
Yerinden kalkarken, adama vereceği cevap konusunda kafası hala karışıktı.
................
Doç.dr. Osman Özsoy "

Sağlam durmak lazım..
kararlı olmak lazım
kafayı fazla karıştırmamak lazım..
Yoksa, 10 milyona adam kesilen bu memlekette, bu kadar paranın döndüğü bir alemde..

Sonradan şaşmamak lazım derim,
kafayı karıştırtan çok olur!.

bikmisbroker
29-09-2006, 13:20
Uzerinde,
"Teknige inanma, Tekniksiz Kalma - Bikmisbroker"
Yazan bir CORABIM bile yok!!

Kendimi nasil bos ve amacsiz hissediyorum, anlatamam!!!

Bilmem anlatabildimmi?

bikmisbroker
29-09-2006, 19:19
Bir de bu cikti simdi??
AZGIN TEKE sendromu.

Allahim, yarabbim sen bizi koru bu Sendromdan..
"Borsaci sendromunu" bilirdik amma bu başka bir SENDROM..

Hele, hele "iHLAS sendromu" Maazallah..

serdarkus
08-10-2006, 12:46
:wink2:
İşte geldim iki büküm
üstümdedir davul yüküm
a benim ağalarım
selamun aleykum

Besmeleyle çıktım yola
selam verdim sağa sola
a benim ağalarım
seansınız mubarek ola.

serdarkus
08-10-2006, 13:50
:;hayir
Akşamdan tekniğe giriştim
gene portöyü şişirdim
ben çok kağıt bilecektim ama
defteri yolda düşürdüm

Eski trend destek ister
söylemeye yürek ister
benim karnım tok ama
arkadaşım tüyo ister

Yamuk ağa hep uyursun
uykularda ne bulursun
kalk abdest al, yap analiz
sabah çift tavan bulursun

serdarkus
08-10-2006, 14:01
(..):
Spek misin üstadmısın
sabah akşam şakarmısın
tahtada davul çalarım ama
acaba sen oynar mısın

Kağıdımın altı kaygan,
kalmadı bende derman,
virin ağalar bahşişim,
alayım üçbeş mintan

Bebe kuşlar, gocaman şıhlar
seans başında uyuklar
davulumun sesini duyunca
tahtanın gurdunu ayıklar.

serdarkus
08-10-2006, 14:24
;)
Seans sıcak terlerim,
ben hep kağıt çizerim,
davet verdim bu seans
sizleri de beklerim.

Aldanma sağa sola,
gel gidelim doğru yola,
güzel sistemi olanın,
âkıbeti hayrola.

Klavyemin içi pekmez,
yazarım ama çizmez.
bir teşekkür vermezseniz,
Serdarkus burdan gitmez.

Emin
08-10-2006, 14:37
Fidanlık susuz, Sistemsiz kalsa da
Tam dokuz aydır yokmuşsun borsa da
Tokmağı bir deriye, bir kasnağa
Vurdunuz, dönüşünüz kutlu ola

bikmisbroker
08-10-2006, 20:16
Aşksiz Abdal olunmaz,
Serdarkuşsuz Fidanlik olmaz,
Karanfil fideligimi sandin,
şiirsiz muhabbet olmaz..

Master
08-10-2006, 22:02
svg serdarkus Moda'daki toplantıdan çok zaman geçti...İlk fiziksel karşılaşma mekanı idi orası...Baştan sona tekrar okuyunca, haftalık,aylık, güncel gelişmeleri, sunumunda ki ahengi,dengeyi vede seni görüyorum....

serdarkus
10-10-2006, 11:04
“Kurban Bayramı arifesi.. Deli Gaffar’ın komşusu, kurbanlık olarak bir keçi almış ve bahçeye bağlamış.

Hayvan sürekli meliyormuş. Gaffar çok rahatsız.. ‘’Su be hayvan..”, “Ula sus..” vs. gibi feryatlarla hayvana bağırıyormuş.. Nafile!..

Bayram günü olmuş. Sabahın erken saatlerinde keçinin sesi kesilmiş. Gaffar, yan bahçeye seyirtmiş.. Bakmış ki, keçi kesilmiş, gövdesi bir yanda, kafası bir yanda.. Kafanın yanına yaklaşmış, eğilmiş ve tüm gecenin ‘hayfini’ o sözlerle almış.. 'Haydi şimdi bağır keçi!'nin Malatyacasını söylemiş:
Di Mele Gıdik!..”"
http://www2.malatyahaber.com/haberler/haber.asp?a=7725&z=1



Uçacak, coşacak, gaçacak, goşacak.. he walla, falına baktım üç vakte gadar.. meee!..

Di Mele Gıdik!..

Ramo
11-10-2006, 01:00
Ağaçlı köyü su basmaz sevgili dostum.Bu bahçenin fidanları uzun süreçli bir birlikteliğin sonucu.Hayatın yaşamın düşen yada inen piyasalara endekslenmediği, hep zirve yapan trendi en yüksek sevginin dostluğun ürünü.

Bu nedenle ki çokları değil,boş sözcükleri yada dayanaksız anlamları değil az ve özleri barındırsın.Buranın ağaçları,koca çınarları kıskandıracak kadar gür ve yalın içi dolu dolu.Ne çürümüş nede içi boşalmış.Hayatın tüm karanlık derinliklerine anlam verebilen bir ulu çınar.

Bir çok üyemiz oldu.Bazen bende düşünürüm.Bu insanlar neden iki kelam da olsa bir selam sözcüğünü yazmaktan acizlik duyarlar diye.
Bulabildim mi? bilmiyorum.Bildiğim bir şey varki genel bir çoğunluk,özellikle para piyasalarını konu alan forumlara uçacak,kaçacak türü haber yada tüyo içerikli yazılara daha meyilli.Bu bahçenin çınarları milleti uyuşturan aç gözlü,art niyetli yaklaşımlara ve anlayışa izin vermez.Milleti bir dönem bankerlere,bir dönem yurt dışı hesaplara itip elindeki parasını alan anlayış hala hakim bir güç.
Elindeki biri beş yapma peşinde koşan,kuzu bile değilken kendini kurt sanıp meydanlara çıkan bir zihniyette çoğunluk.Bırakalım bahçemiz elit kalsın.Çoğu değil doğru ve öz olanı barındırsın.Hayatın her deminden zevkler sunsun.Yüreği aç gönüllere.Birilerine benzemeye çalışmayalım çoğalarak.
Mutlaka bu çınarlara su vermenin bir maliyeti vardır.Bunu şimdilik kim karşılıyor,doğrusu bilmiyorum.Ancak bizimde katkımız olması gerekiyorsa garip gönlümüzde,cebimizde yanlarındadır bilsin o özverili dostlarımız.

serdarkus
16-10-2006, 11:24
"Playboy güzelleri, borsacılara taş çıkarttı
Playboy'un kapak kızlarının seçtiği hisseler usta borsacılardan daha fazla kazandırdı.

16.10.2006 11:13
On kapak kızı, oluşturduğu sanal portföylerle çift haneli getirilere ulaştı. Wall Street'te S&P 500 Endeksi vüzde 9.4 artarken, güzellerin seçimleri vüzde 40'ı aştı.

GEÇTİĞİMİZ günlerde 80'inci yaşgününü kutlayan Hugh Heffner'in kurduğu ünlü erkek dergisi Playboy, bu kez yayınladığı fotomodel fotoğraflarıyla değil, yatirım tercihleriyle gündeme geldi. Playboy 'un kapak kızlarının 2006 yılı başında oluşturduğu sanal portföyleri, Wall Street'te işlem yapan analistlerin performansını katladı. Playboy ile hisse senedi verileri yayınlayan Trading-Markets.com sitesinin ortaklaşa geliştirdiği sanal portföylerde, yılbaşından ilk 13 Ekim'e kadar olan dönemde portföy getirileri yüzde 40'ı geçti.

On kapak kızının katıldığı yarışmada, şimdiye kadar en yüksek performansı 2005 Nisan ayında dergiye kapak olan Courtney Culkin gösterdi. WaU Street'te S&P 500 Endeksi yüzde 9.4'lük arüş sağlarken, Culkin'in 5 hisse senedinden oluşturduğu portföyün getirişi yüzde 41.8 olarak gerçekleşti. 23 yaşındaki Culkin'in portföyünde iPod ve Macintosh bilgisayarların üreticisi Apple, giyim markası Bebe, arama motoru Google, Nike ve aynı adlı modacıya ait ayakkabı-aksesuvar firması Steven Madden'in hisse senetleri yer aldı.

PORTFÖY NASIL ŞEKİLLENDİ?
Culkin, bu hisse senetlerini seçmesinde nelerin etkili olduğunu ise şöyle özetledi: Bebe, favori giyim markalarım arasında yer alıyor. Bir iPod'um var ve her dönem Apple'in yeni ve etkileyici ürün çıkarması bu hisseyi seçmemde belirleyi-
ci oldu. En sevdiğim spor giyim ürünleri ve spor ayakkabılarını Nike ürettiği için bu şirketi seçtim. Steve Madden ise en beğendiğim ayakkabı markası niteliğinde. Google'u ise internetin lideri olduğu için tercih ettim

Sanal portföy yarışmasında Playboy okurlarının internet üzerinden oylarıyla birinci seçtiği Amy Sue Cooper ikinci sırada yer alıyor. Cooper'in seçtiği şirketler arasında biyoteknoloji devi Amgen, ilaç şirketi Indrevus, yazılım devi Microsoft, sondaj şirketi Dril Quip ve enerji şirketi Pacific Ethanol bulunuyor.

Bu arada 50 bin dolar sanal portföy yarışmasının galibi ödülünü, AİDS, parkinson ve otizmle mücadele eden vakıflara bırakacak.

VATAN"

Cahillik işte.. İhlas içermeyen portföy, yatırımdan sayılmaz ki!.

kasved
16-10-2006, 21:36
Maalesef yazarını bilmediğim bana gelen hikayeyi dostlarla paylaşmak istedim..


Ardıç Kuşu

Ankara' da işim uzamıştı.. İstanbul' a dönüş için aldığım biletimi değiştirmem gerekiyordu. Öğle arasında Sıhhiye' deki otobüs yazıhanesine gidip biletimi erteletmek için acele ediyordum. Kalabalıkta koşarak yazıhaneye ulaşmaya çabalarken çarpıştık o yaşlı adamla. Sendeledi; elindeki büyük sepette bulunan tahta kaşık, maşalar yola saçıldı. Sanırım o da belediye zabıtasından kaçıyordu. Kısa süren şaşkınlıktan sonra adamın kalkmasına, yola saçılanları toplamaya yardımcı oldum. Heyecanlanmış, rengi solmuş, nefes nefese kalmıştı. Sakinleşmesi için koluna girip yol kenarındaki banka oturmasını sağladım. Savrulan kaşık ve maşaları toplayıp ben de yanına oturdum. Sepetten dağılanları yerine dizip bir yandan da " bırakmıyor şu belediye zabıtaları üç kuruş para kazanalım. Eve katkımız olsun " diyerek söyleniyordu. Tahta kaşıkları dizmesine yardım etmeye çabalarken " Dur hele, şimşir ve ardıç olanları diğerlerine karıştırma " diyerek engel oldu.

— Hepsi tahta kaşık işte, ne fark eder?

— Olur mu beyim? Şimşir ve ardıç ile ıhlamur, gürgen bir olur mu?

— Bilmem. Görsem ağaçlarını bile tanımam herhalde. Ne fark var aralarında?

Eline aldığı kaşıklardan birinin sırtını parmaklarıyla okşayarak bana doğru uzattı:

— Ardıç, şimşir sert ağaçtır. Kolay bırakmaz kendini, işleyesin. Zordur ardıçtan kaşık çıkarmak.. Ama evlâdiyeliktir. Senelerce kullanırsın. Ihlamur gürgen ise yumuşaktır. Kolay işlersin ama çabuk yumuşar, dayanmaz.

Daha sonra Sivas' ın Hafik ilçesinde çiftçilik yaptığını, sağlık sorunları nedeniyle kızının yanına Ankara' ya yerleştiğini, evin geçimine katkısı olsun diye kaşık ve maşa yapıp işportada sattığını anlattı. Özellikle ardıç ağacının zor bulunduğundan yakındı. Elindeki maşayı eliyle okşayarak " Ardıç kuşu ağacını terk etti. Bir araya gelmeleri çok zor, artık " dedi. Anlamamış gözlerle bakmış olacağım ki açıklama yapma ihtiyacı duydu:

— Beyim, ardıç kuşunu bilmez çoğumuz. Bilenler de unuttu, gitti. Ardıç ağacı yabanidir. Öyle tohumundan üretemezsin, çeliklemeyle de olmaz. Ağacın üremesi meyvelerinin ardıç kuşu tarafından yenilip pisliği ile atılmasına bağlı. Ağacın tohumu ancak o zaman filizlenebilir hale gelir.

- Yani bu kuş olmazsa ardıç ağacı üreyemiyor, öyle mi?

— Evet, aynen öyle. Bunlar biri birine mahkûm sevdalılardı.

- Peki, sonra ne oldu, kuşlar mı azaldı?

— Kuşlar azalmadı, hatta çoğaldılar bile. Ama şehirler büyüdükçe çöplükleri de büyüdü. Kuşlar ardıcın meyvelerini yemektense çöplükten beslenmenin daha kolay olduğunu keşfettiler. Ardıç kuşu ağacını unuttu. Şimdi kentlerin kasabaların çöplüklerinde yaşıyorlar. Ardıç ağaçları ise kayboluyor gözümüzün önünden.

Elindeki kaşığı, diğerlerinin arasına yerleştirdi. Sepetine tekrar göz atıp çıkardığı maşayı bana doğru uzattı:

- Bak bu ardıç. Çürümez, nemlenmez. Eskiden ölüleri gömdükten sonra mezarlara konulurdu. Çürümediği için mezar çökmezdi. Son yolculukta arkadaştı, insanlara. Şimdi kıymete bindi. Mezarlarda yumuşak ağaçları kullanıyorlar.

- Olsun, aynı işi gördükten sonra varsın dayanıksız olsun.

- Şehirliler de hep senin gibi konuşuyor beyim. Herkes ardıç kuşu gibi zahmet çekmektense çöplükten kolay geçinmenin, kolay yaşamanın yolunu arıyor. Ardına bakmıyor. Çocuklarım bile kasabada yanımda kalmaktansa ardıç kuşu gibi şehirde daha kolay yaşandığını görüp uçup gittiler. Sorsan hallerinden çok memnunlar. Ama geride bıraktıklarını bilmiyor, görmüyorlar.

- Sonunda sen de gelmişsin işte şehre! Buradan medet umuyorsun.

- Ama ben ardımda kalanların farkındayım. Şehirde emeğin hiç değeri yok. Her şey bol, kolay ve ucuz. Biraz paran olsun emek vermeden yaşayıp, geçip gitmek mümkün bu şehirde.

- Ne var bunda, şehirler hep böyle?

Sustu bir süre. Kafasını sağa sola sallayıp kendi kendine söylendi:

- Sevgi yok beyim. Şehirde sevgi yok! İnsan emeğini sever. Ben bu kaşıkları tek tek elimde yapıyorum. Beğeninceye kadar uğraşıyorum. Kızımın evine katkım olsun diye satıyorum ve bu beni mutlu ediyor. Elimin emeğinin beğenilip bir yerlerde kullanıldığını bilmek hoşuma gidiyor. Şehir insanı ise emek vermediği için sevmesini de bilmiyor. Ardıç kuşu gibi yaşıyor, semiriyor, ürüyor ama geride kalan ardıç ağacının çektiği acıyı bilmiyor, görmüyor.. Görse bile anlamıyor.

Bir süre daha konuşmadan oturduk o bankta. Ardıç ağacından yapılmış bir çift kaşık satın almak istedim. Sepetine göz atıp seçtiği kaşıkları gazete kâğıdına sarıp uzattı. Söylediği fiyattan fazla para vermek istedim; ederinden fazlasını almadı. Sepetin ipini omzuna atıp, kucakladı. Helâlleştik. Sıhhiyeye doğru ağır adımlarla yürüyerek şehrin kalabalığında gözden kayboldu.

??
__._,_.___


Fidanlık sahibine not; Zeytin hasadına bayramdan sonra başlayacağımızdan yaklaşık 1-1.5 ay bahçeyi ziyaret etme şansımız maalesef olmayacak.*sorry::
Bu vesile şahsınızda tüm fidanlık dostlarının şeker bayramını sevgi ve saygılarımla kutlarım.:) Teklifimizin baki olduğunu dosta hatırlatır zamanlamanın çakışması ona kalmıştır.:friends:-

serdarkus
17-10-2006, 11:31
"Kanada'da 'tecavüz hapına' karşı önlem

Kanada'nın Ontario eyaletinde, tecavüz hapına karşı mücadele amacıyla….
…..
Renksiz ve kokusuz olan ve kurbanların haberi olmadan içkilerine atılan tecavüz hapının, bilinç ve hafıza kaybına neden olduğu ve birçok tecavüz olayında kullanıldığı belirtildi.
Yeni yasa sayesinde, kadınlar artık içkilerini tuvalete giderken de yanlarında götürebilecek. Eyalette tuvaletlere içki götürülmesi halen yasak.
De Zara, bu şekilde tecavüze uğrayan kadınların sayısını belirlemenin zor olduğunu, çünkü bu kadınların çoğunun şikayet başvurusunda bulunmadığını ya da olan biteni hatırlamadığını belirtti. Bu yasa değişikliğinin perşembe günü yerel parlamentoya sunulacağı ve gelecek aylarda yürürlüğe girmesinin beklendiği bildirildi.
17.10.2006 11:05"



Boş bakışlar,
Süzgün suratlar,
Tepkisiz yatırımcılar,
Karşılıksız aşklar,
Anlamsız talimatlar..

Sebebi şimdi anlaşıldı,
Biz de önlem isteruz!.

bikmisbroker
17-10-2006, 14:27
"Kanada'da 'tecavüz hapına' karşı önlem

Kanada'nın Ontario eyaletinde, tecavüz hapına karşı mücadele amacıyla….
…..


Boş bakışlar,
Süzgün suratlar,
Tepkisiz yatırımcılar,
Karşılıksız aşklar,
Anlamsız talimatlar..

Sebebi şimdi anlaşıldı,
Biz de önlem isteruz!.


Kuruldugu yildan beri,
Ekonomiye katkida bulunsun dendi.
iMKB koydular adina,
Doyum olmazdi tadina..

Kesfedince patronlar,
Oyuverdiler yatirimciyi,
Yetkililerde uyuyunca,
Doyum olmazdi tadina...

Ici bosaltilan sirketler,
Cepleri bosaltilan yatirimcilar.
Halen ben umitliyim,
Doyum olmazdi tadina!!

Tecavuz hapi yasaklansa da,
Devran donecek.
İhlas'ı samanlıkta sattılarsa da
(birzamanlar)Doyum olmazdi tadina..

serdarkus
19-10-2006, 10:06
:wink2:

-Balyozun yok dediler, gız vermediler..

-Balyoz balyoz olalı, böylesi zulüm görmedi..

-Edepsiz balyoz, edepsiz yerini gösterdi.. az sonra!.

-Balyoz, laila çıkışında gız arkadaşıyla yakalandı.. az sonra!.

-Balyozu suçlayanlar.. camın hiç mi suçu yok!.

-Balyozun gizli porno görüntüleri internette yayınlandı.. linki burada.. bakmayın haa!.

-Balyoz vardır Dünya karartır, Balyoz vardır hayat kurtarır..

-Balyoz, “sakin mutlu bir yaşantım vardı, hayatım kararttılar” dedi.. azz sonra!.

-Borsa bugün balyozu satın aldı.

-Balyozun boyu ne kadardı.. ilk biz ölçtük!.

-Balyoz paparazzilere yakalandı.. az sonra..

-“Balyozu elime ilk aldığımda ne hissettim!.” koruma amiri sadece bize konuştu.. az sonra..

-Şeksi manken, ” ben balyozun incir ağacından olanını severim..”

-Balyoz gapı gibi bekaret belgesini gösterdi!.

-Balyoz da IHLAS mağduru çıktı!.


Ne balyozdu ama!..

serdarkus
21-10-2006, 16:40
bizim topikten sert çocuk sugarpan .. tahlarda diş bırakmayan dentist.. güzel hayat buena vista .. Buddha .. dost TheSecret .. açık ve berrak.. özleten kasved.. kayıp ŞEN.. canlı kanlı ama Emekli .. diwer .. oh what a pity HANNIBAL.. kağıt doktoru R.W.. haber kaynağı darius.. sıcak üfler klimalı Trusty.. coser .. tenceresini cadı kazanına çeviren Ramo.. aşşağı topikten bayramın henüz icat edilmediği dönemden yazan Emin..haber kaynağı darius.. bahçenin ıspanak ağacı neron.. zumbul.. dohol .. erlende pipetle kağıt avlayan chem73 ..komşu kızları şebnem .. filiz.. kırmızı gül merve .. of aman ayfer .. bilge..kızların annesi kafkaslardan hasbahçenini devedikeni AnnE .. tü tü tü nazar değmesin BB_BB.. djissst.. account .. acheron.. destek ..aktie .. kanadadan çıkıp yola, bir türlü bizim ellere varamayan bikmisbroker.. cocherel .. azadi .. fadıl_takipte ..cumali .. baron05..december.. Balıkçı .. kys22.. ase.. cagdast.. sana da ByBy.. edvin .. lutfiese.. lodos ..asdd ..else.. yazıyı dolayıp okuyanın beline asan sevgili alihoca.. alpek952 .. halo.. Arka'daş .. hadramut.. Beyaz Dü .. carnesir..hank .. azdiken ..hazan.. tekniğe saz çaldıran Ceenk .. brkdemir.. donjuan .. At1953.. carlito8.. fiesta.. nefesi çabuk kesilen DostCan .. Black .. donvito.. ergula..bluecan.. borsa askeri gomutan ergergun.. bourbon ..cavalry.. diwer .. emirler ..Gamzette.. erdal.. hakkıyla hakkinen .. hulya26.. HLYZ .. cihan .. ewp .. joker ..Kaditatr.. kalyonlu ..görmesek de bilmesek de fiora.. freeSKY .. metin.. hahigo.. intel.. mgudul.. yaşar .. nylonn .. m.demir .. onal .. gezgin72.. mahmut.. GASS32.. NyPdNd.. Obi .. mkilinc .. tesbit ve Gozlemci.. omerkivi.. kumdan saatini seansa göre ayarlayan hakan.. YILDIKA0.. hakanen.. ymtmb .. i.t.i.a .. MuHaMMeD .. y_yolcu .. nomeames .. mersinli .. kletron.. Musty .. influenz .. nedo .. kova gassaraylı horcan .. hudo6.. iugur .. gizem avcısı janus .. jerfin .. kurt43 .. RED BROKER.. kaskas.. yaman.. Vagrant.. üstadlıkta tek marka Master.. scorpi ..selam .. yalcin .. ViRGüL .. vinelock.. Scarlet.. yaman .. can Mazhi.. volkaann .. yakari .. ymtmb .. panter71 .. orhan_s.. yaşar .. YILDIKA0.. en son kıbrısta görülen RAINBOW .. yasincnbc .. yakari.. sahın57.. adaş SERDAR.. y_yolcu .. ottoman ..varis26 ..yalcin.. rush .. selchuk .. krokodil .. MariposA.. yazın kurudu be PINAR .. pride ..bu satırların yazar serdarkus.. yasincnbc.. pinokyo ..selper .. simyaci ...sudha ..saygın yorumcu salacak .. serhat .. tiger .. TRiPLeX.. sword ..beşin üçünde gaybolup üçün dibini kollayan korhan ..tasma .. topçusem.. piyasayada doludizgin gezen Süvari.. 1907dokt ..karizma.. Ömmes.. metealka..haa, doğum günün kutlu olsun gemici amca..


Bayramınız kutlu olsun derim!.

bikmisbroker
21-10-2006, 17:36
bizim topikten sert çocuk sugarpan ..
tahlarda diş bırakmayan dentist..
aşşağı topikten bayramın henüz icat edilmediği dönemden yazan Emin..
..komşu kızları şebnem .. filiz.. kırmızı gül merve .. of aman ayfer .. bilge..
kızların annesi kafkaslardan hasbahçenini devedikeni AnnE ..
beşin üçünde gaybolup üçün dibini kollayan korhan ..
yazıyı dolayıp okuyanın beline asan sevgili alihoca..
en son kıbrısta görülen RAINBOW ..
piyasayada doludizgin gezen Süvari..
Son Yillarda okudugum en guzel, en sicak bayram tebrigini bana okuttun ya?
Artik olsem de Gam yemem..!!
iYi bayramlar...

(kanadadan çıkıp yola, bir türlü bizim ellere varamayan) bikmisbroker..

freeSKY
21-10-2006, 23:16
IKns yolun uzakligindan dolayi TK ye gitmekten de bikmazsiniz abi. :-) hayirli ve huzurlu; kazasiz, belasiz yolculuklar diliyorum, size ve buradaki muhterem dostlarimiza..

freeSKY

Emin
22-10-2006, 11:06
Eskiden epeyce bir maliyeti olan bayram ve yılbaşı posta kartlarının yazılması ve epeyce önceden postaya verilmesinin bir mantığı vardı; postada gecikme.

Gerçekten de bu kartların çoğu iş işten geçtikten sonra adresine ulaşırdı.

Peki, ya şimdi?

Bu acele ne?

Teknolojinin en hızlı zamanında Bayram gelmeden bayramı kutlamak için yarışıyoruz.

"Hele bir bayram gelsin kutlarız" diyeceğim, çoğu kişi bana kızacak, bozulacak, pişmiş aşa su katmış olacağız; demesem içimde kalacak.

Cemaate uyup, ben de erkenden kutlamaya kalksam kendimle çelişeceğim. Hele hele, aşağıdaki gibi bir bayram yazısı yazsam belki şimdiye kadar kızmayanlar da kızmaya başlayacak. Ne edeceğimi, ne diyeceğimi şaşırdım.

Sağ olsunlar katılımcılarımızın bir kısmının gönderdiği genel ifadeli bayram kutlamalarını okudum. Yine sağ olsun Serdarkuş abimiz doğrudan adımızı geçirerek ki sadece benim mi, saymadım ama yüze yakın kişiyi zikretmiş, okurken başım dolanan yazısında ve bayramımızı kutlamış; Bıkmış Usta da cımbızla birkaç alıntı yapmış, adımız bu kez tabak gibi ortaya çıkmış, arada kaynayamadık anlayacağınız!

Özel karşılık vermezsen çok ayıp olacak. Yazmak için de Serdarkuş abi gibi özgün bir şey yapmak lazım! Düşün düşün akla güzel bir şey gelmiyor.

Serdarkuş abinin kullanıcı adını yazdığı her kişinin benim gibi iade-i kutlama yazısı yazdığını düşünsenize, bayram yerine, hatta camilerdeki uzun kuyruklu bayramlaşma törenine döner fidanlık.

Sahura kalkmış veya kalkmadan orucuna niyet etmiş…

Namazını günde beş vakit veya sadece haftada bir Cumasını kılmış…

Teravih için düzenli olarak camiye gitmiş veya sadece Kadir Gecesi gitmiş…

Kuran-ı Kerimi anlayarak okumuş veya sevabına nail olmak için sadece dinlemiş…

Fitresini ve/veya zekatını vermiş…

Bayram sabahı da Bayram Namazını kılmaya niyet etmiş…

Ya da yukarıda saydıklarımdan sadece birini bile yerine getirmiş (mücbir nedenler hariç) başı gözü oynamayan, halis inananlardan buradaki katılımcıların Bayramlarını kutluyorum, doya doya tadını çıkarsınlar, esenlikler içinde olsunlar.

Yukarıda Ramazan ayına özgü rasgele sıraladıklarımın hiçbirini yapmayanların durduk yere bayramlarını kutlayacak değilim, onlar da istemezler zaten.

Ancak, yukarıdakilerin hepsini veya daha fazlasını yapmış olsalar bile; bu ayda, her türlü fesatlığı yapmaktan çekinmeyenlerin, toplumsal huzuru bozanların, masum insanlara acı yaşatanların, haksız kazanç sağlayanların, oruçlu olmayanları aşağılayan bakışlarla süzenlerin, daha ileri gidip hırpalayanların, demek istediklerimi çok fazla sağa sola, tehlikeli mecralara çekmeden, gerisini siz tamamlayın, işte böylelerinin Bayramı hak etmediklerini düşünsem de, yine de bu bayramların yüzü suyu hürmetine onların da sağduyuya ve sağlam bir vicdana erişmelerini diliyorum.

Ne olur, ne olmaz daha günü gelmeden Kurban Bayramını (31 Aralık 2006) ve aynı tarihteki yeni yılınızı da kutlayayım diyorum şimdiden.

bikmisbroker
22-10-2006, 18:49
Allah beterinden saklasin..AMA;
Bir mesaj ile hem Kurban bayrami.. Ve hem de yeni yil da ha?
Rovanş dedigin boyle olur!!!


Ne olur, ne olmaz daha günü gelmeden Kurban Bayramını (31 Aralık 2006) ve aynı tarihteki yeni yılınızı da kutlayayım diyorum şimdiden.

Vay senmisin 1 tasla 3 kus vuran sevgili serdarkus?
Al sana "sekre" bayrami, "kurban" bayrami ve de "yeni YIL" kutlama mesaji, aynen senin yazdigin gibi, 1 tas ile 3 kus hemi de..

Allah iyiligini versin emi emin baba!!
40 yil dusunsem aklima gelmezdi, 3'u bir arada hemi de.

Yillar onceydi, 1970 li Yillar, Adanadayim, Adana demirspor ile Adanaspor'un maci var..

O devirleri bilenler bilir, her 2 takim da ADANA sehrinin takimi olmalarina ragmen, aralarinda Kah aleni Kah Gizli ama mutlaka hirpalayici bir rekabet var.
Bu rekabet oyuncular arasinda oldugu kadar seyirciler arasinda da mevcut.
Derken macin bilmem kacinci dakikasi, hakem bir FAUL dudugu caldi, vay senmisin o dudugu calan, ALEYHiNE duduk calinan takimin seyircisi kalkti ayaga, kufurun bini bin para! Nasil ana-avrat dumduz gidiyorlar hayret edersiniz.

Bir kac dakika gecti, o seyircinin TOPLU hareketi siddetini kaybetti, seyirci biraz SAKINlesti, derken 2 SIRA arkamdam, olmasi gereken KiLONUN %60 FAZLASINA sahip BAGRI ACIK (Gomlek dugmesi gobegine kadar acik) bir taraftar TEK BASINA ayaga kalkti ve BASLADI o GUR sesi ile hakem'in anasini, avradini, gelmisini, gecmisini, sulalesini, ebesini, bebesini, amcasini, nenesini, dedesini.. Velhasil 1 Tas ile 33 KUS vurmacasina gun yuzu gormemis BET sesi ile Hakem'in yeryuzundeki mevcut komsularinin bile hatirini alaraktan sinkafli Galiz bir kufur savurmaya..

Buraya KADAR hersey normalde, beni ESAS sasirtan, o galiz kufurleri savuran degerli ADANAli kardesimin oturuken kendi kendine soylenmesiydi;
"LA HAVLE VELA KUVVET, AKSAM AKSAM iNSANIN AGZINI BOZDURACAKLAR BUNLAR YAHU!":excited: :excited:

Allah neşenizden saglik sihhat ve Huzurunuzdan birşey eksik etmesin, Güldüm, Güldüm ve de Güldüm..

freeSKY
23-10-2006, 01:15
hakikaten de bikmis abi, az daha agzini bozacakmis bizim hemseri,., :-):;ohohoh

Gozlemci
26-10-2006, 04:29
Yillarca bir toplumda beraber yasadiginiz zaman sizin dininizden ya da etnik kokeninizden olmayanlarin kutlamalarini da kendinizinmis gibi kutlarsiniz. "Sukran Gununde" Turk ailelerin hindi yemesi gibi ya da komuslarinin "sukran gununuz kutlu olsun" sozlerine karsilik vermeleri gibi.

Bayramlar zaman gectikce bir gelenek halini de almistir bence. Ben sahsen, Yahudi komsumun da bayramini kutlarim.

Benim bildigim bayramlar boyledir.....

darius
26-10-2006, 09:40
Plajda basıldı setten firar etti


Hande Ataizi'nin, plajda yeni sevgilisiyle uygunsuz şekilde yakalanınca, rol aldığı "Çılgın Dershane" filminin ekibine bile haber vermeden ilk uçakla Antalya'dan ayrıldığı öğrenildi.

Antalya'da kriz

Hande Ataizi, geçtiğimiz ay iki yıldır birlikte olduğu Mert İncekara ile ilişkisinin tek gecelik aşk niyetiyle başladığını itiraf ederek magazin gündemine bomba gibi düşmüştü. Ünlü oyuncu, şimdi de çekimleri Antalya'da devam eden "Çılgın Dershane" adlı filmin setinde kriz yarattı.

Geceyarısı kaçamağı

Kısa süre önce İncekara'dan ayrılan Ataizi, çekimler nedeniyle gittiği Antalya'da yeni bir sevgili buldu. Ancak, setinin olmadığı günü sevgilisiyle geçiren oyuncu, iddiaya göre gecenin ilerleyen saatlerinde plajda meçhul aşkıyla uygunsuz şekilde güvenlik görevlilerine yakalanınca ortalık karıştı.

Kimseye haber vermedi

Görevliler durumu yapım ekibine bildirdi. Prodüksiyon amiri bu konudan kimseye bahsetmemeleri için güvenlikçileri uyardıysa da, Ataizi durumun ortaya çıkmasından endişe ederek apar topar İstanbul'a döndü. Ertesi gün kendisinden ses çıkmadığı için kaldığı otele giden film ekibi, "Hande Hanım sabah otelden ayrıldı" açıklamasıyla şaşkına döndü.



Önemli Not:Seray Sever ile ilgili bir Bayramlık haber bulamadım , bununla idare ediverin.:p

serdarkus
29-10-2006, 15:04
Boy boy ışıklı resimler.. Cumhuriyet coşkusu imiş.. baktım, baktım.. keşke bakmasaydım dedim.. ben daha çok, henüz doğmamış torunumun yirmi sene sonra ödeyeceği dünya bankasına trilyonluk yeni bir borç gördüm. Demek dedim birkaç köprümüz daha olup onlara da birkaç renkli lamba taksak, birkaç misli daha coşkulu kutlamış olacakmışız birkaç trilyon daha ışıklandırma faturasıyla..oysa, Taksim meydanında halkla omuz omuza halay çekilirmiş Ata'mızın zamanındaki kutlamalarda.. demek dedim.. görmemişin elektriği olmuş..sonra vazgeçtim.. ben hiçbir şey demedim!.

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun

Ramo
29-10-2006, 17:57
Efendim bugün akşam her ilde cumhuriyet Baloları olacak şehrin böyük böyük hamfendileri,beyefendileri en rüküş kostümleri ile orda olacak.Yenilecek içilecek.Haa faturasımı bilmem bizim cebimizden çıkacak.

serdarkus
03-11-2006, 09:31
"Messenger ile evlilik caiz midir?
.....
03 Kasım 2006 08:41

Mehmet Paksu'nun köşe yazısı

İnternet evliliği

Okuyucumun sorusu kısa ve öz: “İnternetten tanışıp evlenmek doğru mudur?” İnternet evliliğinin şu anda görüldüğü kadarıyla iki yöntemi var:
......
...... "


Ahhaaa!.. sonunda bu da oldu.

Bunun bir adım sonrası sorulacak soru, "hocam, kağıtla evlilik caiz midir?

Demedi demeyin derim!.

Emin
04-11-2006, 00:25
...
Bizimkiside bu hesap, bizimkiside ZAMAN FAKiR ligi ya zaten? Yoksa bende bilirim 24 dakika yerine 2.4 Gun kalmayi! Yoksa bende bilirim yan gelip YIKILMAYI..

"Cagrildigin yere Erinme, Cagrilmadigin yere GORUNME" diye bir atasozumuz de var ustelik?? Her yazisinda 1 Atasozu yazan Dostlarimiza Bir nisbet yaparak pazarliga devam edelim bari..


Yahu abi, insaf merhamet; tam 34 günlüğüne Güneşin Doğduğu yere geliyorsun ve burada geçireceğin 48960 dakikadan sadece 24 dakikasını bana ayıracağını söylüyorsun. Böl bakalım bu iki rakamı nasıl bir oranla karşılaşacaksın!

Pazarlığın böylesine ne denir bilmiyorum!

Bak, ne diyeceğim abi! Aşağıdaki yazımı iyi oku ve nasıl bir teamül veya içtihat oluştuğunu gör ve otur dal, düşün öyle konuş, lütfen!

“14 Ağustos 2006 saat 10.30’da: “Ben buradayım, Antalya’dayım,” dedi. 12.30’da bir okul binasında karşılaştık, sarıldık, öpüştük yıllardır görüşemiyormuş gibi bu hiç görmediğim kibar insanla.

15 Ağustos 2006 saat 20,30’da ayrıldık. Birbirimize anlattıklarımızın uzun süre aklımızdan çıkacağını sanmıyorum. 32 saatlik beraberliğimizde sadece 6 saatlik uyku ayırdı bizi.”

Abi,
Buz gibi diyarlardan, havalar soğusa da insanlarının önemli bir çoğunluğu sıcakkanlı olduğu için gene de geldiğin yerlerden çok sıcak olduğunu düşündüğüm bu coğrafyaya gelmiş, bayramlaşmanı yapmış, sıraya soktuğun işlerin ve buluşmaların koşuşturması içersindesin biliyorum.

Tamam, Karayolları sitesindeki bilgiye göre 749 kilometrelik Antalya-İskenderun yolu az buz bir yol değil. Seyredene keyifli olabilir ama sürücünün iflahı gevrer. Oradan taa buraya yağmur, çamur ve artık otuzdan fazla can alan bu bulanık seller içinde kalkıp gelmen takdire şayan ama gelmesen de kimse gıkını çıkarmaz.

Akıl vermek gibi olmasın; bütün işlerini bitir, kafana takılan bir şey kalmasın, sonra kara, yağmura aldırmadan Yapı Kredi Bankasından ya da benim bilmediğim diğer banka kâğıtlarından elde ettiğin kârlara kıy ve yengemle birlikte bin ucuzlamış uçaklara, çık gel buralara konuğumuz ol.

Lafta kalmasın verdiğin sözler.

Yazını okuduk, işime yaramayan sarı battal boy grafiklerine baktık, bir iki yakışıklı fotoğrafını gördük, sesini de duyduk, sıra dokunmaya ve lafın belini kırmaya geldi.

Pazarlık mazarlık yok. Şimdiye kadar bu âlemde yazılarla tanıştığım kişilerden ilk ve tek konuğum olan değerli Ali Hocamın 32 saatlik kalış süresinden 1 dakika bile eksik kalmam, senin yerinde olsam.

Hem belki de Allah söyletmiştir seni: “Yoksa ben de bilirim 24 dakika yerine 2.4 gün kalmayı!” Öyle ya; hem ikinci konuğum olmuş olacaksın hem de 2 gün kalmış olacaksın.

(Laf aramızda ve parantez içinde; yalnız bu hesapla devam edersek üçüncü kişi üç gün, yirminci kişi yirmi gün… En iyisi 3 günle sınırlayalım neme lazım…)

Aha sana bir atasözü daha: “Söz verme, verdinse dönme.”

Satamadığım karanfillerle donatılmış masada suböreği ile rakı içerken belki ağzından bazı kâğıtlar hakkında işe yarar bilgi kaçırırsın ve ben de senden kaptıklarımı yazımın için sokar yararlanmak isteyenlerin hizmetine sunar, hem hava atarım hem de sevap kaparım.

serdarkus
10-11-2006, 10:01
Anlamadık, anladık sandık,
İnanmadık, inanmış gibi yaptık,
Seni her gece lailada haykırarak andık!


