PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Güzelleme (Şiir)


alihoca
23-02-2006, 19:40
Sarı Etek

Etek sarı sen etekten sarısan
Kurban olam Beydağı’nın karısan
Sordum sual ettim kimin yarısan
Ben sormadan dolu gibi dökülür

Bir köynek diktirdim kolu düğmeli
Herkes kaderine boyun eğmeli
Deli gönlüm çirkine bel bağlama
Sevdiğin yar Malatya'yı değmeli

Bir köynek diktirdim hasa bezinden
Alem düşman oldu senin yüzünden
Eğer gurbet ele gider dönersem
Ahdım vardır öpeceğim yüzünden


Meraklısına,
Gönül Yarası Filmindeki Söylenişi ile,

Etek Sarı

Etek sarı sen etekten sarısan,sarısan..
Kurban olam Beydağı'nın karısan, karısan vay...

Sordum soruşturdum kimin yarisen, yarisen..
Sordum sual ettim kimin yarisen, yarisen..
Ben sormadan dolu gibi dökili, dökili..
Ben sordukça gözlerinden yaş geli, lele yaş geli..

Bir gömlek diktirdim kolu, düğmeli, düğmeli..
Herkes kaderine boyun eğmeli..lele..eğmeli..
Deli gönül çirkine bel bağlama, bağlama..
Soyka gönlüm çirkine bel bağlama, bağlama..

Sevdiğim yar MALATYA'ya değmeli, değmeli..
Sevdiğim yar Arguvan'a değmeli..lele..değmeli..

fiora
23-02-2006, 22:34
SEVGI VE TAKSI SURUCUSU..





Gecen gun Istanbul' da bir arkadasimla birlikte taksiye bindik. Inerken arkadasim surucuye ''Bu yolculuk icin tesekkur ederim.Arabayi cok iyi kullandiniz.'' dedi.

Taksi surucusu kisa bir saskinlik anindan sonra,

''Sen bilge filan gibi bir sey misin?'' diye sordu.

''Hayir, sevgili dostum ve seninle dalga da gecmiyorum.Yogun trafikte sakin kalmani takdirle karsiliyorum.''

Surucu ona ''Sag ol'' dedi ve yoluna devam etti.

''Tum bunlar ne demek oluyor?'' diye sordum.

Arkadasim ''Istanbul' a sevgi vermeye calisiyorum. Sehri kurtarabilecek tek seyin bu olduguna inaniyorum.'' cevabini verdi.

''Insan tek basina Istanbul' u nasil kurtarabilir?''

''Tek basima degilim ki. Simdi surucunun gunune renk kattigima inaniyorum.Varsayalim ki yirmi musteri olacak.Surucu bu yirmi musteriye iyi davranacak, cunku biri ona iyi davrandi.Bu musteriler de kendi elemanlarina, tezgahtarlara , garsonlara ve hatta kendi ailelerine iyi davranacaklar.Sonucta benim iyi niyetim en az 1000 kisiye yayilabilir.Hic de fena degil, ne dersin?''

''Peki bu surucunun senin iyi niyetini baskalarina gecirecegini nereden biliyorsun?''

''Bilmiyorum.Sistemin hatasiz olmadigini bildigim icin, bugun 10 kisiden ucunu mutlu edebilirsem, sonucta 3000 kisinin tavirlarini dolayli olarak etkileyebilirim.''

''Kuramsal olarak iyi bir fikir gibi gorunuyor, ama uygulamada ise yaradigindan emin degilim.''

''Yaramazsa da yitirecegim bir sey yok. Surucuye iyi bir is yaptigin soylemek zamanimi almadi.Ona cok ya da az bahsis de vermedim.Soylediklerim bir kulagindan girip oburunden cikmis olsa ne olur ki? Yarin bir baska taksi surucusunu mutlu etmeye calisabilirim.''

''Sen delisin''dedim.

''Bu senin ahlaki degerler konusunda ne kadar supheci oldugunu gosteriyor.Bunu arastirdim.

Posta calisanlarinin, paranin yani sira ihtiyaclari olan bir sey, onlara, ne kadar iyi calistiklarinin soylenmesi.''

''Ama iyi calismiyorlar ki!''

''Iyi calismiyorlar, cunku iyi calisip calismadiklarini kimsenin umursamadigini dusunuyorlar. Neden kimse onlara guzel bir sey soylemiyor?''

Bu sirada insa halindeki bir binanin yanindan geciyorduk ve ogle yemeklerini yiyen bes isci gorduk.Arkadasim adamlarin yaninda durup onlara ''Harika bir is yapiyorsunuz.Isiniz cok zor ve tehlikeli olmali.''dedi.

Bes isci arkadasima suphe ile bakti.

''Bina ne zaman bitecek?''

Adamlardan biri homurdanarak ''Haziran'da'' dedi.

''Bu gercekten cok guzel.Kendinizle gurur duymalisiniz.''

Iscilerin yanindan uzaklasirken arkadasima ''Senin gibilere ancak filmlerde rastlanir.''dedim.

''O adamlar sozlerimi sindirdikleri zamani kendilerini daha iyi hissedecekler.Sehir de bir bicimde onlarin mutluluklarindan nasibini alacak.''

''Ama bunu tek basina yapamazsin ki!''diye itiraz ettim.''Tek basinasin!''

''En onemli sey, cesaretini yitirmemek.Sehirdeki insanlarin tekrar kibar olmalarini saglamak kolay is degil, ama eger baska insanlarin da kampanyama katilmalarini saglayabilirsem...

Adem Altay
''

http://img.photobucket.com/albums/v397/sertac/15226.jpg

alihoca
24-02-2006, 00:08
Asil Fiora;

Yine yeşillikler ekip,çiçekler dikmeye,
gülüşler sunmaya,duygu yüklemeye başladığını görmek çook güzel.

Teşekkürlerimle

AnnE
24-02-2006, 12:48
Erol Güney'in kedisinin hamileliğini

Anlatır şiirdir.


Çıkar mısın bahar günü sokağa,

İşte böyle olursun.

Böyle yattığın yerde

Düşünür düşünür,

Durursun.

ORHAN VELİ
http://www.orhanveli.net/resimler/Azericesiir.jpg

alihoca
28-02-2006, 17:55
Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.

Nazım Hikmet RAN

buena vista
01-03-2006, 20:40
Benden Muhammed Mustafa`ya saygi ve selam
Deyin ki,hos görünürse,bir sey soracak Hayyam:
Neden Yüce Efendimizin buyruklarinda
Eksi ayran helal da güzelim sarap haram?

Her gün tövbe eder bozariz biz;
Sani serefi de bosariz biz
Kusur islersek ayiplamayin
Sarhos dogduk,sarhos yasariz biz.

Sevenlerinden yer yok ben garibe
Derdine düsenlerle basim dertte
Sarmislar seni kum bulutu gibi
Gül yüzünden isik mi düser bize..

Ö.HAYYAM

Ramo
01-03-2006, 20:58
Denizlerimiz var, günes içinde;
Agaçlarimiz var, yaprak içinde;
Sabah aksam gider gider geliriz,
Denizlerimizle agaçlarimiz arasinda,
Yokluk içinde.
Orhan Veli Kanik

Ramo
01-03-2006, 22:52
Arhaveli İsmail'in Hikayesi

Ateşi ve ihaneti gördük.
Düşman ordusu yine başladı yürümeğe.
Akhisar, Karacabey,
Bursa ve Bursa'nın doğusunda Aksu,
çarpışarak çekildik...
920'nin
29 Ağustos'u
Uşak düştü.
Yaralı
ve dehşetli kızgın
fakat toprağımızdan emin,
Dumlupınar sırtlarındayız.
Nazilli düştü...

Ateşi ve ihaneti gördük.
Dayandık
dayanmaktayız...

Ve çok uzak,
çok uzaklardaki İstanbul limanında,
gecenin bu geç vakitlerinde,
kaçak silah ve asker ceketi yükleyen laz takaları
hürriyet ve ümit,
su ve rüzgârdılar.
Onlar, suda ve rüzgarda ilk deniz yolculuğundan beri vardılar.
Tekneleri kestane ağacındandı,
üç tondan on tona kadardılar
ve lâkin yelkenlerinin altında
fındık ve tütün getirip
şeker ve zeytinyağı götürürlerdi.
Şimdi, büyük sırlarını götürüyorlardı.
Şimdi, denizde bir insan sesinin
ve demirli şileplerin kederlerini
ve Kabataş açıklarında sallanan
saman kayıklarının fenerlerini
peşlerinde bırakıp
ve karanlık suda Amerikan taretlerinin önünden akıp
küçük,
kurnaz
ve mağrur
gidiyorlardı Karadeniz'e.
Dümende ve başaltlarında insanları vardı ki
bunlar
uzun eğri burunlu
ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki
sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin
zaferi için
hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin
bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler...

Karanlıkta kurşunîi derisi kırmızıya boyanan
baltabaş gemi
İngiliz torpidosudur.
Ve dalgaların üstünde sallanarak
alev alev
yanan,
Şaban Reisin beş tonluk takası.

Kerempe Fenerinin yirmi mil açığında,
gecenin karanlığında,
dalgalar minare boyundaydılar
ve başları bembeyaz parçalanıp dağılıyordu.
Rüzgar,
yıldız poyraz.
Esirlerini bordasına alıp
kayboldu İngiliz torpidosu.
Şaban Reisin teknesi
ateşten direğiyle gömüldü suya...

Arheveli İsmail
bu ölen teknedendi.
Ve şimdi
Kerempe Fenerinin açığında,
batan teknenin kayığında
emanetiyle tek başınadır,
fakat yalnız değil
rüzgârın,
bulutların
ve dalgaların kalabalığı,
İsmail'in etrafında hep bir ağızdan konuşuyordu.

Arheveli İsmail
kendi kendine sordu:
Emanetimizle varabilecek miyiz..
Kendine cevap verdi
Varmamış olmaz...

Gece, Tophane rıhtımında
Kamacı ustası Bekir Usta ona:
Evlâdım İsmail, dedi,
hiç kimseye değil, dedi,
bu, sana emanettir.

Ve Kerempe Fenerinde
düşman projektörü dolaşınca takanın yelkenlerinde,
İsmail, reisinden izin isteyip,
Şaban Reis, deyip,
emaneti yerine götürmeliyiz, deyip
atladı takanın patalyasına,
açıldı.


Allah büyük
ama kayık küçük, demiş Yahudi.
İsmail bodoslamadan bir sağnak yedi,
bir sağnak daha,
peşinden üç kardeşler.
Ve denizi bıçak atmak kadar iyi bilmeseydi eğer
alabora olacaktı...

Rüzgâr tam kerte yıldıza dönüyor.
Ta karşıda bir kırmızı damla ışık görünüyor
Sıvastopol'a giden bir geminin
sancak feneri.

Elleri kanayarak
çekiyor İsmail kürekleri.
İsmail rahattır.
Kavgadan
ve emanetinden başka her şeyin haricinde,
İsmail kavgasının içinde.
Emanet
bir ağır makineli tüfektir.
Ve İsmail'in gözü tutmazsa liman reislerini
ta Ankara'ya kadar gidip
onu kendi eliyle teslim edecektir.

Rüzgâr bocalıyor.
Belki karayel gösterecek.
En azdan on beş mil uzaktır en yakın sahil.
Fakat İsmail
ellerine güvenir.
O eller ekmeği, küreklerin sapını, dümenin yekesini
ve Kemeraltı'nda Fotika'nın memesini
aynı emniyetle tutarlar.

Rüzgâr karayel göstermedi.
Yüz kerte birden atlayıp rüzgâr
bir anda bütün ipleri bıçakla kesilmiş gibi
düştü.