Her geçen gün büyüklüğünü yeniden anlıyoruz, kavrıyoruz..

Geçen gün, bir sohbette, "bitti artık bu iş, her taraftan bağlanmışız, pek umudum kalmadı artık" anlamında birşeyler söylemiştim ki, bir arkadaş kısa bir hatırlatma yaptı, "niye ki.. şartlar seksenaltı yıl öncesinden daha mı kötü şimdi. Bu memleket sıfırdan bu hale geldi. "

Şu Çılgın Türkler’i okuyorum şu sıralar. "Yine Türk’e Türk propagandası mı.. bildiğim şeyler, tekrarına ne gerek var ki", gibi gerekçelerle ısrarla okumuyordum. Okumaya başladım. Gördüm ki, pek da fazla bir şey bilmiyormuşum..

Ne diyordu tam da tüm umutların tükendiği anda Gandalf;

"her zaman bir umut vardır!."

buena vista
11-11-2006, 10:11
Koç'un hastalığına çare Başbakan'da..

Herkesi güldürdü
Kabine'de, konaklama bedeline katkı payı tartışılırken bakanları güldüren bir diyalog yaşandı. Bakan Koç'un sessizliğini gören Erdoğan "Siz ne düşünüyorsunuz" diye sordu. Koç "Ben de karşıyım, uykularımı kaçırıyor" deyince Erdoğan şöyle dedi: "İyi ya bu sayede meşhur uyku hastalığından kurtulursunuz."
(Sabah)

serdarkus
11-11-2006, 12:50
Aslında pek yaptığım bir alışkanlık değildi ama vefatını ilk duyduğum anda, ruhuna bir fatiha okumak istedim ve okudum.

Dürüsttü, duygusaldı, şairdi.. ama niyeyse kendisine en uygun olmayan işi yaptı, tutttu bu memlekette siyaset yaptı. Belki de uygun olan kendisi idi uygun olmayansa bu memleket.. kimbilir.

Sevabıyla, günahıyla.. şimdi hesap verme zamanında tüm bu memleketin on milyonlarca insanının vebalinin altında.. Yüce Allah bağışlayıcıdır, merhametini esirgememesini dilerim.


Mahşeri kalabalıkta tek başına öldü.
O kalabalıkta Rahşan'ı onu yine tek başına gömdü.

Tekrar ruhuna bir Fatiha okuyalım derim!

bikmisbroker
14-11-2006, 08:36
Şu Çılgın Türkler’i okuyorum şu sıralar. "Yine Türk’e Türk propagandası mı.. bildiğim şeyler, tekrarına ne gerek var ki", gibi gerekçelerle ısrarla okumuyordum. Okumaya başladım. Gördüm ki, pek da fazla bir şey bilmiyormuşum..
Ne diyordu tam da tüm umutların tükendiği anda Gandalf;

"her zaman bir umut vardır!."

O kitabi DAHA GUZEL ozetleyebilecek baska bir CUMLE okumadim henuz.
Tesekkur ederim.


Mahşeri kalabalıkta tek başına öldü.
O kalabalıkta Rahşan'ı onu yine tek başına gömdü.

Tekrar ruhuna bir Fatiha okuyalım derim!

Siyasi arenada oldugu gibi ....

serdarkus
20-11-2006, 11:13
Kim demiş ki bu memlekette basın saygınlığını yitirdi diye. Sayarım böyle basına.

İbret-i alem için..

(Not: İki sene önce bir başka dubaili bayan(!) yazarımız, benzeri bir geceyi daha bir huşu içerisinde yazmıştı. Dayanamayıp elleriyle dokundunduğunu, sonrasında sarhoş eve gelip, olayı nikahsız kocasına zevkle anlattığını falan yazmıştı. Bu en azından edepsizlikte ehven-i şer derim. )

Haydİ hep beraber, "çıhtıh açıh alınla.."


"Dün gece bir striptizci bana tecavüz etti
Vatan Gazetesi yazarı Tuğçe Baran, kızların bekarlığa veda partisinde yaşadıklarını yazdı

20.11.2006 10:29
Bir kim-Striptizciye gidiyorduk az daha!

Ya.. Bu da geldi başıma..

Hâlâ inanamıyorum.

Dün gece bir striptizci bana tecavüz etti!!!

Evet!

Hem de herkesin gözü önünde.

Ve herkes bunu çok komik buldu..

Hadise şu:

Çok sevdiğim bir arkadaşım -içimizden biri!- yakında evleniyor. Dün akşam da düğünden önce “bekarlığa veda partisi” düzenledi.. Sadece kızlara açık süper çılgın parti!

Hakikaten tam bir bekarlığa veda partisiydi.. Mekan süper, müzisyenler süper, kızlar süper.. Kınalar mı yakılmadı, göbekler mi atılmadı.. Tam eve kaçacaktım ki dediler az sonra iki striptizci erkek gelecek. Sürpriz!

İyi hadi! Bakalım neymiş..

Yarım saat sonra geldiler..

Yakışıklılar mı? Eh işte.. Biri uzun biri kısa, iki delikanlı. Alacak değiliz ya, ne fark eder.

Hafiften varoş tarzı bir dans tutturdular.. Gereğinden fazla hoplamalı zıplamalı..

Öyle Amerikan filmlerindeki gibi iç gıcıklayıcı bir caz müziği eşliğinde ağır ağır dans edip, çapkın bakışlar fırlatmak, bir ritim, bir akış, bir program dahilinde bir şeyler yapmak.. Yok.. Bizim törkiş striptizciler tekno ve Tarkan takılıyor..

İyi, peki itirazımız yok.

Derken ufak ufak vücutlar çıkmaya başladı ortaya.. Amerikan filmlerindeki gibi iç.........
.........

Türk kızlarının kendileriyle “erotik dans” yapacağını ummuyorlar herhalde..

Fakat hayır, umuyorlarmış! Ve bu konudaki ısrarlarından da vazgeçmeye hiç niyetleri yokmuş.

Masadan kimseyi koparamayınca bilin bakalım kime yöneldiler!?!

Ayakta ve korumasız vaziyette duran BANA tabii ki..

Ben de tam o sırada Manita Bey’e mesaj çekiyordum. Allah’ım ne oluyor demeye kalmadan bir tanesi beni hop omzuna atarak salonun ortasına götürdü.

......
......
Allah’ım korkunç! Hakikaten nefret ederim böyle bir durumdan. Yemin ederim en ufak bir erotik tarafı yok. Hiç öyle “yabancı bir adam fentezisi” falan söz konusu değil.. Sadece terden vıcık vıcık olmuş dolayısıyla pis kokan bir tuhaf bir yaratık “kabusu” söz konusu..

Herifin kafaya bir tane tekme denkleştireceğim fakat tat kaçacak diye kendimi kibar kibar kurtarmaya çalışıyorum. Ben kendimi kurtarmaya çalıştıkça o kedi gibi bacaklarıma sürünüyor, üstüme oturuyor, saçımdan çekiyor, paçalarımı çekiştiriyor, ayaklarımı tutup dengemi bozuyor..

Dans değil resmen güreşiyoruz..

Bu arada bağırıyorum imdat, kurtarın diye millet şov yapıyoruz sanıyor.

Sonunda dayanamadım sıkı bir tekme ile kurtuldum.

Demesinler mi bir de “ sen kaşındın, orada ayakta durmasaydın” ! Sigara dumanından kaçıyordum ulan!

Neyse.. Hafif hasarla da olsa eğlendik nihayetinde. En azından milleti güldürdüm. Fakat bunun karşılığında düğünde en iyi yeri istiyorum, haberin olsun sayın gelin hanım!

VATAN"

buena vista
20-11-2006, 20:26
"İstanbul'u alan Fatih mesela. Bizans'tan almış. Yılı 1800'lü yıllarda ama tam tarihini çıkaramadım."
Manken Esra Eron, Savaş Ay'ın "İz bırakan padişah var mı aklında?" sorusunu başarıyla yanıtlıyor.

buena vista
22-11-2006, 20:22
Valiye 2 araç az geldi üçüncüsünü aldırdı

Valiliğe ait makam aracıyla 4X4 cipi "yavaş" bulan ve "misafirleri havaalanına yetiştiremiyorum" diyen Erzurum Valisi Celalettin Güvenç yeni Mercedes aldırdı. İçine buzdolabı ve aksesuvarlar eklenen otomobilin fiyatı 355 bin YTL.

Biri cip olmak üzere iki makam aracı bulunan Erzurum Valisi Celalettin Güvenç'e 355 bin YTL'ye üçüncü bir makam aracı alındı. 7 saniyede 100 kilometre hıza ulaşan 2007 model Mercedes S 350 marka araç sivil toplum örgütü temsilcileri tarafından lüks bulunarak tepki çekti. CHP İl Başkanı Ersal Bakan, öğrencilerin tezek yakıp ısındığı bir ilde valinin 355 bin YTL'lik araca binmesinin haksızlık olduğunu söyledi. Şehit Aileleri Derneği Başkanı Hakem Tetik ise "Şehit oğlumun maaşı ilederneği ayakta tutmaya çalışırken vali beyin aracı onurumu incitiyor" diye konuştu. Eğitim-Sen İl Başkanı Nafiz Koçak, "Her fırsatta 'tasarruf' diyen vali, ne kadar tasarruftan yana olduğunu gözler önüne seriyor" derken, Kamu-Sen İl Temsilcisi Celal Karapınar ise, lüks makam aracını etik bulmadığını vurguladı.

MERCEDES'İ KENDİSİ SEÇTİ
2000 model Renault Safrane ile 2004 model 4x4 Cherokee marka cip olmak üzere iki makam aracı bulunan Erzurum Valisi Celalettin Güvenç, Mercedes bir araç daha aldırdı. İddialara göremakam otomobilini yavaş ve eski bulan Vali Celalettin Güvenç, makam aracı isteğini İl Genel Meclisi Başkanı Fakirullah Temir'e iletti. Temir, konuyu geçtiğimiz Mart ayında toplanan İl Genel Meclisi'ne taşıdı. Meclis üyelerinin tamamına yakınının oyu ile Vali Güvenç'e yeni bir makam aracı alınmasına karar verildi. Meclis kararında, alınacak olan makam aracının markası, modeli ve fiyatının ise Vali Güvenç tarafından belirlenmesi kararlaştırıldı. Vali Celalettin Güvenç ise 2007 model Mercedes S 350 otomobilde karar kıldı.180 bin EURO'ya mal olan araca, buzdolabı ve ek aksesuarlar da dahil edilmesi istendi ve toplam fiyat 355 bin YTL'yi buldu. Araç geçtiğimiz ay Erzurum Valiliği'ne yollandı.

"UÇAĞI KAÇIRIYORLARDI"
Aracı İçişleri Bakanlığı'nın bilgisi dahilinde aldığını belirten Vali Güvenç, "Lüks bulunuyor ama Erzurum Valiliği'nin bu araca ihtiyacı var. Önceki araba kötü imaj yaratıyordu. Erzurum'a gelen misafirlerimizi dönüşte havaalanına zor yetiştiriyorduk. Bazı misafirlerimiz aracın hızlı olmaması nedeniyle uçağı kaçırıyordu" diye konuştu.
Sinan AYDIN / MERKEZ (SABAH)

yorum:bizim vergilerin dili olsa da söylese..

serdarkus
24-11-2006, 16:36
Edep dedin, ahlak dedin.. hep insanı insan yapan özelliklerden bahsettin.
Sonunda ne oldu, edepsizlik içinde bir garip kaldık..

Keşke ya sen o kadar idealist olmasaydın, ya da ben bu kadar iyi öğrenci!



“İlkokul öğretmenim Muazzez Yılmaz’a”

serdarkus
28-11-2006, 16:30
Yeni Delhi ‘de en büyük mabedlerden birine götürdüler. Şaman, elinde tütsü, birtakım ayinler ve dualarla alınlarımıza başparmağıyla kül bastı. Böylesi bir anda ne hisseder, ne düşünür, ne yaparsın?

Sadece dua ettim, “Allah’ım bunlara da doğru yolu göster” dedim.

Papa ‘ya her baktığımda, o şamandan çok daha az saygın görür, o kadar dua bile edemem. Niye, hiç bilemem..

serdarkus
10-12-2006, 15:48
Onun yazdığı, okumadığım kitabının adı, Benim Adım Kırmızı. Okuduğum kitabı ise, Sessiz Ev. Nobel almaya cüret edebilen ilk yazarımız olması nedeniyle çok tartışılan. Müslüman mahallesinde ekmek arası kokoreç satmak ha, sana mı kaldı ulan kimsenin alamadığı ödülü almak.. vurun gahbeye!

Yergiyi yazmak hep zor olmuştur. Çok istedim, ödülü aldığı ilk günler birkaç cümleyle bir de ben geçireyim. Zaten herkes vuruyordu. Bir de ben yazmışım, yazmamışım ne umurun dedim, elim varmadı. Şimdi iş övgüyü yazmak olunca, daha kolay geldi.

Metal Fırtına eleştirisindeydi sanırım, reklamın kötüsü olmaz, tüm aile bireyleri okudu diye yazmıştım. Yine reklam galip geldi. Benin büyük bebeye geçen sene üniverisite ilk yılında okuttukları bir kucak kitabı karıştırırken –bu konuya da bir ara değinmem lazım. Kitap okur bilirdim kendimi. İşin elifbası olması gereken ne kitaplara rastladım, Kerime Nadir’in Ateşten Gömlek’ ten başlayıp ve Şemsettin Ünlü’nün Yukarışehir’ine kadar. Gavur kaynaklı eğitim işte ne olacak, adama ilk mekteplerde çoktan okutulmuş olması gereken kitaplarını bir şekilde okuttururuyorlar.- rastladım. Sessiz ev, yazan: O.Pamuk. genlerdeki kıskançlık/küçümseme duygusuyla merak çatıştı, okuma isteği galip geldi. Çok önyargılı başladım. Beş on sayfa okuyacağım, bir paragraf alıntı yaparak forumda yazacağım ve dalgamı geçip küçümseyeceğim. Aferin bana.

Birkaç gündür okuyorum, ancak hayal kırıklığına uğradım. Yani memleket düşmanı olduğu için(!) nobel falan almış ama, itiraf edeyim ki adam yazması da fena değil. Hiç rastlanmadık bir yazılış şekli ve her cümleyi okumak ayrı bir zevk. Bir terslik olduğunu düşündüm. Okumaya başladıktan sonra, yazarın kitaplarıyla ilgili bilgileri karıştırdım. Gördüğüm kadarıyla, okuduğum, en sıradan, fazla ciddiye alınmayan bir yarı otobiyografi. Buradan birşeyler yakaladım.. adam başlarda normal yazıyormuş, sonradan sapıtmış, iyi yazamamaya başlamış, yazamadığı için de nobeli kapmış. Şimdilik avuntum, budur(!)

Burada bir not düşmek isterim. Eskiden kitap macera gibi konulu olsun, kolay okunsun, sonu bir an önce gelsin, iki günden fazla da okuması sürmesin isterdim. Şimdilerde ise, yazılan her cümleyi didikleyip özümsemek ve bir sonraki cümleye geçmeyi mümkün olduğunca geciktirmek istiyorum. Bu kitaptan da bu nedenle zevk aldım sanırım. Bundan bir yirmi sene önce, şüphesiz sıkıcı bulurdum.

İlk fırsatta, bedava bir tane bulursam, yazarın daha meşhur bir kitabını da okuyacağım. Beğenmiyeceğimi şimdiden paylaşırım..

kasved
14-12-2006, 09:29
CAM TAVAN SENDROMU
''Bir seyin imkânsiz olduguna inanirsaniz, akliniz bunun neden imkânsiz
oldugunu size ispatlamak üzere çalismaya baslar.Ama bir seyi
yapabileceginize inandiginizda, gerçekten inandiginizda, akliniz yapmak
üzere çözümler bulma konusunda size yardim etmek için
çalismaya baslar"
Dr. David J. Schwartz

Bilim adamlari pirelerin farkli yükseklikte ziplayabildiklerini görürler.
Birkaçini toplayip 30 cm yüksekligindeki bir cam fanusun içine koyarlar.
Metal zemin isitilir. Sicaktan rahatsiz olan pireler ziplayarak kaçmaya
çalisirlar ama baslarini tavandaki cama çarparak düserler. Zemin de sicak
oldugu için tekrar ziplarlar, tekrar baslarini cama vururlar. Pireler camin
ne oldugunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engelledigini anlamakta
zorluk çekerler. Defalarca kafalarini cama vuran pireler sonunda o zeminde
30 santimden fazla zipla(ya)mamayi ögrenirler. Artik hepsinin 30 cm
zipladigi görülünce deneyin ikinci asamasina geçilir ve tavandaki cam
kaldirilir. Zemin tekrar isitilir. Tüm pireler esit yükseklikte, 30 cm
ziplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yüksege ziplama imkânlari
vardir ama buna hiç cesaret edemezler.
Kafalarini cama vura vura ögrendikleri bu sinirlayici 'hayat dersi' ne
sadik halde yasarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânlari vardir ama
kaçamazlar. Çünkü engel artik zihinlerindedir. Onlari sinirlayan dis engel
(cam) kalkmistir ama kafalarindaki iç engel (burada 30cm'den fazla
ziplanamaz inanci) varligini sürdürmektedir. Bu deney canlilarin neyi
basaramayacaklarini nasil ögrendiklerini göstermektedir.
Bu pirelerin yasadiklarina 'cam tavan sendromu' denir. Bir insanin
gelebilecegine inandigi en üst nokta, onun cam tavanidir. Cam tavaniniz
hayallerinizin tavan yüksekligini gösterir.
Insan inandigina denktir.
Yapabilecegini düsündügü kadardir.

buena vista
16-12-2006, 16:04
Mustafa ŞAHİN/ KAYSERİ, (DHA)

KAYSERİ Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinin hasta kaydında görevli Hacı Ali İkiz, personel odasında sigara içmesini önlemek için evrak dolabına, ‘Burası sigara içme odası değildir, işi olmayan giremez’ yazısı asarken kendisi burada içti.

Yazıyı asan İkiz, bunun altında kendi sigara içmesine ilişkin soru üzerine “Acil hasta kayıt odasının işi yoğun oluyor. Bu sırada gelip gidenler içeride sigara içmek için bizi meşgul ediyor. Bunu önlemek için bu yazıyı astım. Bu sayede kendim sigarayı rahat içebiliyorum” diye konuştu.

minik yorum: ne yorumu..??

serdarkus
22-12-2006, 08:33
Bir deve bir deveye, bre deve kesme beni be demiş
demiş de mi diğer deve sırıtarak geviş getirmiş, dememiş de mi..

Emin
22-12-2006, 23:17
İnsanın kitap okurken kelimelerin tadına varması ve o tatla iştahın açılması, dolayısıyla okudukça okuyası gelmesi çok enfes bir şeydir benim için. (Sanırım herkes için de öyledir.)

Ne yerer, ne överim Orhan Pamuk’u.

Şimdiye kadar iki kitabını okumuş, üçüncüsünü bir türlü bitirememişim çünkü.

“Benim Adım Kırmızı” adlı romanını beğendim.

Hanımın Karslı olması ve birkaç kez Kars’ta bulunduğumdan dolayı ayrıca o kitap için sanırım kitap pazarlama tarihinde ilk kez reklâmı yapıldığından olsa gerek “Kar” romanını da okudum.

Ancak beğenmedim.

Hele o, “Ka” adlı kahramanın adını kitapta her okuduğumda...

Kahramanına neden böyle bir isim seçtiğine de kitap boyunca bir anlam veremedim.


...
"Kadife de aynı şeyi istiyor,” dedi Ka.
...
"Onlar da devlete inançlarını kaybetmişler," dedi Ka.
...
“Bu işe girmek istemiyorum," dedi Ka.
...
"İsteyecek," dedi Ka.
...
"Hiçbir mutluluk uzun sürmez, bunu biliyorum," dedi Ka ihtiyatla.
...
"Bugün öleceğimi mi yazıyorlar?" dedi Ka gülümseyerek.
...
"Beni sonuna kadar korumaya söz verirsen arabuluculuk yaparım," dedi Ka.
...
'O dünkü ilk basım," dedi Ka güvenle.
...
"Serdarkuş Bey'den o haberi yazmasını sen mi istedin?" diye sorudu Ka.
...

Beğenip, beğenmediğime şimdilik karar veremeyeceğim kitabı ise; buraya da yazdım; şu meşhur “Kara Kitap” romanıdır.

Halen bitiremedim.

Oysa, kulakları çınlasın, gurbet ellerdeki Sayın AnnE henüz (o zamanlar) Nobel Ödülü verilmemiş yazarın bu kitabını okumamı, özellikle “Boğazın Suları Çekildiği Zaman” adlı kısmı okumamı önermişti.

40 sayfa kadar okudum ki, okuduğum bu kısımda önerilen söz konusu kısım da vardı.

Gene yarım kaldı.

Hatta kitabın tamamının 426 sayfa olduğundan yola çıkarsak, ne yarımı, yüzde doksanı okunmadan duruyor.

Kitap okumak için zaman, o zamanın içinde uygun bir ortam ve hepsinden önemlisi dingin bir kafa gerek.

Kafam kısmen de olsa dinç değilse, o kafamın içindeki karmaşa okuduğum kitabın içine giriyor, satırların arasına çömeliyor, siniyor, saklanıyor ve bakıyorum ki gözlerim okuyor ama aklım kaytarmış.

Ben de yazanın emeğine saygılı olmak ve daha sonra okumak için ilerideki günlere öteliyorum, böyle durumlarda.

E tabii, kitabın da insanı sarıp sarmalaması gerek ama o sarmıyor diye kusurun hepsini de yazara yüklememek gerek.

Yani diyeceğim o ki; Boğazın suları değil ama kafamdaki karmaşanın bir kenara çekilmesi halinde kaldığım yerden bu kitabı okuyacağım.


İlk fırsatta, bedava bir tane bulursam, yazarın daha meşhur bir kitabını da okuyacağım. Beğenmiyeceğimi şimdiden paylaşırım..

Yakın olsaydık, sana verirdim Serdarkuş abim ama okuduktan sonra geri almak koşuluyla.

TheSecret
24-12-2006, 02:39
Sabreden derviş kemale erip cumbaba olur mu?

Bilmece değil sallamaca oldu sanki(..):

buena vista
24-12-2006, 10:01
Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde, muhafaza edilen reçete:

"...Bu macun vücuttaki bütün illeti ve marazı defeder, çocuğu olmayanı çocuk sahibi yapar ve Allah’ın izniyle bütün bozuklukları alır. İlácı kullananlar akşamları bundan altı dirhem yedikleri takdirde, ertesi sabah idrarlarını yaparlarken vücutlarından idrarla beraber nelerin çıktığını görüp hayrete düşerler. Anlayacağınız, bu macunun faydası bir gecede görülür.

İlácın terkibi ve yapılışı şu şekildedir: Onar dirhem karanfil, kebabe, fülfül ve tarçın; beşer dirhem udü’l-kahir ve kereviz tohumu alasın. Gene onar dirhem Mısır anasonu, ısırgan, havuç, şalgam, üzerlik, turp tohumu, mastaki, sakız, sinameki, ak günlük, acıbadem yağı ve yirmi dirhem çörek otunu da bir tarafa koyasın. Bunların hepsini havanda iyice dövüp beyaz bal iláve ederek macun haline getiresin, macunun içine beş çekirdek misk ve altmış dirhem de şeker katasın. Bir káseye koyup sabah ve akşam altışar dirhem yiyesin. Yediğin sırada abdestli olarak bazı duaları okuduğun takdirde, ilácın tesirini daha kuvvetli bir şekilde göresin"

R.W
25-12-2006, 00:20
Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde, muhafaza edilen reçete:

"...Bu macun vücuttaki bütün illeti ve marazı defeder, çocuğu olmayanı çocuk sahibi yapar ve Allah’ın izniyle bütün bozuklukları alır. İlácı kullananlar akşamları bundan altı dirhem yedikleri takdirde, ertesi sabah idrarlarını yaparlarken vücutlarından idrarla beraber nelerin çıktığını görüp hayrete düşerler. Anlayacağınız, bu macunun faydası bir gecede görülür.

İlácın terkibi ve yapılışı şu şekildedir: Onar dirhem karanfil, kebabe, fülfül ve tarçın; beşer dirhem udü’l-kahir ve kereviz tohumu alasın. Gene onar dirhem Mısır anasonu, ısırgan, havuç, şalgam, üzerlik, turp tohumu, mastaki, sakız, sinameki, ak günlük, acıbadem yağı ve yirmi dirhem çörek otunu da bir tarafa koyasın. Bunların hepsini havanda iyice dövüp beyaz bal iláve ederek macun haline getiresin, macunun içine beş çekirdek misk ve altmış dirhem de şeker katasın. Bir káseye koyup sabah ve akşam altışar dirhem yiyesin. Yediğin sırada abdestli olarak bazı duaları okuduğun takdirde, ilácın tesirini daha kuvvetli bir şekilde göresin"

konu uçkur oldu mu Türk'ün oğluna 4 yapraklı yonca'nın içine sn.anne'nin yediği kuşun boku'nu sarıp, üzerine de sn bıkmışbroker'ın şarabıyla terbiye tarifi versek...

bulup hazırlayıp yemezse namerdiz......

kasved
27-12-2006, 20:58
Yoğun bakımda harem-selamlık

Testis ultarosunu çekmemekle suçlanan kadın doktor, Bağcılar’a kadın parkı gibi uygulamalardan sonra Ardahan’da meydana gelen olay akıllara durgunluk verdi. Ardahan Devlet Hastanesi, yaşam savaşı veren hastaların kaldığı ve en zor anlarını yaşadığı koroner bakım odasını harem-selamlık olarak böldü. Servisin ortasına duvar örüldü.

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdür Vekili Gürbüz Ayas, bir süre önce ziyaret ettiği hastanede kadın ve erkek hastaların aynı koroner bakım odasında kalmasına sinirlendi.

Ayas’ın ‘Bu odayı derhal ikiye bölün’ talimatı üzerine harekete geçildi. Odanın ortasına duvar örülerek yeni bir kapı girişi yapıldı. Yer kaybı nedeniyle 6 olan yatak sayısı 4’e düştü.

Hastanenin 3. katındaki odada hummalı bir çalışma sürüyor. Odayı harem-selamlık ayıran duvarın sıvası tamamlanırken, uygulamaya geçilmesi için yeni oluşturulan bölümün kapısının takılması ve boya işlemlerinin bitmesi bekleniyor.

TALİMATI UYGULADIK

Hastane Müdürü Metin Sarıkaya, yıllardır tek oda olarak hizmet veren koroner bakım odasının, Gürbüz Ayas’ın ziyaretinden sonra bölünmesine karar verildiğini belirtirken şöyle konuştu: “Gürbüz Ayas Bey hastanemizi ziyareti sırasında koroner bakım servisinde erkek ve kadın hastaların birlikte kalmasına kızdı. Bu odanın ikiye ayrılması talimatını verdi. Biz de talimatları yerine getiriyoruz.”

100 yataklı Ardahan Devlet Hastanesi’nde kasım ayında başlanan onarım ve yenileme çalışmalarına, koroner bakım odasının ikiye bölünmesi işleminin de ilave edildiği, masrafların ise genel onarım giderlerinden karşılandığı öğrenildi.

Ardahan Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Özgür Kara ise koroner bakım odasının ikiye bölündüğünü doğruladı ancak bölünmenin yetişkin ve çocuk ayrımı için yapıldığını iddia etti.

--------------------------------------------------------------------------

Aralarına paravan bile konulmaz

SAĞLIK Kuruluşları Derneği Genel Sekreteri Yaşar Yıldırım: “Yoğun bakım ünitelerinin belirli bir standardı vardır. Bu dünyada da Türkiye’deki hastanelerde de böyledir. Kalp hastaları için ayrılmış kroner yoğun bakım ünitelerini de diğer hastalıklar için ayrılmış yoğun bakım ünitelerini de kadın-erkek hastalar müşterek kullanır. Hastaların bakımı yapılacağı zaman paravan çekilir. Bakım işlemleri yapıldıktan sonra paravan yeniden kaldırılır. Hastalar ya komada oldukları için ya da ameliyattan yeni çıktıkları için zaten büyük bölümünün şuuru kapalıdır.”

--------------------------------------------------------------------------

Tıpta kadın-erkek ayrımı olmaz

TÜRK Tabibler Birliği Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy: “Yoğun bakım ünitelerinin kadın-erkek olarak ayrılması tıp pratiğinde geçerli değildir. Yoğun bakım gibi en son teknolojinin kullanıldığı ünitelerde hastaları kadın-erkek diye ayırmak mümkün değil. Sadece özel durumlarda hekimler özen gösterek, hastaların rahatsız olmaması için paravanları çekerler. Özel bakım bittikten sonra yeniden paravanlar açılır. “

Fakir YILMAZ / ARDAHAN-Gül KİREKLO /İSTANBUL

TheSecret
27-12-2006, 23:55
Kim demiş ki bu memlekette basın saygınlığını yitirdi diye. Sayarım böyle basına.

Sayarım ve hatta basarım böyle manipülasyon yapan basına serdarkus abim, yalnız değilsin.

serdarkus
30-12-2006, 00:15
:cool:

Oğlum kalk uykum var şimdi, sabahın körü olur mu şimdi, o saate kadar bilgisayarda oturursan tabi, bayram günü yıka bir elini yüzünü güzelce, al abdestini hele önce bir namazı kılalım, bayramlık bir koç alalım, erkenden bitirelim bari şu işi bu bayram amma açıkta kaldık, hiç böyle sıkışmamıştım oğlana anca bir çift ayakkabı alabildim, hanımaysa..salla, idare etsin işte ne var böyle giderse, seneye bir kurbanı bile zor keseriz artık bırr, amma soğuk hadi hocam, biraz çabuk kıldır şunu, daha dünya kadar işimiz var Allahuekb.. ulan üç kuruşu da şu ihlasa kaptırmasaydık ya..yok, yok yükselecek semiall.. şu desteğinin direncinii.. esselamuu.. hadi oğlum biraz çabuk, seçilmeden alalım iyi bir tane, ucuzundan.. bak nasıl şu kınalı..beğendin mi tamam tamam salalyıp durma şimdi koparacan kolumu, aldım gitti hadi oğlum geç öne kaçmasın şimdi sonra reha muhtara çıkarız akşama hah bak, şurada kasap da geliyor hemencecik kestirelim şimdi tamam tamam vekil ettim seni, amma kanlı hayvanmış maaşallah!

:cool:

Ha, ho, noluyo layn pardon baba sen misin rüya görüyordum da tepişiyorduk arkadaşlarla uykum var biraz daha ne olur, tamam, üff, ben gelmesem, tamam üff, hemen hazırlanırım şimdi, tamam, üff.. ne duası okuyacaktım şimdi, neyse çakmazlar inşallah, üff, dondum be, farketemez baba sen bilirsin, zaten anca bir ayakkabı aldık, markası bile yok, hasanın babası hep nayk alıyo, bayrama bir de playsteyşın almış, tabi paraları ihlasa yedirmeseydin, iyi baba iyi, kınalı güzele benziyor, sen bilirsin, üff..hadi yürü yavrum, çabuk ol da bir an önce çata başlayayım, şimdi arkadaşlar varmış internet kafeye, ben de bu koyunun peşinde, banane ya.. üff, şimdi akşama kadar oradan oraya gezdirir bunlar, bana ne ya..hıı, zeyneplere de gidermiyiz acaba vışş.. olur baba, o kasap iyiye benziyor, zavallı hayvan şimdi bunun etini nasıl yerim ben..amma kan çıktı ha!.

:cool:

Dur layn, kalk üstümden, hıı.. şu ot ne güzel anne nereye gidiyoruz biz şimdi, gezmeye mi götürüyor bize devamlı ot veren bu amca ne kadar iyi değil mi, hıgh, ayıı.. dur ben gördüm önce onu, ben yiyecem, dondum be, kış günü kırptılar tüyümü ne güzel sıcacıktı, oghh.. hayvan seni, anne benim babam oldu mu hiç, şu ota bak..hamm, tepişmeyin layn, a amca geliyor, dur layn azgın teke, bıktım be, vıshh.. çocuk da seviyor beni ne güzel, aa.. amcayla çocuk beni atta götürüyor, anne ben gelirim birazdan, bana şimdi şeker falan da alır bunlar, ne güzel.. aa, bir amca daha, ne kadar şirin, beyaz da önlüğü var, seviyor beni, anaaa niye yatırdı beni şimdi bu, elindeki parlayan şey de ne, noluyo layn..gıdıklama gıdımı, huylanıyorum bak.. ıggh!

:cool:


İyi bayramlar, mutlu yıllar.. sevdiklerimizle beraber, hep beraber!

bikmisbroker
30-12-2006, 16:15
Duzeltmenin baskin oldugu bir 2006 yili gecirdik.
Hepimiz kendi Risk anlayisimiza gore birseyler yapmaya calistik.
Onumuzdeki gunler Ulkemiz acisindan SICAK gelismelere gebedir.(siyaset anlaminda)

2007 nin KOLAY bir yil olmayacagi kesin.
Bu vesile ile Tum forum ahalisinin ve Arka BahCe okuyucularinin Yeni yilini ve Mubarek Bayramini Kutlar, 2007 senesinin saglik sihhat ve Huzur icerisinde gecmesini temenni ederim.
Saygi ve Sevgilerimle,
Bikmisbroker

serdarkus
04-01-2007, 22:10
Mustafa Taşar ‘da trafik kazasında öldü, CHP milletvekilinden sonra. Allah ikisinden de rahmetini esirgemesin.

Yıllar önce feci bir büyük kazadan sonra, bakanlar kurulu acil toplanıp dört saate yakın konuyu görüşmüştü, sonrasında çıka çıka şehir içinde de emniyet kemeri takma zorunluğu kararı alındı, o kadar. Yanılmıyorsam, Taşar ‘da o kuruldaydı. Ne kızmıştım o gün, bu kadar beceriksizlik olur mu diye. Dalga geçer gibi.

Şimdi hem ölen vekillere bir taraftan tabii ki üzülüyorum ama diğer taraftan da ilahi adalet-mi- diyorum. Trafiğe bir çözüm varsa, bu milletvekileri bulacak, yoksa yine bu milletvekilleri yaratacak.. yoksa, işte böyle millet telef olurken vekili de nasibini alacak. Hatta, daha da ileri gideceğim, soruna çözümü bulana kadar, her gün birisi gitsin diyeceğim. Toplasan beş-on tanesi gider, ama hiç olmazsa vekil olmadıkları için sadece istatistik olarak haberlere geçen yüzlerce binlerce vatandaş kurtulur. Bakın, pusuya yatıp ceza kesmek yasaklandı ya, son iki senedir trafiğin kontrol yaptığına yollarda rastladınız mı.. madem benim rüşvetimi kesersin, o zaman ben de kontrole çıkmam arkadaş, kimse de çıkaramaz.. zihniyet bu!

buena vista
05-01-2007, 20:15
Avusturya'da gelin adayının dalga geçmek için nikah memurunun “evlenmek istiyor musunuz?” sorusunu “hayır” diye yanıtlaması, düğünün 10 hafta ertelenmesine neden oldu.

Oberösterreichische Nachrichten gazetesi, çok sayıda davetlinin katıldığı Steyr bölgesindeki nikah töreni sırasında genç kızın “şaka” yaptığını söylemesine rağmen, nikah memurunun töreni iptal ettiğini yazdı.

Avusturya yasalarına göre, evlenmek isteyen çiftlerden birinin olumsuz yanıt vermesi halinde, çiftin evlenebilmesi için en az 10 haftanın geçmesi gerekiyor.
(Hürriyet)

buena vista
06-01-2007, 10:47
TRAFİK düzenleri, toplumların aynasıdır.

Kadınlar yüksek topuklu ayakkabılarla ciplere biniyorlarsa yoğun görgüsüzlük ifadesidir.

Sol şeritten dalıp en öne geçmek yoğun yüzsüzlük, arabalardan yükselen dım-tıs sesleri yoğun ipsizlik, lüks arabaların önde gitme hakkı öküzlük işaretidir.

Tankların yola çıkma olasılığı varsa; hah... Demek ki militarizm orada egemendir.

Başbakan ve bakanların arabaları kırmızı ışıkta durmuyorsa ve onlar geçerken tali yollar kapatılıyorsa; demokrasi yok, varsa bile göstermelik demektir.

Siyah araba çokluğu devletçiliği, tamponlara yazılan yazılar kederciliği, kaldırımlara park beleşçiliği gösterir.

Trafik düzeni aynasıdır toplumun.

*

Ben trafik polisini görünce, ona biraz káğıt çıkartıp gösterme duygusuna kapılırım.

Zaten o da araçtan, sürücüden, yoldan, gidişten, gelişten çok káğıtlara bakmayı sever.

Kırtasiyeci devletin belirtisidir bu.

Çıkartırım káğıtlarımı:

Ruhsat, ehliyet, sigorta, vergi káğıtları...

Yetmedi park makbuzu, krikonun faturası, yangın söndürücünün garanti káğıdı, akü kullanma talimatnamesi, su-elektrik ödemeleri, evin tapusu, yatırılmamış möble taksitinin ihbarnamesi...

Yetmezse eklerim:

"Bakmak isterseniz, bu da var memur bey..."

"Bu ne?.."

"Eniştemden mektup..."

*

İşte tüm bunların toplamıdır bizim trafik...

Yollardaki kalitesizlik asfaltın çalındığını, emniyet kemeri takmamak "bize bir şey olmaz" inadını, ilk virajda 180 ile uçmak Osman’ın kendini kuş sandığını gösterir.

Dönüp bakın trafiğe; yeryüzünün en kötü, en düzensiz, en keşmekeş, en curcuna trafik düzenlerinden birisidir bizimkisi...

Tıpkı hukukumuz, tıpkı güvenliğimiz, tıpkı eğitimimiz, tıpkı gelir dağılımımız, tıpkı sağlık sistemimiz, tıpkı siyasetimiz, tıpkı demokrasimiz gibi...

Biz gibidir trafiğimiz.

Aynamız...

bcoskun@hurriyet.com.tr

bikmisbroker
08-01-2007, 01:46
Efendim, arka bahce forumumuza goz atiyorum, ve bakiyorum ki "Arka bahce" Basliginda sevgili AnnE ve Ali Hocamiz basta olmak uzere kaleminden bal damlayan agir toplar oylesine guzel yazilar yaziyorlarki ancak dudagimizda bir gulumseme ile hayran hayran okuyoruz.
Diger tarafta Emin Usta serden sera'dan diye almis sazi eline, Mizrabi ile oyle vuruyorki sazin tellerine..
Agzimizdaki gulumseme bir yana saskin sakin okuyoruz..
AnnE miz, (keyfi yerine geldikce) zaten guzel olan yazilarini Azeri agzi ile susleyip ince ince dalgasini geciyor (yazmaya cabalayanlar-Benim gibiler) ile..

Dusundum tasindim, su islerin kesat zamani ben de dedimki YURT disindaki gariban vatandaslarimizin yasadiklarindan (fikra gibi) DEM vurayim...

Seyahetlerden sonra geldik KURKCU dukkanina, Fidanligi senlendirelim biraz..

Efendim malumunuz, YURT disinda yasayan Turklerin karsilastiklari enteresan ve degisik durumlar var.

Ornek mi? Buyrun yasananlardan 1 tanesi...

"Sabahin en kalabalik oldugu saatlerde XXX tramvayina ise gitmek icin binen arkadasim snas eseri bir yer bulur ve oturur..
Yanina 2 tane Kiz dikilir.
Kalabalik oldugundan her sallanista kizlardan birisi istemiyerek one dogru arkadasimin uzerine yaslaniyormus.
Bu Kiz;
'Ulan su ise bak ya, ne cirkin birine rastladik, Madem boyle birsey basimiza gelecek bari az yakisikli birsey olsaymis' diye diger arkadasina Turkce sitemde bulunuyormus..
Arkadasim daha fazla dayanamayarak ve kalkarak kiza yer vermis.
AYNI sekilde tramvayin her ani hareketinde bu sefer cocuk kiza dogru yaslaniyormus.
Bir sure sonra bu kez arkadasim Turkce olarak;
'Ulan su ise bak yaa, Ne cirkin birine rastladik, Madem boyle birsey basimiza gelecek bari az guzel birsey olsaymis' diye Turkce soylenmeye baslamis..."

Gurbette Okudugum dergi-Gazetelerden 1 tanesinde okudugum yasanmis bir hikaye..
Umarim begenirsiniz..

Kalin saglicakla,

Bikmisbroker

buena vista
09-01-2007, 19:41
Savcılığa başvuran Dışişleri'nden O.Ç., 2. kâtip Hamit Şükrü Apaydın'ı şöyle suçladı: "Yüzlerce diplomat işe gelmeksizin devletten maaş almaktadır. Bunlardan biri de Apaydın'dır. Tamamen bankamatik diplomattır." Dışişleri ise Apaydın'a psikolojik rahatsızlığı nedeniyle aktif görev verilemediğini açıkladı.


12 yıldır işe uğramayan bürokrata suç duyurusu

Dışişleri Bakanlığı'nda 2'nci kâtip olarak çalışan Hamit Şükrü Apaydın'ın işe gelmediği ancak her ay bankamatikten maaşını aldığı ortaya çıktı.

Dışişleri Bakanlığı Personel Daire Başkanlığı'nda 2. kâtip olarak görev alan Hamit Şükrü Apaydın'ın, 12 yıldır bakanlığa uğramadığı ve bu süre içinde maaşını düzenli olarak aldığı iddia edilerek, Maliye Bakanlığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu. Bakanlık bünyesinde yüzlerce "Bankamatik Diplomat" olduğu ileri sürüldü. Dışişleri Bakanlığı bürokratlarından O.Ç. bakanlık bünyesinde "Diplomatik Bürokratlar" hakkında Maliye Bakanlığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. O.Ç. konuya ilişkin dilekçesinde, "Dışişleri Bakanlığı'nda yüzlerce diplomat işe gelmeksizin 'bankamatik diplomat' olarak devletimizden maaş almakta, sosyal ve güvenlik kuruluşlarından faydalanmakta ve kırmızı pasaportla ülke dışında keyif çatmaktadır" dedi.

"BİR GÜN DAHİ UĞRAMADI"
Diplomat O.Ç. bu bankamatik bürokratlardan birinin de 2. Katip Hamit Şükrü Apaydın olduğunu ileri sürdü. O.Ç. "Hamit Şükrü Apaydın 2. Katip olup, 1995 yılından beri Dışişleri Bakanlığı Personel Dairesi Başkanlığı nezdinde görünmektedir. 12 yıldan bu yana bir gün dahi bakanlığa uğramamıştır. Kendisini 12 yıldan beri bakanlıkta gören ve duyan yoktur. Dışişleri Bakanlığı Personel Dairesi Başkanlığı'nda odası ve telefonu yoktur. Yani tam anlamıyla bir 'bankamatik diplomat'tır" dedi. O.Ç.'nin dilekçesinde şunlar yer aldı: "12 yıldır işe gelmeden 2'nci Katip Hamit Şükrü Apaydın'a maaş ödeyen, olumlu sicil tanzim eden Dışişleri Bakanlığı Personel Dairesi Başkanlığı yetkilileri hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını, Apaydın'a ödenen ücretlerin yasal faizleriyle birlikte ilgililerden tahsil edilmesini arz ediyorum."

DIŞİŞLERİ'NİN AÇIKLAMASI
Konuyla ilgili SABAH'A bilgi veren Dışişleri yetkilileri ise Apaydın'ın "psikolojik rahatsızlığı" olduğunu belirterek, "1991'de bu nedenle bakanlıktan ayırtıldı. Ancak mahkeme kararı nedeniyle yeniden kadroya alındı. Yani ortada bir mahkeme kararı var. Ancak Apaydın'a rahatsızlığı nedeniyle aktif görev verilemiyor" dedi. (Sabah)

buena vista
09-01-2007, 19:55
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), TC Kimlik Numarası esasına göre oy kullanılmasını içeren yeni sistemi uyarınca, nüfus kağıtlarında TC kimlik numarası yazmayanlar oy kullanamayacak. Bugünkü şartlarda nüfus kağıdını yenilemek çok zor olmasa da kırsal bölgelerde ciddi sorunlar yaşanacağı aşikar.

nimi yorum: vatandas olarak hatirlanmak..vergi verirken, askere giderken ve
seçimlerde oy kullanirken.. :kafasız:

serdarkus
09-01-2007, 20:39
İhlas alacaklara da uygulasalar mı böyle birşeyler.. hani beterin de daha beteri yoktur ya dedim.

vatandaşlık numarası, vergi numarası, ayakkabı numarası.. aklı baliğdir walla amcası!

:cool:

bikmisbroker
10-01-2007, 18:35
İhlas alacaklara da uygulasalar mı böyle birşeyler.. hani beterin de daha beteri yoktur ya dedim.

vatandaşlık numarası, vergi numarası, ayakkabı numarası.. aklı baliğdir walla amcası!

:cool:

Arkadasin birisi yine Tramvay'a binmis..
Duragin birinde Kucaginda bir KUZU ile birisinin tramvay'a binmek istemesine SAHiT olmus..
Fakat Sofor "OLMAZ" diyerek izin vermemis..
Bu duruma Cok sinirlenen Yurdum insaninin Yarim yamalak ingilizcesi ile SOFOR'e cevabi soyle olmus;
-HAV HAV OK!!..
-MiYAW MiYAW OK!!
-meeeee meeee is NOT OK??
WHY??

Uygulasinlar be abisi, uygulasinlar!! NOT OK?? WHY??

serdarkus
10-01-2007, 23:39
“Yemekler avluda ya bir köşeye kurulmuş taş ocakta ya maltızda ya da gazocağında kotarılırdı.Yaz ayları boyunca her evden misk gibi zeytinyağında kızartma kokusu yayılırdı her evden:nmHer biri bir okka gelen biberler (isot) delinip kızrtılır; etli domatesler içine doğranıp öldürülür, onun üzerine de yumurta kırılırdı. Ya da yağda öldürülmüş domatesin içine küp biçiminde doğranmış patlıcan kabak gibi yaz sebzesi konulup pişirilirdi. Yanı sıra bulgur pilavı, cacık, yoğurtlu çorba, (soğuk)...Bulgur pilavının çeşidi saymakla bitmez: Mercimekli, yarmacalı, şehriyeli, domatesli, etli, nohutlu, sade...Akşamleyin fırından alınmış yumuşacık pideler, susamlı, çörekli lavaşlar, ıslatılıp kar beyazı bohçaya sarılmış tandır ekmekleri, kağıt inceliğinde açılmış yufkalar, yemeklere katık edilir...

Yemek vakitlerinde kimse kimseyi rahatsız etmemeye özen gösterirdi. Sofra bir evin mahremiyeti sayılırdı çünkü. Sofranın varlıklı ya da yoksul olması, her ailenin kendi sırrıydı. O mahremiyete girilmezdi. Kimin ne yediğini bilmek, görmek, merak etmek ayıptı!
.....
Annem Babam Malatya-Necati GÜNGÖR”

“Al oku, bizim dönemi yazmış” dedi arkadaşım.. okuyorum.

O dönemi yaşayan herkesin içinde yaşadığını yazmak ömür boyu bir tutkudur, ama ancak bir kaç kişi yazar. Necati Güngör de yazanlardan olmuş. Bir çocukluk/gençlik öyküsünde bir şehrin de bir döneminin -1960 lar- hikayesi oluşmuş. Okurken çocukluğuna gidiyorsun, o günleri yeniden hatırlayıp yaşıyorsun. Her cümlede geçmişteki bir dizi hatıra canlanıyor ki.. çok güzel bir duygu.

bikmisbroker
11-01-2007, 16:06
.................................................. .................
Bulgur pilavının çeşidi saymakla bitmez: Mercimekli, yarmacalı, şehriyeli, domatesli, etli, nohutlu, sade...

Bulgur pilavi ve yaninda Bol domatesli Biber kizartmasi, hani su iRi Arapkir biberlerinden..
Hafif de ACI olur ya!!

Neyse KONUMUZ borsa olduguna gore,
Endeksimiz birkac gundur sure gelen duzeltmesine ARA verdigine gore,

Son durumu ozetleyen bir FIKRA ile devam edelim ne dersiniz??

Alemci abi ve oluye saygi


Impalalarin,sevrolelerin tedavulde oldugu donemlerde geciyor olay.

Alemci bir abi, arabanin arkasina davul zurnaciyi almis geziyor...

Davulcu ve zurnaci donemin sarkilarini, turkulerini, oyun havalarini caliyor...
Abi de bir yandan arabayi kullanirken, bir yandan da birasini iciyor...

Arka koltuk orkestrasi kivamina gelmis, cosku icinde calmayi surdururken...
Birden muzik kesiliyor, davul-zurnaci susuyor.

Abi birasindan bir yudum,sigarasindan bir nefes cekiyor...
Dikiz aynasindan orkestrasina bakip soruyor:

"N'oldu lan? Niye sustunuz?"

Adamlar abiye cevap veriyorlar:
"Abi... Mezarligin onunden geciyoruz da..."

Abi, "Haaaaa..." diyor,
"Fatiha'yi calin lan o zaman!.."

bikmisbroker
16-01-2007, 20:45
Yine bir Yurt disi anisi..
Yasanmisindan hemide..
===============================================
XXX'ya henuz yeni gelmistik.. Oyle zirt pirt hakli da olsan haksiz da olsan SORRY demesini bilmedigimiz zamanlardi..
Bir gun bir alisveris merkezinde kendi halimde birseyler bakinirkenbir kisinin Omuz darbesine Maruz kalmistim. Adam;
-"Sorry" dedi ama ben;
-"Ayi onune bakmiyor bir de Ozur diliyor"
diye kendi kendime biraz sesli dusunmustum..

Aldigim cevap Turkce olarak;
"AYI sensin"
Olmustu..
================================================
Sahi bugun BORSA da ne oldu?
Kim aldi? Kim Satti?
1-2 Hafta Rahatmiyiz?
Adina sonradan "Tepki CIKISI mi diyecegiz?"

bikmisbroker
16-01-2007, 21:01
Yakin zaman once Turkiyede idim..
Orada edindigim izlenimleri burada sizler ile paylasmak istiyorum.
(8 degisik baslik altinda)
Katkida (Menfi-Musbet) bulunursaniz sevinirim.

izlenim1
Bagdat caddesinde TURKCE tabela kalmamis bu uzucu bir durum.
"Coffee" "Chocolate" dan baslamak uzere akliniza gelen her konuda tabelalar yabanci isimlerden olusmakta..
Bu yabanci isimli tabela hayranligi o derece abartilmiski, yine kadikoyde bir pide salonu acan Karadenizli hemsehrim, tabelasina "Pide Dö Samsun" yazdirarak abarti ve ozentinin SINIRLARINI tavana vurdurmus..

bikmisbroker
16-01-2007, 23:45
izlenim2
AB uyum yasalarinin-suclu lehine yarattigi- degisikliklerin Polisimize yan etkisi olmus, (yakaladiklari suclularin hemen arka kapidan saliverilmesi) Kap kaccilik ve suc orani artmis. Kiminle ne konussam hemen kendisinin ve/veya yakinin basindan gecenleri anlatiyor.
Tamam istanbul NUFUS olarak artik ZIVANADAN cikmis vaziyette ama bu durumun bu derece kotulesmesi iyi degil.

bikmisbroker
16-01-2007, 23:46
izlenim3
Ozellikle Istanbulda DiKEY yerlesme hizlanmis, yan etkisi olarak TRAFiK tam bir arapsacina donusmus..
Mevcut alt yapi (elektrik-su-kanalizasyon vb) yeterli degilse (ki oyle oldugunu zannediyorum) ilerde buyuk problemler yasanabilir.
Yuksek binalarda oturanlarin AYNI ANDA sifonu cekmesi durumunda kanalizasyonlar patlar tarzi bir haber de okudum..
ESPRi de olsa icinde gercek payi var bence...

bikmisbroker
16-01-2007, 23:47
izlenim4
Uskudar da icki yasaginin konmasi, siyasi bir karar.
SAHiL de acikda icki icilmesininden kaynaklanan cirkin goruntuyu ORTME bahanesi ile de olsa bizim ulkemizde bu tarz radikal kararlarin alindigini gormek UZDU beni.
DUNYA da Nufusunun buyuk cogunlugu MUSLUMAN olup da DEMOKRASi ile yonetilen (Meclisi olan) ve seriat ile yonetilmeyen TEK ULKE TURKiYEDiR.
Butun islam alemi (Arap ulkeleri basta olmak uzere) ve BUTUN dunya ulkeleri TURKiYENiN bu ozelligini KISKANMAKTADIR.
Ulkemizin bu ozelliklerini korumamiz gerekmektedir.

bikmisbroker
17-01-2007, 03:46
izlenim5
2007 de yaklasan Cumhurbaskanligi secimi var.
Hassas bir konu..
"Okumus" cocuklara sordum, Sayin T.Erdoganin Cumhurbaskani olma ihtimalini "DUSUK" goruyorlar (nedenleri beni de kendilerini de tatmin etmedi ya!)
Sokakdaki Vatandas'a Bindigim Taksinin SOFORU ne soruyorum, cevap ayni;"T.Erdogan Cumhurbaskani, A.Gul basbakan abi" Diyorlar.
Bildigim kadari ile Cumhurbaskanini Meclis seciyor??
Meclisdeki cogunlugun da hangi parti oldugu apacik belli..
Vakti zamaninda Bir LiDER'imiz "Bulun 276 yi dusurun hukumeti" diyerek bu matematigin GUCUNU cok acik ve NET bicimde ifade etmisti..Simdi degisen ne var, anlayamadim??

bikmisbroker
17-01-2007, 03:48
izlenim6
Ulkemize giren SICAK paranin gucu ve yarattigi etkiler GOZ ARDI edilemez bir bicimde ortada.
ANCAK US$'a YILDA %5.50 faiz veriliyor, YTL nin YILLIK bilesik faiz yuzdesi ise %22 lerde..
YANi Giren DOVIZ YTL ye donusurse getirisi 4 MiSLi artiyor.
SICAK paranin bu derece tesvik edilmesi, bu saadet zincirinin bir yerde KOPMASI demek olacaktir.
UMARIM, ulkemize giren bu para ve yatirim, belirli bir vadede Uretim ve Istihdama donusur.
AKSi takdirde, neticesi cok aci olacaktir.

bikmisbroker
17-01-2007, 03:50
izlenim7
Masallah Super Starimiz, Hayatinin baharindaki Ajda Pekkan hanim efendi ile Yine en az onun kadar super olan Emel Sayin Hanimefendiler "ESTETiK" mi yaptirmislar?? BANA mi oyle geldi??
Bereket'e bakarmisiniz? 50 YILDIR gittikce genclesen 2 Hanim STAR sahibiyiz..
"in" mekanlara gelince;Dolastiklarim icerisinde en cok "Cahide" isimli mekan da guldum.
Isletmecisini buradan TEBRiK ederim, Antalya da 5 YILDIZLI otellerde BEDAVA sunulan animasyonlari ve animatorleri iSTANBUL'un gobegine tasimis ve milletin cebinden YUKLU paralari aliyor..
(Yemeklere LAF yok amma)

bikmisbroker
17-01-2007, 03:52
izlenim8
Bu seyahatimde izledigim ve bana cok ilginc gelen 2 konudan daha bahsederek izlenimlerime SON vermek istiyorum.
1.cisi Butun Televizyon kanallarinda diziler baslamis, her GECE ve HER KANAL da diziler var, ve insanlar saatler boyunca o dizileri izleyip, o dizideki kahramanlar ile heyecanlanip, o dizilerdeki olaylar ile UZULUYORLAR.
-Yorumsuz..
2.cisi ise "LALE DEVRi" isimli bir SARKI cok meshur olmus.. Nereye gitsek istek parcasi oldu!! Yoksa Ulkemiz bir "LALE DEVRi" mi yasiyor?
-Yorumsuz...

bikmisbroker
20-01-2007, 01:21
Hemsehrim olmasi yaninda YASITIM oldugunu da ogrendim.
Mutlaka musterek arkadaslarimiz da vardir.
Turkiyede yasayan, dili, dini ne olursa olsun, kendini bu ulkeye AiT hisseden her vatandas'in yanindayim, yaninda oldum, Dostum ve arkadasim olarak gordum.
Bu saatden sonra da gormeye devam edecegim.
Ermeni cemaatinden olupda Turkiyedeki olaylar karsisinda en az benim kadar uzulen pek cok arkadasim, yasitim, ve komsum var.
Bizi birbirimize dusurmeyi basaramayacaklar.
Sagduyulu (etnik kokenine bakmaksizin kendini Bu VATAN'a ait goren) her vatandasimizin basi sagolsun.
330 Milyon Nufusa sahip ABD nin 72.5 millet ile ULUS olarak ortaya ciktigi, Gocmenlerden olusan KANADA nufusunun bile ULUS bilinci icerisinde oldugu bu donemde, Anadolunun Bagrinda yasayan ve kendisini dogdugu buyudugu topraklarin butunlugune adayan herkes ile bu ulkede (TURKiYE) yasanir.
Umarim Katil/katiller en kisa zamanda yakalanir.

serdarkus
20-01-2007, 21:57
Endeks hafta içi, zorlu 40 bin direncini geçti!
:cool:


-Hu hu.. komşu komşu duydun mu?
-Ne diyon Hatce bacı, bana mı ses ediyon!.
-Gız hele bi gel deyiverim gari
-Bi dakka dur gız, ocağın altını kapayım, yettim
-Çabuk ol gız, çatlamayasıca
-Yettim yettim, ne oldu. Yoksa bizim deli hatce yine gocasından dayak mı yemiş
-Yok gız sen de..

-O zaman Ayşe’nin gocası kıl Recep yine mi sarhoş geldi, demee..
-Nereden bileyim ben gız, öyle bir şey olsa duyardım elbet. Bırak şimdi zevzekliği de gulak ver bi yol
-Sen de çatlatırsın adamı vallahi. Çabuk de hadi. Yemeğim gecikecek. Daha fırına mercimek de goyacam. Akşama benim herif yemeği hazır bulmazsa, gene çıngar çıkarır. Gebermeyesice.. dellendi bu aralar.. azdı bu anam azdı.
-Sus hele gız. Bak diyom şimdi. Demin aşşağı mahalleden görümcem geldi. O dedi. Ona da kargagillerin Emine demiş.. sabah yukarı pazardan limon seçerken, limoncu gız kızmış buna, “gız ne mıncıklayıp duruyon, gocanın şeyi mi belledin onu, hasba!” Orada kapışmış bunlar, sonra diğerleri de işe karışmış. İş büyümüş.

-Eeee.. deme gız. Körolası çağa, sabahın köründe zırıl zırıl.. ben de gidecektim, koymadı ki.. Kaçtı, kaçtı.. zaten bende talih olsa..
-Sus hele.. sonra, bunları ayırmışlar. O ara çingen kızın kocası da gelmemiş mi.. eyvah, iş büyüyecek derken, bir de ne görmüşler..
-…
-Herifin umurunda bile değil. Bir rahat, bir rahat..
-N’olmuş ki?

-Ne olacak. Herif tezgahın önüne oturmuş, sigarasını çıkarmış, yakmış.. bir keyif ki, hereksin ağzı açılmış, öyle bakmış kalmışlar.
Nice sonra, herif başlamış konuşmaya. İlk lafı, “bitti artık bu iş” olmuş. Arkasından eklemiş, “Yırttık!”
-Töbe töbee!.

-Herkesde bir merak, çingen kızda iki.. “de hele herif, ne oldu” demiş. Herif, “Bitti avrat bitti.. artık limon falan yok..pazar mazar hiç yok..artık bize karada ölüm yok.. talih ki ne talih!”
-Allah, allah.. ben de merak ettim şimdi Hatce bacı. Ne olmuş ola ki?
-Ne olacak, meğer herif kumarcıymış, kız limon satar üç beş kuruş kazanır, o da parayı alır borsaya yatırırmış.
-Aneeeyy! Deme gıız, aynı benim herif gibi. Geçen anamdan kalan bilezikleri bile gizlice bozdurmuş benimki, gitmiş ihlas mı ne gözü körolası.. ondan almış.
-Sus bi de lafımı bitireyim..meğer herif ne etmiş nasıl etmiş, bir yerden duymuş.. tayyip var ya tayyip..

-Şu bizim tayyip mi, hökümetin başı
-He gız.. Hökümetin başı devletin başı olurmuymuş, olursa devletin başı ağrımaz mıymış.. işte bu sebepdir ki borsa mı ne garın ağrısıysa, üzerine karabasan gibi çökmüş, işte ihlas denilen şey de her neyse, o yüzden düşermiş
-Eeee..
-Şimdi tayyip avanesiyle hamamı mı ne gidecekmiş, güzel bir güsul abdesti alıp sonra diyecekmiş ki, “müjde ey halkım, devletin başı rahat etsin, ben sadece milletin başında galacam!”

-O da ne ola ki bilmem ama, eyi birşeye benziyor hatce bacı
-He işte, çingen gızın gocası da öyle demiş.. üç vakte kalmaz bu borsa gider demiş, gızın elinde avucunda ne varsa onları da almış, gitmiş..

-Demee.. keşke benim herife de deseydik şunu. Geç galdık mı acaba.. boynu kopası heriif, karnı acıksa o saat damlar eve de şimdi koydunsa bul. Küçük oğlanla gaaveye baktıram bi yol gari.. iki bilezik saklamıştım, versem mi.. nerede şimdi bu herif.. heriiif!.
-Dellenme gız şimdi. Benim uşağa demincek söylediydim, evin kirasını kaptı, koştu.. ben şimdi bi koşu gideyim de yukarı mahalleden bizim yetim Ayşeye de bi haber vereyim.. yazıktır gız, o da sebeplensin bari
-Sağol hatce bacı, ağzına sağlık. Ben şimdi şu herifi bulayım hemen. Boynu kopmayası… neredesin heriiif!

bikmisbroker
25-01-2007, 16:44
Siz ne yaptiniz bugun Diyiverin bakalim abiler!!
Isc den Tirstim, DOHOLden basim dondu,
YKBNK dan ise alt ust oldum.
Siz ne yaptiniz bugun be Abiler??

"Teknige inanma tekniksiz kalma" dedik,
Sogani ekmek ile yedik.
Alirken Urkek satarken Cesur idik,
Diyiverin Gari siz ne yaptiniz bugun abiler??

Bir Tur DOHOL, 3 Tur YKB yetti Gari,
Bu Hovardalik da yanimiza KAR kalsa bari?
11 Ayin Borsa sultani, geldi Bilanco AYI,
Diyiverin Bari, siz ne yaptiniz Abiler??

bikmisbroker
26-01-2007, 15:41
Kimi "Sanal" (http://www.arka-bahce.org/forum/showpost.php?p=8130&postcount=33)
Kimi "Fiktif" dedi.
Kedi Uzanamadigi ciger'e
"Murdar" derdi..

Belli ki islem Hacmi ve bu cikis,
Milleti "Gerdi"..
11 Ayin sultani "Bilanco AYI" geldi..
2 tane islemi (http://www.arka-bahce.org/forum/showpost.php?p=8117&postcount=96) "Cok gormeyin" be abiler!!

darius
26-01-2007, 16:03
Kimi "Sanal" (http://www.arka-bahce.org/forum/showpost.php?p=8130&postcount=33)
Kimi "Fiktif" dedi.
Kedi Uzanamadigi ciger'e
"Murdar" derdi..

Belli ki islem Hacmi ve bu cikis,
Milleti "Gerdi"..
11 Ayin sultani "Bilanco AYI" geldi..
2 tane islemi (http://www.arka-bahce.org/forum/showpost.php?p=8117&postcount=96) "Cok gormeyin" be abiler!!


valla svg Babo sabahtan beri özel msj ı fullediniz ,izahat verdim,
gene de anlaşılmadı galiba...

şimdi şiirdeki "gerilen kedi" ben miyim yaw!!!?:p


Not:bugün forum olağan dışı gergin galiba...:)

bikmisbroker
26-01-2007, 16:12
......................
Not:bugün forum olağan dışı gergin galiba...:)
Dun o 2 tahtadaki islemlerimi yazmakdaki amacim, her 2 tahtanin da "hopur hopur" oldugunu vurgulamakdi.
Size ozelden yazdigim (bugunki) DOHOL alislarimi da 2.54 den sattim.
YKB ler icin de yine ozelden yazdigim gibi (bugun) "Pacal" yaptim, ve pazartesi olusacak fiyattan satacagim.
(ilgili topicdeki yaziniz, Dun yazdigim islemlerin uzerine gelseydi, siz ne dusunurdunuz?)

darius
26-01-2007, 16:25
Bol kazançlar sevgili Babo...:)

bikmisbroker
26-01-2007, 16:35
"Borsada acilişlari ACEMi ler, kapanişlari USTA lar yapar."
xu100 kapanis;41.846.36
xu30;52.640.64

darius
26-01-2007, 16:41
"Borsada acilişlari ACEMi ler, kapanişlari USTA lar yapar."
xu100 kapanis;41.846.36
xu30;52.640.64

sadece borsada değil hayatta da öyledir
mevzuyu siz açtınız , ben kapattım...:wink2: :p :)

şaka yaw

serdarkus
27-01-2007, 16:26
Yakin zaman once Turkiyede idim..
Orada edindigim izlenimleri burada sizler ile paylasmak istiyorum.
(8 degisik baslik altinda)
Katkida (Menfi-Musbet) bulunursaniz sevinirim.

izlenim1
Bagdat caddesinde TURKCE tabela kalmamis bu uzucu bir durum.
"Coffee" "Chocolate" dan baslamak uzere akliniza gelen her konuda tabelalar yabanci isimlerden olusmakta..
Bu yabanci isimli tabela hayranligi o derece abartilmiski, yine kadikoyde bir pide salonu acan Karadenizli hemsehrim, tabelasina "Pide Dö Samsun" yazdirarak abarti ve ozentinin SINIRLARINI tavana vurdurmus..

Bir ay kaldın, gittin.. şikayet edersin. Peki biz ne yapalım, kimi kime şikayet edelim. Tam oniki ay burada, bu ortamda yaşıyoruz.

Güzel tesbitler, ben de bu konuda dertliyim zaten, yazarım dedim. Her birinden sekizer yazı çıkar -ki bu noktada forum ahalisinden eyvah denilidiğini duyar gibiyim, ben de işte burada buna eyvah derim- dedim ama yine yazamadım, güncelliği kaçırdım.

Olsun, yazılar gaçmıyo, memleket burada, garabetler ise daimi ki, aslında hepimizin bu garabetlere bir eyvah demesi lazım. (Bu noktada, çile bülbülümüm nakaratı gibi, tekrar gerekir , ben yaptırmayacağım. )

Yıllar önce, benim bebelerle İstanbul'da büyük alışveriş merkezlerinden birine gitmiştik. Daha kapıdan girer girmez, bebeler başladı, "acıktık!"

En üst kata çıktık, sıra sıra yiyecekler. Hangisi diye bakarken, gözüme çarptı, "Kebapchi"

Kanıma dokundu niyeyse. Mc.. ler, Burger.. ler tamam, alıştık, gayet normal ama, bir ""Kebapchi", bir "Pide Dö Samsun".. hala kabul edemiyorum.

Benim bebelere, "şu hariç, diğerlerinden istediğinizi gidip alın" demiştim.

Son yıllarda Atatürk'ü abartısız, yalakasız, gerçek haliyle sıfırdan yeniden keşfediyorum. Sakarya Savaşı sonrası..

“Gazi R.Eşref’e, “O müthiş Sakarya günlerinde şunu anladım..” dedi, “..zafer başlıbaşına bir amaç değildir. Zafer, kendisinden daha büyük bir amacı elde etmeye yaramalı, yeni bir alem doğmalı. Yoksa, boşa gitmiş bir gayret olur.

Sustu.

R.Eşref bu cümlenin anlamını idrak edecek kadar uyanık ve ufku geniş biriydi.Batının önünde uşakça duran, işbirlikçi, dalkavuk, kişiliksiz yöneticiler,askerler, diplomatlar, siyasetçiler, din adamları, istiklal düşüşncesinden yoksun aydınlar para için dğşmana hizmet edenler, bozguncular, son iki yüz yıllık yorgun yenik Osmanlı aleminin ürünleriydiler. Bu insanları üreten, yetiştiren düzen sürüp gidecekse, zafer gerçekten boşa gitmiş olur. Türkiye bu kafalarla yine bir gün batı önünde uşak ya da dilenci durumuna düşebilirdi.
..”

Demeyelim mi..
Bence hep birlikte bir eyvah! diyelim derim.

bikmisbroker
27-01-2007, 21:43
..............................
Güzel tesbitler, ben de bu konuda dertliyim zaten, yazarım dedim. Her birinden sekizer yazı çıkar -ki bu noktada forum ahalisinden eyvah denilidiğini duyar gibiyim,
.............................
Bana ne, bana ne, kabul etmem..
"YAZARIM" dedin bi defa, artik bekliyoruz.
Hem bu forum ahalisi oyle accaip bir ahali ki anlayincaya kadar anan agliyor, annadiktan sonra ise "Kafan" karisiyor..
Yani her 2 durumda da kendini "reset" lemen lazim!!:excited: :excited:

Bilmem annatabildim mi?

AnnE
27-01-2007, 22:02
Bana ne, bana ne, kabul etmem..
"YAZARIM" dedin bi defa, artik bekliyoruz.
Hem bu forum ahalisi oyle accaip bir ahali ki anlayincaya kadar anan agliyor, annadiktan sonra ise "Kafan" karisiyor..
Yani her 2 durumda da kendini "reset" lemen lazim!!:excited: :excited:

Bilmem annatabildim mi?

Bre Beylerdereli ;

Acaip olan ahali midir , yazılar mıdır , yazıları yazan ahali midir , okuyan ahali midir , alayı mıdır nedir ?

Duramaz ki , sekizer de olsa , sekiz kerre sekizer de ( kısaca altmışdört deniyor ) olsa yazacak...

Bilmem çok mu acaip bir soru oldu ?

Emin
28-01-2007, 00:18
Sekiz adet izlenimi bir çırpıda yapıştırmış kenardan seyre dalmış Bıkmış Usta.

Bir ara hatırı kalmasın, hepsine olmasa bile bir iki tanesine sırf onu sevindirmek için, (çünkü "Katkıda (Menfi-Müspet) bulunursanız sevinirim" dediği için) dilimin ucuna gelenlerden hiç değilse 1500 karakterlik bir şeyler yazayım dedim ama olmadı.

"Olmadı" dediğim de tam doğru değil; oldu olmasına ama güya düşünerek yazdıklarımı bu kez yeniden düşünerek okuyunca Usta'nın pek de sevineceğini sanmamaya başladım ve anlayacağınız üzere caydım.

Fakat, anlamadığım olumlu ya da olumsuz her katkıya neden sevinme gereksinimi duyduğu!

Sağ olsun, Serdarkuş abim bu izlenimlerin birincisinden başladığını, çok da akıcı bir şekilde, tam da ümüğünden tutarak "işgal izlenimleri"ni yazmaya başlamış, üstelik gerisini de getireceğini söylemesi üzerine vallaha ben rahatladım, umarım Usta'da sevinmiştir.

Ayrıca Sayın AnnE'nin 64 rakamının önüne ben de bir 8 rakımını korsam, ucu kendiliğinden borsaya değecek hangi "Rakımlı Tepe"nin hangi izlenime denk geldiğini, Serdarkuş abimiz sırası ve zamanı gelince okutur bize. Yoksa birazını okutmuş muydu?

Ben, bu sıralar seradan çıkmasam daha iyi olur.

Kuşkunuz olmasın, izlenimleri izlemeye geleceğim.

bikmisbroker
28-01-2007, 11:28
Bre Beylerdereli ;

Bu beylerderesi uzerine "yasadigim" ve fikra gibi olan bir olayi anlatmak isterim, ama sevgili serdarkus un da oldugu musait bir ortamda ve zamanda.;)

..............
Acaip ....
........................


Accaip..
Yazan...
Hayir yazan degil yazilan..
Hayir degil, degil, okuyan!! :confused:

Yine olmadi alayi miydi yoksa? :ds:*
Sekiz adet izlenimi bir çırpıda yapıştırmış kenardan seyre dalmış Bıkmış Usta.
.............................................
"Olmadı" dediğim de tam doğru değil; oldu olmasına ama güya düşünerek yazdıklarımı bu kez yeniden düşünerek okuyunca Usta'nın pek de sevineceğini sanmamaya başladım ve anlayacağınız üzere caydım.
..............................................
Sağ olsun, Serdarkuş abim bu izlenimlerin birincisinden başladığını, çok da akıcı bir şekilde, tam da ümüğünden tutarak "işgal izlenimleri"ni yazmaya başlamış,

Sevgili emin,
1500 karakterli "ufak katkilar" (menfi de olsa musbetde olsa) kesmiyor artik bizi.
3500 karakterde olsa 1 cirpida okunduklarindan olsa gerek?

BORSA dedigimiz bir memleketin AYNA si degilmidir?
Sekiz adet izlenim ile ilgili KATKILAR da bir sekilde MEVCUT ahval ve seriati yansitmayacakmidir?
AYNA da yansitan olduguna gore, demekki biz BORSA dan bahsediyor olacagiz..

Cok mu karistirdim???:friends:-

serdarkus
28-01-2007, 16:46
Bir tarafım da açıkta kalmamıştı ama Yakup Kadri’yi gördüm akşam rüramda. Dedim önce bir, hayırdır.

Hala kendi dünyasındaydı. Yokluktan varlığa geçişi yaşamış, varlıktan tükenmişliğe geçişe ise anlam veremiyordu. O mucizevi kurtuluş destanını yaratan milletin televole aymazlığıyla, ”ne yapabiliriz ki. Dört yandan sarılmışız. Borç batağına batmışız. Yapacak birşey yok ki..” teslimiyetini kabul edemiyordu. Baktım çok dertli, lafı uzatacak, yüz vermedim. Sabaha az kalmıştı. Lafı hemen gündeme çevirdim.

Borsada kurtuluş savaşı mücaddelesinde yabancıların yeri, durumu ve konumu. Adam kitabını yazmış, söyleyecek bir çift lafı vardır dedim. Kısaca dedi ki benim köylüler benim subayı anlamamıştı. Anlamaya da çabalamadılar, anlamadıklarını sorgulamamanın kolaycılığına kaçtılar.. garipsediler ve dışladılar. Dediler kısaca, “Yaban!”

Baktım oradan ekmek yok, döndüm arkamı birazdan kalkmak üzere, yattım.

Konu saf ve bakir değil. Hem ulusal, hem internasyonal. Ellenmedik mıncıklanmadık yeri kalmadı ama, hala bize çok yabancı. Nasıldı askeri tanımı, hah buldum, “yaptığı ettiğinden bellidir..”

‘Yabancı geliyi, yabancı gediyi.. yabancı gocaman şeyiyle gocaman gocaman işlem şey ediyi..’
deme gızz!.

***

Çok severim ‘yeniyim, acemiyim..ne olur akıl fikir’ verin çağrılarını. Buna yazılan cevapları ise çok daha bir candan okurum. Okurken yayılırım, dağılırım.. mest olurum. Bayılırım. Gocaman gocaman minik yazılar.. ‘yol yakınken kaç’ nasihatları.. ‘sen yenisin, Allah gurtarsın bari bacım’ replikleri. Araya serpiştirilmiş damardan, ince ve yalın tavsiyeler, sistem oluştur.. indikatör takip et.. tekniğe bak.. sağlam olmayanı alma.. benim yaptığımı sakın ha yapma! Hele bir de denilir ki, ‘yabancıları amman ha takip et.’

Olur goçum, ayıpsın. Demirci Akıncılarındanız ya.. Sakarya Savaşı öncesi komutan Halil Efe önderliğinde küffara Anadoluyu dar ediyoruz. Yakalarız kıstırırız bir tenhada, düşürürüz pusuya.. “Ceddin deden, neslin baban, hep gahraman..”

Kişi kendini bilmeli, ne yapacam değil ne yapabilirim demeli.. Birşeylerin var olması onunla mücadele edebileceğimiz anlamına gelmez. Girip de bir sittibakın işlemine bakmakla borsanın şifresi çözülmez.

Borsada iki tür yatırımcı vardır. Yön verenler, yön verilenler. Birinci sınıftan isek, no problemo.. yok değilsek, işte o zaman aracın neresinde oturduğumuzu bileceğiz. Sürücünün kucağında bile otururacak kadar yakınsak, yine de dikkatli olacağız ki çoğu zaman bu bile yetmez. Yön verenler bile anlık karar verip yön değiştirecektir ki.. deveden büyük fil var, güvendiğimiz deveyi sonra aprona bağlayıp ham yapar.

İşlemciyi sınıflandırmak için, çalıştığı artacı kuruma bakmak yetmez. Hele bir de bıyıklıymış, bıyıksızmış.. ben derim ki daha kesin ve pratik bir yol bulalım. Sünnetli- sünnetsiz diye ayıralım. Çok daha iyi fikir verir.

Fikir benden, uygulamayı nasıl yaparsınız artık, o basit kısmı da sizden.

Bu fikir de hadi bu aleme benden bir katkı olsun!

:cool:

AnnE
28-01-2007, 19:12
Sünnete göre tespit meselesini tuttum. ( sadece öneriyi tuttum...!!! )
Lakin yeni problem şu olacaktır ki , hesap sahipleri kadın olursa nedecez..
Bıyık zaten yok , sünnet meselesi hayli karışık. Bi bakıyım desen sopa yeme riski oldukça fazla.

bikmisbroker
28-01-2007, 20:24
Bu fikir de hadi bu aleme benden bir katkı olsun!
Not aldik, bu alemde bir "indikatorumuz" daha oldu.
Sünnete göre tespit meselesini tuttum. ( sadece öneriyi tuttum...!!! )
Lakin yeni problem şu olacaktır ki , hesap sahipleri kadın olursa nedecez..
Bıyık zaten yok , sünnet meselesi hayli karışık. Bi bakıyım desen sopa yeme riski oldukça fazla.
Belli ki bir oneri de sevgili AnnE mizden gelecek amma, (sanki) "konuya nerden girsem" der gibi geldi bana?
Yoksa bi kenara cekilip sesimi kesip, yazilanlarimi okusam sadece??

Bilemedim ki..

darius
29-01-2007, 09:38
Acaip olan ahali midir , yazılar mıdır , yazıları yazan ahali midir , okuyan ahali midir , alayı mıdır nedir ?

Bilmem çok mu acaip bir soru oldu ?


Sabah sabah gene çok güldüm ...:p
Bu BahÇe süper ya...

Bilmem mi...;)

serdarkus
29-01-2007, 21:32
......
Demeyelim mi..
Bence hep birlikte bir eyvah! diyelim derim.

On sene kadar önce, İzmir'de bir seminere katılmıştım. Konuşmacı, Amerika'da bir üniversitede kürsü başkanı bir Türk. Ömrünün yarısını orada geçirmiş.

Adamcağız doluymuş, konuyu ne yaptı etti, konuyu yabancı dile getirdi. Ne beklersin normalde bu kariyerden, ingilizce iyidir iyi, aferin öğrenin demesini.. oysa sazı bir aldı eline, başladı, "anlam veremiyorum, akıl erdiremiyorum. Yabancı dil öğrenmek başkadır, eğitimi yabancı dille yapmaka çok başkadır. Tüm memleket İngilizceyle yatar kalkar olmaz. İngilizce eğitim ne demek. Ancak sömürgelerde olur bu.."