İsmail beklemiyordu bunu.
Dalgalar bir müddet daha
yuvarlandılar teknenin altında
sonra deniz dümdüz
ve simsiyah
durdu.
İsmail şaşırıp bıraktı kürekleri.
Ne korkunçtur düşmek kavganın haricine.
Bir ürperme geldi İsmail'in içine.
Ve bir balık gibi ürkerek,
bir sandal
bir çift kürek
ve durgun
ölü bir deniz şeklinde gördü yalnızlığı.
Ve birdenbire
öyle kahrolup duydu ki insansızlığı
yıldı elleri,
yüklendi küreklere,
kırıldı kürekler.

Sular tekneyi açığa sürüklüyor.
Artık hiçbir şey mümkün değil.
Kaldı ölü bir denizin ortasında
kanayan elleri ve emanetiyle İsmail.
İlkönce küfretti.
Sonra, «elham» okumak geldi içinden.
Sonra, güldü,
eğilip okşadı mübarek emaneti.
Sonra...
Sonra, malûm olmadı insanlara
Arhaveli İsmail'in âkıbeti....


Nazım Hikmet Ran
(Kuvayi Milliye Destanı)

fiora
06-03-2006, 10:13
Sustum...
Tam sevdamı haykıracaktım ki
O sana has an geldi...Sustum.

Tam sevdamın üstüne yüreğimi
Zaptetmeyip salacaktım ki
Ne yüreğim ne sevdam
Bende değil...Yine Sustum.

Dostlar "haydi tam sırası haykır" dediler
Düşündüm uzun süre..
Şimdi kendi rızamla...Sustum

İbrahim Ethem Bingül

sudha
08-03-2006, 08:30
Özlemek
Birden özleyiveriyorsunuz...
Çoktan unuttugunuzu sandiginiz
ya da yalnizca bir kere karsilastiginiz
ve özlemek için yeteri kadar tanimadiginiz birini
bir sabah çilginca özleyerek uyaniyorsunuz.

Rüyalariniz, içinizdeki o gizli, esrarini ele vermez büyücü,
siz çarsaflarinizin arasinda,
bütün tehlikelerden uzak,
güvenle yattiginizi sandiginiz bir anda,
usulca ruhunuza sokulup,
sizden habersiz oralara yigilmis cephanelikleri
birer birer atesleyiveriyor.
Infilaklarla sarsilarak uyaniyorsunuz.
Hayatinizda olmayan birini hayatiniza almak,
ona dokunmak,
onun sesini duymak için kivranirken buluveriyorsunuz kendinizi...

Özlemek, o yakici istek,
bilinen herseyi ve önem sirasini degistiriveriyor.
Özlediginiz ise çok uzaklarda...
Yaninda olmasini istediginiz halde
yaninizda olmayan bir tek kisi,
yaniniza bile yaklasmadan,
hatta onu özlediginizden
ve onu istediginizden haberdar bile olmadan,
bütün hayati,
bütün görüntüleri eritip
baska kiliklara sokuyor...
Ahmet Altan

alihoca
11-03-2006, 16:06
An gelir
Paldır küldür yıkılır bulutlar
Gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
O eski heyecan ölür
An gelir biter muhabbet
Çalgılar susar heves kalmaz
Şatârâbân ölür

Şarabın gazabından kork
Çünkü fena kırmızıdır
Kan tutar / tutan ölür
Sokaklar kuşatılmış
Karakollar taranır
Yağmurda bir militan ölür

An gelir
Ömrünün hırsızıdır
Her ölen pişman ölür
Hep yanlış anlaşılmıştır
Hayalleri yasaklanmış
An gelir şimşek yalar
Masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
Direkler çatırdar yalnızlıktan
Sehpada Pir Sultan ölür

Son umut kırılmıştır
Kaf Dağı'nın ardındaki
Ne selam artık ne sabah
Kimseler bilmez nerdeler
Namlı masal sevdalıları
Evvel zaman içinde
Kalbur saman ölür
Kubbelerde uğuldar Bâkî
Çeşmelerden akar Sinan
An gelir
-Lâ ilâhe illallah-
Kanunî Süleyman ölür

Görünmez bir mezarlıktır zaman
Şairler dolaşır saf saf
Tenhalarında şiir söyleyerek
Kim duysa / korkudan ölür
-Tahrip gücü yüksek-
Saatli bir bombadır patlar
An gelir
Attilâ İLHAN ölür

buena vista
11-03-2006, 18:40
BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adini mih gibi aklimda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
Icimi seninle isitiyorum.

Agaçlar sonbahara hazirlaniyor
Bu sehir o eski Istanbul mudur
Karanlikta bulutlar parçalaniyor
Sokak lambalari birden yaniyor
Kaldirimlarda yagmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
Insan bir aksam üstü ansizin yorulur
Tutsak ustura agzinda yasamaktan
Kimi zaman ellerini kirar tutkusu
Bir kaç hayat çikarir yasamasindan
Hangi kapiyi çalsa kimi zaman
Arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çaliyor
Eski zamanlardan bir cuma çaliyor
Durup köse basinda deliksiz dinlesem
Sana kullanilmamis bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalaniyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir silep siziyor issiz gözlerinden
Belki Yesilköy'de uçaga biniyorsun
Bütün islanmissin tüylerin ürperiyor
Belki körsün kirilmissin telas içindesin Kötü rüzgar saçlarini götürüyor

Ne vakit bir yasamak düsünsem
Bu kurtlar sofrasinda belki zor
Ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düsünsem
Sus deyip adinla basliyorum
Içim sira kimildiyor gizli denizlerin
Hayir baska türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

Atilla Ilhan

alihoca
12-03-2006, 15:23
ŞAFAK TÜRKÜSÜ

Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice

Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
Isırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan)
Koşma anne
Birdenbire batacak olan
Düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
Oysa benim için gece
Işık hızıyla koşan
Kısa ve soğuk bir zamandır
Bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
Uykusuz
Yorgun
Ve korkak

Sanırım baytardı
Yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
Ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
Boşver hipokrat amca
Üzülme ne olur
Sen de anne
Sen de üzülme
Hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
Ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
Ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
Korkak kahraman gecelerimi
Düşlerimle sınırsız
Diretmişliğimle genç
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
Usulca açılıverdi
Yanağımda tomurcuk
Pir sultan'ı düşün anne
Şeyh Bedrettin'i
Börklüce'yi
Torlak Kemal'i düşün anne
Hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
Utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
Onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
İnce bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
Deniz'i düşün anne
Her mayıs şafağında uzun
Uzun döverken darağaçlarını
Ve o şafaktan doğma
Onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
İnsanları düşün anne
Düşün ki yüreğin sallansın
Düşün ki o an
Güneşli güzel günlere inanan
Mutlu bir yusufçuk havalansın

Sıcak omuzlar değerken omzuma
Buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
Bayraklar ve türkülerle
Kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
Kurşunlar sıktılar alnıma
Açık alanlarda ağır
Kartalların konup kalktığı
Yalçın kayalardan biriydim
Ölüp dirildim yeniden
Güneşli güneşsiz akşamlarda
Mutlu yarınlar adına
Özgürlük adına ekmek adına
Üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
Dirilip dönmesin diye hiroşimalar
Tahtadan atların boynuna çıplak
Ölümlerle yatmasın diye çocuklar
Aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
Kardeşlik adına
Havadaki kuş denizdeki balık adına
Yürüdüm yıllar boyu
Dönüp bakmadım arkama
Iraktı gözlerim çok ırak
İzim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
Kalsa da silinir gider
Yalnızca bir ağıt gibi çakılır
Ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

Tören adımlarıyla ölmek
Ne garip şey anne
Kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
Bütün gözler üstümde
Sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
Masa üstünde üşüyen bir sigara
Yanında küçücük bir cam bardak
İçinde rengi bu gecenin
Cılız titrek bir kibrit
Kağıt kalem
Sandalye
Geride flu
Yağlı
Büküm büküm bir ip
Ve çingene kuralına uygun
Değişmez dekoru mudur
İdam mahkumunun

Kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
Yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
Oysa birazdan boynumu kıracaklar
Pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün
Ben ölümü asıl az ötede titreyen
Çingenenin kara killi ellerinde gördüm
Anladım ki küllenen sigaradır
Soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm
Yani benim güzel annem
Alacaşafağında ülkemin
Yıldız uçurmak varken
Oturup yıldızlar içinde
Kendi buruk kanımı içtim

Ne garip duygu şu ölmek
Öptüğüm kızlar geliyor aklıma
Bir açıklaması vardır elbet
Giderken darağacına

Geride
Masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
Bağışla beni güzel annem
Oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
Elleri değsin istemedim
Gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
Belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
Usul adımlarla yürüdüm ömrümü
Karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
Birdenbire acıdı boynum
Gelecekler var birbiri ardınca genç
Yakışıklı
Ne olur işçi kadınım
Az yumuşak dik
Şu kefenin yakasını

Yaşamak ağrısı asıldı boynuma
Oysa türkü tadında yaşamak isterdim
Çiçekleri kokmak ırmakları akmak
Yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
Su başlarında aylak sektirmek kavalımı
Sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
Canavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
O güzel günleri görenler arasında
Bir soluk ben de yaşamak isterdim
Bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
Öperken siya-u jakond'u tebessümünden
İşte o an saçlarından yakalamak dolunayı
Bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
Nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı
Ölmek ne garip şey anne
Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
Sedef kakmalı bir kutu içinde
Vermek isterdim çocukların ellerine
Sonra
Sonra benim güzel annem
Damdan düşer gibi
Vurulmak isterdim bir kıza

Künyemi okudular
Suçumuz malum
Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum
Koşun çocuklar çocuklar koşun
Sabah üstüme
Üstüme geliyor
Yanlış mı duydum yoksa
Erkenci bir horoz mu ötüyor
Keskin bir acı bilenmiş
Gitgide yaklaşıyor sonum
İri sözlerim yoktu söyleyecek
Usulca baktım yüzlerine
Bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
Göçtü ayaklarının dibine
Korkutamadılar beni anne
Avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
Darağacı
Bir zaman rüzgarda
Saçını tarayan telli kavak değil mi
Boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
Sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
Söyle anne
O çingene
Bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
Bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
Sevmedi mi çılgınca

Kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
İşkenceler zindanlar hücreler
Savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
Açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
Mideme karşı
Kısacası
Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
Gülmek umut etmek özlemek
Ya da mektup beklemek
Gözleri yatırıp ıraklara
Ölmek ne garip şey anne
Artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
Şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
Baba olamayacağım örneğin
Toprak olmak ne garip şey anne
Ceplerimde el yerine balyoz taşırken
Korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
Ve yüreğimin ırmakları taştı
Taşacakken
Ölmek ne garip şey anne
Uçurumlar ki sende büyür
Dağdır ki sende göçer
Ben yaprak derim çiçek derim
Çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
Gül yanaklı çocuğa benzer
Yine de
Oğlunu yitirmek kimbilir
Ne garip şey anne

Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kırıldıysa düş evinin kapısı
Bütün kırık kapıların çağrılışıyım
Kızların yanaklarında çukurlaşan
Biten başlayan aşkların ortasındayım
Her kavgada ölen benim
Bayrak tutan çarpışan
Her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
Özlem benim kavga benim aşk benim
Bekle beni anne
Bir sabah çıkagelirim
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
Çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
O zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
Öylece kalkar uykudan şalterler
Dişleyip tükürmeden sigaralarını
Türkü tadında giyinirken işçiler
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Adı başka sesi başka nice yaşıtım
Koynunda çiçekler
Çiçekler içinde bir ülke getirirler
Başlarını koymak için yorgun dizine
Sen hazır tut dizini anne
O mükemmel güne


Nevzat ÇELİK

Ramo
12-03-2006, 17:39
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Bir hâtıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir

Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Ataol Behramoğlu

HANNIBAL
13-03-2006, 12:17
Paşabahçe’de doğmuşum
Sayı bilmişim sünnet olmuşum
Koynumda pabuçlarım
Uyanık uykular uyumuşum arife geceleri
Kamalı Bekir,Çamur Ahmet bir de Süleyman
Ayak yapıp çift kaleler kurmuşum
Cigaraya başlamış
Tertemiz yataklarda pis rüyalar görmüşüm
Tepelerde uçurtma
Sokakta şarkı
Karakollarda sabah
Ekmek karnesi çay fişi
İhtilaller görmüşüm
Kah kafa vurmuşum taşlara
Kah can evimden vurulmuş
Hanümanlar yıkmışım
Üçüncü Selim,Mustafa çavuş ve Baküs
Erik narı çiçek açmış şarkılar
Yitik baharlarımda gönlümün
Ve kıpkırmızı bir granada akşamı
İspanya'ya şatolar kurmuşum
Oklar üşüştürüp gemiler batırmışım Karadeniz'de
Sancaktepe Hadımköy'de nöbetlere kalkmışım
Daracık daracık sokaklara girmişim
Ya dostlar tutup sofralar vermişim
Ya ev bark kurup anasını satmışım
Avarelik mavarelik etmişim
En sonunda
Oyuncu olmuşum olabildiğimce...