Maaşallah, otuz senedir ingilizce öğreniyoruz, en kabiliyetlimizin geldiği seviye, çarşıda pazarda baldırı bir çıplak turist gördüğümüzde, vışş.. değilde wıshhh.. diyebilmek. Aferin bunu diyebilen bize.

Milano'da İngilizce konuşanı bırak, bir tek tabela ya da menüde tek bir ingilizce kelimeye rastlamadım. Turist kaynayan Venedikte ise, yine en önce İtalyanca gelir, daha sonra İngilizce vardır menüde.. Paris'te ise, milliyetçisine rastlarsan, ingilizce hele bir konuş ta gör bakayım noluyo..

Kababchi ya da Pide Dö Samsun yazanı da çok ayıplayamıyorsun, adamın kültürü, eğitimi o kadar.. zaten müşteri o yazıya geliyorsa, kimi niye ayıplarsın ki.. mesela, şu kelimeye bak, 'İhlas'.. ne kadar yalın, banal ve törkiş.. oysa gayrimenkulü yaptılar, YeYe.. yemede yanında yat.

İhlas 'ı da yapacan İhlash.. sen işte asıl o zaman n'oluyo, gör bak.
Bu aleme fikirlerim helal olsun derim!

serdarkus
29-01-2007, 21:41
Bir tarafım da açıkta kalmamıştı ama Yakup Kadri’yi gördüm akşam rüramda. Dedim önce bir, hayırdır.

.....
Bu arada,
Babo'da rüyasında Carmen Electra'yı görmüş diye duydum.

Ne diyeyim. Daha iyilerine layıktır der, şansımı sever, rüyamın speğine teessüf eder, çek ulan elini benim şeyimden derim!

bikmisbroker
29-01-2007, 21:58
Ey ahali, bakmayin serdarkusumuzun boyle serzenisde bulunduguna, 2.0 lara yakin yerden DOHOL aldigini, aldigi dakkika bana yazmisti.
Merak ettigim, O DOHOL leri nereden (hangi fiyattan) sattigi dir!! Ser verir SIR vermez, sesiz ve derinden islem yapar..
iHlash ha.. :;ohohoh :;ohohoh

serdarkus
29-01-2007, 22:12
Bana ne, bana ne, kabul etmem..
"YAZARIM" dedin bi defa, artik bekliyoruz.
Hem bu forum ahalisi oyle accaip bir ahali ki anlayincaya kadar anan agliyor, annadiktan sonra ise "Kafan" karisiyor..
Yani her 2 durumda da kendini "reset" lemen lazim!!:excited: :excited:

Bilmem annatabildim mi?

Annadım da.. tam olarak anladıktan sonra, son birkaç sayfayı da bir kez daha okuyınca, önce bir çorba kaşığı sirke içtim sonra oturdum bilgisayarın başına. Hani kız gerdek sabahı AnnE 'sini aramış ya, “AnnE 'ciğim, bana dediklerin bir bir sırayla gerçekleşti, ama sanırım sekiz doğuracağım!”

Sekiz kere sekiz kaç ederi bizim küçük Temel 'e sordum, bilemedi. Hocası da öyle dedi, uğraşma hiç, o bilmez!. Geçen sene kafaya koymuş, çocuğu sınıfta bırakacakmış. Köyün ileri gelenleri araya girmişler, çocuğun kaderiyle oynama demişler. Hoca ne yapsın, kıramayacağı kişiler. "Tamam ama tek bir şartla.. yarın akşam köy meydanında toplanın. Temel'i sözlü yapacağım, tek bir soru soracağım. Bildi geçer, bilemedi çakar."

Akşam köy meydanı mahşeri kalabalık. Küçük temel heyecanlı, ama sabaha kadar da uyumamış, çok iyi çalışmış.

Hoca sormuş, "Söyle bakayim, iki kere iki kaç eder" Halkta heyecan, uğultu son safhada.
Temel düşünmüş, düşünmüş.. nice sonra cevaplamış, "dört eder hocam"
Koca meydan, ses kesilmiş.. tık yok. Bekle, bekle.. sonunda tüm meydan bir ağızdan başlamış, "bir hak daha ver hocam, bir hak daha ver hocam.."

Zombiler topiğinde normal mi olacaksın.. emerler adamın beynini, yersen!.

Sirke mi.. hani genç fingir rahibe soluk soluğa koşmuş, “Sayın başrehibe, Arka Bahçe'de bir sürü herif beni yakaladı ve ırzıma geçti, ne yapayım şimdi”
-"Bir fincan sirke iç kızım"
-"Emin misin. Bu hamile kalmamı önler mi"
-"Onu bilemem ama en azından yüzündeki şu mutlu ifadeyi değiştirir."

Bu yazıyı parmaklarımla yazdım, beynimin bir katkısı yok!

AnnE
29-01-2007, 22:52
Lamn oğlum demiş ööretmen , sekiz kere sekiz altmışdort , bilemedin altmış , sen 48 i nerden cıkardın!!!

İster inanın ister inanmayın ( bence inanmayın ) ne sirkeye taktım kafayı , ne rahibeye ne de bir sürü herife... O bir sürü herifin yaptıklarına hiç takmadım kafayı ( hemi valla hemi de billa ) . Fincanı zaten görmemezlikten geldim ; lakin...o mutlu gülümseme var ya o mutlu gülümseme...

Atalar der ya GÜLÜMSEME İKİ KİŞİ ARASINDAKİ EN KISA YOLDUR diye ;

Kemal Burkay damara salmış ;

Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir Akdeniz olur
Gülümse ....

bilmem gülümsemeyi bırakıp o ''bir sürü herife sırıtsam mı ?

bikmisbroker
30-01-2007, 03:43
............................................
Temel düşünmüş, düşünmüş.. nice sonra cevaplamış, "dört eder hocam"
Koca meydan, ses kesilmiş.. tık yok. Bekle, bekle..
sonunda tüm meydan bir ağızdan başlamış, "bir hak daha ver hocam, bir hak daha ver hocam.."..............................................

.
..
...
....
.....

Sonunda 1 hak daha vermismi hoca? Devamini Yazacaksin degilmi??
Merak ediyorum da..:;dedektif

kasved
30-01-2007, 23:55
AKP 'karasabana' döndürdü

MEHMET EMİN BERBER

DATÇA - Tarımda AKP ve IMF dayatmalarıyla uygulananan politikalar, üreticinin belini büktü. Datça'nın Yazıköyü Belen Mahallesi'ndeki üreticiler, artan maliyetler nedeniyle yıllar önce bıraktıkları karasabana döndüler. Belenli çiftçi Beydoğan Ballı , "Artan maliyetlere yetişemiyoruz. Mazotun yanına yaklaşamıyoruz. Rençberin durumu içler acısı. Tarım çöktü diyorlar. Tarım viran oldu. Tayyip Erdoğan görsün bu halimize de çare bulsun" dedi. İki ineğini çifte koşarak erken gelen baharla birlikte tarlasının tavlandığını söyleyen Ballı, kendisi gibi diğer üreticilerin de karasaban ve pulluğa döndüklerini söyledi.

flz
01-02-2007, 20:09
:) “Bir yaz günü uyuya kalmışım. Kendimi, rüyamda önceleri epey vakit geçirmiş olduğum Nev-York şehrinde buldum. Aradan uzun yıllar geçmiş, 2050’li yıllara gelmişiz. Broadway’den aşağıya yürüyüp meşhur Times meydanında vardım.Gözlerim aşina olduğum koskoca Amerikan sigarası, Amerikan arabası reklamlarını arıyordu.Evet gene o kocaman, dev bina büyüklüğünde reklamlar vardı. Fakat hayret, gözlerime inanamayıp bir daha baktım. Bir ulu binanın tüm yüzünü kaplamış dev levhada, Türkçe olarak (!)
Nefis Rize Çayı, İşte Hakiki Çay yazıyor. Yazının yanında lale biçimli, ince belli, cam bardakta tavşan kanı bir çay resmediliyordu. Sadece en dipte küçüçük harflerle İngilizce olarak Drink Real Tea eklenmişti.

Büyük görkemli bir binanın üzerinde yanıp sönen ışıklarla Türkçe olarak Alışveriş Merkezi yazılıydı. Car Merkezi, Flower Merkezi, Furniture Merkezi, Hair Merkezi,…merkezi de merkezi…Amerika’da her yanı bir merkez lafıdır kaplamış gidiyordu.

…..dolaşıp dururken yorulmuşum. Üstünde Jimmy’s Kahvehanesi yazılı, şemsiyeli masaları sokağa taşmış sakin bir yer gördüm, gidip bir masaya oturdum. Gelen görevli Türk olduğumu öğrenince arsız arsız sırıttı, bir iki kelime Türkçe bildiğini gösterme çabasına girişti. Kola yokmuş, ithal malı soğuk bir Susurluk marka ayran getirdi…”

….

“Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene” meğer meşhur sözün, birinci kısmı da varmış….

Atatürk’ün Türk bilimci ve eğitimcisine vasiyeti:
“Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçe’nin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.”

Bir Nev-York Rüyası
“Bye-Bye” TÜRKÇE
Oktay Sinanoğlu
…..
Sn. bikmişbroker..konunun üzerinden bir hayli zaman geçti ama…benim katkım da bu kitaptan alıntılar olsun ….

Pide dö Samsun veya kebabchi , bir sonrası Bağdat Caddesi , Nişantaşı, Nev-York Bagel karşısı Symyth Sarayı….

….
“Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir” M. Kemal ATATÜRK 1930

damarlarda tıkanıklık zihinde bulanıklık olmayan, sağlıklı günler temennisiyle….

bikmisbroker
01-02-2007, 21:28
Symyth Sarayı….


Bana bir fikir verdi bu..
Kanada da "Symyth Palace" acsam mi acaba?
Hem Franchising de veririm:D:D

flz
01-02-2007, 22:56
Bana bir fikir verdi bu..
Kanada da "Symyth Palace" acsam mi acaba?
Hem Franchising de veririm:D:D

Arka Bahçe üyelik bilgileri (flz)

Yaşadığınız yer : İstanbul
İşiniz :symyth table tasarım, imalat, pazarlama ve ihracatı....;)

dentist
03-02-2007, 10:57
Olayı aşmışlar artık.

343

buena vista
03-02-2007, 14:12
A.A.

Diyanet-Sen Genel Başkanı Ahmet Yıldız, 9 bin caminin imam, 5-6 bin caminin de kadro beklediğini söyledi.

Yıldız, sendika yönetim kurulu üyeleriyle İlgi Residence Hotel'de düzenlediği basın toplantısında, yetkili sendika oldukları 3 yılda din görevlilerinin mali, sosyal ve hukuki haklarında yaşanan kazanımlar hakkında bilgi verdi.
Sağlanan kazanımlara rağmen din görevlileri ile yardımcı ve teknik hizmetlerde çalışan bin 500 Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanının üvey evlat muamelesi gördüğünü savunan Yıldız, “9 bin cami imam, 5-6 bin cami kadro bekliyor” dedi.

Yıldız, Kuran kurslarına 12 yaş sınırı getirilmesi, meslek liselerindeki katsayı uygulaması, imam hatiplere ilginin azalması nedeniyle çocukların yeteri kadar dini bilgi alamaz hale geldiklerini ve bir manevi boşluk oluştuğunu anlattı. Ahmet Yıldız, Hrant Dink cinayetinde, annesinin, “dua okumasını bilmediğini, hiç oruç tutmadığını” söylediği zanlının, böyle bir manevi boşluk içinde olmasının da etkisi olduğunu kaydetti.

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Yıldız, din görevlilerinin Diyanet İşleri Başkanlığı dışındaki kurumlara geçişiyle ilgili soru üzerine şöyle konuştu: “Din görevlileri de 657'ye tabi kamu görevlileridir ve diğer kamu görevlilerinin tabi oldukları hükümle tabiler. Diyanet gibi Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı da devlet kurumlarıdır. Din görevlilerinin diğer devlet kurumlarına geçmek istemesi doğal karşılanmalı, bunun ayıplanmasını doğru bulmuyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı branş, tahsil durumu gibi kriterlere bakarak personelinin çok sınırlı bir şekilde geçişine izin veriyor. Hiçbir kamu görevlisine bu konuda sınırlama getirilmesini istemiyoruz.”

“TEPKİ CUMHURBAŞKANI'NA DEĞİLDİ

Sümerolog Muazzez Çığ'a verilen ödül sonrasında yaptığı açıklamalar nedeniyle hakkında soruşturma açılmasıyla ilgili soruyu da yanıtlan Yıldız, “Bu tepki köşke ve Cumhurbaşkanı'na değildi. Devleti temsil eden bir kurum ve kişiye yönelik bir tartışmada taraf olamak istemeyiz. Ama mabedimize uzatılan dile karşı sessiz kalamazdık, kalamayız” dedi.

nimik yorum: ülkemizin tek ve en büyük sorunu !

buena vista
07-02-2007, 22:23
Tutuştuğumuz lades.
İşi gücü bırakıp
Mezarlığa nazır
Bir eve taşındım.
Ölüm, sen beni aldatamazsın,
Aklımda!"

Zincirlikuyu Mezarlığı'nın kapısındaki "Her canlı ölümü tadacaktır," yazısından sonra Zaman'dan Hasan Sutay, Behçet Necatigil'in Lades şiiriyle konuya noktayı koyuyor.

serdarkus
09-02-2007, 22:57
Ey ahali, bakmayin serdarkusumuzun boyle serzenisde bulunduguna, 2.0 lara yakin yerden DOHOL aldigini, aldigi dakkika bana yazmisti.
Merak ettigim, O DOHOL leri nereden (hangi fiyattan) sattigi dir!! Ser verir SIR vermez, sesiz ve derinden islem yapar..
iHlash ha.. :;ohohoh :;ohohoh

Ben masumum
Al diyor alıyom, sat diyo satıyom. Ben bunu hep yapıyom.

İnadımla inatlaşıyorum, sazanlığımla zıtlaşıyorum.. birini okuyup sapıtıyorum, diğerine bakıp atlıyorum. Kendimi çok bilir sanıyorum, kendisine genelde mahcup oluyorum. Ben bunu hep yapıyorum, ama sonunda o haklı çıkıyor.

Kendisine sistem diyor. O da her ne demekse!

serdarkus
09-02-2007, 23:05
izlenim2
AB uyum yasalarinin-suclu lehine yarattigi- degisikliklerin Polisimize yan etkisi olmus, (yakaladiklari suclularin hemen arka kapidan saliverilmesi) Kap kaccilik ve suc orani artmis. Kiminle ne konussam hemen kendisinin ve/veya yakinin basindan gecenleri anlatiyor.
Tamam istanbul NUFUS olarak artik ZIVANADAN cikmis vaziyette ama bu durumun bu derece kotulesmesi iyi degil.

Dün sabah işyerinden bir çalışan, gece eve hırsız girdi dedi.

Uyurlarken girmiş, iki katı dolaşmış, cüzdanla deri ceketi almış, araba anahtarı ve cüzdan içindeki işyeri kimliği giderken pencere kenarına bırakmış (sadece bu yüzden, hayır dua da aldı.. dedim ki demek hırsızın anası çocuğuna çok dua etmiş oğlum hayırlarla anılasın diye vakt-i zamanında), sonra yan komşuya uğramış, lcd tvyide sırtlamış gitmiş.. büyük ihtimallle çıkarken yatanların alnına birer öpücük de kondurmuştur, ne de olsa artık hırsızlarımız Cumhuriyet devri çocukları, hepsi de en azından bir ilk mektep bitirme mecburiyetiyle yetiştirildiler.. okumuş çocuklardır hepsi abisi. Medeniyetin gözünü seveyim, ne o eskiden at üzerinde yol kesip kervan soymalar.. giremezdik abeye kalsaydık eğer o cahillikle!.

Hep derim, Yüce Rabbimin sevdiği kullarını yetiştirdiği otlaklardanız.. meee!

serdarkus
09-02-2007, 23:17
..

Hep derim, Yüce Rabbimin sevdiği kullarını yetiştirdiği otlaklardanız.. meee!

Son bayram tatilinde Ayvalık’ta bir mola vermiştik. Dikkatimi çekti demeyeceğim, ürpertti. Kasabanın tüm duvarlarında tam büyük boy ilan, Jandarma bildirgesi.. halkı uyarıyor, hırsızlıklara karşı alınacak tedbirler, sıralamışlar altalta. Hani şu büyük market araba parkyerlerinde olanlara benzer… tedbirini al, yatarken kapını pencereni kilitle, parmaklıklar yaptır, sonra gelip de başıma maydanoz olma. Kazara başına bir şey gelse, üstüne bir de fırça yeme durumları da var yani.

Evimizin kaçıncı katta olduğun önemli değil. Bir gece ansızın gece uyurken evine girilebilir. Her gün duyuyoruz artık, sıradan muhabbetler oldu. Eve girildi, bu çok normal artık.. ha, öpüldün öpülmedin, o işin heyecanlı televole kısmı. El öpenlerin çok olsun derim ben, goçum!

serdarkus
09-02-2007, 23:26
....
El öpenlerin çok olsun derim ben, goçum!

Huyumdur, olayı geçerim, derinliğine dalarım. Zaten akşam da yine bir ziyarette, yine bir mecburi tivi seyirde, baktım ki gocaman gocaman adamlar oturmuş derin devleti tartışıyorlar. Tüm haber başlıklarında da zaten, falan manken şeyini azıcık örttü haberleri arasındaki tek ciddi –gibi- başlıklarda da derin devlet muhabbetleri vardı. Hah dedim tamam, rauf tamerin otuz senedir dediği, yeni memleket “cambaza bak”larının gündem konusu demek ki bu. Gocaman gocaman adamlar, oturmuş halkla birlikte hep birlikte günlerdir bu konuyu tartışıyorlar. Halkım da karşısında ihlasın derinlik değerleri var sanki, ööyle heyecanla bakıyor.

Benim gece evde uyuma özgürlüğüm yok, gocaman gocaman adamlar oturmuş devletin derinliklerini tartışıyor. Çok da şeyimdeydi sanki. Tartışsana artan hırsızlığı, tartışsana trafik terörünü, tartışsana kapkaçı problemini ve en önemlisi de güvenlik güçlerinin niye, nasıl ve kim tarafından hangi sebeple etkisiz hale getirildiğini. Çünkü bu boşvermişlik bireysel değil, sistemin sorunu.

Bu konuların sorumlusu olup ta tek bir gün çözümünü düşünmemiş, tartışmamış, uğraşmamış kişilerin aynı belaya kendilerininin uğradığını gördüğümde, bir oh oldu diyerek yazıyorum uzun zamandır ki.. işte ilahi adalet diyorlar buna, yazılı olmayan o ilahi hukukta.

İşte adam elinde 40 bin adet ihlasla sekiz senedir tüm varlığını yatırmış ve bitirmiş, hala umutla ve sabırla bekliyorsa.. beklesin, her zaman bir umut vardır derim. Ne zaman ki bu sekiz sorun da halledilir, sonrasında işte ona da sıra gelir. Ha denilirse ki ne alaka, sap saman mı karıştı ola,, işte ben de derim ki o zaman, popstar galaktikadaki saylon ablan gurban olsun sana!

meraklı
17-02-2007, 13:22
derin devlet mi, derindeki devlet mi

Sevgili ülkemizde borsa işlem hacmini artırıyor, altın düşermiş gibi yapıyor, kimileri hala ekmek alamıyor, kimileri gecede 500-600 ytl harcayabiliyorken, yine sigaraya ötv geliverdi. 16,67oranında artırılan ötv miz aslında hoş bir mesaj veriyor...Hadi artık bırakın şu acı veren illeti. Diyorlar ki sigara içen ölüyor da su içen ölmüyormu.Cem Uzan bile parti seçim propagandalarına başlamışken aklıma dinlediğim bir anlatı geliverdi.

Esekler köydeki semerciden çok sikayetçilermis. Semerci hiç iyi semer
yapamiyormus. Eseklerin sirtlari kanli yaralarla doluymus. Esekler
toplanip yeni bir semercinin gelmesi için dua etmisler.
Hikaye bu ya dualari da kabul olunmus ve gerçekten köye yeni bir
semerci gelmis.Ne var ki bu semerci de esekleri rahatlatacak semerler yapamiyormus,
yaralar azalacakken artmaya baslamis.
Esekler yine toplanip, köye yeni bir semerci gelmesi için dua
etmisler.Ve gerçekten mevcut semerci köyden ayrilmis, yerine baska bir semerci
gelmis. Esekler her semerci degisikliginde oldugu gibi yine çok
sevinmisler.
Ama çok zaman geçmeden yeni semercinin de çok farkli olmadigini,
semerlerin gittikçe daha da kalitesizlestigini, yaralarinin ise
kötülestigini görmüsler.
Semerci gitmis, semerci gelmis. Her seferinde esekler yeni semerci
gelmesi için dua etmisler.
Bu hikaye kaç semerci degisene kadar böyle devam etmis bilmiyorum.
Nihayet bir gün esekler toplanip, eski semerciden kurtulmak için degil de
eseklikten kurtulmak için dua etmeye baslamislar.


Mini Yorum: nerde kalmıştık -search-.

bikmisbroker
22-02-2007, 17:30
Açık Teşekkur...
Hafta basi (Pazartesi) ile Bugun (perşembe) arasinda her ne oldu ise olan,
Borsamizi 4-5 bin puan dalgalandiran,
Merill Linc'e
IsC deki Blok satiş'a

"Battik Bittik" diye yazma sinirina gelen Basinimiza,
(Ben dahil) Destek, Direnc diyen Teknik analiz uzmanlarimiza,
Gap var, Gup var diyen Yorumcularimiza,

Panikleyip en dipten MAL satan yatirimcimiza,
(Ben dahil) Butun Üstadi Azam Muazzamlarimiza,
Forumlarda yazan çizen ve piyasa oluşturan herkese,

Bakirkoyden Ayşe, Lale, Jale ye,
Istinye den Mehmet, Hasan ve Huseyin'e,
Izmirde askerlik gorevini yapmakta olan sevgili Yigenim Ahmet'e,

Velhasil herkese tesekkuru BORC bilirim.

42500 ler civarinda alinan mallar 44.000 e yakin noktalardan elden cikarilmiştir.

Sahi nerede kalmistik??

Son soz; Teknige inanma tekniksiz kalma

serdarkus
23-02-2007, 22:25
"Ustaların ne yapacağını –belki- kestirebilirsiniz, ama borsa amatörlerle doludur."

43636 idi, 43591 oldu. Hafta başı sonu fark ne kadar masum bir 45 puan gözüküyor ki.. aslında şimdi “ iyi de ağam peki biz bu kadar şeyi ne ettik de ne etmeye yedik” demenin yeridir. Ama bunu bir de haftayı seanslarda yaşamayarak yaşayanlara sorarsak, işte o ne yaptığını bilir, ne de kime ne sunturlu küfür yedirdiğini.. iyi gelir, yersen!

Fenerliler için,
Seanscılar için,
Ewciler için..
Yani.. canı bu hafta çok fazla acıyanlar için,

Onulmaz yaralara,
Derdine derman arayanlara,
Yarasına merhem arayanlara..
atamın diyarından N.Güngör yazmış.. okuyup uygulayalım derim. Seç beğen.. valla iyi gelir, tabii ki yersen!.

ÖPEREK İYİLEŞTİRME YÖNTEMİ!
Bundan yarım yüzyıl önce, Malatya’nın hemen her evinde uygulanan birtakım tedavi yöntemleri vardı. En birinci tedavi yöntemi öpmeydi, mesela! Küçük çocuklar bir yerlerini incittiklerinde hemen annesine, ablasına ya da başka bir büyüğüne koşar, ağlamaklı bir ses tonuyla “uf oldu!” diye ağrıyan yerini gösterirdi. O zaman çocuğun gösterdiği yerine uygulanan tek tedavi yöntemi vardı: Öpme! “Getir çağam, öpem de iyileşsin,” denilir ve neresinden şikâyeti varsa orası öpülürdü. Böylece hem çocukla kestirmeden ilgilenilmiş olunur, hem de fırsattan yararlanıp bir kez daha öpülmüş olurdu. Çoğu çocuk derhal ağlamayı keserdi öpülünce. Yalnız ilgi çeksin, sevilsin diye bu yola başvuran çocuklara da rastlanırdı bazen.

ABÜLVAHAP’A KURBAN ADAMA
Çocuğu olmayan genç hanımlar Abdülvahap’ın türbesine götürülüp orada kurban vaat edilirdi. O gözüm nuru, kutlu kişinin kadın doğum uzmanlığı nerden geliyordu, bilemiyoruz; orası biz fanilere karanlıktı. Söylenceye göre bunlar ulu erenlerden ........

KORUCUK ZİYARETİBilindiği gibi Korucuk’a akıl hastaları, başka deyişle “deliler” götürülürdü. Zor ve zahmetli bir gidiş olmadığı için, biraz da eğlence, piknik havası içinde geçerdi bu yolculuk. Ya birkaç aile bir kamyona doluşur ..…......

SÜLÜK YAPIŞTIRMA
Yetmişli yıllarda Mısır Çarşısı çevresindeki dükkânlarda sülük satıldığını görünce, sülükle tedavinin yalnızca .........

TUZ ÇEVİRME
Tuz çevirme hangi hastalığa karşıydı? Baş ağrısı mı, vücut kırgınlığı mı, yoksa psikolojik sorunlara karşı ..........

KULUNÇ KIRMA
Kulunç kırma, sanırım bedensel hareketsizlikten doğan ağrılara, eklem sorunlarına, kas tutulmalarına karşı .....

AYIYA ÇİĞNETME
Bu işlem için, sokaktan geçecek ayıyı beklemek gerekiyordu. Sokaktan da sık sık ayı geçmiyordu elbet. Yılda, bir ya da iki kez… Ayı oynatan bir .....

MUSKA YAZDIRMA
Muska yazdırma, ruhsal ve duygusal sorunları giderme amacına yönelik olarak çok geniş bir

DEYİN ETİ
Bilindiği gibi yerel dilde sincaba “deyin” deniliyor. Eski evlerin bağlarında bahçelerinde deyine .....

DEVE SALYASI
Tedavi konusunda bir boşinanç da, deve salyasıydı sanırım. Bunun hangi hastalığa iyi geldiği vehmedilirdi? Fiziksel mi, ruhsal mı? .......

KORKU OCAĞI
Eskiden Malatya’da, rüyasında korkmuş çocukları ya “korku ocağına” götürürler, ya da hocaya okuturlardı. Korku ocağı .......

YAĞLA PEKMEZ
Malatyalının ezeli ve ebedi ilaçlarından biri, tereyağıyla pekmezdir! Kışın aylarında hemen her evde bir iki kez yağla pekmez kızdırılırdı....

ERİK SALÇASIYLA KAHVE
Erik salçasının Malatya’daki adı, “erik ekşisi.” Adına kayaeriği denilen, sarı renkli, diş kesmeyecek kadar çok sert bir eriğin kaynatılmasıyla ....

KURU ŞİŞE
Başka yörelerde “kupa çekmek” diye nitelenen işlem, .....

BEYAZ HIYAR
Şimdilerde yaz kış manav tezgâhlarında salatalık, yani hıyar bulunuyor; oysa eskiden yalnızca yaz aylarında ......

GAZYAĞI
Kışla birlikte gelen hastalıklardan biri de ......

TAZE KOYUN GÜBRESİKoyun gübresinin yalnızca tarım yapılan toprağa atıldığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz! ......

SARIMSAK, SAÇKIRANA KARŞI!
Sarımsak, .....

KABAK ÇEKİRDEĞİ
Kabak çekirdeği genelde eğlencelik olarak bilinir; ama halk arasında tedavi edici özelliğinden de yararlanılırdı. .......

DUT KURUSU TÜTSÜSÜ
Eskiden kâğıt mendiller de yoktu böyle… Kimilerinin çevre, kimilerinin yağlık dediği kumaş mendiller vardı. .......“

http://www.malatyahaber.com/haberler/templates/malatya.asp?articleid=9771&zoneid=9&y=32




Sözün özü:
a)Gaybedilmiş gupanın davası olmaz.
b)Annemizin liginde bey olmak elaleme rezil olmaktan iyidir.
c)Fenerliler, siz ayıya çiğnetin. Daha doğrusu, ayı sizi çiğnesin.
d)Benim favorim öperek iyileştirme yöntemidir.
e)Öpen olma öpülen olmak daha iyidir.
f)İhlascılar..bize muska yazdırmak bence daha iyi gelir.

Haaa... ihlascılar.. ben muska yazdırmadan önce yine de iyice bir organize olalım derim!.

hakan
24-02-2007, 10:01
Findik

Her derde deva

Tabi yersen

Son günlerde en güzel reklam olarak dikkatimi cekti. :;cadikazani

serdarkus
02-03-2007, 22:56
“Gahaceen yere oturma” derler benim memlekette. Bende bir oturudum mu bir daha kalkmam hocam seansın başına. Hatta hiç unutmam bir kere bir oturmuştum, gıpırdatana aşkolsun. Hanım geldi.. bebeler geldi.. gaynanam geldi.. baldız geldi.. hatta msneme ziyaretci cıngılı geldi.. affedersiniz şeyim de geldi amma, yine de kalkmadım. Zaten o seans endeks de kalkmadı, ben oturduğumla kalakaldım, valla be hocam!.


Bu hafta seanstaydım.. ne yaptım dersiniz be abiler!

Sabahın köründe kalktım. Gözüm kör olmuş dünden, zor görür. Hazırlandım, gardımı aldım. Destek ve direnç çizgilerini cetvelle bir daha kontrol ettim. Sağ elimin işaret parmağıyla bir çektim, bıraktım esnekliğini iyice bir kontrol ettim. Dedim eyi, bugün endeks yeterince esner. Sonra efendiim..

Baktım iki gademe galdırdılar. Dedim ulan deyyuslar, siz gelirken biz gidiyorduk. Vurdum nalına, çaktım mıhına. Gardımı aldım, bastım üçbeş lot, baktım tırstı adiler. Dedim bir daha yamuk yapmayın abinize.. o gadar!

İki bin puan göçerek kapattı. Dedim sakin ol oluum, bunun rövanşı da var. Zamanı geldi, ikinci seans başladı. Baktım bu sefer yukarı giydiriyorlar. Uyanıkım ya..gaçar mı benden. Ben de bunun üzerine.. baktım eloğlunda cinlik var.. hele vardım dedim..yettim be goçum..

Sonra efendim, baktım çaktırmadan alıyolar.. ben de verdim dibine dibine.. işe bak, adamlar pes etmiyorlar. Dedim layn ne etceniz bu gadar malı.. daldım alttan..

Hep ben derim, ne varsa ihlasda var.. taş mı oldum be olum, acda pekkan mısın.. fırtına geldi de milim gıpırdatamadı yerinden.

Sonra efendim, döndüm daldan gopan guru yapraga.. leylim leyy!.. vara vara bir gara yapraga.. leylim leyy!.

Gözüm kan çanağı gibi oldu ama değdi be goçum. Yenildim ama ezilmedim. yalanım varsa avrupada gupa govalayan fener gibi olayım.

Haftaya yine ihlas ağırlığını goydu, netekim.. ben, paşamı everelim artık, çok geç olmadan derim!
:cool:


Not: Bu yazıyla, seans takip etmenin borsayla başetmek için tek başına yeterli olmadığı.. zaten, mutlaka önceden sistemli olarak yapılacakların ve yapılamayacakların irdelenmesi ve her ihtimalin mutlaka önceden hesaplanıp kabul edilmesiyle, sonuçta bütün olarak kayıbın da kazancın da oyunun –keyifli bir- bir parçası olduğunun unutulmaması gerektiği, becerilebildiğince amaçlanmıştır.

AnnE
02-03-2007, 23:41
Not: Bu yazıyla, seans takip etmenin borsayla başetmek için tek başına yeterli olmadığı.. zaten, mutlaka önceden sistemli olarak yapılacakların ve yapılamayacakların irdelenmesi ve her ihtimalin mutlaka önceden hesaplanıp kabul edilmesiyle, sonuçta bütün olarak kayıbın da kazancın da oyunun –keyifli bir- bir parçası olduğunun unutulmaması gerektiği, becerilebildiğince amaçlanmıştır.


Ay sen ölmeyesin emi ...
Yardın akşam akşam !!!

serdarkus
02-03-2007, 23:53
Hisse.net için yazılmış bir yazıydı..
Bu foruma uygun olmadığını farkındayım, goyarken tereddüt etmedim de değil..
Efendim,
Arz ederim!.

bikmisbroker
20-03-2007, 16:06
En cok sevdiklerim.. :D:D
"Gelin Dostlar YILIşAK"..
"Prezidant Ahmet Necdet Sezer'in tutun icimligi yasasini geri DEPMESi"..
"Yeni yetmelerinizin dislerini Ipana ile didikleyin".. (Sayin dentis ne der bu ishe?)

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/IMKB/AzerTV1.jpg

bikmisbroker
21-03-2007, 15:27
Belki yeri degil ama, bence cok onemli bir konu..

http://www.keepmyfile.com/download/dd66831493018

Emin
21-03-2007, 15:59
Yabancı dilim kendimi mahkemede savunacak kadar bile olmadığından, üstelik verdiğin bağlantıyı da bilgisayarıma indiremediğimden, “yeri olup olmadığını hatta çok önemli bir konu olup olmadığını” bilemiyorum.

“Siz önemli diyorsanız önemlidir” demekten başka elimden bir şey gelmiyor.

Seslendiğin diğer kişiler elbet bir şeyler söyler, ben de anlarım ne olduğunu.

Ama hazır fidanlığa gelmişken size sorayım bari nerede fidanlığın bahçıvanı, gözlerim arıyor, firar mı etti acaba? “Seanstayım, yerimden kalkamadım” gibi mazeretler söylemesin, özledim abimi, gelsin. Gelmeyecekse ne zaman geleceğini söylese de rahatlasam.

Hem fidanlık daha çok ihtimam ister; hiç değilse susuz bırakılmaması gerekir.

bikmisbroker
21-03-2007, 16:31
Yabancı dilim kendimi mahkemede savunacak kadar bile olmadığından, üstelik verdiğin bağlantıyı da bilgisayarıma indiremediğimden, “yeri olup olmadığını hatta çok önemli bir konu olup olmadığını” bilemiyorum.

“Siz önemli diyorsanız önemlidir” demekten başka elimden bir şey gelmiyor.

Seslendiğin diğer kişiler elbet bir şeyler söyler, ben de anlarım ne olduğunu.

Ama hazır fidanlığa gelmişken size sorayım bari nerede fidanlığın bahçıvanı, gözlerim arıyor, firar mı etti acaba? “Seanstayım, yerimden kalkamadım” gibi mazeretler söylemesin, özledim abimi, gelsin. Gelmeyecekse ne zaman geleceğini söylese de rahatlasam.

Hem fidanlık daha çok ihtimam ister; hiç değilse susuz bırakılmaması gerekir.

Hic endisen olmasin, buralardadir, en kisa zamanda gelir, gelmezse yakinda ben gelicem, bizzatihi alir getiririm..:D:D

================================================== ==
Yabanci dil eksikliginden bahsetmissin, hemmen yardimci olayim...
================================================== ==

Belki yeri degil ama, bence cok onemli bir konu..

http://www.keepmyfile.com/download/dd66831493018

================================================== ==

Su alti CIZGILI link'e tikliyorsun.... Assagidaki gibi birsey aciliyor..

================================================== ===

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/downloadfile.png

================================================== ===
Orada sag ALTTA DOWNLOAD yazan yere tikliyorsun, bilgisayarina yukleniyor.

================================================== ===

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/OPEN.png

================================================== ===
Bu ekran cikinca da OPEN yazan yere tiklayip izliyorsun..

================================================== ===
EGER yine calismazsa demekki o program sende YOK demektir..
O programi bilgisayarina yuklemek icin

================================================== ===
AHA buraya (http://www.microsoft.com/downloads/details.aspx?displaylang=en&FamilyID=428d5727-43ab-4f24-90b7-a94784af71a4)tikliyorsun... Assagidaki gibi bir sayfa aciliyor...

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/PPS.png

================================================== ===
Orada yine DOWNLOAD'i seciyorsun veee...
Assagidaki gibi bir SAYFA aciliyor...

================================================== ===

http://img.photobucket.com/albums/v85/bbroker/RUN.png

================================================== ===

Bu sefer RUN diyen secenegi calistirp, programi bilgisayarina indirip, arkana yaslanip izlemeye basliyorsun..
Kolay gelsin..:D:D

================================================== ===

alihoca
21-03-2007, 18:26
Sevgili Babom;

PowerPoint Viewer'i bilgisayarıma kurdum.

Orada dediğin sayfadaki DOWNLOAD'i sectim- bastım...

Ama

Aşağıdaki gibi dediğin bir SAYFA bir türlü açılmadı.

Büyük ihtimal,
Sevgili Emin ile beni sevmediği için kendini göstermek istemedi.

Hatta saklandığı yerden çıkarayım diye bilgisayarım daki ''ARA'' menüsünden köşe bucak kap kacak ''Sunu-Dil.pps'' adlı dosyayı arattım. Olmadı bir türlü ortaya çıkmadı.

Yine de bir güzelliği paylaştığına emin olduğum için teşekkür ediyorum.

dentist
21-03-2007, 20:37
En cok sevdiklerim.. :D:D
"Gelin Dostlar YILIşAK"..
"Prezidant Ahmet Necdet Sezer'in tutun icimligi yasasini geri DEPMESi"..
"Yeni yetmelerinizin dislerini Ipana ile didikleyin".. (Sayin dentis ne der bu ishe?)


Didikleyinde neyle didiklerseniz didikleyin:;ders

bikmisbroker
21-03-2007, 20:56
Sevgili Babom;

PowerPoint Viewer'i bilgisayarıma kurdum.

Orada dediğin sayfadaki DOWNLOAD'i sectim- bastım...

Ama

Aşağıdaki gibi dediğin bir SAYFA bir türlü açılmadı.

Büyük ihtimal,
Sevgili Emin ile beni sevmediği için kendini göstermek istemedi.

Hatta saklandığı yerden çıkarayım diye bilgisayarım daki ''ARA'' menüsünden köşe bucak kap kacak ''Sunu-Dil.pps'' adlı dosyayı arattım. Olmadı bir türlü ortaya çıkmadı.

Yine de bir güzelliği paylaştığına emin olduğum için teşekkür ediyorum.
Hay Allah, uzuldum..
Genclere sorsaniz? yapabilseler cok guzel bir sunum ve Turkce dili hakkinda bir sunum bu.
Guzel turkcemizdeki cumle yapisi ile Matematik arasinda BAG kurmus, ve bunu anlatiyor..
Orada dediğin sayfadaki DOWNLOAD'i sectim- bastım..
Download dan sonra bir de OPEN var di hocam??
Keske izleyebilseydiniz..
Saygi ve sevgilerimle,

Emin
21-03-2007, 21:07
Şimdi!

Şimdi ne?

Şimdisi şu:
Bıkmış Usta ne dalmış, ne düşünmüş tam olarak bilemem ama bana öyle geliyor ki, “Dur şunlara bir ev ödevi vereyim, bir şeyler yazsınlar, kavga mavga çıkarsa heyecan olur, heyelan olur, izleriz” diye düşünmüş.

Esasında Genel Ağda indirmeli, bindirmeli, tıklamalı dosyalardan, adreslerden ürküyorum. Çok darda kalmadıkça açmam. Hele ki, Usta’nın bu konularda bir sabıkası da var! Ali Hocamı bambaşka dükkânlara yönlendirmişti.

Boşa geldim, dediği yeri tıkladım. Açılmayınca öyle sevindim ki anlatamam. Kısa ve oldukça net bir açıklama ile tam sıvışmıştım, sen yeme, içme adım adım dosyanın nasıl açılacağını şekillerle, resimlerle, bağlantılarla anlat.

“Usta sen bilirsin bu işleri, elimde yüz liram var, hangi hisseyi alayım” desem böyle adım adım bir açıklama göndermez, yok “vebal almak istemiyorum,” yok “yatırım danışmanlığı SPK’nın bilmem neyine bağlıdır,” gibi şeyler söyler kestirip atar.

Neyse, buna da şükür, İngilizce bilmiyorum dediğim için halime üzülüp Unit One deyip derslere de alınabilirdim. Ders çalışmak için mi emekli oldum ben.

Utanma pazarı yeniden denedim. Gene açılmadı dosya, hatta gönderilen resimlere de benzemiyordu eriştiğim sayfalar.

Bilgisayarı kapattım açtım, yeniden denedim, adres sayfasını alıp başka bir ortamda açtım.

Dediği gibi yapıp arkama yaslandım, sigaramı yaktım resimli yansıları izliyorum.

Bazen bir kızın tek başına, bazen çift olarak, bazen kızlı erkekli alfabedeki harflerin şekillerini çizmişler. Yan tarafta da ciddi bir konu başlığı: Türk Dili Üzerine.
Türkçe Üzerine Matematik Bir Modelleme Ve Bunun Olası Sosyal Yansımaları Üzerine Bir Zihin Jimnastiği

Şimdi!

Şimdi ne?

Şimdisi şu:

Bu konu derin konu, boyumu aşar. Boğulmasam bile çok su yutarım, yüzdüğüme değmez.

Ama sorunuza cevap vereyim.

Soru bir: Sevgili AnnE'm, Ali Hocam ve sevgili Emin ne derler acaba?

Cevap bir: İyelik ekiyle bana seslenmemişsin. Yani annem, babam, hocam, evim, canım, ciğerim gibi sahiplenme duygusunu çağrıştıran bir tavrın yok, araya mesafe koymuşsun; gene de soruna cevap veriyorum. Benim tanıdığım Sayın AnnE böyle şeylere zaman ayırmaz, diyecek gibi oluyorum ama hiçbir şeye emin olamadığım için ikircikliyim. Kıymetli Ali Hocam elektrikler kesikti gibi bir gerekçeyle sıvışmış. Ben de sıvışıyordum ama yakayı ele verdim bir kez. Cevabımı da yukarıda yazdım. Gene yazayım; derin konu, zamanı çok olanların işi.

Soru iki değil ama soru olduğunu varsayarak: Belki yeri değil ama, bence çok önemli bir konu.

Cevap iki: Fidanlığın konusu mudur bilemem ama “Belki yeri değil” ifadene de katılıyorum, “bence çok önemli bir konu” deyişine de.

Abim, belki yeri değil ama Mayıs ayının sonunda, hesap kesiminde eğer elimde yüz liram olursa hangi hisseyi, hangi fiyattan alayım?

dentist
21-03-2007, 21:18
Sayın bikmisbroker'ın dosyasının açık halini foruma aktarıyorum.
Alihocam yanlız değilsin yanındayız buyur oku:wink2:

TÜRK DİLİ ÜZERİNE

Bu sunumda size Türk Dili ile ilgili ilginç bulacağınız bazı görüşleri aktarmak istiyorum.
Başından beri Türk dili ile yakından ilgilenen Atatürk'ün “millet” tanımı içinde dilin çok önemli bir yeri vardır. Ona göre millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların meydana getirdiği sosyal ve siyasi bir topluluktur. O, bu konudaki görüşlerini şu şekilde daha net söylemektedir:
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkı Türk milletidir. Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü, Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir."

Atatürk'ün, Sadri Maksudî'nin “Türk Dili İçin” isimli eserinin başına yazdığı şu sözleri onun dil görüşünün en güzel ifadelerindendir:
"Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."
( 02.09.1930, Gazi Mustafa KEMAL )
Şimdi Türk Dili ile ilgili internette e-mail olarak dolaşan ve bana da ulaşan ilginç bir çalışmaya birlikte göz atalım.
TÜRKÇE ÜZERİNE MATEMATİK BİR MODELLEME VE BUNUN OLASI SOSYAL YANSIMALARI ÜZERİNE BİR ZİHİN JİMNASTİĞİ

"Victor Hugo şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı. Oysa, Türkçe'yi en zengin kullananlardan Yaşar Kemal'in romanları 3.500 kelimeyi geçmez." görüşü çok yaygındır. Bu görüş haklıdır zira Türkçe'nin Fransızca'ya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizce'ye, Almanca'ya, İspanyolca'ya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var ki bu Türkçe'nin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez ! Çünkü Türkçe az sözcük ile çok şey anlatabilen bir dildir ! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zararı dokunmaz ancak, gereği de yoktur. Başka bir dilden Türkçe'ye çeviri yapan herkes sözlüğü açtığında, aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe karşılığında çoğu zaman aynı kelimeyi okur. Bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi görünebilir, oysa öyle değildir. Çünkü yukarıda adı geçen diller kelimelerin
statik olan anlamlarını öğrenmeye, Türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik anlamlandırmaya dayalıdır.
Türkçe'de anlamları, sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle içindeki konumları belirler. Tam bu noktada, Türkçe'nin, referans olmak üzere sadece gerektiği kadarı sözlüklere alınmış, sonsuz sayıda kelime içerdiği bile öne sürülebilir.
İngilizce -Türkçe sözlükte "sick", "ill" ve "patient" kelimelerinin karşısında hep "hasta" yazar. Bu bağlamda İngilizce'nin üç kat daha fazla sözcük içerdiği söylenirse bu doğrudur. Ancak, aradaki farkların Türkçe'de vurgulanamadığı söylenmeye kalkılırsa bu yanlış olur;
“Doktor Ahmet beyin hastası olmak",
“Böbrek hastası olmak",
“Internet hastası olmak",
“Pop müziğinin hastası olmak"
arasındaki farkı Türkçe konuşan herkes bir çırpıda anlar. Bunun nasıl olabildiğini görmek zor değildir.
Bir kalem alıp, alt alta;

3 + 5 = 8
12 +5 = 17
38 +5 = 43

yazarsak görürüz ki, bütün işlemlerin hepsinde aynı "+ 5" rakamı yazıldığı halde sonuçlar farklı çıkıyor. Türkçe'de de yukarıda verilen cümle örneklerinin hepsinde "hastası olmak“ ifadesi geçtiği halde anlamları itibariyle sonuçlar farklı olmaktadır.
Türkçe'nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar.
Matematikte 0 dan 9 a kadar 10 tane rakam, artı, eksi, çarpı , bölü, dört işlem işareti ve bir ondalık ayracı olan virgül ile yani topu, topu 15 simge ile sonsuz sayıda işlem yapılabilir.
Türkçe de buna benzer özellikler gösterir. Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse
matematiğin kılık değiştirmiş halidir. Türkçe'deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasıl çoğul yapılacağının öğrenilmiş olması, henüz varlığı bile bilinmeyen, 5 yıl sonra Türkçe'ye girecek fiillerin nasıl çekileceğinin ve 300 yıl önce unutulmuş kelimelerin çoğullarının ne olduğunun biliniyor olması demektir.
Bu tıpkı birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasıl çözüleceği öğrenildiğinde, sadece
x = 6, y = 23 olan denklemlerin değil, aynı dereceden bütün denklemlerin nasıl çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir. Oysa sözgelimi İngilizce'de belirtilen zamana göre "go", " went" olurken "do", "did" olur. Çoğul ekleri için de durum aynıdır: "foot", "feet" olurken "boot", "beet" değil "boots“ olur. Bu düzensizliğin tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının ezberlenmesidir.
Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kuralları öğrenmek gerekir. Türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar da ses
uyumu gereği “alma” olması gereken meyve isminin “elma” biçimine dönmesi gibi birkaç küçük istisnadır. Kurallar ise neredeyse, bu dili icat edenlerin bu dünyadan olduklarına inanmayı zorlaştıracak kadar güçlü ve kesindir.
Bu noktadan sonra, anlatılanları matematik olarak formüle etmek, aradaki ilişkiyi somutlaştırabilmek açısından yararlı olacaktır.
Bunu yapmanın en kolay yolu ikili sayı sistemini kullanmak olduğu için de yalnızca (0) ve (1) rakkamlarını kullanmak yeterlidir.
İzleyen örneklerde;
[1 = var]
ve
[0 = yok]
anlamında kullanılmıştır.
KELİME KÖKÜ, ÇOĞUL EKİ, MATEMATİK İFADE
Ev
1.0
Ev.ler
1.1

ler
0.1
Türkçe'deki bütün kelimelerin 2 bit olduğu varsayılabilir (ileride bit sayısı artacaktır).
Tekil olan bütün kelimeler (1.0)
(Kelime kökü var; çoğul eki yok),
Çoğul olanları ise, (1.1) olarak gösterebiliriz.
(Kelime kökü var; çoğul eki de var).
Bu kural hiç değişmemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe'de, başka hiç bir dilde yapılamayacak bir şey yapılıp, olmayan bir kelimenin çoğulu dahi söylenebilir.
Birisi karşısındakine sadece "ler" (01) dediğinde, alacağı tepki; “Anladık ler de, neler?" türünden bir cevap olacaktır.
Bir şeylerin çoğulunun söylendiği bellidir de, neyin çoğulunun kastedildiği açık değildir.
VURGULAMA, SIFAT KÖKÜ, ZAYIFLATMA
MATEMATİK İFADE

Kırmızı
0.1.0

Kıp.kırmızı
1.1.0

Kırmızı.msı
0.1.1

Kıp.kırmızı.msı
1.1.1
Türkçe'deki sıfatların anlamını kuvvetlendirmeye veya zayıflatmaya yarayan bu kural da hiç değişmez. Hatta istenirse bu kurala uyan ama hiçbir sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmiş hem de zayıflatılmış garip sıfatlar bile türetilebilir.
"Güneş doğmazdan az önce ufuk kıpkırmızımsı
(kıp + kırmızı + msı)[1.1.1] bir renk aldı" dendiğinde, herkes neyin kastedildiğini anlayacaktır. Çünkü ayaküstü türetilen bu sıfat, hiçbir sözlükte yer almaz ama, Türkçe konuşan herkesin çok iyi bildiği ve anladığı bu kurala uygundur.
Fiil çekimlerinde de işler farklı değildir. Burada zorunlu olarak kişi için 3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanılacak. Çoklu bit grupları şunları ifade edecek:

011 = ben
010 = sen
000 = o
111 = biz
110 = siz
100 = onlar

00 = geniş zaman
11 = şimdiki zaman
10 = gelecek zaman
01 = geçmiş zaman
KÖK, YETERLİLİK, OLUMSUZ, ZAMAN, HİKAYE, RİVAYET, KİŞİ,
MATEMATİK İFADE

Oku.(y)abil.di.m
1.1.0.01.0.0.011

Oku.(y)a.ma.z.mış.sın
1.1.1.00.0.1.010

Gel.me.(y)ecek.ti
1.0.1.10.1.0.000

Git.me.di.k
1.0.1.01.0.0.111

Şaşır.abil.ecek.ti.niz
1.1.0.10.1.0.110

Bil.(i)yor.lar
1.0.0.11.0.0.100
Tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapılıp geçmiş zaman "di'li geçmiş" ve "miş'li geçmiş" olarak ikiye ayrılabilir, soru bileşkeni için ayrı bir bit
eklenebilir, emir ve şart kipleri de işin içine katılabilir ancak, sonuç değişmezdi.

Cümleleri oluşturan öğelerin (özne, nesne, yüklem, vb...) sıralaması da rastgele değildir. Türkçe cümleler bir tür "crescendo" (şiddeti giderek
artan dizi) izlerler. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem (fiil) üzerindedir. Diğer öğelerin önemi, yükleme olan yakınlık/uzaklık konumları ile belirlenir. Yükleme yakınlaştıkça önem artar. Gene matematiksel olarak ele almak gerekirse, cümleyi oluşturan her bir öğenin toplam öğe sayısı kadar haneden oluşan bir matematik değere sahip olduğu varsayılabilir .
"Dün Ahmet camı kırdı" cümlesi 4 öğeden oluşmaktadır; o halde her öğe 4 haneli bir değere sahip olacak, ilk öğe en düşük, son öğe ise en yüksek değeri taşıyacaktır.
CÜMLE MATEMATİK DEĞER

0001 . MATEMATİK DEĞER

0011 . MATEMATİK DEĞER

0111 . MATEMATİK DEĞER

1111 . MATEMATİK DEĞER
1
Dün . Ahmet . Camı . Kırdı.

2
Dün . Camı . Ahmet . Kırdı.

3
Ahmet . Dün . Camı . Kırdı.

4
Ahmet . Camı . Dün . Kırdı.

5
Camı . Dün . Ahmet . Kırdı.

6
Camı . Ahmet . Dün . Kırdı.
Şimdi tablodaki cümleleri tek, tek ele alabiliriz;
1. cümle: Dün Ahmet bir iş yaptı ve bu camı kırmak oldu.
2. cümle: Dün kırılan camı başkası değil Ahmet kırdı (suçlu Ahmet !).
3. 3. cümle: Ahmet'in dünkü işi camı kırmak oldu (belki önceki gün kitap okumuştu).
4. 4. cümle: Ahmet camı herhangi bir zaman değil, dün kırdı (yarın kırması gerekiyor olabilirdi).
5. 5. cümle: Cam düne kadar sağlamdı, kırılmasının suçlusu ise Ahmet.
6. 6. cümle: Camı Ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı.
Cümleyi oluşturan öğeler kesinlikle aynı kalırken (cam hep 'i' haliyle 'camı' olarak kaldı; fiil hep 3. tekil şahıs, di'li geçmiş zamanda çekildi, vb.) sadece yerlerinin değişmesi cümlelerin anlamlarını da değiştirdi. Her cümlede 0011, 0001'den daha fazla, 0111 bu ikisinden daha fazla, 1111 ise hepsinden daha fazla önem taşıdı. Anlamı belirleyen de zaten her bir öğenin matematik değeri oldu.

Kelimelerin statik anlamlar taşıdıkları dillerde, zaman belirtecinin (dün) yeri değiştirilerek elde edilebilecek 2 çeşitlemenin dışında diğer anlamları
vermek için kip değiştirmek (edilgen kip - passive mode kullanmak) veya araya açıklayıcı başka kelimeler eklemek gerekir. Türkçe konuşanlar ise her bir cümlenin diğerinden farkını derhal anlarlar.
Matematik ile olan alış - veriş yalnızca verilen örneklerle sınırlı değildir. Türkçe'nin ne tarafı ele alınsa bu ilişki ile yüz, yüze gelinir.
Türkçe'nin bu özelliğini, “İnsanlar kendilerine ulaşan mesajları nasıl anlarlar ? Bunun kullanılan dil ile bir ilgisi var mıdır ? Bir Fransız, bir İngiliz, bir Türk aynı mesajı kendi ana dillerinde alsalar, birbirleri ile aynı şekilde mi, yoksa farklı mı algılarlar ? Eğer dilin algılamayla ilgisi varsa, işin içine bir dil karışmadığı yani sözgelimi bir pantomim gösterisi izlenir veya üzerinde hiç yazı olmayan bir afişe bakılırken, dil ile ilgili bu alışkanlıklar nasıl etki ederler ?" türünden sorulara yanıt ararken fark ettim. Bu özellik, konuya ilgi ve sabırla yaklaşıp, bakmayı bilen herkesin görebileceği kadar açık. O nedenle, bu güne kadar kesinlikle başkaları
tarafından da görülmüş olmalı.
"Türkçe çok lastikli, nereye çeksen oraya gidiyor" diyenler de aslında, hayal meyal bu özelliği fark eder gibi olup, ne olduğunu tam adlandıramayanlardır.

Türkçe teknik açıdan mükemmel bir dildir. Bu mükemmelliğin nedeni matematik ile olan iç içeliktir. Keza, ne yazık ki Türkçe'nin, bu dili
konuşanlara kurduğu tuzak da buradadır.

Kentli - köylü, eğitimli - eğitimsiz, doğulu - batılı, vb... Kültür çatışmaları dünyanın her yerinde vardır. Gene dünyanın her yerinde iyi, kötü işleyen bir "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci bu çatışmayı kendi içinde bir takım sentezlere götürür. Türkiye bu açıdan dünya genelinin biraz dışındadır. Bizde "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci ya hiç çalışmaz, ya da akıl almaz bir yavaşlıkla çalışır. Sorun, başka sebeplerin yanı sıra kullandığımız dilden de kaynaklanmaktadır.
Düşünme, kendi kendine sözsüz konuşma olarak kabul edilirse (bence öyledir), anadilin kişilerin düşünce yapısı üzerinde etkili olduğunu da kabul etmek gerekir; insanlar kendi anadillerinde düşünürler. Türklerin büyük çelişkisi işte buradadır. Teknik açıdan mükemmel bir dil olan Türkçe, kendi dışımızdaki dünyayı kendimizce
değiştirmeden, olduğu gibi algılamaktaki en büyük engelimizi oluşturmaktadır.

Örneğin, Türkiye dışına yabancı işçi olarak giden ilk nesil gerek bulundukları ülkenin dilini öğrenme, gerekse oradaki yaşam biçimine ayak uydurma konusunda muhteşem bir direniş gösterdiler. Bu direnişin boyutları o denli büyük oldu ki, başka hiç bir diasporada gözlenmeyen gelişmeler yaşandı. Türk diasporası, gettolaşıp kendi kültürünü gene kendi içine kapanık bir çevrede yaşayacak yerde, kendi kültür kurumlarını o ülkeye ithal etti. Asimile olmaya en dirençli kültürlerden biri kabul edilen İspanyollar, gittikleri yere sadece gazetelerini ve bazen de radyolarını taşımakla yetinirken; Türklerin bunlara ek olarak (hem de birden çok) televizyon kanalları ve hatta kendi fast-food'ları (lahmacun, döner, vs...) oldu.
Bunlar başaran insanların yeteneksiz olduklarına, dil öğrenmeyi de bu yeteneksizlikleri yüzünden beceremediklerine hükmetmek en azından adil ve
gerçekçi olamaz. Keza, böylesine önemli bir kültür direnişi gösterenlerin, orada doğan çocuklarını eğitirlerken, bunca sahip çıktıkları kültürlerini
göz ardı etmiş olmaları da düşünülemez. Ancak gözlemlenen o ki, orada doğan ikinci nesil, gene sözgelimi İspanyollar arasında hiç görülmediği kadar hızla asimile oldu. Bunun nedenini evdeki Türkçe'nin yanı sıra okulda öğrenilen ve ev dışında yaşanan, o ülkenin dil faktöründe aramak çok
yanıltıcı olmayacaktır.

Biz Türkler, konuşmayı öğrenirken (tıpkı sick, ill, patient örneğinde olduğu gibi) farklı durumların farklı kavramlar oluşturduğunu, bu farklı
kavramların da farklı adları olması gerektiğini öğrenmeyiz. Aynı adı taşıyan farklı kavramları birbirinden ayırmaya yarayacak sezgisel
(sezgisel => doğal => matematiksel) yöntemin kurallarını öğrenmeye başlarız. Sezgiselliğe
şartlanmış beyinler ise dış dünyayı hiçbir değişikliğe uğratmadan, olduğu gibi algılamayı bilemediklerinden, bildikleri tek yönteme yani kendilerince anlam çıkarsamaya veya başka bir ifadeyle "sezdikleri gibi algılamaya“ yönelirler.
Algıladıkları kavramların tümü kendi çıkarsamaları doğrultusunda şekillenmiş olan, kendilerince tanımlanmış bir dünyada yaşayan insanlara
ulaşan mesajlardaki kodlar, ne kadar "herkesçe bir örnek" algılanabilir ? Üzerinde emek harcanmaya değer temel sorulardan biri budur. Bu sorunun
yanıtı belirginleştikçe, neden batıdaki sistemlerin bir türlü Türkiye'de oluşturulamadığı sorusunun yanıtı da belirginlik kazanabilir.
Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum kuşkusuz tüm iletişim alanları için geçerlidir. Yunus Emre'nin okuması, yazması olmayan göçebe Türkmen boyları arasında 700 yıl boyunca bir nesilden diğerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarılmasının ardında Türkçe'nin sezgiselliğini sonuna kadar kullanmadaki becerisi vardır. Tanzimat ve Cumhuriyet aydınlarının bir türlü geniş kitlelere seslerini
duyuramamalarının nedeni de gene aynı denklemin içinde aranmalıdır.
Fransız gibi, Alman gibi düşünmeyi öğrenenler, meramlarını anlatırken bunu yeni öğrendikleri düşünce sistematiği içinde yapmaya kalkışmış ve Türk gibi anlatmayı becerememiş olduklarından başarısız kalmışlardır.

Mesajlar sadece algılanabildikleri kadar etkili olurlar. Mesajları üretenlerin kendi konularına ne kadar hakim oldukları mesajın bütünlüğü
açısından önemlidir ama, hitap edilen kişilerin kendilerine yönelen mesajları nasıl algıladıkları her şeyden daha önemlidir.
Konuyu bir Temel fıkrası ile noktalayalım:

Temel, Dursuna sormuş;
- Ula Dursun “Metroseksüel” demek ne anlama geli. İyi mudur, kötü mudur ?
Dursun merakla yanıtlar;
- Kötü bir şey değildur. İyidur. Zevklu giyinen moderin şehir adami demektur. Neden soraysun ki ?
Temel hayıflanır ve üzülür;
- Ula yeni gömlek giyunca İdris bana “Sen de mi metroseksuel oldin” dedu kötü bir şey mudur, iyi mudur bilemediğum içun her ihtimale karşi vurdim oni.
Karamanoğlu Mehmet Bey, Türk Dili ile ilgili bir ferman yayınlamıştı.
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı ?
Bu fermanda;
“ Bu günden sonra divanda, dergahta, bergahta, mecliste, meydanda, Türkçe'den başka dil konuşulmayacak “ diyordu.
Hatırlayanınız var mı ?
Fermana uyanınız var mı ?

alihoca
21-03-2007, 22:25
Sevgili Babom;

Suçluyu buldum. İnternet explorerin son verisyonu olan ''7''de (bakın da görün, nelerde biliyom) kimi downloadları bizim güvenliğimizi bize sormadan sağlayabilmek gibi bir erdemli işe el atmış ve karşıdan yüklemeyi durduruyormuş.

Bizi nette irezil ettiği için Bill Hemşerime arz-ı hörmetlerimi derhal ilettim tabii ki..

Çalışmayı yapan arkadaşın epey bi emek harcadığı ve kafa yorduğu bir gerçek. Bir farklı bakış olarak güzel bir çalışma olmuş diyebilirim.

Türk Dilinin 3500-4000 kelime sayısı ile sınırlı olması konusunda söylenebilecek olanı,sununun en sonunda da belirtildiği gibi;

"Bugünden geru divanda, dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır."

Sözüyle 13 Mayıs 1277 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey -olması gereken olarak- söylemiş aslında.

Türklerin 9.Yüzyıl sonları ile 10. Yüzyıl başlarında müslüman oluşlarından 13. Yüzyıla yani Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışan kadar olan dönemde (Ve sonraki Osmanlı Döneminin en sonuna kadar) yani beylikler dönemi Anadolusunda Karamanoğlu Mehmet Beye kadar olan üç yüz yııllık dönemde, sanat alanında Farsça, devlet yazışmalarında Arapça kullanılır olmuştur.

Karamanoğlu Mehmet Beyin bu fermanı bu açıdan değerlendirilince neredeyse bir dil, kültür ve bilinç devrimidir

Buna sonraki Osmanlı Dönemini de kattığımzda gerek Selçuklu gerekse Osmanlı Devletinin kendi öz dilllerinin gelişmesine sırt çevirdikleri ve bir anlamda dışladıkları bir gerçektir.

Yaklaşık bin yıla varan bir dönemde devletin kendi dilini, bilim, sanat, edebiyat, tarih ve kültür dili olarak kullanmayışı, desteklemeyip kösteklemesi sayesinde ile Türk Dili, kelime köklerinden üretilecek olan yeni kelimelerle üreyerek zenginleşemiştir.

İş sadece bununla da kalmayıp halk arasında kullanılan dil içinde bir çok kelime ve kural bozulmuş, unutulmuş yok olmuştur. Bölgeler arasındaki kopukluğu ve iletişimsizliği de hesaba kattığımızda her bölgede farklı lehçeler oluşarak bozulma gün geçtikçe artmıştır.

Cumhuriyet Dönemi ile birlikte Asya'dan başlayan ve köşe bucak tüm Anadolu'nun karış karış dolaşılarak yapılan araştırmalarla Türk Dilinin arılaştırılıp, Türkçe kelime köklerinden yeni kelimeler türetilerek zenginleştirilmesi çalışmaları ile günümüze kadar ancak 4000 ler dolayında kelime sayısına ulaşılabilmiştir.

Sonuçta, Karamanoğlu Mehmet Beyin doğru teşhisi ile saptanan hastalığın yine onun yazdığı reçeteyle tedavi yoluna gidilebilseydi eğer, şimdikinden misli misli falza kelime sayısı ile sağlıklı, zengin bir dile dönüşmüş olurdu diyebilirim.

Hadi bir adım daha gideyim.
Onun sözü istisnasız tam ve tavizsiz uygulansaydı rum ermeni, bulgar, macar, çeçen, abaza, sırp mırp diye milletlerin adı sanı kalmazdı.


İyi olan hoş olan budur anlamında söylemiyeyim ama Karamanoğlu Memet bizim oralardandır sözünün üstüne söz söylemek yakışık almaz.


Sonrasını Emin,
Gerisini, arkasını, önünü ise AnnE bilir.

Sağlıcakla gel.

bikmisbroker
21-03-2007, 23:37
Abim, belki yeri değil ama Mayıs ayının sonunda, hesap kesiminde eğer elimde yüz liram olursa hangi hisseyi, hangi fiyattan alayım?
Amman sevgili Emin,Onumuzdeki 1-2 HAFTA iyi gececek, amma sonrasi??
Sonrasi Karanlikmi karanlik..
Onceki TEPE gecilmeden asla diyesim gelir amma o da beni asar.. :D:D

bikmisbroker
21-03-2007, 23:44
Sonrasını Emin,
Gerisini, arkasını, önünü ise AnnE bilir.

Sağlıcakla gel.
Valla klavyene emegine saglik, bilgilendirmissin bizi..
Ancak, "Fidanlik'in" sahibi serdarkus'un da 1-2 kelami olacaktir diye dusunurum.
Bakalim o ne diyecek Ustu, alti ve de YanI icin ?? :D:D

Emin
28-03-2007, 01:32
...
Ancak, "Fidanlık'ın" sahibi serdarkus'un da 1-2 kelamı olacaktır diye düşünürüm.
Bakalım o ne diyecek üstü, altı ve de yanı için ?? :D:D

Küsmüş müsmüş olmasın!

Yoksa kendine ceza mı vermiş!

Merak işte!

AnnE
28-03-2007, 13:49
Muhterem Fidanlık Sakinleri ;

Fidanlık bekçisinin son zamanlarda ortalıkta görülmemesi hasebi ile burası yolgeçen hanına döndü. Ben de çaktırmadan duvardan atlıyayım dedim.

Derken baktım ki Fidanlık, Türkçe konusunda müstesna muhabbetlerin döndüğü bir mekan olmuş. Konuya önden-yandan değil tam borsadan ( borsa dedim de aklıma geldi İhlas'ta 65 kuruş olmuş .) girelim bari.

Malum; borsada GİRİŞİMCİLER ve YATIRIMCILAR vardır. Bu değerli insanların Türkçe açısından genetik kökenleri incelendiğinde şööyle bir tuhaflık çıkmaktadır ; kurcalayalım bakalım ;

YAT GİR
YATIR GİRİŞ
YATIRIM GİRİŞİM
YATIRIMCI GİRİŞİMCİ

Şimdi bu insanları adlandırırken neden yatmak-girmek , yatırmak-girişmek gibi müstesna ve bazen müstehcen kök sözcüklerin kullanılmasına ihtiyaç duyulmuş vallahi ben tam anlamadım. Tam anlamadım desem de yalan , zira benimde bu sözcüklerin köklerindeki eylemlere maruz kaldığım sıkça olmuştur.

Siz siz olun bu insanlara ne iş yaptıklarını sormayın.Alacağınız cevap muhtemelen şu olacaktır : '' Yatırırım ve girişirim... ''
Bu cevabı aldıktan sonra başınıza gelecekler, ne Türkçenin ne de piyasaların sorumluluğuna girmez maalesef.

Yüce Rabb'im alayınızı yatırımcı ve girişimcilerin kök eylemlerinden korusun.
Amin

alihoca
29-03-2007, 00:49
Engin hoşgörüsüne sığınıp ardından biraz atıp tutayım. Olsaydı bu kadar rahat yazamazdım. Hadi itiraf edeyim, hiç yazamazdım. Nedeni ise Sevgili Serdarkus'un neredeyse kendisi ile özdeşleşen yazım üslubunu beceremeyişimdir.

Yıllardır paylaşımcılığı, hassas kişiliği, duruşu, üstlendiği görevlerdeki titizliği ile nezih bir ortam olan Hissenet Camiasında son derece saygın bir yer edinen dostumuzun yazılarını sürekli takip etmeme rağmen açmış olduğu başlığa yazı yazmaya bir türlü cesaret edememiştim.

Ve içimde bu denli güzel bir insanın başlığına iki kelam edememek bir uhde olarak kaldı gitti.

Burda da bir iki defa güya espri yapmak babında bir iki yazı yazayım dedim onu da ağzıma yüzüme bulaştırıp beceremedim. Dışarıdan bir iki laf atayım dedim oda pek hoş olmadı gibi gelince, yine izleyici köşeme çekilmiştim.

Dedikodu kısmına gelecek olursam;

Güzel Fioramızın Hissenet Dostlarını bir araya getirdiği Moda Toplantısında kendisini tanıma onuruna eriştim. Değerli Yengemiz yanında olduğundan mıdır bilmem ama, pek bi halim selim, bizim oraların deyişi ile pambık gibi yumuşacık biri gibi gelmişti. Ve ilkeli kişilikli duruşunu, tarzını, yazılarını düşününce şaşırmıştım desem doğrudur.

Şöyle çaktırmadan takibe aldım. Yok efendim! Benim gibi geveze de değil, sakin sakin, hiç şöyleydi böyleydi diye tartışmadan yumuşak yumuşak insanları dinliyor.

Yalnız bıyıkları biraz kendini ele verir gibiydi sanki.

Seksenli yıllar öncesinde adı önce TÖSS olup sonra TÖB-DER diye bilinen öğretmenler sendikasının lokallerinde burun ve ağız arasını tam anlamı ile kaplayıp şöyle ağza ve dişlere sarkan bıyıkları ile moda bir görünüm vardı.

Hah! işte dostumuzun bıyıkları tam da onlara benziyordu. Hatta geçmiş zaman içimden ''İyi ki o zamanlarda değiliz, yoksa gül gibi adama 'Gominis' derlerdi'' diye geçmişti. Bizim yirmi yıllık bıyıklarımızı kesip şempanze şeysi gibi kalışımızı kimse bilmediği için rahat olduğumuzu söylemeye gerek yok tabii.

Ama ilkeli, kararlı bir duruş, ince bir zeka ve nüktedan bir üslup ile sanalda tanıdığım Sevgili Serdarkus Dostumuzun,

O güzel toplantı da tam bir Beyefendi özelliğini gözlemlemek ayrı bir zevk ve onurdu diyebilirim.


Sürç-ü lisanım olmuş ise affına sığınıyorum.

bikmisbroker
02-04-2007, 23:26
Hah! işte dostumuzun bıyıkları tam da onlara benziyordu. .
Hocam, bende sac kalmadi, hanim geceleri cimbiz ile TEK TEK cekiyor zahir? Anlamadim amma, ciddi ciddi supheleniyorum yahu!!
Hatirlarimda Universitenin ilk yillarinda dus yapar, basimiza corap gecirir yatardik ki accuk geriye yatsin o saclar..
O kadar SIK idi yani..
Amma velakin , yanlis hatirlamiyorsam serdakus kardesiminde o biyiklari (son gordugumde) benim saclarimin akibetine ugramisti sanki??
Yoksa benmi yanlis hatirliyorum? :D:D
Bu arada emin hocam seni de en kisa zamanda telefon ile arayip sesini bir dumak istiyorum unuttum sanma..:)

serdarkus
03-04-2007, 21:08
Arka arkaya yağmur gibi mahcubiyetin derinliğine ittirişler.. pes dedim.

En ufak bir tatsızlık olabileceği hissedildiği anda olmasın diye geri çekiliştir benimkisi, ama inadına inadına.. geldiği noktaya bak. Vallahi koltuğumun üstündeyim, laptopum da kucağımda, bakın ben yine aynı yerdeyim.

Nisan yağmurları.. günler uzadı.. akşam sahile doğru yürüyüşe çıktım, mis gibi taze ot kokar.. aslında ben hep bu mevsimde bilgisayara biraz küsmek isterim.



Haa.. memleketimin son kırosu kalma pahasına, delikanlılığın son kalesi bıyığı koruma savaşında, biraz olsun bırakın çaktırmadan seyrelteyim.

alihoca
04-04-2007, 00:47
Yaradana şikâyet gibi olmasın ama bizim burun ile ağız arasını ölçsen yöremizin ölçeği ile bi dönem gelir. Hani şimdilerde gençken diye bahsettiğimiz dönemlerde de şöyle ağzı örten ve tellerini ikide bir dişleyip durduğun bıyıklar da moda olunca bizde mecburen koyduk.

Bıyıksız halimizin çocuksu görüntüsü ile ‘büyüde gel’ deyip makas alanlardan da böylece kurtulmuş olduk.

Nasıl desem, hani şöyle düzeltirken jileti kaçırdığımız zamanlarda kimse tanıyamaz, tanıyanlarda tefe koyar korkusu ile beş on gün dışarı çıkamadığımız göz önüne alınırsa yıllarca kesemediğimiz de anlaşılır.

Amma velâkin çürükler sülalesinden olmanın belirtisi olan saç seyrelmesi gibi bir kalıtsal özelliğin üstüne ve benimki yetmez gibi ‘her kesin derdi beni gerer’ gibisinden bir huy eklenince olacaklar erkenden zuhur etmeye başladı.

Lise ikinci sınıfının bir baharında okul çıkışı arkamdan koşup gelen bir kız arkadaş ilk darbeyi vurdu. Haspam bi de ‘saçlarının tepe kısmı açılıyooor!’ diye sevinçle bağırmaz mı? İşte o dakkadan sonra olanları hatırlayamıyorum.

Ağız kokusunda başlayarak tüm kirli çamaşırlarını sayıp döktüğümü söyleyerek günahımı alan arkadaşlarımın da büyük ihtimalle beni çekemedikleri için uydurduklarını sanıyorum.

Neyse efendim daha yıllar yılları kovalamadan bile saç ve bıyıklarda önceleri tek tük olan beyazlarda artmaya başladı. Önceleri bir iki olanı kopartırken, her gün traştan sonra bir elimizde bıyık makası, bir elimizde cımbız vaziyetleri de hafiften işkenceye dönüşmeye de başladı yani. Derken bizim defolu ikizler de hafiften büyüyorlar diyelim.

Büyümeye başlamalarının, dertlerinde büyüyeceğinin ilk işaretini ise yemeğini güzel yiyor dediğimiz az defolu olanı verdi.

Çocuğa ne zaman sarılsam, ‘bıyıklar uff etti’ falan gibi şeyler söyleyerek yüzünü buruşturuyor. Anası mı öğretti diye epey bi takip ettim. Yok. Şöyle hafiften ve çaktırmadan ‘bıyıkları kessem’ gibisinden de ağzını aradım. Amman, sakın kesme filan deyince inandık peşini bıraktık.

Bir iki yıl derken bu az defolu olanın, öbüründen daha çekingen yapısı nedeniyle aramızda bir soğukluk da baş göstermeye başladı. Ne kadar sıcak ve anlayışlı davransam da, her türlü şebekliği yapsam da diğerine göre aramız biraz limoni olduğu bir dönem yaşıyoruz diyeyim anlayın artık. Anasına danasına çaktırmıyorum ama içim içimi de yiyor desem, derdimi anlatmaya az bile gelir.

Bir sürü yağlama yıkama yöntemleri arasında ‘Babacığım sen ne dersen yaparım.’ dediğim bir gün, baba bıyıklarını kes demez mi? Diğerleri de ‘olmaaz’ diye höykürünce;

Bizimkinin sanki biraz boynu büküldü gibi de geldi bana.
Artistlik yapıp yapmadığını da bi inceledim, yok.
Sanki gözler biraz süzüldü gitti gibi.

İşte bu olayın cereyan ettiği kahvaltı sonrası ben çay keyfi yaparken, bunlar beni zarara sokmaktan en çok keyif aldıkları iş olan, alış veriş yapmak için dışarı çıktılar.

Ben de altı soğuyan çayı ısıtmak için ocağa koyup dönerken, bıyıkları kestim gitti.

Kestim kestim ama ortaya çıkan görüntü bir önceki yazdığım manzaradan bile berbat. Pişman olduk desek ayıp olacağı için, ahvalimizi belli etmeyip ‘kızıma canım feda ayaklarına’ yattık mecburiyetten.

Dönüşlerinde; elin laz kızı ve onun çok defolu kızı küstü falan derken, öbürü ‘Babaaam’ deyip boynuma sarılmaz mı?


Bak, aradan kaç sene geçti ama arada bir 'Ulen acaba mı?', 'Bunlar anası kızı gavilleşip oyun etmiş olabilir mi?' diye de şeytan dürtmüyor da değil hani.

buena vista
09-04-2007, 09:16
ÖZLÜ SÖZ
"Ben ayakta zor duruyorum. Reçetemdeki tüm ilaçları istiyorum. Aralarında Viagra da var."
Sağlık karnesine "iktidarsızlık" tanısıyla yazılan Viagra'yı ücretsiz alamayan 11 çocuk babası Ali Abdioğlu...
Radikal

buena vista
16-04-2007, 18:50
ANKARA - Middlesex üniversitesinin çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiği zevkin tam dört katı. Ananova internet sitesindeki habere göre, çikolata kalp atışlarını iki katına çıkarıyor ve beyinde heyecan dalgası yaratıyor. Haberin devamı
Middlesex üniversitesinden David Lewis, sonucun kendilerini şaşırttığını belirterek “Uyarıcı maddeler içerdiği için çikolatanın kalp atışlarını artırmasını bekliyorduk, ancak bu sürenin uzunluğu ve beyindeki güçlü etki şaşırtıcıyı” dedi.

Araştırmada, çikolatanın ağızda eridiği anda yarattığı etkiyi saptamak amacıyla, kalp ve beyindeki hareketleri izlemek için gönüllüler bazı cihazlara bağlandı.

Araştırma sonucunda, çikolata yemenin beyni öpüşmeye göre daha aktif hale getirdiği, kalp atışlarının dakikada 60’tan 140’lara kadar çıktığı belirlendi.

buena vista
19-04-2007, 18:57
ABD'nin Dallas kentinde, çok anırdığı için şikayetçi olunan bir eşek tanık olarak mahkemeye çıkarıldı ..


19.04.2007

Petrolcü John Contrell'in, evinin arka bahçesine baraka yaptırdığı için aralarında anlaşmazlık bulunan komşusu avukat Gregory Shamoun'u belediyeye şikayet ettiği, avukatın buna karşılık çiftliğinden eşeğini de getirmesi üzerine davalı durumuna düştüğü belirtildi.

Shamoun ise dava açılmasından sonra çareyi eşeğini tanık olarak mahkemeye getirmekte buldu.

Jürinin önüne gelen eşeğin, şikayetin aksine sessiz ve sakin tavırlarının gözlendiği, jüri davayla ilgili kararını tartışırken komşuların anlaşmazlığını giderdiği kaydedildi.