:cry: :cry: :cry:

horcan
13-03-2006, 20:23
Ay Karanlık

Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...

İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...

Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...

Ahmet Arif

horcan
13-03-2006, 20:25
Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.
Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.
Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!...
Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi

Orhan VELİ

horcan
13-03-2006, 20:29
Başım köpük köpük bulut,
içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, Istanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir.Şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, Istanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında
Nazım Hikmet

horcan
13-03-2006, 22:12
Demek Şimdi Gidiyorsun


Demek şimdi gidiyorsun;
Yazdığımız son şiir öyle yarım kalacak!
Demek şimdi gidiyorsun;Kuşlarımız acıkacak,saksılarımız artık sulanmayacak!
Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp
aynanın sahtekâr yüzüne
-Oy benim yaralım-
Demek şimdi gidiyorsun;
Beni böyle toz gibi dağıtıp merdivenlern dibine!

Her şey tamam diyorsun,git...
Beni viran bir şehir gibi terket...
Haydi git!
Dışarısı ispiyon...Dışarısı ihanet...
Seni bir gören olmasın,dikkat et!..

Dostlukmuş...ölüme yürümekmiş...
Üstüne titremekmiş...vefaymış!..
Aşk dediğin,zavallı bir kapıyı duvara çarpıp
Çıkıncaya kadarmış!..
Bana komaz deyip
Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,
-Oy benim yaralım-
Asıl sancı,uyandığında
Bütün odaları boş görünce koyarmış!.

Gitmek istiyorsun,git...
Bir savaşçı asla vedalaşmaz!
Durma git!
Dışarısı dinamit...dışarısı enkaz!
Şunu cbine koy,ne olur ne olmaz..

Eylül mağdurlarıydık,kimsemiz yoktu,
Yaralarımız aman vermiyordu canımıza..
Kimseye kıymamıştık oysa,masumduk..
Rahatsız ediyordu bizi bu yalancı tarih!
Yırtılan bir pankart gibi
Şehirlerin ortasına çığ düşürdüyse öfkemiz;
-Oy benim yaralım-
En az bir karıncanın yüreği kadar
Namuslu ve çalışkandı ellerimiz!

Artık bitti diyorsun,git..
Kırılsın kapı-çerçeve,kırılsın bu cam..
Sorma git!
Dışarısı panik..dışarısı izdiham!
Biliyorum,seni vuracaklar bu akşam...

Ne çok fire verdik üstüste..
Ne çok arkadaş yitirdik bu tozlu yolculukta..
Kimliği tespit edilmemiş,
Ne çok ceset vurdu zeytin güzeli akşamlarımıza!
Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi
İçerden çürümüşüz meğerse...
-Oy benim yaralım-
Her gelen ölüm yazmış,
Her giden ayrılık işlemiş bu talihsiz gergefimize...

Kendini arıyorsun,git..
Aptal bir hayat kur,içinde beni barındırmayan
Kalma git..
Dışarısı barut..dışarısı gardiyan!
Yine bir tek ben olurum sana parçalanan..

Demek şimdi gidiyorsun;
Sonunda bizi de çökertiyor bu kancık zelzele!
Demek şimdi gidiyorsun;
Yıkılan bir duvar gibi;ömrüme devrile devrile..
Demek mecburi istikametlerin,
Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında
-Oy benim yaralım-maralım
Demek şimdi gidiyorsun,
Ve bana bir tek secenek kalıyor:güle güle!

Beni öldürüyorsun,git..
Kalmasın sende kahrım,kalmasın derdim
Bakma git
Kafamı yumruklayıp ardınsıra ağlarsam namerdim...


Yusuf Hayaloğlu

buena vista
21-03-2006, 20:39
Maskeli Názım İstiklal Caddesi’nde


BUGÜN Dünya Şiir Günü. Şiiri sevenlerin, seveceklerin, onsuz yapamayanların şiir günü kutlu olsun.

Bu yılın Dünya Şiir Bildirisi’ni Türk edebiyatının iyi şairlerinden, ustalarından Arif Damar yazdı.

Şiirin dünyayı ve hayatı kuşatıcılığını, şair ustalığıyla iletmiş bize.

Arif Damar’ın, şiir üzerine bir deneme niteliği taşıyan bildirisinden bir bölümü yazıma alıyorum:

"Şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır. Şiir şimşektir, yıldırımdır, gök gürültüsüdür şiir. Şiiri, yani yıldırımı hiçbir siper-i saika durduramaz. Şiir korkunçtur, güzeldir. Hiçbir kapı, hiçbir duvar önünde duramaz. Şiir, ezer, yürür geçer. Şiir her şeyden, herkesten daha güçlü, daha yıldırıcıdır. Şiir sınır tanımaz, ne kral tanır, ne imparator. Şiirin yürüdüğü yolun bitimi yoktur. Şiir sonsuzluğa gider, sonsuzluktan gelir.

Şiir bütün dillerden başka, bambaşka bir dille konuşur. Ama onun dilini, söylediğini herkes ama herkes anlar. Şiir olmasa, sevdalılar söyleyecek söz bulamaz; o zaman sevda da, aşk da olmaz. Şiir ne tanker, ne şilep, ne gemidir. Şiir yelkenlidir. Bir korsan yelkenlisidir. Deniz gibi, o da yalnız kendi anlatır kendini.

Yaşasın şiir. Yıkılsın diktatörler, krallar, asiller, emperyalistler. Şiir zaten onları hep ama hep yıktı ve hep yıkacaktır.

Ne mutlu şiir yazan, şiir okuyan, şiir sevene.

Ötesi yok.

İSTİKLAL CADDESİ’NDE MASKELİ ŞAİRLER DOLAŞACAK

TYS (Türkiye Yazarlar Sendikası) Şairler Yürüyor başlıklı bir etkinlik gerçekleştirecek. Saat 14.00’te Taksim’deki Fransız Kültür Merkezi’nin önünde, Arif Damar’ın kaleme aldığı Dünya Şiir Günü Bildirisi’ni okuyacak şairler; Názım Hikmet, Cemal Süreya, Orhan Veli Kanık, Edip Cansever, Ahmed Arif, Cahit Sıtkı Tarancı’nın maskelerini yüzlerine takarak Tünel’e kadar yürüyecek ve şiir dağıtacaklar.

Şiirler, bilinen, antolojilerin çoğunda yer alan, hemen hemen her şiir severin belleğinde bulunan şiirlerden seçildi.

Dağıtılacak káğıtların bir yüzünde şiir, diğer yüzünde de Dünya Şiir Günü Bildirisi yer alıyor.

TYS’nin düzenlediği ikinci etkinlik, saat 17.30’da Kadıköy Moda Kulübü’nde gerçekleştirilecek.

İstanbul’da yaşayan şairler bu toplantıda şiir okuyacaklar, birlikte yemek yiyecekler.

* * *

MUTLAKA bir şiir okuyun bugün. (Dogan Hizlan) Hürriyet

buena vista
21-03-2006, 20:50
Memleketimi seviyorum:
Cinarlarinda kolan vurdum, hapishanelerinde yattim
Hicbir sey gideremez ic sIkIntimi
Memleketimin sarkilari ve tütünü gibi...
Memleketim:
Bedrettin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya..
Kursun kubbeler, fabrika bacalari.
Benim o kendinden bile gizleyerek
Sarkik biyiklari altindan gülen halkimin eseridir.
Memleketim:
Sen dünyanin en güzel,
En hakli kavgalarindan birini yapansin.
Ve ben o kavgayi
Ve ben seni severim..
N.Hikmet Ran

Ramo
25-03-2006, 12:08
*
Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, sevdanın suçortağısın.
Yapma bunu bana!
Bahar, yalvarırım çek git işine!
Salma üstüme çiçeklerini, aklımı çelme!
Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.
Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek...
Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...
Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek...
Yapma bunu bana bahar,
Böyle üstüme gelme!
Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı...
Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime...
Kalbimin buzları erimiş.
Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir...
bir de sen çıldırtma beni...
Krizdeyim ben... Tembelliğin sırası değil, uyamam sana...
Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.
Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni...
Bulutların üşüşmesin başıma...
Girme kanıma benim... yoldan çıkarma!..
Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi,
Sevdanın suç ortağısın.
Kıyma bana!..
Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin.
Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin...
O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman...
Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları...
Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan...
Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında...
Yeşerttiğin çiçekler yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz...
Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden... yüreğim viraneye...
Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da...
Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.
İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar...
İş açma başıma...
Git işine!
Yoldan çıkarma beni!
*
Can Dündar

buena vista
01-04-2006, 19:14
Felek ne cömert asagilik insanlara!
Han hamam,dolap degirmen, hep onlara.
Kendini satmiyan adama ekmek yok:
Sen gel de yuf çekme böylesi dünyaya!

Ö.Hayyam

buena vista

alihoca
07-04-2006, 00:20
Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanları gibi
Zaman zaman uğradığın
Yükünü boşalttığın
Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla
Bazan rüzgara o açmalı yelkenini
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
Halatlarını çözmeli
Seni çok
Ama çok özlemeli

Dostları olmalı insanın,
Ermiş, bilge hayatı ezbere okuyabilen
Düşünmediklerini düşündüren
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
Gerektiğinde senin’çün ateşi yutabilen

Yolunu ışıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
Sana vermeli soğuk bir kış gününde
Üzerindeki tek gömleğini


Oğuzkan Bölükbaşı

Arka'daş
08-04-2006, 17:25
Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
Her işine güzel demek kolaydı.
Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,
Evrenin özü doğruluk olaydı?

Hayyam

Arka'daş
08-04-2006, 17:33
Gök yaban gülleri döküyor eteğinden
Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen
Gül şarap dolsun kadehimin lalesine
Mor buluttan yere yaseminler düşerken.
@ @ @
Geçmiş günü beyhude yere yad etme
Bir gelmemiş an için de feryad etme
Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbad etme

Hayyam

Master
08-04-2006, 21:04
Yaşayan kaç dostunuz kaldı ?

"30'unu geçtikten sonra en zor iş, yeni dostlar edinmek galiba ?" diyor
Aleksand.
Bir kornişon atıyor ağzına. Bir kadeh votka ile boğazını ıslatıyor
ve devam ediyor ;
"Ama daha zoru, sahip olduğun dostlukları muhafaza etmek sürdürmek"


Ruslar Votka adabına değer verir.
Bizdeki gibi votkayı kola veya limon suyu ile içenleri bu ŞEREFLİ İÇKİYE
HAKARET ETMİŞ sayar. Votka'ya buz istemekse İHANET ile özdeştir.
Erbabına sorarsanız, votka oda sıcaklığında muhafaza edilir,
buzlukta bekletilen küçük kadehler'de sek içilir.

Aleksandr diyor ki :
"Vokta özel bir içkidir. Şarap veya konyağın aksine, ağızda değil
boğazda hissedilerek içilir. Yani votka, dostluk gibidir. "


Ağzı, boğazı anlıyorum da, sonrasına aklım yatmıyor.
Gerçekten de konyağın şarabın hoş tadını, kokusunu, rayihasını
ağızda duymak, damakta çalkalayıp içmek iyidir.
Votkanınsa tadı parlak değildir, dilinizle damağınızda hissederseniz
sevemezsiniz.