Haber: AA

serdarkus
20-04-2007, 22:43
Koymuş msnsinin çıngılına adam, “hoop kardeş, otuz kupona gazeteden alınmadı bu vatan!”

N’oluyoruz, nereye gidiyoruz.. birileri feci şekilde bize bir haller ediyor, n’ediyoruz bu memleketi nereye götürüyoruz diyerek olanları anlamaya çalışırken, bugün arka arkaya iki haber...d’ink!.. taşlar yerine oturdu. Yıllardır adım adım, nakış gibi işlendi.. bu memleket böyle olmayıp da nasıl olacaktı.

Daha hiç bir şey görmedik, bu kadarıyla kalırsa çok şükür dedim.


Böyle başa..

“Çocuk yapma arzum depreşti"
Eşinden boşanan Doğa Bekleriz, çocuk sahibi olmak için yeniden evlenmek istediğini açıkladı
20.04.2007 14:30
...
... Namık'tan çoçuk yapmayı çok istedim ama olmadı. Yoğunluktan çocuk yapmaya vakit ayıramadık" diye konuştu.

Hürriyet / Büşra BOZOK”



..böyle tarak!

“Malatya katliamında şok itiraflar
Yayınevini basıp, 3 kişiyi el ve ayaklarını bağladıktan sonra boğazlarını keserek öldüren 4 zanlı, cinayetleri nasıl işlediklerini polise büyük bir soğukkanlılıkla anlattılar.
20 Nisan 2007 09:05
..
..
Zirve Kitabevi'nde biri Alman 3 kişiyi öldüren 5 zanlıdan 4'ü .........
..
İŞTE 5 SALDIRGANIN TALİM YAPTIĞI ARAZİ
Muhabirimiz Salih Aydın katliamı gerçekleştiren 5 kişinin kurusıkı silahlarla atış talimi yaptıkları yeri görüntüledi. Saldırganlar bu arazide talim yaparken polis tarafından gözaltına alınmış ancak kuru sıkı tabanca taşımak suç teşkil etmediği için serbest bırakılmıştı. Yeni Şafak”

serdarkus
21-04-2007, 00:16
Çocuk olsam bayramımda şeker verirlerdi, büyüksün sen artık dediler.. bu dostlar bayramı diyerek bir demet karanfil verdiler.

Bir demet karanfil.. sesi ve kokusuyla geldi!

Gönderene, iletene.. sonsuz teşekkürler!

serdarkus
23-04-2007, 23:19
Çocuk olsam bayramımda şeker verirlerdi, büyüksün sen artık dediler.. bu dostlar bayramı diyerek bir demet karanfil verdiler.

Bir demet karanfil.. sesi ve kokusuyla geldi!

..

Gönül sohbet ister kahve bahane.. bir dostla daha tanışmaya vesile oldu, çok da güzel oldu.

Sesi ve kokusundan sonra karanfillerin kendisi de geldi.
Hem de bir değil iki gocaman demet karanfil, tarafımdan teslim alınmıştır.

Gönderen Emin hocama, ileten Ali hocama ve emaneti özenle saklayıp teslim eden sayın dentist ‘e teşekkür ederim.

serdarkus
27-04-2007, 18:19
Sistem, seçim var dedi
Tayyip ben dedi
Arınç, ben de varım, dedi
Deniz, bana ne bana ne dedi
Gazete kapaktan oley, köşeden nah dedi
Asker, silah bende dedi
Diğerleri, fener şampiyon olmasın da, N’olur ki dedi
Endeks, zirve dedi
İmekabe, yerim dar dedi
Babo teknik konuşur herkes susar dedi
Abe, oh gördüm işte abemin geleceğini dedi
Doğa hanım, çocuk yapma arzum depreşti dedi
Bir bilen, kıskandım dedi
Bora hocam, ben buna da içerim dedi
Anap, paramı verenin düdüğünü çalarım dedi
Kuzu, meee dedi
Ağar fırsattır dedi
Baba, ben de bir kere kazanmıştım dedi
Trenin hayaleti, get layn bu benim trenim dedi
Fener, kupada buraya kadar dedi
Selçuk efendi, hayırlı olsun dedi
Halk, kafamı bozmayın bak oyarım dedi
Gül, ben yokum dedi
İyi de.. kim Gül dedi?

Ben, siz başlayın, ben sonra ağlarım derim!.

serdarkus
28-04-2007, 12:55
Aaa, bu da ne böyle kardeş.. nereden çıktı şimdi bu.. Cumhuriyeti sokakta bulmadık.. valla ben böyle birşey istemedim.. hep bu pislerin yüzünden.. o kadar da ikaz etmiştik.. ben evde oturmuş uslu uslu yurttaşlık bilgisi dersimi çalışıyordum kii.. ben demiştim canım.. olurmu hiç, ben demiştim.. yok yok, o kadar da ikaz etmiştik.. eefendim geçen gün ben dedim ki bunlara, bak ayağınızı denk alın sonra.. kim davet etti bunları acaba kardeş.. öperler mi dersin Tayyoo.. biz bu Cumhuriyetin sonuna kadar bekçisiyiz.. diş macunu tekrar içeri çekilmelii, sonra..Demokraside var mı böyle birşey diyecem amma, onlar da çok oldular canım.. korkma öpmezler Mustoo.. ben bu muhtırayı da Anayasa Mahkemesine götürürüm.. valla hocam ben davet etmedim bunları.. ulan full maldaydık, şimdi malı yedik ki ne yedik.. bir kere beş kişiden aşağı muhtıra verilmez, mahkeme bunu iptal eder netekim.. demokrasi en önce gelirü gaptırmam ben bu vatanı.. seans açık olsa ne olurdu hocam, tık tık anında işlem tamam.. efendim bu olay elyotun tamamlanan ıtkisi sonrası aşşa üçün beşini yapması için kainatın düzenleyicisi tarafından zaten önceden planlanmışş... şşt goçum, ses etme bir kere dahadan bir şey olmaz!

serdarkus
01-05-2007, 18:43
Günle gündemle bir alakası yok.
Benzerlikler varsa, tamamen tesadüfidir.


.....
Sekiz kere sekiz kaç ederi bizim küçük Temel 'e sordum, bilemedi. Hocası da öyle dedi, uğraşma hiç, o bilmez!. Geçen sene kafaya koymuş, çocuğu sınıfta bırakacakmış. Köyün ileri gelenleri araya girmişler, çocuğun kaderiyle oynama demişler. Hoca ne yapsın, kıramayacağı kişiler. "Tamam ama tek bir şartla.. yarın akşam köy meydanında toplanın. Temel'i sözlü yapacağım, tek bir soru soracağım. Bildi geçer, bilemedi çakar."

Akşam köy meydanı mahşeri kalabalık. Küçük temel heyecanlı, ama sabaha kadar da uyumamış, çok iyi çalışmış.

Hoca sormuş, "Söyle bakayim, iki kere iki kaç eder" Halkta heyecan, uğultu son safhada.
Temel düşünmüş, düşünmüş.. nice sonra cevaplamış, "dört eder hocam"
Koca meydan, ses kesilmiş.. tık yok. Bekle, bekle.. sonunda tüm meydan bir ağızdan başlamış, "bir hak daha ver hocam, bir hak daha ver hocam.."

....

serdarkus
06-05-2007, 14:45
367 geçilemedi, Cumbaba seçilemedi.. millet devletin yönetiminde ben de varım dedi..şapkalar öne düştü, kim kel kim fodul, -aaa.! çok ayıp gızz- ortaya düştü. Haftanın özeti bu. Ha, bir de ihlas yedi gademe düştü. Az daha asılı atlıyordum.

Herkesin gördüğü bildiği haftaya iki noktaya sığmaz.. ille de farklı bir bakış bakacam, bakıp kılçık atacağım ki.. şeytana da avukat gerek.

İleride memleketin tarihi yazılırken bu hafta için kocaman bir "özel sayı" cilt ayrılacak, biz uyurken kimler uyumamış ortaya çıkacak.

O koca cildin kalın bir bölümü "gapalı gapılar ardında gaptanlar öpülürken" olacak ki.. adam yazmış, yeniden yazmaya gerek yok dedim.




"Flaş! Flaş! Flaş! Bu bir proce mi?

Herşey ışık hızıyla ilerliyor adeta! Siz hiç tahmin eder miydiniz Anavatan'la DYP'nin berleşeceğini? Hayatta inanmazdım ben..Ama oldu..Ama dur bi dakika! Bu bir proce falan olmasın? Yakaladım yakaladım, hem de kapsamlı bir proce..
06 Mayıs 2007 10:52

Berber Koltuğu'ndan gündeme bakış...

Flaş! Flaş! Flaş! Bu bir proce mi?

Herşey ışık hızıyla ilerliyor adeta! Siz hiç tahmin eder miydiniz Anavatan'la DYP'nin berleşeceğini? Hayatta inanmazdım ben..Ama oldu..Ama dur bi dakika! Bu bir proce falan olmasın? Yakaladım yakaladım, hem de kapsamlı bir proce..

Önce ufaktan ufaktan nabız yoklamaları.

Ardından iki liderin biraraya gelmesi , görüşmeler ve sonrasında nikah..

Kuzu kıymasından sözetmiyoruz canıım..

Anavatan'la DYP'nin nikah kıyması bahse konumuz..

Sizce de alelacele verilmiş bir karar değil mi?

Akıllarınca, yıllar öncesine göndermede bulunuyorlar...

Menderes ve Demokrat Parti'den pay alacaklar akılları sıra..

Arkalarında da medya desteği de mi var sankim!

Bugünlerde televizyonları açtığımda özelliklem iki D gurubu, Doğan ve Doğuş Grubu haber bültenlerinde üç haber peşi peşine geliyor..Bunlar ne mi?

1) Sol'da birleşme...(Nasıl olacaksa..)

2) Anavatan ile DYP'nin nikahı (Yüzükleri atmasınlar sakın...)

3) Miting haberleri..

Hele hele dü akşam, Kanal D'nin ana haber bültenini ilk 20 daikkasının bu haberlere yer ayrılmlasını gördüğümde kesin kararımı verdim;

-Bu bir proje idi...

Ama bu nasıl olmuştu?

Erkan Mumcu ile Mehmet Ağar nasıl kendi partilerinden ve koltuklarından vazgeçerek bir yerde karar kılmışlardı..

Genel Başkanlık koltuğunu bırakmak kolay mı öyle?

Ya Deniz Baykal'a ne dersiniz?

Başlarına taşmı düştü ne?

Hayatta inanmam...

Bu kararlar kendi kararları olmamalı...

Birileri Erkan beyi, Mehmet beyi, Deniz beyi bir kenara çekip "Ya birleşeceksiniz, ya da bu odadan çıkamazsınız' gibi birşey mi dedi acaba?

Birileri de sankim bunlara bazı sözler mi vermiş neyim?

Nereden bileyim?

Belki de dememişlerdir, ben de hayal görüyordurum..Alın size işte bir proce..Projem mi, proce mi?

Her neyse canıııım.....

cafesiyaset.com (özel) "


Sahi ya Babo, dedim hazır şu fal işine girmişken..
Memleketin falıyla ihlasın falı ters korelasyon gösterirse, bu durumda bu memleketin terse gelmiş bir evladı olaraktan benim düzlüğe çıkma niyetimin gerşekleşmesi hangi baharda olur derim ve asıl önemlisi de benim o bahara çıkma şansım da ne kadardır, ah bir bilsem derim!

meraklı
06-05-2007, 15:08
Aman hocam,

Derler ki mantık evliliği aşk evliliğinden daha uzun soluklu olurmuş....;)


Valla ben denemişlerin yalancısıyım..

CHP ille de benim şemsiye , DSP yok hayır benim kasket bana yeter mi demiş, demişse de demiş...Ama bilmeliymiş ki kasket sadece kafayı , şemsiye ise gövdenin yarısını korur:p


Temennim ise yüksek basamaklı saçak altlarında buluşulması...

Kalın sağlıcakla.....:friends:-

serdarkus
12-05-2007, 15:19
Kavgalı bir hafta geçecek gibiydi, ama asabiyet baharın coşkusunda eriyip gitti. Coşku azıcık abartıldı, bol öpücüklü bir hafta geçti. Hani vardı ya, “Ayıııı..bir sevgi filmi!”

Erkan sabah bir kalktı baktı ki ayranı kabarmış.. ulan sabah sabah ampülümü kim patlattı dedi, nedamet getirdi pişman oldu.. hadi kalkın halka gidelim de bizi hasretle kucaklayıp gocaman bir öpsün dedi.

Memedağar baktı baktı, yüzdeelliya alıştım madem, beni de gatın araya da belki öpücüğün de yüzdeonu falan kaparım dedi.. hoplaya zıplaya gitti.

Tayyip zaten bu aralar bir hoş.. öpen öpene. Hala kurmayın öpücüğünün etkisinde,” Wavv!. Ne öpücükmüş be!”

Gülü kim öper ki bu aralar hocam dersen, adam zaten doğuştan öpücük kazanına düşmüş gibi sırıtır durur.. kim kendini öptü hala anlamamış gibi durur.

Baykal ise tayyibe takmış durumda. Nerede bir mikrofon görse, ezberden başlıyor, “Çocuktu ufacıktı, top oynadı acıktı.. buldum yerde bir tayyip, vardım tuttum elinden.. onu ben başbakan yapmıştım, başkasına bırakmam... kararlıyım, şimdi de devlet başkanı yapacam” diyor, gözlerinden sevgiyle. çok derin öpüyor.

Abe de abede de her sabah erkenden sevgiyle öpücüklerini gönderir durur. Son olarak dün de abedenin savunma bakanlığı, bizim savunma bakanlığımızı öptü.

Babada ise keyfler gıcır, benim şeyimi öpene icazet veririm diyor..gelene gidene öptürüyor. El öpenleri çok olsun derim.

Babo ise bugünblerde vardı ganadaya ki... özlemiştir, yakaladığı yerde öpmeye oğlanı arar.

İhlas ise bu hafta bir gademeyle sevgili yatırımcılarını öptü.

Coçkun ise Nikiyi.. muck!

Halk ise şimdilik gülerek seyrediyor.. beklemede, 22 Temmuz’da öpecek.

Hafta nasıl mı geçti..
Shake it up işte, şekerim!

meraklı
13-05-2007, 19:46
Amman Haaaaaa...Ben de bi hazırlandım ki..öpmeyeeee...:)) Enparlak ından suda çıkmayan cinsinden, fosforlu ve al kırmızı...Ama elbet ,öpülenleri tekrar öpmek zevk verir de tekrar isterler mi diye de korkarım...El öptürenleri de, göz öptürenleri de ve sair diğer öpenleri de kendimizden uzak tutup bazı şeyleri sürekli arada hatırlayarak aşağıdaki alıntıyı tekrarlamak istedim...Umarım Sayın sedarkuş, burada bu alıntıları yapıştırıverdiğim için bana kızmaz...Kızmazsınız di mi...:o

5 yıllık süreçte olanlar

4 Temmuz 2003´te milli onurumuz yerlere serildi. Çuval halen başımızda. unutma!

Bu ülkenin çiftçisine "ananı da al git" denildi. unutma!
Bu ülkenin şehit babasına ;Askerlik herhalde" yan gelip yatma yeri" değildir denildi. unutma!

Bu ülkede kürt sorunu ´ var denilerek, kürtçülerin ve AB´nin önü açıldı. unutma!
Teröristlere yardım ve yataklık ile bölücülükten hüküm giyenler, ayaklarının altına kırmızı halılar serilerek Başbakanlıkta ağırlandı. unutma!

Alt-Üst derken topyekûn kimliğimiz alaşağı edilerek Türkiye'lilik kimliksizliği ve soysuzluğu önümüze konuldu. unutma!
Başbakan tarafından "Türkiye mozaik bir ülkedir" denildi. unutma!
Başörtüsü öncelikli sorunumuz değildir denildi. unutma!

´Bu ülkeyi pazarlamak görevim´ diyen de bunlardı. unutma!
Yabancıların toprak edinmesi adı altında vatan topraklarını yabancılara peşkeş çekenler de bunlardı. unutma!

Kıbrıs´ı AB´ye teslim edenler, Denktaş´ı pasifize edenler yine bunlardı.unutma!
Patrik ´ekümen´ sıfatı ile resepsiyonlarda yine bu dönemde kabul edildi. unutma!

Kuzey Irak´taki kırmızı çizgilerimizi morartıp, noktacıkları silikleştirenler bunlardı. unutma!
Çiftçiye "Gözünüzü toprak doyursun" diyen bunların Tarım Bakanıydı. unutma!

Cüneyt Zapsu´yu ve eşinin sosyete tarikatını unutma!
İlk defa bu dönemde ´Biji kürdistan, apo´ya özgürlük´ diye bağıranlar ´daha fazla demokrasi talep eden gruplar´ diye tanımlandı. unutma!
Resmi araçlar yine bu dönemde terörist leşleri taşımak için kullanıldı. unutma!

Teröristler için özel mezarlıklar ve anıtmezarlar bu dönemde açıldı. unutma!
İmam hatipliler ile mesleki liselerin önündeki katsayı engelini kaldıracaklarını söyleyip sözlerini tutmayan, bunlar. unutma!

Türk Bayrağı´nın yakılışı da yine bu dönemdedir. unutma!
Misyonerliğin kapıları ardına kadar bu dönemde açıldı. unutma!
Yamuklar bu dönemde düşünen insanlar(!) kabul edildi. Haklarında verilen mahkeme kararları eleştirildi. unutma !

Topyekûn ihanet konferansları, farklı düşüncelerin sesi kabul edildi. unutma!Bayrağa saygı yürüyüşü yapmak isteyenler bu dönemde tutuklandı. unutma!
Siyaset yosmaları, BARZANİ ve TALABANİ soysuzları bu dönemde Türkiye´yi açıkça tehdit ettiler.unutma!

İlk defa Kemalizm'e din dendi ve bu dinden ayrılmamız gerekiyor dendi unutma!
İlk defa Türkiye Cumhuriyeti toprakları içerisinde Türk Bayrağı yakıldı.unutma!

Zana serbest bırakıldı ve Türk vatandaşlarının verdiği vergilerden kendisine 3,5 Milyar emeklilik maaşı bağlandı.unutma!
İlk defa Türkiye Cumhuriyetinin televizyonlarında Terörist başı öcalana sayın diye hitap edildi unutma!
İlk defa bu dönemde Türkiye'nin en değerli toprakları para karşılığı yabancılara satıldı.unutma!

İlk defa Türk milletinin benliği aşağılandı ABye gireceğiz hevesi ile.unutma!
İlk defa bu dönemde Telekom İngiliz istihbaratı ile ilişkisi olan bir yabancı şirkete satıldı.unutma!
İlk defa bu dönemde KKTC eski Cumhurbaşkanı Sn. Rauf Denktaş bir çocuk gibi azarlandı.unutma!

İlk defa bu dönemde PKKnin siyasallaşan kolu olan zanalara Türkiye meclisinde yemek verildi.unutma!
İlk defa bu dönemde Doğu Türkistanin bayrağı Türkiye;de yasaklandı.unutma!
İlk defa bu dönemde Doğu Türkistanin eski yöneticileri Türkiye'ye alınmadı havalimanından geri gönderildi. unutma!

İlk defa bu dönemde ´görevim Türkiye´yi pazarlamak´ dendi.unutma!

alıntıdır.......Kalınız sağlıcakla....:friends:-

serdarkus
19-05-2007, 15:13
:cool:
Endeksin aslında şu güzel bahar günlerinde gıpraşmaya niyeti falan yoktu ama yapılan yorumları okuyunca tembelliğinden utandı. Zebil olmuş her yanı sarmış ustayı, ustaya bel vermiş çırağı, çırakta keramet var mı acaba deyü bakınan yamağı ve her birinin cümbür cemaat ortak üstadlarının gönlünü hoş etmek için hadi bari bir kıpırdanayım dedi. Demekle olsaydı kolaydı ancak niyetsiz işten döl olmaz misali yönünü şaşırdı. Bir iki yalpaladı, yukarı doğru hamle yaptı, sonra da “bana ne burada direnç var”, dedi takıldı. Takıldığı yerde sallanır durur, ileri doğru düşerse ne olur.. yok geri tepe üstü düşerse kim ne olur. Gelecek haftanın sorusu bu.. bebelerin öseyemesine bir ay kaldı ya.. buyur buradan yak!. Denklemi çözün bakayım, defter kitap serbest. Hoop arkadaki, bak kıl mahmut geliyor.. öyle sekiz siteye girip sekiz monitörle seansı takip etmekle olsaydı bu işler.. oooo!

Endeks odaklı gündemin merkeze yakın partileriyle merkeze eşit uzaklıkta ama biri sol cenapta diğeri sol cenabın hemen yanında bir diğerimin gözünü nasıl oyarım hesabındaki cümle partiler Matrix Revolutionsun çok tivili işlem odasındaki beyaz sakallı tonton amcanın unix tabanlı “çoklu komut seç...”, “ sağdan hizala..” , “soldan hizala..” , “enterrr!.. marş marş, herkes görev yerine!” işlem emirlerini yerine getirirken diğer taraftan da “bir milyon angara.. bir de istanbuldan desek.. izmir rahat 1,5 vardı canımm.. goy bunun üzerine denizli, samsun.. hem bu halk şaval canım, nereden bilecek ki kendilerini biraraya getiren güç aslında kendilerinde olan doğal insani tepki. Sizi biz oralara ittirdik desek de onda birini kafeslesek… ooo, tam üç otuz milletvekili eder, rüyamda bile hiç görememiştim ki canım!.” Hoop, o fimde hayran hayran Keanu’ya bakan hanımlar.. neşenizi bozmayım ama, o herif gay bi kere!

Hep derim, bu endeks balık hafızalı ama balık burcu hiç değil. Nerede onda o duygu, hani hassasiyete de ne oldu.. geçen haftalar kafaya taktığı, ama ne hikmetse şimdilik bakmadığı cumbaba işi şimdilik rafta. Unuttuk yani.. şimdi –iyi saatte olsunlar- yüce basınımızın fişyın tivide bahar modası tarzıyla müziksiz verdiği aday adaylarının geçişini izliyoruz. Çok heyecanlı. Kolay mı.. önce ben onu seçeceğim sonra da o beni seçecek. Beş sene boyunca da öpecek. Onun için ben kendi kısmetime, aşırı titizleniyorum. Valla.. Bari salyası akmasın derim!

Ondan sonra da bu memlekette spor işi niye böyle oldu diyorlar. Her bişeyimiz düzgündü de hadi bir o eğri kalsın. Yazık değil mi hocam şimdi. Takım aylardır bağırıyor, çağırıyor, zırıl zırıl ağlıyor.. istemiyorum ben kardeşim diyor. Alavare, dalavare bin türlü dümen ediyorlar, zorla şampiyon yapıyorlar. Ya hocam, bu memelekette bir şampiyonluk kutlaması kaça çıkıyor haberiniz var mı? Bunun primi, kutlaması, pavyonu, kulübü.. eşine hediye, garıya hediye.. nereden geliyor bu değirmenin suyu. Kolaysa siz olsanıza.. ne diye zorla ittiririyosunuz takımı. Baksanızaa, malatyasporu örnek alsanıza. Dermenin suyundan içmiş, akıllı adamlar.. "ne işimiz var bizim birinci ligde. İyi tamam işin içinde hatır var,ama bacımın hatırı da buraya kadar!" Öptüm hepsini.. derinden!

İşte bu memlekette tüm o işler böyle oldu, daha sonra da bi baktık ki.. "Aaaa, bak kızz.. fener şampiyon oldu!"

Önce Fener şampiyon oldu, sonra da böyle oldu..
Böyle olunca da memleketin ayarı bozuldu!

serdarkus
23-05-2007, 20:03
"
...............................
Mehmet Hekim, karısı hapisten çıktıktan sonra başka bir kadını gözüne kestiriyor. Hubuş Hatun’a ise bu durumu, dost tutmayı planladığı kadını “85 yaşındaki annesine, yani Hubuş’un kaynanasına, bakmak için getirdiğini” söylüyor. El kızı bu numarayı yemiyor ve kavga ediyorlar. Kitapta bu kavganın da bahsi geçiyor.


Filmde, Mehmet Hekim’in Hubuş Hatun’un bir dükkânını satıp yediği söyleniyor. Bunu Celal Ağabey merhum Mehmet Dayı’ya soruyor ve şu karşılığı alıyor: “Yalan söylemiş gavat. Ne tükânı, bir konağını yedim”


Afiyet olsun…

........
23 Mayıs 2007 Çarşamba - Malatyahaber.com "

http://www.malatyahaber.com/haberler/haber.asp?a=11276&z=1

serdarkus
25-05-2007, 13:55
"Öğrencilere sınav için erken tatil

MEB, lise son sınıf öğrencilerinin ÖSS sınavı nedeniyle 1 hafta erken tatile gireceğini açıkladı. OKS'ye girecek İlköğretim 8. sınıf öğrencileri de bir hafta idari izinli sayılacak.
...."

:cool:
Erken tatil yapalım da bebelerin ders çalışmasını kösteklemeyelim mi dediler?

Bir de milli eğitim çocukları düşünmez derler!

meraklı
26-05-2007, 01:42
"Öğrencilere sınav için erken tatil

MEB, lise son sınıf öğrencilerinin ÖSS sınavı nedeniyle 1 hafta erken tatile gireceğini açıkladı. OKS'ye girecek İlköğretim 8. sınıf öğrencileri de bir hafta idari izinli sayılacak.
...."

:cool:
Erken tatil yapalım da bebelerin ders çalışmasını kösteklemeyelim mi dediler?

Bir de milli eğitim çocukları düşünmez derler!


Düşünmezler mi...o kadar düşünürler ki - Türkce ve sosyal bilgilerden vaz geçtim- deneylere bağlı maktu konularda bile ironik anlatımlarla beyin yıkıyorlar,
Kitabın başına lütfen Atatürk ün gençliğe hitabesini ve istiklal marsını ekliyorlar :mad:

bikmisbroker
09-06-2007, 20:49
Borsa dususe baslar, lafimiz hazir; Sokaktaki simitci de Boyaci da "Ne alayim abi?" diye sormaya baslamisti zaten...:D

Ortalik biraz karisir, yine lafimiz hazir;Simitçiye uzat mikrofonu.... :D

Hic dusundukmu acaba insan faktoru en cok olan meslekler hangileridir diye?? Simitçi sokak basinda 1000 simit sattigi zaman (teorik olarak) en az 1000 kisi ile muhatab olmaktadir..

Boyaci ise gunde 100 ayakkabi boyadigi zaman yine gunde en az 100 kisi ile muhatab olmaktadir..

Neden bu 2 meslegi one cikaririz??

Neden bu meslek ile ugrasan insanlari ornek gosteririz??

Haa bir de TAKSi ci var sirada ya??


.................................................

Aslinda Simitci simidini satana kadar (2-3 dakika) musterisi ile muhatab olur, yeri gelir sohbet eder.

Boyaci bir ayakkabiyi boyayana kadar (10-15 dk) musterisi ile sohbet eder...

TAKSi ci ise musterisini gidecegi yere goturene kadar (ortalama 30-45 dk diyelim hele istanbul trafiginde) Musterisi ile sohbet eder...

Ve bu sohbetler genelde TEK tarafli olur..
NASIL tak tarafli yane? Diye sordugunuzu hissediyorum!!!

TEK TARAFLI olur cunki simiticiyi Cahil goruruz..
Boyaciyi da Cahil goruruz..
Taksi ci mi?? Hadi canim sende Cahilin onde gidenidir o Taksici zaten.

Ama insan faktorunu hic dusunmeyiz..
O simitcinin, O boyacinin, O taksicinin de insan oldugunu, kendini yetistirmis okuyan analiz yapan, beyni olan dusunebilen bir insan oldugunu UNUTURUZ bazen..

..............................................

Sozum ile yazdiklarim ile burada Kimseyi elestirmek gibi bir niyetim yok, cunki yukardaki yazida bahsedildigi sekilde ben de konustum, yeri geldi ben de yazdim...


...............................................

Gerek simitci, Gerek Boyaci ve gerekse Taksi soforu her zaman toplumda "okumamis, tahsili eksik" kesimleri temsil ettiklerinden bu tarz yazilarin konusu olabilmektedirler...

Sahsen Turkiyeyi her ziyaret ettigimde, konustugum arkadaslarim olsun, sanayici ve isadami tanidiklarim olsun, hepsinin fikrini alirim, onlari dinlerim.

Her kesimden konustuklarim arasinda her fikirden kisiler vardir, bu degisik fikirleri savunan kisiler arasindan da farkli konularda ISRARCI olmalarini beklemek "esyanin tabiati geregi" dir..

.................................................. ...................

Beni en cok etkileyen ise ne olmustur bilirmisiniz??

Turkiyeye her gelisimde mahalle simitcisini mutlaka yakalayip (1-2 simit alip) ona da GiDiSAT hakkinda fikrini sormaktir..

Turkiyeye her gelisimde BOYACIYI mutlaka yakalayip (Ayakkabimi boyatirken) ona da GiDiSAT hakkinda fikrini sormaktir..

Turkiyeye her gelisimde bindigim TAKSiNiN soforu ile muhabbet edip mutlaka ona da GiDiSAT hakkinda fikrini sormaktir..

Yeri geldiginde yazilarimizda adlari gecen Bu esnaflardan Aldigim cevaplar bugune kadar bir toplumda alabildigim en sihhatli YORUMLAR olmustur.

Size de tavsiye ederim.

bikmisbroker
09-06-2007, 20:51
Simitci ve Boyacidan laf acilmisken, yukarda adi gecen mesleklerden BOYACILIK yapan ve benim her ayakkabi boyatirken fikrini sordugum boyacimdan bahsetmek istiyorum..

Sene 1988 veya 1989 idi onu tanidigimda..
Askerden yeni gelmis 21 yasinda 5 kardesin en buyugu ve Hasta anneside dahil olmak uzere evdekilere bakmakla mukellef Karsli bir kardesimiz bu arkadas..

O yillarda En buyuk ideali kendisinden kucuk kardeslerini okutmak, (adam olmak icin okumalari lazim diyordu) ve ayni zamanda gece kondu bolgesinde insaatina basladigi 300 m2 lik alti dukkan ustu daire olacak insaatini tamamlayip, dukkani KiRA ya verip ilave gelir etmekti..

Dukkandan elde edecegi gelir ile insaatin ustundeki daireleri yavas yavas tamamlayacak, kendisine annesine ve kardeslerine 1 er tane daire verme hayalinde idi..

Bana dukkani "kime kiraya vereyim??" diye soruyor, duzenli ve iyi kira alabilmek icin BEYAZ ESYA satan birilerine dukkanini kiralamak istiyordu..

Gel oldu git oldu, o dukkani tam da dusundugu gibi bir beyaz esya satan dukkana kiraladi..
Ust kattaki daireleri de yapmaya basladi..

1994 Krizinde ben elimdeki $$ lari satip Borsaya dalarken, o sayin Basbakanimizin laflarindan etkilenmeyip, USD lerini SIKI SIKI tutmayi basardi..

Sonucta ben "Para nasil kaybedilir?" topicinde yazdigim gibi 30 da 1 e dusup fakirlestim.. O ise elindeki portfoyu TL bazinda 3 e katladi 3 ay icerisinde..

Daha sonraki Gorusmelerimizde-Ayakkabi Boyatmalarimda-ise her zaman benden 2 misli para istedi..

Nedenini sordugumda;
SAKA ile karisik "Abi sen ayakkabi boyatmiyorsun, beni sorguya cekiyorsun, benim her konudaki fikirlerimi ogreniyorsun, benden fikren de yararlaniyorsun" dedi ve fazladan istedigi ucretide ALDI..

Halen boyaciliga devam ediyor, kiracilari var, ve insaatini bitirdi..

TAKSi ci dediginizi duyar gibi oluyorum??

Taksicimin adi "entel memet"..
Adi cikmis "entel'e" cunki Cumhuriyet gazetesi okuyor..
Cunki Klasik muzik dinliyor..
Cunki..
Cunki..

1990 li yillarin basinda onu tanidigimda "taksi plakasi" muhabbeti gecti aramizda.
O yillarda 1 TAKSi plakasi 60.000 $ idi..

Musterilerinden bahseder, her musterinin anlattiklarini ozumler, ve kendine gore faydalar cikarirdi..

Herseyden onemlisi KAMU OYUNUN nabzini cok iyi tutardi..
Simdilerde Canakkale taraflarinda almis oldugu koya NAZIR dublexinde Taksisi ile Plakasini kiralamis durumda emekliligini yasiyor..
Sahip oldugu Taksi plakasi ise 350 bin $'a vurmus durumda...
Portfoyunde her zaman israrla tuttugu 1-2 kagit var, TAKSi plakasi kirasi ile temettu ve sermaye artirimlari ile gecindigini soyluyor..

Takdim ettim.:D:D

serdarkus
10-06-2007, 10:52
Memleketin gelecek beş yılını çizecek seçim öncesiyle memleketin karalama kabataslak öylesine çizildiği son beş yılın arasına sıkışmış hafta bitti. Öncelikle gözümüz aydın. Sayılı gün, geçti gitti işte. Kaldı geriye çizikler, çiziciler ve ortada geriye ne kaldıysa artık onu seçeriz, bizde yamuk olmaz diyen biz seçiciler.. ondördüne basmış ta ailemiz kimi münasip gördüyse artık onun goynuna girmeye hazır, boyuna köpüklü kahve pişirir durur eyi mahalle gızlarına döndük.. ne diyelim, temennimiz odur ki, hem zaten bu memleket bizi yıllardır bu günler için eğitti, memnun ederiz artık!

Sıkışık haftanın gündeminde seçim öncesi geçim meseleleri.. pardon, memleketin öncelikleri en öndeydi. Partilerin ülke sorunlarını masaya yatırıp, önce ülkemiz diyerek kendilerini feda etmelerini görmek, çok hoş bir duyguydu. Senin programın benimkine göre çok daha çok daha hayırlı olur, ben kendimi feshedip sana katılıyorum diyenler bile oldu. Hele bir kısım milletvekillerin kendi performanslarını değerlendirip de son beş yılda yeterince faydalı olmadıklarını gördüklerinden yerlerine daha uygun adayları önermediler mi.. ağlamayanlara ne olsun yani. Gözler yaşardı. Bu memleket kendileriyle gurur duydu.

Memleket seçim derdinde iken endeks de sayı peşinde idi ki.. seçim listeleri ve parti birleşememeleri ağırlıklı haftada endeksteki üç beş yüz puanla portföydeki azalmanın lafı mı olur, o da haydi bizden olsun dedik. Yılmadık, umutla bekliyoruz.. seçim olacak, seçimde seçilenler iyi olacak, iyi seçilenlerin kuracağı hükümet iyi olacak, iyi seçilenlere iyi oluşturulan hükümetin seçeceği cumbaba iyi olacak.. sonra hep birlikte oturup iyi kararlar alacaklar.. alacakları iyi kararlarla terör bitecek, dış borçlar silinecek, abenin dümenini iyi ayarlatacağız, sonrasında da bi bakacağız ki..borsamız iyi olmuş, hatta endeks bile yükselmiş. Zor iş mi.. bak, beş saniyede yazdım gitti. Hem şimdi olmasa da yeni seçime şurada ne kaldı ki.. bekleriz!

:cool:
Sonuç olarak seçim kurulu partilere karar verdi, partiler adaylara karar verdi, biz alalım satalım yok sadece bakalım kararı verdik.. bi acaip hafta geçirdik, ya da geçirttiler.. işte öyle bir şey, o artık her neyse!

serdarkus
11-06-2007, 13:42
"Dana eti mi, süt danası eti mi?

Avrupalı tüketiciler, bundan böyle satın aldıkları etin dana eti mi, yoksa süt danası eti mi olduğunu etikete bakarak anlayabilecek...
11 Haziran 2007 13:17

avrupalı tüketiciler, bundan böyle satın aldıkları etin dana eti mi, yoksa süt danası eti mi olduğunu etikete bakarak anlayabilecek. Lüksemburg'da yapılan AB tarım bakanları toplantısının ardından kabul edilen yönetmeliğe göre, artık etiketlerde etler arasındaki fark belirtilecek. Buna göre 8 aya kadar kesilen sığırın etine ''süt danası eti'', 8-12 ay arasında kesilenlerin etine ise ''dana eti'' denilecek. Yeni yönetmelik gelecek yılın Temmuz ayında yürürlüğe girecek ve AB üyesi olmayan ülkelerden yapılan et ithalatına da uygulanacak.
AA "

:cool:
Hani bizim coniler Japonyaya gittikleri seminerde öğrendikleri test metoduna hayran kalmışlar, “Gece arabanın içine bir kedi koyarız. Sabah bakarız. Eğer kedi sağsa aracın biryerinde açıklık var, anlarız. Eğer kedi havasızlıktan boğulmuşsa, test okeydir.”

Coniler kapmışlar işi ya, dönüp uygulamışlar hemen. Bir zaman sonra da gelen Japonlara başlamışlar anlatmaya, “Gece arabanın içine bir kedi koyarız. Sabah bakarız kedi içeride yoksa anlarız ki kaçmış, aracın biryerinde açıklık var. Kedi hala araçtaysa, test okeydir.”

Biz de şimdi bu et işini uygulamaz mıyız şimdi hocam. Aldığımız kanguru mu, bizon mu, uyuz tek toynaklı mahlukat mı, çiğ köftelik taze domuz eti mi yoksa yaşlılıktan eti atık karta kaçmış kart öküz mü.. bakarız etiketine, şıp diye anlarız."

bikmisbroker
21-06-2007, 03:28
Yeri bu topicmi bilemiyorum, amma aklima gelen bazi seyleri sizlerle paylasmak istedigim icin aklima geldigi sekilde yazip sizler ile paylasmak amaci ile yaziyorum.
Oncelikle siyasi yazilardan hoslanmam.. Bunu belirteyim.. Bu yazdiklarim da bu Topic'e yakismaz ise eger, Yoneticinin istedigi topic'e tasimasinda da bir sakinca gormuyorum..

Pesinen bunlari belirttikten sonra gelelim mevzuya;
Efendim Malum oldugu uzere secimler yaklastikca herkes bir anket yapiyor, herkes bir tahminde bulunuyor.
Bu anketlerin bu tahminlerin bir kismi mevcut AKP partisinin bu secimlerde %38 ile %40 arasi bir oy alabileceginden bahsediyor..
Boylesi bir durumda TEK baslarina iktidar sansini 1 defa daha yakalamis olacaktir AKP partisi..

Yakin zamanda yasanan Cumhurbaskani hadisesinden sonra bu secimlerde yukardaki gibi %38 hatta %40 lara varan bir yuzde ile AKP nin tekrar 1.ci parti olmasi durumunda bu ulkeyi neler bekliyor??

Hic dusundunuzmu??

Peki boylesi bir durumda B planiniz varmi??

Bir yerde okumustum, "Disinda birakarak buyutecegine, icine alarak kucult" demis adamin 1 tanesi.
Acaba diyorum, bu %40 lik OY potansiyeline kavusan AKP nin kazanilmasi mumkun degilmi??
Sundan eminim ki %40 lik OY potansiyelinin olusmasinin baslica etkenlerinden bir tanesi Turkiyenin son 5 senede (bir sekilde) ekonomik olarak eski donemlerden cok farkli bir tablo cizmesidir.
Bir diger faktor ise, yerel yonetimlerde olaganustu organize olmus kadrolari ile suratli ve etkili olarak HALKA hizmet anlayisi icerisinde olmalaridir.
Dolayisi ile AKP yerine OY isteyen partiler bu secim yarisini onde bitirmeleri halinde mevcut AKP hukumetinin cok cok daha ustunde bir atilim icerisinde olamalri ve vatandasa hizmet getirmeleri gerekmektedir.
Bunu hangi partimiz yapacak acaba??
Deniz Baykal li CHP mi? MHP mi? Eski tas eski hamam devam eden ANAP mi? Yoksa 2 sinin karmasi olarak tekrar sahalara dondurulmesine calisilan DP mi?