İdeal olan, kadehi fondipleyip boğazınıza devirmektir.
Önce boğazdan aşağı inen, sonra ağızdan dışarı çıkan yangını
hissetmektir işin sırrı.

Dostluk ile votkanın ilişkisini soruyorum Aleksandr'a.
Bir matematik formülünü açıklar gibi anlatıyor :
"Tanımadığımız insanlara şarap gibi davranırız.
Önce bir yoklar sonra yavaş yavaş içimize kabul ederiz.
Oysa dostları biliriz, acı da söyleseler dert etmeyiz, doğrudan içimize kapı açarız.
Votka'yı böyle içeriz işte !..."
"Her Türk şair ise, her Rus da bir filozoftur" diyor Aleksand.

Dostlukları, 30'undan sonra kaybedilen dostları, önce seyrekleştiren
sonra biten yazışmaları, unutulan doğum günlerini, yenilenen telefon
defterlerine artık alınmayan eski dostları
..
Ağzımda buruk bir votka tadıyla...
Yeni dostluk teşebbüslerinde hep eksik kalan bir şeyler olduğunu,
yıllar ötesine uzanan ortak öyküler olmadıkça elde hep prefabrik dostluklar
kaldığını düşünüyorum.

Ben derin sularda dolaşırken, arkadaşım Aleksand kadehleri
doldurmakla meşgul.
Limiti aşmışım zaten.
"İçmesen de dolu kadehi kaldırmalısın" diyor.
"Bizde, dostuyla kadeh tokuşturmadan içene alkolik derler !"
"Şaşa" diyorum, kısa adıyla seslenip, " peki o halde bizim rakı ne
olacak?

"Yüzünü buruşturuyor, şeytan görsün der gibi elinin tersiyle havaya
bir fiske savuruyor.

Sebebini biliyorum.
Tüm Rusların en keyifsiz çocukluk anısı, zorla içirilen anasonlu bir
öksürük şurubudur.
Rakı, işte o melun şurubu hatırlatır.
O yüzden rakı ile Ruslar arasında dostluk olacak iş değil.
"Bizden votkayı alalım, sizden de Türk kahvesini. Dost kalalım. Ama
rakıyı unutalım ! " diyor.
Kaç zamandır rakı içmediğimi düşünüyorum.
Ve kaç zamandır kaç eski dostun sesini
duymadığımı...

"Çok zaman, hatırlayamadığım kadar çok uzun zaman.
Ve hatırlayabildiğim kadar az insan..."

Nazım Hikmet

Emaille yollayan dosta tşk ederim...

Arka'daş
09-04-2006, 13:31
Şiiristan

Bir yer var orada ikimiz için
Orada, bildiğin gibi şiiristanda
Evler Yunus'un evleri
Yollar Emrah'ın yolları
ve Hayyam'dan birer rubai gemiler limanda

Deniz bildiğin gibi Orhan Veli'den kalma
Mevsimse Yahya Kemal'in sonbaharı
Nedim'dir seyreylediğin bir elde mey, bir elde gül
Çeşmeler Karacaoğlan'ın
Dağlar Küroğlu'nun dağları

Tarancı'nın kuşları havada dönen
Kadınlar Haşim'in kadınları görüyor musun?
Yeter bir nabız gibi vurduğun bende
Bana bir şiir ver güzelliğinden
Bütün şiirler senin olsun

Şiiristan sultanı, devletlü gönlüm emreylesin yeter ki
Güzelliğinden nice ülkeler kurulur
Yoksan gece ve ölüm
Varsan el sürdüğün herşey şiir
Ayak bastığın her yer şiiristan olur.


Ümit Yaşar Oğuzcan

Arka'daş
09-04-2006, 16:50
http://i59.photobucket.com/albums/g297/arkadas/orhanveli.jpg

berrak
10-04-2006, 23:37
Üstüme gece çökmüş
Ama içim ışıl ışıl
Beklerim ta sabaha kadar
Beklerim de geceyi değiştiremem.
Gecenin gücü beni aşar
Her şey anını bekler
Haydi gel, senin zamanın artık
Yürüsene benimle...
Sessizlikte insan
Belki aradığını duyar
Ama her kulak işitmez.
Bir kişi bulur
İkincisi tohum eker
Sonra yeşillenir çiçekler
Her şey zaman ister
Haydi gel, senin zamanın artık
Yürüsene benimle.
Yanımda dur
Usulca koluma dokun
Ama ellerim senin olsun
Yüzüme bak
Sana anlatacak
Çekinme, güven bana
Her şey sevgiyle başlar...
--------------------------
muhtemelen bülent ortaçgil
--------------------------

Ramo
14-04-2006, 16:19
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,

Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,

Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.


Can Yücel (Shakespeare çevirisi)

Ramo
14-04-2006, 16:22
-Sanırım Öküz dergisinde çıkmıştı Can babanın bu anısı.Hazır ondan bir şiir şettirmişken arkabahçenin duvarlarına onuda yazıverelim gari...

Can yücel datça'da alışveriş yaptığı bakkalın kendisini kazıkladığını anlamış,ve bir gün dükkana girip hiçbirşey söylemeden pantolonunun fermuarını açıp işemiş

bakkalcı ile yapılan röportajda can yücel iyi adamdı,benden alışveriş yapardı ama bir gün dükkanıma işedi,bunu neden yaptı hala bilmiyorum demiş

buena vista
14-04-2006, 22:18
Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yildizlar bostur bos!
Birak onu bunu da gönlünü hos tut hos!
Su durmadan kurulup dagilan evrende
Bir nefestir alacagin, o da bostur bos!

Hayyam

buena vista
18-04-2006, 19:34
"Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Nasıl hatırlamasın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak."
* * *
Annem pek severdi Cahit Sıtkı'nın bu şiirini...
Tadı damağımızda kalan güzel bir şeyler yaşadık mı, - neşeli bir yemek, peşinden sinemaya gitmek ya da gece onda kalmam türünden- uzunca bir süre tekrarlanamayacağını bilmenin efkârıyla son dizeyi mırıldanırdı.
Ben hep karanfil götürürdüm, yaş günlerine, anneler günlerine, evlilik yıldönümlerine... kutlamak için; İhmal ettiysem af dilemek, gözüne girdiysem iltifat dilenmek için...
Severdi karanfili... öyle derdi.
İlkin al buketleri, sonra saçlarımı koklayıp içine çekerdi.
Kederlendi mi, bir segâh şarkı gelip yerleşirdi diline:
"Ben bir küçük cezveyim /
elden ele gezmeyim /
verin benim yarimi /
boynu bükük gezmeyim /
Güle naz, güle naz /
ağlayan çok, gülen az".
Derken bir telaş, öpüşür ayrılırdık.
"İşler bekler"di.
* * *
Geçen yaş gününde götürdüğüm kırmızı karanfilleri özenle vazoya yerleştirirken alelade bir sırrı açıklar gibi; "Biliyor musun, ben aslında karanfil değil, gül severim" deyiverdi.
Şaşkın bakakaldım.
"Peki niye bunca yıl..." diye kekeledim.
"Çünkü pahalıydı gül... Sevdiklerimin beni mutlu etmek için çok masrafa girmesini istemedim. Bir kez 'Karanfil severim' deyiverdim.
Öyle gitti yıllar yılı..."
Bir anda, boyun büktü 40 yılın bütün karanfilleri...
Yazılıp gönderilmemiş mektuplar gibi yaprak döktü derilmemiş, verilmemiş güller...
Kim bilir daha ne çok karanfil vardı hayatında, azla yetinme uğruna sineye çekilmiş...
...tencerede pişirip kapağında yerken, ayağını yorganına göre uzatırken, "eh buna da şükür" derken boş verilmiş...
...özlenen güllere tercih edilmiş...
Kaç gülden vazgeçmişti, bir karanfil huzuru verebilmek için çevresine...
O, her segâh şarkıda içten içe "güle naz" yaparken biz, "gülen az"
diye hak vermiştik safça...
* * *
"Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
yok bizi arayan, soran kimsemiz. Karanlık ki gecemiz, ha olmuş ha olmamış penceremiz; akarsuda aksimizden eser yok."
diye biter Cahit Sıtkı'nın şiiri...
Bu sabah, "boynu bükük gezen küçük cezveler " anısına, itirafı gecikmiş bir sevdaya ağıt yakarcasına, gülleri yığsam pencerede bekleyen kadının dermansız ayaklarına, bilirim yine sevinemez masrafından korkarak...
Lakin "bir büyük boşlukta" onca karanfili gül niyetine koklamak zorunda kalsak da, "...alıştığımız bir şeydi yaşamak..."

CAN DÜNDAR

Master
26-04-2006, 18:00
İstanbul İstanbul Olalı
Söz/Müzik: Sezen Aksu

Uzanıp Kanlıca’nın orta yerinde bi taşa
Gözümün yaşını yüzdürdüm Hisar’a doğru
Yapacak hiçbir şey yok gitmek istedi gitti
Hem anlıyorum hem çok acı tek taraflı bitti

Bi lodos lazım şimdi bana, bi kürek, bi kayık
Zulada birkaç şişe yakut yer gök kırmızı
Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp
Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı

Ah İstanbul İstanbul olalı
Hiç görmedi böyle keder
Geberiyorum aşkından
Kalmadı bende gururdan eser

İstanbul İstanbul olalı
Hiç görmedi böyle keder
Geberiyorum aşkından
Kalmadı bende gururdan eser

Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik
Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bir karadelik
Yapacak hiçbir şey yok gönül bu sevdi
Yeni bir ten yeni bir heyecan bilirim üstelik

Bi lodos lazım şimdi bana, bi kürek, bi kayık
Zulada birkaç şişe yakut yer gök kırmızı
Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp
Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı

Ah İstanbul İstanbul olalı
Hiç görmedi böyle keder
Geberiyorum aşkından
Kalmadı bende gururdan eser

İstanbul İstanbul olalı
Hiç görmedi böyle keder
Geberiyorum aşkından
Kalmadı bende gururdan eser

alihoca
28-04-2006, 09:22
Haydar Haydar

Ondört bin yıl gezdim divanelikte
Sıtk-ı ismin buldum pervanelikte
İçtim şarabını mestanelikte
Kırkların ceminde dara düş oldum
Kırkların ceminde haydar haydar dara düş oldum

Güruh-u naci'ye özümü kattım
İnsan sıfatından çok geldim gittim
Bülbül oldum firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için zara düş oldum
Bir zaman gül için haydar haydar zara düş oldum

Ali Ekber ÇİÇEK(1935-2006)

Türk Halk Müziği'ne 400'den fazla türkü kazandıran bağlama ustası Ali Ekber Çiçek (71) son yolculuğuna uğurlandı.

buena vista
06-05-2006, 21:22
Camiye gittim, ama Allah bilir niye:
Ne namaz kilmaya, ne dua etmeye.
Eskiden bir kilim asirmistim camiden:
O eskidi gittim yenisini yürütmeye.

Hayyam

Ramo
28-05-2006, 14:15
Kartallı Kâzım
Köprünün orda bir ağacı gösterdi Tatar yüzlü
adama,
- Şu köprünün dibindeki ağaç yok mu?
Ard ayakları üstüne kalkmış
hayvana benzeyen ağaç?
Şu soldaki,
koskocaman.
Bak,
Dalları köprüyü aşan
O dallara astılar ölüsünü Ali Kemal'in.
İstanbul'dan kaldırıldı herif
güpegündüz
berberden
Beyoğlu'nda tıraş olurken,
338'de."
"- Kim bu Ali Kemal?"
"- Gazete muharriri.
İngilizlerden para alır.
Adamıydı Halifenin.
Gözlüklü
Şişman.
Kan damlardı kaleminden,
fakat murdar
fakat pist bir kan.
Gün olur daha derin
daha geniş yara açar
kalemin düşmanlığı
mavzerin düşmanlığından."
"- İzmit bizde miydi o zaman?"
"- Yeni girmiştik
İngilizler İstanbul'daydı daha.
Ali Kemal'i çalıp getirdiler. İngiliz'in mavi gözünden.
Burada "geliyor" diye şayia çıktı,
Altı yedi saat önce.
İskeleye yığıldı millet.
Belki İzmit halkının dörtte üçü
kadınlara varıncaya kadar.
Ben Ulu Camiin ordan bakıyorum
gözümde dürbün.
Göründü karşıdan motor nihayet,
Bata çıka geliyor.
Koştum aşağıya.
Ben iskeleye inmeden
çıkarmışlar Ali Kemal'i motordan.
Şurda
tepede
Saray meydanında hükümet konağı var
kolordu dairesi,
oraya götürdüler.
Konağın önü

meydan
sokaklar

adam almıyor.
Kaynıyor karınca gibi İzmit halkı.
Fakat öfkeli
fakat merhametsiz
Çoğu da gülüyor
bayram yeri gibi İzmit şehri.
Hava da sıcak,
gök de bulutsuz.
Ali Kemal 20 dakika kaldı kalmadı konakta
dışarı çıkardılar.
Attı bir adım.
Etrafını zabitlerle polisler almış.
Kireç gibi yüzü.
Sarışın.
Birden ahali başladı bağırmaya:
"Kahrolsun Artin Kemal."
Durdu.
Arkasına baktı
konağın kapısından tarafa,
belki de geri dönüp içeri girmek için.
Fakat yüzüne karşı kapıyı ağır ağır kapadılar.
Yürüdü sallanarak on adım kadar.
Ahali boyuna bağırıyor.
Bir taş geldi arkadan
başına çarptı.
Bir taş daha.
bu sefer yüzüne
Kırıldı gözlükleri,
bıyıklarına doğru kanın aktığını gördüm.
Birisi, "Vurun", diye haykırdı.
Taş
odun
çürük sebze yağıyor.
Muhafızlar bıraktı Ali Kemal'i
Ahali kara bulut gibi çullandı üzerine
alaşağı ettiler.
Orda yerde yaptılar ne yaptılarsa.
Sonra açıldı bir parça ortalık.
Baktım ki yatıyor yüzükoyun.
Ayağında bir donu kalmış
kısa bir don.
Çıplak eti pelte gibi tombul, beyaz.
Bana hâlâ nefes alıyor gibi geldi.
Bir bağladılar sol ayağına.
Hiç unutmam
sol ayağında kundura, çorap filan yoktu
fakat sağ bacağında çorap bağı kalmış.
Başladılar ölüyü bacağından sürümeye.
Yokuş aşağı, başı taşlara çarpıp gidiyor.
Millet peşinde.
Bir aralık ipi koptu.
Bağlandı yenisi.
İbret alınacak hal.
Halkı kızdırmaya gelmez.
Bir sabreder iki sabreder,
her ne ise.
Böylece dolaştı İzmit şehrini Ali Kemal.
Sonra
dedim ya
astlılar şu köprünün üstündeki dallara
ölüsünü.
Sonra ölüyü indirdiler
fakat gömleği mi, donu mu ne
iç çamaşırlarından bir şey
öteki dalda bir iki ay sallanıp durdu.
Sonra satıldı müzayedeyle saati filan,
çok sonra.
Ben birini bilirim
Tek çorabını hatıra diye beş liraya alan."
Nazım Hikmet

Memleketimden İnsan Manzaraları

alihoca
29-05-2006, 23:48
Acıyı Bal Eyledik


-Pir sultan ölür dirilir-

Bak şu bebelerin güzelliğine
Kaşı destan
Gözü destan
Elleri kan içinde

Kör olasın demiyorum
Kör olma da
Gör beni

Damda birlikte yatmışız
Öküzü hoşça tutmuşuz
Koyun değil şu dağlarda
San kendimizi gütmüşüz
Hor baktık mı karıncaya
Kırdık mı kanadını serçenin
Vurduk mu karacanın yavrulusunu
Ya nasıl kıyarız insana

Sen olmazsan öldürmek ne
Çürümek ne zindanlarda
Özlem ne, ayrılık ne
Yokluk ne, yoksulluk ne
İşşiz güçsüz dolanmak ne
Gün gün ile barışmalı
Kardeş kardeş duruşmalı

Koklaşmalı söyleşmeli
Korka korka yaşamak ne

Kahrolasın demiyorum
Kahrolma da
Gör beni

Kanadık toprak olduk
Çekildik bayrak olduk
Döküldük yaprak olduk
Geldik bugüne

Ekmeği bol eyledik
Acıyı bal eyledik
Sıratı yol eyledik
Geldik bugüne

Ekilir ekin geliriz
Ezilir un geliriz
Bir gider bin geliriz
Beni vurmak kurtuluş mu

Körolasın demiyorum
Kör olma da
Gör beni


Hasan Hüseyin Korkmazgil

Ramo
02-06-2006, 16:39
BU DERT BENİ ADAM EDER


Gece gündüz dolaşırım tenhalarda menhalarda

Benim annem güzel anem beni koyver

Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda yandım aman altıpatlar

Bu dert beni verem eder



Eğri büğrü bakar oldum boyunbağı takar oldum şaşkın oldum

sakar oldum

İkide bir yüreğimi dağa taşa diker oldum

Şunca yıl karanlıkta göz kırpmaktan bıkar oldum

Benim annem şeker annem gençlik elden gitti gider



Dama çıktım damdan düştüm kılıç kestim esrar içtim

Şahin oldum keloğlanın külahını kaptım kaçtım

Yâre ağlar güler uçtum yarı yolda yorgun düştüm

Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver



Gece gündüz düşünürüm tenhalarda menhalarda

Aman annem güzel anem beni koyver

Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda dağlar duman altıpatlar

Bu dert beni adam eder.



1963

Ataol BEHRAMOĞLU

Ramo
12-06-2006, 22:48
Gözünü yıldırmasın karakış,
Altında sağlama yatağın,
Hastanede sıran var.
Ne kaldı ki şurada,
Ekim, Kasım, derken Aralık
Sabrın tükenmezse eğer,
Heybelide'sin bahara doğru.
Bilirsin can boğazdan gelir,
Senin neyine şu bakır mangal,
Çıksın çadırcılara...
Bilmem işine yarar mı artık,
Şu duvardaki palto,
Yok işte çalışmaya dermanın!
Hele otursun şu barış yerine,
Sık dişini!
Her şey düzelecek yakında,
Her şey yoluna girecek;
Doktor kapına gelecek,
İlaçlar ayağına.
Bakma kesildiğine terkosun
Şerbet akacak çesmelerden!
Bu sicaga kar mı dayanır,
Dirilirsin bayrama varmadan,
Kalkarsın ayağa.
Sıtmalı kızının
Doya doya öpersin yanaklarını.
Biraz daha sabır, aslanım,
Biraz daha sabır!


Rıfat Ilgaz
İşlerin kötü gittiği bu günlerde çok zaman ihtiyaç duyduğumuz ses sabır.Rıfat ılgaz farkıylada bir başka

AnnE
14-06-2006, 09:43
Adam Gibi Adam Olmak


çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer


bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana


düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir
ne yıkıldım diye yerinir
ikisini de önem vermeyebilirsen eğer


söylediğin doğruyu ve gerçeği büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz ve
yeniden koyulabilirsen işe


döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın diline
baştan tutabilirsen yolunu


yüreğine, sinirine “dayan” diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktaya
sen dayanabilirsen tek başına


herkesle düşüp kalkıp yine de erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezsen de
dost da düşmanda incitemezse seni
ne küçümser nede büyültürsen çevreni


her saatin her dakikasına
emeğini katarsan alın terine
hakçasına bölüşürsen vicdanındaki adaleti
her şeyiyle dünya önüne serilir
korktuğun yerde el öpmez
hükümran olduğun yerde ezmezsen
oğlum adam oldun demektir
üstelik ADAM GİBİ BİR ADAM


Şiir: Rudyard KİPLİNG (1865-1936)
Şiir çeviri: Bülent ECEVİT

Master
21-06-2006, 02:02
Çok geç kalmışız canım
Vakit bu vakit değil
Eski radyolar gibi
Çatıya saklanmış aşk
Öyle sanmışız canım
Artık ölümsüz değil
Leylayla Mecnun gibi
Çoktan masal olmuş aşk
Lale devri çocuklarıyız biz
Zamanımız geçmiş
Aşk şarabından kimbilir en son
Hangi şanslı içmiş Ben derim utanma iftihar et
Sevmeyenler utansın
Aşksızlığa mahkum edildiysek
Bu dünya yansın

189

alihoca
22-06-2006, 21:05
Omuzbaşları

Ayakkabılarım yitmişti
Yeşil püsküllü.
Siz, yoktunuz o zaman

Susamlı simidi koluma takmak
Güzeldi.
Güzeli, ben öğreniyordum, siz anlatmamıştınız.

Buluttan devler yapmıştım kendime
Korkuyla.
Onu siz öğretmiştiniz, öcülerden.

Elma bahçesinde
Hırka parası.
Elmadan hırka olmazdı, farkındaysanız.

Yufka ekmeğin,
Çay içinde
Kaşıkla tutulamayacağını, bilmeliydiniz.

Göğre tırmandığımı, pembe samaşıkta
Görmemiştiniz.
Saklamıştım göğümü sizden.

Dizelerim aykırıydı sizce
Başkaldırı.
O zamanlar karıncaydım kedi ağzında.

Ben ağladığım zaman,
Nerdeydi omuzunuz,
Biri dayansın diyedir omuzbaşları.


Minciye AYTEKİN

buena vista
11-07-2006, 21:27
NE ARARSIN TANRI İLE ARAMDA
SEN KİMSİN Kİ ORUCUMU SORARSIN
HAKİKATEN GÖZÜN YOKSA HARAMDA
BAŞI AÇIĞA NEDEN TÜRBAN SORARSIN

RAKI, ŞARAP İÇİYORSAM SANA NE
YOKSA SANA BİR ZARARI İÇERİM
İKİMİZDE GELSEK KILDAN KÖPRÜYE
BEN DÜRÜSTSEM SARHOŞKENDE GEÇERİM

ESİR İKEN MÜMKÜNMÜDÜR İBADET
YATIP KALKIP ATATÜRK’E DUA ET
SENİN GİBİ DÜRZÜLERİN YÜZÜNDEN
DİNİNDEN DE SOĞUYACAK BU MİLLET

İŞGALDEKİ HALİ SAKIN UNUTMA
ATATÜRK’ E DİL UZATMA SEBEPSİZ
SEN ANANDAN YİNE ÇIKARDIN AMMA!
BABAN KİM OLURDU BİLEMEZDİN ŞEREFSİZ.


Neyzen Tevfik

Ramo
19-08-2006, 22:18
Ne güzel yaratmış seni yaradan
Esmesin sevdiğim yeller incidir
Güzelsin sevdiğim gülden goncadan
Uzanmasın sana eller incidir

Kirpiklerin oktur kaşın yay gibi
Gözlerin aklımı etti zay gibi
Cemalin güneşe benzer yüzün ay gibi
Değmesin zülüfler teller incidir

Neşet Ertaş

Ramo
19-08-2006, 22:21
Sakal seni güzel için taşırım
Ben seni kesemem kara sakalım
Nerde güzel görsem hafif kaşırım
Ben seni kesemem kara sakalım

Şıhlar gibi üç beş karı almadan
Softa gibi boşa namaz kılmadan
Muska yazıp üfürükçü olmadan
Ben seni kesemem kara sakalım

İHSANİ´yem sakal iki gözümsün
Elimde sermayem büyük kozumsun
Halkı kandırmaya bana lazımsın
Ben seni keseme kara sakalım



Kaynak Kişi Aşık İhsani

Ramo
30-08-2006, 13:28
Salkımsöğüt

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt,
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

Nazım Hikmet

Ramo
06-09-2006, 10:14
Ben olmayınca bu güller bu selviler yok,
Kızıl dudaklar mis kokulu şaraplar yok,
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok,
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.