Tamam, sayin RTE nin cocuklari ve kendisi ile ilgili saibeli mevzular ortada dolasmaktadir..
Tamam, AKP nin destekleyicileri arasinda SERiAT isteyen radikal gruplarda vardir..
Tamam Sayin RTE nin kendi agzindan duyulan Kurt sorunu, Kuzey IRAK ve PKK ile ilgili cogunlugun hosuna gitmeyen soylevler de mevcut..!!

AMA bu radikal gruplar OY POTANSiYELiNiN %10'u nu veya en fazla %15'i ni temsil edebilir bu OY potansiyeli icerisinde, peki geriye kalan %25 OY POTANSiYELi nereden geliyor acaba??

Bu durumda bile, bu secimlerde AKP %38 veya %40 OY potansiyeline ulasirsa, B planini varmi acaba??

Herkes CANTADA keklik zannediyor bazi seyleri..
Herkes Turkiye capinda toplanan kalabaliklara guveniyor..
Bir noktaya dikkatinizi cekmek isterim, o kalabalik 3'e 4'e bolunecek OY SANDIGININ BASINDA!!

Bunu hic hesapladinizmi??

Kimi gidecek GP ye oy verecek, kimi gidecek Hic denenmemsi CHP ye, kimi ise Dogumu bile sancili olan DP ye oy verecek, MHP si de ANAP'i da CABASI...

AMA birileri de ISRARLA AKP ye oy verecek!!!

Durumun vahametini dusunebiliyormusunuz??

Peki boylesi bir durumda B PLANINIZ varmi??

Oldugunu Zannetmiyorum..

meraklı
21-06-2007, 10:19
Sayın bikmisim ustam,


Her kişinin düşünmediği bir “B” planı olduğunu düşünüyorum. Türk insanı enteresandır ki chamaeleonidae (bukelemun) cinsi olup, her ortama rahatça uyum sağlayabilen, yumurta “kırılıyorum” dediği anda çözüm aramaya başlayan ve bulan yapısı ve genelde “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” zikri ve fikri ile hoşnut devam eden bir toplumdur.

Bunun derinlerine- nacizane- çocukluğuna inmek gerekirse, yapısındaki çoklu toplum karışık fikir ve ideolojilerin harmanlanmasından ortaya çıkan enteresan bir paylaşımla yaşayan biz “Türkler” alt yapımızda bilumum farklı boy-sülale-ırk diyesim geldi birden- kavimlerden oluşmuşluğumuzun karmaşasında mutlaka ki çıkar bir yol bulunur.

Ama dediğinizde haklısınız, meydanlara toplanan yüzbinlerin sandık başında ne yapacağı bilinen bir meçhuldür.

AKP nin çalışma şekli bellidir...Daha önceki yazılarımdan da hatırlarsanız (okuyabilme fırsatınız olmuşsa) AKP nin ne kadar düzenli bir gruplaşma ve istikrarla yayıldığını, içten fetihlerle oyları bağladığını belirtmiştim. :;dedektif

Ve yine haklısınız ki kime, neden ve pişmanlık duyacağımızı bilerek oy vereceğimiz de malumdur.

O halde ruh sağlığına güvenen bir ağabeyimizi parti kurmaya teşvik edelim “ABMDYO”...yani....:;ohohoh

"ArkaBahçe Müdavimleri ve Destek Yapı Organizması Partisi”

Yaşayan, yaşatan, anlayan ve gelişime açık bir oluşum.........;)

Kalınız sağlıcakla...:friends:-

alihoca
21-06-2007, 23:12
Peki boylesi bir durumda B planiniz varmi??
Sevgili Babo'm;

A Plan(lar)ı var mıydı ki?

serdarkus
22-06-2007, 00:15
..
Peki boylesi bir durumda B PLANINIZ varmi??

Oldugunu Zannetmiyorum..


:cool:
İki gay guy.. harala gürele.. vıy vıy! Tamam, bunların işi bitti. Uyuyan halkı bilinçlendirdik, şimdi gidip bunlara oy vermeyecekler. Ya, demokrasi bu işte, bu kadar basit.

Bunlar çok kötü, oy verilmez lafı muhabbetlerde çok konuşuluyor. Ser’de var ya kıllık, hemen mevcut diğer liderleri sayıp arkasından meşhur soru, “peki o zaman hangisi iyi?” Cevap, seansta alın alın diyerek kendisi de dalmış, ardından sonuca bakıp suçu Daw’a atmış garibim uzmanım gibi, “ya, onlar da iyi değil ama.. bunlar da çok kötü canım.”

Gördüğüm.. AKP liler daha rahat, göğsünü gere gere oy vereceklerini söylüyorlar. Diğerleri ise, sadece eleştiriyorlar. Eleştirene, peki sen kimi düşünüyorsun denildiğinde de, kem küm.. utanıyorlar. Nasıl utanılmasın ki.. sounları nasıl çözecekleri hakkında tek kelime ciddi laf söyleyemerek hala yaşı yetmişi aşmış adamın sarkmış şeyini öpmekten medet umanların yarın çok daha önemli hayati konularda kimin nerelerini öpmekten niye imtina edeceklerini düşününce..

Başkalarını bilmem ama benim B planım hazır.
Memleketin gelecek beş yılına bakar, şimdiden ağlarım.

Yine de.. ne diyordu Gandalf, herşeyin bitti denildiği o anda, “Umutlar tükendi denildiği zaman, daima yeni bir umut vardır. “

Master
22-06-2007, 09:15
Yine de.. ne diyordu Gandalf, herşeyin bitti denildiği o anda, “Umutlar tükendi denildiği zaman, daima yeni bir umut vardır. “


Ama, umut bitmez umulan biter...

bikmisbroker
22-06-2007, 16:54
Sevgili Babo'm;

A Plan(lar)ı var mıydı ki?
Sevgili Hocam,
Oyle kelimeler seciyorsunki...
tetikliyorsun bu garibi..

Sen ki yillarca memleketi somurursen,
Sen ki Yillarca duzen duzen deyip, duzulenlerden olusan bir millet yaratirsan,
Sen ki Yillarca benim iscim benim koylum deyip, vatandasi terse cekersen,
Sen ki Vatandasa hizmet etmeyip, onlari yolunacak TAVUK, sagilacak iNEK gibi gorursen,

Yerel yonetimlerde 3 kurusluk hizmet yapan,
Kadikoyden Tuzlaya kadar olan sahil seridini yillarca acmayip, surunduren zihniyet yerine o sahil seridini YESiLDEN bir CENNET haline getiren yonetim TULUM cikartir..

O Yonetimki SERiAT tehlikesine ragmen, yaptigi TAKiYYE lere ragmen, bu milletin HASRETi ni giderdigi icin, %40 lara varan OY potansiyeli TASIR!!!

O parti ki, meydanlardaki mitinglere ragmen gucunden birsey kaybetmez..

Konumuz A plani idi ama bak bana neler yazdirdin yine..

Sahi A Plani ne idi??


.....................
Başkalarını bilmem ama benim B planım hazır.
Memleketin gelecek beş yılına bakar, şimdiden ağlarım.


O planina beni de kat e mi??

serdarkus
28-06-2007, 10:10
O seçilecek, bu seçilecek.. arap gızı damdan düşecek.. benim reyim senin şeyinden fazla edecek... siyaset de bu memlekette futbol fanatizmi gibi. Beş sıfırlık yenilgi sonrası taraftar kendini helak ederken futbolcusu sabaha kadar pavyonda kişiliğini kaybeder.

İlköğretim öğretmenlerimizin daha ilkokul birde sınıf başkanını oybirliğiyle seçtirmekle başladığı demokrasi eğitimi tüm yaşlarda kesiksiz sürse, belki demokrasi konusunda da bir kültürümüz oluşurdu.

Nereden mi çıktı şimdi bu yazı.. aşağıdakinden. Yazanı yazmıyorum, yazının tamamına medyada rastlarsınız. Çünkü sütoğlan durumları var.. “ben senin babanı sevmezdim sütoğlan, o zaman yazdığını da sevmem”


“..Mete Akyol'un, İnönü'den naklen anlattığı bir anı var. Ben rahmetli İnönü'nün yaklaşımını, çok değerli bulmuştum. Bir seçim sonrasında, röportaj yapan arkadaş; İsmet Paşa'ya, seçim sonuçlarını nasıl karşıladığını, CHP'nin aldığı sonuçtan memnun olup olmadığını sormuş. Seçim sonuçlarının, CHP açısından pek de memnuniyet verici olmamasına karşın; İsmet Paşa, seçimlerin sonuçlarından çok memnun olduğunu söylemiş.

Röportajı yapan arkadaş, "Paşam" demiş, "Sonuçlar ortada. Bu sonuçlar karşısında nasıl memnun olursunuz?" İsmet Paşa gülmüş. "Diyelim ki, sen oğluna yarışmalı bir oyuncak aldın. Akşam eve gittiğinde, yemekten sonra karşılıklı geçtiniz ve oynadınız. Ve diyelim ki, oğlun seni yendi. Şimdi sen, oyunu yitirdiğine üzülür müsün? Önemli olan şey, senin oğlunla karşılıklı oyun oynayabilmendir. Kazanmak ya da kaybetmek artık önemli değildir. Seçimler için de benzer bir durum var. Burada önemli olan barış içinde, demokratik bir seçim yapabilmiş olmamızdır. Ben bunun hasretini çok çekmiştim. Bu seçimi yapabilmemiz, memnun olabilmek için yeter..."
..”

:cool:
Oy verenlerden birkaç milyonu kaynar kazanlara atsak da yaksak.. sonrasında ne demokratik seçimler yaparız be hocam!

serdarkus
03-07-2007, 09:59
"Eşeklik baki kalır

"03 Temmuz 2007 08:56

Yılmaz Özdil Antalya’ya gitmiş, turistlere bakmış bakmış, beni yarım saat kadar güldüren, o gün önüme çıkan her tanıdığıma anlattığım müthiş şakasını patlatmış: “Antalya’da Vladimir Putin kesin kazanır, Angela Merkel de dört milletvekili çıkarır, Türkler baraj altı...”

Dallama sazanın biri de pat diye lafın üstüne atlamış tabii: “Sen ne biçim gazetecisin be, yabancıların burada oy verme hakları var mı?”

Yılmaz diyor ki, zekâ düzeyi böyleyse, günün birinde burada Putin gerçekten kazanır vallahi!

O kabuksuz hayvancığın zihninin açılması için kendisine bol bol kabuklu deniz hayvanı yedirmek lazım ama dinimizde yasakmış galiba...

Zarar yok, mangal yapsın, kırmızı etin de faydası dokunacaktır. Hemcinslerini yemek bizde yasaktır ama onlarda doğa kanunu.

Bu tür aptallar ve aptallıklar bendenizin “ilacıdır” efendim... Aynı zamanda ekmek param, yıllardır onlarla kırkıla kırkıla evin geçimini sağlıyoruz...

Bakınız bugün politika yazacaktım (eh, bu da çok farklı bir alan sayılmaz), fakat yeni bir dıngıllığa takıldım.

07.07.2007 çılgınlığı... Bizim magazin çılgınları da bunu pek sevmişler anlaşılan.

Yedinci yılın yedinci ayının yedinci günü... O gün “birşeyler” olacakmış.

Buna “hurufilik” denir ama geriden hurufilik. Üstelik yalnız Türkiye’ye özgü de değil. Amerika’da millet o gün evlenmek için başvuruyormuş, örneğin Las Vegas’ta önümüzdeki cumartesi günü evlenmek için nikâh sırası bekleyen üç bin çift varmış. (Nevada eyaletinde devlet daireleri hafta sonu da çalışıyorlar demek ki... Acaba Reno kentindeki boşanma mahkemeleri de pazar günü açık mı?)

Astrologlar da tam tersine, Merkür gezegeninin konumu dolayısıyla o gün birtakım aksilikler çıkabileceğini, yani yedinci günün çok da makbul olmadığını söylüyorlarmış.

Fakat The Secret kitabına göre o günün iyi geçmesini isterseniz, geçer. (Kocanıza eşek dili yedirmek ya da yatağın altına “bağlama muskası” koymak gibi alaturka yöntemleri artık bırakınız, kocanızın dostunu terketmesi için “postıf eneeercinizi” yoğunlaştırınız. Hele “karga büken büyüsü” asla yaptırmayınız, sonra size de zararı dokunur. Herifin şeyi bir bükülürse kardeş kardeş oturur karşılıklı örgü örersiniz vallahi, en iyisi Rhonda Byrne ablanızın yolunda yürüyünüz, kocanızın dostu postu olacak o şıllık da görsün gününü...)

Demek ki insanoğlu akıllanmak istemiyor.

Demek ki daha önce atlatılan benzer çılgınlıklar, örneğin 02.02.2002 saçmalığı, ya da 05.05.2005 budalalığı kimseyi kesmemiş.

Benim de merak ettiğim, bu gibi işlerde niçin “Batı taklitçiliği” yaptığımız... Bize ne kefere takviminden? (Aslına bakarsanız, işi bozan yılın 2000’le başlaması... Bu salaklığın 07.07.7007 tarihinde sergilenmesi daha uygun olmayacak mıydı? Fakat 2 rakamı işlerine gelmeyince onu yoksaymışlar, kısaca 7/7/7 yapıp geçmişler.)

Bu yıl, rumi 1423, hicri 1428 yılı...

Örneğin biz de 14.2.1423 gibi bir gün şavullasak da o gün saçmalasak daha iyi değil miydi?

Olmaz. “Muasır medeniyet seviyesine” ulaşmak için (Babıali’de bunu hâlâ “muassır” yazan da çok yamyam vardır) her türlü Amerikan zırvası taklit edilecektir. Örneğin 11 Eylül saldırısı da 11/9 değil, Amerikan zagonunca 9/11 şeklinde anılacaktır.

Saint Valentine geçti ama Halloween ne zamandı kızlar? Onu kutlayın, ertesi gün All Saints Day. Ardından da Happy Hanukkah! Ross Geller, Monica Geller, Rachel Green, Chandler Bing, Phoebe Buffay ve Joey Tribbiani ile birlikte...

Yarın 4 Temmuz, Independence Day, siz ona da hazırlamışsınızdır birşeyler, Rhonda ablanız da kutlayacakmış sizden söğüşlediği paralarla...

(Akşam)"

:cool:

serdarkus
05-07-2007, 15:32
"Genç beyinler

İTÜ Elektronik Haberleşme Bölümü'nde okuyan cin gibi zeki görünüşlü bir öğrenci var karşımızda...
- Zor bir bölüme girdiğinize göre yüksek zekâya da sahipsiniz. Sanırım matematiğiniz de iyidir...
- Evet üniversiteye ilk bin kişi arasında girdim. Matematiğim de iyi.
- O zaman sizin olayları kavrama ve düşünce hızınız da çok iyidir... Siyasetle ilgileniyor musunuz? Birtakım çözümler geliştirdiğiniz oluyor mu?
- Pek olmuyor.. Ayrıca okulda mümkün olduğu kadar siyasetle ilgilenmiyor görünüyorum
- Neden?
- Çünkü siyasetle ilgilenenler mimleniyor. Bazen de küçük grupların içine çekiliyor ve tecrit oluyorsunuz.
- Bu çaba sizi siyaset düşünmemeye de götürüyor tabii...
- Evet... Aslında görünmeyen kimi eller bizim siyaset düşünmememiz için gerekli bütün tedbirleri almış gibi...
- Böylece tüm bilgi birikiminiz ve donanımınıza rağmen Türkiye'nin düşünce hayatına katkınız olmuyor. Herhalde gelecekte de pek olmayacak.
- Evet, tüm arkadaşlar dikkatini kariyer yapmaya ve iş bulmaya yöneltmiş durumda...
- Doğal olarak gelecekte düşünme yeteneği sizin çok altınızda olan birtakım insanlar tarafından yönetileceksiniz...
- Galiba öyle olacak... Bu yüzden birçok arkadaş yurtdışına gitmeyi düşlüyor.
- Ama bir gün döneceksiniz ve bıraktığınızdan da acınacak halde bir ülke bulacaksınız...
- Evet ama şimdilik elimizden başka bir şey gelmiyor...

M.Aşık"

serdarkus
07-07-2007, 14:17
Oyuncak efendim oyuncak.. hani şu hep oyun oynadığımız oyuncak. İşte bu haftaya iki noktayı işte o oyuncak koyacak. Hani nerede oyuncak demeyin hiç. İster bu ay aldığın yüzde dört zammın maaşınla çarpımı olan brüt yirmidört ytl ile çin malı bir oyuncak alır oynarsın, ister o brütünün netini maaşının netine ekleyip üzerine bir sonrakinin netinin de yarısını koyar, çin malı olmayan ama kadranında bol oyun olan bir cep telefonu alırsın. “Sana ne olum, para benim değil mi.. “

Mutlu ol, mutlu yaşa, mutlu öl.. kimseye sonrasında bişey kalmıyor. Sadece salaklık baki kalırmış ki.. bana bakmayın, kim kabul etmiş ki ben de edeyim. E işte, bana o bile miras kalmayacaksa, o zaman bu memleketten de bana ne ya.. Yok efendim, koca memleketi oyuncak etmişler..miş!. “Bu memleket goca bir oyuncak, onu sana verdim ki sonrasına oturup yap boz oynayak.” Kim sevmez ki olsun elinde bir oyuncak.. “ver hocam bana da bir oyuncak, madem memleket oldu bir oyuncak, biz de oyuncağın içinde oyun oynayak! “

“Bak oğlum bak, şimdi oyuncakcı amca çıkacak, elindeki oyuncakla sana ne oyunlar yapacak..” Bana ne ben kendi oyuncağımı isterim. Al sana, oh sana!. Parayı çok mu seversin, kim sevmez ki.. tamam o zaman, nasıl istersen.. Al sana, ama yok sana.. var ama para değil, bu oyun sadece parasına. Kafası az çok mali işlerden anlayan yazarından siyasetcisine, simitcisinden yöneticisine tüm düşünenler.. hepiniz buyurun bu oyuna. Para bende kalsın, sizler buyurun oyun hemen başlasın. Aldım, verdim.. sattım, aldım.. gagladım üç gademe, gıkladım aha da iki gademe.. düşün düşün.. Boşver ötesini berisini.. kafası bu işleri kavrayan her kim varsa, siz takılmayın derin ayrıntılara. Onları ben düşünürüm, sen sadece oyuncağınla oyna. Odaklan odaklan.. Bırak şimdi arka bahçeni, lüzumsuz derin işleri. Arka bahçede tüm elmalar çalınıp satılırken sen kafası çalışır zevat.. “evin ön tarafındaki çorak damda dedenin dikerken boşa salavat getirdiği dut ağacından bir günde kaç garga kaç tane dutu didikler ve sonrasında onu yere düşürüp de mi yer yoksa o garga o günde didiklediği onca dutu yere düşürmeden mi yer.. yedikten sonra yeme işi mi bu memleketin hayrınadır, yoksa sonrasında gübresinin zekatını aktardığında çok daha hayırlıdır…” al sana derin analiz, didikle dur bakayım.. kocaman cümlelerle kocaman ağzında yuvarla.. zoom yap, oyalan.. oh oh!. Arka bahçende elma gitmiş, bitmiş.. “iç bade sev güzel varsa zevk-i şuurun/sen hiç farkında değilsen zaten ne umurun. “
Ondan sonra efeendim.. hoca bir gün demiş ki.. parayı veren düdüğü çalar. Çaldı da. Ama şükür yabancıya gitmedi. “Yabancı değil ki kız gahbee.. onlar bizi evire çevire döven sonra söven Kazak.” Koca dayağından tırsmış da sokağa adım atmaktan korkmuş türbanlı ya da türbansız avrat misali –ki bizimkiler gelirse hepsinin türbanını masa üstüne serip üzerinde rakı içecek..yok sizinkiler gelirse türbanı olmayanın kulağını çektire çektire kafasına türban niyetine örtecek.. ya da tersi, her neyse.. bu başka bir oyunda, gelirseniz var orada da kocaman bir oyuncaklı oyuncu amca- bir sevinçle, neyse ki yabancı değil, efendimdir döver de sever de dedik. Şaapılırken çok severim, bari bir de çıplak öpülelim diye kazağı da bi çıkardık ki, aa.. Ermeni çıktı.

Oynandı, oynandı.. sonra endeks de 50 bine çıktı. Güzel bir oyun oldu. Herkes mutlu oldu.

Mutlu olduk!
:cool:

serdarkus
11-07-2007, 13:30
"Bu da cinsel organ falı
İnanılmaz ama gerçek! Cinsel organlarına baktırıp geleceklerine dair yorum alıyorular.

11.07.2007 13:21
Cinsel Organ Falları: Dalga geçmiyoruz, ciddiyiz, bunlar geçmişte değil, günümüzde de var. Hindistan´ın bazı bölgelerinde, Güneydoğu Asya´da ve hatta Japonya´da hala uygulanmakta. Kadının vaginasına, erkeğin ise penisine ve herkesin de anüslerine bakılarak yorum yapılıyor. Geçmişte bu işi cinselliğe tövbeli Budist rahipler yaparmış, şimdi ise rahipliğe tövbeli Budistler yapıyorlar? Aman, bizimkiler duymasın, olabilecekleri tahmin dahi edemiyoruz... Eminim merak ettiniz? Yorumlar nasıl oluyor diye? Onu bize anlatmadılar, öğrenemedik, meslek sırrıymış. Jinekologlara ve bevliyecilere önerilir, ne de olsa deneyimliler.

Pasta Falı: Çin yemeklerinde raslandığı gibidir, küçük kağıt parçalarının içine kehanetler yazılır, bir kekin veya pastanın içine konur, kimin payında çıkarsa onun falı olduğuna inanılır. Benzeri bir şekilde ise, pastanın içine madeni bir para veya bir yüzük konur, kime çıktıysa saptanan bir ödül ona verilir. İkinci metodda dişlere dikkat edilmeli, bir dişinizden olabilirsiniz.

Maden Falı: Bu yöntemi eski Dodona Kahinleri kullanırdı. Bir kasenin içine çeşitli bakır ve pirinç parçaları konur ve karıştırılır sonra renklerin tonuna ve parçaların dağılımına göre kehanet yapılırdı.

Soğan Falı: Bu fal sabır ister, zira uzun bir bekleme dönemi var. Kişilerin isimleri veya simgeleri çeşitli soğanların üzerine yazılır, soğanlar törenle dikilirler ve bu arada herbirinin kime ait olduğu belirlenir. Zamanla soğanlar filiz verirler, ilk filiz veren soğan kime aitse onun beklentileri gerçekleşecektir.

Eromansi: Doğu kökenli bu fal türünde, kahin başına bir eşarp örter ve su dolu bir kabın veya vazonun yüzeyine doğru mırıldanmaya başlar, suyun yüzeyinde oluşacak olan dalgaları yorumlar.
Kurşun Dökme: Toplumumuzda nazara karşı kullanılan kurşun dökme olayının aynısı burada da yapılır, kızgın olarak soğuk suya atılan kurşun parçacıklarının aldığı şekiller yorumlanır. Kızgın madenin suya temas ettiğinde duyulan ses de, kehanet için önemlidir.

Tırnak Falı: Parlak güneşin altında kişinin tırnağına bakılır ve orada imajinatif görüntüler görülerek, kişinin geleceği yorumlanır.

Gül Falı: Gül yaprakları alınır ve avuç içine konarak eller hızla çarpılır, yaprakların ezilmesi sonucunda ortaya çıkan şekillerden yorum yapılır. Bu eğlenceli yöntem, Eski Yunan´da çok revaçtaydı.

Kemik Falı: Özellikle koyun kemiği olmak üzere bir hayvanın omuz kemiği çıkarılır ve üzerindeki şekiller yorumlanır. Eski Orta Asya Türkleri´nde Şamanların yani kutsal kişilerin uyguladığı geçerli bir yöntemdi.

Defne Yaprağı Falı: Bu da Eski Yunan´dan kalma bir yöntem, önce çeşitli sorular sorulur, cevaplar evet veya hayır diye kabul edilir. Bunun için ateşe defne yaprakları atılır, her atılan yaprağın ateşte çıkardığı çıtırtı dinlenir, yüksek sesle çıtlarsa iyidir veya evettir, zayıfsa kötü ve hayırdır. Defne falının Tanrı Apollo´dan geldiğine inanılırdı, günümüzde özellikle batıda kullanılıyor ve Paganlarca Apollon yaşatılıyor.

Ayakkabı Falı: Bu da nesi demeyin, gerçekten yapılmış. Ayakkabı falı için önce eski ayakkabılarınız gerekiyor, eskimiş derinin yüzeyinde oluşan kırışık ve çizgilerden geleceğe yönelik anlamlar çıkarılıyor. Eski ayakkabılarınızı hemen atmayın, olur ya belki bir ayakkabı falcısı ortaya çıkıverir, duyulmaya görsün. Biliyorsunuz, geçenle emekli bir subay ortaya çıkıp, renklerin anlamlarının olduğunu keşfettiğini yumurtlayıverdi, yıllardır bu işin yapıldığından ya bilmiyordu, ya da yutturacağını sanıyordu.

Göbek Falı: Bilindiği gibi, bizde üfürükçüler göbeğe yazı yazarlar, Hindularda da göbeğin şekline bakılarak gelecek hakkında tahminde bulunulur. Burada fırlak göbeği olanlar şanslı, oysa kadınlar göbeklerinin çıkık olmamasına özen gösteriyorlar.

Meme Falı: Göbek falında olduğu gibi, meme uçlarının şekline ve çevrelerindeki halkalara bakılarak kehanette bulunulur. Eğer meme ucu içerdeyse, uyarılarak dışarıya çıkması sağlanır, erkekler falcıysa hayırlı işler çünkü bu iyi niyetli (!) uyarıdan sonrası bilmem ne olur?
(Hürriyet)"

:cool:
İhlasın falına acaba neresinden baksak ki..

serdarkus
11-07-2007, 13:32
"Ufolar Antalya ve Urfa semalarında

Bu uzaylıların yine dünyaya gelesi tuttu zahir. Ülkemizin farklı yerlerinden farklı UFO görüntü ve haberleri yeniden yayınlanmaya başladığına göre bizi pek sevmişe benziyorlar (!) UFO'lara inananlar da fırsatı kaçırmıyor tabi..
11 Temmuz 2007 13:24

Salih Gökalp'ın haberi

Şanlıurfa ilinin Ceylanpınar ilçesinde yaşamakta olan Ahmet B. (35) ve Haydar S. (41) adlı kişiler Ceylanpınar’da Kepez mevkiinde piknik yaparlarken, akşam vakitlerinde gökyüzünde hareket eden ışıklı bir cisim gördüklerini ve bariz bir şekilde görünen bu cismi...
....
"

:cool:
Seçime kadar gör bak daha neler gösterirler bize..

buena vista
21-07-2007, 09:49
Seçim gezilerinden:

Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, seçim bölgesinde dolaşırken yanına Sehmiye Taban adlı yaşlı bir kadın yanaşıp "O kadar eviniz var, birini bize verin" dedi.

Seçmenin bu tepkisine şaşıran Pepe, öfkeli bir şekilde "Ah bu CHP yok mu?" diye tepki gösterdi. (gazeteler)

serdarkus
23-07-2007, 14:32
"Seçim esprileri internete düştü

AK Parti'nin öngörülerin üstündeki zaferi muhalefetin ise hezimetiyle sonuçlanan seçim ilginç esprileri de beraberinde getirdi. İnternette e-posta yoluyla dolaşan seçim esprileri:
23 Temmuz 2007 14:10

Baykal baksana, kaç kişiyiz saysana...

İkinin biri Ak Parti

Deniz bitti rodos göründü.

Genç siviller rahatsız

Merkez kaç kuvvet… Cevap : 46.7

Halkın yarısı cehenneme bilet aldı.

Chp: aynı hamam aynı tas.

Tatlıses kimlere kaldı?

Fındıkçılar Akp’li çıktı…

Tehlikenin farkındayız !

Sezer veto edecek mi?

Ne olacak bu mazotun hali

Uzandı kaldı

Devletin malı Deniz…

“Atam izindeyiz”

Baykal: "Mazlumu getirin bana”

Deniz bitti.

Barajları aş da gel…

Milliyetçilik sola yaramıyor!

Meclise baskın gerekmedi (Baskın Oran’a)

Erdoğan Rodos'lama daldı!

Samanyoluhaber "

serdarkus
24-07-2007, 11:47
:cool:
İki gay guy.. harala gürele.. vıy vıy! Tamam, bunların işi bitti. Uyuyan halkı bilinçlendirdik, şimdi gidip bunlara oy vermeyecekler. Ya, demokrasi bu işte, bu kadar basit.

Bunlar çok kötü, oy verilmez lafı muhabbetlerde çok konuşuluyor. Ser’de var ya kıllık, hemen mevcut diğer liderleri sayıp arkasından meşhur soru, “peki o zaman hangisi iyi?” Cevap, seansta alın alın diyerek kendisi de dalmış, ardından sonuca bakıp suçu Daw’a atmış garibim uzmanım gibi, “ya, onlar da iyi değil ama.. bunlar da çok kötü canım.”

Gördüğüm.. AKP liler daha rahat, göğsünü gere gere oy vereceklerini söylüyorlar. Diğerleri ise, sadece eleştiriyorlar. Eleştirene, peki sen kimi düşünüyorsun denildiğinde de, kem küm.. utanıyorlar. Nasıl utanılmasın ki.. sounları nasıl çözecekleri hakkında tek kelime ciddi laf söyleyemerek hala yaşı yetmişi aşmış adamın sarkmış şeyini öpmekten medet umanların yarın çok daha önemli hayati konularda kimin nerelerini öpmekten niye imtina edeceklerini düşününce..

Başkalarını bilmem ama benim B planım hazır.
Memleketin gelecek beş yılına bakar, şimdiden ağlarım.

Yine de.. ne diyordu Gandalf, herşeyin bitti denildiği o anda, “Umutlar tükendi denildiği zaman, daima yeni bir umut vardır. “

:cool:
Ben demiştim diyemiyorum, sadece yazmıştım diyorum.

Yazdığımda kızanlar.. sadece slogana sarılıp istekle gerçeği birbirine karıştıranlar. Sonuçtan ben de memnun değilim, ancak memnun olmamam gerçeği değiştirmeye yetmedi. İki gündür birçok yerde okuduğum ve duyduğum kadarıyla, sorgulamaya boşverip hala yine sloganımsı analiz yapanlara baktıkça, memnun olmadığım sonuçları daha çok göreceğimden korkarım ki..

İşte ben de buna kızarım.

serdarkus
07-08-2007, 21:25
"Neden uykusuzlar?
Pek çok bankacı, yatırımcı ve borsacı neden uyumuyor?

07.08.2007 18:39
"Global kriz" sözünün sık duyulduğu şu günlerde, bankacı, borsacı, yatırımcı piyasaları takip etmekten uyuyacak zaman bulamıyor. Peki 2 trilyon $'ın peşindeki bu uykusuzluk neden?

Çünkü küresel piyasalardaki 2 trilyon doları bulan para, 24 saat boyunca uyumadan dünyayı dolaşıyor. ABD'den yola çıkıyor, dünyayı dolaşıp ABD'ye geri dönüyor. İşte 24 saatte dünyayı dolaşan paranın gün boyu izlediği yollar...

Türkiye saati ile gece 02.00’den itibaren Singapur’la birlikte dünyanın en büyük piyasalarından Japonya, Çin, Hong Kong piyasaları açılıyor. Türkiye’de güneş doğmaya başlayınca Asya’da piyasalar günü bitiriyor. ABD ve Asya borsalarının kapanışı ana kıtadaki piyasalar için hayli önemli. İki veriyi taşıyan para yavaş yavaş Türkiye’ye ve ardından Avrupa’ya doğru geliyor.

Bu arada ABD’de yeni başlayacak günle birlikte gelmeye başlayan haberler Avrupa piyasaları kapanmadan tepki buluyor. Böylece para yeniden ABD’ye yöneliyor. ABD ile birlikte Türkiye, Güney Amerika’yı da yakından takip ediyor. Ya döviz kurları?

Dünyanın herhangi bir yerinde her zaman açık olan finans merkezleri her daim bulunabiliyor. Bankalar ve diğer kurumlar, haftasonlarında var olan küçük çaplı boşluklar bir yana bırakılacak olursa gündüz ve gece, günün her saatinde Amerikan Doları’nda ve diğer para birimlerinde alım satım işlemi yapılabiliyor. Döviz piyasası, güneş yönünde hareket ediyor. İşte yaşananlar...

Her bir iş günü ilk olarak Asya-Pasifik bölgesindeki finans merkezlerinde başlıyor. İlk olarak Yeni Zelanda Wellington’da ve sonra Sidney Avustralya’da, ardından da Tokyo, Hong Kong ve Singapur’da. Birkaç saat sonra, bu Asya’daki merkezler faaliyetlerine devam ederken Bahreyn ve Ortadoğu’daki diğer merkezlerde işlemler başlıyor.

Günün ilerleyen saatlerinde de, Tokyo’da mesai saatinin sonlarına yaklaşırken Avrupa’daki piyasalar açılıyor ve bupiyasaları takiben, Avrupa’da öğleden sonranın ilk saatleri yaşanırken New York’ta işlemlere başlanıyor.

ABD’de öğleden sonranın ortalarına veya sonlarına gelindiğinde Asya-Pasifik bölgesi yeni bir çalışma gününe merhaba diyor.

İşte döviz piyasaları hiç durmazken dünyanın en aktif döviz kurları olan Euro/dolar paritesinin tek bir günde 18 bin kere değiştiği tahmin ediliyor.

Özellikle son bir haftadır ABD piyasalarının nasıl bir seyir izlediği, paranın bir gün boyunca uğradığı ülkelerde izleyeceği yönü de etkiliyor. Dünyanın gözünü ayırmadığı ABD piyasaları saat 23.00’de kapanırken, gözler Uzakdoğu’ya çevriliyor. Yeni kıtada nöbetçi piyasa çalışanları haricinde herkes günün yorgunluğunu atmaya başladığı sırada, para çoktan dünyanın bir ucuna Avustralya’ya gidiveriyor.

Milliyet"

serdarkus
08-08-2007, 08:32
"Sahilde yürürken denize düştüler

İzmir'in Konak ilçesinde, denize düşen alkollü 2 arkadaşı, deniz polisi ve apartman görevlisi kurtardı.
08 Ağustos 2007 07:19

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Mustafa Kemal Sahil Bulvarı
Göztepe vapur iskelesi yakınlarında denize 2 kişinin düştüğü, çevredeki
vatandaşlar tarafından 155 Polis İmdat'a haber verildi.

İhbar üzerine olay yerine deniz polisi botu geldi. Bu arada, sahilde çay
içmekte olan, çevredeki apartmanlardan birinde görevli Cengiz Çelik
(32), suya atlayarak düşenleri deniz polis botundaki görevlilerle
birlikte kıyıya çıkardı.

Alkollü oldukları belirlenen Dündar Elmalı (42) ile Ahmet Zorlu (58),
ambulansla Tepecik Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürüldü. Elmalı, tedavisinden sonra taburcu edildi. Zorlu ise gözlem altına alındı.

AA "

:cool:
Borsaya düşmesinler de!.

serdarkus
11-08-2007, 14:24
:cool:
-Cumbaba seçimlerininin ağırlığını nasıl kaldıracak bu garip halk diyerekten bi ön alıştırma olsun nasıl olsa olcak bari alıştıra alıştıra olsun diyerek öncesine bir genel seçim sıkıştırılınca, sonrasında nasıl oldu iyi mi oldu yoksa kötü mü oldu hele bi ben bi koşu gidip bakıp geleyim, halk ne eder ne söyler söylerse de iyi mi söyle kötü mü söyler dedim.. bi koşu gidip bakayım da geleyim derken de bi baktım.. oooo, uzun zaman olmuş. Ne yapayım, ben bi koşu az biraz yüzüp hemen gideyim dedim, bırakmadılar.

-Halk seçim sonuçlarını çok umursamış.. kendini deli gibi oralara buralara atmış, telef ediyor. Adına da tatil diyor.

-Her şey iyiydi, ta ki kate ablamız jacke kazık atıp sawyerin tahtasına çizik atana kadar. Olsun dedim, daha bunun üçüncü seansı da var.

-Borsa memleketin aynasıdır.. güzeli bakar kendini çok daha güzel görür, çirkini bakar kendini güzel görür, şaşkını bakar karşısındaki şaşkın şaşkın bakar görür. Kim canı ne görmek ister, bakar işte onu görür. Sonrasında gördüğüne kızar, kendini kendi gördüğünü görmeyenlere kızarken görür.

-Endeks göçecek hocam biz demiştik.. ne zaman mı demiştik. Ta sittin sene önce, daha abdullah cumbabalığı tebasının kendisine ihsan ettiği cinliğini bile aklına getiremediği zamanlar.. ee, o zaman neredeydik, şimdi neredeyiz.. şimdi olduğumuz yeri o zamanlar aklımıza bile getiremediğimiz yerlerde miyiz.. ne bileyim şimdi ben.

-Memlekette su yokmuş.. ulan her gün akşama kadar içindeydik, çimdik, oynadık.. bol bol da yuttuk. Oraları bu memleketin toprağı pardon suyu değil mi oluyor şimdi.. bölücülük yapmanın ne gereği var.

Ne mi şimdi bu. Az tatil dönüşü üzerine bol LOST, ortaya karışık..
Haa.. endeks mi?. İyi olur inşallah der, ben onu haşemalısını da bikinilisini de kılçığıyla yerim!

serdarkus
16-08-2007, 16:38
Açılışta dönecek
Desteğinde dönecek
Az kaldı dönecek
İkinci desteğinde dönecek
Ahan da şimdi dönecek
Obosunun dibisine az kaldı, dönecek
Topluyolar canıımm... şimdi dönecek
Beşinin şeyine değip dönecek
Elyot amca dön dedi, korkma dönecek
Panik yok canıımm.. birazdan dönecek
Gül N'olecek, bu dönecek
Gandırıcıklar sizi.. şimdi dönecek
Üçüncü desteğinde dönecek
Asker öpecek sonra dönecek
Mazot 1 yetele oldu ya şimdi dönecek
Al goçum al, şimdi dönecek
Gavurun fonunda para biter mi.. telaşlanma dönecek
Dördüncü desteğinde dönecek
İhlas çıkıyo çıkıı… bak şimdi bu da dönecek
Ölümü öp baak..hah, şimdi dönecek
Beşinci desteğe az kaldı, az sonra dönecek

Lost son sezon ne zaman bitecek, bu endeks işte o zaman dönecek,
Omo’ zunun başı gopsun emiii.. döneeek!

Ahhan da buraya yazdım, gör bak yarına dönecek..


:cool:
Döne döne bir hal olduk canıım!.

serdarkus
17-08-2007, 16:46
Gül yine cumbaba.. tayyip yine başbaba.. baykal yine aynı yokbaba.

:cool:
Hanii.. borsacı diliyle… “iyi de hocam, o zaman biz o zamanlar o kadar şamatayı niye ettik, son seçimi kimin gazıyla yaptık, sonrasında endekste de bu kadar desteği ne halt ettik de yedik!”

serdarkus
22-08-2007, 11:30
"...

Ankara Temsilcisi meslektaş, Genelkurmay Başkanı’na dönerek dedi ki:

“Borsa zaten düştü düşeceği kadar. Hadi konuşun, bir şeyler söyleyin.”

Büyükanıt, böyle bir soruya nasıl cevap vereceğini düşünürken, arkadaş az kalsın “Memleket sizden kriz bekliyor siz hala susuyorsunuz” deyiverecekti.

Efendim Ankara’da adettir.