Ömer Hayyam

buena vista
06-10-2006, 22:56
Bu zamanda az dostun olsun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hos bes edip geçmeli.
Can gözünü açinca görüyor ki insan
En büyük düsmaniymis en çok güvendigi.

Hayyam

Ramo
11-10-2006, 11:43
Ağlamak sığınmak değilse,nedir Anne.
Korkuları öfkeleri bir yana bırakıp,
Gözyaşına boğulmak kaçış değil mi anne.
Senden bir şey istediğimde hayır deme diye,
Başlardım sicim gibi göz yaşlarıyla ağlamaya,
Büyüdüm,ağladım ağladım...
Bir senmişsin göz yaşımı gören faydası yok be Anne.

Telefonda;karaciğerim yine sızlar,yarınım yok dedin
Gözlerim yine dolu dolu oldu yine sığındım ona anne

Şimdi çok uzaklarda,kahrı öfkeyi içtim,
Senin acılarına uzak olmayı seçtim,
Odam resimlerim sigaram,
Ben yine sigaranın dumanına sığınmayı seçtim.
Bu sığınmalar biter mi anne.
Sıcacık göğsüne sığınmalar nasıl unutulur anne...

Ramazan MADEN

Annem önemli bir rahatsızlık geçirdiğinde karalamıştım...

Master
27-10-2006, 00:23
ALLAHAISMARLADIK



Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,

Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...

Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın

Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!



Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı

Andırıyor ışıksız evinde pencereler.

Biraz yeşermek için beklesin artık kışı

Çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler.



Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,

Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:

Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,

Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.



Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,

Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.

Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,

Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.



Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü

Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.

Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:

Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.



Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,

Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.

Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın

Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

buena vista
05-11-2006, 09:45
BIREYLER

Biri,
ki daha cocuk o,
kiyiya yalniz gider, suya bakar

Biri de,
sirt cantasiyla ve sessizlikle
ve sessizligin sesleriyle
ve icindeki sessizlikle
ve kendi sesiyle yürür

Biri ise,
kitaplarla kendi basina kalir
ve sonra onlardaki issizlikla,
kendisiyle onlari doldurarak,
kendi birlesen, kendi razi olmayan

Bireyler,
onlari artik hicbir kolektif yaygara
tuzaga düsüremez.

Ekaterina Yosifova
Ceviren:Hüseyin Mevsim

buena vista
06-11-2006, 17:50
Pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu

yaşını sordum bir giz gibi güldü

kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz

yüzüne baktım bir giz gibi güldü

bir asa vardı elinde

bir solmuş kırallığın

kadifeden harmanisi üzerinde

bir hititliydi o bir Selçukluydu

bir ermeniydi bir kürttü

bir türk

yaşını sordum bir giz gibi güldü

koluma girdi bir soylu kadınca

tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini

beni tek gözlü sarayına götürdü

köy yapısı kulübesinin

Zamanı onda yitirdim ben

Yitik zamanlara onda eriştim

en soylu yoksulluğun

toprak döşeli sarayında

bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim (1969)

B.ECEVIT

Ramo
14-11-2006, 23:35
Ey oğul ; Sözümü yabana atma
Hakkım helâl etmem kem olacaksan
Kurt gibi cesur ol, tilkiyle yatma
Yaşama çakala yem olacaksan !..

Nefretten uzak dur, sevgiyi savun
Gönül dostlarıyla dost isen övün
Yâren ile bir çay içersen sevin
Bardağında şeker, dem olacaksan…

Dimdik durmalı hep yürek sütunun
Kölesi olmak yok rezil batının
Köroğlu olmazsan o kır atının
Gurur duy ağzında gem olacaksan !..

Düşmanı uğratma sakın yurduna
Hayır eyle, dönüp bakma ardına
El uzat tüm gariplerin derdine
Kanayan yaraya em olacaksan…

Mevlana’yı tanı, insan ayırma
Haksız olan baban olsa kayırma
Komşun aç yatarken karnın doyurma
Yunus ol âlemle cem olacaksan

Kıymetini bilip her nefesinin
Peşinden koşma hiç boş hevesinin
Seril, âlemlerin efendisinin
Ayağına değen kum olacaksan !..

Namerde çatılsın sadece kaşın
Sözünü demeden bir tart, bin düşün
Firavunu boğan suyla ateşin
Sönsün hainlere mum olacaksan

Uyanık ol, koyun gibi sağılma
Haktan gayrısına sakın eğilme
Sevda mermisiyle vurul, dağılma
Parçandan vazgeçme, tüm olacaksan !..

Haram katma ekmeğine, aşına
Sahip çık işine bir de eşine
Zalime taç olma, gelin başına
Şerefinle duvak, sim olacaksan !..

İstersen çöpçü ol, istersen vali
Elinden düşmesin sevginin gülü
Aldırma lakabın olsa da deli
Adam gibi ol her kim olacaksan !..

Kadir GÜVEN

Ramo
06-12-2006, 15:16
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan,
su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş...

buena vista
14-12-2006, 22:29
YASIM ILERLEDIKCE

Yasim ilerledikçe daha iyi anliyorum
Ne büyük nimet oldugunu ah ey güzel gün
Bos yere üzülmekte mana yok, anliyorum
Kadrini bilmek lazim artik her açan gülün
Sükretmek türküsüne daldaki her bülbülün
Yanmak da olsa artik ask ile yasiyorum..

Cahit SITKI

flz
16-01-2007, 09:17
etrafındakiler ne yapacaklarını şaşırıp,
seni kabahatli buldukları zaman, sen kendine hakim olabiliyorsan;
herkes senden şüphe ettiği vakit, sen kendine itimat edebiliyor
ve onların şüphesini de hoş görüyorsan;
bekleyebiliyor ve beklemekten usanmıyorsan;
veya iftiraya ugradığında sen de iftiraya başvurmuyorsan
ve fazla iyi görünmüyor, fazla da feraset taslamıyorsan;

hayal edebiliyor ve hayallerine köle olmuyorsan;
düşünebiliyor ve düşünceyi gaye edinmiyorsan;
zafer ile bozgun u sogukkanlılıkla karşılayabiliyor
ve bu iki yalancıyı müsavi tutabiliyorsan;
dogru sözlerin sersemleri tuzaga düşürmek için,
düzenbazlar tarafından tahrif edilmesine dayanabiliyorsan;
veya ömrünü verdiğin herşeyin yıkıldığını görüp,
egilerek yıpranmıs aletlerle onları yeniden kurabiliyorsan;

bütün kazandıklarını biraraya toplayıp,
hepsini bir kader oyununun kucağına atabiliyorsan,
ve kaybedip basladıgın yere dönebiliyor;
ve kaybının lafını bile etmiyorsan;
vazifeni yapmak için kalbine ve sinirlerinin her teline,
kudretleri tükendikten sonra dahi, yeniden kuvvet verebiliyorsan
ve içinde DAYAN diyen azminden başka hersey
bittigi halde sen dayanmakta devam edebiliyorsan;

kalabalıkla kaynasıp faziletini muhafaza edebiliyor,
veya hükümdarlarla gezip mahviyetini kaybetmiyorsan,
dusmanında dostunda seni kıramıyorsa
ve sen de herkese itibar ediyor, fakat kimseye asırı kıymet vermiyorsan;
aman vermiyen her dakikayı degerlendirebiliyor
ve onu altmıs saniyelik ömür ile doldurabiliyorsan,
işte o vakit, bu dunya, herseyi ile birlikte senindir;
ve daha muhimi; sen o vakit, insansın evladım.

Rudyard Kipling

buena vista
27-01-2007, 16:03
Bekledim, bunca yıl
gençliğimi
misafir olasın diye ömrüme

Adaşım idi mehtap
yoldaşım, adın gibi serap

İhtiyar çağımda şimdi
hangi bahtiyar iklime
misafir edeyim seni?

Refik Durbas

meraklı
29-01-2007, 11:33
(..):

Gitti gidiyor bakakaldık
Avuçlarımız gökkubbeye açık bıraktık
Haysiyet, gurur ve aşka takılı kaldık
Be hey dostlar hala ayaktayız

Elimizdekileri tutamadık
Sevgiyi yoğuramadık
Kapris ve istekleri sonlandıramadık
Be hey dostlar hala ayakta kaldık

Hayatı tekelimize aldık sandık
Parayı köpeğimiz sandık
Hayallerimizi bıraktık
Be hey dostlar hala ayaktayız

A.L.

dentist
31-01-2007, 13:47
yıllar öncesinde..
bir bayram sabahı babam;
hadi dedi evlat
hadi hazırlan
gidiyoruz anneni görmeye
...
içimde ister istemez
tarifsiz bir heyecan..
annemi mi..!,
demiştim o zaman annemi mi..
hafif bir gülümsemeyle
evet demişti babam
evet anneni..
...

annem..,
hiç görmemiştim annemi
daha küçücük bir çocukken ben
soğuk bir kış gecesi
bırakarak öylece bizi
ayrılmış aramızdan..
...
hiç tanıyamamıştım
hiç görememiştim onu bu yüzden
annem hakkında bildiklerim
bir babamın anlattıkları
birde,
baş ucumdaki eski siyah beyaz fotoğrafa
sığmayan güzelliği kadardı yalnızca..
...
sorardım annemi
anlatırdı gözleri dolarak babam
annen..
diye başlar
önce biraz susar
sonra devam ederdi anlatmaya..
anlatırken,
gözlerinde bazen bir kaç damlaya yaş
bazen yüzünde,
sanki o anı yeniden yaşıyormuşçasına
buruk bir gülümseme..
...
ne kadar iyi bir insan
ne kadar güzel bir eş olduğundan
sonra gözlerinden,
gülüşünden bahsederdi
gökyüzüne yıldızlar nasıl yakışıyorsa
annene de gülümsemek
öyle yakışıyordu derdi
...
ve sonra nasıl tanıştıklarını
nasıl evlendiklerini
doğduğum zaman yasadıkları heyecanı
yine yüzündeki o tebessümle anlatır
ben basımı babamın omzuna yaslar,
kapatarak gözlerimi dinlerdim
dinlerken öylece kendimden geçerdim..
...
fakat babam,
saçlarını bir gecede ağrıtan
o soğuk kış gecesinden hiç bahsetmezdi
annemin bizden ayrıldığı o günü sorardım
ayrılık derdi,
ayrılık yok bizde
bak bu yüzden sakın üzülme
bir gün,
ama mutlaka bir gün
ikimizde kavuşacağız annene..
...
annem..,
evet,
annemi görecektim sonunda
atlayacaktım kucağına
doyasıya sarılacaktım..
bakmaya doyamadığım o yanaklarından
öpecektim defalarca..

ve artık,
diğer çocuklar anne anne!!
diye seslendiklerinde
hani yani,
düşüpte bir yerlerini incittiklerinde
yada sokaktan gecen helvacıyı görüp de,
canları çektiğinde
sızlamayacaktı bir yanım,
belki de bundan sonra
...
ve belki de
evet belki de
bende bundan sonra kayıpta düştüğümde
kanayan..
sızlayan..
yalnızca diz kapağım olacaktı sadece..
...
duvardaki Kur-an'ıda alarak yola koyulduk
epey bir zaman yürüdükten sonra
her tarafı dimdik taşlarla kaplı bir yerin- önünde durduk
içerisine girip tekrar biraz daha yürüdükten- sonra
elleriyle taşların arasında bir yeri göstererek- babam;
işte dedi evlat
işte bak şurada yatıyor annen..
...
üstü mor menekşelerle kaplı bir mezar..
önünde benim boyum kadar bembeyaz bir taş
üstünde annemin o güzel adı kazınmış..
...
işte o zaman anlamıştım
annemin neden hiç geri dönmediğini
beni böyle öksüz
babamı böyle çaresiz
niye öylece geride bıraktığını..
...
anneme doyasıya sarılamamıştım
atlayamamıştım kucağına ama,
anlamıştım artık her şeyi..
...
dalıp gitmişken türlü türlü düşüncelere
babam,
hadi diz çok dedi evlat
diz çöktüm usulca
çıkararak kılıfından Kur-an'ı
başladı her akşam okuduğu yasini
o güzel sesiyle ağır ağır okumaya
bitirdikten sonra,
açarak ellerini gökyüzüne
başta Peygamberimizin(a.s.m.)
sonra bütün geçmişlerimizin
ve annemin ruhuna etti hediye

sonra,
yanaklarımdan sızan damlaları silerek usulca
evlat dedi üzülme,
şu gördüğün cennete açılan bir kapı
bir geçit sadece
bir gün demiştimya hani sana
bir gün inşallah
gidiceğiz bizde annenin yanına..
...
biliyordum
tüm kalbimle inanıyordum babamın dediği her şeye..
...
sonra istemesem de ayrıldık annemin yanından
başım ister istemez hep geriye dönük,
ağır ağır evini yolunu tutarken
hafiften bir yağmur başlamıştı..
yanaklarımdan sızan damlalara karışarak,
toprağı ıslatmaya başladığı zaman
evet işte o zaman farkına varmıştım;

her yağmur sonrası,
annem kokuyormuş meğer
meğer açan her bir çiçek
bu yüzdenmiş bu kadar güzel
...
(aslan güler)

flz
04-02-2007, 00:14
Caddeden sokaklara doğru sesler elendi,
Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi.
Bir kömür dumanıyle tütsülendi akşamlar,
Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar...
Son yolcunun gömüldü yolda son adımları,
Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları.
Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda:
Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda,
Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye,
Yollarını bekledim görüneceksin diye.
Senin için kandiller tutuştu kendisinden,
Resmine sürme çektim kandillerin isinden.
Saksıda incilendi yapraklar senin için,
Söylendi gelmez diye uzaklar senin için...
Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle,
Saatler son gecemin geçti cenazesiyle,
Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü,
Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

hazan
07-02-2007, 00:02
Donulmez aksamin ufkundayiz, vakit cok gec;

Bu son fasildir ey omrum, nasil gecersen gec.

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,

Avunmak istemeyiz oyle bir teselliyle.

Genis kanatlari boslukta simsiyah acilan

Ve arkasindan gunes dogmayan buyuk kapidan

Gecince baslayacak bitmeyen sukunlu gece.

Gruba karsi bu son bahcelerde, keyfince,

Ya sevk icinde harab ol, ya ask icinde gonul.

Ya lale acmalidir gogsumuzde yahut gul.

Yahya Kemal

darius
10-02-2007, 04:17
SESSİZ GEMİ



Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,

Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli.

Bîçâre gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

...

flz
12-02-2007, 02:30
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın,
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın.

Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın.
Mavi bir gökyüzümüz olsun, kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın.
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

1947
Cahit Külebi

Master
19-02-2007, 09:32
TÜRKÜLER DOLUSU

Kirazın derisinin altında kiraz

Narın içinde nar

Benim yüreğimde boylu boyunca

Memleketim var

Canıma ciğerime dek işlemiş

canıma ciğerime



Şairim,

Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası

Ayak sesinden tanırım

Ne zaman bir köy türküsü duysam

Şairliğimden utanırım


Şairim

Şiirin gerçeğini köy türkülerinde bulmuşum

Türkülerle yunmuş,yıkanmış dilim

Onlarla ağlamış onlarla gülmüşüm



Hey hey yine de hey hey

Salınsın türküler bir uçtan bir uca

Evelalah hepsinde varım

Onlar kadar sahici

Onlar kadar gerçek

İnsancasına erkekcesine

Bana bir bardak su dercesine

Bir türkü söylemeden gidersem, yanarım



Ah bu türküler

Türkülerimiz

Ana sütü gibi candan

Ana sütü gibi temiz



Türkülerde tüter dağ dağ ,yayla yayla

Köyümüz, köylümüz, memleketimiz

Ah bu türküler, köy türküleri

Dilimizin tuzu biberi

flz
20-02-2007, 08:31
BOŞVER BE YAŞI BAŞI!


gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?

koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.

Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.

yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.

akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...

Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.

Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.

Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...

yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

Can Yücel

buena vista
23-02-2007, 21:34
Felek dogruyu egriyi tartaydi,
Her isine güzel demek kolaydi.
Böyle mi yasardi iyiler dünyada,
Evrenin özü dogruluk olaydi ?

HAYYAM

flz
04-03-2007, 18:30
Birisi

Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda

Nahit Ulvi Akgün

meraklı
04-03-2007, 22:29
Ben seni seviyorum
Sen gezmeyi
Senin hep gittiğin yere
Ben hiç gidemiyorum

Öylece durmayı seviyorum ben
Durup ardından bakmayı
Sen gitmeyi seviyorsun
Hem de ardına bakmadan

Yaprak seviyorum ben yaprak
Kuru yaş ayırmadan
Sen ezmeyi seviyorsun
Neye bastığına bakmadan...

CAN YÜCEL

Lizzy
05-03-2007, 14:02
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında.
Yekpare geniş bir an'ın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sukutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen,
İçim muradına ermiş
Abasız,postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık.
Olmuş dünya sezmekteyim.
Mavi,masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.

AHMET HAMDİ TANPINAR

buena vista
10-03-2007, 20:53
KADIN
Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir. Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır.

N.Hikmet

Lizzy
14-03-2007, 19:07
SEVGİ ÜSTÜNE

Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
Kitaplara göre insan,
Karanlıkta üstüne bin mumluk lamba tutulmuş,
Gözleri,yüreği kamaşmış insandır...
Aptaldır,hastadır,kahramandır.
Bütün kitapları yakmalı;
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler?
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar.
Bir tek meyve veren dalı keserler.

İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı,
Esti mi rüzgar,bir değil milyonlar için esmeli
Bir tek meyve veren dalı kesmeli...
İnsan dediğin derya misali
Üstünde milyonlarca dalga
İçinde kıyametler kopmalı.
İnsan dediğin derya misali
Uçsuz bucaksız olmalı...

Gel çıkalım sevgilim gel,
Gel kurtaralım birler hanesinden.
Çekelim gidelim bir uçtan bir uca
Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar.
Sevelim,sevelim,sevelim,
Sevebileceğimiz kadar...

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Master
15-03-2007, 17:24
Yavaş yavaş ölürler

Seyahat etmeyenler.

Yavaş yavaş ölürler

Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,

Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Alışkanlıklarına esir olanlar,

Her gün aynı yolları yürüyenler,

Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,

Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,

Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Heyecanlardan kaçınanlar,

Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı

görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,

Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,

Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına

çıkmamış olanlar



Pablo Neruda

flz
24-03-2007, 01:00
TANRI BABA

Tanrı Baba, bir sabah uyanınca,
Biz insanları düşündü nasılsa,
Gitti pencereye: "Kim bilir, dedi;
Belki o gezegen yok oldu gitti.
Ama baktı, uzakta, çok uzakta,
Bir köşecikte fır dönüyor dünya.
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı,
Alsın vallahi bir şey anlıyorsam
Bu dünyalıların tutumlarından.

Ey benim minnacık yaratıklarım,
Ak ve kara, donuk ve yanıklarım,
Dedi Tanrı, en babacan haliyle;
Sizi ben yönetiyormuşum sözde.
Oysa, görüyorsunuz, Allah'a şükür,
Benim de sürüyle bakanlarım var,
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı,
Alsın vallahi, çocuklar, bu bakanları
İkişer üçer atmazsam kapı dışarı.

Boşuna mı kızlar verdim, şarap verdim size?
Güzel güzel yaşayasınız diye.
Nasıl olur da siz benim inadıma
Orduların Tanrısı dersiniz bana?
Ne yüzle adımı alıp dilinize
Top atarsınız birbirinize?
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;
Alsın vallahi, çocuklar, bir tek
Orduyu kumanda ettiysem bugüne dek.

Şu süslü püslü zibidilerin işi ne
Yaldızlı tahtlar üstünde?
Nedir o kasılmaları, böbürlenmeleri?
Beslediğimiz bu karınca beyleri
Sözden benden kutsal haklar almışlar
Benim inayetimle kral olmuşlar
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;
Alsın vallahi, benden geldiyse eğer
Sizleri böyle kötü yönetenler.

Hiç bana kızmayın artık, çocuklar;
Temiz yürekli olun, bana yeter.
Sevişin, güle oynaya yaşayın,
Sizi yakar makarım diye korkmayın
Kralına da, yobazına da basın kalayı...
Ama keselim, Allahaısmarladık
Curnalcılar duyarsa yandık
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı
Alsın vallahi, o yüzsüz herifleri
Sokarsam kapımdan içeri.



Pierre-Jean de Béranger

Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu

Lizzy
24-03-2007, 12:59
(Okumaya doymak istemediğim şiirlerden biri...)


ÇOCUKLUĞUM

Affan Dede'ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne adım var ne yaşım,
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbirşey sorulmasın benden,
Haberim yok olan bitenden.

Bu bahar havası,bu bahçe
Havuzda su şırılşırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

Cahit Sıtkı Tarancı

buena vista
29-03-2007, 20:09
Yildizlari süpürürsün, farkinda olmadan,
Günes kucagindadir, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Cigerinde kuruludur orkestra, duymazsin.
Koca bir sevdadir yasamakta oldugun, anlamazsin.
Uçar gider, kossan da tutamazsin…

W. Shakespeare

meraklı
31-03-2007, 23:12
Basma bu eşikte benim kalbim var,
Kalbim ki bir uzak hayale ağlar

Kıskanç bir büyüdür bana uzletim
Zâlim arzularla tutuşan etim,

Her akşam bir çarmıh olur ruhuma
Ben de bilmem nasıl diner bu humma;
Saatler işkence, günler cellâdım,

Ne ben yanlızlığa bir lâhza kandım.
Ne de yalnızlığım benden usandı.

Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,
Yabanî otlarla örtüldü duvar;

Mermer havuzlarda köpüren sular
Kâh bir ayna oldu kamaşan güne,

Kâh bağrım açıldı bütün hüznüne
Ufukları sarsan geniş rüzgârın

Benden sor sırrını bu boş yolların
Benden sor ve benden dinle akşamı


A.H.TANPINAR

buena vista
03-04-2007, 19:37
GELDIGIMDE

Geldigimde notun duruyordu masanin üstünde
Sekizde yatmistin
Saatime baktim sekizi bes geçiyor
O gün anladim bu iliskinin yazgisini
Takvim tutmazligi
Aramizda düsman gibi duran zamani
O gün anladim
Senin bana erken
Benim sana geç kaldigimi

Murathan MUNGAN

Lizzy
04-04-2007, 20:01
İçimde bir merak,
Öyle bir merak ki...
Ölümümden bir ay sonra
bir güncük yaşamak
ve
dostu,düşmanı
suçüstü yakalamak.

Aziz Nesin

Lizzy
05-04-2007, 19:21
Atatürk'ün bir sözü vardı
Yediveren bir gül gibi açardı.

Atatürk'ün bir atı vardı
Etilerden beri yaşardı.

Atatürk'ün bir resmi vardı
Buğday tarlası gibi ağardı

Atatürk'ün bir saati vardı
Durmadı...

Melih Cevdet Anday

buena vista
06-04-2007, 00:15
DOSTLUK

Biz haber etmeden haberimizi alirsin,
yedi yillik yoldan kus kanadiyla gelirsin.Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sirrini bilirsin.
Namuslu bir kitap gibi güler,
alnimizin terini silersin.
O gider, bu gider, su gider, dostluk,
sen yani basimizda kalirsin.

N.Hikmet

Lizzy
06-04-2007, 17:36
BU BİZİMKİ

Yıkıcı bir aşk bu,
yıkıyor milletin ortasına tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,
ekmeği,suyu bölüyor günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,
sizin eve hırsız girer,onunkine polis.