Gazeteciler, yüksek rakımlı mevkilerde havalar, güneşli mi, parçalı bulutlu mu diye anlayabilmek için bakışlara, mimiklere, tokalaşma biçimlerine bakıp yorum yapma konusunda pek mahirdirler.

Ertesi gün gazetelerde çıkan manşetlerin pek çoğu, bu izlenimler üzerine kurulur.

Çankaya Köşkü’ndeki tören sırasında yanımda oturan meslektaşla birlikte bu duruma “Sinekten Yağ Çıkarma Operasyonu” adını koyduk.

Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül, salona girince, gazeteciler ayağa kalkıp pür dikkat kendisini izlemeye başladı.

Gül, yerini almadan önce Genelkurmay Başkanı’nın yanına gitti. Büyükanıt ayağa kalkıp Gül’ün elini sıktığı sırada bir meslektaş, Büyükanıt’ın yüzüne bakıp hemen teşhisi koydu.

“Hımmmm Soğuk”.

Oysa, Gül’ün Büyükanıt’la tokalaşma biçimi ve o anki karşılıklı tavırlarda, normal zamanlarda olması beklenenden ne daha fazlası vardı ne de daha azı.

“Yani bildiğiniz tokalaştılar işte” desem yetmez mi?
.......
M.Acet"

serdarkus
31-08-2007, 23:14
Tayyip bahtiyar.. “Beraber yürüdük biz bu yollarda.. Beraber dövüldük biz bu uğurda!.”

Deniz durgun ve neşeli.. “Biz biz idik, otuziki gız idik.. evirdik çevirdik.. salakmıyız oolum, mendili yine başkasına verdik!.”

Bir kısım halk gülüyor.. “Mangalımı yakarım. Kıllı koca göbeğimi de kaşır Bekir abime de buradan bıyıkımı burkarım!.”

Abdullah memnun.. “Şekerimi elimden aldılar, evridiler, çevirdiler. Gocaman yapıp geri verdiler.”

Devlet gülüyor.. “Neşeli gözük devlet.. suratını as devlet.. el sıkma sakın ha devlet.. yok vazgeç, ellerini sık devlet.. konuş devlet.. aman sakın konuşma, pot kırarsın be devlet.. Gül devlet. Hem bu gülmek de nasıl bişey ki ola.. fotoşoopda mı yaptırsak ne!.”

Haydar sevindirik.. “En azından sloganımızi sevdiler. İş ekmek aş, bu gafle Haydar Baş.. dediler!.”

Bir kısım halk mağrur ve gururlu.. “Yenildik ama ezilmedik. Hem hakem de taraf tutuyor canım. Kafamızı bozarlarsa trübündeki korumalara dövdürürüz bunları.. abartmayın, azıcık.. demokratik dayak işte canıım!.”

Medya şirin .. “Ne ka köfte o ka ekmek.. bizim huyumuz bu, kaos ola ki biz gocaman beslenek!.”

Güçük bush ki o he’s very happy.. “Ula az gala biz onu deliğe ata.. ondan sonra da delik bi tıkana hadi babam bi temizlik de oraya şart ola. Yok Baboo.. önce hele biz iyice bi daaa kullanak, ondan sonra. Herıld yani.. yaa!.”

Asker mutlu… “Asıl patron kim, gösterdik. Olur ya henüz vardır.. bilmeyenlere!.”

Fener şampiyoo.. “Bende bu para, bunlarda bu ense olduktan sonra.. olee!.”

Endeks çoşkun.. “Üstadlara selam, yola devam!.”


:cool:
Bir ihlascı mutsuz.
Garibim.. onun da derdi üç gademe!.

janus
31-08-2007, 23:19
...

Fener şampiyoo.. “Bende bu para, bunlarda bu ense olduktan sonra.. olee!.”

....


Şampiyon Cimbom. gerisine alıştık artık :friends:-

buena vista
01-09-2007, 13:40
İtalya'da gizli aşk yaşayan bir rahip ile piskoposluk karşı karşıya geldi. Kasaba halkı rahibe destek verdi..

İtalya'da Padova yakınlarında görevli rahip don Sante Sguotti'nin bir kadınla yaşadığı gizli aşk yüzünden, kasaba halkı ve piskoposluk karşı karşıya geldi. Uzun süredir, Monterosso Kilisesi'nde görev yapan rahip Don Sante'nin, kasabadan Laura adlı kadınla ilişkisi ve bu ilişkiden 9 aylık bebeği olduğu konuşulurken, kilisenin bağlı olduğu piskoposluk rahibin hemen istifasını istedi. Ancak Monterosso başrahibi bu karara karşı çıkarak, kilise vakfına bağlı Katoliklerin de desteğini aldı. Monterosso'da 800 kişinin imzaladığı bir dilekçe de, rahibin görevde kalması için Piskopos Antonio Mattiazzo'ya ulaştırıldı.

GERÇEK HAYAT FARKLI
"Günah işledikten sonra Tanrı çağrısı karşısında saklanan Adem ve Havva gibi saklanmak istemiyorum" diyen rahip ise, mesleğe başlamadan önce "rahiplerin kadınlar olmadan mutlu olabileceğine inandığını, ancak gerçek hayatın farklı olduğunu" söyledi. İtalyan rahibe göre kilisenin kendisine karşı tavrı, yolsuzlukları ihbar etmesinden kaynaklanıyor.
(gazeteler)

buena vista
17-09-2007, 20:35
Venezüella’da trafik kazasında öldüğü sanılan bir kişi, morgdaki otopsi sırasında canı yanınca uyandı.
33 yaşındaki Carlos Camejo, geçirdiği trafik kazasında öldüğü sonucuna
varan görevliler tarafından morga kaldırıldı. Morg görevlileri, Camejo’nun üzerinde otopsi yapmaya başladı, ancak kanama başlayınca bir şeylerin ters gittiğinin farkına vardı, çünkü öldüğünü sandıkları Camejo gözlerini açtı. Görevliler bunun üzerine Camejo’nun yüzünde açtıkları yeri derhal dikmeye çalıştı. Öldüğü sanılan Camejo da yerel El Universal gazetesine yaptığı açıklamada, "Uyandım çünkü duyduğum acı dayanılmazdı" dedi. Camejo’nun yas tutan eşi ise kocasını, kimliğini teyit etmek için gittiği morgda koridorda sedye üzerinde yatar vaziyette ve hayatta buldu. (Milliyet)

serdarkus
18-09-2007, 11:53
:cool:
Üstsüze bakmak oruç bozar mı?

Kemer Plajı’nda üstsüz güneşlenen turistlerle yanyana denize giren oruçlulardan bazıları Müftülüğü arayıp, bu kadınlara bakmanın orucu bozup bozmayacağını sormaya başladı.
18 Eylül 2007 11:30

Kemer Plajı’nda üstsüz güneşlenen turistlerle yanyana denize giren oruçlulardan bazıları Müftülüğü arayıp, bu kadınlara bakmanın orucu bozup bozmayacağını sormaya başladı.
Müftülüğe telefon eden birçok kişi, ’Üstsüzlere bakmak oruç bozar mı?’, ’Günaha girmeden ve orucumuzu bozmadan plajda nasıl denize girmeliyiz?’ sorularını yöneltti. Sorulara yanıt veren Kemer Müftüsü Mehmet Muslu ise “göz haramı” uyarısı yaptı: “Müslüman’ın gözünü haramdan sakınması konusunda dikkatli olması lazım. Orucun mana ve önemine aykırı davranışlarda bulunmak doğru değildir. Müslüman gözlerini haramdan sakınabileceği ortamlarda denize girmelidir.”

Vatan "

bikmisbroker
20-09-2007, 03:35
:cool:
Üstsüze bakmak oruç bozar mı?

Vatan "

Ben de sorayim;
"Perhiz yapan Lahana tursusu yermi??"

Müftü ne derdi acaba COK merak ettim??? :;dedektif

Emin
01-10-2007, 08:21
Sayın serdarkus sizin bu günün sorusu iletiniz bana bir başka orucu bozacak konuyu çağrıştırdı.

Belki, günün sorusuna tam olarak karşılık vermeyebilir ama içtihat oluşturması bakımından dikkate değer.

Gülmeyi unutsam da aklıma gelen şeyden dolayı sırıttım.

Hadi tek başıma sırıtacağıma bunu sizlere de aktarayım bari.

Bir yazımda Erzurumlu Naim Hocadan bahsetmiştim.

Ben Erzurum’da görev yaptığım yıllarda Naim Hoca bir yandan imamlık yaparken diğer yandan da kendine ait küçük bir dükkânda kuyumculuk yapıyordu.

Hoca Erzurum’da elbette çok meşhurdu ama onu esas meşhur kılan Çiller hükümeti zamanında, terör yüzünden ayaklanan Erzurumluların çok önemli bir kısmının Mahallebaşı denen yerdeki Kürt vatandaşlarımızın üzerine linç için yürümesi ve güvenlik güçlerinin asayişi sağlayamadığı bir hengâmede, kimin aklına gelmiş bilmiyorum, Naim Hocadan yardım istemişler, belki Naim Hoca kendi inisiyatifini kullanarak çılgına dönmüş bu kalabalığın önüne geçmiş ve ortamı zor da olsa sakinleştirdiği için namı gazetelere, dolayısıyla Türkiye’ye iyice yayılmıştı.

“Türk Müslümanlığı” diye bir kavram var mıdır, varsa içini nasıl doldururlar bilmiyorum ancak böyle bir kavram olsaydı ben bu kavramın içine tek başına Naim Hocayı koyarak önemli bir kısmını doldurabilirdim, belki.

Türban konusunda da, Atatürk Üniversitesine giden kızlara: “Siz başınızı açın, gidin okuyun. Bu işin vebali de günahı da benim boynuma” anlamına gelen açıklamalarda bulunduğunu çok iyi hatırlıyorum.

Hocanın en büyük özelliği Erzurum ağzı ile yaptığı dini sohbetler ve verdiği vaazlarda kullandığı göndermelerin bu yörenin kültürünü cömertçe kullanmasıdır diyebilirim.

Kalıplı yapısı, upuzun sakalı ile farklı bir görüntüsü olsa da konuşmaya başlayınca bizden birinin, bize bir şeyleri, bizim anlayacağımız dille anlatıyor olması, yer yer “bunun kafasında çatlaklık var galiba” duygusuna kapılsa da insan, çocuksu tavırları gözümün önünden gitmiyor.

Hele bir büyük mağazanın açılışındaki hali; alışveriş yapanların çocukları için binanın yanında yapılan oyun parkında koca adam küçük bir akülü arabaya binmiş, gülerek tur atışını görmüş olsaydınız bu yargıma belki sizler de katılırdınız.

Uzattım lafı, onun bu saf halinden yararlanıp, sırf onu konuşturmak, kafa bulmak ve gülmek isteyenler de akıl almaz sorular soruyorlardı.

Kim bilir belki de ciddi ciddi soruyorlardır.

Kanal 25 televizyonunda telefonla veya mektupla gelen soruları yanıtlarken onu izlerdim.

Aklıma gelen bir iki şey:

“Babam işe cidende, annem yeddi tene ekmek alacam diyir, babamdan para alir ama beş tene alir, gerçi artan paraynan gene bize bişeler alir, diyirimçi hocam bu işin bi günahi var mi?”

“Hocam, önümüzdeçi Pazar bi düyünümüz var, ben saçımı yaptıracam, boyadacam, diyirler çi günah, abdestim kabul olmazmış, namazım boşa cidermiş. Siz bu işe ne diyirsiniz, nedir bu işin aslı?”

***

İki uyanık veya belki de iki saf kişi Naim Hocaya soruyorlar:
-Selamünaleyküm Hocam.
-Aleykümselam.
-Hocam, bizim uşahlar bu Ramazan beni yanlarına çağirirler…
-!
-Gidem diyirem ama Antalya çoğ sıcağh, orucum zayolur diye korğirem. Bu sıcağlara Erzürümde bile zor dayanirem.
-!
-Diyirler çi: “Baba daralanda denize girersen.”
-!

Adam böyle tane tane anlatınca ve Naim Hoca da lafa girmeden onu dinleyince, yanındaki kaşı gözü oynayan diğer kişi söze giriyor.

-Yani hocam denize girsek orucumuz bozulur mu?
-Ola bene bahın, ben oni buni bilmem, kendize mukayyet olun, denize girende orucuz bozulmaz ama deniz size girende oruç moruç kalmaz.

delfine
02-10-2007, 11:42
Tahmin etiğim kişi misin emin değilim o yüzden sadece merhaba demek istedim,
eger özgür evren ' sen sercine@horoz.com.tr ' ye bir mail atar mısın ?
Kendimi sana hatırlatacagım....

meraklı
02-10-2007, 14:31
Hah, al işte …Bir merak kapısı daha...;:saskin (..):


Acep Sayın Serdarkuş ağabeyime mi ithafen bu mesaj yoksa, sevgili emin hocama mı…Olmadı altına da teşekkürlerini tıklayan meraklı'ya mı, yoksa sayın janus'a mı….*sorry::

Yahu yazık değil mi bana……….:excited:

Not: Rica etsem ......;) :friends:-

dohol
02-10-2007, 17:23
Tahmin etiğim kişi misin emin değilim o yüzden sadece merhaba demek istedim,
eger özgür evren ' sen sercine@horoz.com.tr ' ye bir mail atar mısın ?
Kendimi sana hatırlatacagım....
Son zamanlarda gördüğüm en ilginç mesajlardan biri:)

Telefon açıpta kendini tanıtmadan sen kimsin diyenler geldi aklıma nedense.-search-.

Hele kendimi sana hatırlatacağım kısmı pek bir manidar geldi bana.

Bende burdan sesleniyorum beni merak edenler direk bana mail atabilir emin olsanızda olmasanızda farketmez:p

Bir merhaba da benden size Sayın delfine hoşgeldiniz.

AnnE
02-10-2007, 22:54
- Aluuuu kimsin
-hö
-Özgür Evren misin ?
-yok ben Bağımlı Kainat
-Özgür Evren'i tanıyon mu ?
- Hee, az evvel kriptonlularla çıktı.

neyse, Çzgür Evren kardeşim alınmasın da ; xxx@horoz.com.tr adresini görünce araştırmacı Gugılcı yanım depreşti ve Horoz com tere ye girdim. Nurettin Horoz amcanın müesseseyi nereden nereye getirdigini anlatan hissi yazısını okuyup siteye girince , ''Kamyon arkası Yazıları Yarışması'' sonuclarını görüverdim :

Birinci “Kamyon Çeker 10-20 ton, Gönlüm Çeker Paris Hilton”
Serkan Demirel, İstanbul

İkinci “Hayatımı Yazsam, Duble Yol Olur...”
Ersan Deveci, İstanbul

Üçüncü “Araman İçin İlla Hata Mı Yapmam Gerekir?”
Tuna Karslı, İstanbul

Mansiyon 1 “Küresel Isınmaya Karşı Su Tankerlerine Geçiş Üstünlüğü Verilsin”
Güney Öncü, Fethiye

Mansiyon 2 “İyi Mazot Selülit Yapmaz”
Naci Bektaş, Düzce

Mansiyon 3 “Gazla Uçabilirsin,Ama Frenle Konamazsın...!”
Ömer Avni Bilgin, Kuşadası

Mansiyon 4 “Bas Gaza, Frene, Debriyaja… Götür Ver Parayı Vergiye, Stopaja”
Kayhan Özarslan, Tekirdağ

Mansiyon 5 “Ne Müslüm’den Ne De Orhan’dan, Sevdiğim Tek Parça "Yedek Parça"”
Uygar Haçbozan, Bandırma

Jüri Özel Ödülü “Arabada Yalnız Var!”
İ.Kerem Can Çalışkan, Ankara



Bu munasebetle, gecenin bu yarısı bana hoş anlar yaşatan DELFINE nikli katılımcıya şükranlarımı sunarım.


Not : Benim favorim mansiyon2 alan tampon yazısıdır.

bikmisbroker
03-10-2007, 22:59
Tahmin etiğim kişi misin emin değilim o yüzden sadece merhaba demek istedim,
eger özgür evren ' sen sercine@horoz.com.tr ' ye bir mail atar mısın ?
Kendimi sana hatırlatacagım....

Adam Italyada Tavuk almak icin kasaba girer..
Bana 1 tane tavuk verirmisin der,
Kasap onundeki camekanli dolabi acar oradan bir tavuk secer ve musterinin onune koyar.

Musteri parmagi ile soyulmus, temizlenmis tavugun arkasini parmaklar..
-Bu Napoli tavugu yaramaz, bana baska bir tavuk ver.

Kasap saskin sakin musteriye bakarak, tavugu alir camekanli dolapdaki yerine koyar e baska bir tavuk cikarir.
Musteri ayni hareketi yine yapar ve;
-Olmadi bu da Roma tavugu, baska bir tane secsen??

Kasap, saskinliktan faltasi gibi acilmis gozler ile denileni yaparken, kasabin yasadigi saskinligi sohbet ortaminda biraz olsun hafifletmek isteyen musteri Kasaba sorar;
-Hemsehrim, sen nerelisin???

Olayin mana ve oneminie binaen ele gecirdigi bu firsati kacirmak istemeyen KASAP arkasini donup yere kadar egilerekden pososunu adama isaret edip;
-Hocam siz daha iyi anlarsiniz!!

Simdi, sayin emin, tahmin etmedigim kisi isen, Yani (özgür evren) degilsen bbberer@hotmail.com adresine mesaj atarmisin??

Hic olmazsa bir alternatifi olsun sevgili emin'in..

Yanlismi??

Bu arada "hosgeldiniz sayin delfine", umarim latife yazimizdan alinmazsiniz.

buena vista
06-10-2007, 09:07
RİZE AA

Rize'nin İkizdere ilçesi Şimşirli köyünde AB hibe fonlarından yararlanılarak yapılmak istenen 350 bin euro tutarındaki kanalizasyon şebekesi ve arıtma tesisi projesi, köylülerin, "AB bize niye bedava para versin? Bunun altında bir şey var" düşüncesi nedeniyle hayata geçirilemedi.
İkizdere Kaymakamı Emre Çınar, kaymakamlık olarak AB hibe fonlarından yararlanarak Şimşirli köyüne kanalizasyon şebekesi ve arıtma tesisi yapmayı düşündüklerini, bu amaçla hazırladıkları projeyi ilgili makamlara sunduklarını belirtti. İlçeden hazırlanıp verilen 10 projeden sadece bu projenin ön elemeden geçtiğini belirten Çınar, bunun üzerine köyde arıtma tesisinin yapılacağı yerle ilgili araştırma yaptıklarını, 367 nüfusu olan köydeki tesis için gerekli 367 metrekarelik araziyi belirlediklerini söyledi. Kaymakam Çınar şöyle devam etti:


'AB parası istemiyoruz'
"Biz proje üzerinde çalışırken köyün 3 mahallesinden birinin sakinleri, 'Biz AB parasını istemiyoruz' diyerek projeye karşı çıktılar.
Bunun üzerine biz de projeyi diğer iki mahallede yapmaya karar verdik. Ancak bu sefer de arıtma tesisini yapmayı düşündüğümüz arazinin sahiplerinden biri, arazisini vermek istemedi.
Bütün ikna girişimlerimize rağmen bir sonuç alamadık. Bölge engebeli arazi yapısına sahip olduğu için tesisi her yerde kurmak mümkün değil. Bu nedenle yapmayı düşündüğümüz projeden vazgeçmek zorunda kaldık."
Çınar, "Böyle bir fırsat her zaman yakalanmaz. Şimşirli köyü oldukça güzel bir proje kazanacaktı" derken, köy muhtarı Necmi Şimşek köylüler arasında görüş birliği sağlanamadığını söyledi.

'Bedava niye veriyor?'

Yıllardır köylerine kanalizasyon şebekesi kurulmasını beklediklerini ifade eden Şimşek, fırsatın kaçırılmasına üzüldüğünü söyledi. Şimşek şunları söyledi:
"Biz köyde tesis için yer ararken köylülerin arasında işe siyaset karıştıranlar, bu işi kendi siyasi emellerine alet edenler oldu. Köylüler, 'AB bize niye bedava, hibe para veriyor? AB para vermesin, bunun altında Avrupa emperyalizmi yatıyor, il özel idaresi bu tesisi yapsın' şeklinde görüşler ortaya çıkmaya başladı. Bu nedenle de proje hayata geçirilemedi. Proje ile köyümüz modern bir köy olacaktı, yazık oldu."

kasved
07-10-2007, 18:07
Temel'in eski bir kamyonu vardir.
Yolda giderken kirmizi isik yanar ve frene basar.
Kamyon durmaz önünde giden son model BMW'ye çarpar.

Temel hemen atlar, söföre yalvarir: 'Aman abi affet, sen zengin adamsin,
seni etkilemez, ama ben ömür boyu çalissam ödeyemem.'

Adam Temel'e acir ve affeder.

Yollarina devam ederler.
Ileride yine kirmizi isik yanar.
Temel kamyonu yine durduramaz.

BMW'yi hurdaya çevirir.
Yine atlayip yalvarmaya baslar: 'Aman abi, benim çoçuklarim var, affet.
Zaten arabana çarpmistim, hasar biraz daha büyüdü sadece.'

Adam: 'Tamam, gözüme görünme, bas git.' der.
Yollarina devam ederler.
Yine kirmizi isik yanar.
Temel BMW'ye yine gömer.
Bu sefer kafasini camdan çikarip, bagirir:
'Benim abi benim, devam et.'

serdarkus
11-10-2007, 23:43
Sormuşlar bektaşiye,
”-Baba erenler, şarap içer misin?”
Demiş,
“-Yok ya.. çok fazla değil, anca akşamdan akşama..”

Canı sıkılmış soranın, bir daha yoklayayım şunu demiş
“-Peki ya namaz?”
“-Tabi ki kılarım, hem de bayramdan bayrama!”

Benimki de biraz erenler misali. Yazıyorum tabii, hem de neredeyse bayramdan bayrama!.

Sevenler sevilenler.. her günün hep beraber bayram gibi geçmesi dileğiyle,

İyi bayramlar!

TheSecret
23-10-2007, 23:11
Bazı fikirlerim var. Kendime ait, güçlü bazı fikirler. Ama her zaman bu fikirlerle hemfikir olamıyorum.

George Bush

TheSecret
24-10-2007, 14:54
*TALABANİ:"PKK ÜYELERİNİ İADE EDEBİLİRİZ"- NTV (24/10/2007 - 14:48:14)


Bir Yorum: Bir kedi vermem ama ne isterseniz veririm diyen bir zihniyet mi, g.t korkusu mu?

dentist
24-10-2007, 17:13
465

meraklı
25-10-2007, 10:46
Gün olur ki çocukluktan gençliğe geçtiğimizde sıkı temiz ve canlı hayalleri gerçekleştirme arzusuyla yanıp tutuşurken, aile kurarız; eşimizi önceleri el üstünde taşır sonra paylaşamıyoruz anlaşamıyoruz, yöre gereği, töre gereği evlendik, geçinemiyoruz- para yetmiyor, iletişim yok-ayrı hayatları aynı mekanda yaşıyoruz diyerek hayatımızı bir şekilde idame ettiririz. Bu arada bir de çocuk yaparız…ve hatta iki-üç….Erkek olur, kız olur…Sözüm erkek olanlara- yanlış anlama olmasın erkek evlat sahiplerine….

Bebekti; kucağına aldı, göğsüne bastı, emzirdi. Kokladı uzun uzun, teninin kokusu, saçının lülesi, ellerinin minik gücünü sevdi..Evlat kokusu….O, her insana has ten kokusunun daha bebeklikten belirip büyüdükçe oturduğu, neredeyse hayata bakış açısının da rengini yarattığı bir koku. Hiçbir anne, erkek evladını ,o kadar göğsünde sakladığı, koklayıp sardığı bu küçük canlıyı, vatani göreve gönderirken “acaba sağ dönecek mi” ihtimalini düşünsün.

O da düşünmedi…Oğlu yetişti, askerlik çağına geldi. Acemi birlikten Doğu’nun karakollarına gitti. Yapılıydı, güçlüydü ama toydu. Ne kadar yetişkin arefesinde olsa da o da bir ana kuzusu idi. Okullarında hep tarihindeki kahramanlıkları okuyarak, devletinin Osmanlı olmazdan önceki oba kültürünün zaferleriyle büyümüştü. Atatürk’ün o idealist, istikrarlı, vazgeçmez ve yıkılmaz iradesini okumuştu. Okuduklarında yaşamıştı hep. Vatanının nasıl badirelerden sonra, halk olarak kendisinin ve birlikte yaşadığı toplumun nasıl eziyetler sonrası kazandıklarını yaşadığını duymuştu hep… O da bu aşkla ve vatani görev duygusuyla taburunun başında dağlarda iz sürüyordu şimdi. Komutasındaki kendi yaşıtları ,rütbesinin sorumluluğunda o da vatani görevini yapıyordu artık. Ülke bütünlüğünü tehdit eden iç ve dış nifaklarla çarpışmak zorundaydı. Dağlarda gece ve gündüzün birbirine geçtiği, uykusuz ve alışamadıkları arazi ortamında karşılaştılar bir anda düşmanla. Haince sıkıştırılmışlardı. Ateş başladı, ilk şaşkınlık atılır atılmaz karşılıklı silahlar konuşmaya başladı. Düşman tecrübeli, düşman hırslı, düşman nefret dolu saldırdı. Gencecik fidanlar tek tek düşmeye başladı soğuk ve kuru toprak üzerine. O dar boğaz vadide sel oldu taze kanlar, aktı, kudurdu toprak. Güneş çıkamadı kara bulutların ardından, hüzün ve hasat….

Haberler son dakika gündem girdiler…Kadın olduğu yerde kalakaldı, anaydı . Uzaklara gitti, kasıldı, birçığlık boğazında düğümlendi. Gözleri acımaya başladı, vücudu bir pelte, hareketleri ağırçekim bir film gibi geldi kendisine . Sanki o kendisi değil de dışarıdaki gözdü izleyen. Evladının kokusu burnunu yakmaya başladı, bunun için miydi , yitsin gitsin elinden uçsun diye miydi…. Tesellisi şehitlik mertebesi…O şimdi “şehit anasıydı” ….Olmaz mı olsundu…Canının parçası yoktu…hayatının kokusu yoktu, gücü yoktu…Varolan devleti yoktu ki, olmayana kurban olmuştu…

Analar ne için vardı, canlarının parçasını helal etmeye, vatan bütünlüğüne, özgürlüğe, ideale, daha iyi ve demokrat bir yönetime kurban vermeye………….

Ve suskunluk bir çığlıktır ; Duyulması farz olan…Başımız sağolsun…………..(..):

Not: Ah be alihocam nerelerdesiniz...şimdi okunası ne hikayeleriniz vardı ki mahzun bırakmaktasınız....

bikmisbroker
28-10-2007, 16:34
http://www.gazeteport.com.tr/GUNCEL/NEWS1/GP_097793

Şırnak'ta PKK'nın yola döşediği bombanın uzaktan kumandayla patlatılması sonucunda şehit düşen Piyade Asteğmen Furkan'ın ailesi onun hatırasını, adına kurdukları internet sitesinde yaşatıyor. Şehit Furkan Işık, sitesinden "Ben sizi duyuyorum. Sessiz olursanız siz de duyacaksınız kalp atışlarımı... " diyor.



İSTANBUL- Hayatının baharında 12 askerimiz şehit oldu geçtiğimiz hafta. Daha önce kaybedilen 30 bin hayat gibi soldular... 30 bin şehit annesi, 30 bin şehit babası ve onbinlerce şehit kardeşi, şehit çocuğu kaldı geride. Onlardan bazıları acılarını şehitlerinin adına kurdukları sitelerde yaşatıyorlar. Şehit Asteğmen Furkan Işık da onlardan biri.


Vatan Gazetesi'nin internet sitesindeki habere göre, Furkan Işık, Şırnak'ta PKK'nın yola döşediği bombanın uzaktan kumandayla patlatılması sonucunda geçtiğimiz yıl şehit düştü. Anne Tülin Işık, 'Vatan sağ olsun demiyorum, içim çok fazla yanıyor" dedi cenazesinde. 22 yaşındaki Furkan Işık, Dumlupınar Üniversitesi İktisat'tan mezun olur olmaz, askere gitme kararı almıştı. Bir an önce askerliği bitirmek ve iş hayatına atılmak istiyordu. Bilgisayar hakkında çok şey biliyordu. Serbest olarak çalışıyor ve web sayfaları hazırlıyordu. Arkadaşlarının deyişiyle çok iyi bir web tasarımcısıydı. Ama teröristin kanlı elleri yakasını bırakmadı.

WEB SİTESİ TASARLAYARAK HAYATINI KAZANACAKTI

Ailesi, web sitesi tasarlayarak hayatını kazanan Furkan'ın adına bir web sitesi kurdu hatırasını canlı tutmak için. Furkan'ın doğumundan ölümüne kadar yaşadıkları ve tüm sürecin fotoğrafları doldurdu siteyi. En çarpıcı olanı da Furkan'ın doğum ve ölümünü kendi ağzından anlatan yaşam öyküsü:

"Yıl 1984…11 Aralık Salı. Sisli,puslu bir İstanbul akşamı. Süleymaniye Doğumevi muayene odasındaki görevli doktorlar ilk kontollerinden sonra "Çocuğunuzun kalp atışlarını alamıyoruz" derler ve bir şekilde hocalarını çağırıp, bir de onun görüşlerini almak isterler. Uzman doktor odada elektrikle çalışan ne kadar cihaz varsa hepsinin fişini çektirir, oda sessizliğe bürünür. Dinler ve minicik yüreğimin atışlarını duyar…Onu çağıran doktorlara da dinletir, acilen doğumhaneyi hazırlatır.

Akşam 19:35 Dünyaya ilk gözlerimi açtığım dakikalar.,.Yaşanan bunca zahmetten sonra beni saran o ipek kollar,o sıcacık kucak, yorgun ama bir o kadar mutlu bana özlemle,doyasıya bakan bir çift göz… Kokusunu hiç unutmayacağım o eşsiz o en değerli varlık...Annem…

2005 yılında Dumlupınar Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldum. Artık hayatın basamaklarını sırası ile çıkmak gerekiyordu. Askerliğe karar verdim.Kısa dönem istedim, yedek subaylık çıktı. Vardır bir hayır dedim. Eğitimler bitti ve Asteğmen olarak görev kurasını Şırnak çektim. Onda da bir hayır vardır dedim ve Temmuz'da birliğimdeydim… Sizlere 2007 de Mart'ta görüşmek üzere diye web sayfam aracılığı ile mesaj bırakmıştım… Sonrası…01 Eylül 2006 Cuma Akşam üzeri…Saat 17 10… Sevdiklerime ve sevenlerime…Yeni görevler üstlendim. Elbet birgün buluşacağız…Görüşmek üzere! Ben sizi görüyorum… Ben buradayım…Sessiz olursanız siz de duyacaksınız kalp atışlarımı…
Furkan IŞIK"

www.furkan.net

Web sitesini ziyaret edelim, ailesine moral ve destek verelim arkadaslar..

bikmisbroker
11-11-2007, 00:39
BORSA ve borsacilik bir YASAM bicimidir..
Hanımlar kızmak yok. Ben gülersiniz diye yolluyorum :D:D





ABD/ Internette bir blogda Craigslist'te bir bayanin kendisine koca bulmak icin yayinladigi bir yazi ve bunun uzerine bir yatirim uzmaninin yaptigi analiz ve verdigi cevap iktisatcilar ve finanscilar tarafindan kahkalarla karsilanmis.

Iktisadi analiz becerisinin en alakasiz olabilecegini dusundugunuz bir durum da dahi ne derece faydali olup, sizi yanlis karar verme durumundan kurtarabilecegine dair guzel bir diyalog.

Iste guzel, etkiliyici oldugunu iddia eden bayanin bir koca adayindan bekledikleri ve bir erkek finanscinin ona verdigi yanit:

Nerede Yanlis Yapiyorum?

Ok, lafi dolandirmak biktim. Ben 25 yasinda guzel (olaganustu guzel) bir kizim. Ayrica anlasilir ve harikulade. Newyork'lu degilim. Evlilik icin yillik en azindan 500.000 $ geliri olan bir adam ariyorum. Kulaga ne kadar garip geldiginin farkindayim ama sunu da dusunun ki yillik yarim milyon dolar New York gibi bir yer icin orta sinif sayilabilecek bir gelir. Yani cok abartmiyorum sanirim.
Var mi buralarda yillik yarim milyon dolar kazanan biri? Ya da onlardan birisinin karisi? Bana ipucu verebilir misiniz? Yillik 200-250 bin dolar kazanan bir is adamiyla iliskim oldu ama maddi anlamda engellerle doluydu. 250bin dolar bana bati central park'ta yasamayi vaadetmeye yeterli degil. Yoga derslerinden tanidigim bir kadin bir yatirim danismaniyla evlendi ve suan Tribeca'da yasiyor, o kadindan eksik hicbir seyim yok. O zaman o neyi dogru yapiyor? Nasil onun seviyesine erisebilirim?

Asagida sorularimi siraliyorum:

- Bekar zengin adamlar nerelerde takiliyorlar? Bana belirli bar, restorant isimleri verebilir misiniz?

- Bir esten beklediginiz nelerdir? Lutfen durust olun beyler, duygularimi incitmekten korkmayin.

- Ozellikle bir yas araligini hedeflemeli miyim? (bu arada ben 25 yasindayim.)

- Neden yukari dogu tarafindaki savurgan hayat yasayan kadinlar bu kadar basitler? Zengin adamlarla evli ama onlara hicbir sunamayacak kadar "duz, basit" kadinlar gordum. Diger yandan barda tek basina oturmaya mahkum olmus inanilmaz hatunlar? Buradaki sorun nedir?

- Hangi meslek gruplarina bakmam lazim? Herkes avukat, yatirim danismani, doktorlari bilir. Bu adamlar gercekte ne kadar kazanir ve nerelerde takilirlar? Su hedge fundcularin takildiklari yerler nereler?

- Evlilik yada sadece kiz arkadas olma konusunda nasil karar verirsiniz? Ben sadece EVLILIK ariyorum.

Lutfen hakaret edecek seyler yazmayin. Ben burada kendimi durustce ortaya koyuyorum. Butun guzel kadinlar yuzeyseldir en azindan ben oyleyim. Cikamayacagim adamlar aramiyorum, gorunusu, kulturu, zevkleri uymayan.

Iste finansci dostumuzun zekice analizi ve verdigi yanit:



Yazinizi buyuk bir ilgiyle okudum ve ikileminizi son derece anlamli buldum. Size su analizi sorununuz icin sunuyorum:

Oncelikle ben sizin zamaninizi harcamiyorum. Yillik yarim milyon dolardan fazlasini kazanan biri olarak sizin kriterlerinize uyuyorum. Bunu belirttikten sonra ne dusundugume gelince: Tum yonetim, isletme kurallarini bi kenara birakalim, oneriniz basit bir ticaret: Siz ortaya guzelliginizi ben de parami getiriyorum.

Benim gibi bir adam icin teklifiniz sirdan, basit ve boktan bir is teklifi. Bakin neden? Buraya kadar guzel, sorun yok. Ama soyle bir mahzur var ki, zamanla sizin guzelliginiz sonecek ama benim gelirim surekli artmaya devam edecek. Aslinda benim gelirim buyuk ihtimal artacak ama su kesin ki siz gittikce guzellesmeyeceksiniz.

Iktisadi terimlerle aciklamak gerekirse siz deger kaybeden bir kiymetli varlik (asset) iken ben deger kazanan kiymetli bir varligim. Ayrica sadece deger kaybetmiyorsunuz, deger kaybetme hiziniz da gittikce hizlaniyor. Izin verin aciklayim: Su an 25 yasindasiniz ve onumuzdeki 5 yil icin bu muthis guzelliginiz devam edecektir ama her gecen yil azalacaktir bu. Hele 35'e geldiginizde kafaniza bir tas dusecektir.

Wall Street terimleriyle de aciklamak gerekirse sizi bir ticari pozisyon (trading position) olarak dusunebiliriz, satis degil tut (not a buy and hold) Yani engel... evlilik. Ticari yaklasimla sizi satin almak mantikli degil (bu benden istediginiz sey) Onun yerine leasing etmeyi tercih ederim! Belki cok acimasiz oldugumu dusunuyorsunuz ama sunu soylemeliyim ki eger param gidecekse, yani siz de, guzelliginiz gittikce azaldigi icin bir ciktiya "out" ihtiyacim var. Bu kadar basit. Dolayisiyla bu anlasma evlilik yerine cikma "dating" durumunda mantikli olur.

Bundan konudan ayri olarak, kariyerimin ilk yillarinda etkin marketler ile "efficient market" ilgili calistim. Sunu merak ediyorum ki, sizin gibi cazibeli, guzel ve harikulade bir guzellik nasil olurda aradigini su ana kadar bulamaz? Dolayisiyla guzelliginizle ilgili bahsettiklerinize inanmakta zorluk cekiyorum.

Bu arada, her zaman kendiniz icin para yapabilecek bir yol bulabilirsiniz ve sonra bu zor konusmalara gerek kalmaz.

Ama su da var ki, siz yine de yolunuzu bulacaksiniz. Klasik "pump and dump"! (hisse senedi fiyatlariyla ilgili yanlis, yanli yorumlar sonrasinda fiyatlarinin birden artip sonrasinda sonmesi)

Umarim soylediklerim sizin icin yardimci olur ve soyledigim gibi leasing olayina girmeye karar verirseniz haberim olsun.

New York etkileyici bir yer...

TheSecret
13-11-2007, 23:07
BORSA ve borsacilik bir YASAM bicimidir..
Hanımlar kızmak yok. Ben gülersiniz diye yolluyorum :D:D

Aslında bu kararı vereli bir süre oluyor ama paylaşmak istememiştim. Şuanda paylaşacağıma da "banane lam" deme ihtimaliniz çok yüksek. Ben yine de bir şeyler yazayım.

Çok uzun bir süre yorucu ve yıpratıcı, nefes almamacasına ekran takipçisi (prostat olmaktan son anda yırtmış olabilirim :p ), hızlı bir açığa satışçı, azılı bir traderdım. Öyle ki; aracı kuruma gitmediğim zamanlarda ayrı kalmamak için hem eve hem de işyerine bağlanmış derinlikli IBS data sağlayıcı ile yanıma çay içmeye gelen eş, dost, abi, kardeş kim varsa onlarla ilgili olamayacak kadar duble asosyal birisi olup çıkmaya başlamıştım. Yaşam biçimimin karakterimi de komple değiştirmeye başladığında önce sağlığım bozuldu. Sonrasında etrafımda kimselerin kalmadığını, tüm tanıdığım insanların borsa camiasından olduğunu, onların da benden pekte farksız asosyal bireyler olduğunu farkettiğimde derinlikleri kapattırarak başladım işe. Uzunca bir süre, en azından kendimi buluncaya kadar borsayla alakalı olmayacağımı da söyledim aracı kurum müdürüne.

Bir süredir ayrıyız derinlik pencerelerinden. Arada bir televizyonun teletexine elim gitmiyor değil hani. Ne olmuş bi bakiim bari diyesi geliyor insanın. Buna rağmen başarabildiğim bir süre daha ayrı kalmayı düşünüyorum ekranlardan. Umarım bu "bir süre" uzunca bir süre olur. İşimden artan zamanımda arkadaşlarımla sohbet edebiliyor, balık tutabiliyor, fasıl eşliğinde 1 duble de olsa rakı içebiliyorum artık.

Bu yaptıklarım elbette harika şeyler. Lakin, bir durum var ki; borsada trade yapmak, sigara tiryakisi olmaya benziyor. Bıraksanızda, etkilerini üzerinizden atsanızda, bir gece uyurken rüyanızda o derin nefesi çekiyorsunuz ciğerlerinize. Uyandığınızda mı? O sizin iradenize kalmış. :)