Yasadışı bir aşk,
evlenmeyi hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,
en sıradan ezgilerden sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice'inkine fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,
samanlık sevişenin diyor,başka şey demiyor.

CEMAL SÜREYA

AnnE
08-04-2007, 23:25
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.

Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.


ATTİLA İLHAN

buena vista
09-04-2007, 22:08
En uzak mesafe ne Afrika`dir
Ne Cin, ne Hindistan,
ne seyyareler
ne de yildizlar geceleri isildayan…
En uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir
Birbirini tanimayan..

CAN YÜCEL

meraklı
09-04-2007, 22:56
Hasret tende, istek gönülde
Keder dediğin ne ki, sana bana yapışmış bir deli...
Ruhunu okşa ,asanı sakla ve yaşa
Ama ölümüne ama dirisine
pıt pıtır pıtır....yapraklar başlarını eğer...
Damlaların ağırlığında, dallar isyanla eğilip bükülür
Rehavet sarar ortalığı, keskince serinlikte
Toprak sanki göğe kavusur....
ve tüm hayat toprakta akmaya başlar bulutlara
Ama bi biz yerdeyiz hala ittirdiğimin dünyasında
Dönülmez geri akşam vakti
El olursun ey güzel, ben den ırak el..

Yılduzlar parlayan da gecede,
Geri kalan kamerin nevinde
Elvida demekden gayri geri
Aşka olmuş her bade bir zehir.
Meyin de yokki tadı,
Hayallenmenin günü değil.

Her baharda doğar bir can -toprak verir o canı..
Ben yaşarım kara kışları
Yoksun ay balam ...gittin gideli
Yıldızları toplarım her gece,
Gündüzüme ısık olsun diye.
Can bedenden cıktı beden canı bırakmadı
Ay balam efkarım doldu gittin gideli.

Sen olsan da bir elversen ,
Gönlüme ateş çalsan,
Yadıma yatsan tenini alsam.
Gül yüzünde bir gam hancerim oldu,
Parçalandı dane dane ilmim,
Günlerim hep hazan oldu.

Seherin yeli kuru kalır,
Ey ala gözlüm gelmese yadıma
Bilki bedendeki can,
Sen olmazan hiç kalır....

Gök kubbede bir deli kara bulut oldum,
Yana yana süzülürüm,
bilki nerde bir aşk ola
Ben orda çağlarım gümbür gümbür...

Dereler bir deli çavlan,
Akarlar maviliğin duruluğunda,
Çakıllar bile hafif kalır
Bir kadeh mey dolusunda...........


A.L.


Not: imla hatalarını ve uyumsuzluğu es geçerseniz ...:p

Lizzy
12-04-2007, 18:34
Afrika

Afrika dediğin bir garip kıta
El bilir,alem bilir
Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz'in
Hala eskisi gibi çizilir
Haritalarda...

Cemal Süreya

Lizzy
12-04-2007, 18:47
Görülmüştür

Ne yak
mektubun ucunu,
ne sevgini
sayfalar dolusu dile getir...

Zarfı kapatırken yalnız,
kuytu dudaklarını
çokça değdir...

SUNAY AKIN

Lizzy
12-04-2007, 18:53
Sivas

Bir yobaz yangınında
Sivas'ı döküldü Türkiye'nin,
hiç onarılmayacak...
O zamandan beri
Dünyanın otuz yedi yıldızlı
tek otelidir
Madımak...

VEDAT ÖZDEMİROĞLU(Leman dergisi)

flz
19-04-2007, 15:06
BİR OĞLUM OLACAK ADI TEMMUZ

Bir oğlum olacak, adı temmuz
uykusuz
korkusuz beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter

bir oğlum olacak, adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlıyacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlıyacak

bir oğlum olacak, adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun
ne kutup şafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
temmuz gibi uçsuzbucaksız

bir oğlum olacak, adı temmuz
dilinde en güzel sesi türkçemin
kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
vivaldi’yi dinler gibi okuyup anlıyacak
ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şeftalisine
ay’dan kendi sesini dinliyecek
vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle
….
anamın aksütü gibi biliyorum ki
doyumsuz günlere doğacak temmuz
doyumsuz günler görecek
hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi
hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça
beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz
ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler gibi günler

ama mutlaka!

karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlıyacak
ben direndim yorulmadım
o yorulup yıkılmayacak.


Hasan Hüseyin

buena vista
21-04-2007, 22:06
Urfa`nin etrafi dumanli daglar
Cigerim yaniyor aney gözlerim aglar
Benim zalim derdim cihani yakar

Gezme ceylan bu daglarda seni avlarlar
Anandan babandan yardan ayri koyarlar

Urfa daglarinda gezer bir ceylan
Yavrusunu kaybetmis agliyor yaman
Yarimin derdine bulamadim derman

Gezme ceylan bu daglarda seni avlarlar
Anandan babandan yardan ayri koyarlar

Ceylan senin gibi yüregim yara
Cihanda derdime aney bulmadim çare
Bir yavru kaybettim gözleri kara

Gezme ceylan bu daglarda seni avlarlar
Anandan babandan yardan ayri koyarlar

Anonim mi?

alihoca
22-04-2007, 16:09
Ve bir genç, şöyle dedi:

"Bize arkadaşlıktan bahset."

Ve o cevap verdi:
"Arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir.
O, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır.

O sizin sofranız ve ocakbaşınızdır.
Çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız.

Arkadaşınız sizinle içinden geldiği gibi konuştuğunda,
ne 'hayır' demek zor gelir, ne de 'evet' demekten çekinirsiniz.

Ve o sessiz kaldığında, kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir.
Çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca, tüm düşünceler, tüm arzular
ve beklentiler, gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar.

Arkadaşınızdan ayrıldığınızda ise yas tutmazsınız;
Çünkü onun en sevdiğiniz yanı, yokluğunda
daha bir berraklık kazanır, tıpkı bir dağın,
dağcıya, ovadan daha net görünmesi gibi...

Ve arkadaşlığınızda, ruhsal derinlik
kazanmaktan başka bir amaç gütmeyin.

Çünkü, salt kendi gizemini açığa vurmak peşinde
olan sevgi, sevgi değil, savrulmuş bir ağdır
ve sadece yararsız olan yakalanır.

Ve arkadaşınıza, kendinizi olduğunuz gibi sunun.
Eğer dalgalarınızın cezrini bilecekse,
meddini de bilmesine izin verin.

Çünkü salt zaman öldürmek için bir arkadaş
aramanızın anlamı olabilir mi?
Onu, zamanı yaşatmak için arayın.

Çünkü o gereksiniminizi karşılamak içindir,
boşluğunuzu doldurmak için değil.

Ve arkadaşlığın hoşluğunda,
kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun.
Çünkü küçük şeylerin şebneminde,
yürek sabahını bulur ve tazelenir."

Halil CİBRAN

meraklı
22-04-2007, 16:11
Sarı Saçlarına Deli Gönlümü,
Bağlamışım Çözülmüyor Mihriban (Mihriban)
Ayrılıktan Zor Belleme Ölümü (Ölümü),
Görmeyince Sezilmiyor Mihriban Sevdiğim (Mihriban).

Yar Deyince Kalem Elden Düşüyor,
Gözlerim Görmüyor Aklim Şaşıyor (Şaşıyor).
LambadaTitreyen Alev Üşüyor (Üşüyor),
Aşk Kâğıda Yazılmıyor Mihriban Sevdiğim (Mihriban).

Tabiplerde İlaç Yoktur Yarama,
Aşk Deyince Ötesini Arama (Arama)
Her Nesnenin Bir Bitimi Var Ama Var Ama.
Aşka Hudut Çizilmiyor Mihriban Sevdiğim (Mihriban).


Söz:Abdurrahim Karakoç

alihoca
22-04-2007, 16:30
BAŞLANGIÇ
ONLAR

Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.
Onlar ki uyup hainin iğvâsına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.
Demir,
kömür
ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman.
En bilgin aynalara
en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için :
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.

BİRİNCİ BAP

YIL 1918-1919
ve
KARAYILAN HİKÂYESİ


Ateşi ve ihaneti gördük
ve yanan gözlerimizle durduk
bu dünyanın üzerinde.
İstanbul 918 Teşrinlerinde,
İzmir 919 Mayısında
ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar :
Mayıs ortalarından
Haziran ortalarına kadar
yani tütün kırma mevsimi,
yani, arpalar biçilip
buğdaya başlanırken
yuvarlandılar...
Adana,
Antep,
Urfa,
Maraş :
düşmüş
dövüşüyordu...
Ateşi ve ihaneti gördük.
Ve kanlı bankerler pazarında
memleketi Alaman'a satanlar,
yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar
düştüler can kaygusuna
ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından
karanlığa karışarak basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,
iki kat soyulmamak için.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Murat nehri, Canik dağları ve Fırat,
Yeşilırmak, Kızılırmak,
Gültepe, Tilbeşar Ovası,
gördü uzun dişli İngiliz'i.
Ve Aksu'yla Köpsu,
Karagöl'le Söğüt Gölü
ve gümüş basamaklı türbesinde yatan
büyük, âşık ölü,
şapkası horoz tüylü İtalyan'ı gördü.
Ve Çukurova,
kıyasıya düzlük,
uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyasıya
ve Seyhan ve Ceyhan
ve kara gözlü Yürük kızı,
gördü mavi üniformalı Fransız'ı.
Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.
Eşraf ve âyân ve mütehayyizânın çoğu
ve ağalar :
Bağdasar Ağa'dan
Kellesi Büyük Mehmet Ağa'ya kadar,
düşmanla birlik oldular.
Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp, götürüp,
gelinlerin ırzına geçip,
çocukları öldürüp
ve istiklâli yakıp yıktıkça düşman,
dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan
ve çığ gibi çoğaldı çeteler
ve köylülerden paşalar görüldü,
kara donlu köylülerden.
Ve bizim tarafa geçenler oldu
Tunuslu ve Hindli kölelerden.
Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,
kısık gözleri,
seyrek sakalı,
hafif makinalı tüfeğiyle
dağlarda bir başına dolaştı.
Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşamüstü
ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,
ne zaman sıkışsa bizimkiler,
peyda oluverdi, yerden biter gibi o
ve ateş etti
ve düşmanı dağıttı
ve kayboldu dağlarda yine.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Dayandık,
dayandık her yanda,
dayandık İzmir'de, Aydın'da,
Adana'da dayandık,
dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te.
Antepliler silâhşor olur,
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard ayağından vururlar
ve arap kısrağının üstünde
taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler silâhşor olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
Antep köylüklerinde ırgattı.
Belki rahatsızdı, belki rahattı,
bunu düşünmeğe vakit bırakmıyordular,
yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Yiğitlik atla, silâhla, toprakla olur,
onun atı, silâhı, toprağı yoktu.
Boynu yine böyle çöp gibi ince
ve böyle kocaman kafalıydı
Karayılan
Karayılan olmazdan önce.
Düşman Antep'e girince
Antepliler onu
korkusunu saklayan
bir fıstık ağacından
alıp indirdiler.
Altına bir at çekip
eline bir mavzer
verdiler.
Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda
yeşil kertenkeleler.
Sıcak bulutlar dolaşır havada
ileri geri...
Düşman tutmuştu tepeleri,
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada
sıkışmışlardı.
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu tepeleri.
Akan : Antep'in kanıydı.
Düz ovada bir gül fidanıydı
Karayılan'ın
Karayılan olmazdan önceki siperi.
Bu fidan öyle küçük,
korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun,
namlıya tek fişek sürmeden
yatıyordu yüzükoyun.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler silâhşor olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Fakat düşmanın topu vardı.
Ve ne çare, kader,
düz ovayı Antepliler
düşmana bırakacaklardı.
«Karayılan» olmazdan önce
umurunda